Ana Sayfa Blog Sayfa 218

Abdullah Öcalan’ın avukatlarına beraat kararı

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın müdafiliğini yapan Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının da aralarında bulunduğu 8 avukat, ‘örgüt üyesi olmak’ iddiasıyla yargılandığı davadan beraat etti

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 24 yıldır ağırlaştırılmış tecrit altında tutulan ve 28 aydır da hiçbir haber alınamayan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın müdafiliğini yapan Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının da aralarında bulunduğu 8 avukatın, 12 Eylül – 28 Kasım 2007 tarihlerinde İmralı Adası’nda yaptıkları görüşmeler suçlama konusu yapılarak haklarında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla açılan davanın 10’uncu ve karar duruşması görüldü.

Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nin 33’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, yargılanan avukatlardan Ali Maden, Baran Doğan, Cengiz Yürekli, İnan Akmeşe, Mahmut Taşçı, Mehmet Selim Okçuoğlu, Rezan Sarıca ile avukatları hazır bulundu. Yargılanan avukatlardan Suat Eren ise İstanbul’da olmaması nedeniyle duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Uluslararası hukuk örgütleri ile birlikte Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi çok sayıda avukat da duruşmayı izledi.

‘Mesleki görüşmeler yaptık’

Kimlik tespiti ile başlayan duruşma, esas hakkındaki mütalaaya karşı tüm yargılananların tanık dinletmesi ile başladı. İlk olarak dinlenen tanık İrfan Arasan, “Avukatım. Meslektaşlarım olması nedeniyle birçok avukatı tanırım. Söz konusu dönemde il binasında bir arama yapıldı. Tabi alınan materyaller, siyasi çalışmalar kapsamındaydı, çoğu buydu. Yani legal siyasi çalışmalardan kaynaklı alınan materyallerdi” dedi. Bir diğer tanık Adem Çavuşçu da, “Sanıkların çoğu meslektaşım. Söz konusu telefon görüşmesinde bir gözaltı süreci vardı. Yavuz Dursun adında bir müvekkilim vardı. Söz konusu müvekkilim zaten sosyal arkadaşımdı. Dava sürecini de takip ettim. Mesleki olarak yaptığımız görüşmeydi. Örgütsel bir görüşme yok” ifadelerini kullandı.

‘Mücadele Kürt sorununun çözümü için’

Ardından yargılananların savunmalarına geçildi. İlk olarak savunma yapan avukat Baran Doğan, tanık beyanlarına karşı savunma yaptı. Doğan, “Bu memlekette bir Kürt sorunu olduğunu biliyoruz. Ve bu sorunun çözülmesi için mücadele ediyoruz. Yani bunun için oluşturulan bu listenin bir temsiliyeti yok. Benim meslektaşımla ilgili yaptığım görüşme, mesleki bir görüşmedir. Yani yapılan görüşmenin örgütsel bir görüşme olduğu iddiasını reddediyorum. 17 yıldır şüpheli durumundayım. 2016 yılında davamın açılması için dilekçe verdim. Biz bu davanın bitmesi için diğer meslektaşlarımla bir karar aldık” şeklinde konuştu.

‘İmralı’da hukuk yok’

Doğan, ayrıca esasa 2006 yılında İmralı Adası’na gitmesine ilişkin de şunları kaydetti: “O görüşmelerden sonra haberlerini gördüm. Şimdi İmralı Adası’na nasıl gittiğimiz merak ediliyor. Adaya savcılık izin veriyor ve oraya bir kalem dahi içeri alınmıyor. Ceza muhakemesi şüphe için açılıyor. Şüphelenmiş olabilirler ama şüpheyi aşan bir şey yoksa dava açılmamalıdır. İmralı Adası’nda bir hukuk yok. İmralı Cezaevi’nde yapılan görüşmeler kayıt altına alınıyor zaten. Yapılan görüşmelerin kayıtlarının gazetelere yansıdığı söyleniyor. Örgütsel bir görüşme olduğu iddiasını reddediyorum. Neden avukatlık yaptığımı soruyorsunuz. Biz avukatlık güvencelerinden dolayı görüşmelere gittik. Mesleki faaliyetlerimden dolayı gittim. Benim örgütten, örgütün benden haber yok.”

‘Gizli tanık beyanlarının herhangi bir değeri yoktur’

Tanıklardan birinin bir hukuk komisyonu kurulduğunu söylediğini ifade eden eden Doğan, “Bakın şurada bir garabet var. Legal olan bir durumu ben neden illegal bir duruma çevireyim. Böyle bir saçmalık olmaz. Gizli tanık benim için, ‘Ben Baran’ı 2013 yılında sadece duydum’ diyor. Daha önce böyle bir beyanı sorulduğunda ise hatırlamadığını söylüyor. Gizli tanığın ne dediği belli değil. 350 kişi hakkında beyanda bulunmuş biri. Polis kültürünü biliyorum. Biz iddiaları tartışıyoruz. Gizli tanık beyanlarının herhangi bir değeri yoktur. 21 yıllık avukatım, normalde bu tür davalarda insanlar beraat talep eder ama bu davalarda mahkeme maddi delillere dayanır ve daha sonra da karar verir” belirtti.

‘Mütalaayı kabul etmiyorum’

SEGBİS ile savunma yapan avukat Suat Eren ise savcının mütalaasını kabul etmediğinin altını çizdi. Cezalandırılmak istendiğini paylaşan Eren, “Ama bunun altını dolduracak herhangi bir şey yok. Telefon dinlemelerinin hepsini noktasına kadar kabul ediyorum. Bu dinlemelerde yapılan konuşmaların hepsi normal görüşmelerdi. Şüpheli bir görüşme yok. İkinci görüşme Van Baro Başkanıyla yaptığım görüşmemdi. O dönem Suriyeli bir gazeteci ölmüştü. Depremden ve gazetecinin öldürülmesiyle ilgili yaptığım bir görüşmeydi. Yine bir diğer görüşme de 2011 yılında şu an avukatlığımı yapan Raziye Öztürk ile yaptığım bir görüşmeydi” dedi. Hukuk komisyonu iddiasına dair konuşan Eren, “Şu anda MHP’nin de AKP’nin de tüm partilerin de hukuk komisyonu var. Benim böyle bir şeyden hiç haberim olmadı. Gizli tanık beni tanımadığını dahi söylüyor. Ben baktığım davalardan dolayı en çok tanınan avukatlardan biriyimdir. Beni tanıya da bilir. Benim bu davadan yargılanmamın nedeni, 20005 yılında TEM’de yaşadığım bir durumdan kaynaklı, kişiselleşen durumdan dolayı hakkımda bugün deniz kabuğunu dahi doldurmayan şeylerden dava açıldı. Ben bu suçlamayı kabul etmiyorum. Hukuk uygulansa zaten beraat ederim. Beraatimi talep ediyorum” diye belirtti.

‘Kurye suçlaması asılsız’

Avukat Mahmut Taşçı da, “İddianameye konu olan sözde ‘Önderlik Komitesi’ operasyonu kapsamında yapılan operasyona 47 kişi hakkında açılan davanın adından 10 yıl sonra avukatlardan sanık yaratılmak istendi. Bu komiteyle ilgili hiçbir delil yok. Komitenin kendisi yok ama ismi var. Bu komitenin nasıl işlediğine dair de bir şey yok. Kuryelik iddiası İmralı Adası’na avukatların nasıl gittikleri, konuşmaların nasıl kayıt edildiğini, kalemlerimizin kullanılmasına müsaade edilmediğine dair her şeyi biliniyor. Böylesi bir yerde kuryelik olduğu yönündeki iddialar nasıl olur? Kurye ne taşımış, o da bilinmiyor. Kurye suçlaması temelsiz ve asılsızdır. İllegal iletişim, kuryelik gibi suçlamalar daha önce yargılanan arkadaşlarımızın iddianamesinde kopyalanan iddialardır. Gizli tanık ifadesinde, ‘Aradan çok zaman geçti hatırlamıyorum’ diyor. Bu davada yargılanan biz avukatlar, bu iddialar madem suç ise neden bu kadar süre beklendikten sonra bugün iddianameler hazırlandı” diye konuştu.

Avukat ve aile görüşlerinin engellenmesi

“Müvekkili Sayın Öcalan olan ve onun hukuki durumuyla ilgilenen avukatlar bu davayla korkutulmak mı isteniyor?” diye soran Taşçı, “Biz uzun yıllardır İmralı’dan haber alamıyoruz. Acaba bu davanın gerekçesi müvekkilimize uygulanan ve ondan haber almaya çalışan avukatlara karşı hazırlanan bir dava mıdır? İmralı Adası’nda yaşananların uluslararası hukuka aykırı olduğunu yine orada yaşanan avukat ve aile görüşlerinin yapılmaması keyfi kararlardı” vurgusunu yaptı. Tecridin 300’üncü gününde verdiği bir röportajın da iddianamede “suçlama” konusu yapıldığının altını çizen Taşçı, “Bu röportajda söylediklerim zaten bugün iddianameye konu olmuş. Gazeteci arkadaşımla yaptığım röportaj propaganda amaçlı değildi, yaşanan hukuksuzluklara ilişkindi” dedi. Bu esnada iddia makamının savunmayı dinlemeyerek telefonuyla oynaması dikkat çekti.

İddialar somut değil

Daha sonra savunma yapan avukat İnan Akmeşe ise suçlamaları kabul etmediğini ifade etti. Gizli tanık ifadelerini ele alan Akmeşe, “Eğer böyle bir şey olsa, emniyet bu durumu araştırır hatta yeri gelir izler. Çünkü ortaya konulan şey ciddi bir iddia. Tanığa ve beyanlarına baktığımızda, tanık yargılanan biri. Bu tanığın bir beklentisi var. Bu tanığın ifade ettiği şeyler dedikodudan ibarettir. Ortaya koyduğu şeyler somut değildir. ABD’de mahkemelerde sanıkla anlaşılırdı, burada da tanıkla anlaşılıyor. Evet biz Ada’ya gittik ve hukuki yardımlarda bulunduk. Hakkımızda birçok dava açıldı bununla ilgili ama hepsinden beraat kararı aldık. Sonuç olarak sanık arkadaşlar da belirtti. Politik davalara baktık doğrudur. Ama mesleki sınırlarımızı aşmış olsaydık karşınızda bugün içi boş davalarla görmezdiniz” cümlelerini kullandı.

‘Başından beri haksız bir dava’

Avukat Rezan Sarıca ise, “Daha önce ortaya konulan iddialara karşı savunmamızı yapmıştık. Ama bugün önümüzde bir mütalaa var. Bu dava başından beri haksız bir dava. Davanın gerekçesini sadece irtibat ve iktisat durumundan kaynaklı olduğunu düşünüyorum” dedi. Avukat Cengiz Yürekli de, zaten iddia makamının beraatini talep ettiğini hatırlatarak, “Beraatimi talep ediyorum” diye belirtti.

Yargılananların savunmaları ardından avukatlarının savunmalarına geçildi. Bugün yargılamaya konu olan ve soyut tanık ifadelerine dayanan davanın darbe dönemi olan 12 Eylül’de dahi görülemeyeceğini belirten Mahmut Taşçı’nın avukatı Ercan Kanar, AKP iktidarı dönemindeki “yargılamanın”, 12 Eylül dönemi yargısından dahi çokça geri kaldığını ifade etti. 8 avukatın mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılandığını dile getiren Kanar, dosyada yer alan gizli tanık ifadelerinin bilimsel gerçeklikle örtüşmediğini ve gerçeklikten uzak olduğunun altını çizdi. Bu davanın tarihe “kara bir leke” olarak geçeceğini vurgulayan Kanar, “Savcının hazırladığı mütalaanın ve mahkeme başkanının kabul ettiği bu iddianamede ve davada ciddi ihlaller var. Ben de çokça gittim Ada’ya, orada kurye yapmak imkansız” dedi.

‘Kürtlerin yaptığı avukatlık riskli bir iştir’

İnan Akmeşe’nin avukatı Fırat Aydınkaya ise avukatlığın riskli bir meslek olduğunu belirterek sözlerine başladı. İktidarın özellikle muhalif avukatlara yönelik hoyratça yaklaştığını paylaşan Aydınkaya, “Kürtlerin yaptığı avukatlık riskli bir iştir. Ama halka avukatlık yapıyorlar. Ortaya çıkan iddialarda bir listeden bahsediliyor ama tüm bunlar normal gelişmelerdir. Ben avukat arkadaşların kriminal işlere karışmadığını çok iyi biliyorum. Diğer arkadaşların da böyle düşündüğünü biliyorum. Dedikodulara inanarak davalar açılmamalı” şeklinde konuştu.

Beraat talebi

Cengiz Yürekli, Rezan Sarıca ve Suat Eren’in avukatı Raziye Öztürk de, “Müvekkil hakkında hukuka aykırı deliller ve buna dayalı yorumlamalar dışında iddianamede atılı suçlamaya ilişkin tek bir fiil delili ile birlikte gösterilmiştir. Somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilememiş olması nedeniyle atılı suçlamadan beraatine karar verilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı. Avukat Fırat Epözdemir ve Several Ballıkaya da meslektaşlarının savunmalarına katıldıklarını dile getirerek müvekkilleri hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğini söyledi.

‘Ceza almamak için gizli tanık olabilir’

Son olarak savunma yapan Baran Doğan’ın avukatı Ferat Boğatekin de, “Sözü konu edilen isim listesinin bir siyasi partiden bulunduğunu, bundan kaynaklı da suça konu olamaz” dedi. Gizli tanığın 350 kişi hakkında ifade verdiğini hatırlatan Ferhat, “Belki de gizli tanık yargılandığı davandan ceza almamak için gizli tanık olabilir. Bilemiyoruz. Gizli tanık ifadeleri beş duyuya dayanmalı. Sadece ben duydum gibi bir gerekçe sunamaz. Bakın kime sorarsanız sorun, Baran Doğan kimdir derseniz size hukukçu olduğunu söyler. Beraatini talep ediyoruz” şeklinde konuştu.

Avukatların savunmaları ardından mahkeme başkanı, kararını açıklamak üzere duruşmaya 45 dakika ara verdi.

Beraat kararı

Aranın ardından kararını açıklamayan mahkeme başkanı, “yeterli şüphe oluşmadığı” gerekçesiyle yargılanan 8 kişinin beraatine karar verdi.

HABER MERKEZİ

#Abdullah #Öcalanın #avukatlarına #beraat #kararı

AKP’li belediye köyün sulama suyunu kesti

DSİ ile AKP’li Artemêt Belediyesi, Îshanîkom köyüne giden arazi ve bahçe sulama kanallarına kapak taktırarak suyu kesti

Devlet Su İşleri (DSİ) ve AKP’li Artemêt Belediyesi’nin Wan’ın Artemêt (Edremit) ilçesine bağlı Îshanîkom (Çiçekli) köyünde, arazi ve bahçe sulama suyunun kesilmesi için talimat verdiği öğrenildi. Köye giden sulama kanal kapaklarına kaynak yapıldığı ve bunun üzerine polis ile jandarma ekiplerinin kapaklara herhangi bir zarar gelmemesi yönünde köy halkını tehdit ettiği belirtildi. Mevcut sulama suyunun Artemêt Vilları’nın bahçeleri için kesildiği öğrenildi.

Köy sakinleri, kaynak yapılan su kanallarının başına korucuların yerleştirildiğini de öne sürdü.

HABER MERKEZİ

#AKPli #belediye #köyün #sulama #suyunu #kesti

‘İfade Özgürlüğünün On Yılı’ kitabının tanıtımı yapıldı

‘İfade Özgürlüğünün On Yılı – İkinci Kitap: 2012-2022’ kitabının tanıtımı gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Jinnews Haber Müdürü Safiye Alağaş, son 10 yılda basına yönelik baskının daha da arttığını belirterek, ‘Hakikat Türkiye’de perde arkasında kalıyor’ dedi

Bianet bünyesindeki Atölye BİA, IPS İletişim Vakfı Yayınları bünyesinde Gökçer Tahincioğlu tarafından hazırlanan “İfade Özgürlüğünün On Yılı – İkinci Kitap: 2012-2022” kitabının tanıtım etkinliğini gerçekleştirdi. Beyoğlu’nda bulunan Atölye BİA binasında düzenlenen etkinliğe Jinnews Haber Müdürü Safiye Alağaş, Bianet Editörü Nadire Mater, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Şirnex Milletvekili ve gazeteci Ayşegül Doğan, çok sayıda gazeteci, ekolojist, hukukçu, akademisyen ve insan hakları savunucusu katıldı.

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün ele alındığı etkinliğin moderatörlüğünü Safiye Alağaş yaparken, Gökçer Tahincioğlu ve Gülsüm Depeli de değerlendirmelerde bulundu.

‘Fikirlerimizi çatıştıramıyoruz’

Etkinlikte ilk söz alan Jinnews Haber Müdürü Safiye Alağaş, yayımlanan kitabın AKP iktidarının 20 yıllık sürecini ele aldığını belirterek konuşmasına başladı. Gazetecilerin hakikatin izcileri olduğunu ifade eden Alağaş, gazetecilerin bu yüzden baskı ve tutuklamalarla karşı karşıya kaldığını vurguladı. Alağaş, “Bizler dahi fikirlerimizi çatıştıramıyoruz, bir yere varamıyoruz. Fikirlerin çatışması hakikate giden yoldur. Fikirlerimizi ne kadar çatıştırırsak hakikate o kadar yaklaşırız. Fakat Türkiye’de bunu yapamıyoruz. Gazeteciler iktidarın hoşuna gitmeyen bir şey söylediğinde tutuklanıp, gözaltına alınıyor. Bu yüzden hakikat Türkiye’de perde arkasında kalıyor” diye belirtti.

‘Son 10 yılda bu daha da arttı’

Baskılardan dolayı araştırmacı ve nitelikli gazeteciliğin azaldığına dikkati çeken Alağaş, “AKP iktidarıyla birlikte saldırılar daha da arttı. Şu an da AKP iktidarına direnen bir avuç gazeteci kalmış durumda. Türkiye tarihinde iktidarlar gazetecileri sürekli olarak kendi kıskacına almaya çalışmıştır. Son 10 yılda bu daha da arttı. Kitapta da bu ayrıntıları var, bu yüzden çok değerli bir çalışma” ifadelerini kullandı.

‘Öyle bir 10 yıl yaşadık ki ne yazarsak yazalım eksik kalacaktı’

Ardından söz alan gazeteci Gökçe Tahincioğlu, kitabın içeriğine değinerek, kitabının ilk bölümünün ifade özgürlüğüne dair olduğunu belirtti. Kitabı ayrı başlıklarda kategorize ettiklerini söyleyen Tahincioğlu, kitabın eksik kaldığını dile getirdi. Tahincioğlu, “Öyle bir 10 yıl yaşadık ki ne yazarsak yazalım eksik kalacaktı. Bu yüzden biz en kitabı en kapsayıcı olacak şekilde hazırlamaya çalıştık. Kitabın 2’inci bölümünde de arkadaşlarım yazılarını raporlara paralel ama kişisel bakışlarıyla bütün bu olanları biraz özgün bir biçimde hazırladılar. Kitap bu yöntemle oluşturuldu” dedi.

‘Gazeteciler hatırlatır’

Yeni kitabın yeni bir boyutunun olduğunu vurgulayan Tahincioğlu, devletlerin yaşananları unutturmaya, gazetecilerin ise hatırlatmaya çalıştıklarını kaydetti. Yaşananlar hatırladıkları sürece demokratik alanın geliştiğini söyleyen Tahincioğlu, yayımlanan kitabın birçok olayı hafızalarda tutacağını vurguladı. “Kitabın kalıcı olmasını diliyorum. Yazar arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Aktif gazetecilik yapan biri olarak bu kitabı hazırlarken ne çok şey unuttuğumu fark ettim” diye konuştu.

‘Gazetecilere dönük saldırıların raporlanması önemli’

Son olarak söz alan akademisyen Gülsüm Depeli, geçmiş 10 yılın yüz yıl gibi yaşandığını, travma yaşayan toplumun AKP döneminde birçok baskı ve saldırıya maruz kaldığını belirtti. Depeli, devamla “İktidarın gazetecilere dönük saldırılarının raporlanmasının önemli olduğunu vurgulayan Gökçe, “Bellek olarak da bakmak çok değerli ve önemli bir deneyim. Kitap çok deneyimli çok yazarlı sesli bir deneyim sundu bize” şeklinde konuştu.

Kitap tutuklu gazetecilere gönderilecek

Daha sonra soru cevap bölümünde konuşan Yeşil Sol Parti Şirnex Milletvekili ve gazeteci Ayşegül Doğan, kitapların tutuklu bulunan gazetecilere gönderilmesi önerisinde bulundu. Kitapların tutuklu gazetecilere ulaştırılacağı ifade edildi.

HABER MERKEZİ

#İfade #Özgürlüğünün #Yılı #kitabının #tanıtımı #yapıldı

İran, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne resmen katıldı

İran, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) resmen katılarak birliğin dokuzuncu üyesi oldu

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Hindistan’ın ev sahipliğinde video konferans yöntemiyle düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Liderler Zirvesi’nde ülkesinin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) dokuzuncu üye olarak resmen katıldığını duyurdu. Reisi, “İran, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün, önemli göstergeler, kapasiteler ve ayrıcalıklı bir konumla büyüyen bir örgüt olduğuna ve İran’ın bu resmi üyeliğinin faydalarının tarihte yer bulacağına inanıyor” dedi.

İran 1979’daki “İslam Cumhuriyeti Devrimi’nin” ardından ilk kez resmen bir bölgesel birliğe dahil oldu.

ŞİÖ Hakkında

Türkiye’nin “diyalog ortağı” olarak yer aldığı ŞİÖ, ilk olarak Şanghay Beşlisi adıyla 1996’da Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan temsilcilerinin Çin’in Şanghay kentinde bir araya gelerek Sınır Bölgelerinde Askeri Güvenin Derinleştirilmesi Anlaşması’nı imzalamasıyla kuruldu. 2001’de Özbekistan’ın katılımıyla üye sayısı 6’ya çıkan Şanghay Beşlisi’nin adı Şanghay İşbirliği Örgütü olarak değişti. Pakistan ve Hindistan da daha sonra tam üye olarak örgüte kabul edildi.

2005’te ŞİÖ’ye gözlemci olarak kabul edilen İran’ın tam üyelik süreci 2021’de başlamıştı. İran’ın üyeliğinin resmileşmesiyle örgütün üye sayısı dokuza çıktı. Afganistan, Moğolistan ve Belarus ise ŞİÖ’de gözlemci üyeler olarak yer alıyor. “Doğu’nun NATO’su” olarak nitelendirilen ŞİÖ, üye ülkeler arasında askeri, ekonomik ve kültürel iş birliğini sağlamayı ve özellikle güvenlik konusunda ortaklıklar geliştirmeyi amaçlıyor.

HABER MERKEZİ

#İran #Şanghay #İşbirliği #Örgütüne #resmen #katıldı

Operasyona giden korucu Federe Kürdistan’da öldü

Federe Kürdistan’da operasyona giden korucu Kaya Temel hayatını kaybetti

Federe Kurdistan’da devam eden “Pençe Kaplan” operasyonuna giden Kaya Temel isimli korucu hayatını kaybetti. Temel’in geçirdiği kalp krizi sonucu hayatının kaybettiği iddia edildi. Temel, helikopterle kaldırıldığı Şırnak Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Elkê (Beytüşşebap) ilçesine bağlı Pirinçli köyüne kara yoluyla getirilen Temel, defnedildi.

HABER MERKEZİ

#Operasyona #giden #korucu #Federe #Kürdistanda #öldü

Kobanê Davası’nda cübbesiz Hüda-Par avukatından provokasyon

Kobanê Davası’nda Cübbesiz Hüda-Par avukatından ‘katilsiniz’ provokasyonu yapmasına tepki gösteren Sebahat Tuncel’in mikrofonu kapatıldı. Tuncel ‘Bu davanın sonucunu belli ediyorsunuz’ diyerek tepki gösterdi

DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protestolar gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanê Davası’nın 26’ncı duruşmasının 2’nci oturumu, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görüldü.

Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından görülen davanın duruşmasına Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Milletvekili Ali Bozan’ın yanı sıra HDP Hukuk Komisyonu, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatlar ve çok sayıda izleyici katıldı. Sincan Cezaevi’nde tutulan siyasetçilerin bir kısmı duruşmada hazır bulunurken, farklı cezaevlerinde tutulan tutuklu siyasetçiler ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.

Kimlik tespitinin ardından dosyaya eklenen evrakların okunmasıyla başlayan duruşmada dava avukatları, mütalaaya karşı savunma yapabilmek için süre talebinde bulundu.

Kopyala-yapıştır mütalaa

Mütalaaya karşı söz alan Avukat Veysi Eski, mütalaanın kopyala-yapıştır şekilde hazırlandığına dikkat çekerek, “Gelin, gerçekten bir yargılama yapalım. Herkes eteğindeki taşları döksün. Bırakın biz de müvekkillerimiz de bu incelemelerimizi yapalım. Alelade bir askeri yargılama gibi ‘Size 2 ay süre verdim’ diyemezsiniz. Bu yargılamayı gelin hep birlikte adil yargılanma şartlarına getirelim” beyanında bulundu.

‘İddia makamı dosyayı okumamış’

Verilen öğle arasının ardından beyanlarda bulunan Sırrı Süreyya Önder’in müdafisi Arın Gül Yeniaras, müvekkiliyle ilgili evraklara ulaşmakta sorunlar yaşadığını ifade etti. İddia makamının yargılanan siyasetçilerin hukuki statüsüne dahi hâkim olmadığını belirten Yeniaras, “İddia makamı, müvekkilim hakkındaki dosyaların birleştirildiğini söylemiş. Dosyaların birleştirilmediğini Yargıtay kararı söylüyor” dedi. “İddianame ispat araçlarından yoksundur” diyen Yeniaras, dosyada müvekkili hakkında somut delil olmadığını belirtirken, “İddia makamı dosyayı okumamış” diye kaydetti. Yeniaras son olarak tevsii tahkikat talebinde bulundu. Sonrasında konuşan avukat Cenk Yiğiter ise esas hakkında mütalaaya karşı savunma yapmak üzere süre talep ederken, müvekkili İsmail Şengül’ün daha önce üyesi olduğu siyasi partilerin mütalaada yanlış belirtildiğini belirtirtti. Yiğitler, Yargıtay’dan Şengül’ün daha önce üye olduğu ve görev aldığı partilerin listesinin istenmesini talep etti.

Rıdvan Turan’ın tanık olarak dinlenmesi talebi

Yiğiter, ayrıca Şengül’ün geçmişte üyesi olduğu Sosyalist Demokrasi Partisi’nin (SDP) eski genel başkanı Rıdvan Turan’ın tanık olarak dinlenilmesi talebinde bulundu.

İddia makamı talepleri

Sonrasında söz verilen iddia makamı, verdiği esas hakkındaki mütalaayı tekrar ederken, tutuklu siyasetçilerin tutukluluk hallerinin ve hakkında adli kontrol kararı bulunan siyasetçilerin mevcut hallerinin devamına karar verilmesini talep etti. İddia makamı siyasetçiler ve avukatların tevsii tahkikat ve savunmalar için süre taleplerinin reddine karar verilmesini talep etti.

Mütalaaya karşı cevap: Hukuk bu yargılamanın neresinde?

İddia makamının mütalaasına karşı söz alan HDP eski MYK Üyesi Nazmi Gür, mütalaadaki karmaşıklığa dikkat çekerek, “Mütalaada Türkçe yanlışları bir tarafa bırakıyoruz ama hukuk nitelendirmeleri açısından mesleğe yeni başlamış bir savcının yapamayacağı yanlışı yaparsanız ve işi İstinaf’a ya da Yargıtay’a havale ederseniz bu iş nasıl olacak? Hukuk bu yargılamanın neresinde?” diye sordu.

‘AİHM kararlarına uyun’

AİHM kararlarının uygulanmadığına işaret eden Gür, “Bir davayla bu ülkeyi Avrupa Konseyi’nden atılma eşiğine getirdiniz. Belki de bu ülke kendini attırmak istiyor. İktidarın böyle bir stratejileri olabilir. Kavala ve Demirtaş dosyaları yönünden bu ülke atılma eşiğine geldi. Uluslararası hukuka uymama konusunda son derece cesursunuz. Biz adalet istiyoruz. Hiç olmazsa kendi hukukunuza uyun. Bütün arkadaşlarımızla beraber beraat edeceğime inanıyorum. Mahkemenin AİHM Demirtaş ve Yüksekdağ kararlarına uymasını ve bütün arkadaşlarımın tahliyelerine karar vermesini talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

‘Somut delil yok’

HDP eski MYK Üyesi İsmail Şengül ise gizli ve açık tanık ifadeleri nedeniyle tutukluluk hallerinin devamına dair kararlar verildiğini hatırlatarak, “Tek bir somut delil olmamasına rağmen her seferinde tutukluluk devam kararında ısrar ediyorsunuz. Tanık ifadesi konusunda bir somutluk ihtiyacı var. Tanık Kerem Gökalp’in ‘MYK toplantılarına KCK sözcüleri katılır’ ifadesine karşı, HTS kayıtlarında Ferhat Aksu ne Ankara’da ne Diyarbakır’da ne de Suruç’ta çıktı. Bu iddianame ‘KCK Sözleşmesi’ ile başlıyor. Altına da HDP MYK üyeleri olarak bizleri sıralıyor. Bizlere de ‘KCK sosyal alan yapılanması’ ithamında bulunuyor. Benim hakkımda iddianamede böyle bir iddia yok. Asgari hukuk işletilse bile bundan bahsedilemez” dedi.

İddia makamının 2911 kapsamında çeşitli suçlardan yargılandığı yönünde mütalaada iddialarda bulunduğunu hatırlatan Şengül, “Bunlardan biri Tekel işçilerinin basın açıklamasına katılmamdı. Dosyadan beraat ettim. Bir tanesinde de 5 aylık HAGB var. Devletin bütünlüğünü bozma suçuna delil olarak gösteriliyor” dedi.

Ata: Çözüm konuşamazsak çözüm bekleyemeyiz

Tevgera Jinen Azad (TJA) aktivisti Ayla Akat Ata ise şöyle konuştu: “Biz ne söylersek söyleyelim 2 yıldır ara kararlarınızı bir paragrafta kuruyorsunuz. Birleşen dosyalarımın iki tanesinden tutuklu yargılandım. Neden sizde karşılığı olmadı? DTK Komisyonu’nda yaptığım çalışmalara dair yapmadım demedim. Çözüm konuşamazsak çözüm bekleyemeyiz. AKP’lilerle de bir araya geldik. Bu ülkede herkes konuşabilsin. Bu ülkenin kanayan yarasıdır. Orada özerklik nedir anlatmadım demedim. Gizli oturumun da tutanaklarını istedik onu da dikkate almadınız. Ara karar bile kurmadan esas hakkında mütalaa noktasına geldik. Siz hala Murat Filiz hakkında bilgi vermediniz. Bahtiyar Çolak’a bu ismi kim verdi? Nasıl oldu da bu şahıs yönünden nasıl sorduruldum?

”Bu bizim tabanımız değil’ dedim ama anlaşılmadı’

Dört yılda dört defa gözaltına alındım ve 3 defa tutuklandım. Tweetlerim incelemeye alındı ama hiçbirinde şu an yargılamaya konu olan twit suç unsuru değil. Kaldı ki 2018 yılında parti MYK’sı ifadeye çağrıldı ve benim ifademe bile başvurulmadı. Savcı bey mütalaada ‘kimse olayların durmasını engellemek için herhangi bir faaliyette bulunmamıştır’ diyor. Ben Hüda-Par önünde saldırıya uğradım. Bir dahaki sefere bırakmayız’ diye tweet attılar. O tweetleri atanları niye yargılamıyorsunuz? 6-8 Ekim olayları için bir şiddet çağrısı varsa o hesaplarda var. Açık söylüyorlar. Ben de bakanlıkları arıyorum bu durum üzerine. Efkan Ala’yı aradığımda, ‘28 Mart’ı aşan durumlar var sokaklarda. Bu bizim tabanımız değil’ dedim ama anlaşılmadı. Ben saldırı sonrası basına demeç bile vermedim. Çünkü Batman vekiliydim. Kargaşa yaratmak istemedim. Ne yapabilirim başka? Meclis’te araştırma önergesi verdim, suç duyurusunda bulundum. Şimdi ise ‘hiçbir şey yapmadılar’ deniliyor. Gün geldi ben genel merkezin tweetini paylaştığım için tutuklandım. MYK bile değildim. Kolluktan savcıya getirilirken başka bir dosyadan Ulaş’ın beyanları dosyaya eklendi.

‘Komplonun sorumlusu olarak siyasetçiler tutuluyor’

Ulaş’ın beyanı nedir? ‘KCK bünyesinde kadın çalışmaları yürütüyor’ diyor. Ben Kürt bir kadın olarak kadın aktivizmi yapamayacak mıyım? Ben kadın çalışmasına fiilen 2000 yılında başladım. Hepsinin de yasallığı vardı. Bütün çalışmalarımızı denetim ve gözetim altında yaptık. 8 Mart’ta batıda sokağa çıkan bir kadın 2911’den yargılanırken, ben Kürdistan’da sokağa çıktığım için üyelik ya da propagandadan yargılanıyorum. Kürt kadını olarak yaptığım her faaliyet örgütsel faaliyet mi oluyor? İtirafçılara inanmayı tercih ettiniz. Büyük bir komplonun sorumlusu olarak siyasetçiler tutuluyor.”

Daha sonra tutukluluk durumuna dair Kürtçe beyanda bulunan HDP eski MYK Üyesi Zeynep Ölbeci, tüm tutuklu siyasetçiler için tahliye talebinde bulundu.

Cübbesiz Hüda-Par avukatından ‘katilsiniz’ provakasyonu

Ardından siyasetçilerin beyanlarına karşın söz alan Hüda-Par avukatı Musab Tetik, HDP MYK’sine ve Ayla Akat Ata’ya “katil” ithamında bulundu. Bunun üzerine siyasetçiler ve avukatları tepki gösterdi. Tetik’in cübbesiz bir biçimde beyanda bulunması da salonda tepki topladı.

Mahkeme heyetine: Siz tarafsınız

Buna karşın konuşan Veysi Eski, “Mahkeme heyeti cübbe konusunda bizi her seferinde uyarıyorsunuz ama karşımızdaki kişiye hiç müdahale etmiyorsunuz. Tarafsızlığınızı yitiriyorsunuz. Savunmanın sınırının katılan tarafından çizildiği bir yargılama olabilir mi? Mesleğinize saygınız bu kadar mı? Ayan beyan ortada. Siz tarafsınız” dedi.

Sebahat Tuncel’in mikrofonu kapatıldı

Demokratik Bölgeler Partisi eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel ise şunları söyledi: “Burada hiç kimse bizi tehdit edemez. Hüda-Par iktidar ortağı oldu diye gelip bize bağırıp çağıramaz. Bir kişi gelmiş siyaseten aldığı güçle söylemediğimiz sözleri bize söylüyor. Siz de bu tehdide ortak oldunuz.”

Konuşma sırasında mahkeme başkanı Tuncel’in mikrofonunu kapatarak sözünü kesti. Mikrofonu kapatılan Tuncel, “Bu davanın sonucunu belli ediyorsunuz” diyerek tepki gösterdi.

Avukat Kenan Maçoğlu ise Kobanê Mali Dosyası’nda sorgusu yapılan tüm sanıkların tahliye edildiklerini hatırlatarak, “O dosyada aynı deliller, aynı tanıklar mevcut fakat hala siz gizli tanık ifadeleri üzerinden tutuk devam kararları oluşturuyorsunuz” diyerek tutuklu tüm siyasetçiler hakkında tahliye talebinde bulundu.

Beyanların ardından ara kararın hazırlanması için duruşmaya ara verildi.

Kaynak: MA

#Kobanê #Davasında #cübbesiz #HüdaPar #avukatından #provokasyon

Yeşil Sol Partili vekiller: Sivas Katliamı ardındaki gizli gerçekler aydınlatılmalı

Meclis’te Madımak Katliamı’na ilişkin açıklama yapan Yeşil Sol Parti milletvekilleri, benzeri katliamların bir daha yaşanmaması ve gerçek faillerin açığa çıkarılması için mücadelelerini sürdüreceklerini kaydetti

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) milletvekilleri, 2 Temmuz 1993’te Sêwaz’da yaşanan Madımak Katliamı’na ilişkin Meclis’te ortak basın toplantısı düzenledi. Burada açıklama yapan Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Madımak Katliamı’nın 30 yıllık toplumsal bir acı olduğunu ve bu acının da Türkiye’nin üzerinde kara bir leke olarak durduğunu kaydetti.

Devletin Madımak Katliamı’nı siyaset aracı yaptığını söyleyen Fırat, Alevilerin varlıklarının, yaşamsal deneyimlerinin ve tarihe tanıklıklarının yok sayıldığını ve katledildiklerini söyledi. Fırat, “Sivas Katliamı ölümdü, acıydı, can yaktı, tasviri ise hafızamızdaki Dersim, Maraş, Çorum’du. Devlet bu katliamı da siyaset aracı yaptı, bu alışkanlıkla Alevilerin acısını gerici zihniyeti motive etmek için kullanmaya devam etti” dedi.

‘Devlet bu katliamda da sorumluydu, suçluydu’

Alevi toplumunun bilinçaltına katliamlarla korku salınmaya çalışıldığını söyleyen Fırat, devletin Madımak Katliamı’a göz yumduğunu, Alevileri görmezden geldiğini ve Alevileri suçlayarak ötekileştirdiğini belirtti. Fırat, “Devlet bu katliamda da sorumluydu, suçluydu.

Fırat, Sivas Katliamı’nın Alevilerin belleğinden silinmeye çalışıldığının altını çizerek, “Tıpkı; katliamların yaşandığı bölgelerin adını değiştirdiği gibi. Geçmişten günümüze Alevi belleğinin katliamlarla veya politik oyunlarla yok edildiğini, bu yok ediliş biçimlerinin birer münferit olay olarak gösterildiğini ve bu olaylara tanıklık eden diğer Alevilerin de ortak mücadelede buluşup, örgütlenmelerinin engellendiğini biliyoruz” şeklinde ifadeler kullandı.

‘Katliam failleri normal yaşamlarına devam etti’

“Alevi toplumuna sahip çıkacak, yaşadıkları sorunları ve haksızlıkları yurttaşlık temelinde ele alınması için mücadele edeceğiz” diye devam eden Fırat, Sivas Katliamı’ndan sonra yaşanan adaletsizliklerin katliamın acısını misliyle arttırdığını belirtti. Fırat, “Haklarında dava açılan katillerin bir kısmı hiç bulunamadı. Daha sonra bu katillerin bazılarının Sivas’tan hiç ayrılmadan yaşamlarına devam ettikleri, hatta resmi olarak haklarında arama kararları olmasına rağmen evlendikleri, askere gittikleri, işe girip çalıştıkları, ehliyet aldıkları anlaşıldı” dedi.

‘Devlet arşivlerindeki belgeler araştırılmalı’

Madımak Katliamı’nın Çorum ve Mereş katliamlarının devamı olduğuna dikkat çeken Fırat şunları söyledi: “Madımak Oteli’nde bulunan canların yakılarak hunharca katledildiği Sivas Katliamı’nın arkasında gizli kalan gerçeklerin aydınlatılması, yargı kararlarına rağmen Sivas katillerini koruyup cezasız bırakan unsurların ortaya çıkarılması, katliamla ilgili devlet arşivlerinde yıllardır saklı kalan belgelerin araştırılıp kamuoyuyla paylaşılması, perde arkasındaki asıl sorumlularının açığa çıkarılması ve böylece katliamda yakınlarını yitirenlerin acılarının az da olsa dindirilmesi için Sivas Katliamı’nın araştırılması elzemdir.

‘Hepimiz birbirimizin Hızır’ı olmalıyız’

Yeşil Sol Parti olarak Madımak Katliamı ve benzeri katliamların bir daha yaşanmaması ve gerçek faillerin açığa çıkarılması için mücadelelerini sürdüreceklerini kaydederek, “Toplumsal hafızayı diri tutmaya devam edeceğiz. Hepimiz birbirimizin Hızır’ı olmalıyız. Kurtarıcıyı başka yerde ararsak; ötekileştirilip katliamlarla karşılaşırız. Yan yana gelip mücadele etmeliyiz.” dedi

Kaynak: MA

#Yeşil #Sol #Partili #vekiller #Sivas #Katliamı #ardındaki #gizli #gerçekler #aydınlatılmalı

Suruç Katliamı tanığı: Kimileri devlet yaptı dedi, ben böyle duydum

Suruç Katliamı Davasında tanık olarak dinlenen DAİŞ’li Kasım Güler, Suriye’ye askerlerin gözetiminde geçtiğini belirterek, ‘Suruç Katliamını kim yaptı?’ şeklinde sorulan soruya ‘Kimileri devlet yaptı dedi. Ben böyle duydum’ dedi

Riha’nin Pirsûs (Suruç) ilçesi Amara Kültür Merkezi’nde 20 Temmuz 2015 tarihinde Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) öncülüğündeki gençlere yönelik DAİŞ’in gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısında 33 kişinin katledilmesine ilişkin firari sanıklar Deniz Büyükçelebi ve İlhami Balı yönünden devam eden davanın 4’üncü duruşması, Urfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü

Duruşmaya Suruç Aileleri İnisiyatifi üyeleri, katliamda yaralı olarak kurtulanlar, Suruç İçin Adalet Platformu üyesi avukatlar, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Riha milletvekilleri Ferit Şenyaşar ile Dilan Kunt Ayan, Riha Baro Başkanı Abdullah Öncel, SGDF, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) Riha İl Örgütü temsilcileri, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) üyeleri ve çok sayıda kişi katıldı.

Duruşmada 10 Ekim Ankara Gar Katliamının tutuklu sanığı Kasım Güler, DAİŞ’in medya işlerini yaptığı söylenen Ömer Yetek, İçişleri Bakanlığı tarafından Sultan Ahmet ve Suruç Katliamı saldırılarının patlayıcılarını temin ettiği belirtilen DAİŞ’li Azzo Halaf Süleyman El Aggal, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile tanık olarak dinlendi.

Kimlik tespiti il başlayan duruşmada konuşan Kasım Güler, İlhami Balı ve Deniz Büyükçelebi ile tanıştığını söyledi. 2010 yılında İlhami Balı ile Adana Cezaevinde tanıştığını söyleyen Güler, “1 ay beraber kaldık. O zaman İlhami’nin DAİŞ ile bağı yoktu. İslami sohbetler yaptık. Suruç katliamı ile ilgili bir bilgim, duyumum yok” dedi.

‘Kimileri devlet yaptı dedi’

Güler’e daha sonra Suruç İçin Adalet Platformu üyesi avukatlar soru yöneltti. DAİŞ’e hangi tarihte katıldığını hatırlamadığını ileri süren Güler, Suriye’ye askerlerin gözetiminde geçtiğini belirterek, “Suriye’ye askerlerin yanından bazen geçerdik, bazen yakalanırdık, askerler bir şey demiyordu. Ben onlarca kez geçtim, bu bir devlet politikasıydı. Normal gidip geliyorduk” dedi. Güler, “Pîrsus Katliamını kim yaptı?” şeklinde sorulan soruya “Kimileri devlet yaptı dedi. Ben böyle duydum” dedi.

Güler, avukatların detaylı soru sorması üzerine, tanık olduğunu, soruların “özel bilgiler” içerdiğini ileri sürerek cevaplamayacağını söyledi. Güler daha sonra sorulan sorulara “Bilmiyorum, tanımıyorum” şeklinde kısa cevaplar verdi.

‘Cezaevinde istihbarat ile görüştüm’

Daha sonra tanık olarak dinlenen Azzo Süleyman El Aggal ise ifadesinin başında Türkiye’ye hiç giriş çıkış yapmadığını iddia etti. Ancak Aggal, avukatların yönelttiği sorular karşısında 2012 yılında yaralandığını ve Türkiye’ye ait bir ambulans ile Riha’nın Kaniya Xezalan (Akçakale) ilçesine devlet hastanesinde tedavi olmak için iki gün Türkiye’ye geldiğini söyledi. Bunun üzerine avukatlar Aggal’ın neden çelişkili ifade verdiğini sordu, ancak Aggal daha önce verdiği cevabı tekrarladı. Avukatlar ifade veren kişinin Süleyman El Aggal olmadığından şüphelenmesi üzerine, Aggal, daha önce emniyette verdiği ifadelerin hepsinin işkence altında alındığını, kendisinin hazırlanan ifadeyi sadece imzaladığını ileri sürdü. Cezaevinde olmasına rağmen istihbarat görevlileri ile görüştüğünü söyleyen Aggal, görüşmenin içeriğine dair ise bir bilgi paylaşmadı.

‘Kaçak yollardan gittim. Gönderen Türkiye dendi’

Katliam tarihinde Suriye’de olduğunu söyleyen Tanık olarak dinlenen Ömer Yetek, “Türkiye’de PKK ile aramda bir sorun vardı, onun için 2015’te Suriye’ye gitmiştim. Tebqa’da yaşadım. Ailem ile birlikte gittim. Akçakale üzerinden gittim. Kaçak yollardan gittim. Gönderen Türkiye dendi. Gittiğim yerde ÖSO vardı daha sora IŞİD geldi. Yaklaşık 3 yıl kaldım. 2018 yılında sınıra gelerek askerlere teslim oldum. Ben kaçmak istedim, IŞİD beni cezaevine attı. Onları hep eleştirdim, yanlışlarını söyledim. Bunun için beni sevmiyorlardı. Kaçmaya çalışanları hapse attılar. Bana para vermediler. Benim param vardı” diye konuştu.

Avukatların Suriye’de ne iş yaptığını ve ne kadar para kazandığını sorması üzerine Yetek, “Ben sanık değilim, bana niye bu kadar soru soruluyor. Bunlar benim özelim” diyerek cevap verdi. Emniyet ifadesini işkence altında verdiğini ileri süren Yetek’e kutsal değerler üzerine yemin ettiği hatırlatılması üzerine “Beni kutsal değerlerim ile zorlamayın” dedi. Bunun üzerine Yetek’in avukatı, yasak olmasına rağmen müvekkiline bir takım ifadelerde bulunarak müdahale etti. Mahkeme başkanı ve Suruç ailelerinin avukatları uyarıda bulundu. Yetek, daha sonra sorulan sorulara “hatırlamıyorum, bilgim yok, hayır” şeklinde kısa cevaplar verdi. Hakimin Yetek’e aleyhinde olan sorulara cevap vermeme hakkı olduğunu söylemesi avukatların tepkisine eden oldu.

‘Madem istihbarat vardı, neden görevlerini yapmadılar’

Tanıklardan sonra katliamda babası İsmet Şeker’i kaybeden Dilek Kaya söz aldı. Katliamın üzerinden 8 yıl geçtiğini belirten Kaya, “8 yıldır ilk defa bir tanık gördük. Her duruşma İstanbul’dan binlerce kilometre geliyoruz. Bir imam var, katliam videosu çekiyor ve çantasından IŞİD bayrağı çıkıyor ama yargılanmıyor. Bu nasıl adalet. Babamı öldürdüler. Bombacının resmi var ama emniyet yakalamamış yetkili kimse yargılanmıyor. Adalet nerede? Babamın yanık vücudunu ben kefenledim. Suruç Aileleri, yaralıları her gün aynı acıyı yaşıyoruz. İki karakolun ortasında katledildiler. Ben babamı gönderdim çünkü izin verilmişti. Yasal yollardan gideceklerdi. Madem istihbarat vardı, neden görevlerini yapmadılar. Görevini yapmayanlar neden burada değil. Babam 53 yaşında, Ezgi 17 yaşında öldürüldü. Sadece adalet arıyorum” diye konuştu. Araya giren mahkeme başkanı “tanrı yardımcınız olsun” dedi.

‘Katliama göz yumanlar nerede?’

Katliamda oğlu Çağdaş Aydın’ı kaybeden ve katliamda yaralanan Fethi Aydın da, “8 yıldır bir arpa boyu yol almadık. Ambulans engellendi, üzerimize gaz sıkıldı. Ömer Aslan diye biri video, foto çekiyor halk yakalıyor. Polis onun sakalını kesip bırakıyor. Kim bu kişinin sakalını kesip bıraktı, katliama göz yumanlar nerede? Her şeyi Yakup Şahin yaptı. Bu Rambo’mu. Siz bu kadar şeyi yapan Rambo’yu nasıl içeride tutuyorsunuz? Çıkıp kaçar bu kadar şeyi tek başına yaptıysa. Sanıklar tutuklanmadı ama avukatlarımız, çocuklarımız adalet istediği için tutuklandı. Adalet yerini bulsaydı, 10 Ekim katliamı olmazdı. Tanıklar istedikleri zaman Suriye ye gidip geldiklerini söylediler. Ben niye gidemedim? Devlet izin vermezse kimse gidip gelebilir mi? Biz her ayın 20’sinde 33 dakika İstanbul da oturuyoruz ama ona da saldırılıyor. Bırakın bu insanlar acılarını yaşasın. Çoluk çocuğumuzu bırakıp yola düşüyoruz. Çocuklarımız gelmeyecek biliyorum ama başka çocuklar ölmesin diye geliyoruz” şeklinde konuştu.

‘Davutoğlu dinlensin’

Katliamda annesi Bahar Nazegül Boyraz’ı kaybeden Yasemin Boyraz, “Ömer Aslan daha önce tanık olarak dinlendi, sanık olarak dinlenmesini istiyoruz. Ahmet Davutoğlu’nun tanık olarak dinlenmesini istiyoruz. Daha önce televizyonda söylediği sözler var. DAİŞ’liler tanık olarak dinlendi ve işkence altında ifa verdiklerini ileri sürdüler. Davutoğlu dosyalar açılırsa birileri insan içine çıkamaz. Davutoğlu dinlenirse birçok şey ortaya çıkar. Katliam günü Suruç halkına polis müdahale etti yardım etmesinler diye. O müdahale esnasında TOMA’dan su, biber gazı sıkanlardan şikayetçiyim. Değil 8 yıl, 88 yıl geçse de bu davanın peşini bırakmayacağım. Biz şuan yargılanıyoruz. Biz heyete neden 5 saat görüntü kayıp dediğimiz için tehdit etmekten yargılanıyoruz. Katliamda yaşamını yitirenler kusurlu bulundu, gerekçe izinsiz gitmeleri. Bu insanlar Suruç’ta katledildi, Suruç nerenin vilayeti?” diye sordu.

‘Patlama sonrası polis bize müdahale etti ve 10 yaralımızı şehit verdik’

Suruç Aileleri İnisiyatifi’nden Yalçın Demir ise Urfa Adliyesi önünde Adalet Nöbeti tutan Emine Şenyaşar’ın mücadelesini selamlayarak, sözlerine başladı. Katliamdan sonra yaşamını yitirenlerin “terörize” edildiğini kaydeden Yalçın, Suruç Aileleri ve yaralıların yaşadıkları sağlık sorunları, maruz kaldıkları hak ihlalini anlattı. Demir, “Katliam günü güvenlik önlemi alınmadı. Yoldaşlarımızın vücutları gözlerimizin önünde yandı. Katliam olduğunda ben açıklamanın videosunu çekmek için tam kitlenin karşısındaydım. Patlama sonrası polis bize müdahale etti ve o müdahalede 10 yaralımızı şehit verdik. Emniyet müdürü Muğla Milas’a tayin edilerek ödüllendirildi. Abdullah Ömer Aslan benzin istasyonu arıyordum ve ‘Suruç’a ara yollardan geldim’ diyor. Acaba canlı bombayı bu ara yollardan kendisi mi getirdi. Aslan’ın dinlenmesini talep ediyoruz. İlhami Bali ile Deniz Büyükçelebi kırmızı bülten ile aranıyor, devlet yerlerini biliyor. Ahmet Davutoğlu kendisini ihbar ediyor ama dinlenmiyor. Neden dinlenmiyor, bu kişi ifade vermeli. Dinlenmeden içimiz rahatlamaz. 8’inci yıl dönümü yaklaşıyor ve biz yine yoldaşlarımızı anacağız. Mezarlıkları ziyaret edeceğiz, biz suçlu değiliz bize kimse müdahale etmesin” diye konuştu.

‘Hiçbir zaman sanıklar duruşmada hazır edilmedi’

Ardından söz alan avukat Sevda Çelik Özbingöl, “Müşteki ve mağdurlar 8 yıldır bir süreç sürdürüyor ve bunu anlattılar. Biz sadece avukat değil soruşturma ve kovuşturma sürecinin bir tanığı olarak konuşuyoruz. Her duruşmada talepleri dile getiriyoruz. Dava 8 yıllık ama gizlilik kararları ile sürdü yıllarca. Adalet sistemimizin bir kara deliği oldu dosya. İnsanlar vahşi bir şekilde katledildi. Zaman aşımına tabi değil, insanlığa karşı işlenen bir suç var. Tanıklardan biri ‘çok rahat Türkiye’ye girip çıkıyorduk’ dedi. İŞİD terör örgütü, birçok katliam yapmıştı ama rahat girip çıkıyorlardı. Tanıklar katliam faillerini sadece kaçakçı olan insanlar olarak göstermeye çalıştılar. O dönemin siyasetçileri öfkeli çocuklar diyordu bu suçlulara. Biz birçok şeye tanık olduk 8 yılda. Süreç değiştikçe dosyanın kapsamının ne kadar genişlediğine de tanık olduk. Hiçbir zaman sanıklar duruşmada hazır edilmedi” ifadelerini kullandı.

‘İçişleri Bakanlığı hiç müdahil olmuyor?’

Ardından söz alan avukat Serdil İzol ise şunları söyledi: “Abdullah Ömer Aslan sanık olarak dosyaya eklenmeli. Eşi IŞİD bağlantısı nedeniyle kendisinden ayrıldı. Aslan, halk tarafından yakalandı çantasından bir paçavra çıktı ama buna rağmen bırakıldı. Gizlilik kararı nedeniyle biz bir bilgi alamadık daha sonra ifadesi alınıp serbest kaldığını öğrendik. Suç duyurusunda bulunduk ama bir sonuç alamadık. Tanık olarak dinlendi ve çelişkili ifadeler verdi. Olayın bir faili yargı eli ile yargılanması engelleniyor. Yakup Şahin hiç bir zaman yüz yüzelik ilkesine rağmen duruşmaya getirilmedi. 8 yıldır süren bir dava ama İçişleri Bakanlığı hiç müdahil olmadı. Oysa başka dosyalarda bir cam kırılsa bakanlık müdahil olur. Bu dosya insanlığa karşı işlenen bir suç. Talebimiz bu dosyanın TCK 72 uyarınca insanlığa karşı işlenen suç olarak ele alınması. Tanık olarak dinlenen kişilerin gerçekten o kişiler olduğunu dahi bilmiyoruz. Çelişkili ifadeler ortada ama sanık değiller. Deniz Büyükçelebi ve İlhami Bali’nin eşleri yargılanıp serbest bırakıldı, oysa örgüt üyesi oldukları yönünde kendi beyanları vardı. Biz İlhami Bali’nin nerede olduğunu mahkemenin ciddi bir şekilde incelemesini istiyoruz. Tape kayıtlarında sürekli İlhami Bali ile konuştukları tespit edilen Mustafa Mol ile Mustafa Demir’in dinlenmesini talep ediyoruz. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu hakkında suç duyurusunda bulunduk bir sonuç alamadık. Davutoğlu bildiği bir varsa mahkeme önünde anlatması gerek. Gerçekten samimi ise gelip tanıklık etsin.”

‘Bir elle tutuklayıp diğer el ile serbest bırakamazsınız’

Avukat Eylem Sarıoğlu, maddi gerçeğe ulaşmak istediklerini kaydederek, “Firariler yok güya bunda bir yargılama yapıyoruz ama olması gereken başkaları da burada yok. Balı 2011 yılında bu yana hem emniyetin hem de kamuoyunun bildiği isim. Tüm cihadist örgütlere nasıl eleman sağladığı biliniyor. Tanık olarak dinlenen şahıs nasıl rahat gidip geldiklerini anlattı ve bunu İlhami Balı yapıyor. Her hangi bir engel ile karşılaşmadan yapıyor. Araması olan Deniz Büyükçelebi ailesi ile görüşüyor örgütsel görüşme yapıyor. Bu böyle iken siz bir gözünüzü kapatıp bir gözümüzle arıyorum diyemezsiniz. Bir elle tutuklayıp diğer el ile serbest bırakamazsınız. İlhami Balı aranıyor ve arandığı dönem Türkiye de olduğu yönünde bilgiler geldi. İlhami Balı elimizin altındayken yakalamadık şimdi yıllardır burada İlhami Balı’yı arayalım. Bu vicdani değil. Daha önce nerede olduklarına dair bazı istihbarat raporları dosyaya eklendi ama hepsi çelişkili bilgiler. Biz nerede olduklarına dair kapsamlı bir çalışma yapılıp dosyaya eklenmesini istiyoruz. Uluslararası kuruluşlar ile yazışmalar yapılarak” şeklinde konuştu.

‘Yakup Şahin dinlenmeli’

Yakup Şahin’in bu dosyada tanık olarak dinlenmesi gerektiğinin altını çizen avukat Erkan Sabri Ünüvar, “Motosiklet sahibinin dinlenmesini istedik. Yakup Şahin’in motosikleti daha önce hiç konu olmadı. Motosikleti olup olmadığı ile ilgili bir çalışma yapılmadı. Yakup Şahin 2015 Ekim ayında tutuklandı ve 8 ay boyunca motosikleti örgüt çalışmaları kapsamında kullanılmış. Yakup Şahin’in buraya gelip bize motosikleti ile ilgili bilgi vermesi gerek. Bu katliamda bir motosiklet kullanılmış ve kimse bunu daha önce sorgulamamış. Biz başka bir dosyadan bunu öğrendik. Bir motosiklet var sahibi var ama biz onu dinlemiyoruz. Yakup Şahin burada dinlenmeli. Şeyh Abdurrahman Alagöz ile ilgili bütün işlem kayıtlarının dosyaya sunulmasını istiyoruz. Alagöz’ün nasıl geldiği, nerede kaldığı, kimlerden yardım aldığı ile ilgili soruşturma aşamasında bir çalışma yapılmadı. HTS kayıtları bu açıdan yararlı olacak. Yakup Şahin bir dosyadan ceza aldı ama bir katliamı tek başına yapmadı. Yakup Şahin’in iletişimde olduğu kişilere tek bir soru dahi sorulmadı. Hüseyin Tunç’un HTS kayıtları Yakup Şahin ile çok sıkı bir ilişkisi olduğu ortaya çıkmasına rağmen hakkında her hangi bir işlem yapılmıyor” diye belirtti.

‘Devletin sorumluluğu ortaya çıkarılması gerek’

Son olarak söz alan avukat Ayşe Şehriban Demirel, “Yargı sisteminin bu davaya bakışını konuşmamız gerekiyor. Sadece sanık isimleri değil devletin sorumluluğu ortaya çıkarılması gerek. Ben Suruçluyum, o dönem olağanüstü bir dönemdi ve devletin uçan kuştan haberi olduğunu biliyorduk. O dönem yetkili olan herksin tespit edilip yargılanması gerek. Her ilişki ağı gerçeğe ulaşmak için gerekli. Bizler dosyanın avukatları ve sivil toplum kuruluşları adına takip eden insanlarız. Bu dosyayı yüzlerce kurum kuruluş, insan hakları savunucuları takip ediyor” diye konuştu.

Ertelendi

Yapılan savunmaların ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, avukat ve ailelerin taleplerini reddederek duruşmayı 5 Aralık’a erteledi. Aileler taleplerin reddedilmesine mahkeme salonunda tepki gösterdi.

‘Adalet istemeye devam edeceğiz’

Duruşma sonrası adliye binası önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamada aileler adına konuşan katliamda oğlu Çağdaş Aydın’ı kaybeden ve katliamda yaralanan Fethi Aydın, “Taleplerimiz dile getirmeye devam edeceğiz. Adalet mücadelemiz sürecek. Adalet bir türlü yerine gelmiyor. Adalet yerine gelmediği gibi çocuklarımız tutuklanıyor. Adalet talebimizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Suruç için adalet herkes için adalet demek zorundayız. Emine annenin, Şenyaşar ailesinin mücadelesini kutluyoruz onların yanındayız. Öyle anneler olduğu sürece bizde bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Suruç için adalet, Şenyaşar ailesi için adalet demeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Kaynak: MA

#Suruç #Katliamı #tanığı #Kimileri #devlet #yaptı #dedi #ben #böyle #duydum

30 yıl 6 ay sonra memleketinde: Aslan coşkuyla karşılandı

Cezaevinden 30 yıl 6 ay sonra çıkan Yazar Yaşar Aslan, memleketi Mêrdîn’de yüzlerce kişi tarafından karşılandı. Aslan, ‘Sizlerden yana başımız dik’ dedi

Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesinde 15 Ocak 1993’te henüz 20 yaşında iken gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce (DGM) “Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak” iddiasıyla müebbet hapis cezası verilen Yazar Yaşar Aslan (50), 30 yıl 6 ay tutukluluğunun ardından dün tahliye edildi. Tekirdağ’dan yakınları ile birlikte İstanbul’a geçen Aslan, bugün hava yolu ile memleketi Mêrdîn’e geldi. Aslan, havaalanında MED Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHADFED) üyelerinin yanı sıra yüzlerce yurttaş tarafından çiçeklerle karşılandı.

Coşkuyla karşılandı

Yeşil Sol Parti Mêrdîn Milletvekili Beritan Güneş’in de aralarında olduğu kişiler tarafından alkış ve zılgıtlarla karşılanan Aslan, kendisini karşılamaya gelenlerle tek tek tokalaştı. Karşılama sırasında Aslan ile bazı tutuklu yakınları ve Barış Anneleri arasında duygusal anlar yaşandı.

‘Başımız Dik’

Havaalanı önünde kısa bir açıklama yapan Aslan, Tekirdağ Cezaevi önünde dün yaptığı konuşmayı hatırlatarak, kendisini karşılayanlara teşekkür etti. Kendisini karşılayanları gördüğüne mutlu olduğunu ifade eden Aslan, “Sizlerden yana başımız dik, sizlerle birlikte keyifliyim. Daha önce de söyledim; cezaevlerinin sorunları çok fazla. Yoldaşlarımızın sizlerden beklediği çok şey var. Herkes elinden geleni yaptığı zaman en onlar için en iyisi o yaptığıdır. Hepiniz hoş geldiniz. Baş göz üstüne geldiniz” dedi.

Aslan ve beraberindekiler açıklamanın ardından Nisêbîn (Nusaybin) ilçesine geçti.

MÊRDÎN

 

 

#yıl #sonra #memleketinde #Aslan #coşkuyla #karşılandı

Kılıçdaroğlu: Yanardağ neden içerde?

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride dikkat çektikten sonra tutuklanan gazeteci Yanardağ’ın durumuna işaret eden CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ‘Merdan Yanardağ neden içeride?’ diye sordu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlerdirdi. Kılıçdaroğlu, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın rolüne ve tecride dikkat çeken gazeteci Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasına tepki gösterdi.

Kılıçdaroğlu, “Merdan Yanardağ, bir gazeteci, televizyoncu, yazar. Neden içeride? Hangi gerekçeyle içeride? O da yedi gündür tutuklu. Avukatlardan oluşan komisyon oluşturduk. Ziyaret edildi. Bir gazeteciyi tutuklamak hangi aklın işidir? Önce bekliyorlar, sonra troll’ler devreye giriyor, suçlamalar yapılıyor. Savcılar harekete geçiyor. Bunları Türkiye’de yaşıyoruz, akıl alır gibi değil” dedi.

Dövüzdeki 1 TL’lik artışın maliyeti 145,5 TL

Ekonomik krize ve faiz artışına değinen Kılıçdaroğlu, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘tükürdüğünü yaladığını’ kaydetti. Kılıçdaroğlu, “Erdoğan kontrol eden değil artık kontrol edilen kişidir. Uluslararası tefecilerin kontrol ettiği ve yönlendirdiği kişidir. Düne kadar ‘Faizi artırmayacağım’ diyen kişiye tükürdüğünü yalatmak da bu uluslararası tefecilerin görevleri arasında. Bugün Türkiye Cumhuriyeti bankalarında dolar cinsinden tutulan paranın oranı yüzde 65.9. Yani Türk Lirası geçmiyor, sadece çarşıda-pazarda geçiyor. Döviz kurundaki 1 TL’lik artışın maliyeti, 145,5 milyar TL! Bu yükü 85 milyon insan ödüyor. Doları olanlar, 5’li çeteler değil” diye konuştu.

‘Çözümün adresi Meclis’

“Asla görüşülemez” denenlerle görüştüğünü dile getiren Kılıçdaroğlu, “Görmezden gelinen tüm kesimleri helalleşmeye çalıştım. Hiç kimseyi ötekileştirmedim, kin tutmadım. Tüm bunları herkes için hak, hukuk, adalet hedefiyle yaptım. Hep birlikte kardeşçe ve özgürce yaşayalım diye bunları yaptım. Batı’ya şirin görünmek için yanlış olan göçmen politikasını eleştirmekten geri duymadım” dedi.

Kılıçdaroğlu, “Tüm sorunların çözüm adresi olarak TBMM’ni adres olarak gösterdik. Eğer bizim hayat görüşümüz haksızlığa karşı mücadele ise doğru yolda olmanın verdiği haz her şeyden üstündür. Asıl mücadele devrimi, değişimi gerçekleştirdiğimize de haklının yanında kalabilmektir. Yani hayatınız boyunca değişimin kendisi olabilmektir” diye belirtti.

Değişim tartışmaları

CHP’deki “değişim” tartışmalarına değinen Kılıçdaroğlu, CHP’nin “tek adam” partisi olmadığını savundu. Kılıçdaorğlu, partisini işaret ederek, “Tarihinde doğruları yanlışları olmuştur. Ama bu hareket her zaman ve her zaman ezilenlerin, sesi duyulmayanların, adalete susayanların yanında olmuştur. CHP zulme karşı milyonları kucaklayan çoğulcu bir duvardır. Cumhuriyetimizin temellerinde CHP’nin kadrolarının imzası vardır. CHP’nin tüm kadroları dünden bugüne siyasi ikballerinin peşinde koşmamıştır” iddiasında bulundu.

Kılıçdaroğlu devamla şunları söyledi: “Gelecekte bu partinin elbette başka liderleri olacaktır. O zaman da bugün de ben aynı kalacağım. Bugün CHP lideri olmam ya da olmamam hiçbir şey değiştirmez. Çünkü biliyorum ki Saray saltanatı karşısında halk olarak hep beraber durup, mücadelemizi sürdüreceğiz. Tüm yoldaşlarımın şunu akıllarından çıkarmamalarını isterim; Ben CHP’nin başında olsam da olmasam da birleştirdiğimiz bu 25 milyonluk demokrasi kitlesi hakkın yanında duranların kitlesi olacak ama hiçbir zaman bir liderin güdümünde olmayacaktır.”

ANKARA

#Kılıçdaroğlu #Yanardağ #neden #içerde