Ana Sayfa Blog Sayfa 216

İran, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne resmen katıldı

İran, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) resmen katılarak birliğin dokuzuncu üyesi oldu

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Hindistan’ın ev sahipliğinde video konferans yöntemiyle düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Liderler Zirvesi’nde ülkesinin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) dokuzuncu üye olarak resmen katıldığını duyurdu. Reisi, “İran, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün, önemli göstergeler, kapasiteler ve ayrıcalıklı bir konumla büyüyen bir örgüt olduğuna ve İran’ın bu resmi üyeliğinin faydalarının tarihte yer bulacağına inanıyor” dedi.

İran 1979’daki “İslam Cumhuriyeti Devrimi’nin” ardından ilk kez resmen bir bölgesel birliğe dahil oldu.

ŞİÖ Hakkında

Türkiye’nin “diyalog ortağı” olarak yer aldığı ŞİÖ, ilk olarak Şanghay Beşlisi adıyla 1996’da Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan temsilcilerinin Çin’in Şanghay kentinde bir araya gelerek Sınır Bölgelerinde Askeri Güvenin Derinleştirilmesi Anlaşması’nı imzalamasıyla kuruldu. 2001’de Özbekistan’ın katılımıyla üye sayısı 6’ya çıkan Şanghay Beşlisi’nin adı Şanghay İşbirliği Örgütü olarak değişti. Pakistan ve Hindistan da daha sonra tam üye olarak örgüte kabul edildi.

2005’te ŞİÖ’ye gözlemci olarak kabul edilen İran’ın tam üyelik süreci 2021’de başlamıştı. İran’ın üyeliğinin resmileşmesiyle örgütün üye sayısı dokuza çıktı. Afganistan, Moğolistan ve Belarus ise ŞİÖ’de gözlemci üyeler olarak yer alıyor. “Doğu’nun NATO’su” olarak nitelendirilen ŞİÖ, üye ülkeler arasında askeri, ekonomik ve kültürel iş birliğini sağlamayı ve özellikle güvenlik konusunda ortaklıklar geliştirmeyi amaçlıyor.

HABER MERKEZİ

#İran #Şanghay #İşbirliği #Örgütüne #resmen #katıldı

Operasyona giden korucu Federe Kürdistan’da öldü

Federe Kürdistan’da operasyona giden korucu Kaya Temel hayatını kaybetti

Federe Kurdistan’da devam eden “Pençe Kaplan” operasyonuna giden Kaya Temel isimli korucu hayatını kaybetti. Temel’in geçirdiği kalp krizi sonucu hayatının kaybettiği iddia edildi. Temel, helikopterle kaldırıldığı Şırnak Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Elkê (Beytüşşebap) ilçesine bağlı Pirinçli köyüne kara yoluyla getirilen Temel, defnedildi.

HABER MERKEZİ

#Operasyona #giden #korucu #Federe #Kürdistanda #öldü

Kobanê Davası’nda cübbesiz Hüda-Par avukatından provokasyon

Kobanê Davası’nda Cübbesiz Hüda-Par avukatından ‘katilsiniz’ provokasyonu yapmasına tepki gösteren Sebahat Tuncel’in mikrofonu kapatıldı. Tuncel ‘Bu davanın sonucunu belli ediyorsunuz’ diyerek tepki gösterdi

DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protestolar gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanê Davası’nın 26’ncı duruşmasının 2’nci oturumu, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görüldü.

Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından görülen davanın duruşmasına Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Milletvekili Ali Bozan’ın yanı sıra HDP Hukuk Komisyonu, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatlar ve çok sayıda izleyici katıldı. Sincan Cezaevi’nde tutulan siyasetçilerin bir kısmı duruşmada hazır bulunurken, farklı cezaevlerinde tutulan tutuklu siyasetçiler ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.

Kimlik tespitinin ardından dosyaya eklenen evrakların okunmasıyla başlayan duruşmada dava avukatları, mütalaaya karşı savunma yapabilmek için süre talebinde bulundu.

Kopyala-yapıştır mütalaa

Mütalaaya karşı söz alan Avukat Veysi Eski, mütalaanın kopyala-yapıştır şekilde hazırlandığına dikkat çekerek, “Gelin, gerçekten bir yargılama yapalım. Herkes eteğindeki taşları döksün. Bırakın biz de müvekkillerimiz de bu incelemelerimizi yapalım. Alelade bir askeri yargılama gibi ‘Size 2 ay süre verdim’ diyemezsiniz. Bu yargılamayı gelin hep birlikte adil yargılanma şartlarına getirelim” beyanında bulundu.

‘İddia makamı dosyayı okumamış’

Verilen öğle arasının ardından beyanlarda bulunan Sırrı Süreyya Önder’in müdafisi Arın Gül Yeniaras, müvekkiliyle ilgili evraklara ulaşmakta sorunlar yaşadığını ifade etti. İddia makamının yargılanan siyasetçilerin hukuki statüsüne dahi hâkim olmadığını belirten Yeniaras, “İddia makamı, müvekkilim hakkındaki dosyaların birleştirildiğini söylemiş. Dosyaların birleştirilmediğini Yargıtay kararı söylüyor” dedi. “İddianame ispat araçlarından yoksundur” diyen Yeniaras, dosyada müvekkili hakkında somut delil olmadığını belirtirken, “İddia makamı dosyayı okumamış” diye kaydetti. Yeniaras son olarak tevsii tahkikat talebinde bulundu. Sonrasında konuşan avukat Cenk Yiğiter ise esas hakkında mütalaaya karşı savunma yapmak üzere süre talep ederken, müvekkili İsmail Şengül’ün daha önce üyesi olduğu siyasi partilerin mütalaada yanlış belirtildiğini belirtirtti. Yiğitler, Yargıtay’dan Şengül’ün daha önce üye olduğu ve görev aldığı partilerin listesinin istenmesini talep etti.

Rıdvan Turan’ın tanık olarak dinlenmesi talebi

Yiğiter, ayrıca Şengül’ün geçmişte üyesi olduğu Sosyalist Demokrasi Partisi’nin (SDP) eski genel başkanı Rıdvan Turan’ın tanık olarak dinlenilmesi talebinde bulundu.

İddia makamı talepleri

Sonrasında söz verilen iddia makamı, verdiği esas hakkındaki mütalaayı tekrar ederken, tutuklu siyasetçilerin tutukluluk hallerinin ve hakkında adli kontrol kararı bulunan siyasetçilerin mevcut hallerinin devamına karar verilmesini talep etti. İddia makamı siyasetçiler ve avukatların tevsii tahkikat ve savunmalar için süre taleplerinin reddine karar verilmesini talep etti.

Mütalaaya karşı cevap: Hukuk bu yargılamanın neresinde?

İddia makamının mütalaasına karşı söz alan HDP eski MYK Üyesi Nazmi Gür, mütalaadaki karmaşıklığa dikkat çekerek, “Mütalaada Türkçe yanlışları bir tarafa bırakıyoruz ama hukuk nitelendirmeleri açısından mesleğe yeni başlamış bir savcının yapamayacağı yanlışı yaparsanız ve işi İstinaf’a ya da Yargıtay’a havale ederseniz bu iş nasıl olacak? Hukuk bu yargılamanın neresinde?” diye sordu.

‘AİHM kararlarına uyun’

AİHM kararlarının uygulanmadığına işaret eden Gür, “Bir davayla bu ülkeyi Avrupa Konseyi’nden atılma eşiğine getirdiniz. Belki de bu ülke kendini attırmak istiyor. İktidarın böyle bir stratejileri olabilir. Kavala ve Demirtaş dosyaları yönünden bu ülke atılma eşiğine geldi. Uluslararası hukuka uymama konusunda son derece cesursunuz. Biz adalet istiyoruz. Hiç olmazsa kendi hukukunuza uyun. Bütün arkadaşlarımızla beraber beraat edeceğime inanıyorum. Mahkemenin AİHM Demirtaş ve Yüksekdağ kararlarına uymasını ve bütün arkadaşlarımın tahliyelerine karar vermesini talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

‘Somut delil yok’

HDP eski MYK Üyesi İsmail Şengül ise gizli ve açık tanık ifadeleri nedeniyle tutukluluk hallerinin devamına dair kararlar verildiğini hatırlatarak, “Tek bir somut delil olmamasına rağmen her seferinde tutukluluk devam kararında ısrar ediyorsunuz. Tanık ifadesi konusunda bir somutluk ihtiyacı var. Tanık Kerem Gökalp’in ‘MYK toplantılarına KCK sözcüleri katılır’ ifadesine karşı, HTS kayıtlarında Ferhat Aksu ne Ankara’da ne Diyarbakır’da ne de Suruç’ta çıktı. Bu iddianame ‘KCK Sözleşmesi’ ile başlıyor. Altına da HDP MYK üyeleri olarak bizleri sıralıyor. Bizlere de ‘KCK sosyal alan yapılanması’ ithamında bulunuyor. Benim hakkımda iddianamede böyle bir iddia yok. Asgari hukuk işletilse bile bundan bahsedilemez” dedi.

İddia makamının 2911 kapsamında çeşitli suçlardan yargılandığı yönünde mütalaada iddialarda bulunduğunu hatırlatan Şengül, “Bunlardan biri Tekel işçilerinin basın açıklamasına katılmamdı. Dosyadan beraat ettim. Bir tanesinde de 5 aylık HAGB var. Devletin bütünlüğünü bozma suçuna delil olarak gösteriliyor” dedi.

Ata: Çözüm konuşamazsak çözüm bekleyemeyiz

Tevgera Jinen Azad (TJA) aktivisti Ayla Akat Ata ise şöyle konuştu: “Biz ne söylersek söyleyelim 2 yıldır ara kararlarınızı bir paragrafta kuruyorsunuz. Birleşen dosyalarımın iki tanesinden tutuklu yargılandım. Neden sizde karşılığı olmadı? DTK Komisyonu’nda yaptığım çalışmalara dair yapmadım demedim. Çözüm konuşamazsak çözüm bekleyemeyiz. AKP’lilerle de bir araya geldik. Bu ülkede herkes konuşabilsin. Bu ülkenin kanayan yarasıdır. Orada özerklik nedir anlatmadım demedim. Gizli oturumun da tutanaklarını istedik onu da dikkate almadınız. Ara karar bile kurmadan esas hakkında mütalaa noktasına geldik. Siz hala Murat Filiz hakkında bilgi vermediniz. Bahtiyar Çolak’a bu ismi kim verdi? Nasıl oldu da bu şahıs yönünden nasıl sorduruldum?

”Bu bizim tabanımız değil’ dedim ama anlaşılmadı’

Dört yılda dört defa gözaltına alındım ve 3 defa tutuklandım. Tweetlerim incelemeye alındı ama hiçbirinde şu an yargılamaya konu olan twit suç unsuru değil. Kaldı ki 2018 yılında parti MYK’sı ifadeye çağrıldı ve benim ifademe bile başvurulmadı. Savcı bey mütalaada ‘kimse olayların durmasını engellemek için herhangi bir faaliyette bulunmamıştır’ diyor. Ben Hüda-Par önünde saldırıya uğradım. Bir dahaki sefere bırakmayız’ diye tweet attılar. O tweetleri atanları niye yargılamıyorsunuz? 6-8 Ekim olayları için bir şiddet çağrısı varsa o hesaplarda var. Açık söylüyorlar. Ben de bakanlıkları arıyorum bu durum üzerine. Efkan Ala’yı aradığımda, ‘28 Mart’ı aşan durumlar var sokaklarda. Bu bizim tabanımız değil’ dedim ama anlaşılmadı. Ben saldırı sonrası basına demeç bile vermedim. Çünkü Batman vekiliydim. Kargaşa yaratmak istemedim. Ne yapabilirim başka? Meclis’te araştırma önergesi verdim, suç duyurusunda bulundum. Şimdi ise ‘hiçbir şey yapmadılar’ deniliyor. Gün geldi ben genel merkezin tweetini paylaştığım için tutuklandım. MYK bile değildim. Kolluktan savcıya getirilirken başka bir dosyadan Ulaş’ın beyanları dosyaya eklendi.

‘Komplonun sorumlusu olarak siyasetçiler tutuluyor’

Ulaş’ın beyanı nedir? ‘KCK bünyesinde kadın çalışmaları yürütüyor’ diyor. Ben Kürt bir kadın olarak kadın aktivizmi yapamayacak mıyım? Ben kadın çalışmasına fiilen 2000 yılında başladım. Hepsinin de yasallığı vardı. Bütün çalışmalarımızı denetim ve gözetim altında yaptık. 8 Mart’ta batıda sokağa çıkan bir kadın 2911’den yargılanırken, ben Kürdistan’da sokağa çıktığım için üyelik ya da propagandadan yargılanıyorum. Kürt kadını olarak yaptığım her faaliyet örgütsel faaliyet mi oluyor? İtirafçılara inanmayı tercih ettiniz. Büyük bir komplonun sorumlusu olarak siyasetçiler tutuluyor.”

Daha sonra tutukluluk durumuna dair Kürtçe beyanda bulunan HDP eski MYK Üyesi Zeynep Ölbeci, tüm tutuklu siyasetçiler için tahliye talebinde bulundu.

Cübbesiz Hüda-Par avukatından ‘katilsiniz’ provakasyonu

Ardından siyasetçilerin beyanlarına karşın söz alan Hüda-Par avukatı Musab Tetik, HDP MYK’sine ve Ayla Akat Ata’ya “katil” ithamında bulundu. Bunun üzerine siyasetçiler ve avukatları tepki gösterdi. Tetik’in cübbesiz bir biçimde beyanda bulunması da salonda tepki topladı.

Mahkeme heyetine: Siz tarafsınız

Buna karşın konuşan Veysi Eski, “Mahkeme heyeti cübbe konusunda bizi her seferinde uyarıyorsunuz ama karşımızdaki kişiye hiç müdahale etmiyorsunuz. Tarafsızlığınızı yitiriyorsunuz. Savunmanın sınırının katılan tarafından çizildiği bir yargılama olabilir mi? Mesleğinize saygınız bu kadar mı? Ayan beyan ortada. Siz tarafsınız” dedi.

Sebahat Tuncel’in mikrofonu kapatıldı

Demokratik Bölgeler Partisi eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel ise şunları söyledi: “Burada hiç kimse bizi tehdit edemez. Hüda-Par iktidar ortağı oldu diye gelip bize bağırıp çağıramaz. Bir kişi gelmiş siyaseten aldığı güçle söylemediğimiz sözleri bize söylüyor. Siz de bu tehdide ortak oldunuz.”

Konuşma sırasında mahkeme başkanı Tuncel’in mikrofonunu kapatarak sözünü kesti. Mikrofonu kapatılan Tuncel, “Bu davanın sonucunu belli ediyorsunuz” diyerek tepki gösterdi.

Avukat Kenan Maçoğlu ise Kobanê Mali Dosyası’nda sorgusu yapılan tüm sanıkların tahliye edildiklerini hatırlatarak, “O dosyada aynı deliller, aynı tanıklar mevcut fakat hala siz gizli tanık ifadeleri üzerinden tutuk devam kararları oluşturuyorsunuz” diyerek tutuklu tüm siyasetçiler hakkında tahliye talebinde bulundu.

Beyanların ardından ara kararın hazırlanması için duruşmaya ara verildi.

Kaynak: MA

#Kobanê #Davasında #cübbesiz #HüdaPar #avukatından #provokasyon

Yeşil Sol Partili vekiller: Sivas Katliamı ardındaki gizli gerçekler aydınlatılmalı

Meclis’te Madımak Katliamı’na ilişkin açıklama yapan Yeşil Sol Parti milletvekilleri, benzeri katliamların bir daha yaşanmaması ve gerçek faillerin açığa çıkarılması için mücadelelerini sürdüreceklerini kaydetti

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) milletvekilleri, 2 Temmuz 1993’te Sêwaz’da yaşanan Madımak Katliamı’na ilişkin Meclis’te ortak basın toplantısı düzenledi. Burada açıklama yapan Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Madımak Katliamı’nın 30 yıllık toplumsal bir acı olduğunu ve bu acının da Türkiye’nin üzerinde kara bir leke olarak durduğunu kaydetti.

Devletin Madımak Katliamı’nı siyaset aracı yaptığını söyleyen Fırat, Alevilerin varlıklarının, yaşamsal deneyimlerinin ve tarihe tanıklıklarının yok sayıldığını ve katledildiklerini söyledi. Fırat, “Sivas Katliamı ölümdü, acıydı, can yaktı, tasviri ise hafızamızdaki Dersim, Maraş, Çorum’du. Devlet bu katliamı da siyaset aracı yaptı, bu alışkanlıkla Alevilerin acısını gerici zihniyeti motive etmek için kullanmaya devam etti” dedi.

‘Devlet bu katliamda da sorumluydu, suçluydu’

Alevi toplumunun bilinçaltına katliamlarla korku salınmaya çalışıldığını söyleyen Fırat, devletin Madımak Katliamı’a göz yumduğunu, Alevileri görmezden geldiğini ve Alevileri suçlayarak ötekileştirdiğini belirtti. Fırat, “Devlet bu katliamda da sorumluydu, suçluydu.

Fırat, Sivas Katliamı’nın Alevilerin belleğinden silinmeye çalışıldığının altını çizerek, “Tıpkı; katliamların yaşandığı bölgelerin adını değiştirdiği gibi. Geçmişten günümüze Alevi belleğinin katliamlarla veya politik oyunlarla yok edildiğini, bu yok ediliş biçimlerinin birer münferit olay olarak gösterildiğini ve bu olaylara tanıklık eden diğer Alevilerin de ortak mücadelede buluşup, örgütlenmelerinin engellendiğini biliyoruz” şeklinde ifadeler kullandı.

‘Katliam failleri normal yaşamlarına devam etti’

“Alevi toplumuna sahip çıkacak, yaşadıkları sorunları ve haksızlıkları yurttaşlık temelinde ele alınması için mücadele edeceğiz” diye devam eden Fırat, Sivas Katliamı’ndan sonra yaşanan adaletsizliklerin katliamın acısını misliyle arttırdığını belirtti. Fırat, “Haklarında dava açılan katillerin bir kısmı hiç bulunamadı. Daha sonra bu katillerin bazılarının Sivas’tan hiç ayrılmadan yaşamlarına devam ettikleri, hatta resmi olarak haklarında arama kararları olmasına rağmen evlendikleri, askere gittikleri, işe girip çalıştıkları, ehliyet aldıkları anlaşıldı” dedi.

‘Devlet arşivlerindeki belgeler araştırılmalı’

Madımak Katliamı’nın Çorum ve Mereş katliamlarının devamı olduğuna dikkat çeken Fırat şunları söyledi: “Madımak Oteli’nde bulunan canların yakılarak hunharca katledildiği Sivas Katliamı’nın arkasında gizli kalan gerçeklerin aydınlatılması, yargı kararlarına rağmen Sivas katillerini koruyup cezasız bırakan unsurların ortaya çıkarılması, katliamla ilgili devlet arşivlerinde yıllardır saklı kalan belgelerin araştırılıp kamuoyuyla paylaşılması, perde arkasındaki asıl sorumlularının açığa çıkarılması ve böylece katliamda yakınlarını yitirenlerin acılarının az da olsa dindirilmesi için Sivas Katliamı’nın araştırılması elzemdir.

‘Hepimiz birbirimizin Hızır’ı olmalıyız’

Yeşil Sol Parti olarak Madımak Katliamı ve benzeri katliamların bir daha yaşanmaması ve gerçek faillerin açığa çıkarılması için mücadelelerini sürdüreceklerini kaydederek, “Toplumsal hafızayı diri tutmaya devam edeceğiz. Hepimiz birbirimizin Hızır’ı olmalıyız. Kurtarıcıyı başka yerde ararsak; ötekileştirilip katliamlarla karşılaşırız. Yan yana gelip mücadele etmeliyiz.” dedi

Kaynak: MA

#Yeşil #Sol #Partili #vekiller #Sivas #Katliamı #ardındaki #gizli #gerçekler #aydınlatılmalı

Suruç Katliamı tanığı: Kimileri devlet yaptı dedi, ben böyle duydum

Suruç Katliamı Davasında tanık olarak dinlenen DAİŞ’li Kasım Güler, Suriye’ye askerlerin gözetiminde geçtiğini belirterek, ‘Suruç Katliamını kim yaptı?’ şeklinde sorulan soruya ‘Kimileri devlet yaptı dedi. Ben böyle duydum’ dedi

Riha’nin Pirsûs (Suruç) ilçesi Amara Kültür Merkezi’nde 20 Temmuz 2015 tarihinde Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) öncülüğündeki gençlere yönelik DAİŞ’in gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısında 33 kişinin katledilmesine ilişkin firari sanıklar Deniz Büyükçelebi ve İlhami Balı yönünden devam eden davanın 4’üncü duruşması, Urfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü

Duruşmaya Suruç Aileleri İnisiyatifi üyeleri, katliamda yaralı olarak kurtulanlar, Suruç İçin Adalet Platformu üyesi avukatlar, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Riha milletvekilleri Ferit Şenyaşar ile Dilan Kunt Ayan, Riha Baro Başkanı Abdullah Öncel, SGDF, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) Riha İl Örgütü temsilcileri, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) üyeleri ve çok sayıda kişi katıldı.

Duruşmada 10 Ekim Ankara Gar Katliamının tutuklu sanığı Kasım Güler, DAİŞ’in medya işlerini yaptığı söylenen Ömer Yetek, İçişleri Bakanlığı tarafından Sultan Ahmet ve Suruç Katliamı saldırılarının patlayıcılarını temin ettiği belirtilen DAİŞ’li Azzo Halaf Süleyman El Aggal, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile tanık olarak dinlendi.

Kimlik tespiti il başlayan duruşmada konuşan Kasım Güler, İlhami Balı ve Deniz Büyükçelebi ile tanıştığını söyledi. 2010 yılında İlhami Balı ile Adana Cezaevinde tanıştığını söyleyen Güler, “1 ay beraber kaldık. O zaman İlhami’nin DAİŞ ile bağı yoktu. İslami sohbetler yaptık. Suruç katliamı ile ilgili bir bilgim, duyumum yok” dedi.

‘Kimileri devlet yaptı dedi’

Güler’e daha sonra Suruç İçin Adalet Platformu üyesi avukatlar soru yöneltti. DAİŞ’e hangi tarihte katıldığını hatırlamadığını ileri süren Güler, Suriye’ye askerlerin gözetiminde geçtiğini belirterek, “Suriye’ye askerlerin yanından bazen geçerdik, bazen yakalanırdık, askerler bir şey demiyordu. Ben onlarca kez geçtim, bu bir devlet politikasıydı. Normal gidip geliyorduk” dedi. Güler, “Pîrsus Katliamını kim yaptı?” şeklinde sorulan soruya “Kimileri devlet yaptı dedi. Ben böyle duydum” dedi.

Güler, avukatların detaylı soru sorması üzerine, tanık olduğunu, soruların “özel bilgiler” içerdiğini ileri sürerek cevaplamayacağını söyledi. Güler daha sonra sorulan sorulara “Bilmiyorum, tanımıyorum” şeklinde kısa cevaplar verdi.

‘Cezaevinde istihbarat ile görüştüm’

Daha sonra tanık olarak dinlenen Azzo Süleyman El Aggal ise ifadesinin başında Türkiye’ye hiç giriş çıkış yapmadığını iddia etti. Ancak Aggal, avukatların yönelttiği sorular karşısında 2012 yılında yaralandığını ve Türkiye’ye ait bir ambulans ile Riha’nın Kaniya Xezalan (Akçakale) ilçesine devlet hastanesinde tedavi olmak için iki gün Türkiye’ye geldiğini söyledi. Bunun üzerine avukatlar Aggal’ın neden çelişkili ifade verdiğini sordu, ancak Aggal daha önce verdiği cevabı tekrarladı. Avukatlar ifade veren kişinin Süleyman El Aggal olmadığından şüphelenmesi üzerine, Aggal, daha önce emniyette verdiği ifadelerin hepsinin işkence altında alındığını, kendisinin hazırlanan ifadeyi sadece imzaladığını ileri sürdü. Cezaevinde olmasına rağmen istihbarat görevlileri ile görüştüğünü söyleyen Aggal, görüşmenin içeriğine dair ise bir bilgi paylaşmadı.

‘Kaçak yollardan gittim. Gönderen Türkiye dendi’

Katliam tarihinde Suriye’de olduğunu söyleyen Tanık olarak dinlenen Ömer Yetek, “Türkiye’de PKK ile aramda bir sorun vardı, onun için 2015’te Suriye’ye gitmiştim. Tebqa’da yaşadım. Ailem ile birlikte gittim. Akçakale üzerinden gittim. Kaçak yollardan gittim. Gönderen Türkiye dendi. Gittiğim yerde ÖSO vardı daha sora IŞİD geldi. Yaklaşık 3 yıl kaldım. 2018 yılında sınıra gelerek askerlere teslim oldum. Ben kaçmak istedim, IŞİD beni cezaevine attı. Onları hep eleştirdim, yanlışlarını söyledim. Bunun için beni sevmiyorlardı. Kaçmaya çalışanları hapse attılar. Bana para vermediler. Benim param vardı” diye konuştu.

Avukatların Suriye’de ne iş yaptığını ve ne kadar para kazandığını sorması üzerine Yetek, “Ben sanık değilim, bana niye bu kadar soru soruluyor. Bunlar benim özelim” diyerek cevap verdi. Emniyet ifadesini işkence altında verdiğini ileri süren Yetek’e kutsal değerler üzerine yemin ettiği hatırlatılması üzerine “Beni kutsal değerlerim ile zorlamayın” dedi. Bunun üzerine Yetek’in avukatı, yasak olmasına rağmen müvekkiline bir takım ifadelerde bulunarak müdahale etti. Mahkeme başkanı ve Suruç ailelerinin avukatları uyarıda bulundu. Yetek, daha sonra sorulan sorulara “hatırlamıyorum, bilgim yok, hayır” şeklinde kısa cevaplar verdi. Hakimin Yetek’e aleyhinde olan sorulara cevap vermeme hakkı olduğunu söylemesi avukatların tepkisine eden oldu.

‘Madem istihbarat vardı, neden görevlerini yapmadılar’

Tanıklardan sonra katliamda babası İsmet Şeker’i kaybeden Dilek Kaya söz aldı. Katliamın üzerinden 8 yıl geçtiğini belirten Kaya, “8 yıldır ilk defa bir tanık gördük. Her duruşma İstanbul’dan binlerce kilometre geliyoruz. Bir imam var, katliam videosu çekiyor ve çantasından IŞİD bayrağı çıkıyor ama yargılanmıyor. Bu nasıl adalet. Babamı öldürdüler. Bombacının resmi var ama emniyet yakalamamış yetkili kimse yargılanmıyor. Adalet nerede? Babamın yanık vücudunu ben kefenledim. Suruç Aileleri, yaralıları her gün aynı acıyı yaşıyoruz. İki karakolun ortasında katledildiler. Ben babamı gönderdim çünkü izin verilmişti. Yasal yollardan gideceklerdi. Madem istihbarat vardı, neden görevlerini yapmadılar. Görevini yapmayanlar neden burada değil. Babam 53 yaşında, Ezgi 17 yaşında öldürüldü. Sadece adalet arıyorum” diye konuştu. Araya giren mahkeme başkanı “tanrı yardımcınız olsun” dedi.

‘Katliama göz yumanlar nerede?’

Katliamda oğlu Çağdaş Aydın’ı kaybeden ve katliamda yaralanan Fethi Aydın da, “8 yıldır bir arpa boyu yol almadık. Ambulans engellendi, üzerimize gaz sıkıldı. Ömer Aslan diye biri video, foto çekiyor halk yakalıyor. Polis onun sakalını kesip bırakıyor. Kim bu kişinin sakalını kesip bıraktı, katliama göz yumanlar nerede? Her şeyi Yakup Şahin yaptı. Bu Rambo’mu. Siz bu kadar şeyi yapan Rambo’yu nasıl içeride tutuyorsunuz? Çıkıp kaçar bu kadar şeyi tek başına yaptıysa. Sanıklar tutuklanmadı ama avukatlarımız, çocuklarımız adalet istediği için tutuklandı. Adalet yerini bulsaydı, 10 Ekim katliamı olmazdı. Tanıklar istedikleri zaman Suriye ye gidip geldiklerini söylediler. Ben niye gidemedim? Devlet izin vermezse kimse gidip gelebilir mi? Biz her ayın 20’sinde 33 dakika İstanbul da oturuyoruz ama ona da saldırılıyor. Bırakın bu insanlar acılarını yaşasın. Çoluk çocuğumuzu bırakıp yola düşüyoruz. Çocuklarımız gelmeyecek biliyorum ama başka çocuklar ölmesin diye geliyoruz” şeklinde konuştu.

‘Davutoğlu dinlensin’

Katliamda annesi Bahar Nazegül Boyraz’ı kaybeden Yasemin Boyraz, “Ömer Aslan daha önce tanık olarak dinlendi, sanık olarak dinlenmesini istiyoruz. Ahmet Davutoğlu’nun tanık olarak dinlenmesini istiyoruz. Daha önce televizyonda söylediği sözler var. DAİŞ’liler tanık olarak dinlendi ve işkence altında ifa verdiklerini ileri sürdüler. Davutoğlu dosyalar açılırsa birileri insan içine çıkamaz. Davutoğlu dinlenirse birçok şey ortaya çıkar. Katliam günü Suruç halkına polis müdahale etti yardım etmesinler diye. O müdahale esnasında TOMA’dan su, biber gazı sıkanlardan şikayetçiyim. Değil 8 yıl, 88 yıl geçse de bu davanın peşini bırakmayacağım. Biz şuan yargılanıyoruz. Biz heyete neden 5 saat görüntü kayıp dediğimiz için tehdit etmekten yargılanıyoruz. Katliamda yaşamını yitirenler kusurlu bulundu, gerekçe izinsiz gitmeleri. Bu insanlar Suruç’ta katledildi, Suruç nerenin vilayeti?” diye sordu.

‘Patlama sonrası polis bize müdahale etti ve 10 yaralımızı şehit verdik’

Suruç Aileleri İnisiyatifi’nden Yalçın Demir ise Urfa Adliyesi önünde Adalet Nöbeti tutan Emine Şenyaşar’ın mücadelesini selamlayarak, sözlerine başladı. Katliamdan sonra yaşamını yitirenlerin “terörize” edildiğini kaydeden Yalçın, Suruç Aileleri ve yaralıların yaşadıkları sağlık sorunları, maruz kaldıkları hak ihlalini anlattı. Demir, “Katliam günü güvenlik önlemi alınmadı. Yoldaşlarımızın vücutları gözlerimizin önünde yandı. Katliam olduğunda ben açıklamanın videosunu çekmek için tam kitlenin karşısındaydım. Patlama sonrası polis bize müdahale etti ve o müdahalede 10 yaralımızı şehit verdik. Emniyet müdürü Muğla Milas’a tayin edilerek ödüllendirildi. Abdullah Ömer Aslan benzin istasyonu arıyordum ve ‘Suruç’a ara yollardan geldim’ diyor. Acaba canlı bombayı bu ara yollardan kendisi mi getirdi. Aslan’ın dinlenmesini talep ediyoruz. İlhami Bali ile Deniz Büyükçelebi kırmızı bülten ile aranıyor, devlet yerlerini biliyor. Ahmet Davutoğlu kendisini ihbar ediyor ama dinlenmiyor. Neden dinlenmiyor, bu kişi ifade vermeli. Dinlenmeden içimiz rahatlamaz. 8’inci yıl dönümü yaklaşıyor ve biz yine yoldaşlarımızı anacağız. Mezarlıkları ziyaret edeceğiz, biz suçlu değiliz bize kimse müdahale etmesin” diye konuştu.

‘Hiçbir zaman sanıklar duruşmada hazır edilmedi’

Ardından söz alan avukat Sevda Çelik Özbingöl, “Müşteki ve mağdurlar 8 yıldır bir süreç sürdürüyor ve bunu anlattılar. Biz sadece avukat değil soruşturma ve kovuşturma sürecinin bir tanığı olarak konuşuyoruz. Her duruşmada talepleri dile getiriyoruz. Dava 8 yıllık ama gizlilik kararları ile sürdü yıllarca. Adalet sistemimizin bir kara deliği oldu dosya. İnsanlar vahşi bir şekilde katledildi. Zaman aşımına tabi değil, insanlığa karşı işlenen bir suç var. Tanıklardan biri ‘çok rahat Türkiye’ye girip çıkıyorduk’ dedi. İŞİD terör örgütü, birçok katliam yapmıştı ama rahat girip çıkıyorlardı. Tanıklar katliam faillerini sadece kaçakçı olan insanlar olarak göstermeye çalıştılar. O dönemin siyasetçileri öfkeli çocuklar diyordu bu suçlulara. Biz birçok şeye tanık olduk 8 yılda. Süreç değiştikçe dosyanın kapsamının ne kadar genişlediğine de tanık olduk. Hiçbir zaman sanıklar duruşmada hazır edilmedi” ifadelerini kullandı.

‘İçişleri Bakanlığı hiç müdahil olmuyor?’

Ardından söz alan avukat Serdil İzol ise şunları söyledi: “Abdullah Ömer Aslan sanık olarak dosyaya eklenmeli. Eşi IŞİD bağlantısı nedeniyle kendisinden ayrıldı. Aslan, halk tarafından yakalandı çantasından bir paçavra çıktı ama buna rağmen bırakıldı. Gizlilik kararı nedeniyle biz bir bilgi alamadık daha sonra ifadesi alınıp serbest kaldığını öğrendik. Suç duyurusunda bulunduk ama bir sonuç alamadık. Tanık olarak dinlendi ve çelişkili ifadeler verdi. Olayın bir faili yargı eli ile yargılanması engelleniyor. Yakup Şahin hiç bir zaman yüz yüzelik ilkesine rağmen duruşmaya getirilmedi. 8 yıldır süren bir dava ama İçişleri Bakanlığı hiç müdahil olmadı. Oysa başka dosyalarda bir cam kırılsa bakanlık müdahil olur. Bu dosya insanlığa karşı işlenen bir suç. Talebimiz bu dosyanın TCK 72 uyarınca insanlığa karşı işlenen suç olarak ele alınması. Tanık olarak dinlenen kişilerin gerçekten o kişiler olduğunu dahi bilmiyoruz. Çelişkili ifadeler ortada ama sanık değiller. Deniz Büyükçelebi ve İlhami Bali’nin eşleri yargılanıp serbest bırakıldı, oysa örgüt üyesi oldukları yönünde kendi beyanları vardı. Biz İlhami Bali’nin nerede olduğunu mahkemenin ciddi bir şekilde incelemesini istiyoruz. Tape kayıtlarında sürekli İlhami Bali ile konuştukları tespit edilen Mustafa Mol ile Mustafa Demir’in dinlenmesini talep ediyoruz. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu hakkında suç duyurusunda bulunduk bir sonuç alamadık. Davutoğlu bildiği bir varsa mahkeme önünde anlatması gerek. Gerçekten samimi ise gelip tanıklık etsin.”

‘Bir elle tutuklayıp diğer el ile serbest bırakamazsınız’

Avukat Eylem Sarıoğlu, maddi gerçeğe ulaşmak istediklerini kaydederek, “Firariler yok güya bunda bir yargılama yapıyoruz ama olması gereken başkaları da burada yok. Balı 2011 yılında bu yana hem emniyetin hem de kamuoyunun bildiği isim. Tüm cihadist örgütlere nasıl eleman sağladığı biliniyor. Tanık olarak dinlenen şahıs nasıl rahat gidip geldiklerini anlattı ve bunu İlhami Balı yapıyor. Her hangi bir engel ile karşılaşmadan yapıyor. Araması olan Deniz Büyükçelebi ailesi ile görüşüyor örgütsel görüşme yapıyor. Bu böyle iken siz bir gözünüzü kapatıp bir gözümüzle arıyorum diyemezsiniz. Bir elle tutuklayıp diğer el ile serbest bırakamazsınız. İlhami Balı aranıyor ve arandığı dönem Türkiye de olduğu yönünde bilgiler geldi. İlhami Balı elimizin altındayken yakalamadık şimdi yıllardır burada İlhami Balı’yı arayalım. Bu vicdani değil. Daha önce nerede olduklarına dair bazı istihbarat raporları dosyaya eklendi ama hepsi çelişkili bilgiler. Biz nerede olduklarına dair kapsamlı bir çalışma yapılıp dosyaya eklenmesini istiyoruz. Uluslararası kuruluşlar ile yazışmalar yapılarak” şeklinde konuştu.

‘Yakup Şahin dinlenmeli’

Yakup Şahin’in bu dosyada tanık olarak dinlenmesi gerektiğinin altını çizen avukat Erkan Sabri Ünüvar, “Motosiklet sahibinin dinlenmesini istedik. Yakup Şahin’in motosikleti daha önce hiç konu olmadı. Motosikleti olup olmadığı ile ilgili bir çalışma yapılmadı. Yakup Şahin 2015 Ekim ayında tutuklandı ve 8 ay boyunca motosikleti örgüt çalışmaları kapsamında kullanılmış. Yakup Şahin’in buraya gelip bize motosikleti ile ilgili bilgi vermesi gerek. Bu katliamda bir motosiklet kullanılmış ve kimse bunu daha önce sorgulamamış. Biz başka bir dosyadan bunu öğrendik. Bir motosiklet var sahibi var ama biz onu dinlemiyoruz. Yakup Şahin burada dinlenmeli. Şeyh Abdurrahman Alagöz ile ilgili bütün işlem kayıtlarının dosyaya sunulmasını istiyoruz. Alagöz’ün nasıl geldiği, nerede kaldığı, kimlerden yardım aldığı ile ilgili soruşturma aşamasında bir çalışma yapılmadı. HTS kayıtları bu açıdan yararlı olacak. Yakup Şahin bir dosyadan ceza aldı ama bir katliamı tek başına yapmadı. Yakup Şahin’in iletişimde olduğu kişilere tek bir soru dahi sorulmadı. Hüseyin Tunç’un HTS kayıtları Yakup Şahin ile çok sıkı bir ilişkisi olduğu ortaya çıkmasına rağmen hakkında her hangi bir işlem yapılmıyor” diye belirtti.

‘Devletin sorumluluğu ortaya çıkarılması gerek’

Son olarak söz alan avukat Ayşe Şehriban Demirel, “Yargı sisteminin bu davaya bakışını konuşmamız gerekiyor. Sadece sanık isimleri değil devletin sorumluluğu ortaya çıkarılması gerek. Ben Suruçluyum, o dönem olağanüstü bir dönemdi ve devletin uçan kuştan haberi olduğunu biliyorduk. O dönem yetkili olan herksin tespit edilip yargılanması gerek. Her ilişki ağı gerçeğe ulaşmak için gerekli. Bizler dosyanın avukatları ve sivil toplum kuruluşları adına takip eden insanlarız. Bu dosyayı yüzlerce kurum kuruluş, insan hakları savunucuları takip ediyor” diye konuştu.

Ertelendi

Yapılan savunmaların ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, avukat ve ailelerin taleplerini reddederek duruşmayı 5 Aralık’a erteledi. Aileler taleplerin reddedilmesine mahkeme salonunda tepki gösterdi.

‘Adalet istemeye devam edeceğiz’

Duruşma sonrası adliye binası önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamada aileler adına konuşan katliamda oğlu Çağdaş Aydın’ı kaybeden ve katliamda yaralanan Fethi Aydın, “Taleplerimiz dile getirmeye devam edeceğiz. Adalet mücadelemiz sürecek. Adalet bir türlü yerine gelmiyor. Adalet yerine gelmediği gibi çocuklarımız tutuklanıyor. Adalet talebimizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Suruç için adalet herkes için adalet demek zorundayız. Emine annenin, Şenyaşar ailesinin mücadelesini kutluyoruz onların yanındayız. Öyle anneler olduğu sürece bizde bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Suruç için adalet, Şenyaşar ailesi için adalet demeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Kaynak: MA

#Suruç #Katliamı #tanığı #Kimileri #devlet #yaptı #dedi #ben #böyle #duydum

30 yıl 6 ay sonra memleketinde: Aslan coşkuyla karşılandı

Cezaevinden 30 yıl 6 ay sonra çıkan Yazar Yaşar Aslan, memleketi Mêrdîn’de yüzlerce kişi tarafından karşılandı. Aslan, ‘Sizlerden yana başımız dik’ dedi

Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesinde 15 Ocak 1993’te henüz 20 yaşında iken gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce (DGM) “Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak” iddiasıyla müebbet hapis cezası verilen Yazar Yaşar Aslan (50), 30 yıl 6 ay tutukluluğunun ardından dün tahliye edildi. Tekirdağ’dan yakınları ile birlikte İstanbul’a geçen Aslan, bugün hava yolu ile memleketi Mêrdîn’e geldi. Aslan, havaalanında MED Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHADFED) üyelerinin yanı sıra yüzlerce yurttaş tarafından çiçeklerle karşılandı.

Coşkuyla karşılandı

Yeşil Sol Parti Mêrdîn Milletvekili Beritan Güneş’in de aralarında olduğu kişiler tarafından alkış ve zılgıtlarla karşılanan Aslan, kendisini karşılamaya gelenlerle tek tek tokalaştı. Karşılama sırasında Aslan ile bazı tutuklu yakınları ve Barış Anneleri arasında duygusal anlar yaşandı.

‘Başımız Dik’

Havaalanı önünde kısa bir açıklama yapan Aslan, Tekirdağ Cezaevi önünde dün yaptığı konuşmayı hatırlatarak, kendisini karşılayanlara teşekkür etti. Kendisini karşılayanları gördüğüne mutlu olduğunu ifade eden Aslan, “Sizlerden yana başımız dik, sizlerle birlikte keyifliyim. Daha önce de söyledim; cezaevlerinin sorunları çok fazla. Yoldaşlarımızın sizlerden beklediği çok şey var. Herkes elinden geleni yaptığı zaman en onlar için en iyisi o yaptığıdır. Hepiniz hoş geldiniz. Baş göz üstüne geldiniz” dedi.

Aslan ve beraberindekiler açıklamanın ardından Nisêbîn (Nusaybin) ilçesine geçti.

MÊRDÎN

 

 

#yıl #sonra #memleketinde #Aslan #coşkuyla #karşılandı

Kılıçdaroğlu: Yanardağ neden içerde?

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride dikkat çektikten sonra tutuklanan gazeteci Yanardağ’ın durumuna işaret eden CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ‘Merdan Yanardağ neden içeride?’ diye sordu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlerdirdi. Kılıçdaroğlu, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın rolüne ve tecride dikkat çeken gazeteci Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasına tepki gösterdi.

Kılıçdaroğlu, “Merdan Yanardağ, bir gazeteci, televizyoncu, yazar. Neden içeride? Hangi gerekçeyle içeride? O da yedi gündür tutuklu. Avukatlardan oluşan komisyon oluşturduk. Ziyaret edildi. Bir gazeteciyi tutuklamak hangi aklın işidir? Önce bekliyorlar, sonra troll’ler devreye giriyor, suçlamalar yapılıyor. Savcılar harekete geçiyor. Bunları Türkiye’de yaşıyoruz, akıl alır gibi değil” dedi.

Dövüzdeki 1 TL’lik artışın maliyeti 145,5 TL

Ekonomik krize ve faiz artışına değinen Kılıçdaroğlu, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘tükürdüğünü yaladığını’ kaydetti. Kılıçdaroğlu, “Erdoğan kontrol eden değil artık kontrol edilen kişidir. Uluslararası tefecilerin kontrol ettiği ve yönlendirdiği kişidir. Düne kadar ‘Faizi artırmayacağım’ diyen kişiye tükürdüğünü yalatmak da bu uluslararası tefecilerin görevleri arasında. Bugün Türkiye Cumhuriyeti bankalarında dolar cinsinden tutulan paranın oranı yüzde 65.9. Yani Türk Lirası geçmiyor, sadece çarşıda-pazarda geçiyor. Döviz kurundaki 1 TL’lik artışın maliyeti, 145,5 milyar TL! Bu yükü 85 milyon insan ödüyor. Doları olanlar, 5’li çeteler değil” diye konuştu.

‘Çözümün adresi Meclis’

“Asla görüşülemez” denenlerle görüştüğünü dile getiren Kılıçdaroğlu, “Görmezden gelinen tüm kesimleri helalleşmeye çalıştım. Hiç kimseyi ötekileştirmedim, kin tutmadım. Tüm bunları herkes için hak, hukuk, adalet hedefiyle yaptım. Hep birlikte kardeşçe ve özgürce yaşayalım diye bunları yaptım. Batı’ya şirin görünmek için yanlış olan göçmen politikasını eleştirmekten geri duymadım” dedi.

Kılıçdaroğlu, “Tüm sorunların çözüm adresi olarak TBMM’ni adres olarak gösterdik. Eğer bizim hayat görüşümüz haksızlığa karşı mücadele ise doğru yolda olmanın verdiği haz her şeyden üstündür. Asıl mücadele devrimi, değişimi gerçekleştirdiğimize de haklının yanında kalabilmektir. Yani hayatınız boyunca değişimin kendisi olabilmektir” diye belirtti.

Değişim tartışmaları

CHP’deki “değişim” tartışmalarına değinen Kılıçdaroğlu, CHP’nin “tek adam” partisi olmadığını savundu. Kılıçdaorğlu, partisini işaret ederek, “Tarihinde doğruları yanlışları olmuştur. Ama bu hareket her zaman ve her zaman ezilenlerin, sesi duyulmayanların, adalete susayanların yanında olmuştur. CHP zulme karşı milyonları kucaklayan çoğulcu bir duvardır. Cumhuriyetimizin temellerinde CHP’nin kadrolarının imzası vardır. CHP’nin tüm kadroları dünden bugüne siyasi ikballerinin peşinde koşmamıştır” iddiasında bulundu.

Kılıçdaroğlu devamla şunları söyledi: “Gelecekte bu partinin elbette başka liderleri olacaktır. O zaman da bugün de ben aynı kalacağım. Bugün CHP lideri olmam ya da olmamam hiçbir şey değiştirmez. Çünkü biliyorum ki Saray saltanatı karşısında halk olarak hep beraber durup, mücadelemizi sürdüreceğiz. Tüm yoldaşlarımın şunu akıllarından çıkarmamalarını isterim; Ben CHP’nin başında olsam da olmasam da birleştirdiğimiz bu 25 milyonluk demokrasi kitlesi hakkın yanında duranların kitlesi olacak ama hiçbir zaman bir liderin güdümünde olmayacaktır.”

ANKARA

#Kılıçdaroğlu #Yanardağ #neden #içerde

Fidan: İsveç’in üyeliğine dair olumlu tablo çizmek mümkün değil

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsveç’in NATO üyeliğine dair olumlu tablo çizmenin mümkün olmayacağını söyledi

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ürdün Başbakan Yardımcısı, Dışişleri ve Yurtdışında Yaşayan Ürdünlüler Bakanı Ayman Safadi ile Ankara’da ortak basın toplantısı düzenledi.

İsveç’in NATO üyeliğine dair konuşan Fidan, “NATO’ya üye olmak istediği günlerde İsveç’in NATO’ya daha fazla güç değil sorun getirir gibi görünmesi bizi düşündürüyor. Stratejik ve güvenlik değerlendirmesi açısından İsveç’in üyeliğinin bir yük mü bir fayda mı getireceği artık daha fazla tartışmaya açıktır” diye konuştu.

Yeniden ele alınacak

İsveç’in tıpkı Finlandiya gibi yükümlülüklerini yerine getirmesini beklediklerini kaydeden Fidan, şunları söyledi: “Terör örgütlerinin Stockholm’de eylemlerini yapabildiği, para toplayabildiği bir ortamda şu an çok olumlu bir tablo çizmemiz mümkün değil ancak biz prensiplerimizle hareket ediyoruz, İsveç yükümlülüklerini yerine getirirse başka alternatifler düşünülebilir. Sayın Cumhurbaşkanımız konuları yakından takip ediyor. Ayın 6’sında yapacağımız toplantı sonrası bunları yeniden gözden geçireceğiz.”

ANKARA

 

#Fidan #İsveçin #üyeliğine #dair #olumlu #tablo #çizmek #mümkün #değil

İran mahkemesi üç kadın gazetecinin cezalandırılmasını istedi

İran mahkemesi gazeteciler Saeeda Shafiei, Mehrnoush Zarei Hanzaki ve Nasim Sultan Beygi hakkında ‘Ulusal güvenlik aleyhine propaganda yapmak’ suçlamasıyla ceza istedi

İran ve Doğu Kürdistan’da 16 Eylül 2022 tarihinde kadınlar öncülüğünde başlayan “Jin, Jiyan, Azadi” ayaklanmasını bastırmak için İran rejimi çok sayıda hak savunucusu ve öğrenciyi kaçırdı, tutukladı, katletti. Ocak 2023 tarihinde ayaklanmalara destek veren gazeteciler Saeeda Shafiei, Mehrnoush Zarei Hanzaki ve Nasim Sultan Beygi de “Rejim aleyhine propaganda yapmak” iddiası ile tutuklandıktan sonra kefaletle serbest bırakıldı.

Üç gazeteci hakkında Anayasa’nın 500 ve 610’uncu maddelerine istinaden “Sistem ve ulusal güvenlik aleyhine propaganda yapmak” suçlamasıyla açılan davanın duruşması Tahran Devrim Mahkemesi’nin 26. Şubesi’nde görüldü. Tahran Gazeteciler Sendikası temsilcileri de dahil olmak üzere çok sayıda yurttaş ve medya aktivisti duruşmada hazır bulundu. Onlarca kişi ise duruşma salonuna alınmadı.

‘Gazetecilere baş örtüsü sorusu’

Duruşmada savunma yapan gazeteciler, insan hakları, sosyal meseleler üzerine yazılar yazdıklarını belirterek, bunun da bir suç teşkil etmediğini söyledi. Mahkeme heyeti, gazetecilere “zorunlu başörtüsüne” karşı çıkıp çıkmadıklarını, dijital medyada yayınladıkları içerik ve görüşleri sorarak duruşmanın gidişatını değiştirmeye çalıştı.

Ceza talebi

Mahkeme hâkimi duruşmanın son dakikalarında Tahran Gazeteciler Sendikası temsilcilerinden Badr al-Sadat Mofidi’nin 3 gazeteci hakkında savunma yapmasına izin verdi. Gergin süren duruşmada mahkeme heyeti yargılamanın bittiğini açıklayarak, 3 gazeteci hakkında ceza talep etti.

Gazeteci Saeeda Shafiei yüksek lisans sınavında derece yaptı

Saeeda Shafiei bir hikâye anlatıcısı, ekonomi alanında gazetecilik yapıyor ve Tahran’daki Allameh Tabatabai Üniversitesi’nden “Tarım Ekonomisi” ve Tahran İslami Azad Üniversitesi’nden “Enerji Ekonomisi ve Hidrokarbon Kaynaklarının Pazarlaması” mezunu. Azad Üniversitesi yüksek lisans giriş sınavında 3’üncü oldu. Geçtiğimiz yıl Tahran’daki evinde istihbarat güçleri tarafından gözaltına alınarak tutuklanan Saeeda Shafiei Evin Cezaevi’ndeki 2 A Koğuşu’na nakledildi. Aynı yıl 500 milyon tümen kefaletle geçici olarak serbest bırakıldı.

Mehrnouzh Zarei Hanzaki sağlık alanında yaptığı haberleriyle tanınıyor

Gazeteciliği sağlık alanında yapan Mehrnoush Zarei Hanzaki’nin haftalık ILNA, ISNA, ANA haber ajansı ve Chelcheragh gibi yerel medyada çok sayıda haberi yayınlandı. Geçen yıl annesinin Tahran’daki evinde güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Evin Hapishanesi 2 A Koğuşuna nakledilen Mehrnoush Zarei Hanzaki, aynı yıl geçici olarak serbest bırakıldı.

Nasim Sultan Beygi daha önce de hapis cezası almıştıGazeteci Nasim Sultan Beygi, Tahran’daki Allameh Tabatabai Üniversitesi’nden İletişim Bilimleri mezunu. Eski bir öğrenci aktivist olan Nasim Sultan Beygi, Tahran Eyaleti Gazeteciler Cemiyeti’nin daimi üyesi. Sharq gazetesi, Arman, Iskanews, Shahrnousht, Sabzpress ve Nasim Bidari gibi birçok yerel gazetede çalışan Nasim Bultan Beygi, daha önce sendikal faaliyetlerinden dolayı tutuklanarak iki yıl hapis cezası aldı. Öğrenci toplantılarına katıldığı için de 6 yıl hapis cezası verilen Nasim Sultan Beygi, daha sonra davanın Temyiz Mahkemesi’ne taşınmasıyla cezası 3 yıla indirildi ve cezanın iki yılı denetimli serbestlik kapsamına alındı.

En son İran’dan ayrılırken İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı’nda güvenlik güçleri tarafından tutuklanan Nasim Sultan Beygi, Evin Hapishanesi’nin 2 A Koğuşuna nakledildi ve aynı yıl kefaletle geçici olarak serbest bırakıldı.

Kaynak: RojNews

#İran #mahkemesi #üç #kadın #gazetecinin #cezalandırılmasını #istedi

Şair Ahmet Telli’ye 10 ay hapis cezası

Şair Ahmet Telli’ye ‘Örgüt propagandası yapmak’ iddiasıyla yargılandığı davada 10 ay hapis cezası verildi

Şair Ahmet Telli’nin, 2017 yılında katıldığı basın açıklamasında yaptığı konuşma ve “Dövüşen Anlatsın” kitabından okuduğu şiir gerekçesiyle yargılandığı davanın 3’üncü duruşması Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmayı, Bilim Sanat Edebiyat Derneği ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nin yanı sıra yurt dışından ve Türkiye’den birçok hak savunucusu takip etti.

Savcı, daha önce açıkladığı mütalaasında söz konusu konuşma ve şiirin “Örgüt propagandası” içerdiğini iddia ederek, Telli’nin 8 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını talep etmişti. Mütalaaya karşı savunma yapan Telli, basın açıklamasına aydın sorumluluğuyla katıldığını belirterek, “Maksadım şiir okumaktı. İkinci basıma ulaşan ‘Dövüşen Anlatsın’ kitabımdaki şiirle ‘örgütü propagandası’ yaptığım iddia ediliyor. Bir aydın olarak toplumsal meselelerde daha önce de bulundum, bu benim görevim” diyerek, beraatını talep etti.

Avukatı Umut Vedat Acar ise, 2017 yılındaki açıklamaya katılan 75 kişi hakkında ayrı ayrı açılan davaların hiçbirinde ceza verilmediğini hatırlatarak, “Mahkeme heyetleri, fezlekenin iddianameye, iddianamelerin mütalaaya dönüştüğünü ve ortada suça ilişkin herhangi bir delil olmadığını görüyor. Hiçbir mahkeme bu açıklamayı ‘örgüt propagandası’ suçundan cezalandırmadı” ifadelerini kullanarak, müvekkilinin beraatını istedi.

Ceza ertelendi

Kararını açıklayan mahkeme, Telii’nin üzerine atılı suçu işlediğini belirterek, “Örgüt propagandası” suçundan 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmetti. Mahkeme, daha sonra cezanın ertelenmesine karar verdi.

ANKARA

#Şair #Ahmet #Telliye #hapis #cezası