Ana Sayfa Blog Sayfa 215

Dağ ve Er’in açlık grevi eylemi 49’uncu gününde

Hewlêr cezaevinde tutuklu bulunan Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er’in, KDP’nin dayattığı tek tipleştirme politikaları ile kötü muameleye karşı başlattığı açlık grevi eylemi 49 gündür devam ediyor

Federe Kurdistan Bölgesi’nde 17 Temmuz 2019 tarihinde Türkiye’nin Hewlêr Başkonsolosluğu’nda görevli diplomat Osman Köse ile Irak vatandaşı Neriman Osman ve Beşdar Ramazan’a yönelik saldırı gerekçe gösterilerek tutuklanan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er, tutuklu bulundukları Hewlêr Cezaevi’nde hak ihlallerine karşı başlattığı açlık grevi eylemi devam ediyor. Dağ ve Er, keyfi arama, fiziki şiddet, hakaret ve tek tip elbise dayatmasına karşı 49 gündür açlık grevinde.

Mazlum Dağ, 23 Haziran’da ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde; durumlarının kötü olduğunu, hastanede doktor ve ilaç olmadığını, 10 gündür kendilerini kimsenin ziyaret etmediğini ve Er’in 20 kilo kendisinin ise 10 kilo kaybettiğini belirtmişti. Her iki tutuklunun ailesi, çocuklarına yönelik artan baskıları kınayarak Güney Kürdistan aydınlarına ve insan hakları derneklerine çocuklarına sahip çıkma çağrısında bulunmuştu.

İdama Karşı Dayanışma İnisiyatifi ise Hewlêr Cezaevi’nde açlık grevini sürdüren Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er’in durumuna dikkat çekerek taleplerinin karşılanması çağrısı yapmıştı.

Dağ ve Er’e verilen sözler tutulmadı

Her iki tutuklu, verilmeyen sözler, artan baskı ve hak ihlallerine karşı 13 Şubat 2022 tarihinde açlık grevinin bir üst aşaması olan ölüm orucuna girmişti. Kendilerine cezaevi idaresi tarafından koşullarının düzeltileceğine dair verilen sözden sonra 22 Şubat’ta eylemlerini sonlandırmışlardı.

Ancak Dağ ve Er, Cezaevi idaresi tarafından verilen sözlerin tutulmaması üzerine 28 Mayıs 2022 tarihinde tekrar açlık grevi eylemi başlatmışlardı. Talepleri idare tarafından kabul edilince eylemlerini 14’üncü günde sonlandırmışlardı.

Kaynak: RojNews

#Dağ #Erin #açlık #grevi #eylemi #49uncu #gününde

Zana Farqînî: Devlet Kürtçe’den korkuyor

Devletin Kürt dilinden korktuğunu belirten Zana Farqînî  Kürt diline karşı sistematik baskıların sürdürüldüğünü vurgulayarak, ‘Dilimiz varlığımız ise canlı tutalım’ dedi

Kurucularından olduğu İstanbul Kürt Enstitüsü’nde 1997’den 2008 yılında görev alan dil bilimci Zana Farqînî, Kürt dili üzerine çalışmalarını sürdürüyor. 2000’den bu yana Kürtçe sözlük çalışmalarını sürdüren Farqînî, Kürtçeye dönük baskılar değerlendirerek,  Kürtçenin geliştirilmesinin önemine vurgu yaptı.

Kürt dilinin uzun yıllardan beri yoğun baskılara maruz kaldığını söyleyen Farqînî, Kürtlerin anadilini kullanmasını engelleyen bir devlet olduğunu, Türkiye’nin bu engellemesinin başka ülkelere de uzandığını söyledi. Kürtçeye dair her türlü çalışmanın engellendiği Farqînî, “Kürtçe ders yasaklanıyor. Okullarda tercih yapıyorsun, okul yöneticileri farklı bahaneler sunarak ‘sayı azdı’ diyor. Bu tarz sudan sebeplerle dersler kapatılıyor” dedi.

‘Kürtlüğe ‘terör’ sıfatı vuruyorlar’

Anadiline sahip çıkan Kürtlerin de baskılara maruz kaldığını dile getiren Farqînî, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Kürt kurumlarının kapatılmasını hatırlattı. Kürtçeye dönük yasaklamalarla Kürtlere baskıların da arttığını ifade eden Farqînî, “Birinin üzerinde Kürtçe kitap gördüklerinde, biri Kürtçe şarkı dinlediğinde ya da biri hastaneye gittiğinde kendini Kürtçe ifade etmeye çalıştığında, hakaretlerle karşılaşıyor ve kimi zaman ölümler yaşanıyor. Eğer Kürt’sen, sana ‘terörist’ sıfatını vuruyor ya da kriminalize etmeye çalışıyor” diye konuştu.

 Dilin canlılığı

Bir dilin canlılığını çocuklara ve gençlere bağlayan Farqînî, sadece öğrenmenin bir dilin yaşatılmasında etkili olmadığının altını çizdi. Farqînî, “Yavaş yavaş evler içerisindeki konuşulan dil Türkçe oluyor. Eğer evin içerisindeki bir dil farklı bir dile dönüşüyorsa, o zaman en büyük hatanın içerisine girmiş olursunuz. Kürtçe yasak ise o zaman dilimize sahip çıkmak gerekiyor. Bir dilin meselesi kendini tanımanla bağlantılı bir şeydir. Eğer Kürt dili olmazsa, Kürtçe de olmaz. Dilimiz bizim varlığımızdır,  dilimiz onurumuzdur diyoruz, madem öyle, sadece slogan atmakla kalmayalım, dilimizi canlı tutalım” şeklinde konuştu.

Dil canlı bir hazinedir

Dilin sürekliliği ve gelişimi için üç temel faktörün olduğuna işaret eden Farqînî, “Alfabeyi yazmak, dilin grameri ve dilin sözlüğünün olması gerekir. Dil bir hazinedir. Dil canlı bir hazinedir, ne kadar geç kalırsan, o kadar çok şey kaybetmiş olursun” diye belirtti.

‘Kürt dilinden korkuyorlar’

“Devlet neden Kürt diline karşı baskıyla yaklaşıp, yasaklamaya çalışıyor?” diye soran Farqînî, “Kürt dilinin ne kadar önemli bir dil olduğunu biliyorlar ve o yüzden Kürt dilinden korkuyorlar. Bu yüzden tek yaptıkları şey yasaklama oluyor” ifadelerini kullandı.

Kaynak: MA

#Zana #Farqînî #Devlet #Kürtçeden #korkuyor

Kobanê Davası: Siyasetçiler 28 günde 5 bin sayfalık mütalaa okuyup savunma yapacak!

Kobanê Davası’nda yargılanan siyasetçilere, iddia makamının sunduğu 5 bin 267 sayfalık mütalaaya karşı savunma yapabilmek için sadece 28 günlük süre verildi. Bir sonraki duruşma 28 Temmuz’da

DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protestolar gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanê Davası’nın 26’ncı duruşmasının 2’nci oturumu sonrası ara karar açıklandı.

Önder’in adli kontörlü kaldırılmadı

Alınan kararlara göre, Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder hakkındaki yargılamanın durması talebi reddedilirken, Önder hakkındaki adli kontrol kararının kaldırılması talebi de kabul görülmedi. Önder’in milletvekili seçilmesi nedeniyle yasama faaliyetlerine katılması ve bu kapsamda Meclis çalışmaları kapsamında yurtdışına çıkması gerektiğinde bu hususu belgelendirdiği takdirde yurt dışına çıkışına izin verilecek.

Tutukluluğa devam hukuki denildi

Öte yandan AİHM’in HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği ilgili kararı görmezden gelen mahkeme heyeti, HDP MYK’nin dava konusu çağrısının “demokratik bir çağrı olmadığına” kanaat getirerek tutuklamanın dayanağı olarak görüldüğünü açıkladı ve kararın AİHM içtihatları ve meri mevzuat bakımından bir sakınca oluşturmadığı yönünde değerlendirme yaptı.

Altan Tan’ın ifadeleri yer aldı

Ara kararda, tüm siyasetçilerin tutukluluk hallerinin devamı yönünde karar verilirken, tutukluluk devam kararlarının gerekçelerinde Altan Tan’ın soruşturma ifadelerinin dayanak yapılması dikkat çekti.

Yargılama makul sürede yapılmış

Kesintisiz sürmesi kararlaştırılan duruşma periyotları ise, “Önceki ara kararlarımız ve yargılamanın geldiği aşama itibariyle delil toplanması ve tartışılması aşamasının geçildiği, cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasını dosyaya sunduğu bu aşamadan sonra gerek katılan tarafların beyanları, gerekse sanık ve müdafilerinin esas hakkındaki savunmalarının alınacağı bir aşama olması ve makul sürede yargılamanın tamamlanması gözetilerek” gerekçesiyle reddedildi.

Ala ve Davutoğlu için ret

Avukatların, Efkan Ala ve Ahmet Davutoğlu’nun tanık olarak dinlenilmesi talebi, bir kısım hakim ve savcıların akıbetinin araştırılması talebi reddedildi.

Savunmalar için kısa süre verildi

Siyasetçi ve müdafilerin esas hakkında savunmalarını hazırlamak için istedikleri makul süreler mahkeme heyeti tarafından kabul edilmezken, siyasetçilerin mütalaaya dair yaptıkları değerlendirmeler “mütalaanın genel hatlarıyla sanıklar ve müdafilerince incelendiği” gerekçesiyle reddedildi. Buna göre mahkeme, savunma için gelecek celseye kadar süre verdi.

28 gün var!

Alınan kararlara göre, tutuklu siyasetçilerin tutukluluk durumunun 28 Temmuz günü Sincan Cezaevi Kampüsü içerisinde bulunan duruşma salonunda duruşma yapılmasına ve duruşmanın 1 Ağustos günü saat 09.30’a bırakılmasına oybirliğiyle karar verildi.

Haber: Fırat Can Arslan / MA

#Kobanê #Davası #Siyasetçiler #günde #bin #sayfalık #mütalaa #okuyup #savunma #yapacak

İsrail’in 2 gündür süren Cenin saldırısında 12 kişi öldü

İsrail’in Batı Şeria’nın Cenin kentinde 2 gündür devam ettiği saldırılarda ölenlerin sayısı 12’ye çıktı

İsrail’in Batı Şeria’nın Cenin kentinde 2 gündür devam ettiği saldırılarda ölenlerin sayısı 12’ye çıktı.

Filistin Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, İsrail güçlerinin, Cenin’de bir Filistinliyi daha öldürdüğü belirtildi.

İsrail güçlerinin, Cenin kentinde ve Cenin Mülteci Kampı’nda iki gün boyunca havadan ve karadan düzenlediği saldırılarda yaşamını yitiren Filistinlilerin sayısı 12’ye yükselirken, 20’si ağır yaklaşık 120 kişi yaralandı.

Öte yandan İsrail ordusu, yaklaşık 48 saattir kuşatma altında tuttuğu Cenin Mülteci Kampı’ndan çekilirken havadan “silahlı bir grubu” hedef aldı.

İsrail ordusundan konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, “Güvenlik güçleri, Cenin kampından ayrıldığı sırada, kendileri için tehdit oluşturan silahlı bir grup kişiyi hedef aldı.” ifadelerine yer verildi.

Söz konusu hava saldırısı sonucunda ölü ya da yaralı olup olmadığına ilişkin sağlık kaynaklarından henüz bilgi paylaşılmadı.

İsrail ordusu, 3 Temmuz Pazartesi gece saatlerinde Cenin kenti ile Cenin Mülteci Kampı’na baskın düzenlemiş ve bölgeyi kuşatma altına almıştı.

Akşam saatlerinde İsrail ordusuna ait çok sayıda zırhlı araçtan oluşan bir konvoyun, 48 saattir kuşatma altında tuttuğu Cenin Mülteci Kampı’ndan çıktığı ve Cenin kentine yöneldiği görülmüştü.

HABER MERKEZİ

#İsrailin #gündür #süren #Cenin #saldırısında #kişi #öldü

3 Temmuz tüm zamanların en sıcak günü oldu

3 Temmuz, dünyada tüm zamanların en sıcak günü olarak kayda geçti, küresel ortalama sıcaklık 17,01 derece olarak ölçüldü

Küresel ortalama sıcaklığın 17,01 santigrat derece ölçüldüğü 3 Temmuz 2023, dünyada tüm zamanların en sıcak günü oldu.

ABD meteoroloji servisi Çevre Koruma Ulusal Merkezi’nin (NCEP) verilerine göre dün kaydedilen sıcaklık, Ağustos 2016’da ölçülen 16,9 dereceyi aşarak rekor kırdı.

İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin yol açtığı aşırı sıcak hava dalgalarının tüm dünyada etkisini gösterdiği bu dönemde, 3 Temmuz ‘tarihin en sıcak günü’ oldu.

Son haftalarda ABD sıcak hava dalgasının etkisinde, Çin 35 dereceyi aşan sıcaklıkla mücadele ediyor. Hindistan’da aşırı sıcaklar 150’yi aşkın can kaybına yol açtı. İran resmi ajansı IRNA’ya göre, Zehek ve Hirmend kentlerinde hava sıcaklığı 50 dereceyi buldu.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), bugünkü rekorla El Nino koşullarının başladığını duyurdu. El Nino’nun küresel sıcaklık artışını hızlandıracağı bildirilen WMO’nun açıklamasında, dünyanın farklı bölgelerinde hava koşullarının etkileneceği, can güvenliği için erken uyarı sistemlerinin kritik olduğu ifade edildi.

HABER MERKEZİ

#Temmuz #tüm #zamanların #sıcak #günü #oldu

Gazeteci Marufian’ın evine baskın: Jîna Emînî babasıyla röportaj yapmıştı

Jîna Mahsa Emînî’nin babasıyla röportaj yapan gazeteci Nazila Marufian’ın evine baskın düzenlendi

İran’da İstihbarat Bakanlığı ajanları, Jîna Mahsa Emînî’nin babasıyla röportaj yapmış olan gazetecilik öğrencisi Nazila Marufian’ın evine baskın düzenledi. Baskında bazı kişisel eşyalara el konuldu.

Allameh Tabatabai Üniversitesi’nde gazetecilik öğrencisi olan Marufian, sanal medya hesabından, “Enformasyon Bakanlığı” ajanları tarafından evine yapılan baskını duyurdu. Cep telefonuna, dizüstü bilgisayarına ve kayıt cihazına el konulduğunu belirten Marufian kendisine Evin Savcılığı 1’inci Şube’ye gitmesinin söylendiğini aktardı.

Marufian, Jîna Mahsa Emînî’nin babasıyla röportaj yaptığı için İran rejiminin güvenlik güçleri tarafından bir süre tutuklu kalmıştı.

HABER MERKEZİ

#Gazeteci #Marufianın #evine #baskın #Jîna #Emînî #babasıyla #röportaj #yapmıştı

AİHM’den ‘asker intiharı’ davasında ihlal kararı

AİHM, askerdeyken intihar ettiği iddia edilen Muharrem Ali Al’ın ölümüne ilişkin başvuruda Türkiye’yi mahkum etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), askerlik yaparken intihar ettiği iddia edilen Muharrem Ali Al’ın annesi Ejder Al tarafından yapılan başvuruda “Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna” hükmetti.

Euronews’te yer alan habere göre, “yaşam hakkıyla ilgili 2. maddesinin Türkiye tarafından ihlal edildiğine” hükmeden AİHM, başvuruyu yapan Al’a mahkeme masrafları da içinde olmak üzere 27 bin Euro maddi tazminat ödenmesine karar verdi.

AİHM gerekçeli kararında, Türkiye’de askerin ölüm nedeniyle ilgili etkili bir soruşturma yapılmadığına hükmetti.

Ne olmuştu?

Ejder Al isimli kadın, 2013 yılında Şırnak-Uludere’de zorunlu askerlik yaptığı sırada intihar ettiği belirtilen oğlunun psikolojik sorunları olmadığı ve öldürülmüş olabileceği şikayetiyle Türkiye’de askeri mahkemeye başvurmuştu.

Askeri savcılığın başvuru sahibinin oğlunun kendi silahıyla intihar ettiği ve soruşturmaya gerek olmadığı yolundaki mütalaasını kabul eden askeri mahkeme, takipsizlik kararı almıştı.
Olumsuz yanıt alan Al’ın Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru 2019 yılında sonuçsuz kalmıştı. Al, karar üzerine 2020’de AİHM’e başvurmuştu.

HABER MERKEZİ

#AİHMden #asker #intiharı #davasında #ihlal #kararı

Abdullah Öcalan’ın avukatlarına beraat kararı

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın müdafiliğini yapan Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının da aralarında bulunduğu 8 avukat, ‘örgüt üyesi olmak’ iddiasıyla yargılandığı davadan beraat etti

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 24 yıldır ağırlaştırılmış tecrit altında tutulan ve 28 aydır da hiçbir haber alınamayan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın müdafiliğini yapan Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının da aralarında bulunduğu 8 avukatın, 12 Eylül – 28 Kasım 2007 tarihlerinde İmralı Adası’nda yaptıkları görüşmeler suçlama konusu yapılarak haklarında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla açılan davanın 10’uncu ve karar duruşması görüldü.

Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nin 33’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, yargılanan avukatlardan Ali Maden, Baran Doğan, Cengiz Yürekli, İnan Akmeşe, Mahmut Taşçı, Mehmet Selim Okçuoğlu, Rezan Sarıca ile avukatları hazır bulundu. Yargılanan avukatlardan Suat Eren ise İstanbul’da olmaması nedeniyle duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Uluslararası hukuk örgütleri ile birlikte Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi çok sayıda avukat da duruşmayı izledi.

‘Mesleki görüşmeler yaptık’

Kimlik tespiti ile başlayan duruşma, esas hakkındaki mütalaaya karşı tüm yargılananların tanık dinletmesi ile başladı. İlk olarak dinlenen tanık İrfan Arasan, “Avukatım. Meslektaşlarım olması nedeniyle birçok avukatı tanırım. Söz konusu dönemde il binasında bir arama yapıldı. Tabi alınan materyaller, siyasi çalışmalar kapsamındaydı, çoğu buydu. Yani legal siyasi çalışmalardan kaynaklı alınan materyallerdi” dedi. Bir diğer tanık Adem Çavuşçu da, “Sanıkların çoğu meslektaşım. Söz konusu telefon görüşmesinde bir gözaltı süreci vardı. Yavuz Dursun adında bir müvekkilim vardı. Söz konusu müvekkilim zaten sosyal arkadaşımdı. Dava sürecini de takip ettim. Mesleki olarak yaptığımız görüşmeydi. Örgütsel bir görüşme yok” ifadelerini kullandı.

‘Mücadele Kürt sorununun çözümü için’

Ardından yargılananların savunmalarına geçildi. İlk olarak savunma yapan avukat Baran Doğan, tanık beyanlarına karşı savunma yaptı. Doğan, “Bu memlekette bir Kürt sorunu olduğunu biliyoruz. Ve bu sorunun çözülmesi için mücadele ediyoruz. Yani bunun için oluşturulan bu listenin bir temsiliyeti yok. Benim meslektaşımla ilgili yaptığım görüşme, mesleki bir görüşmedir. Yani yapılan görüşmenin örgütsel bir görüşme olduğu iddiasını reddediyorum. 17 yıldır şüpheli durumundayım. 2016 yılında davamın açılması için dilekçe verdim. Biz bu davanın bitmesi için diğer meslektaşlarımla bir karar aldık” şeklinde konuştu.

‘İmralı’da hukuk yok’

Doğan, ayrıca esasa 2006 yılında İmralı Adası’na gitmesine ilişkin de şunları kaydetti: “O görüşmelerden sonra haberlerini gördüm. Şimdi İmralı Adası’na nasıl gittiğimiz merak ediliyor. Adaya savcılık izin veriyor ve oraya bir kalem dahi içeri alınmıyor. Ceza muhakemesi şüphe için açılıyor. Şüphelenmiş olabilirler ama şüpheyi aşan bir şey yoksa dava açılmamalıdır. İmralı Adası’nda bir hukuk yok. İmralı Cezaevi’nde yapılan görüşmeler kayıt altına alınıyor zaten. Yapılan görüşmelerin kayıtlarının gazetelere yansıdığı söyleniyor. Örgütsel bir görüşme olduğu iddiasını reddediyorum. Neden avukatlık yaptığımı soruyorsunuz. Biz avukatlık güvencelerinden dolayı görüşmelere gittik. Mesleki faaliyetlerimden dolayı gittim. Benim örgütten, örgütün benden haber yok.”

‘Gizli tanık beyanlarının herhangi bir değeri yoktur’

Tanıklardan birinin bir hukuk komisyonu kurulduğunu söylediğini ifade eden eden Doğan, “Bakın şurada bir garabet var. Legal olan bir durumu ben neden illegal bir duruma çevireyim. Böyle bir saçmalık olmaz. Gizli tanık benim için, ‘Ben Baran’ı 2013 yılında sadece duydum’ diyor. Daha önce böyle bir beyanı sorulduğunda ise hatırlamadığını söylüyor. Gizli tanığın ne dediği belli değil. 350 kişi hakkında beyanda bulunmuş biri. Polis kültürünü biliyorum. Biz iddiaları tartışıyoruz. Gizli tanık beyanlarının herhangi bir değeri yoktur. 21 yıllık avukatım, normalde bu tür davalarda insanlar beraat talep eder ama bu davalarda mahkeme maddi delillere dayanır ve daha sonra da karar verir” belirtti.

‘Mütalaayı kabul etmiyorum’

SEGBİS ile savunma yapan avukat Suat Eren ise savcının mütalaasını kabul etmediğinin altını çizdi. Cezalandırılmak istendiğini paylaşan Eren, “Ama bunun altını dolduracak herhangi bir şey yok. Telefon dinlemelerinin hepsini noktasına kadar kabul ediyorum. Bu dinlemelerde yapılan konuşmaların hepsi normal görüşmelerdi. Şüpheli bir görüşme yok. İkinci görüşme Van Baro Başkanıyla yaptığım görüşmemdi. O dönem Suriyeli bir gazeteci ölmüştü. Depremden ve gazetecinin öldürülmesiyle ilgili yaptığım bir görüşmeydi. Yine bir diğer görüşme de 2011 yılında şu an avukatlığımı yapan Raziye Öztürk ile yaptığım bir görüşmeydi” dedi. Hukuk komisyonu iddiasına dair konuşan Eren, “Şu anda MHP’nin de AKP’nin de tüm partilerin de hukuk komisyonu var. Benim böyle bir şeyden hiç haberim olmadı. Gizli tanık beni tanımadığını dahi söylüyor. Ben baktığım davalardan dolayı en çok tanınan avukatlardan biriyimdir. Beni tanıya da bilir. Benim bu davadan yargılanmamın nedeni, 20005 yılında TEM’de yaşadığım bir durumdan kaynaklı, kişiselleşen durumdan dolayı hakkımda bugün deniz kabuğunu dahi doldurmayan şeylerden dava açıldı. Ben bu suçlamayı kabul etmiyorum. Hukuk uygulansa zaten beraat ederim. Beraatimi talep ediyorum” diye belirtti.

‘Kurye suçlaması asılsız’

Avukat Mahmut Taşçı da, “İddianameye konu olan sözde ‘Önderlik Komitesi’ operasyonu kapsamında yapılan operasyona 47 kişi hakkında açılan davanın adından 10 yıl sonra avukatlardan sanık yaratılmak istendi. Bu komiteyle ilgili hiçbir delil yok. Komitenin kendisi yok ama ismi var. Bu komitenin nasıl işlediğine dair de bir şey yok. Kuryelik iddiası İmralı Adası’na avukatların nasıl gittikleri, konuşmaların nasıl kayıt edildiğini, kalemlerimizin kullanılmasına müsaade edilmediğine dair her şeyi biliniyor. Böylesi bir yerde kuryelik olduğu yönündeki iddialar nasıl olur? Kurye ne taşımış, o da bilinmiyor. Kurye suçlaması temelsiz ve asılsızdır. İllegal iletişim, kuryelik gibi suçlamalar daha önce yargılanan arkadaşlarımızın iddianamesinde kopyalanan iddialardır. Gizli tanık ifadesinde, ‘Aradan çok zaman geçti hatırlamıyorum’ diyor. Bu davada yargılanan biz avukatlar, bu iddialar madem suç ise neden bu kadar süre beklendikten sonra bugün iddianameler hazırlandı” diye konuştu.

Avukat ve aile görüşlerinin engellenmesi

“Müvekkili Sayın Öcalan olan ve onun hukuki durumuyla ilgilenen avukatlar bu davayla korkutulmak mı isteniyor?” diye soran Taşçı, “Biz uzun yıllardır İmralı’dan haber alamıyoruz. Acaba bu davanın gerekçesi müvekkilimize uygulanan ve ondan haber almaya çalışan avukatlara karşı hazırlanan bir dava mıdır? İmralı Adası’nda yaşananların uluslararası hukuka aykırı olduğunu yine orada yaşanan avukat ve aile görüşlerinin yapılmaması keyfi kararlardı” vurgusunu yaptı. Tecridin 300’üncü gününde verdiği bir röportajın da iddianamede “suçlama” konusu yapıldığının altını çizen Taşçı, “Bu röportajda söylediklerim zaten bugün iddianameye konu olmuş. Gazeteci arkadaşımla yaptığım röportaj propaganda amaçlı değildi, yaşanan hukuksuzluklara ilişkindi” dedi. Bu esnada iddia makamının savunmayı dinlemeyerek telefonuyla oynaması dikkat çekti.

İddialar somut değil

Daha sonra savunma yapan avukat İnan Akmeşe ise suçlamaları kabul etmediğini ifade etti. Gizli tanık ifadelerini ele alan Akmeşe, “Eğer böyle bir şey olsa, emniyet bu durumu araştırır hatta yeri gelir izler. Çünkü ortaya konulan şey ciddi bir iddia. Tanığa ve beyanlarına baktığımızda, tanık yargılanan biri. Bu tanığın bir beklentisi var. Bu tanığın ifade ettiği şeyler dedikodudan ibarettir. Ortaya koyduğu şeyler somut değildir. ABD’de mahkemelerde sanıkla anlaşılırdı, burada da tanıkla anlaşılıyor. Evet biz Ada’ya gittik ve hukuki yardımlarda bulunduk. Hakkımızda birçok dava açıldı bununla ilgili ama hepsinden beraat kararı aldık. Sonuç olarak sanık arkadaşlar da belirtti. Politik davalara baktık doğrudur. Ama mesleki sınırlarımızı aşmış olsaydık karşınızda bugün içi boş davalarla görmezdiniz” cümlelerini kullandı.

‘Başından beri haksız bir dava’

Avukat Rezan Sarıca ise, “Daha önce ortaya konulan iddialara karşı savunmamızı yapmıştık. Ama bugün önümüzde bir mütalaa var. Bu dava başından beri haksız bir dava. Davanın gerekçesini sadece irtibat ve iktisat durumundan kaynaklı olduğunu düşünüyorum” dedi. Avukat Cengiz Yürekli de, zaten iddia makamının beraatini talep ettiğini hatırlatarak, “Beraatimi talep ediyorum” diye belirtti.

Yargılananların savunmaları ardından avukatlarının savunmalarına geçildi. Bugün yargılamaya konu olan ve soyut tanık ifadelerine dayanan davanın darbe dönemi olan 12 Eylül’de dahi görülemeyeceğini belirten Mahmut Taşçı’nın avukatı Ercan Kanar, AKP iktidarı dönemindeki “yargılamanın”, 12 Eylül dönemi yargısından dahi çokça geri kaldığını ifade etti. 8 avukatın mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılandığını dile getiren Kanar, dosyada yer alan gizli tanık ifadelerinin bilimsel gerçeklikle örtüşmediğini ve gerçeklikten uzak olduğunun altını çizdi. Bu davanın tarihe “kara bir leke” olarak geçeceğini vurgulayan Kanar, “Savcının hazırladığı mütalaanın ve mahkeme başkanının kabul ettiği bu iddianamede ve davada ciddi ihlaller var. Ben de çokça gittim Ada’ya, orada kurye yapmak imkansız” dedi.

‘Kürtlerin yaptığı avukatlık riskli bir iştir’

İnan Akmeşe’nin avukatı Fırat Aydınkaya ise avukatlığın riskli bir meslek olduğunu belirterek sözlerine başladı. İktidarın özellikle muhalif avukatlara yönelik hoyratça yaklaştığını paylaşan Aydınkaya, “Kürtlerin yaptığı avukatlık riskli bir iştir. Ama halka avukatlık yapıyorlar. Ortaya çıkan iddialarda bir listeden bahsediliyor ama tüm bunlar normal gelişmelerdir. Ben avukat arkadaşların kriminal işlere karışmadığını çok iyi biliyorum. Diğer arkadaşların da böyle düşündüğünü biliyorum. Dedikodulara inanarak davalar açılmamalı” şeklinde konuştu.

Beraat talebi

Cengiz Yürekli, Rezan Sarıca ve Suat Eren’in avukatı Raziye Öztürk de, “Müvekkil hakkında hukuka aykırı deliller ve buna dayalı yorumlamalar dışında iddianamede atılı suçlamaya ilişkin tek bir fiil delili ile birlikte gösterilmiştir. Somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilememiş olması nedeniyle atılı suçlamadan beraatine karar verilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı. Avukat Fırat Epözdemir ve Several Ballıkaya da meslektaşlarının savunmalarına katıldıklarını dile getirerek müvekkilleri hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğini söyledi.

‘Ceza almamak için gizli tanık olabilir’

Son olarak savunma yapan Baran Doğan’ın avukatı Ferat Boğatekin de, “Sözü konu edilen isim listesinin bir siyasi partiden bulunduğunu, bundan kaynaklı da suça konu olamaz” dedi. Gizli tanığın 350 kişi hakkında ifade verdiğini hatırlatan Ferhat, “Belki de gizli tanık yargılandığı davandan ceza almamak için gizli tanık olabilir. Bilemiyoruz. Gizli tanık ifadeleri beş duyuya dayanmalı. Sadece ben duydum gibi bir gerekçe sunamaz. Bakın kime sorarsanız sorun, Baran Doğan kimdir derseniz size hukukçu olduğunu söyler. Beraatini talep ediyoruz” şeklinde konuştu.

Avukatların savunmaları ardından mahkeme başkanı, kararını açıklamak üzere duruşmaya 45 dakika ara verdi.

Beraat kararı

Aranın ardından kararını açıklamayan mahkeme başkanı, “yeterli şüphe oluşmadığı” gerekçesiyle yargılanan 8 kişinin beraatine karar verdi.

HABER MERKEZİ

#Abdullah #Öcalanın #avukatlarına #beraat #kararı

AKP’li belediye köyün sulama suyunu kesti

DSİ ile AKP’li Artemêt Belediyesi, Îshanîkom köyüne giden arazi ve bahçe sulama kanallarına kapak taktırarak suyu kesti

Devlet Su İşleri (DSİ) ve AKP’li Artemêt Belediyesi’nin Wan’ın Artemêt (Edremit) ilçesine bağlı Îshanîkom (Çiçekli) köyünde, arazi ve bahçe sulama suyunun kesilmesi için talimat verdiği öğrenildi. Köye giden sulama kanal kapaklarına kaynak yapıldığı ve bunun üzerine polis ile jandarma ekiplerinin kapaklara herhangi bir zarar gelmemesi yönünde köy halkını tehdit ettiği belirtildi. Mevcut sulama suyunun Artemêt Vilları’nın bahçeleri için kesildiği öğrenildi.

Köy sakinleri, kaynak yapılan su kanallarının başına korucuların yerleştirildiğini de öne sürdü.

HABER MERKEZİ

#AKPli #belediye #köyün #sulama #suyunu #kesti

‘İfade Özgürlüğünün On Yılı’ kitabının tanıtımı yapıldı

‘İfade Özgürlüğünün On Yılı – İkinci Kitap: 2012-2022’ kitabının tanıtımı gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Jinnews Haber Müdürü Safiye Alağaş, son 10 yılda basına yönelik baskının daha da arttığını belirterek, ‘Hakikat Türkiye’de perde arkasında kalıyor’ dedi

Bianet bünyesindeki Atölye BİA, IPS İletişim Vakfı Yayınları bünyesinde Gökçer Tahincioğlu tarafından hazırlanan “İfade Özgürlüğünün On Yılı – İkinci Kitap: 2012-2022” kitabının tanıtım etkinliğini gerçekleştirdi. Beyoğlu’nda bulunan Atölye BİA binasında düzenlenen etkinliğe Jinnews Haber Müdürü Safiye Alağaş, Bianet Editörü Nadire Mater, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Şirnex Milletvekili ve gazeteci Ayşegül Doğan, çok sayıda gazeteci, ekolojist, hukukçu, akademisyen ve insan hakları savunucusu katıldı.

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün ele alındığı etkinliğin moderatörlüğünü Safiye Alağaş yaparken, Gökçer Tahincioğlu ve Gülsüm Depeli de değerlendirmelerde bulundu.

‘Fikirlerimizi çatıştıramıyoruz’

Etkinlikte ilk söz alan Jinnews Haber Müdürü Safiye Alağaş, yayımlanan kitabın AKP iktidarının 20 yıllık sürecini ele aldığını belirterek konuşmasına başladı. Gazetecilerin hakikatin izcileri olduğunu ifade eden Alağaş, gazetecilerin bu yüzden baskı ve tutuklamalarla karşı karşıya kaldığını vurguladı. Alağaş, “Bizler dahi fikirlerimizi çatıştıramıyoruz, bir yere varamıyoruz. Fikirlerin çatışması hakikate giden yoldur. Fikirlerimizi ne kadar çatıştırırsak hakikate o kadar yaklaşırız. Fakat Türkiye’de bunu yapamıyoruz. Gazeteciler iktidarın hoşuna gitmeyen bir şey söylediğinde tutuklanıp, gözaltına alınıyor. Bu yüzden hakikat Türkiye’de perde arkasında kalıyor” diye belirtti.

‘Son 10 yılda bu daha da arttı’

Baskılardan dolayı araştırmacı ve nitelikli gazeteciliğin azaldığına dikkati çeken Alağaş, “AKP iktidarıyla birlikte saldırılar daha da arttı. Şu an da AKP iktidarına direnen bir avuç gazeteci kalmış durumda. Türkiye tarihinde iktidarlar gazetecileri sürekli olarak kendi kıskacına almaya çalışmıştır. Son 10 yılda bu daha da arttı. Kitapta da bu ayrıntıları var, bu yüzden çok değerli bir çalışma” ifadelerini kullandı.

‘Öyle bir 10 yıl yaşadık ki ne yazarsak yazalım eksik kalacaktı’

Ardından söz alan gazeteci Gökçe Tahincioğlu, kitabın içeriğine değinerek, kitabının ilk bölümünün ifade özgürlüğüne dair olduğunu belirtti. Kitabı ayrı başlıklarda kategorize ettiklerini söyleyen Tahincioğlu, kitabın eksik kaldığını dile getirdi. Tahincioğlu, “Öyle bir 10 yıl yaşadık ki ne yazarsak yazalım eksik kalacaktı. Bu yüzden biz en kitabı en kapsayıcı olacak şekilde hazırlamaya çalıştık. Kitabın 2’inci bölümünde de arkadaşlarım yazılarını raporlara paralel ama kişisel bakışlarıyla bütün bu olanları biraz özgün bir biçimde hazırladılar. Kitap bu yöntemle oluşturuldu” dedi.

‘Gazeteciler hatırlatır’

Yeni kitabın yeni bir boyutunun olduğunu vurgulayan Tahincioğlu, devletlerin yaşananları unutturmaya, gazetecilerin ise hatırlatmaya çalıştıklarını kaydetti. Yaşananlar hatırladıkları sürece demokratik alanın geliştiğini söyleyen Tahincioğlu, yayımlanan kitabın birçok olayı hafızalarda tutacağını vurguladı. “Kitabın kalıcı olmasını diliyorum. Yazar arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Aktif gazetecilik yapan biri olarak bu kitabı hazırlarken ne çok şey unuttuğumu fark ettim” diye konuştu.

‘Gazetecilere dönük saldırıların raporlanması önemli’

Son olarak söz alan akademisyen Gülsüm Depeli, geçmiş 10 yılın yüz yıl gibi yaşandığını, travma yaşayan toplumun AKP döneminde birçok baskı ve saldırıya maruz kaldığını belirtti. Depeli, devamla “İktidarın gazetecilere dönük saldırılarının raporlanmasının önemli olduğunu vurgulayan Gökçe, “Bellek olarak da bakmak çok değerli ve önemli bir deneyim. Kitap çok deneyimli çok yazarlı sesli bir deneyim sundu bize” şeklinde konuştu.

Kitap tutuklu gazetecilere gönderilecek

Daha sonra soru cevap bölümünde konuşan Yeşil Sol Parti Şirnex Milletvekili ve gazeteci Ayşegül Doğan, kitapların tutuklu bulunan gazetecilere gönderilmesi önerisinde bulundu. Kitapların tutuklu gazetecilere ulaştırılacağı ifade edildi.

HABER MERKEZİ

#İfade #Özgürlüğünün #Yılı #kitabının #tanıtımı #yapıldı