Ana Sayfa Blog Sayfa 218

İran mahkemesi üç kadın gazetecinin cezalandırılmasını istedi

İran mahkemesi gazeteciler Saeeda Shafiei, Mehrnoush Zarei Hanzaki ve Nasim Sultan Beygi hakkında ‘Ulusal güvenlik aleyhine propaganda yapmak’ suçlamasıyla ceza istedi

İran ve Doğu Kürdistan’da 16 Eylül 2022 tarihinde kadınlar öncülüğünde başlayan “Jin, Jiyan, Azadi” ayaklanmasını bastırmak için İran rejimi çok sayıda hak savunucusu ve öğrenciyi kaçırdı, tutukladı, katletti. Ocak 2023 tarihinde ayaklanmalara destek veren gazeteciler Saeeda Shafiei, Mehrnoush Zarei Hanzaki ve Nasim Sultan Beygi de “Rejim aleyhine propaganda yapmak” iddiası ile tutuklandıktan sonra kefaletle serbest bırakıldı.

Üç gazeteci hakkında Anayasa’nın 500 ve 610’uncu maddelerine istinaden “Sistem ve ulusal güvenlik aleyhine propaganda yapmak” suçlamasıyla açılan davanın duruşması Tahran Devrim Mahkemesi’nin 26. Şubesi’nde görüldü. Tahran Gazeteciler Sendikası temsilcileri de dahil olmak üzere çok sayıda yurttaş ve medya aktivisti duruşmada hazır bulundu. Onlarca kişi ise duruşma salonuna alınmadı.

‘Gazetecilere baş örtüsü sorusu’

Duruşmada savunma yapan gazeteciler, insan hakları, sosyal meseleler üzerine yazılar yazdıklarını belirterek, bunun da bir suç teşkil etmediğini söyledi. Mahkeme heyeti, gazetecilere “zorunlu başörtüsüne” karşı çıkıp çıkmadıklarını, dijital medyada yayınladıkları içerik ve görüşleri sorarak duruşmanın gidişatını değiştirmeye çalıştı.

Ceza talebi

Mahkeme hâkimi duruşmanın son dakikalarında Tahran Gazeteciler Sendikası temsilcilerinden Badr al-Sadat Mofidi’nin 3 gazeteci hakkında savunma yapmasına izin verdi. Gergin süren duruşmada mahkeme heyeti yargılamanın bittiğini açıklayarak, 3 gazeteci hakkında ceza talep etti.

Gazeteci Saeeda Shafiei yüksek lisans sınavında derece yaptı

Saeeda Shafiei bir hikâye anlatıcısı, ekonomi alanında gazetecilik yapıyor ve Tahran’daki Allameh Tabatabai Üniversitesi’nden “Tarım Ekonomisi” ve Tahran İslami Azad Üniversitesi’nden “Enerji Ekonomisi ve Hidrokarbon Kaynaklarının Pazarlaması” mezunu. Azad Üniversitesi yüksek lisans giriş sınavında 3’üncü oldu. Geçtiğimiz yıl Tahran’daki evinde istihbarat güçleri tarafından gözaltına alınarak tutuklanan Saeeda Shafiei Evin Cezaevi’ndeki 2 A Koğuşu’na nakledildi. Aynı yıl 500 milyon tümen kefaletle geçici olarak serbest bırakıldı.

Mehrnouzh Zarei Hanzaki sağlık alanında yaptığı haberleriyle tanınıyor

Gazeteciliği sağlık alanında yapan Mehrnoush Zarei Hanzaki’nin haftalık ILNA, ISNA, ANA haber ajansı ve Chelcheragh gibi yerel medyada çok sayıda haberi yayınlandı. Geçen yıl annesinin Tahran’daki evinde güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Evin Hapishanesi 2 A Koğuşuna nakledilen Mehrnoush Zarei Hanzaki, aynı yıl geçici olarak serbest bırakıldı.

Nasim Sultan Beygi daha önce de hapis cezası almıştıGazeteci Nasim Sultan Beygi, Tahran’daki Allameh Tabatabai Üniversitesi’nden İletişim Bilimleri mezunu. Eski bir öğrenci aktivist olan Nasim Sultan Beygi, Tahran Eyaleti Gazeteciler Cemiyeti’nin daimi üyesi. Sharq gazetesi, Arman, Iskanews, Shahrnousht, Sabzpress ve Nasim Bidari gibi birçok yerel gazetede çalışan Nasim Bultan Beygi, daha önce sendikal faaliyetlerinden dolayı tutuklanarak iki yıl hapis cezası aldı. Öğrenci toplantılarına katıldığı için de 6 yıl hapis cezası verilen Nasim Sultan Beygi, daha sonra davanın Temyiz Mahkemesi’ne taşınmasıyla cezası 3 yıla indirildi ve cezanın iki yılı denetimli serbestlik kapsamına alındı.

En son İran’dan ayrılırken İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı’nda güvenlik güçleri tarafından tutuklanan Nasim Sultan Beygi, Evin Hapishanesi’nin 2 A Koğuşuna nakledildi ve aynı yıl kefaletle geçici olarak serbest bırakıldı.

Kaynak: RojNews

#İran #mahkemesi #üç #kadın #gazetecinin #cezalandırılmasını #istedi

Şair Ahmet Telli’ye 10 ay hapis cezası

Şair Ahmet Telli’ye ‘Örgüt propagandası yapmak’ iddiasıyla yargılandığı davada 10 ay hapis cezası verildi

Şair Ahmet Telli’nin, 2017 yılında katıldığı basın açıklamasında yaptığı konuşma ve “Dövüşen Anlatsın” kitabından okuduğu şiir gerekçesiyle yargılandığı davanın 3’üncü duruşması Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmayı, Bilim Sanat Edebiyat Derneği ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nin yanı sıra yurt dışından ve Türkiye’den birçok hak savunucusu takip etti.

Savcı, daha önce açıkladığı mütalaasında söz konusu konuşma ve şiirin “Örgüt propagandası” içerdiğini iddia ederek, Telli’nin 8 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını talep etmişti. Mütalaaya karşı savunma yapan Telli, basın açıklamasına aydın sorumluluğuyla katıldığını belirterek, “Maksadım şiir okumaktı. İkinci basıma ulaşan ‘Dövüşen Anlatsın’ kitabımdaki şiirle ‘örgütü propagandası’ yaptığım iddia ediliyor. Bir aydın olarak toplumsal meselelerde daha önce de bulundum, bu benim görevim” diyerek, beraatını talep etti.

Avukatı Umut Vedat Acar ise, 2017 yılındaki açıklamaya katılan 75 kişi hakkında ayrı ayrı açılan davaların hiçbirinde ceza verilmediğini hatırlatarak, “Mahkeme heyetleri, fezlekenin iddianameye, iddianamelerin mütalaaya dönüştüğünü ve ortada suça ilişkin herhangi bir delil olmadığını görüyor. Hiçbir mahkeme bu açıklamayı ‘örgüt propagandası’ suçundan cezalandırmadı” ifadelerini kullanarak, müvekkilinin beraatını istedi.

Ceza ertelendi

Kararını açıklayan mahkeme, Telii’nin üzerine atılı suçu işlediğini belirterek, “Örgüt propagandası” suçundan 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmetti. Mahkeme, daha sonra cezanın ertelenmesine karar verdi.

ANKARA

#Şair #Ahmet #Telliye #hapis #cezası

Akın: Tecrit hiçbir hukuka sığmıyor, vazgeçin

Meclis’te grup toplantısında konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Akın, tecride ilişkin konuşmasında Yanardağ’ın tutukluluğuna değindi ve tecridin hiçbir hukuka sığmadığını vurguladı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eş Sözcüsü İbrahim Akın, haftalık Meclis grup toplantısında konuştu.

Konuşmasına 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yaşanan katliama değinerek başlayan Akın, “Türkiye katliam tarihi dedik, sadece Sivas’ta değil. Sivas’ın hesabı sorulsaydı, Maraş, Çorum ve sonraki katliamları yaşamayacaktık. Bunları hala yaşamaya devam ediyoruz. 98 yıl önce Şeyh Said ve 47 yoldaşının idam edildiği bir tarih de yaşadık. JİTEM tarafından 32 yıl önce HEP Amed İl Başkanı Vedat Aydın da aynı şekilde katledilenler içinde yer alıyor. Katledilen bütün yoldaşlarımızı, kendini feda etmiş bütün dostlarımızı sevgiyle ve saygıyla anıyoruz” dedi.

Aynı zamanda katliamlarla birlikte işkence, zulüm, yoksulluk ve insanların ötekileştirildiği bir tarihin de olduğunu ifade eden Akın, “Bu düzenin tesadüf olmadığını, kader olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla bu düzenle sorunumuz var” diye konuştu.

‘Partimize sahip çıkmaya çağırıyoruz’

Akın’ın konuşmasından bazı başlıklar şöyle:

“Bu seçimlerde partimiz, hiçbir partide olmayan açık yüzleşmeyi, özeleştirel süreci başlatmış oldu. Örgütlerimizle yaptığımız değerlendirme sonrası halkımız, bizi destekleyen yoldaşlarımızla ve kurumlarımızla açık ve onurlu bir mücadelenin güçlü bir şekilde gerçekleştirilmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışmalar sürecinde dayanışmayı büyütmeye, yerel demokrasiyi güçlendirmeye, doğrudan katılımlarla birlikte partimize sahip çıkmaya önümüzdeki dönemde daha güçlü bir şekilde Yeşil Sol Parti’nin hayata geçirilmesinde bütün dostlarımızı açıktan göreve çağırıyoruz.”

Tecrit hiçbir hukuka sığmıyor

“Bu ülkede insanların onurlu ve hukuk içinde yaşaması, tecridin ortadan kaldırılmasını duyarlı bir yurttaş ve bir basın mensubu söz etti. Tecrit bu ülkede hiçbir hukuka, anayasaya, uluslararası sözleşmeye tabi olmadan uygulanan bir şeydir. Tecrit karşısında itiraz etmek, insanlık onuru açısından çok değerlidir. Merdan Yanardağ’a yönelik uygulama kabul edilemez. Sayın Öcalan’a barış sürecinden bu yana yıllardır çok ağır bir şekilde mevcut hukukun hiçbir yerine sığmayan tecrit politikasını uygulandığını hepimiz tanık oluyoruz. Bu tecrit bütün Türkiye’ye yayılmış bir şekilde gelişiyor.”

‘Çoklu krizlerin sebeplerinden biri Kürt sorunda çözümsüzlük’

“Kürt sorunu başta olmak üzere tecrit politikası uygulanmazsa, bu ülkenin Kürt sorununun çözümünde bir odak geliştirilebilinirse, anahtar rol olacak bir çözüm meselesi olacağını düşünüyoruz. Müzakere ve mücadele sürecinin birlikte işlediği bu dönemde eğer gerçekleştirilirse Türkiye’nin yaşadığı çoklu krizlerin aşılabileceğine inanıyoruz. Çoklu krizlerin sebeplerinden en önemlilerinden bir tanesinin Kürt sorununun çözümsüzlük politikalarından kaynaklı olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla iktidara sesleniyoruz; bu uygulamalarınızdan vazgeçin! Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınması tecridin bir insanlık suçu olduğunu ortadan kaldıramaz. İktidara seslenmek istiyoruz; bu ülkede eşitlikçi, özgürlükçü bir ortamı inşa etmek istiyorsanız önce bu tecrit politikasından vazgeçin.”

Anayasa tartışmaları

“Anayasa bir toplumsal sözleşmedir. Toplumsal sözleşmeler, Türkiye’de herkesin eşit, demokratik bir şekilde katılabildiği bir süreçte ortak tartışmalar sonrasında ancak gerçekleşebilir. Ancak Türkiye’de hiçbir sözün demokratik bir şekilde söylenemediği, her söyleyenin cezaevine atıldığı bir ortamda demokratik, katılımcı bir anayasa yapmak mümkün değildir. Dolayısıyla önce şu andaki anayasadaki hukuka, kurallara uyun ve insanları yasada ve hukukta olmayan yöntemlerle cezaevlerine koymayın, işkenceye tabi tutmayın. Bunu yapmayan bir iktidarın bizim önümüze getireceği anayasa tamamen şu anlama gelir: Bu ülkede bir dikta rejiminin inşa edilmesini, Saray rejiminin daha çok güçlendirilmesini sağlayacaktır.”

Kobanê davası

“Arkadaşlarımız hem fiilen hem onurlu bir şekilde hem de hukuken güçlü bir şekilde Kobanê Davası’nın boş olduğunu, mevcut AKP siyasetinin HDP’ye dönük bir kapatma girişimi olduğunu artık açığa çıkmış durumda. Kobanê duruşmasında olan, aynı zamanda diğer duruşmalarda olan tüm hikaye şunu gösteriyor: Bu ülkede yargı, hukuk, siyasi erklerin elinde bir sopa gibi kullanılmış durumda. Bu ülkede demokratik bir ortam yaratmadan anayasa yapılamaz.”

Yerel seçimler

“2024’te bir yerel seçim var. Bu seçimler bizim için çok önemli. Kayyım siyasetinin ortadan kaldırılması için çok güçlü bir çalışmaya ihtiyacımız var. Bu çalışmayı, yaparak şimdiden başlayarak güçlü sonuç almak istiyoruz. Çünkü yerel seçimler iktidarın seçim kazandığı günden itibaren planlarının başında geliyor. Yürüttüğümüz siyaseti tekrar güncelleyeceğiz, değerlendireceğiz, ona göre yol haritamızı belirleyeceğiz. Bütün demokrasi güçleri, emek güçleriyle bu mücadeleyi etkili bir şekilde yürütmeye çalışacağız.”

‘Bu ekonomi modeli sürdürülemez’

“Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri de ekonomi. Biliyorsunuz, Türkiye’de çoklu krizlerden bahsediyoruz. Ancak ekonomi meselesi en temel konulardan birisi. Son zamanlarda faiz meselesi, kur meselesi aldı başını gidiyor. Bir ay önce bir asgari ücret belirlendi. Asgari ücret belirlendikten sonra bu ülkede yaklaşık 25-30 civarında enflasyon ortaya çıkmış oldu kur farkıyla beraber. Aslında verdikleri yüzde 34’lük farkı daha ceplerine girmeden insanların ellerinden almış oldular. Böylesi bir ekonomik modelle sürdürülmesi mümkün değil.”

‘Sokaktaki mücadele örgütlenmeli’

“Erdoğan ve Cumhur İttifakı’na bir kez daha söylemek istiyoruz. Meydanlar boş değil, muhalefet dağılmış değil, dikensiz bir gül bahçesi değil ülke. Yeşil Sol Parti’yi her an yerde karşınızda göreceksiniz. Sizinle mücadelemiz devam edecek. Bu ülkede seçim dönemi her ne kadar meclis çoğunluğu onlarda olsa bile, Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilmiş olsa bile, ülkede yüzde 50’den fazla insanın değişim istediğini çok biliyoruz. Sokakta, sahada tablo budur. Seçim sonuçları her şey değildir, asıl olan sokaktaki mücadelenin örgütlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yeşil Sol Parti bu mücadelenin en etkili şekilde sözü olmaya devam edecek.”

Kadınlara ve gençlere çağrı

“Sevgili gençler ve kadınlar, bu ülkede yaklaşık 6 milyon seçmen vardı. Belki Yeşil Sol Parti olarak arkadaşlarımıza, dostlarımıza ulaşamadık. Ancak önümüzdeki dönemde şöyle bir kaygıya kapılmayın. Yaşlanmış, tutuculaşmış, ağırlaşmış siyasi kadroların karşısında umutsuzluğa kapılmayın, umut sizlerde. Dışarda gelecek aramaktan çok, bu ülkenin topraklarındaki değişime siz de katılın, omuz omuza mücadele edelim. Kadın yoldaşlarım, Türkiye’deki değişim sürecinin en önemli aktörünün kadınlar olduğunu biliyoruz.

Son olarak şunları söylemek istiyorum; Kimse burada moral bozukluğu içinde olmasın, umutsuzluğa kapılmasın, baskıcı tekçi ırkçı ötekileştirici rejim karşısında mülteciler başta olmak ayrımcılığa karşı mücadele etmek hepimizin ortak görevi olsun.”

ANKARA

#Akın #Tecrit #hiçbir #hukuka #sığmıyor #vazgeçin

Ürdün Dışişleri Bakanı, Esad’tan sonra Erdoğan’la görüşecek

Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen El Sefedi, Suriye ziyaretinin ardından Ankara’ya gitti. Sefedi’nin Hakan Fidan ve Erdoğan ile bir araya gelmesi bekleniyor

Gerçekleşmesi beklenen görüşmede Suriye krizi, Şam ve Türk devleti arasındaki ikili ilişkiler ve Arap Birliği ile Suriye arasındaki yakınlaşmanın ele alınması bekleniyor.

El Sefedi, Türkiye ziyareti öncesi Suriye’yi ziyaret ederek mevkidaşı Feysel Miqdat ve Esed ile bir araya gelmişti.

El sefedi, Feysel Miqdat ile birlikte yaptığı basın açıklamasında yaşanan siyasi krizlerin çözümünün önünde büyük bir engel olduğunu bildirerek şunları söyledi; “Bu çözüm çabalarını değerlendiriyoruz. Çünkü Suriye krizinin çözülmesi Suriye ve halkının çıkarı doğrultusunda olacaktır. Bu krizden sadece bölge değil diğer yerler de etkileniyor.”

Suudi Arabistan, Ürdün, Irak ve Mısır Dışişleri Bakanları Mayıs ayında Amman’da bir araya gelerek Suriye krizinin çözümüne yönelik Arap İnisiyatifi’nin hayata geçirilmesi için çalışma yürüttüklerini açıklamışlardı.

Kaynak: RojNews

#Ürdün #Dışişleri #Bakanı #Esadtan #sonra #Erdoğanla #görüşecek

DAİŞ’li kadın ve çocuklar Fransa’ya iade edildi

Fransa Dışişleri Bakanlığı Kuzey ve Doğu Suriye kamplarında bulunan Fransız vatandaşı 10 DAİŞ’li kadın ve 25 çocuğun Özerk Yönetim tarafından kendilerine teslim edildiğini duyurdu

Konuya ilişkin açıklama yapan Fransa Dışişleri Bakanlığı çocukların sosyal güvenlik kurumlarına, kadınların ise mahkemeye sevk edildiğini belirtti.

Bakanlığın açıklamasında Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim’ine katkıları ve işbirliği nedeniyle teşekkür edildi.

AFP`nin haberine göre Fransa ilk defa 2022 yazında DAIŞ’li 16 kadın ve 35 çocuğu, aynı yılın ekim ayında ise 15 kadın ve 40 çocuğu teslim aldı.

DIŞ HABERLER

#DAİŞli #kadın #çocuklar #Fransaya #iade #edildi

İsrail’in Cenin kentine saldırıları sürüyor

Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail’in Cenin kentine yönelik saldırılarında şimdiye kadar 10 kişinin yaşamını yitirdiğini, yaralı sayısının da 100’e çıktığını duyurdu

İsrail ordusunun Filistin’in Cenin kentine yönelik dün başlattığı saldırının bilançosu ağırlaşıyor. Filistin Haber Ajansı Wefa’nın haberine göre, konuya ilişkin açıklama yapan Filistin Sağlık Bakanlığı, saldırıda 10 kişinin yaşamını yitirdiğini, 100 kişinin ise yaralandığını bildirdi.

Filistin Kızılay’ı da Cenin’de insani durumun giderek ağırlaştığını, Cenin kampından bulunan 500’den fazla ailenin çıkarıldığını duyurdu.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ise saldırıları savunarak, “Güçlerimiz Cenin’deki ‘teröristlerin’ üzerine giderek, yönetim merkezlerini yıkıyor. Görev tamamlanıncaya kadar operasyon sürecek” açıklamasında bulunmuştu.

Kaynak: RojNews

#İsrailin #Cenin #kentine #saldırıları #sürüyor

İstismar suçundan beraat eden MHP’li başkana bir ödül de istinaftan

‘Cinsel istismar’, ‘cinsel taciz’ suçlarından yargılanan MHP Diyarbakır eski İl Başkanı Cihan Kayaalp’e yerel mahkemenin verdiği beraat kararı, istinaf mahkemesi tarafından onandı

Amed’de bir çocuğu alıkoyarak cinsel tacizde bulunmasının ardından görevden alınan MHP Diyarbakır eski İl Başkanı Cihan Kayaalp hakkında beraat kararı veren Diyarbakır 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi tarafından onandı.

Savcılık ve tarafların “cinsel taciz”, “cinsel istismar” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından verilen beraat kararına karşı itirazlarını inceleyen Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7’nci Ceza Dairesi, tüm tarafların istinaf başvurularını reddetti.

İtiraz reddedildi!

Amed Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin istinaf başvurusu hakkı bulunmadığı gerekçesiyle talebini reddeden 7’nci Ceza Dairesi, deliller ve mahkemenin soruşturma sonuçlarına göre mahkemede oluşan kanaat ve takdire göre mahkemenin kararında usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna vararak, “cinsel taciz” yönünden kesin olmak üzere istinaf talebini reddetti.

“Cinsel taciz” yönünde temyiz yolunu kapatan 7’nci Ceza Dairesi, “cinsel istismar” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarında ise temyiz yolu açık olmak üzere, istinaf başvurusunun reddine karar verdi.

Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7’nci Ceza Dairesi, istinaf başvurusunun reddi kararını oybirliğiyle aldı.

“Cinsel taciz” suçundan 7’nci Ceza Dairesi’nin kesin kararı nedeniyle Yargıtay’a yargı yolunun kapanması nedeniyle avukatlar, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda, “cinsel istismar” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından ise Yargıtay’a itirazda bulunmaya hazırlanıyor.

Kaynak: JinNews

#İstismar #suçundan #beraat #eden #MHPli #başkana #bir #ödül #istinaftan

JES’ler suyun ve tarımın baş düşmanı

Temiz enerji iddiasıyla JES işgali sürerken, yarattığı kirlilik çok boyutlu olarak devam ediyor. Akarsukara, tarım arazilerine salınan ağırmetal yüklü sıvı tarımda yıkım yaratırken, reenjeksiyon ise büyük tehlike barındırıyor

Jeotermal enerji santrallerinin (JES) temiz enerji iddiasıyla desteklenmesi bir yandan suları tüketmekte, diğer yandan büyük bir kirliliğe neden olmakta. Akarsulara bırakılan JES sıvısı yüzbinlerce balığın ve diğer canlıların ölümüne yol açarken, tarım arazilerine salınan sıvı ise başta incir, zeytin ve üzüm olmak olmak üzere ağaçları kurutup bölgede büyük yıkımlara neden oldu. Bu gerçeği kabul eden JES patronları artık çevreye sıvı salınımı yapmadıklarını iddia ederlerken, ağırmetal yüklü sıvıyı reenjeksiyonla geri bastıklarını belirtmekteler. Ancak reenjeksiyonların, sıcak sıvının alındığı noktaya geri basılmaması sonucu yeraltı suları zehirlenriken, bölge sonsuza kadar tarım yapılamaz hale getiriliyor. Bunun en son örneği Germencik’te yaşandı ve yeraltı sularında yoğun ağırmetaller ortaya çıktı.

‘Milyonlarca yıl tarım yapılamaz’

Aydın Ziraat Odası eski başkanlarından olan Ziraat Mühendisi Arif Gürdal, jeotermal suların çok yüksek bor miktarına sahip olduğunu belirterek, “Eğer doğru kayaçlara, aynı katmana reenjeksiyon yapılmazsa bu suların yeraltı sularına karışması kaçınılmazdır. Yeraltı sularına karıştığı zaman da tarlalarda bor toksisitesine yol açılır. Milyonlarca yıl bu topraklarda tarım yapamazsınız” uyarısında bulundu. Jeotermal ve tarım ilişkisi hakkında Aydın Efeler ilçesinde yayınlanan Yeni Kıroba Gazetesi’nden Kıvanç Uğur’a konuşan Gürdal, “Reenjeksiyonu aynı katmana yapmak zorundasınız. Çünkü enerjinin büyüğü kayaçtadır. Suda değildir. Suyu ısıtan kayaçtır. Siz o kayaca tekrar aynı suyu reenjeksiyon yapmadığınız sürece o enerji sürdürülebilir bir enerji olmaz” dedi.

Temiz enerji iddiasıyla JES’lere yol veren iktidar yeraltı sularımım, akarsuların ve tarım arazilerinin zehirlenip kurumasını izlemekle yetiniyor

Tarımda son 30 yıl

Gürdal, “Çok tehlikeli olan bir konu da şu: jeotermal sularımız bor bakımından çok yüksek bor miktarına sahip. Eğer doğru kayaçlara, aynı katmana reenjeksiyon yapılmadığı sürece bu sular, yeraltı sularına karışması kaçınılmazdır. Yeraltı sularına karıştığı zaman da 30 yıl sonra 50 yıl sonra tarlalarımızda bor toksisitesine yol açarız. Bu tuzluluk gibi bir olay değil. Milyonlarca yıl bu topraklarda tarım yapamazsınız. Tıpkı atom bombası atılmış gibi bir etki yaratır. Bor, milyonlarca yılda yıkanan bir elementtir. Bu kadar vahim bir tabloyla karşı karşıyayız. Herkesin uyanık olması lazım” değerlendirmesinde bulundu.

JESDER itiraf etmişti

Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcıları Derneği (JESDER) Manisa ve Aydın’da yerel basına jeotermal uygulamaları ile ilgili bilgilendirme toplantıları gerçekleştirmişti. Dernek, “Hayatta ne yaparsanız yapın yüzde 100 yararlı, temiz diye bir şey yok. Biz de o anlamda jeotermaller olarak yüzde 100 temiz değiliz. Aydın’da bir sorun var ama bu bir süreçtir. 2009’dan sonra uygulama hızla düzeliyor. İşletmelerce akışkan derelere bırakılmıştır, yaptık. Ama sürekliliğe bakmak gerek. Bu devamlı mı yapılıyor, yoksa anlık geçici süreyle mi yapılıyor?” diye JES karşıtlarına sesleniyordu.

Reenjeksiyon maliyetli bir iş

Aydın’da düzenlenen bir etkinlikte konuşan elektrik mühendisi Cevat Uçman ise, yıllar önce jeotermal enerji santralinde çalıştığını ve zararlarına şahit olduğunu ifade ederek üç farklı noktaya dikkat çekmiş ve, “Birincisi reenjeksiyonda (tekrar basma) işlemini kolaylaştırmak için kullanılan inhibitörler yoğun miktarda korozit zehirli madde içeriyor. İkinci dikkat çekmek istediğim nokta yeraltından çekilen suyun yine yerin 2-3 bin metre altına basılması gerekir. Oysa yüksek maliyetlerden dolayı bunu yapan yok. Suyun 0-500 metreye basılması hiçbir anlam ifade etmiyor. Son olarak tepkilerin giderek büyüdüğünü fark eden yetkililer torba yasa ile ÇED düzenlemelerini bypass ettiler” demişti. JESDER’in ağormetal yüklü sıvıyı yeraltına geri bastıklarını iddia etmesi, Uçman’ın ifadeleriyle boşa düşmekte. Her şekilde bulunduğu bölgeleri zehirleyen JES’lerin yenilenebilir-temiz enerji sıfatı yüklenmesi ise devletin sermaye çıkarları dışında bir yaklaşımının olmadığını ortaya koymakta.

Çiftçiler kandırılıyor

Efeler’de JES’lerin seralarda kullanımı gündeme getirilirken, şirketlerin yaratmak istediği algı ile halkta rıza üretip JES işgalini büyütmek niyetindeler. Deşarj suyunun JES’lerin ısısı düşen zehirli ağırmetallerle yüklü akışkan olduğu biliniyor. Bu akışkanın sıcak veya soğuk olması zehirli yapısını değiştiren bir özellik taşımıyor. Santrallerde akışkanın kullanımından sonra ısısı santral için yeterli olmadığı noktada akışkan JES’lerin işine yaramıyor. Bu akışkanı, akışkanın çekildiği noktaya deşarj etmeleri ise Uçman’ın açıklamasında vurguladığı gibi bu durum şirketlere yüksek maliyetler oluşturuyor.

Halka rüşvet önerisi

Diğer yandan JESDER’in itiraflarından da anlaşılacağı gibi JES atıkları halen derelere salınmaya devam edildiği anlaşılabilirken, halkın duyarlılığının artmış olması JES’çileri sıkıntıya sokuyor. JESDER, Aydın Belediyesi’ni de arkasına alarak halka rüşvet olarak evlerinizi ısıtalım güzellemeleri, atık üzerinden de kazanmayı hem de atıktan kurtulmalarını sağlamak amacı taşıyor. JES’lerin zehirli akışkanın seralar ile kurutma tesislerine verilmesiyle JES şirketi atık sorunundan kurtuluyor ama halk ise büyük bir yıkımla yüz yüze bırakılıyor.

EKOLOJİ SERVİSİ

#JESler #suyun #tarımın #baş #düşmanı

Bedlîs’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı Meclis gündeminde: Ağır hak ihlaline yol açıyor

Bedlîs’te ilan edilen sokağa çıkma yasağının sonlandırmasını isteyen Yeşil Sol Parti Milletvekili Hüseyin Olan, yasağın ağır ihlallere yol açtığını belirtti. Olan ayrıca kayyumların yolsuzluklara değindi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Milletvekili Hüseyin Olan, Bedlîs’in Xîzan (Hizan) ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarına ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

Hûzeran, Akûnis, Govan, Lanîlan, Xûlepûr, Kekulan, Sûreh, Pertawan, Kuran, Mezra Pisyan köylerini kapsayacak şekilde 2 Temmuz’da ilan sokağa çıkma yasağına tepki gösteren Olan, 2015’ten 1 Ocak 2020 tarihine kadar en az 11 il ve 51 ilçede 381 sokağa çıkma yasağı ilanı edildiği bilgisini paylaştı.

Olan, yasaklar sırasında başta yaşam hakkı olmak üzere ağır hak ihlallerinin yaşandığını ve halkın temel ihtiyaç malzemelerine ulaşım noktasında ciddi sıkıntılar yaşadığını dile getirdi.

‘Uydu fotoğraflarında yerleşim yerleri silindi’

Bu uygulamalar nedeniyle 2015 ve 2017 arasında en az 500 bin kişinin Kürdistan’dan zorla göç ettirildiğini dile getirerek Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına atıfta bulunan Olan, rapora göre en az 2 bin kişinin de yaşamını yitirdiğine dikkat çekti. Binlerce evin de yerle bir edildiğini paylaşan Olan, “Uydu fotoğraflarıyla da evlerin ve mahallelerin haritadan silindiği ifade edilmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği uzun bir zaman dilimini kapsayan bu raporunda; ayrıca işkence, zorla kaybettirilme, nefret kışkırtıcılığı, acil sağlık yardımı, yiyecek, su ve yaşamsal ihtiyaçların engellenmesi, kadına karşı şiddet tanıklıklarını belgelemiştir. Her haliyle durum ortadayken iktidarın bu tutumundan derhal vazgeçmelidir” diye kaydetti.

‘Temel haklar ihlal ediliyor’

Yasağın kabul edilebilir bir gerekçesinin olmadığının altını çizen Olan, “Çünkü yaşam hakkı, işkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği gibi pek çok temel hak ihlal edilmektedir. Süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasakları halkımızın mağdur olmasına neden olmaktadır. İktidarın bir an önce bu insanlık dışı uygulamasından vazgeçmesini talep ediyoruz” dedi.

‘Belediyelerde kirli işler’

Tetwan Belediyesi’nde yaşanan usulsüzlük ve yolsuzlukları gündeme getiren gazeteci Sinan Aygül’ün AKP’li belediye başkanının korumaları tarafından saldırıya uğramasına da tepki gösteren Olan, bu durumun belediyelerdeki kirli işleri bir daha gündeme getirdiğine dikkat çekti.

 ‘Kayyumun usulsüzlükleri’

AKP’li belediyelerin yolsuzluk ve usulsüzlüklerin adresi olduğuna işaret eden Olan, “Yerel yönetimler, seçilmiş halk iradesine karşı atanmışların usulsüzlüklerine teslim edilmiştir. Bizler, 2014’te AKP’nin her türlü usulsüzlüğüne rağmen Bitlis’te seçimlerden zaferle çıkarak, Bitlis’i demokratik belediyecilik anlayışı ile buluşturduk. Ancak halkın bu seçimine tahammül edemeyen iktidar, Allah’ın lütfu olarak değerlendirdiği darbe girişimini de fırsat bilerek, belediyemize kayyum atadı” diye belirtti.

‘AKP’lilere parsel parsel peşkeş çekildi’

Bitlis başta olmak üzere AKP’li belediyelerin birer rant alanına dönüştüğüne de dikkat çeken Olan, şöyle devam etti: “İktidarın söylediği gibi hizmet için değil, rant paylaşımı, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin de odağı haline geldiği kayyımların icraatlarıyla ortalığa serildi. Kayyımların ilk pratiği, çok dilli belediyeciliği hedef almak oldu. Kentimizde Kürtçe tabelaları indiren kayyım yönetimi, göreve gelir gelmez Dilan Kadın Merkezi’nin de kapısına kilit vurdu. Halkla birlikte karar alarak hayata geçirmek için başladığımız tüm projeler askıya alındı. AKP’nin hileli yöntemlerle Mart 2019’da seçimleri kazanmasıyla birlikte deyim yerindeyse Bitlis il merkezi, AKP’lilere parsel parsel peşkeş çekildi. Sadece Mart 2019-Ağustos 2021 tarihleri arasında belediyeye ait 98 ayrı gayrimenkulün satışı yapıldı. Bu satışlarla belediyenin kasasına 21 milyon 242 bin TL girmesi gerekirken, bu meblağ AKP’li müttehitlerin kasasına girdi. Çünkü AKP’li belediye yönetimi, belediyenin borçlanmalarını belediyelere ait taşınmazların satışı ile mahsuplaştırma geleneğini hayata geçirdi.”

Gayrimenkullerin satışı’

Bitlis Belediyesi’nin son üç yılda belediyeye ait gayrimenkullerin satışı için 222 ayrı ihale açtığını ve bu gayrimenkullerin toplam değerinin 170 milyon 660 olarak kayıtlara geçtiğini de aktaran Olan, “Satış ilanı açılan arsa ve işyerlerinden oluşan gayrimenkullerin toplam alanı, 231 bin 108 metrekareye ulaşmış durumda. Son olarak Hüsrevpaşa Mahallesi’ndeki 6 dönümlük eski itfaiye binasının da bulunduğu alanı 81 milyon TL ile açık artırma usulü ile satışa çıkarıldı. Önceki satışlarda olduğu gibi bu satıştan elde edilecek gelir, hizmet amaçlı değil, belediyenin sözde borçlarına karşılık olarak belediye kasasına girmeden AKP’lilerin kasasına girecekti. Ancak bu bedelli ihaleye katılım olmadığı için ihale ertelenmek zorunda kalındı” diye konuştu.

‘Hesaplaşma seçimi’

Bitlis Belediyesi’nde olduğu gibi Tetwan Belediyesi’nin de belediyeye ait gayrimenkulleri satışıyla sürekli gündeme geldiğine de değinen Olan, “AKP’li Tatvan Belediyesi bünyesinde 12 müdürlük pozisyonunun tamamı dolu olmasına rağmen mevcut belediye başkanı, vekaleten bu kadroya başka birini görevlendirmiş ve harcama yetkisi de görevlendirilen bu kişiye verilmiştir. Bizler biliyoruz ki; Bitlis ve Tatvan Belediyelerinde yaşanan bu usulsüzlükler ve talan diğer AKP’li belediyelerde de yaşanmaktadır. Özellikle 2019 seçimlerinden sonra kayyım atanan belediyelerimiz de rant alanlarına dönüştürülmüştür. Bizler önceden olduğu gibi bundan sonra da bu rant ve talan düzenine, her alanda bu yolsuzlukları teşhir etmeye ve halkın kaynaklarını halkın hizmetine sunulması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki yerel seçimler de hem bu talan düzeni hem de kayyım rejimine karşı mücadelemizi yükselteceğimiz, tüm bu yolsuzlukların hesabını soracağımız bir hesaplaşma seçimi olacaktır” ifadelerini kullandı.

ANKARA

#Bedlîste #ilan #edilen #sokağa #çıkma #yasağı #Meclis #gündeminde #Ağır #hak #ihlaline #yol #açıyor

Eğirdir Gölü Meclis gündeminde

Kuruma tehlikesiyle karşı karşıya olan Eğirdir Gölü, CHP Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı tarafından Meclis’e taşındı

Türkiye’de barajlara hapsedilen ve amaç dışı kullanıma sunulan sular nedeniyle göller kurumaya devam ediyor. İklim değişiminin ardına sakanıp her kötülüğün buna bağlanması dikkat çekerken, aşırı kirlilik ve su kaybının yaşandığı Eğirdir Gölü adeta ölüme mahkum edilmiş durumda. Gölün en dar kısmı olan Kemer Boğazı’nın 1,8 kilometre olan genişliği 1,2 kilometreye düştü. Uzmanlar, böyle giderse Eğirdir Gölü’nün iki göl haline dönüşeceğini belirtiyorlar. Kuruma tehlikesiyle karşı karşıya olan Eğirdir Gölü, CHP Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı tarafından Meclis’e taşındı.

Göl yok olma tehlikesi altında

Milletvekili Halıcı: “Eğirdir Gölü, Türkiye’nin ikinci büyük tatlı su kaynağı ve doğal içme suyu olması; Göller Bölgesi’nde içme suyu, kullanma suyu ve tarım sulamasında kullanılması nedenleriyle stratejik ve hayati bir öneme sahiptir. Eğirdir Gölü ve bölgesi çeşitli ve zengin bir coğrafyaya sahiptir… Hem doğal güzelliğiyle hem de içerisindeki çeşitliliğiyle bu derece önemli, verimli ve değerli havza; kontrolsüz ve bilinçsiz olarak tarım arazilerinde vahşi sulama yapılması, denetimsiz olarak açık kanallarla kilometrelerce uzaklığa su taşınması, havzayı besleyen akarsu, dere, çay ve yüzey sularının önüne çok sayıda gölet, baraj ve HES yapılması sebebiyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmaktadır” dedi.

‘İnsanlığa karşı borcumuz’

Gerekli tedbirlerin bir an önce alınması gerektiğini vurgulayan Halıcı, “Eğirdir Gölü ve havzası yok olacak. Üç milyon yıl önce oluştuğu kabul edilen, tektonik göl olan doğa harikası Eğirdir Gölü’nün ve havzasının yaşatılması; gelecek nesillere aktarılması ve insanlık mirasına bırakılması siyaset üzeri bir konu olup; TBMM’nin de Anayasal ve çalışma sorumluluğunun içinde yer almaktadır. Bununla birlikte tarafı olduğumuz Dünya Kültürel Ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi gereğince de gölü ve havzayı korumak başta kendi vatandaşlarımız olmak üzere insanlığa karşı olan borcumuzdur” uyarısında bulundu.

EKOLOJİ SERVİSİ

#Eğirdir #Gölü #Meclis #gündeminde