Ana Sayfa Blog Sayfa 210

İran’da şapka taktığı için oyuncu Baygan ifadeye çağrıldı

İranlı oyuncu Afşana Baygan, zorunlu başörtüsüne karşı çıktığı için ifadeye çağrıldığını duyurdu. Baygan bir tiyatro gösteriminde şapka taktığı için çağrıldığını yazdı

İran’da zorunlu başörtüsüne karşı çıkan kadınlara yönelik baskılar artıyor. Sinema ve televizyon oyuncusu Afşana Baygan, sanal medya hesaplarından yaptığı paylaşımla İrşad Adliyesi 1088’inci Şube tarafından ifade vermeye çağrıldığını duyurdu.

Sanatçı olduğum için ağır cezalandırılmam isteniyor

Afşana, paylaşımında şunları belirtti: “İki ay önce Shahrazad salonuna Kafe Ashagi Tiyatrosu’nu izlemek için gittim. Kafamın çoğunu kapatan ve saçımla boynumun çok az bir kısmı görünen bir şapka takmıştım. Şapka taktığım için şimdi 640’ıncı maddeden suçlanıyorum. Başörtüsü olmadan sokağa çıkarsam 638’inci madde hükümlerine göre para cezası alacağım ancak bir gösteriye şapkayla gidersem bir yıl hapis cezasına çarptırılacağım anlamına geliyor. Hakkımda hazırlanan iddianamede 638’inci madde notunda belirtilen cezanın benim için çok az olduğu, sanatçı olduğum için ağır muamelenin gerekli olduğunu yazmışlar. Ayrıca davam İrşad Adliyesi 1088’inci Şube’ye nakledildi. Yıllar önce Facr Film Festivali’ne aynı tarz şapkayla katıldım ve aynı zamanda fotoğraflarım da sanal ortamda yayıldı. Bugün aynı giyim tarzıyla devam etmek suç mu?”

DIŞ HABERLER

#İranda #şapka #taktığı #için #oyuncu #Baygan #ifadeye #çağrıldı

HDP ilçe binasına polis baskını

HDP Esenyurt ilçe binasına polislerce baskın düzenlendi ve ilçede yapılan aramaya dair herhangi bir gerekçe gösterilmedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Esenyurt ilçe binasına polisler tarafından baskın düzenlendi. Sabah ilçe binasını açmaya giden HDP’liler, polislerle karşılaşırken, polislerin aramaya dair herhangi bir gerekçe göstermediği belirtildi.

Parti binasının kapısını kırarak içeriye giren polisin, ilçe binasında bulunan birçok fotoğrafa el koyduğu kaydedildi. Aramanın ardından polisler HDP ilçe binasından ayrıldı.

İSTANBUL

#HDP #ilçe #binasına #polis #baskını

Tutuklu gazetecilerin 13 ay sonra görülecek davasına çağrı

Geçtiğimiz yıl Amed merkezli soruşturma kapsamında tutuklanan 15 gazetecinin ilk duruşması 11 Temmuz’da görülecek. Dava öncesi duruşmaya katılım çağrısı yapan DFG ve MKGP üyesi gazeteciler dayanışmanın önemine vurgu yaptı

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında 8 Haziran’da gözaltına alınan ve 16 Haziran’da tutuklanan gazeteciler 11 Temmuz’da hakim karşısına çıkacak.

16’sı tutuklu 18 gazeteci hakkında 10 ay sonra “örgüt üyeliği” iddiasıyla 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis istemiyle 12 Mart’ta hazırlanan iddianame, Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Dosyası tefrik edilen JINNEWS Müdürü Safiye Alağaş, 15 Haziran’da görülen ilk duruşmada tahliye edildi. 15’i tutuklu 17 gazetecinin ilk duruşması ise önümüzdeki hafta görülüyor.

Gazetecilik sorgulanıyor

Duruşma öncesi davaya katılım çağrısı yapan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) yöneticileri, davanın hukuksuzluğuna dikkat çekti. DFG Genel Sekreteri Cuma Daş, gazetecilerin bir yılı aşkın süredir cezaevinde tutulduğunu hatırlatarak, “Bir doktora ‘niye ameliyat yapıyorsun’ diyemeyeceğiniz, bir avukata ‘niye savunma yapıyorsunuz’ diyemeyeceğiniz gibi, bir gazeteciye de ‘niye haber yapıyorsunuz’ demek kadar abes bir şey yok. İddianamenin özeti bu: Siz neden haber yapıyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

Mesleki dayanışma çok önemli

Gazetecilerin baskılarla hakikatten vazgeçmeyeceğini vurgulayan Daş, “Bu bir slogan haline geldi, Özgür Basın bugüne kadar birçok baskıyla karşılaştı ama hiç vazgeçmedi. 16 arkadaşımızın da siyasi nedenlerle tutuklandığını biliyoruz” dedi. Gazeteci meslek örgütlerine gazetecilerin duruşmasına katılım çağrısında bulunan Daş, “Hem ulusal hem de uluslararası basın meslek örgütlerinin Kürt gazetecilerinin tutuklu olduğu davalara katılması çok önemli. Ankara’da da bunu gördük. Hem savunma yapan gazeteci arkadaşlarımız açısından çok iyi hem de mesleki dayanışma açısından bir örnek teşkil ediyor” şeklinde konuştu.

Hem içerde hem dışarda özgür basın direndi

Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) üyesi ve JINNEWS Editörü Gülşen Koçuk da, iktidarın “yargı sopasıyla” Özgür Basını hedef almasının, gerçekleri karanlıkta bırakma amacı olduğunu söyledi. Özgür Basına dönük saldırılarla sadece gazetecilik mesleğine değil, topluma da bir mesajın verildiğini vurgulayan Koçuk, “Çünkü gazeteciler bu toplumun görünen yüzü. Bu da toplumdaki o korku duygusunu büyütmeyi amaçlayan bir mesele. İktidar bunları yaparak amacına ulaşabildi mi? Ulaşamadı. Çünkü hem tutuklanan arkadaşlarımız hem de ‘dışarıda’ kalan meslektaşları geri adım atmadı. Hatta şu sözü defalarca yineledik, onlar gelene kadar onların kameraları, kalemleri bize emanet ama onlar geldikten sonra bu yola birlikte devam edeceğiz. Biz yine aynı yerdeyiz, aynı yerde duruyoruz diyerek davaya katılım çağrısı yaptı.

Haber: Eylem Akdağ / MA

#Tutuklu #gazetecilerin #sonra #görülecek #davasına #çağrı

Dağ ve Er’in açlık grevi eylemi 50’inci gününde

Hewlêr cezaevinde tutuklu bulunan Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er’in, KDP’nin dayattığı tek tipleştirme politikaları ile kötü muameleye karşı başlattığı açlık grevi eylemi 50 gündür devam ediyor

Federe Kurdistan Bölgesi’nde 17 Temmuz 2019 tarihinde Türkiye’nin Hewlêr Başkonsolosluğu’nda görevli diplomat Osman Köse ile Irak vatandaşı Neriman Osman ve Beşdar Ramazan’a yönelik saldırı gerekçe gösterilerek tutuklanan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er, tutuklu bulundukları Hewlêr Cezaevi’nde hak ihlallerine karşı başlattığı açlık grevi eylemi devam ediyor. Dağ ve Er, keyfi arama, fiziki şiddet, hakaret ve tek tip elbise dayatmasına karşı 18 Mayıs’ta başlattıkları açlık grevi 50’in günde devam ediyor.

Dağ ve Er, tutuldukları cezaevinde işkence ve hak ihlallerine karşı 28 Eylül 2022’de açlık grevi eylemi başlatmış, taleplerinin kabul edilmesi üzerine 14’üncü gününde eylemi sonlandırmıştı. Dağ ve Er, hak ihlallerine karşı 13 Şubat 2022’de de ölüm orucu eylemi başlatmış, taleplerin kabul edilmesi üzerine 9’uncu gününde eylemi sonlandırmıştı. Ancak ihlallerin sürmesi üzerine Dağ ve Er, 18 Mayıs’ta tekrar süresiz dönüşümsüz açlık grevi başlattı.

 HABER MERKEZİ

#Dağ #Erin #açlık #grevi #eylemi #50inci #gününde

‘İmralı Cezaevi ilk Guantanamo tarzı cezaevidir’

PKK Lideri Abdullah Öcalan, geçmiş dönemde yaptığı değerlendirmede İmralı sistemini ‘üç ayaklı bir sistem’ olarak nitelendirmiş ve ‘İmralı Cezaevi ilk Guantanamo tarzı cezaevidir’ demişti

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası komployla 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilerek İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne konulmasının üzerinden 24 yıl geçti. Abdullah Öcalan için “özel” olarak dizayn edilen İmralı Cezaevi’nde 24 yıllık süreçte tecrit her geçen gün derinleştirilirken, son 28 aydır ise Abdullah Öcalan’dan hiçbir şekilde haber alınamıyor. Kuruluşu tecrit mantığına dayalı İmralı Cezaevi’nde, uygulamalar zamana yayılı olarak adım adım derinleştirildi. Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit, 21 Mart 2021’den bu yana mutlak iletişimsizlik ve haber alamama haliyle sürdürülüyor.

Askeri yasak bölge

Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da İmralı’ya getirilmesiyle cezaevinin hemen çevresi “Kırmızı hat” olarak tanımlandı. “Yeşil hat” olarak belirlenen İmralı’daki tüm binaların yer aldığı bölge ise, “güvenlik” gerekçesi ile elektronik tellerle örüldü. Adada yaklaşık bin asker sabit görev yaparken, 55 kamerayla 24 saat boyunca aralıksız izlenmeye başlandı. Abdullah Öcalan’ın adaya getirilmesinin ardından yetkililerde değiştirildi. Tüm yetkililer Adalet Bakanlığı’ndan alınarak, Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi adına Mudanya İskelesi Kriz İrtibat Bürosu’na devredildi. Kararın Resmi Gazetede yayınlanmasının ardından İmralı Adası ve çevresi 2’nci derece kara, deniz ve hava açısından “Askeri yasak bölge” ilan edildi. Sivil gemilerin adaya 3 milden fazla yaklaşmasına izin verilmezken, ada üzerinden sivil helikopter geçişi de yasaklandı.

Tecrit derinleştirildi

Türkiye ve uluslararası yasalar hiçe sayılarak, Abdullah Öcalan’ın tüm hakları Türkiye’ye getirildiği günden bu yana yok sayıldı. PKK Lideri, 24 yıllık süre boyunca saç kazıtma, zehirlenme, zorla oda değiştirme, iletişim araçlarından mahrum bırakılma, avukatları ve ailesiyle görüştürülmeme gibi çeşitli hak ihlallerine maruz kalırken, üzerindeki tecrit ve işkence bu süre zarfında giderek ağırlaştı. Abdullah Öcalan’a “özel” olarak uygulanan tecrit her geçen gün ağırlaştırılırken, İmralı Cezaevi Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Guantanamo anlayışı esas alınarak yenilendi. ABD’nin siyasi muhaliflerine karşı “korsanca kaçırma” temelinde kurduğu, hukuk ve yasaların nüfuz etmediği, her türden yöntemlerle siyasi muhalifinin iradesini kırma ve kendi çizgisine çekme esasına dayalı bir işkence sistemi olan Guantanamo’da bile İmralı’da uygulamaları görülmedi. Her ne kadar İmralı ile karşılaştırılsa da Guantanamo’da aile, avukat görüşü, telefon, mektup, faks gibi haberleşme olanakları yaratılıyor. Ancak İmralı Cezaevi’nde yıllardır bu haklar ya çok seyrek tanınıyor ya da hiç tanınmıyor.

2 bin 70 başvuru

Öyle ki Abdullah Öcalan’ın müdafiliğini üstlenen Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının 1999’dan bu yana yaptığı 2 bin 70 görüş başvurudan 442’si kabul edildi, bin 628’i ya çeşitli gerekçelerle reddedildi ya da yanıtsız bırakıldı. Az sayıda olan avukat görüşleri ise kayıt altına alındı. Hücre kamera sistemi ile gözetim altında tutulan Abdullah Öcalan, bütün tutuklu ve hükümlülere tanınan 10 dakikalık telefonla konuşma hakkını kullanamadı. Gazete ve dergilerden ise kendisi ve Kürt siyasetiyle ilgili yazı ve resimler kesildikten sonra sınırlı bir şekilde verildi, , kimi dönemler de hiç yararlanamadı. Genel uygulamalardan farklı olarak PKK Liderine tanınan havalandırma hakkı hem sınırlı hem de cezaevi yönetiminin “takdirine” bırakılmış bir uygulamadan ibaret kaldı.

Hukuka uydurma çabası

PKK Lideri Öcalan, geçmiş dönemde yaptığı değerlendirmelerde, sık sık tecrit ile Kürt sorununun çözümsüzlüğü arasındaki bağa işaret etti. Abdullah Öcalan, İmralı Cezaevi’nde şahsına uygulanan “özel” tecridin, Türkiye’nin Avrupa hukukuna uyulması için çıkarılan yasalarla “ters” düştüğüne işaret etti. PKK Lideri Öcalan’ın İmralı Adası’nda avukatlarıyla farklı tarihlerde yaptığı görüşmelerde tecrit sistemine dair bazı değerlendirmeleri şöyle:

İmralı Cezaevi statüsü

İmralı’nın “üç ayaklı” bir sistemle yönetildiğini belirten Abdullah Öcalan, bunun bir ayağının ABD, bir ayağının Avrupa, bir ayağının da Türkiye olduğuna işaret etti. İmralı Cezaevi’nin Türkiye’deki cezaevlerinden çok farklı olduğunu vurgulayan Abdullah Öcalan, “Diğer cezaevlerinin statüsü burada uygulanmıyor. Buranın statüsü ve yapısı gizli bir anlaşmayla olmuştur. ABD buna benzer gizli anlaşmalarla birçok yerde böyle birçok cezaevi kurmuştur. İmralı Cezaevi de ABD tarafından gizli anlaşmayla kurulan özel cezaevlerinden biridir. Bunu yaparken AB’nin de fikri ve onayı alınmış, buranın yapısı ve koşullarının ne olması gerektiğini belirlemişler” diye belirtti.

CPT ABD’ye bağlı

Abdullah Öcalan, Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) İmralı tecrit sistemindeki rolüne değinerek, “CPT’ye sıradan yaklaşmamak gerekir, arada bir gelip giden bir heyet olarak görmemek gerekir, burada olup bitenlerden haberleri vardır. Avrupa Komitesi’ne bağlı bir oluşumdur, dolayısıyla bir bütün olarak Avrupa Konseyi’nin de bilgisi var. Burayı Başbakanlığa bağlı kriz merkezi yönetiyor diyorlar ama değil, burası direkt ABD’ye bağlı. Başından beri cezaevi yönetmeliğinin bile uygulanmamasına anlam verememiştim. Ama ortaya çıktı ki İmralı Cezaevi ilk Guantanamo tarzı cezaevidir. Burada bana yapılan uygulamalardan dersler çıkarılıyor. Bir insanın bastırılmaya ne kadar dayanabileceğini ölçüyorlar” dedi.

6 gün dayanamazlar

“Özel” olarak dizayn edilen İmralı Cezaevi koşullarına kimsenin 6 gün bile dayanamayacağını belirten Abdullah Öcalan, “Dünyanın en ağır tutsağıyım, bunların içinde Batı da var. Beni kapitalist dünya sistemi tutsak etmiştir. Devlet de beni bir koz, bir rehine olarak elinde tutuyor. Burada siyasi bir rehineyim. Konumum böyle bilinmelidir. Bunu şöyle bir benzetmeyle de açıklayabilirim: Solunum cihazına bağlı birisi gibiyim, istedikleri zaman fişi çekebilirler. Tecrit durumunun ağırlaştırılması zaten idam anlamına gelmektedir. Dünyada bu koşullarda başka kimse yok, bir tek ölmediğim kaldı” diye konuştu.

‘Tecride son barışa evet’

Ağırlaştırılan İmralı tecrit sistemine karşı sağduyulu davrandığını dile getiren Abdullah Öcalan, şunları söyledi: “Ben ne affı ne de kişisel kurtuluşu söylüyorum. Mesele, bir halkın kurtuluşu, bir halkın menfaatidir. Ahlaklı davranmak gerekiyor. Tecrit baştan beri var. Bu kısıtlılık baştan beri sürüyor. En başından beri doğru değildi. Barışın hatırı için tavrım yumuşak oldu. Sorun yapmadım. Benim durumumun en uygun kavramı, ‘Tecride son barışa evet’ bir slogan olarak değerlendirilebilir. Bana karşı geliştirilen tecrit, Kürt halkına, yine Türk halkına, başta onun demokratik güçlerine ve cezaevindekilere uygulanan bir tecrittir. Siyasi ve hukuki seçeneklerin ortadan kaldırılması oluyor. Bunun sorumlusu hükümettir. Demokrasiden kaçıyor.”

‘Bu iş Öcalan’sız olmaz’

“Barış ve demokratik çözüm isteğim için mi tehlikeli oluyorum?” diye soran PKK Lideri, “Aslında bazı kesimlerin benden rahatsız olduklarını ve halen benden çekindiklerini biliyorum. ‘Öcalan’ denilince, ‘Bu iş olmaz’ diyorlar. Oysa bunun başka yolu yok. Öcalan’sız bu iş olmaz. Çünkü beni halk istiyor. Herkes bıraksa da beni halk bırakmaz. Zaten benim önerdiğim çözüm dışında mantıklı ve makul bir yol ve çözüm öneren de yok. Beni burada bir şekilde tecrit ile fiziken veya zihnen imha etseler bile, bu işi başka şekilde çözemeyecekleri çok açık. Fikirlerim halkımızca benimsenmiştir ve ben olmasam da fikirlerim hep var olacaktır” dedi.

Haber: Rukiye Adıgüzel / İstanbul – MA

#İmralı #Cezaevi #ilk #Guantanamo #tarzı #cezaevidir

Haziran’da 25 kadın erkekler tarafından katledildi

JINNEWS tarafından hazırlanan Haziran ayı şiddet çetelesine göre, erkekler haziran ayında 25 kadını katletti. 27 kadın ise şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti

Kadın kazanımlarına yönelik gasplarla birlikte saldırılar da her geçen gün artıyor. JINNEWS tarafından aylık olarak hazırlanan şiddet çetelesi de yaşanan tabloyu gözler önüne serdi. Buna göre, JINNEWS editörlerinden Yeşim Oruç’un siteler ve basına yansıyan haberlerden derlediği Haziran ayı şiddet çetelesine göre 25 kadın katledildi, 27 kadın ve 5 çocuk şüpheli şekilde hayatını kaybetti.

Failler tanıdık

Kadın cinayetlerinde failler yine kadınların en “yakınları” oldu. Buna göre, 3 kadın boşanma aşamasında olduğu, 2 kadın boşandığı, 3 kadın çocuğu, 7 kadın evli, 1 kadın akrabası, 1 kadın arkadaşı, 2 kadın ayrıldığı, 4 kadın tanıdığı, 1 kadın damadı olan erkekler tarafından katledildi.

En çok İzmir’de

Kentlere göre yapılan derlemede ise en fazla kadın cinayet İzmir’de yaşandı. Buna göre, İzmir’de 6, Dîlok’ta (Antep) 2, Eskişehir’de 1, Konya’da 1, Kocaeli’de 1, Qers’ta (Kars) 1, Antalya’da 2, Ankara’da 2, Aksaray’da 1, Adana’da 2, Karabük’te 1, İstanbul’da 2, Manisa’da 1, İzmit’te 1 kadın katledildi.

İşkence ‘münferit’ sayıldı

Kadın cinayetlerinin yanı sıra çocuk ölümleri de artmış durumda. Yine Haziran ayında yargı eliyle faillerin korunduğu birçok dava görüldü. Buna göre, 2021 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Hacı Bahattin Evgi Yatılı Erkek Kuran Kursu’nda 14 çocuğu sistematik işkenceye maruz bırakan yurt müdürü Nuhi Karababa’ya “görevi kötüye kullanmak” ve “işkence” suçlamalarıyla verilen cezayı bozan istinaf, işkenceyi “münferit” saydı.

Haksız tahrik indirimi uygulandı

Yine, Cizîr’de 42 öğrenciye yönelik “cinsel taciz” suçundan ceza alan müdür yardımcısı fail Burak Ercan yine tutuklamadı, dava bir kez daha ertelendi. Eril yargıya başka bir örnek ise, Hediye Tokay’ı katleden Ahmet Tokay’a “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimi uygulanarak 17 yıl hapis cezası verilmesi oldu.

Ödül gibi ceza

Evli olduğu M.S.’ye sistematik şiddet uygulayan H.S. adlı erkeğin, iki kere yargılandığı Dicle Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki davalardan adeta ödül verildi. Mahkeme heyeti, iki davadan da failin günlük 20 TL “para cezası” ödemesine hükmetti. İki çocuğa yönelik cinsel saldırı suçundan Bodrum Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan fail Talip A. ise yine tutuklanmazken, yurtdışına çıkış yasağının da para karşılığı kaldırıldığı ortaya çıktı.

HABER MERKEZİ

#Haziranda #kadın #erkekler #tarafından #katledildi

Tutuklu gazeteci Müftüoğlu: Gazetecilere ve gazeteciliğe özgürlük

Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan DFG Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, tutuklu meslektaşlarının 11 Temmuz’da görülecek duruşması için, gazetecilere sahiplenme çağrısı yaptı

Ankara merkezli başlatılan bir operasyon kapmasında gözaltına alınan ve 3 Mayıs’ta çıkarıldığı mahkemede tutuklanan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, tutuklu bulunduğu Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden, 11 Temmuz’da Diyarbakır’da görülecek olan 15’i tutuklu 18 gazetecinin duruşmasına ilişkin “11 Temmuz’da Gazeteciliği Savunma Çağrısı” başlıklı bir mektup kaleme aldı.

Gazeteciliğe balta vuruluyor

Türkiye’de her geçen gün ifade özgürlüğünü iyileşeceği yerde daha da kötüye gittiğini belirten Müftüoğlu, basın yayın kurumlarına verilen cezalar, sansürler ve erişim engelleriyle gazeteciler çalışmaz hale geldiğini, basın meslek örgütlerinin verilerine göre sadece Haziran ayının ilk haftasında binlerce habere erişim engelli getirilerek yasaklamalar engellemelere bir yenisinin daha eklendiğini belirtti.

Sansür Yasası ile var olan tablonun daha da katmerleştiğini belirten Müftüoğlu, İktidarın yargı ve kolluk eliyle attığı her adımda gazetecilik mesleğine bir balta vurmaya çalışıyor” dedi

Gazetecilere ve gazeteciliğe özgürlük

DFG’nin aylık verilerine göre, sürekli tutuklu gazeteci sayısının arttığını ifade eden Müftüoğlu, “2022 yılında Haziran ayında 20 arkadaşımız gözaltına alındı. Bunlardan 16’sı tutuklandı. Jin News Editörü Safiye Alagaş dosyası ayrıldığı için çıktığı ilk duruşmada serbest bırakıldı. 11 Temmuz ise 15’i tutuklu 18 meslektaşımız hakim karşısına çıkacak. Gazeteciliği yargılamaya çalışan zihniyet yargılanacak” diye belirtti.

Müftüoğlu, 11 Temmuz’da Diyarbakır Adliyesi önünde hep bir ağızdan ‘Gazetecilere ve gazeteciliğe özgürlük’  çağrısı ile herkesi gazetecilere sahip çıkmaya davet ederek  “2 aydır tutuklu bulunduğum Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde tüm meslektaşlarıma ve demokratik kamuoyuna açık bir dayanışma çağrısı yapıyorum. Gazeteciliğin onurunu korumak için hep beraber haykıralım” diye belirtti.

Kaynak: MA

 

#Tutuklu #gazeteci #Müftüoğlu #Gazetecilere #gazeteciliğe #özgürlük

BM: Sudan’da bin 133 kişi yaşamını yitirdi

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi, Sudan’da HDK ve ordu arasında devam eden savaş nedeniyle bin 133 kişinin yaşamını yitirdiğini ve 2,8 milyon insanın yerinden edildiğini açıkladı

Sudan’da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmalar sürerken Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) dün, Sudan’da çatışmanın başladığı 15 Nisan’dan bu yana derledikleri verileri paylaştı.

OCHA’nın yaptığı yazılı açıklamada Sudan’daki çatışmalarda can kaybının bin 133’e ulaştığı belirtilerek 11 bin 796 kişinin de yaralandığı bilgisi paylaşıldı. Sudan’da 2,8 milyon insanın yerinden edildiğinin paylaşıldığı açıklamada, 2 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiği, 615 bin kişinin ise komşu ülkelere geçiş yaptığı ifade edildi. Açıklamada, tüm zorluklara rağmen 2,5 milyondan fazla insana hayat kurtarıcı yardım ulaştırıldığından da söz edildi. Öte yandan açıklama da son 11 haftada 15 insani yardım çalışanının da hayatını kaybettiği kaydedildi.

HABER MERKEZİ

#Sudanda #bin #kişi #yaşamını #yitirdi

Mesut Çelebi 31 yıl ardından tahliye oldu

Rize E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Mesut Çelebi, 31 yıl sonra tahliye edildi

Rize E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Mesut Çelebi, 31 yıl sonra tahliye edildi. Wan’da 12 Haziran 1992 tarihinde gözaltına alınan Çelebi’ye, ardından çıkarıldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından “Devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet hapis cezası verildi. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Hasta Mahpus Listesi’nde yer alan Çelebi, tutukluluğu boyunca Wan, Mûş, Erzirom, Yozgat, Amed ve Rize cezaevlerinde kaldı.

Tutuklu bulunduğu Rize E Tipi Kapalı Cezaevi’nden çıkan Çelebi, bugün memleketi olan Amed’e geldi. Rezan ilçesinde bulunan evinin önünde, aile bireyleri ve yakınları tarafından alkış ve zılgıtlarla karşılanan Çelebi, yaşadığı hisleri şu cümlelerle paylaştı: “31 yılın ardından fiziki olarak özgür bir şekilde ülkemde, halkım ve ailemleyim. Her yandan keyifliyiz. Bizim için sadece direniş alanımız değişti. Fiziki olarak tutsak olsak da zihinsel olarak özgürdük.”

HABER MERKEZİ

#Mesut #Çelebi #yıl #ardından #tahliye #oldu

TİP’ten Atalay için Meclis Genel Kurulu’nu terk etmeme eylemi

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, tutuklu TİP Hatay Milletvekili Can Atalay için TBMM Genel Kurulu’nu terk etmeme eylemi başlattıklarını duyurdu

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, tutuklu TİP Hatay Milletvekili Can Atalay için Hatay’ın her mahallelerinde oturma eylemi yapılacağını ve TBMM Genel Kurulu’nu terk etmeme eylemi başlattıklarını duyurdu.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, yarın Hatay halkının Can Atalay için oturma eylemi yapacağını söyleyerek, “Biz de Hatay halkının bu eylemine Genel Kurul nedeniyle katılamıyoruz. Ama onların yanında olduğumuzu göstermek için Genel Kurulu terk etmeyeceğiz. Can Atalay’ın özgürlüğüne kavuştuğu ana kadar Türkiye’nin her yerinde halkın ve Meclisin iradesinin gasbedilmesine karşı sesimizi yükselteceğiz” dedi.

Yeşil Sol Parti milletvekilleri, TİP Genel Başkanı Erkan Baş ve milletvekillerinin Can Atalay için başlattığı Genel Kurul’u terk etmeme eylemine destek verdi.

HABER MERKEZİ

#TİPten #Atalay #için #Meclis #Genel #Kurulunu #terk #etmeme #eylemi