Ana Sayfa Blog Sayfa 220

JES’ler suyun ve tarımın baş düşmanı

Temiz enerji iddiasıyla JES işgali sürerken, yarattığı kirlilik çok boyutlu olarak devam ediyor. Akarsukara, tarım arazilerine salınan ağırmetal yüklü sıvı tarımda yıkım yaratırken, reenjeksiyon ise büyük tehlike barındırıyor

Jeotermal enerji santrallerinin (JES) temiz enerji iddiasıyla desteklenmesi bir yandan suları tüketmekte, diğer yandan büyük bir kirliliğe neden olmakta. Akarsulara bırakılan JES sıvısı yüzbinlerce balığın ve diğer canlıların ölümüne yol açarken, tarım arazilerine salınan sıvı ise başta incir, zeytin ve üzüm olmak olmak üzere ağaçları kurutup bölgede büyük yıkımlara neden oldu. Bu gerçeği kabul eden JES patronları artık çevreye sıvı salınımı yapmadıklarını iddia ederlerken, ağırmetal yüklü sıvıyı reenjeksiyonla geri bastıklarını belirtmekteler. Ancak reenjeksiyonların, sıcak sıvının alındığı noktaya geri basılmaması sonucu yeraltı suları zehirlenriken, bölge sonsuza kadar tarım yapılamaz hale getiriliyor. Bunun en son örneği Germencik’te yaşandı ve yeraltı sularında yoğun ağırmetaller ortaya çıktı.

‘Milyonlarca yıl tarım yapılamaz’

Aydın Ziraat Odası eski başkanlarından olan Ziraat Mühendisi Arif Gürdal, jeotermal suların çok yüksek bor miktarına sahip olduğunu belirterek, “Eğer doğru kayaçlara, aynı katmana reenjeksiyon yapılmazsa bu suların yeraltı sularına karışması kaçınılmazdır. Yeraltı sularına karıştığı zaman da tarlalarda bor toksisitesine yol açılır. Milyonlarca yıl bu topraklarda tarım yapamazsınız” uyarısında bulundu. Jeotermal ve tarım ilişkisi hakkında Aydın Efeler ilçesinde yayınlanan Yeni Kıroba Gazetesi’nden Kıvanç Uğur’a konuşan Gürdal, “Reenjeksiyonu aynı katmana yapmak zorundasınız. Çünkü enerjinin büyüğü kayaçtadır. Suda değildir. Suyu ısıtan kayaçtır. Siz o kayaca tekrar aynı suyu reenjeksiyon yapmadığınız sürece o enerji sürdürülebilir bir enerji olmaz” dedi.

Temiz enerji iddiasıyla JES’lere yol veren iktidar yeraltı sularımım, akarsuların ve tarım arazilerinin zehirlenip kurumasını izlemekle yetiniyor

Tarımda son 30 yıl

Gürdal, “Çok tehlikeli olan bir konu da şu: jeotermal sularımız bor bakımından çok yüksek bor miktarına sahip. Eğer doğru kayaçlara, aynı katmana reenjeksiyon yapılmadığı sürece bu sular, yeraltı sularına karışması kaçınılmazdır. Yeraltı sularına karıştığı zaman da 30 yıl sonra 50 yıl sonra tarlalarımızda bor toksisitesine yol açarız. Bu tuzluluk gibi bir olay değil. Milyonlarca yıl bu topraklarda tarım yapamazsınız. Tıpkı atom bombası atılmış gibi bir etki yaratır. Bor, milyonlarca yılda yıkanan bir elementtir. Bu kadar vahim bir tabloyla karşı karşıyayız. Herkesin uyanık olması lazım” değerlendirmesinde bulundu.

JESDER itiraf etmişti

Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcıları Derneği (JESDER) Manisa ve Aydın’da yerel basına jeotermal uygulamaları ile ilgili bilgilendirme toplantıları gerçekleştirmişti. Dernek, “Hayatta ne yaparsanız yapın yüzde 100 yararlı, temiz diye bir şey yok. Biz de o anlamda jeotermaller olarak yüzde 100 temiz değiliz. Aydın’da bir sorun var ama bu bir süreçtir. 2009’dan sonra uygulama hızla düzeliyor. İşletmelerce akışkan derelere bırakılmıştır, yaptık. Ama sürekliliğe bakmak gerek. Bu devamlı mı yapılıyor, yoksa anlık geçici süreyle mi yapılıyor?” diye JES karşıtlarına sesleniyordu.

Reenjeksiyon maliyetli bir iş

Aydın’da düzenlenen bir etkinlikte konuşan elektrik mühendisi Cevat Uçman ise, yıllar önce jeotermal enerji santralinde çalıştığını ve zararlarına şahit olduğunu ifade ederek üç farklı noktaya dikkat çekmiş ve, “Birincisi reenjeksiyonda (tekrar basma) işlemini kolaylaştırmak için kullanılan inhibitörler yoğun miktarda korozit zehirli madde içeriyor. İkinci dikkat çekmek istediğim nokta yeraltından çekilen suyun yine yerin 2-3 bin metre altına basılması gerekir. Oysa yüksek maliyetlerden dolayı bunu yapan yok. Suyun 0-500 metreye basılması hiçbir anlam ifade etmiyor. Son olarak tepkilerin giderek büyüdüğünü fark eden yetkililer torba yasa ile ÇED düzenlemelerini bypass ettiler” demişti. JESDER’in ağormetal yüklü sıvıyı yeraltına geri bastıklarını iddia etmesi, Uçman’ın ifadeleriyle boşa düşmekte. Her şekilde bulunduğu bölgeleri zehirleyen JES’lerin yenilenebilir-temiz enerji sıfatı yüklenmesi ise devletin sermaye çıkarları dışında bir yaklaşımının olmadığını ortaya koymakta.

Çiftçiler kandırılıyor

Efeler’de JES’lerin seralarda kullanımı gündeme getirilirken, şirketlerin yaratmak istediği algı ile halkta rıza üretip JES işgalini büyütmek niyetindeler. Deşarj suyunun JES’lerin ısısı düşen zehirli ağırmetallerle yüklü akışkan olduğu biliniyor. Bu akışkanın sıcak veya soğuk olması zehirli yapısını değiştiren bir özellik taşımıyor. Santrallerde akışkanın kullanımından sonra ısısı santral için yeterli olmadığı noktada akışkan JES’lerin işine yaramıyor. Bu akışkanı, akışkanın çekildiği noktaya deşarj etmeleri ise Uçman’ın açıklamasında vurguladığı gibi bu durum şirketlere yüksek maliyetler oluşturuyor.

Halka rüşvet önerisi

Diğer yandan JESDER’in itiraflarından da anlaşılacağı gibi JES atıkları halen derelere salınmaya devam edildiği anlaşılabilirken, halkın duyarlılığının artmış olması JES’çileri sıkıntıya sokuyor. JESDER, Aydın Belediyesi’ni de arkasına alarak halka rüşvet olarak evlerinizi ısıtalım güzellemeleri, atık üzerinden de kazanmayı hem de atıktan kurtulmalarını sağlamak amacı taşıyor. JES’lerin zehirli akışkanın seralar ile kurutma tesislerine verilmesiyle JES şirketi atık sorunundan kurtuluyor ama halk ise büyük bir yıkımla yüz yüze bırakılıyor.

EKOLOJİ SERVİSİ

#JESler #suyun #tarımın #baş #düşmanı

Bedlîs’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı Meclis gündeminde: Ağır hak ihlaline yol açıyor

Bedlîs’te ilan edilen sokağa çıkma yasağının sonlandırmasını isteyen Yeşil Sol Parti Milletvekili Hüseyin Olan, yasağın ağır ihlallere yol açtığını belirtti. Olan ayrıca kayyumların yolsuzluklara değindi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Milletvekili Hüseyin Olan, Bedlîs’in Xîzan (Hizan) ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarına ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

Hûzeran, Akûnis, Govan, Lanîlan, Xûlepûr, Kekulan, Sûreh, Pertawan, Kuran, Mezra Pisyan köylerini kapsayacak şekilde 2 Temmuz’da ilan sokağa çıkma yasağına tepki gösteren Olan, 2015’ten 1 Ocak 2020 tarihine kadar en az 11 il ve 51 ilçede 381 sokağa çıkma yasağı ilanı edildiği bilgisini paylaştı.

Olan, yasaklar sırasında başta yaşam hakkı olmak üzere ağır hak ihlallerinin yaşandığını ve halkın temel ihtiyaç malzemelerine ulaşım noktasında ciddi sıkıntılar yaşadığını dile getirdi.

‘Uydu fotoğraflarında yerleşim yerleri silindi’

Bu uygulamalar nedeniyle 2015 ve 2017 arasında en az 500 bin kişinin Kürdistan’dan zorla göç ettirildiğini dile getirerek Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına atıfta bulunan Olan, rapora göre en az 2 bin kişinin de yaşamını yitirdiğine dikkat çekti. Binlerce evin de yerle bir edildiğini paylaşan Olan, “Uydu fotoğraflarıyla da evlerin ve mahallelerin haritadan silindiği ifade edilmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği uzun bir zaman dilimini kapsayan bu raporunda; ayrıca işkence, zorla kaybettirilme, nefret kışkırtıcılığı, acil sağlık yardımı, yiyecek, su ve yaşamsal ihtiyaçların engellenmesi, kadına karşı şiddet tanıklıklarını belgelemiştir. Her haliyle durum ortadayken iktidarın bu tutumundan derhal vazgeçmelidir” diye kaydetti.

‘Temel haklar ihlal ediliyor’

Yasağın kabul edilebilir bir gerekçesinin olmadığının altını çizen Olan, “Çünkü yaşam hakkı, işkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği gibi pek çok temel hak ihlal edilmektedir. Süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasakları halkımızın mağdur olmasına neden olmaktadır. İktidarın bir an önce bu insanlık dışı uygulamasından vazgeçmesini talep ediyoruz” dedi.

‘Belediyelerde kirli işler’

Tetwan Belediyesi’nde yaşanan usulsüzlük ve yolsuzlukları gündeme getiren gazeteci Sinan Aygül’ün AKP’li belediye başkanının korumaları tarafından saldırıya uğramasına da tepki gösteren Olan, bu durumun belediyelerdeki kirli işleri bir daha gündeme getirdiğine dikkat çekti.

 ‘Kayyumun usulsüzlükleri’

AKP’li belediyelerin yolsuzluk ve usulsüzlüklerin adresi olduğuna işaret eden Olan, “Yerel yönetimler, seçilmiş halk iradesine karşı atanmışların usulsüzlüklerine teslim edilmiştir. Bizler, 2014’te AKP’nin her türlü usulsüzlüğüne rağmen Bitlis’te seçimlerden zaferle çıkarak, Bitlis’i demokratik belediyecilik anlayışı ile buluşturduk. Ancak halkın bu seçimine tahammül edemeyen iktidar, Allah’ın lütfu olarak değerlendirdiği darbe girişimini de fırsat bilerek, belediyemize kayyum atadı” diye belirtti.

‘AKP’lilere parsel parsel peşkeş çekildi’

Bitlis başta olmak üzere AKP’li belediyelerin birer rant alanına dönüştüğüne de dikkat çeken Olan, şöyle devam etti: “İktidarın söylediği gibi hizmet için değil, rant paylaşımı, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin de odağı haline geldiği kayyımların icraatlarıyla ortalığa serildi. Kayyımların ilk pratiği, çok dilli belediyeciliği hedef almak oldu. Kentimizde Kürtçe tabelaları indiren kayyım yönetimi, göreve gelir gelmez Dilan Kadın Merkezi’nin de kapısına kilit vurdu. Halkla birlikte karar alarak hayata geçirmek için başladığımız tüm projeler askıya alındı. AKP’nin hileli yöntemlerle Mart 2019’da seçimleri kazanmasıyla birlikte deyim yerindeyse Bitlis il merkezi, AKP’lilere parsel parsel peşkeş çekildi. Sadece Mart 2019-Ağustos 2021 tarihleri arasında belediyeye ait 98 ayrı gayrimenkulün satışı yapıldı. Bu satışlarla belediyenin kasasına 21 milyon 242 bin TL girmesi gerekirken, bu meblağ AKP’li müttehitlerin kasasına girdi. Çünkü AKP’li belediye yönetimi, belediyenin borçlanmalarını belediyelere ait taşınmazların satışı ile mahsuplaştırma geleneğini hayata geçirdi.”

Gayrimenkullerin satışı’

Bitlis Belediyesi’nin son üç yılda belediyeye ait gayrimenkullerin satışı için 222 ayrı ihale açtığını ve bu gayrimenkullerin toplam değerinin 170 milyon 660 olarak kayıtlara geçtiğini de aktaran Olan, “Satış ilanı açılan arsa ve işyerlerinden oluşan gayrimenkullerin toplam alanı, 231 bin 108 metrekareye ulaşmış durumda. Son olarak Hüsrevpaşa Mahallesi’ndeki 6 dönümlük eski itfaiye binasının da bulunduğu alanı 81 milyon TL ile açık artırma usulü ile satışa çıkarıldı. Önceki satışlarda olduğu gibi bu satıştan elde edilecek gelir, hizmet amaçlı değil, belediyenin sözde borçlarına karşılık olarak belediye kasasına girmeden AKP’lilerin kasasına girecekti. Ancak bu bedelli ihaleye katılım olmadığı için ihale ertelenmek zorunda kalındı” diye konuştu.

‘Hesaplaşma seçimi’

Bitlis Belediyesi’nde olduğu gibi Tetwan Belediyesi’nin de belediyeye ait gayrimenkulleri satışıyla sürekli gündeme geldiğine de değinen Olan, “AKP’li Tatvan Belediyesi bünyesinde 12 müdürlük pozisyonunun tamamı dolu olmasına rağmen mevcut belediye başkanı, vekaleten bu kadroya başka birini görevlendirmiş ve harcama yetkisi de görevlendirilen bu kişiye verilmiştir. Bizler biliyoruz ki; Bitlis ve Tatvan Belediyelerinde yaşanan bu usulsüzlükler ve talan diğer AKP’li belediyelerde de yaşanmaktadır. Özellikle 2019 seçimlerinden sonra kayyım atanan belediyelerimiz de rant alanlarına dönüştürülmüştür. Bizler önceden olduğu gibi bundan sonra da bu rant ve talan düzenine, her alanda bu yolsuzlukları teşhir etmeye ve halkın kaynaklarını halkın hizmetine sunulması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki yerel seçimler de hem bu talan düzeni hem de kayyım rejimine karşı mücadelemizi yükselteceğimiz, tüm bu yolsuzlukların hesabını soracağımız bir hesaplaşma seçimi olacaktır” ifadelerini kullandı.

ANKARA

#Bedlîste #ilan #edilen #sokağa #çıkma #yasağı #Meclis #gündeminde #Ağır #hak #ihlaline #yol #açıyor

Eğirdir Gölü Meclis gündeminde

Kuruma tehlikesiyle karşı karşıya olan Eğirdir Gölü, CHP Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı tarafından Meclis’e taşındı

Türkiye’de barajlara hapsedilen ve amaç dışı kullanıma sunulan sular nedeniyle göller kurumaya devam ediyor. İklim değişiminin ardına sakanıp her kötülüğün buna bağlanması dikkat çekerken, aşırı kirlilik ve su kaybının yaşandığı Eğirdir Gölü adeta ölüme mahkum edilmiş durumda. Gölün en dar kısmı olan Kemer Boğazı’nın 1,8 kilometre olan genişliği 1,2 kilometreye düştü. Uzmanlar, böyle giderse Eğirdir Gölü’nün iki göl haline dönüşeceğini belirtiyorlar. Kuruma tehlikesiyle karşı karşıya olan Eğirdir Gölü, CHP Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı tarafından Meclis’e taşındı.

Göl yok olma tehlikesi altında

Milletvekili Halıcı: “Eğirdir Gölü, Türkiye’nin ikinci büyük tatlı su kaynağı ve doğal içme suyu olması; Göller Bölgesi’nde içme suyu, kullanma suyu ve tarım sulamasında kullanılması nedenleriyle stratejik ve hayati bir öneme sahiptir. Eğirdir Gölü ve bölgesi çeşitli ve zengin bir coğrafyaya sahiptir… Hem doğal güzelliğiyle hem de içerisindeki çeşitliliğiyle bu derece önemli, verimli ve değerli havza; kontrolsüz ve bilinçsiz olarak tarım arazilerinde vahşi sulama yapılması, denetimsiz olarak açık kanallarla kilometrelerce uzaklığa su taşınması, havzayı besleyen akarsu, dere, çay ve yüzey sularının önüne çok sayıda gölet, baraj ve HES yapılması sebebiyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmaktadır” dedi.

‘İnsanlığa karşı borcumuz’

Gerekli tedbirlerin bir an önce alınması gerektiğini vurgulayan Halıcı, “Eğirdir Gölü ve havzası yok olacak. Üç milyon yıl önce oluştuğu kabul edilen, tektonik göl olan doğa harikası Eğirdir Gölü’nün ve havzasının yaşatılması; gelecek nesillere aktarılması ve insanlık mirasına bırakılması siyaset üzeri bir konu olup; TBMM’nin de Anayasal ve çalışma sorumluluğunun içinde yer almaktadır. Bununla birlikte tarafı olduğumuz Dünya Kültürel Ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi gereğince de gölü ve havzayı korumak başta kendi vatandaşlarımız olmak üzere insanlığa karşı olan borcumuzdur” uyarısında bulundu.

EKOLOJİ SERVİSİ

#Eğirdir #Gölü #Meclis #gündeminde

Yeşil Sol Parti Milletvekili Beştaş’ın duruşması ertelendi

Yeşil Sol Parti Erzirom Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yargılandığı davanın duruşması ertelendi

AKP-MHP ortaklığıyla 2016 Nisan ayında Anayasa’da yapılan geçici düzenleme ile milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması sonrası Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sêrt Milletvekili Meral Danış Beştaş’da gözaltına alınmıştı. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nden (Yeşil Sol Parti)  Erzirom Milletvekili seçilen Beştaş’ın “örgüt üyeliği” iddiasıyla yargılandığı davanın duruşması görüldü.

Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Beştaş katılmazken, avukatı Mehdi Özdemir hazır bulundu.

Duruşmada, müvekkilinin Erzirom’dan yeni dönemde milletvekili seçildiğini kaydeden Özdemir, müvekkilinin yeniden yasama dokunulmazlığını kazandığını belirtti. Özdemir, Beştaş’ın yargılamasının durdurulmasını istedi.

Mahkeme heyeti, talebi değerlendirmek üzere duruşmayı 5 Ekim’e erteledi.

HABER MERKEZİ

 

#Yeşil #Sol #Parti #Milletvekili #Beştaşın #duruşması #ertelendi

Çöp konteynerinde bebek cesedi bulundu!

Kayseri’de, çöp konteynerine atılmış yeni doğmuş bebek cesedi bulundu

Olay, sabah 07.30 sıralarında, Melikgazi ilçesi Selçuklu Mahallesi’nde meydana geldi. Konteynere çöp atmaya gelen kişiler, hareketsiz halde yatan bebek buldu. İhbarla olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık görevlileri, havluya sarılmış olan bebeğin hayatını kaybettiğini belirledi. Yeni doğduğu tespit edilen bebeğin cenazesi, otopsisi yapılmak üzere Kayseri Devlet Hastanesi’nin morguna kaldırıldı. Polis, bebeğin ailesini bulmak için çalışma başlattı.

Olayı anlatan mahalleli Adem Kahveci, “Sabah 07.30 sıralarında ekmek toplayan bir kadın bebeği görmüş, bize bilgi verdi. Biz de yolun karşısındaydık. Gelip çocuğa baktık, havlunun içine sarılmıştı. Yeni doğduğu belliydi. Zannederim yaşamıyordu. Polise ve sağlık ekiplerine haber verdik. Bebeği alıp götürdüler” dedi.

KAYSERİ

#Çöp #konteynerinde #bebek #cesedi #bulundu

Leyla Aydemir’in katleden failler hakkında yeni gelişme

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Leyla Aydemir’i katleden 7 fail hakkında verilen beraat kararının bozulması istemi ile dosyayı Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi’ne gönderdi

Agirî’de 15 Haziran 2018 yılında Ramazan Bayramı dolayısıyla ailesiyle dedesini ziyarete gittiği Bezirhane köyünde kaybolduktan 18 gün sonra cenazesi bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in katledilmesi suçundan yargılanan 7 fail hakkındaki beraat kararı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bozulması istemi ile Yargıtay 1’inci Ceza Daires’ine gönderildi.

Dijital paylaşım

Leyla’nın annesi Şükran Aydemir’in avukatı Erdoğan Tunç’un dosyayla ilgili temyiz başvurusunu değerlendiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı inceleyerek Yargıtay 1. Ceza Dairesi’ne sunduğu belirtildi. Başsavcılıkça hazırlanan tebliğnamede, bir dijital paylaşım sitesinde, Aydemir’in cenazesinin bulunduğu tarih olan 2 Temmuz 2018’den üç gün önce T.K. adlı kullanıcı hesaptan “Leyla kızımız dedesinin köyünde dere kenarında ölü olarak bulunmuştur” içeriğini taşıyan paylaşımın yapıldığı kaydedildi.

Kim paylaşımda bulundu

“Cenazenin bulunduğu yer ve olası ölüm tarihine ilişkin bilirkişi raporuyla örtüşen yönlerinin bulunması karşısında bu hususun adli soruşturma yapılarak, paylaşımın yapıldığı IP numarası ve diğer hesap bilgileri araştırılıp, paylaşımı yapan kişinin kim olduğunun tespitiyle soruşturma sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmediği” ifade edilen tebliğnamede, “anne Şükran Aydemir’in vekili avukat Erdoğan Tunç tarafından Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi’nin bozma ilamı sonrası 28 Mayıs 2021’de yapılan 1 no’lu celsede CD ibraz edildiği” belirtildi.

Araştırmaya yer yok kararı

Tebliğnamede, yerel mahkemece, “Ağrı İl Emniyet Müdürlüğü’nün 8 Haziran 2021 tarihli ses kaydı çözümleme tutanağında X erkek şahıs ve Y erkek şahıs şeklinde belirtilen konuşan kişilerin kimlik bilgilerinin belli olmadığı, belirlenmesinin mümkün olmadığı, konuşma içeriğinin esasa etkili olmadığı, ‘hukuka aykırı delil’ olarak değerlendirilen belirsiz konuşmaların yer aldığı CD içerikleri ile ilgili araştırma yapılmasına yer olmadığı”na karar verildiğinin anlaşıldığı kaydedildi.

Kararın bozulması istemi

Eksik inceleme ile tüm faillerin beraatına karar verilmesinin hukuka aykırı görüldüğünden, Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve anne Şükran Aydemir’in vekilinin temyiz istemlerinin kabulüyle, temyiz edilen hükmün CMK’nın 302. maddesi uyarınca bozulması talebiyle dosyanın tebliğ edildiği bildirildi.

Kaynak: JinNews

#Leyla #Aydemirin #katleden #failler #hakkında #yeni #gelişme

Roman kadınlar mücadelenin içinde de öteki

Roman Diyalog Ağı Koordinatörü Elmas Arus, Roman kadınların yaşadığı eşitsizliğe dikkat çekti ve ‘Roman kadınlar mücadelenin içinde de öteki’ diyerek hak mücadelesi verenlerin Roman kadınlarla daha fazla ilgilenmesi gerektiğini söyledi

Dünyada yaklaşık 50 milyon olduğu tahmin edilen Romanların 5 milyonunun Türkiye’de yaşadığı düşünülüyor. Romanlar, diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de birçok yönden ayrımcılığa maruz kalıyor. Roman kadınlar ise aynı zamanda cinsiyet ayrımcılığına da uğruyor. Sıfır Ayrımcılık Derneği Başkanı ve Roman Diyalog Ağı Koordinatörü Elmas Arus, kadınlar başta olmak üzere Romanlara yönelik ayrımcılığa ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ağır hak ihlalleri

Romanların özellikle temel hakları açısından görünür olmadığını ve her türlü hak ihlallerine maruz kaldıklarını söyleyen Arus, Toplum, ‘Romanlar hırsızdır, kötü işlerle uğraşır’ gibi önyargılarla şekillendiriliyor. Okullarda, ibadethanelerde en arkada yer verilir. Bulundukları bölgelere göre değişen ancak her yerde ayrımcılığa maruz kalan bir millet. En alt kesiminde en kötü alanlarda savunmasız yerlerde yaşıyorlar. Sel bassa ilk Roman evlerini basar, çünkü toplumun kullanmadığı yerlerde yaşıyor, toplumun yapmadığı ve en ağır işlerde çalışarak geçimini sağlıyor. Ancak toplumun diğer tarafında onlar çalışmayı sevmiyor oluyor. Oysa hayatta kalabilmek için çok daha fazla çalışıyorlar” dedi.

Ayrımcılık için ayrımcılık

Arus, toplumda Romanların kendi içlerinde ise kadınların cinsiyet ayrımcılığına uğradığına dikkat çekerek şöyle devam etti: “600 dernek var ve neredeyse hepsinde kadın temsiliyeti yok. Talepleri, söylemleri, erkekler gerçekleştirdiği için hiçbiri kadın odaklı değil. Hükümetin ilk Roman Strateji Eylem Planı var, ama tamamen erkekleri güçlendirecek, kadınları eve hapsedecek nitelikte. Hal böyleyken kadın eşitsizliğin içinde daha da eşitsiz bir konumda oluyor. Kurulan cümlelerde kadını hiç göremiyoruz. Kadını toplumun, ailenin ihmalinden, kendisi sorumlu, kendisi olduğu için söz söylemek için bir zamanı dahi yok. Kendini ifade etmek için bir zamanı dahi yok.”

Kadınlar ötekinin ötekisi

Kadın mücadelesinin içerisinde de “öteki” olduklarının ifade eden Arus, “Erkek giydiği kıyafetiyle farklılaşabiliyor, ama kadın ise geleneksel kıyafeti ile tanımlanmıyor. ‘Durağa gidiyoruz, okuryazar değiliz, Bayrampaşa otobüsünü soruyoruz, hırsız diyerek geri çekiliyor insanlar. Diğer kadın örgütlerinin yaptıkları çalışmalar daha çok belirli seviyede olan, aktivizm yapabilecek düzeyde olan belki sorumlulukları bu kadar yoğun olmayan kadınlar. Bizim tarafımızdan tanınmıyor o politikalar. Herkes kendi alanında belirlediği yöntem üzerinden gidiyor. Yeterince işbirliği de sağlanamıyor. Bu mücadelenin içinde de Roman kadınlar biraz öteki” sözlerini kullandı.

Erkeklerden bariyer

Roman Sivil Toplum Örgütlerinin içerisinde erkeklerin daha fazla güçlendiğini ve kadınlara bariyer oluşturduklarını belirten Arus, “Bir ivme kazandı. Mücadelenin kendisi ‘ne olursa yaparız’ modundaydı. Ancak bizce geçmiş her sorun çözülmek için bir alan yaratıyorsun. Bu ağda sadece spesifik olarak kadını alana katamadığımızı fark ettik. Ayrıca da güçlenen erkeklerin de kadınların önünde bariyer oluşturduğunu gördük. Onlara bir set çekip kadın evde işini yapsın ben nasıl olsa sivil toplumcuyum onlar adına konuşurum onlar adına söylerim, derdini buraya aktarırım. Kadının yükünü STK başkanları açısından daha da artırdık. Bir erkek vardı eve birazcık da olsa katkıda bulunuyordu şimdi ona STK başkanlığını verdik, hak savunuculuğu yapıyor ama evdeki kadının hakkını kimse savunmuyor” ifadelerini kullandı.

Sessimiz olun!

Sıfır Ayrımcılık Derneği’nin 2015’te geliştirdiği strateji ile kadını odağına aldığı ve Roman Diyalog Ağı’nı kurduğunu söyleyen Arus, bütün çalışmaların içinde erkeğin yanında bir kadının katılımını şart koştuğunu sözlerine ekledi. Arus, “Dernek kuran, mahallesinde söz sahibi olan kadınlar var ve bu durumu fark edip kendine çeki düzen veren erkekler de var. Toplumsal mücadeleye de böyle bakmayı öğretti. Ayrımcılık yaşıyor ama kendi ailesindeki erkek de kadının mücadelesinin önünde engel. Bunu ortadan kaldırmak için Roman Diyalog Ağı ile çalışıyoruz ve birçok kadın aktivist var. Kadınlar da sesini yükseltebiliyor” dedi.

Haber: Melike Aydın /İzmir-JINNEWS

#Roman #kadınlar #mücadelenin #içinde #öteki

Filistin yönetimi İsrail’le tüm iletişimi kesme kararı aldı

İsrail güçlerinin Cenin kentine yönelik hava saldırısı ardından Filistin yönetimi, Cenin kentine yönelik saldırılara yanıt olarak Tel Aviv’le tüm iletişimi kesme kararı aldı

İsrail güçlerinin, işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Cenin kentinde Filistinlilere ait bir evi füzeyle hedef aldı. Hava saldırısının ardından İsrail ordusu da iş makineleri eşliğinde Cenin Mülteci Kampı’nı ablukaya alarak bazı evlere baskın düzenledi.

Yaşamını yitirenlerin sayısı 9’a çıktı

İsrail güçlerinin Cenin kentine yönelik kuşatma ve saldırıları ikinci gününe girdi. Hayatını kaybeden Filistinli sayısı 9’a yükselirken, 20’si ağır 100 kişi yaralandı. Cenin kentindeki kuşatma ve saldırıların devam ettiği öğrenildi. Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne, saldırıların ardından Ramallah’ta Devlet Başkanı Mahmud Abbas liderliğinde düzenlenen olağanüstü toplantının ardından yazılı açıklama yaptı.

İletişimi kesme kararı

“Filistin yönetimi, Cenin’e yönelik saldırıya yanıt olarak İsrail tarafıyla tüm iletişimi ve görüşmeleri kesme, güvenlik koordinasyonunu durdurmayı da devam ettirme kararı aldı” ifadelerinin yer aldığı açıklamada, daha önce Ürdün’ün Akabe ile Mısır’ın Şarm eş-Şeyh kentlerinde gerçekleştirilen görüşmelerde İsrail’le varılan son anlaşmaların da “artık geçerli olmadığı” vurgulandı.

‘İşgal devletine yaptırım isteği’

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, İsrail’in Cenin kentine düzenlediği saldırının ardından atılması gereken acil adımları görüşmek üzere gerçekleştirilen toplantıda konuştu. İsrail’in saldırılarına tepki gösteren Mahmud Abbas, “Uluslararası toplumdan halkımıza uluslararası koruma sağlaması ve işgal devletine yaptırım uygulanması isteğimizi yineliyoruz” dedi.

‘Halka direnme çağrısı’

Filistinli direniş gruplarının genel sekreterlerine durumun risklerini görüşmek için olağanüstü toplantı çağrısı yapan Mahmud Abbas, Filistin halkını da kararlı bir şekilde direnmeye, toprakları ve kutsal değerleri korumak için tek saf olmaya çağırdı. Mahmud Abbas, hükümete ve güvenlik mekanizmalarına, “Filistinli vatandaşların direnişi güçlendirmek için Cenin kenti ile mülteci kampına gerekli her şeyi sağlama talimatı” verdiğini belirterek, Filistin yönetiminin İsrail’in Cenin’e yönelik saldırısına tepki olarak yeni kararlar alacağını kaydetti.

‘BM saldırıları kınamaktan kaçındı’

Birleşmiş Milletler (BM) Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, günlük basın toplantısında, İsrail’in Cenin baskınına ilişkin soruları yanıtladı. İnsansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen saldırıları BM’nin kınayıp kınamayacağının sorulması üzerine Farhan Haq, “Yoğun nüfusun bulunduğu bölgelere silahlı saldırı düzenlenmesi kabul edilemez. Bunu birçok kez dile getirdik” dedi. “Tüm yerleşim bölgelerine yönelik saldırıların durmasını istiyoruz” diyen Farhan Haq, ısrarlı sorulara rağmen saldırıları kınamaktan kaçındı.

‘Tüm halkların kendini koruma hakkı bulunuyor’

Tüm tarafların uluslararası insancıl hukuka saygı göstermesi gerektiğini söyleyen Farhan Haq, “İsrail’in güvenlik operasyonları gerçekleştirme hakkı bulunuyor ancak bunu sivil kayba neden olmadan ve sivil altyapılara zarar vermeden gerçekleştirmeli” diye konuştu. Filistin halkının kendini koruma hakkı bulunup bulunmadığının sorulması üzerine ise Farhan Haq, “Tüm halkların kendini koruma hakkı bulunuyor. Biz sadece sahada gerginliğin düşürülmesini istiyoruz” dedi. “İsraillilerin ölmesini kınayan BM, Cenin saldırısını neden kınamıyor?” sorusu üzerine ise Farhan Haq geçen haftalarda BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in yaptığı yazılı açıklamada her türlü şiddeti kınadığına işaret etti.

Kaynak: NuJınha

#Filistin #yönetimi #İsraille #tüm #iletişimi #kesme #kararı #aldı

Bedlîs’te iki gündür operasyonlar devam ediyor, kırsal alanlar bombalanıyor

Xîzan ilçesine bağlı 10 köy ve mezrada ilan edilen sokağa çıkma yasağı sonrası başlayan operasyon iki gündür devam ediyor. Köylerin kırsalının gece boyunca bombalandığı bildirildi

Bedlîs’in (Bitlis) Xîzan (Hizan) ilçesine bağlı, Hûzeran, Akûnis, Govan, Lanîlan, Xûlepûr, Kekulan, Sûreh, Pertawan, Kuran, Mezra Pisyan köy ve mezralarında ilan edilen sokak yasağı ikinci gününde devam ediyor. Önceki gece saat 21.00 sıralarında ilan edilen süresiz sokağa çıkma yasağı sonrası köylerin bulunduğu bölgelerde başlatılan askeri operasyon ise sürüyor. Operasyonlar sırasında köylerin kırsal alanları gece boyunca bombalanırken, yer yer silah sesleri de duyuldu. Sabah saatlerine kadar süren bombardımanın ardından havanın aydınlanması ile birlikte bu kez de karadan operasyon devam etti.

Yasaklar devam ediyor

Yerleşim yerlerine giriş-çıkış yasağı devam ederken, birçok bölgede köylülerin evlerinden çıkmasına izin verilmiyor. Bu arada dün sabah saatlerinde Xûlepûr köyündeki ev baskınlarından gözaltına alınan Sakin, Muzaffer ve Bedrettin Altın adlı yurttaşlar bugün ilçeden Bedlîs’e götürüldü. Altın ailesinin bugün savcılığa çıkarılmaları bekleniyor.

BEDLÎS

#Bedlîste #iki #gündür #operasyonlar #devam #ediyor #kırsal #alanlar #bombalanıyor

Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi tanığı Çat yaşamını yitirdi

Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde insanlık dışı uygulamaların tanığı ve mağduru Mehmet Çat, kalp yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi

Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası tutuklanarak, insanlık dışı uygulamaların merkezi haline gelen Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’ne konulan Mehmet Çat, kalp yetmezliği nedeniyle tedavi gördüğü Mersin’de bulunduğu hastanede yaşamını yitirdi.

67 yaşında yaşamını yitiren Çat, 1980 yılında tutuklandı ve askeri mahkemece müebbet hapis cezasıyla yargılandı. Esat Oktay Yıldıran’ın insanlık dışı işkence uygulamalarının tanığı ve mağduru olan Çat, 1995 yılında tahliye edildi. Cezaevinde birçok hastalığa yakalanan Çat’a, akciğer kanseri teşhisi konuldu. Birçok sağlık sorununa karşı mücadele eden Çat, son olarak kalp ameliyatı geçirdi. Çat, kalp yetmezliği nedeniyle tedavi gördüğü Mersin Şehir Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.

Çat, Mersin Karaduvar Mezarlığında defnedilecek.

MERSİN

#Diyarbakır #Nolu #Cezaevi #tanığı #Çat #yaşamını #yitirdi