Ana Sayfa Blog Sayfa 211

Wan’da çıkan yangında onlarca iş yeri yandı

Van Gölü Yem ve Samancılar Temin ve Tevzi Kooperatifi’nde bilinmeyen nedenle çıkan yangında birçok iş yeri kül oldu

Van Gölü Yem ve Samancılar Temin ve Tevzi Kooperatifi’nde bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Yangın kısa bir sürede 30’a yakın iş yerini küle çevirdi. Saman balyalarının depolama alanı olarak kullanılan iş yerlerinde başlayan yangın rüzgarın etkisi ile hızla büyüdü.

İtfaiye ekiplerinin müdahalelerine rağmen yangın hala söndürülemezken, 30’a yakın iş yeri kullanılamaz hale geldi.

WAN

#Wanda #çıkan #yangında #onlarca #iş #yeri #yandı

Saadet Partisi ve Gelecek Partisi grup kurma konusunda anlaştı

Saadet Partisi ve Gelecek Partisi, parlamentoda grup kurma konusunda anlaştı, partilerin genel başkanları yarın açıklama yapacak

Meclis’e Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listelerinden giren Gelecek Partisi ve Saadet Partisi, parlamentoda grup kurma konusunda anlaşmaya vardı.

Yapılan açıklamada, “Saadet Partisi ve Gelecek Partisi arasındaki TBMM Grup kurma görüşmeleri nihayete ermiştir. Konu hakkında Saadet Partisi Genel Başkanı Sn Temel Karamollaoğlu ile Gelecek Partisi Genel Başkanı Sn Ahmet Davutoğlu, yarın saat 13:00’de, Gelecek Partisi Genel Merkez binasında açıklamalarda bulunacaktır” ifadelerine yer verildi.

HABER MERKEZİ

#Saadet #Partisi #Gelecek #Partisi #grup #kurma #konusunda #anlaştı

Dersim bu kez GES işgaline açılıyor

Baraj ve madenlerle sermaye kuşatması altına alınan Dersim coğrafyasının doğal yaşamı bu kez GES tarlaları ile işgale hazırlanıyor. Çemişgezek’te 274 hektarlık alan güneş panelleriyle kapatılacak

Yusuf Gürsucu

Tarım arazilerini ve meraları yok ederek oluşturulan güneş tarlalarının ekolojik yaşama ve tarıma büyük zararlar verdiği bilinirken, “enerji ihtiyacı var” ve temiz enerji iddilarıyla desteklenmeye devam ederken, Kürt coğrafyası baraj, HES, maden vb. girişimlerin ardından GES’lerle işgali genişleyerek sürüyor. Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları T.A.Ş. tarafından Dersim’in Çemişgezek ilçesi sınırları içinde 274 hektarlık vasıflı tarım arazisi üzerine 235,4 MW kurulu gücünde Erdemir Güneş Enerji Santrali (GES) kurulma çalışması yapıldığı duyuruldu. Santralde 550 W gücünde 563 bin 652 adet panel kurulacak. Santralde yılda yaklaşık 388 milyon kWh elektrik enerjisi üretileceği ve üretilen elektriğin Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları T.A.Ş’in elektrik tüketimi ile mahsuplaşılacağı belirtiliyor.
OYAK’ın sahibi olduğu Ataer Holding’in Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde 2006’da özelleştirme yoluyla aldığı Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları için Dersim coğrafyasında tarım arazisi işgal edilebilmesi iktidarın ve sermayenin Kürt coğrafyasına bakışını özetliyor. En temel gıda ihtiyaçlarını bile ithalata bağlayan iktidarın tarım arazileri ve meralar üzerine enerji santrallerine izin vermesi, tarım arazilerini imara açması ve ortaya koyduğu ithalat politikaları ülkeyi içinden çıkılamaz boyutta hem ekolojik hem ekonomik hem de büyük bi gıda krizinin içine sürükledi. Türkiye’de AKP iktidarının sermayeye sınırsız hizmet edebilen bir özelliğe sahip yapı olarak attığı her adım, söylediği her sözün sadece sermaye çıkarlarını içeriyor olması fıtratlarını ortaya koymakta.

Kürt coğrafyasında sermaye yağması

Maden, baraj, HES’le ve orman kıyımları ile yıkıma uğratılan Kürt coğrafyasında, geçtiğimiz yıl alınan bir kararla birçok alan GES tarlası olarak işaretlenip sermayeye açıldı. GES’lerle sermaye işgaline uğrayacağı açıklanan iller ise şöyle:

Adıyaman Besni 147.597+ 200.381m2, Gölbaşı 163.217m2, Gerger 200.482m2. Batman merkez 296.581m2, Gercüş 230.215+150.334+260.697+214.010m2. Bingöl Karlıova 300.513, Solhan 451.458+500.657m2. Diyarbakır Silvan 231.111m2, Ergani 168.898m2. Elazığ Karakoçan 191.972+204.799+753.362m2, Keban 171.314m2. Erzincan merkez 156.628m2, Refahiye 158.631+192.128m2, Tercan 215.339+333.012m2. Malatya Darende 1.528.444+463.911+330.210m2, Kuluncak 618.520m2. Mardin Midyat 349.044+417.089+1.105.515m2,Artuklu 620.441m2, Nusaybin 315.226m2, Dargeçit 303.693m2, Mazıdağı 850.005m2. Muş merkez 111.211m2. Urfa Harran 581.323m2, Siverek 756.611+504.104+500.655m2, Şırnak İdil 1.000.571+217.233m2, Güçlükonak 81.813m2. Van Özalp 281.127m2, Saray 903.453m2, Gürpınar 500.475m2, Başkale 153.960m2.

Tarım alanları ve meralık alanların yaşamsal niteliği enerji ihtiyacı yalanına kurban edilerek, sermaye yararı için GES’lerle işgal ediliyor

Enerji politikaları iflas etti

Bir yandan termik, nükleer gibi enerji üretimlerine destek olan iktidarın güneş tarlalarrıyla Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığının azaltılacağı iddiasında bulunması, enerji üretim kapasitesinin sadece ¼’ün kullanılıyor olması gerçeği iddiayı anlamsız kılıyor. 104 bin MW enerji üretim kapasitesini aşan enerji üretiminin 23 bin ila 30 bin MW arası bir gücün kullanılıyor olması ‘enerji ihtiyacı var’ iddiasını yalanlıyor. Kapasite mekanizması adı altında şirketlerin elektriğin kullanım alanının olmamasından kaynaklı üretmedikleri ya da çalıştırmadıkları santrallere gücü oranında her ay 300-400 milyon lira para ödenmekte. Halktan alınıp sermayeyi besleyen bu uygulama ile şirketlere verilen sözler ve alım garantileri halkın sırtına yüklenen bir yük işlevi görüyor.

‘Yenilenebilir’ yalanı

Almanya’nın başını çektiği ve Japonya, ABD, Çin gibi emperyalist-kapitalist ülkelerin sermaye büyümesi sürecinde yaşadıkları daralmaya bir yol bulma planları işliyor. Kapitalizmin yarattığı ekolojik krizin bir parçası olan ‘Küresel ısınmaya’ çare olarak ‘yenilenebilir enerji’ savıyla bir süreç işletiliyor. Kapitalizmin dünyadaki yaşamı uçurumun kıyısına getirmesinin en temel nedeni olan aşırı üretim ve tüketim üzerinden elde ettiği birikimleri sürdürmek dışında hiçbir hedefi olmayan ‘yenilenebilir enerji’ söylemi yaşanan ekolojik krizi çözmek şöyle dursun derinleştirmekten gayrı bir sonuç vermesi beklenmiyor. Rüzgar enerjisi için ormanların, meraların, deniz ekosisteminin yıkımına yol açılırken güneş enerjisi için tarımsal arazilerin ve meraların işgal ediliyor olması ise ekolojik yıkımın bir başka boyutta sürdürüldüğünü gösteriyor.

Tarım arazileri ve açlık

Dünya üzerinde 2 milyara yakın bir insan kitlesinin açlık çektiği ve temiz suya erişemediği günümüzde açlığın en büyük nedeninin susuzluk ve tarım arazilerinin giderek daralması olduğu biliniyor. Yaşanan süreç bu iken tarım arazileri veya meralar üzerini işgal ederek ‘güneş tarlaları’ oluşturup yaşanan ekolojik krize ve dolayısıyla açlığa çözüm bulunabileceğini iddiası yalan bir iddia olmaktan öteye geçemiyor. Diğer yandan 2005 yılından 2018 yılına kadar 3.5 milyon hektarlık araziyi ekmekten vazgeçen çiftçilerin durumu ‘yenilenebilir’ enerji programını uygulanabilir kılarken, Türkiye gibi ülkelerde tarım politikalarının nedenlerinden birisini açığa çıkarıyor.

#Dersim #kez #GES #işgaline #açılıyor

Bir de roman olsun Deniz…

Yazar İskan Tolun ile Deniz Gezmiş romanı, Kürtçe çocuk kitabı ve kafasındaki romanları konuştuk: Evet, Denizlerle ilgili birçok kitap yayınlandı. Ama roman yok denecek kadar az. Bir de roman olsun Deniz için. Deniz’i araştırdıkça, hayalindeki eşitlik temelinde olan özgür dünyayı keşfettim ve böylece, Deniz’in Ütopyası başlığını seçtim

Ragıp Zarakolu

İskan Tolun, 1966’da Beşiri’nin Uğrak köyünde, çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokulu bitirdikten sonra, çocuk sayılacak yaşta hayata atıldı. Metropollerde inşaat işçiliği, garsonluk gibi muhtelif işlerde çalıştı. 1985’ten beri Almanya’da yaşıyor ve Alman vatandaşı. Çeşitli dergilerde, gazetelerde öyküleri ve yazıları yayınlandı. Şimdi ise, roman yazarı olarak sadece edebiyatla uğraşıyor. Yazarlık hayatına gazetelere; dergilere hikâyeler göndererek başlayan İskan Tolun’un ilk kitabı “Gerçek Hikâyeler ve 444 Kitabın Özeti” oldu, bunu 4 kitaplık “Remzi’nin Çilesi Ölünce Biter” dizisi izledi: “Girdap”, “İsyan” ve “Diaspora”; “3 Kafadar” ve “3 Kafadar’ın Dönüşü” ikilisinden den sonra Almancaya da tercüme edilen “İbret Ulu Tanrım” yayınlandı. “Cenk İstanbul’da” yayınlanan son romanı; ve bunu Kürtçe çocuk kitabı “Rovîyê xasûk…” izledi.

  • Yazarlık dünyanız, okuma tutkunuzu yansıtan, “444 Kitabın Özeti” kitabı ile başladı. Okuma tutkunuzu körükleyen neydi?

Bilimsel olarak, insan 21 gün ne yaparsa ona alışıyor. Oysa ben her zaman okumayı severdim. İşi bırakıp hasta ebeveynlerimle uğraşırken epey boş zamanım oldu. Onlarca ve daha sonra yüzlerce kitap edinip okudum. Böylece okuma tutkum perçinlenmiş oldu.

(Bu ara külliyatını zevkle okuduğum saygı değer, merhum Vedat Türkali’nin Londra’da bir odaya kapanıp on yılda betimlediği o meşhur Güven adlı romanını okuyorum. 2 cilt ve tam 1376 dolu dolu sayfa)

İlkokula gitmeden önce de gazete/kitap okuyanlara imreniyordum, onlara hep gıpta ile bakıyordum. Okumayı sökünce ara sıra gazete almaya başladım. Elime bazen kitap da geçiyordu. Pek anlamasam da okumaya çalışıyordum.

Remzi’nin Çilesi Ölünce Biter dörtlüsü romanında Batman’daki pogrom girişimini genel olarak ele almışım. Ama şimdi durum farklı. Yaklaşık yarım asırdır bir mücadele var ve bu mücadele ile birlikte halk uyandı, bilinçlendi

  • Ardından “Remzi’nin Çilesi Ölünce Biter” dörtlüsü geldi. Remzi’nin hikayesi sizi neden böylesine etkiledi?

Remzi’yi (Gerçek adı Remzi değil) 1983-84 yılından beri tanıyordum. 2016’da İstanbul’da tesadüfen karşılaştık. Hikâyesini biliyordum. Romana çok uygundu. İzin istedim güldü. Daha sonra sağ olasın izin verdi. Ama, gerçek adını ve nereli olduğunu belli etmemem şartıyla. Biliyorsunuz, roman hayal ile, fantezi ile beslenir, harmanlanır, her şey birebir yazılmaz. Birebir yazılsa eğer döküman/belgesel olur, roman değil. Onun için Remzi’nin ikamet ettiği ilçe ile kaldığım ilçenin coğrafi yapısını bir tutup hayal ettiğim birkaç olay ile Remzi’ye karşı yapılan haksızlığı ve genel olarak, gelir dağılımında halka reva görülen eşitsizliği, özellikle devletin solculara karşı aldığı sert tavır, dayattığı jeopolitik baskı, köy boşaltmaları ve Remzi’nin nasıl yurt dışına çıkışını, geri dönüşünü ele aldım. Bildiğiniz gibi bundan dört cilt oluştu, müthiş bir roman oldu. Gariban Remzi, ara sıra hayalimdeki kahraman da oluveriyordu. Bu romana başlamadan önce Yaşar Kemal’in dört ciltlik İnce Memed’ini de soluk soluğa okumuştum. İnce Memed’i okuyup da ondan etkilenmemek mümkün değildir.

  • Ve ardından “3 Kafadar” ikilisi geldi. Ve “Cenk İstanbul’da”. Çocukluktan ergenliğe geçiş insanlığın en zor dönemidir. Hele kırsaldan, kentlere, ülke dışına savrulduysanız. Bir anlamda da bir meydan okuma ve direniştir. Sizin o döneminiz nasıl geçti? Beşiri’den ne zaman ayrıldınız? İstanbul ve daha önceki kentlerde yaşamınız nasıl geçti? İlk tepkiniz ne oldu İstanbul ve Almanya’ya?

3 Kafadar’ın kısa hikayesini yırtık bir gazetede okumuştum. Sol görüşü yansıtan bir gazeteydi, okurken çok etkilenmiştim. 12 Eylül öncesi olduğunu biliyorum da hangi yıl (1976-77-78) olduğunu tam olarak kestiremiyorum. Aç olan çocuklarını doyurmak için ekmek bıçağıyla, heybetle girdiği fırından sadece 2 somun ekmek alıp giden bir babanın dramıdır ve bundan yola çıkarak kurgulayıp betimledim. Böylece, 3 Kafadar romanından 2 cilt oluştu. 3. cildi de düşünüyorum ama, ilerde.

Cenk İstanbul’da adlı roman bir hayal ürünüdür ama, yaşanmış gerçek olaylarla doludur. Kurgusu da mükemmel oldu. Ben de, o dönemde sık sık metropollere gidip çalışıyordum. Ama, çocuk yaşta olduğum için sıla özlemi baskın geliyor, dönüyordum. Zordu elbette. Milliyetçilik vardı, özellikle de Isparta’da. Bu zorlukları 3 Kafadar romanına kurgulamış, dile getirmişim. Ve 1985’te hâlâ alışamadığımız Almanya’ya savrulduk…

  • Beşiri’ye, köyünüze en son ne zaman gittiniz? Hemşeriler ile bağınız?

2016 ve 2017’de gittim. Ebeveynlerimin mezarını yaptırdım. Hemşeriler sağ olsun, çok yardımcı oldular. Hepsine saygı ve sevgilerimi sunarım!..

  • Dergi ve gazetelere ne zaman öykü ve yazılar yollamaya başladınız? Hangilerinde yayınlandı bunlar?

“Kızılbaş” dergisine, sanırım henüz ilk kitabım çıkmamıştı. 2015 olsa gerek. Daha sonra birçok gazeteye de gönderdim. Artı Gerçek, Rupela Nu ve Avrupa Postası gibi gazetelerde ara sıra yazılarım çıkıyor. Ama artık pek nadir. Zira roman betimlemeye ağırlık verdim.

Sizin ve İsmail hocanın (Beşikçi) teşviki ile anadilde bir kitap yazdım (Rovîyê xasûk)… Romanlarım Türkçe ve çocuklarım Türkçe bilmiyorlar! Aile içinde, hatta çevrede de Türkçe bilen/okuyan çok az. Kafamda bir Kürtçe kitap daha var…

  • Anadiliniz Kürtçe. Kürtçe bir çocuk kitabınız da çıktı: Rovîyê Xasûk, Peyvên Felsefî û Çîrok. Dolayısıyla iki dilli bir yazarsınız. Türkçe yanında Kürtçe yazmaya devam edecek misiniz?

Elbette hocam. Sizin ve İsmail hocanın (Beşikçi) teşviki ile anadilde bir kitap yazdım. Romanlarım Türkçe ve çocuklarım Türkçe bilmiyorlar! Aile içinde, hatta çevrede de Türkçe bilen/okuyan çok az. Bilenler de unutmuş gibi. Yarım asra yakın bir diaspora yaşantısı söz konusudur. Kafamda bir Kürtçe kitap daha var, çıkar çıkmaz size yollayacağım.

  • Deniz adını ilkin kaç yaşında, nerede, kimden duydunuz?

Sanırım dört/beş yaşındaydım, köyde. Deniz Gezmiş adı, ilçeye/ortaokula giden her genç tarafından, yaşayan bir efsane, bir halk kahramanı olarak sık sık, heyecanla zikrediliyordu.

  • Deniz kimseyi öldürmedi, idam edildi, Demirel’in “3 e” isterisi ile. Sadece o idam edilmedi, onun yaşamını kurtarmaya çalışan Mahir Çayan ve arkadaşları katledildiler Alevi köyü Kızıldere’de. Devleti bu acımasız şiddete yönelten ne? Neden korktu devlet?

Evet, Deniz hiç kimseyi öldürmedi ve “Vur” emriyle salvolara, yaylım ateşine tutulmasına karşın yara da almadı. Bu tansığı romanda detayıyla dile getirmişim. Değerli avukat Halit Çelenk’in de önemle vurguladığı gibi: Mevcut yasalara göre en çok on beş yıl cezası vardı yaptığı suçun. Deniz büyük bir haksızlığa uğradı, diyordu.

“3 e” isteri çığlıkları, masaları yumruklamak, oylamaya geçince her 2 elini birden havaya kaldırmak, onay alınca da, “Ohh be 3’e 3″ deyip rahatlama, aslında Mendereslerin intikamını almaktı bir anlamda. Bunların detaylarını romanda okumak mümkün.

Kızıldere’yi/Mahirleri de detayıyla betimledim romanda. Evet, Aleviler. Masum halk. Bugün Sivas/Madımak katliamının 30. yıl dönümü. Diri diri yakılarak ölen o mesum aydınları saygıyla anıyorum!

Ama unutmamak gerek, azınlıklara karşı hiçbir ulus devlet masum değildir. Azınlıklar, her nerede olursa olsunlar sayıları belli bir limit/yüzde üzerine çıktı mı sudan bir bahaneyle mutlaka bir soykırım/katliam uygulanıyor; bir güç sahibi olmasınlar diye. Bu da bizim kaderimiz…

  • Siz de azınlığın içinde bir azınlık olan bir inanç içine doğdunuz. Sadece devletten gelmeyen çok boyutlu bir hoşgörüsüzlük ile nasıl baş ettiniz?

Bu sorunuzu ilk önce bir espriyle yanıtlamak istiyorum hocam: Demek, öldürmeyen Allah öldürmüyor, diyordu Yaşar Kemal orman yangınları için Zulmün Artsın kitabında.

Evet, durum çok zordu, ciddi bir haksızlık durumu söz konusuydu. Zaten, Remzi’nin Çilesi Ölünce Biter dörtlüsü romanında bu durumu, Batman’daki pogrom girişimini genel olarak ele almışım. Ama şimdi durum biraz farklı. Yaklaşık yarım asırdır bir mücadele var ve bu mücadele ile birlikte halk uyandı, bilinçlendi. Bu bilinçlenme ile birlikte de gelişen bir hoşgörü durumu var artık halklar arasında. Umarım bu hoşgörü, saygı ve sevgi yoğunlaşır, daha da perçinlenir.

  • Deniz’in yaşamı sonlandırıldığında 6 yaşındaydınız. Anlatılanlar sizde nasıl bir etki yarattı? Çocuk dünyanızı nasıl etkiledi?

Bunu, Kara Bir Gündür 6 Mayıs başlıklı bir yazımda dile getirmişim. Sadece çocuk dünyamı değil, süregelen dünyamı da etkiledi hocam. Öyle ki, “6 Mayıs”a kara bir gündür demişim; canımdan çok sevdiğim tek oğlumun “doğum günü” olmasına karşın…

  • Neden Deniz için roman? Erdal Öz, 70’li yıllarda Deniz’e ilişkin kitap yazmak istediğinde, bazı sol çevrelerden tepki almış, hatta kitabın yayınlanması gecikmişti. Artık böylesi tepkiler yok. Turan Feyizoğlu dahil, Deniz’e ilişkin birçok kitap yayınlandı. Ama sizinki bir edebi ürün, bir roman. Herhangi bir tepki endişeniz var mı?

Girdap/Remzi’nin Çilesi Ölünce Biter-2 adlı romanım çıktıktan sonra okurlarımdan talep geldi. Yoğunlaşan talepler ile birlikte kolları sıvadım. Daha sonra konuyu size de açtım hocam. Erdal Öz’ün çok değerli bir yazar olduğunu biliyor, saygı duyuyorum. Evet, Denizlerle ilgili birçok kitap yayınlandı. Ama roman yok denecek kadar az. Bir de roman olsun Deniz için. Herhangi bir tepkinin geleceğini sanmıyorum, öyle bir endişem söz konusu olamaz. Yaklaşık dört yıldır bu roman üzerinde çalışıyorum. Deniz’i herkes seviyor kanısındayım. Bu araştırma sırasında; hayat pahalılığı, insan hakları ihlalleri, belediyelere atanan kayyumlar, işsizlik, keyfi tutuklamalar vb. bibi adaletsiz yaklaşımların/uygulamaların ayırtında olanların çoğunda duyduğum tek bir şey vardı: “Bu devirde, Deniz Gezmiş yaşasaydı keşke!..”

  • Kitabın başlığı “Deniz’in Ütopyası”. Neden bu başlığı seçtiniz? Deniz’in Ütopyası neydi? Bugünkü Türkiye bu Ütopyaya ne kadar uzak ya da yakın?

Birçok başlık vardı aslında. Deniz’i okudukça, araştırdıkça, hayalindeki eşitlik temelinde olan özgür dünyayı keşfettim ve böylece, Deniz’in Ütopyası başlığını seçtim. Eylemleri, konuşmaları, insanlara, arkadaşlarına, dolayısıyla çevresinde olan herkese karşı eşit, saygı ve sevgi yelpazesinde yaklaşımı apayrıdır. Bunları bilip de ona, Ütopyasına hayran kalmamak mümkün değildir.

Bu soruyu da değerli okuyuculara bırakayım. Deniz’in Ütopyası’nın ne olduğunu ve bugünkü Türkiye’nin bu Ütopyaya ne kadar yakın ya da uzak olduğunu değerli okurlarım okuyup karar versinler. Sözü onlara bırakmak istiyorum.

  • Deniz’den sonra tezgahta hangi çalışma var?

Tezgahımda, Mendirek’te Dejavu adında, küçük bir banliyöde geçen bir roman var şu an ve henüz 13 yaşındayken Maraş katliamını görmüş, iliğine kadar yaşamış tanıdık bir iş insanının hayat öyküsünü romanlaştırıyorum. Biliyorsunuz paralel gidiyorum çoğu kez hocam, hangisi öne çıksa o. Ve de Deniz’in Ütopyası / Die Ütopi von Deniz Almanca çevirisi ile uğraşıyorum bu ara.

Söyleşi için çok teşekkür ederim. Saygılar sevgiler!..

#Bir #roman #olsun #Deniz

Kobanê Davası Meclis gündeminde: HDP’li öldürüp, HDP’yi yargılıyorsunuz

Yeşil Sol Parti’nin Kobanê Davası’na dair hukuksuzlukların araştırılması için verdiği önerge, AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. Davanın intikam amaçlı açıldığını söyleyen Yeşil Sol Parti’li vekil Bozan, ‘Tarih, Kürtleri Orta Doğu’yu IŞİD’den kurtaran kahramanlar olarak anacak’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) Kobanê Davasına ilişkin verdiği araştırma önergesi Meclis Genel Kurulu’nda görüşüldü. Önerge kapsamında söz alan Yeşil Sol Parti Anayasa Komisyonu üyesi ve Mersin Milletvekili Ali Bozan, davayı “kumpas” olarak nitelendirdi. DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırısına dikkat çeken Bozan, Kobanê halkının DAİŞ çetelerine karşı kendini savunduğunu dile getirdi.

‘Erdoğan açık şekilde IŞİD’i destekledi’

Türkiye ve Kurdistan’nın yanı sıra dünyanın birçok yerinde bulunan Kürt halkının da Kobanê’deki akrabaları için sokağa çıkıp tepkisini ortaya koyduğunu anımsatan Bozan, “IŞİD’in Kobanê’ye saldırıları ve halkın direnişi devam ederken 7 Ekim 2014’te Erdoğan ‘Kobani düştü, düşüyor’ şeklinde bir açıklama yaptı. Çünkü bu tarihte Kobanê barbar çeteler tarafından âdeta sarılmıştı. Erdoğan bu açıklamayı yaparken IŞİD çetelerinin saldırılarını açık, aleni bir şekilde savunmaktaydı. Çünkü Kobanê’ye saldıran barbar IŞİD çeteleriydi” dedi.

‘Kobanê düşmedi, Erdoğan’ın hayali gerçek olmadı’

Kürt halkının bu nedenle sokakta tepkilerini dile getirdiğini ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) yetkililerinin de dönemin devlet yetkilileri ile görüşmeler sağladığını ancak Erdoğan’ın açıklaması sonrası olayların daha da büyüdüğünü paylaşan Bozan, “Kamuoyunda ‘6-8 Ekim Kobanê Olayları’ olarak bilinen olaylardaki ölümler Erdoğan’ın açıklaması sonrasında başladı, Erdoğan’ın açıklamasına kadar herhangi bir ölüm olayı yaşanmamıştı. Kobanê’de öz savunma gerçekleştiren halk, canla başla mücadele ederek barbar IŞİD çetelerini yenilgiye uğrattı. Kobanê halkının IŞİD çetelerine karşı başlattığı öz savunma sonucunda halk kazandı, Kobanê düşmedi, Erdoğan’ın hayali gerçek olmadı” diye belirtti.

‘Davanın açılma nedeni, HDP üzerinde baskı kurmak’

Kobanê olaylarının üzerinden 6 yıl geçtikten sonra birçok HDP’li hakkında dava açıldığını dile getiren Bozan, davayı açan mahkeme heyetinin ise “özel” olarak atandığını kaydetti. Davanın amacına da değinen Bozan, şunları kaydetti: “İktidarın bu davanın açılmasındaki temel gayelerinden bir tanesi HDP üzerinde baskı yaratmaktı. İşte, bunun delili dosyada unutulmuştu. Dosya içerisinde 5 sayfalık bir bilgi notu vardı. Bilgi notu 26 Ekim 2018 tarihli bir bilgi notuydu. Bu 2018 tarihli bilgi notunun son sayfasında, HDP’li siyasetçiler hakkında iddianame düzenlenmesi hâlinde HDP’ye kapatma davası açılabileceği açık bir şekilde yazılıydı. Bu kumpas davasında işletilen hukukun adı ‘TCK’ ya da ‘CMK’ değildi; bu kumpas davasında işletilen hukukun adı ‘Erdoğan hukuku’ydu, ‘tek adam hukuku’ydu.”

‘Tarih, Kürtleri Orta Doğu’yu IŞİD’den kurtaran kahramanlar olarak anacak’

Bozan sözlerini şöyle sürdürdü: “Dava, boşa düşen hesapların öfkesinin intikamıydı. Yargılamada yaşanan hukuksuzluklar silsilesi hâlen devam ediyor. Yargılanan siyasetçilerden 5 bin 268 sayfalık iddianame ve yüzlerce klasörlük evraklara karşı yirmi sekiz gün içerisinde savunmalarını tamamlamaları isteniyor. Dün yapılan duruşma 1 Ağustos 2023 tarihine ertelendi. Tarih, Kürtleri Orta Doğu’yu IŞİD’den kurtaran kahramanlar olarak anacak; bu utanç davasının arkasındaki siyasetçileri ise IŞİD’le mücadele edenleri, kumpassa yargılayanlar olarak yazacaktır. Yapacağımız şey çok basit, Kobanê olaylarındaki hakikatler araştırılsın diye el kaldırmaktır.”

CHP’den yargılamanın bağımsızlığı araştırılması talebi

Görüşmelerde CHP Grubu adına söz alan Muğla Milletvekilli Cumhur Uzun, Yeşil Sol Parti’nin araştırma önergesinde soruşturma ve kovuşturma aşamalarında yaşanan hukuksuzlukların gidermesine dair ifadelerine, yargılamanın tarafsız ve bağımsız yapılıp yapılmadığına dair hususların araştırılmasını isteyerek şunları söyledi: “Yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı hepimizin üzerinde titizlikle durması gereken ve bunun gerçekleşmesi için elimizden gelen tüm katkıyı sunmak zorunda olduğumuz yüce bir değerdir. Oysa bugün ne yazık ki ne bir hukuk devleti olduğumuzdan ne de kuvvetler ayrılığına sahip olduğumuzdan bahsedemez hâle geldik. 2017 yılında mevcut Anayasamızda yapılan değişiklik ve adına ‘Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi’ denilen yönetim biçimiyle ve bu yönetim biçiminin içinde yer alan düzenlemelerle yürütmenin yargının üzerinde neredeyse mutlak bir vesayetine kavuşturulmasına sebep oldu.”

‘HDP’li öldürüyorsunuz, HDP’yi yargılıyorsunuz’

Yargı’nın bir güç olarak kullanıldığını kaydeden Uzun, AKP’nin yargı eliyle kendisinin işine gelmeyenleri susturduğunu dile getirdi. Uzun’un sözleri ardında AKP Grubu adına söz alan İbrahim Yurdunuseven, Bozan’a tepki göstererek, yargılamanın devam ettiğini ve konunun araştırılmasının Anayasa’nın 138’inci maddesine aykırı olduğunu iddia etti. AKP’li vekil, yargılamanın bir an önce sonlandırılmasını beklediklerini söylerken, Yeşil Sol Partili Rîha Milletvekili Ömer Öcalan, “Atanmış hakimlerle mi?” diyerek tepki gösterdi.

Yeşil Sol Parti Milletvekilli Meral Danış Beştaş da AKP’lilere ve MHP’lilere tepki, göstererek “HDP’li öldürüyorsunuz, HDP’yi yargılamaya çalışıyorsunuz” dedi.

MHP’livekilden ‘başkaldırı’ nitelemesi

MHP Grup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül, Bozan’ın MHP’li Devlet Bahçeli’nin Kobanê Davasının açılması için talimat verdiğine dair sözlerini gerekçe göstererek, söz aldı. Bülbül, yargıya bir müdahalelerinin olmadığını ve Kobanê olaylarının Türkiye’ye karşı bir “başkaldırı” olduğunu iddia etti.

Beştaş: Asıl ihanet ‘Kobanê düştü düşecek’ diye sevinç çığlıkları atmaktır

AKP’li ve MHP’li vekillerin sözleri nedeniyle söz alan Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, şunları söyledi: “AKP ve MHP bu Kobanê protestoları üzerinden bir siyaset yürütüyor, bütün seçim kampanyasını bunun üzerinden kurdu. Kobanê protestoları, IŞİD vahşetine, barbarlığına karşı sivil halkın protestolarıdır. Dün A Haberde saatlerce Fransa’daki direnişi öven AKP’lilere sesleniyorum: Bizim kardeşlerimiz, yeğenlerimiz, teyzelerimiz, amcalarımız Kobanê’de yanı başımızda katledilirken biz HDP olarak bu IŞİD vahşetine sessiz mi kalalım? Niye başkaldırı olsun, niye bir ihanet olsun? Sayın Yurdunuseven’e söylüyorum: Asıl ihanet ne biliyor musunuz: 25 milyon Kürt’ün yaşadığı bir ülkede, vatandaş olduğu bir ülkede IŞİD’e destek verip Kobanê’yi orada düşürmeye çalışmaktır, ‘Kobanê düştü düşecek’ diye sevinç çığlıkları atmaktır.”

‘Bu meşru bir protestoydu

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kobanê olaylarında yaşamını yitirenlere dair farklı sayılar paylaştığını ve sürekli Yasin Börü’dan bahsettiğini dile getiren Beştaş, “İddia ediyorum Yasin Börü dışında tek bir isim bilmiyorsunuz. Orada 52 yurttaş katledildi, 37’si HDP’nin üye ve yöneticileriydi. Kobanê protestolarında ölümlere sebebiyet veren iktidarın provokasyonlarıdır, yanlarında tuttukları partilileri sokaklara paramiliter güçler olarak sürmeleridir, o katilleri yargılamamalarıdır. 14-28 Mayıs gecesi Demirtaş’a idam sloganları attıran Erdoğan, ‘Kobanê düştü, düşecek’ diyen sözlerin de sahibidir aynı zamanda. Bu bir başkaldırı değildi. Bu IŞİD çetesine karşı mazlum Kürt halkının yanında durmaktı. Evet, bu meşru bir protestoydu” dedi.

Önerge AKP-MHP oylarıyla reddedildi

Beştaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada Kobani protestolarında katledilen insanların isimleri var. Yasin Börü dışında açılan dava yok biliyor musunuz? Katilleri bile araştırmıyorsunuz. Çünkü sizin için siyasi bir malzeme. Onlarca defadır biz buraya getiriyoruz, o sizin öve öve bitiremediğiniz -aslında mutlu oluyorsunuz- yağma, yıkım vesairelerin araştırılmasını istiyoruz ya, biz bir araştırma istiyoruz. Kobanê protestoları nasıl oldu, nerede başladı, kim kimi öldürdü, katiller kim, iktidar bunun neresinde, HDP bunun neresinde? Bunu araştıralım diyoruz ya. Siz buna karşı çıkıyorsunuz. Biz hiçbir şeyden sakınmıyoruz. Gelin, bir araştırma komisyonu kuralım.”

Beştaş’ın sözleri ardından MHP, AKP ve Yeşil Sol Parti vekilleri arasında tartışma yaşandı. Daha sonra oylama sunulan araştırma önergesi AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi.

HABER MERKEZİ

#Kobanê #Davası #Meclis #gündeminde #HDPli #öldürüp #HDPyi #yargılıyorsunuz

Kobanê’de ambulansa saldırı: 2 sağlık çalışanı yaralandı

Türkiye’nin, Kobanê’de ambulansa yönelik saldırısında 2 sağlık çalışanı yaralandı

Türkiye’nin, Kobanê’nin güneydoğusunda bulunan Newroz Meydanı’na saldırısının ardından hızlı bir şekilde bombalanan alana giden ambulans da hedef alındı. Saldırı sonucunda 2 sağlık çalışanı yaralandı.

Rojnews’te yer alan habere göre, yaralanan sağlık çalışanlarının isimleri şöyle: “Sozdar Mistefa Osman (30) ve Muslim Nebî Oso (25)” Yaralılar, Kobanê Hastanesi’nde tedavi altına alındı.

Hawar Haber Ajansı’nda (ANHA) yer alan habere göre, Türkiye ve bağlı gruplar, Kobanê’de boya üretimi yapan bir işyerine de saldırdı. Saldırıda maddi hasar oluştu.

HABER MERKEZİ

#Kobanêde #ambulansa #saldırı #sağlık #çalışanı #yaralandı

‘Suriye’de siviller saldırılarının hedefi, yardımlar risk altında’

Suriye’deki duruma ilişkin açıklamalarda bulunan Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu Başkanı Paulo Pinheiro, sivillerin hava ve kara saldırılarının hedefi olmaya devam ettiğini belirterek, bölgeye yönelik insani yardımların da risk altında olduğunu vurguladı

Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu Başkanı Paulo Pinheiro, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nde Suriye’deki duruma ilişkin açıklamalarda bulundu. Pinheiro, Suriye’nin kuzeybatısındaki deprem bölgesinde yaşayan sivillerin hava ve kara saldırılarının hedefi olmaya devam ettiğini belirterek, bölgeye yönelik insani yardımların da risk altında olduğunu vurguladı. Bu kritik durumda, Güvenlik Konseyi’nin bölgeye sınır ötesi yardım için verdiği yetkinin beş gün içinde yenilenmesi gerektiğini hatırlattı.

İnsani yardımın 12 ay daha uzatılsın

“İdlib’de milyonlarca insan, 2011 yılından bu yana defalarca yerinden edildi. İnsani yardım erişimini, geçmişte yardımı engelleyen çatışma taraflarının kontrolüne bırakmak kabul edilemez.” diyen Pinheiro, BM Genel Sekreteri’nin Türkiye ile sınır kapıları aracılığıyla insani yardımın 12 ay daha uzatılması çağrısının desteklenmesi gerektiğini belirtti. Pinheiro, yardımların sürdürülebilir ve öngörülebilir olması için BM ve uluslararası topluluğun yaklaşımının gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etti.

Hol kampı

Kuzey Doğu Suriye’de Hol kampında, çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu, 51.600 kişinin kötü şartlar altında kaldığına dikkat çeken Pinheiro, yıl başından bu yana bir düzineden fazla ülkenin kadın ve çocukları geri getirmesini memnuniyetle karşıladı, ancak bu sürecin hızlandırılması gerektiğini ifade etti.

Arap Birliği ve insan hakları

Pinheiro, Suriye’nin Arap Birliği’ne yeniden alınmasına değindi ve insan haklarına yönelik kaygıların göz ardı edildiğini ifade etti. Arap Birliği’nin önümüzdeki aylarda Suriye hükümeti ile olan diyaloglarında insan hakları konularına öncelik vermesi gerektiğini vurguladı. Pinheiro, bu haklara saygı gösterilmesi gerektiğini, bu sayede mültecilerin kendilerini güvende hissederek geri dönebileceklerini ifade etti.

Kayıp kişiler için uluslararası kurum

Suriye devletinin işkenceye karşı BM Sözleşmesi’ne uymadığı gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanı’nda dava açılmasının memnuniyetle karşılandığını aktaran Pinheiro, aynı zamanda kayıp kişiler için uluslararası bir kurumun kurulmasına yönelik Genel Kurul kararını da olumlu bulduğunu belirtti. Pinheiro, bu yeni kurumun, çatışmanın tüm taraflarından kaybolan on binlerce kişinin akıbetini belirlemeye yardımcı olacağını, mağdurlara ve ailelerine destek sağlayacağını ifade etti. Pinheiro, bu kurumun aynı zamanda kayıp yakınlarına bir nebze olsun destek, huzur ve umut sağlayabileceğini belirtti.

Haber: Rüştü Demirkaya/MA

#Suriyede #siviller #saldırılarının #hedefi #yardımlar #risk #altında

Kırıkhan çadırkentte yangın

Mereş’in Kırıkhan ilçesinde bulunan çadırkentte çıkan yangında 50 çadırın tamamı yandı

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremler sonrası Hatay’ın Kırıkhan ilçesi Bahçelievler Mahallesi’nde kurulan çadırkentte yangın çıktı.

Bir çadırda çıkıp rüzgarın etkisiyle kısa sürede diğerlerine sıçrayan yangına Hatay Büyükşehir ile bölgede görev yapan diğer belediyelere ait ekipler müdahale etti. Çadırlarda kalanlar dışarı çıkarak güvenli bölgeye geçti.

Çadırdan çadıra geçen yangın yaklaşık 1 saat süren çalışmayla kontrol altına alındı. 87 çadırın 50’si tamamen yanarken vatandaşlara ait eşyalar da kül oldu. Can kaybının yaşanmadığı yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için soruşturma başlatıldı.

HABER MERKEZİ

#Kırıkhan #çadırkentte #yangın

Beştaş’tan enflasyon tepkisi: Milyonların vebali sizin üzerinizdedir

Meclis Genel Kurulu’nda TÜİK’in enflasyon verilerini düşük açıklamasına tepki gösteren Beştaş, ‘Milyonlar açlığa, yoksulluğa ve sefalette mahkum edilmişken TÜİK’in enflasyon rakamlarını düşük açıklaması en hafif deyimi ile vicdansızlıktır’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis Genel Kurulu’nda AKP tarafından Meclis’e sunulan Torba Kanun’a ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Torba Kanun teklifleri ile yasamanın kalitesinin düşürüldüğünü söyleyen Beştaş, tartışmaların bu nedenle yeterli düzeyde yaşanamadığını kaydetti.

Pek çok konuda düzenlemeyi aynı anda tartışmak zorunda bırakıldıklarını ifade eden Beştaş, “Deprem afetlerinin nedeniyle ortaya çıkan ilave finansman ihtiyacının karşılanması için borçlanmamız gerektiğini söylüyor. Yani deprem oldu para lazım. O yüzden ek motorlu taşıt vergisi ek olarak getiriliyor. Biz de soruyoruz deprem vergileri ne oldu? Depremin maliyetini halkımızın, emekçilerin sırtına yükleyemezsiniz. Şayet topladığınız deprem vergilerini deprem için kullanmış olsaydınız böyle Torba Yasa getirip halkın sırtına ilave vergiler yüklemeyecektiniz. Nereye harcadığınızı kalem kalem açıklayınız” diyerek, tepki gösterdi.

‘Kaşıkla verip kepçeyle geri alıyorsunuz’

AKP’nin seçim döneminde kamu kaynaklarını har vurup harman savurduğuna değinen Beştaş, şunları söyledi: “Bakanlar gittikleri her yerde kamu imkanları ile gittiler. Seçim çalışmalarını devlet olanakları yaptılar. Geçtiğimiz her sene, yani 2022 yılında Saray’ın bir gün harcaması yaklaşık 15 milyon TL’dir. Halkın vergilerini Saray’ın şatafatı, seçimleri kazanmak için çarçur edenler şimdi de ‘para yok’ diyerek, iğneden ipliğe zam yapıyorlar. Dün yaptığınız gibi asgari ücret artışının hemen ertesinde yaptığınız zamlarla kaşıkla verip kepçeyle geri alıyorsunuz.”

‘Enflasyonu pazarda sorun’

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyon verilerine de dikkat çeken Beştaş, “Bunu açıklayanlar da biliyor ki; bu rakamlar gerçek değil. Halkın karşısında hiçbir karşılığı yok. Her şeye zam yapılırken enflasyon nasıl düşebiliyor? Gerçekten TÜİK açıklasın biz de anlayalım. Biz anlamıyoruz. Bir yandan enflasyon düşüyor bir yandan da zamlar yapılmaya devam ediliyor. Bu rakamları nereden aldıklarını söylesinler hepimiz oradan alışveriş yapalım. Başta halk yapsın. Hiçbir inandırıcılığı yok. Çünkü masa başında talimat ile hazırlan rakamlardır. Enflasyon rakamlarını gidin pazarda anneye, teyzeye, amcaya ve bir gence sorun onlar size gerçekleri açıklasınlar” diye kaydetti.

TÜİK’e: Milyonların vebali sizin üzerinizdedir

TÜİK’in her ay ayın üçünde enflasyon rakamlarını paylaştığını ancak bu ay beşinde açıkladığını hatırlatan Beştaş, “Muhtemelen iktidar ‘bekle memur ve emekli maaşları ile ilgili düzenleme yapacağım. Buna uygun bir rakam açıkla’ demiştir. TÜİK, bu nedenle iki gün geç açıkladı. Milyonlarca emekçinin, emeklinin, dulun, yetimin ne kadar maaş alacağı TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre belirleniyor. Buradan TÜİK’e bir kez daha sesleniyoruz. Milyonların vebali sizin üzerinizdedir. Milyonlar açlığa, yoksulluğa ve sefalette mahkum edilmişken TÜİK’in siyasi iktidar ile birlikte enflasyon rakamlarını düşük açıklaması en hafif deyimi ile vicdansızlıktır” ifadelerini kullandı.

Beştaş, çiftçilerin yaşadığı sorunlara işaret ederek, Türkiye’nin gıda krizi ile karşı karşıya olduğunu dile getirdi. Beştaş, Çiftçi ve tarıma destek verilmemesi halinde krizin daha da derinleşeceğini kaydetti.

Beştaş, konuşmasında son olarak Bayburt M Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Kürt müzisyen Nudem Durak’ın durumuna dikkat çekti.

HABER MERKEZİ

#Beştaştan #enflasyon #tepkisi #Milyonların #vebali #sizin #üzerinizdedir

Vartinis Davası zamanaşımı riskine rağmen ertelendi

Zamanaşımına 3 ay kalmış olan Vartinis Davası’nda dönemin Jandarma Alay Komutanı Bülent Karaoğlu ‘kırmızı bülten’ kararına rağmen yakalanmazken, duruşma 8 Ağustos’a ertelendi

Mûş’un Têlî (Korkut) ilçesine bağlı Vartinis (Altınova) beldesinde 3 Ekim 1993 tarihinde evleri ateşe verilerek aynı aileden 9 kişinin yakılarak katledilmesiyle ilgili Yargıtay’ın bozma kararı sonrası yeniden başlayan Vartinis Davası’nın 16’ncı duruşması Kırıkkale 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Avukat Fuat Özgül, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, Hafıza Merkezi adına Ozan Devrim Yay duruşmayı izledi.

Zamanaşımına 3 ay kala

Vartinis Davası 3 Ekim 2023 tarihinde zamanaşımı riskiyle karşı karşıya kalırken, mahkeme heyeti 2022 yılının Ekim ayında verilen ve Şubat 2023’te Adalet Bakanlığı tarafından onaylanan “kırmızı bülten” kararına rağmen firari sanık Bülent Karaoğlu’nun yakalanamadığı gerekçesiyle duruşmayı 8 Ağustos’a erteledi.

Ne olmuştu?

Mûş’un Têlî (Korkut) ilçesine bağlı Vartinis Beldesi (Altınova) kırsalında 2 Ekim 1993 tarafından yaşanan çatışmada bir astsubay yaşamını yitirdi. Çatışmadan sonra astsubayın cenazesini almaya gelen askerler, Vartinis’ten geçerken havaya ateş açtı ve “Bu gece gelip köyünüzü yakacağız” diyerek bölgeden ayrıldı. Olaydan bir gün sonra, yani 3 Ekim 1993’te beldeye gelen askerler “örgüte yardım ettikleri” iddiasıyla köyü ateşe verdi.

Evlerinin ateşe verilmesi sonucu Nasır ve Eşref Öğüt çifti, en büyüğü 12, en küçüğü ise henüz 3 yaşında olan 7 çocuklarıyla birlikte yaşamını yitirdi. Evden sağ kurtulan tek kişi olan Aysel Öğüt, daha sonra katliama ilişkin suç duyurusunda bulundu.

Dosya kapatıldı

Muş Cumhuriyet Başsavcılığı, “terör suçu” diyerek dosyayı görevsizlik kararıyla Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı’na gönderdi. DGM Başsavcılığı, olayı “terör eylemi” olarak nitelendirdi ve “failleri belli olmadığı” gerekçesiyle dosyayı kapattı.

2003’te yeniden suç duyurusu

Öğüt, Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde yapılan düzenlemelerle birlikte, 2003’te yeniden suç duyurusunda bulundu. Başsavcılık, bu kez olaya ilişkin soruşturma başlattı. Savcılık, iddialarda ismi geçen kişilerin askeri görevde oldukları gerekçesiyle Elazığ 8’inci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Dosya bu kez de 7 yıl askeri savcılıkta bekledi.

Dava yeniden açıldı

2011 yılında Öğüt ailesinin avukatları yeniden savcılığın yolunu tuttu. Muş Başsavcılığı, yasa değişiklerini de dikkate alarak soruşturmayı yürütüp tamamladı. Dönemin Hasköy İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Bülent Karaoğlu, Hasköy İlçe Jandarma Komando Bölük Komutanı Üsteğmen Hanefi Akyıldız, Muş Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürü Şerafettin Uz ve Gökyazı Karakol Komutanı Başçavuş Turhan Nurdoğan hakkında “kasten ev yakmak suretiyle birden çok kişinin ölümüne sebebiyet vermek” suçundan dava açıldı.

Beraat kararı

“Güvenlik” gerekçesiyle Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’nde alınan davanın 1 Mart 2016 tarihindeki karar duruşmasında, dönemin Hasköy İlçe Jandarma Komutanı Bülent Karaoğlu ile diğer 3 sanık hakkında “delil yetersizliğinden” beraat kararı verildi. Karara, “yargılamanın eksik yürütüldüğü” gerekçesiyle itirazda edildi.

Yargıtay kararı 5 yıl sonra bozdu

Dosya, 5 yıl Yargıtay’da bekletilmesi ardından karar çıktı. Yargıtay, katliamdan dönemin İlçe Jandarma Alay Komutanı Yüzbaşı Bülent Karaoğlu’nun sorumlu olduğunu belirterek yerel mahkemenin verdiği beraat kararını “köyün yakılması emrini Yüzbaşı Karaoğlu vermiştir” diyerek bozdu. Daire, ayrıca dava sanıkları arasında yer alan rütbeli 3 asker hakkındaki beraat kararını ise onadı. Kararın ardından Kırıkkale 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 21 Eylül 2021 tarihinde görülen ilk duruşmada dönemin İlçe Jandarma Alay Komutanı Bülent Karaoğlu hakkında tutuklama kararı verildi. Ancak Karaoğlu Eylül 2021 tarihinden bu yana yakalanamadı.

HABER MERKEZİ

#Vartinis #Davası #zamanaşımı #riskine #rağmen #ertelendi