Ana Sayfa Blog Sayfa 225

İsrail’de yapılan su zirvesi kimin için?

İsrail’de düzenlenen ve su bağlamında fırsatların değerlendirildiği su zirvesine Türkiye’den de katılım oldu. Türkiye ile İsrail’in su politikalarındaki paralellik dikkat çekerken, Filistin, Irak ve Suriye ile Kürt halkı üzerinde uygulanan su politikaları da paralellik gösteriyor

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Kent Konseyleri Birliği Başkanı Halil İbrahim Yılmaz da katılırken, ayrıca DeserTech İsrail İnovasyon Enstitüsü Uluslararası Ekosistem Geliştirme Başkanı Sinai Gohar Barak, Su ve Atık Bilgi ve Eğitim Kamu Baş Yetkilisi Uri Schor, IDE Assets Şirketi Teknik Direktörü Miriam Brusilovsky de konuşmacı olarak yer aldı. Zirvede, Dünya Bankası Su ve İklim Danışmanı Hila Cohen Mizrav moderatörlüğünde düzenlenen, “Kuraklığa Direnç- Değişen İklimde Riskler ve Fırsatlar” başlıklı oturumda konuşan Yılmaz, “Su konusundaki teknolojileri kullanmadığımız fikri kuraklık ve duyarsızlık küresel kuraklıktan çok daha tehlikelidir” dedi.

‘Potansiyel iş fırsatları’

Yılmaz, su konusunda geliştirilen bilgi ve teknolojinin tüm dünyaya yayılmasının önemine değinerek, “Suyu her alanda doğru kullanmak için en ileri teknolojilere ortak akılla erişmeliyiz. İnsanlığın hizmetine sunulan teknolojiye direnmemeliyiz. İnsanlık olarak dünya barışını su üzerinden gerçekleştirmemiz gerekiyor” diye konuştu. ATO Başkan Yardımcısı Halil İbrahim Yılmaz, Ankara Ticaret Odası’nın 8 No’lu Bilişim Teknolojileri Meslek Komitesi Meclis Üyesi Ömer Faruk Kayaaslan ile birlikte sektördeki iş insanlarının tanışmalarını sağlamak ve potansiyel iş fırsatlarını değerlendirmek üzere zirve kapsamında gerçekleştirilen B2B görüşmeleri ve istişare toplantılarına katıldı.

Kapitalizmin suyla dansı

Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fouchon, 2009 yılında yaptığı bir konuşmada, “Su faturasına, cep telefonu kadar ödeme yapmaya razı olursak hiçbir sıkıntı kalmayacak. Tüm insanlık olarak bir tercih yapmamız lazım. Yani arabaların benzini için harcadığımız paranın yüzde 5’ini suya harcarsak dünyada su sorunu yaşanmaz” sözleri dikkat çekicidir. Bir diğer dikkat çekici yaklaşım ise Nestlé Yönetim Kurulu Başkanı Peter Brabeck’den gelmiş ve suyun bir insan hakkı olmadığını ifade edebilmiştir. Dünyanın en büyük şişelenmiş su şirketi olan Nestle’nin başı olan Brabeck, suyun özelleştirme yoluyla en adil biçimde dağıtılabileceğini ve suyun diğer gıda maddeleri gibi alınıp satılabilinecek bir gıda maddesi olduğunu belirterek, bu nedenle suyun bir pazar değeri olması gerektiğini söyledi. Brabeck’in söyledikleri aslında açık bir bir insanlık suçu ve bunun dışında doğada yaşayan tüm canlılar için bir soykırım girişimi olduğu gerçeği ise görünmez kılındı.

Susuzluğa neden olanların susuzluğa çare bulma iddialarıyla gerçekleştirdikleri zirvelerde, sermaye yararından başkaca bir sonuç üretilmesi mümkün değildir.

Filistinliler susuzluğa mahkum

1947’de Birleşmiş Milletler kararı ile Filistin toprakları Filistinliler ve Yahudiler olarak yüzde 44 ve yüzde 56 oranında paylaştırılmıştı. İsrail’e ayrılan topraklarda bölgenin en önemli su kaynaklarından olan Ürdün nehrinin bir kısmı ile Tiberias Gölü İsrail’in kullanımına verilmişti. İsrail, çıkardığı yasalarla su kaynaklarının çok büyük bölümünü Yahudi nüfusa tahsisini sağladı. O dönem 750 bin Filistinlinin zorla göç ettirilmesinin temel nedeni suyu Filistinlilerle paylaşmak istememeleriydi.

Filistinlilerin kuyu açması yasak

Filistin halkının hapsedildiği bölge ile İsraillilerin arasında inşa edilen duvar, Filistin halkının suya erişimini imkansızlaştıran bir duvar özelliği taşır. Yeraltı su kaynaklarının tamamını kontrol eden İsrail, Filistin halkının duvarla ayrılan ve yaşamaya zorlandığı bölgede su kaynağı bırakmadı. Arap Birliği’nin hazırladığı bir raporda İsrail’in Filistin’in su kaynaklarının yüzde 85’ini kontrol ettiğini tespit etmişti. Yeraltı suyu çıkarmak ise izne tabii ve bu nedenle de Filistinlilerin kuyu açması ‘yasak’. İsrail kontrol ettiği suları da Yahudilerin yaşadığı bölgelere ve ‘medeniyetin’ göstergesi sayılan yeşil çim alanlara aktarırken, el koyduğu Filistin topraklarındaki suyu ticarileştirerek Batı Şeria’daki belediyelere satıyor.

Filistin halkı suya erişemiyor

Filistin İstatistik Kurumu’nun verilerinden alınıp hazırlanan bir raporda yer alan en çarpıcı şey; Filistinliye her türden ihtiyacı için (içme, tarım, temizlik vb.) günlük  100 litre su verilirken, Yahudi yerleşkelerinde yaşayanlara ise 900 litre su verilmektedir. Bu rakamlar Şeria bölgesi için geçerliyken, Gazze’de ise insanlar susuzluk nedeniyle böbrek vb. birçok hastalıkla boğuşmakta, temizlik ve tarım amaçlı suya ise erişememektedir. İşgal altındaki Filistin, Suriye, Ürdün, İsrail ve Lübnan’ı içine alan bölgenin 2000’li yılların başındaki su varlığı 2.400 milyon M3 iken ihtiyaç duyulan su miktarı ise minumum 3.000 milyon M3’tü. Bugün ise böyle bir su varlığından söz etmek mümkün değil.

Rojava’ya su şantajı

Suriye’de Rojava özerk bölgesine dönük Türkiye’nin uyguladığı su politikalarıyla Fırat Nehri bir silah ve baskı aracı olarak kullanıldığı ifade ediliyor. Türkiye’nin Fırat suyunu bölgeye karşı silah olarak kullandığını ANHA’ya değerlendiren Raqa Çiftçiler Birliği üyesi Ebdulhemîd El Elî, su kesintisinin devam etmesi nedeniyle bölgede yaz mevsiminde sulanabilir ekili arazilerinde yüzde 30, kış mevsiminde ise yüzde 70 oranında azalma olacağını söyledi.

Suyun 5/3’ü salınmıyor

Suriye coğrafyasına Fırat Nehri’nden bırakması gereken suyun 5’te 2’sini bırakan Türkiye’nin bölgede büyük bir insani krize neden olduğu belirtiliyor.

Türkiye, Irak ve Suriye arasında 1987’de imzalanan su antlaşması gereği Fırat suyundan Irak ve Suriye’nin payına düşen saniyede 500 metreküp su bırakması gerekirken, bu yıl sadece 200 metreküp suyu bıraktı. Su kesintisi Kuzey ve Doğu Suriye’nin Fırat kıyılarına yakın bölgelerde özellikle yaz mevsiminde yapılan sulu tarım ve hayvancılığı bitirme noktasına getirdi. Çiftçiler Birliği’nin Ziraat ve Sulama Komitesi ve Baraj Yönetimleri ile mevcut su miktarına göre ekilebilir alanların oranlarını belirlemeye çalıştığını ifade eden El Elî, su sıkıntısı nedeniyle çiftçilerin ekinlerini sulamak amacıyla kuyu açmak zorunda kalacağını vurgulayarak, “Ancak bu maliyeti arttıracağı için çiftçilerin zarar etmelerine neden olacak” dedi.

Rojava’ya su şantajı

Suriye’de Rojava özerk bölgesine dönük Türkiye’nin uyguladığı su politikalarıyla Fırat Nehri bir silah ve baskı aracı olarak kullanıldığı ifade ediliyor. Türkiye’nin Fırat suyunu bölgeye karşı silah olarak kullandığını ANHA’ya değerlendiren Raqa Çiftçiler Birliği üyesi Ebdulhemîd El Elî, su kesintisinin devam etmesi nedeniyle bölgede yaz mevsiminde sulanabilir ekili arazilerinde yüzde 30, kış mevsiminde ise yüzde 70 oranında azalma olacağını söyledi.

Suyun 5/3’ü salınmıyor

Türkiye, Irak ve Suriye arasında 1987’de imzalanan su antlaşması gereği Fırat suyundan Irak ve Suriye’nin payına düşen saniyede 500 metreküp su bırakması gerekirken, bu yıl sadece 200 metreküp suyu bıraktı. Su kesintisi Kuzey ve Doğu Suriye’nin Fırat kıyılarına yakın bölgelerde özellikle yaz mevsiminde yapılan sulu tarım ve hayvancılığı bitirme noktasına getirdi. Çiftçiler Birliği’nin Ziraat ve Sulama Komitesi ve Baraj Yönetimleri ile mevcut su miktarına göre ekilebilir alanların oranlarını belirlemeye çalıştığını ifade eden El Elî, su sıkıntısı nedeniyle çiftçilerin ekinlerini sulamak amacıyla kuyu açmak zorunda kalacağını vurgulayarak, “Ancak bu maliyeti arttıracağı için çiftçilerin zarar etmelerine neden olacak” dedi.

Nehir suları silaha dönüştü

Yeryüzünde sınırları aşan su havzalarının sayısı 200’den fazladır ve kıta alanlarının yarıya yakın kısmını kaplamaktadır. Bu havzalarla ilgili ülkeler arasında imzalanmış 300 civarında anlaşma bulunmaktadır. Bu sularla ilgili olarak devletlerin görüşü ‘su, kıyısında olanın hakkıdır’ biçimindedir. Su üzerindeki kullanım hakkını toprağa bağlayan bu yaklaşım özellikle ‘su fakiri’ olarak tanımlanan ülkeler için büyük bir sorundur. Bu bağlamda dünya nüfusunun yüzde 40’ı komşu ülkeden salıverilen suya bağımlıdır ve 200’den fazla büyük nehir iki ya da daha fazla sayıda ülke tarafından paylaşılmaktadır.

Suyu diğer ülkelerle paylaşmayız

Türkiye, Suriye ve Irak coğrafyasına doğu akan Fırat ve Dicle suları üzerinde, ‘mutlak egemenlik’ iddiasıyla hareket etmektedir. Eski Başbakan Süleyman Demirel’in Türkiye sularının diğer ülkelerle paylaşılmasının mümkün olmadığı görüşü günümüzde AKP tarafından da savunulurken, uygulanan görüş yine Demirel’in ifadesiyle, ‘taksimat değil, ancak tahsisat söz konusu olabilir’ yaklaşımıdır. Bu yaklaşım suyun hem ticari bir meta olarak değerlendirildiğini hem de gerektiğinde silaha dönüşebileceğini göstermektedir. Dicle ve Fırat üzerine kurulmuş olan onlarca baraj bugün bir silah özelliği taşımaktadır.

86 barajla su hapsedildi

Rojava coğrafyasına akan sular barajlar marifetiyle kesilerek bölge halkı susuzluğa mahkum edilmektedir. Bu politikalar özellikle tarımsal ekim sürecinde sulama zamanlarını kapsayacak tarzda işletilmektedir. Diğer yandan Dicle Nehri ve Dicle’yi besleyen akarsular üzerinde 36 adet dev baraj inşa edilirken, ekosistem yerle bir edilmiştir. Fırat Nehri ve kolları üzerindeki baraj sayısı ise 50’dir. Toplam 86 barajla Kürt coğrafyasını susuzluğa mahkum eden politikalar hem Türkiye hem de İran tarafından uygulamaya konulmuştur.

Nehirler kurudu

Irak Kurdistanı’nın, İran ve Türkiye tarafından kıskaca alınıp susuzluğa mahkum edilme politikaları hızla sürüyor. İran, Süleymaniye’yi besleyen Sirvan Nehri’nin akış yönünü değiştirerek barajlar kurmaktadır. Irak Kurdistanı Zagros Dağları’nda toplanan sularla ihtiyacı olan suyun yaklaşık yarısını yakın zamana kadar karşılarken, İran tarafından Sirvan Nehri üzerine inşa edilen baraj ve en son inşa ettiği Davran Barajı ile birlikte bölgeye akan nehirler uzun süredir kurak bir dereye dönüşmüş durumda.

#İsrailde #yapılan #zirvesi #kimin #için

Sarıgazi’deki Sivas Katliamı anmasına polis saldırısı: Çok sayıda gözaltı var

İstanbul Sarıgazi’deki Sivas Katliamı anması polis tarafından engellendi. Çok sayıda kişinin gözaltına alındığı anmada polis amiri Hanifi Zengin’in eylemcileri ‘Var mı bize laf söyleyecek bir delikanlı’ sözleriyle tehdit etti

İstanbul’un Sancaktepe ilçesine bağlı Sarıgazi Demokrasi Caddesi’nde Sivas katliamının 30’uncu yıl dönümü nedeniyle yapılmak istenen yürüyüş engellendi.

Sarıgazi Demokrasi Meydanı’ndaki anmaya katılanlar yürümek istedi. Polis daha sonra Partizan flamasında bulunan İbrahim Kaypakkaya silüetini gerekçe göstererek yürüyüşe izin vermedi ve anmaya katılanları ablukaya aldı. Bu sırada anmaya katılanlar “Sivas’ın hesabı sorulacak”, “Katil polis Sarıgazi’den defol”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Bedel ödedik bedel ödeteceğiz”, “Direne direne kazanacağız”, “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Sivas’ın hesabı sorulacak” sloganıyla eylemi sürdürdü.

Polis yürümek isteyen katılımcılara biber gazıyla müdahale ederek çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.

Hanifi Zengin’den tehdit: Var mı bize laf söyleyecek bir delikanlı!

Protesto ve eylemlerde başta gazeteciler olmak üzere eylemcilere şiddet uygulamasıyla birçok kez gündeme gelen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü Hanifi Zengin, Sarıgazi’deki tavırlarıyla yine gündem oldu. Gazeteci Zeynep Kuray’ın sosyal medya hesabından paylaştığı görüntülerde Hanifi Zengin’in “Var mı bize laf söyleyecek bir delikanlı” diyerek bölge halkını tehdit etmesi dikkat çekti.

HABER MERKEZİ

#Sarıgazideki #Sivas #Katliamı #anmasına #polis #saldırısı #Çok #sayıda #gözaltı #var

2 bin yıllık Prometheus mozaiği Suriye’den ABD’ye kaçırılmış

Suriye’den kaçırılan 2 bin yıllık bir taban mozaiğini Türkiye üzerinden ABD’ye götüren Mohamad Yassin Alcharihi, suçlu bulundu. 907 kilogram ağırlığındaki mozaik, Türkiye’den Los Angeles’a gemi ile kaçırılmış

ABD’de bir mahkeme, Bizans döneminde Suriye’de yapılan bir taban mozaiğini 2015 yılında yasadışı biçimde Kaliforniya’ya götüren 56 yaşındaki Mohamad Yassin Alcharihi’nin ceza almasına hükmetti. ABD’ye soktuğu malzeme hakkında yalan beyan vermekten suçlu bulunan Alcharihi, iki yıl hapis cezasına çarptırılabilir. Mozaiğin, Suriye’den ABD’ye Türkiye üzerinden götürüldüğü belirtildi.

Herkül’ün Prometheus’u kurtardığı anı anlatılıyor

Mitolojide Herkül’ün, ateşi çaldığı için diğer tanrılar tarafından bir kayaya zincirlenen Prometheus’u kurtardığı anın anlatıldığı mozaiği yaklaşık 2 bin yıllık olduğu düşünülüyor. En az 450 bin dolar değer biçilen mozaik, yaklaşık 907 kilogram ağırlığında. Eni 2.4, boyu ise 4.5 metre.

12 bin dolara satılmış

Federal savcılıktan yapılan açıklamaya göre, mozaik Ağustos 2015’te, Türkiye’den Los Angeles’taki Long Beach limanına ulaştı. Mozaik için sadece 12 bin dolar ödediği belirtilen Alcharihi, ABD makamlarına ise Türkiye’den 600 dolardan daha düşük değerde seramik karo ithal ettiği yönünde beyanda bulundu.

Tarihi taban mozağinin, yolculuk boyunca konteyner gemisinde vazo kargosunun arkasına gizlendiği, ABD’de gümrük işlemlerinin tamamlanması sonrasında da Alcharihi’nin evine kamyonla götürüldüğü belirtildi. Alcharihi’nin garajında tuttuğu esere, 2016’da ihbar üzerine el konmuştu. Alcharihi, hakkında yeni açıklanan hüküm uyarınca, ABD’ye soktuğu bir mal konusunda yetkililere yalan söylemekten suçlu bulundu.

Mozaiğin Suriye’ye iade edilip edilmeyeceği ise bilinmiyor.

Suriye’deki iç savaşın 2011’de patlak vermesinden bu yana ülkenin tarihi ve arkeolojik eserlerinin önemli bir kısmı özellikle DAİŞ tarafından tahrip edildi. DAİŞ, Palmira antik kentindeki çalışmalarıyla dünyaca tanınan Suriyeli arkeolog Halid Esad’ı da öldürmüştü.

DIŞ HABERLER

#bin #yıllık #Prometheus #mozaiği #Suriyeden #ABDye #kaçırılmış

Xarpêt’te Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı

KESK Xarpêt Şubeler Platformu, Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri gerçekleştirdiği açıklamayla andı.Açıklamada ‘İnsanlığa yönelik işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz’ denilerek, gerçek sorumluların cezalandırılmasını istendi

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Xarpêt Şubeler Platformu, Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri Halkların Demokratik Partisi (HDP) il binası önünde gerçekleştirdiği açıklamayla andı. Açıklamaya, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), HDP il eşbaşkanları, il yönetecileri, EMEK Patisi (EMEP) üye ve yöneticileri katıldı. Açıklamada, “Sönmeyen ateş Sivas” pankartı ile “İnsanlık suçunun zaman aşımı olmaz” dövizi taşındı.

Açıklamayı yapan Emek ve Demokrasi Güçleri Dönem Sözcüsü Kenan Korkmaz, “Aradan çeyrek asırdan fazla bir zaman geçmesine rağmen; katliamın gerçek suçluları ve sorumluları açığa çıkartılmadığı gibi; dava bilinçli olarak zaman aşımına uğratılmıştır. Katliamda hayatını kaybedenlerin ailelerinin ve bizlerin, ‘Madımak utanç müzesi olsun’, ‘Madımağa adalet gelsin’, ‘İnsanlığa yönelik işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz’ gibi taleplerimiz yıllardan beri görmezden gelinmektedir” diye belirtti.

‘Madımak utanç müzesi olsun’

Katliamlarla gerici, ırkçı ve halkları düşmanlaştıran bir anlayışın hakim kılınmak istendiğini söyleyen Korkmaz, şöyle devam etti: “21 yıldan beri iktidarda olan anlayış, ülkemizin temel sorunlarına gerçekçi çözümler üretmediği gibi ‘kader’ veya ‘fıtrat’ gibi kavramlarla toplumu oyalamaya devam etmektedir. Katliamın 30. yıldönümünde bütün bu gerçeklikler ışığında bir kez daha haykırıyoruz ve diyoruz ki; Madımak utanç müzesi olsun, Madımak’a adalet gelsin, ülkemizin temel harcı olan laikliğin tüm kurallarıyla uygulanması olmazsa olmazlarımızdandır.”

HABER MEKEZİ

#Xarpêtte #Madımak #Katliamında #yaşamını #yitirenler #anıldı

ABD’den kamplardaki DAİŞ’liler için çağrı: İadeleri için yardıma hazırız

ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi denetimindeki kamplarda tutulan DAİŞ’lilerin vatandaşı olduğu ülkelere iadesi için yardıma hazır olduklarını belirtti

Danimarka’nın Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi denetimindeki kamplarda tutulan 3 DAİŞ’li vatandaşını geri alması sonrası ABD’den diğer ülkelere çağrı geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada, ABD’nin kamplarda tutulan DAİŞ’lilerin vatandaşı olduğu ülkelere iadesi için yardıma hazır olduğu kaydedildi.

‘Suriye Demokratik Güçleri’ne minnettarız’

“Yerel ortaklarımız olan Suriye Demokratik Güçleri’ne bu karmaşık durumu ele almada gösterdikleri liderlik için minnettarız” denilen açıklamada, Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki El Hol ve Roj kamplarında 60’tan fazla ülkeden çoğunluğu 12 yaşın altındaki çocuk olmak üzere yaklaşık 10 bin kişinin bulunduğu bilgisi paylaşıldı. Açıklamanın devamında ayrıca tek kalıcı çözümün söz konusu kamplarda kalanların ülkelerine iade edilmeleri olduğu da vurgulandı.

“ABD, Danimarka’nın Kuzeydoğu Suriye’den Geri Dönüşünü Memnuniyetle Karşılıyor” başlıklı açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

Danimarka’nın geçen hafta Kuzeydoğu Suriye’deki 1 kadın ve 2 çocuğu ülkelerine geri göndermesini takdir ediyoruz. Yerel ortaklarımız olan Suriye Demokratik Güçleri’ne de bu karmaşık durumu ele almada gösterdikleri liderlik için minnettarız. ABD, Danimarka’nın ülkesine geri gönderilmesini destekledi ve diğer ülkelere geri dönüş çabalarında yardım etmeye hazır.

10 bin DAİŞ’li gözetim merkezlerinde tutuluyor

IŞİD’in sözde ‘halifeliğinin’ yenilgiye uğratılması ve dağılmasının ardından ortaya çıkan insani ve güvenlik sorunlarının çözülmesi, IŞİD’i yenmek için küresel koalisyon için temel bir önceliktir. Çoğunluğu 60’tan fazla ülkeden 12 yaşın altındaki savunmasız çocuklardan oluşan yaklaşık 10.000 kişi, Suriye’nin kuzeydoğusundaki el-Hol ve Roj yerinden edilmiş kişiler kamplarında kalıyor. Geri dönüş, bu nüfus için tek kalıcı çözümdür. ABD, vatandaşlarının özellikle savunmasız nüfusların Suriye’deki yerinden edilmiş kişiler kamplarından ülkelerine geri gönderilmesi konusunda dünyanın dört bir yanındaki ülkelerle çalışmaya devam ediyor. Vatandaşı olunan ülkelerdeki topluluklarda uygun rehabilitasyon ve uzlaşmayı teşvik ediyoruz. Ayrıca 10.000 IŞİD’li bölge genelindeki gözaltı merkezlerinde tutuluyor. Bu yoğunluk bölgesel ve uluslararası güvenlik için bir tehdit olmaya devam ediyor.”

HABER MERKEZİ

#ABDden #kamplardaki #DAİŞliler #için #çağrı #İadeleri #için #yardıma #hazırız

Buldan: Hiçbir zaman karamsar olmadık, başarmayı bildik

Wan’da bayramlaşma programlarına katılan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, burada yaptığı konuşmada seçim sonuçlarına değinerek, ‘Dönem dönem bu tür süreçleri yaşadık fakat hiçbir zaman karamsar olmadık, kazanmayı, toparlanmayı, başarmayı bildik’ dedi

Mayıs ayında yapılan seçimlerin ardından yeniden yapılaşma çalışmaları kapsamında Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşill Sol Gelecek (Yeşil Sol Parti) halk buluşmalarına devam diyor.

İlçe ilçe bayram programı

Bu kapsamda Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Wan’da bayramlaşma ziyaretlerine bugün de devam etti. Buldan, ziyaretler kapsamında Elbak (Başkale), Payizava (Gürpınar) ve Westan (Gevaş) ilçe yönetimleriyle buluştu.

Seçim sonuçları mücadelemizi belirleyemez

Elbak’ta bayramın önemine değinerek konuşmasına başlayan Buldan, “Diliyoruz ki bu bayram bir kez daha özgürlüğe, demokrasiye ve barışa vesile olsun. Bu coğrafyada büyük bedeller ödeniyor, büyük bir mücadele veriliyor. Bu mücadele sadece seçim sonucu gösterilerek bir yenilgi olarak algılanmasını doğru bulmuyoruz. Bizim mücadelemiz sadece seçimle var olan bir mücadele değil. Seçim sonuçları bizim mücadelemizi belirleyemez” diye konuştu.

Seçimler mücadelenin bir mevzisi

Kürt siyasi hareketin seçime girmediği dönemde de mücadele ettiğini hatırlatan Buldan, “Kimliğimizi, dilimizi, kültürümüzü var etmenin koşullarını mücadele ederek oluşturmaya çalıştık. Seçimler bu mücadelenin bir mevzisi, meclis, parlamento bu mücadelenin bir mevzisidir ancak seçim sonuçlarını bir başarısızlık olarak nitelendirmeyi ben mücadelemize büyük bir haksızlık olarak olduğunu düşünüyorum. Biz diğer partilerle aynı koşullarda seçime girmedik. Devletin imkanlarını kullanarak seçimlere girmedik. İktidarın, bu devletin, medyasını, ordusunu, yargısını, parasını ve kaynaklarını kullanarak iktidar olduğunu hepimiz biliyoruz. Antidemokratik koşullarda girdiğimiz seçimin sonuçları moralimizi bozmamalı” diye konuştu.

Sorumluluğumuz var

Yeni bir mücadele hattı öreceklerini belirten Buldan, “Kongrede başlayacak değişim ve dönüşümle birlikte eksikliklerimizi göreceğiz ve bunları telafi edeceğiz. Eksikliklerimizi görerek, bilerek bu mücadeleye kaldığımız yerden devam etmenin büyük bir sorumluluk olduğunu biliyoruz. Elbette daha iyi sonuçlar almak isterdik. AKP-MHP ittifakına diz çökmeyen, biat etmeyen bir yerden bunların kaybetmesi için faşizmin kaybetmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Dönem dönem bu tür süreçleri yaşadık fakat hiçbir zaman karamsar olmadık, kazanmayı, toparlanmayı, başarmayı bildik” şeklinde konuştu.

Buldan’ın programı Payizava ve Westan ziyaretlerinin ardından son buldu.

Kaynak: MA

 

#Buldan #Hiçbir #zaman #karamsar #olmadık #başarmayı #bildik

Yetersiz su nedeniyle milyonlarca balık öldü

Irak Yeşil Gözlemciliği, Misan Valisinin duyarsız yaklaşımları ve yetersiz su nedeniyle Misan kentinde milyonlarca balığın öldüğünü açıkladı

Yıllardır Türkiye’nin Dicle ve Fırat nehrini kısıtlaması ve yağmur yağış oranlarının azalması nedeniyle Irak’ta kuraklık yaşanıyor. Irak’ta su krizi devam ederken, Türkiye’nin Dicle ve Fırat nehirlerinden akan suyu Irak’a karşı bir şantaj aracına dönüştürdü. Su kıtlığı nedeniyle Irak’ın birçok bölgesinde tarım ve hayvancılık azalıyor.

Konuya ilişkin açıklama yapan Irak Yeşil Gözlemciliği, Misan vilayetinin Mecer kasabasında milyonlarca balığın öldüğünü duyurdu.

Açıklamanın devamında, Irak hükümetinin su sorununu ciddiye almadığı ve çözüm için komşu ülkelerle hiçbir iletişim çabası göstermediği belirtildi.

Kaynak: RojNews

#Yetersiz #nedeniyle #milyonlarca #balık #öldü

Efrîn’de ‘Hemzet’ adlı gurubun üyeleri bir çocuğa tecavüz etti

Efrîn’de Türkiye’nin destek verdiği gruplardan ‘Hemzet’ üyelerinin bir çocuğu tecavüz ettiği belirtildi. Olaya ilişkin açıklama yapan Şilêr Çocuk Hakları İzleme Komitesi, uluslararası kurumlara yaşananlara karşı tutum almaya çağırdı

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), dün Türkiye’nin destek verdiği gruplardan “Hemzat” üyelerinin Efrin’in Ciwêq köyünde bir çocuğa tecavüzde bulunduğunu duyurdu.Yaşanan olaya ilişkin Şilêr Çocuk Hakları İzleme Komitesi, Qamişlo’daki Okuma Parkı’nda açıklama yaptı.

Dünya yaşananlara sessiz
Açıklamayı yapan komite yöneticilerinden Julya Xelo, Türkiye’nin destek verdiği paramiliter güçlerin neredeyse her gün tecavüz, kaçırma, işkence ve katliam gibi insanlık dışı suçlar işlediğine dikkat çekerek tüm çağrı ve uyarılara rağmen dünyanın buna sessiz kaldığını söyledi.

Efrin’de son yaşanan çocuğa yönelik tecavüz olayının ilk olmadığını hatırlatan Julya Xelo, “Bunlar vahşetin sadece yansıyan boyutu, günlük olarak bu vahşet devam ediyor. Ancak bölgeye basının girişine izin verilmediği için bunlar yansıtılamıyor” dedi.

Uluslararası kurumlara çağrı

Çocuklara yönelik ihlallerin izlenmesi ve haklarının korunmasına ilişkin uluslararası alanda birçok komite kurulmasına rağmen insanlık dışı uygulamalara sessiz kalındığına vurgu yapan Julya Xelo, suçlara karşı sessizliği kınayarak, “İnsan hakları kuruluşları sessizliklerini bozarak, çocuk katliamlarına ve tecavüzlerine karşı tutum belirlemeliler” şeklinde konuştu.

HABER MERKEZİ

#Efrînde #Hemzet #adlı #gurubun #üyeleri #bir #çocuğa #tecavüz #etti

HDK: Faşist akıl, bu şekilde devam edemez

‘Faşist akıl bu şekilde devam edemez’ diyen HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu, Madımak katliamı’nın 30’uncu yıl dönümünde yaptığı açıklamada, ‘Madımak ateşi hala sönmedi, devlet geçmişte yaşanılan tüm katliamlarla yüzleşmeli’ çağrısında bulundu

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Meclisi, Madımak Katliamı’nın 30’uncu yıldönümü dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. Madımak’ta tutuşturulan ateşin hala sönmediği belirtilen açıklamada, devletin geçmişle yüzleşmesi çağrısı yapıldı.

‘Sanıkları koruyorlar’

Türkiye coğrafyasında yaşayan halkların, geçmişten bugüne birçok katliama tanıklık ettiği ifade edilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Bu ülkenin katliamcı geleneği ve zamanları aşan zihniyetinin hala Aleviler başta olmak üzere öteki halklara karşı yürütüldüğünün farkındayız. 2 Temmuz, Alevi halkının inancı ve kültürünün yok edilmek istendiği gün. İnsanlığa karşı işlenen suçun günü. Cezasızlıkla, zaman aşımıyla unutturma ile katilleri korumaya çalışıyorlar. Katilleri özel afla serbest bırakıp, firari sanıkları koruyorlar.

‘Tek dil, tek millet, tek din, ikinci yüzyılda da devam ediyor’

Türkiye’de ki her halk kendi kültür ve inancını yaşama hakkına sahip olmasına rağmen bu geçmişten bugüne yürütülen ulus devlet anlayışıyla ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. İktidarların dünden bugüne taraflılığını, Sivas’ta insan yakılmasına göz yumulması ve yakanların korunmasında yıllardır görmekteyiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeni bir yüzyıla girerken yaşatılan tek dil, tek din, tek millet katliamlarının ikinci yüz yılda da sürdürme niyetini görüyoruz. Devletin derin milliyetçilik ve ırkçılık söylemlerinin her geçen gün arttığı, halkların birbirinden nefret ettirilmesi çabasının hız kesmediği ve bunun hem siyasi iktidar hem de muhalefet tarafından daha da yükseltilmekte olduğunun tanığıyız.

‘Faşist akıl, bu şekilde devam edemez’

Yüzleşilmeyen her katliam yeni katliamlara yol açarken, Türkiye halklarının geleceğine kötülük tohumları ekilmektedir. Bizler barışın ve yaşamın yolcuları olmaktan vazgeçmeyeceğiz. Halkların gelecek inşasının karşısında kendi iktidarını devam ettirmekte inat eden faşist akıl, bu şekilde devam edemeyeceğini bilmelidir. Tarih haksız egemenlere karşı direnenlerin mücadelesine göre sonuçlanır.”

İSTANBUL

 

#HDK #Faşist #akıl #şekilde #devam #edemez

Kanada’da liman çalışanları greve gitti

Kanada’da iş anlaşmazlığı nedeniyle aralarında ülkenin Vancouver’deki en büyük limanı olmak üzere birçok limanda iş durdu

Kanada’da iş anlaşmazlığı nedeniyle aylar süren müzakerelerin sonuçsuz kalması üzerine 30 limanda 7 binden fazla terminal yükleyicisi ve 49 işveren greve gitti.

Taşeronluk, liman otomasyonu ve hayat pahalılığı, uluslararası denizcilik sendikası ILWU’nun kolektif eyleminin temel nedenleri oldu.

Sendikanın Kanada şubesi başkanı Rob Ashton, “Bu kararı hafife almadık ama iş gücümüzün geleceği için almak zorundaydık” dedi.

Ashton, bununla birlikte “işçi sınıfının hakları için toplu bir sözleşme” imzalanması konusunda iyimser olduğunu da sözlerine ekledi. Toplu sözleşme 31 Mart’ta sona erecek.

British Columbia Denizcilik İşverenleri Derneği de “birkaç kez esnek olmaya ve temel öncelikler üzerinde bir uzlaşma bulmaya çalıştıklarını”, ancak başarılı olamadıklarını belirtti.

Grev devam ederse Kuzey Amerika pazarında olduğu kadar dünya pazarında da önemli yansımaları olabilir.

Yalnızca Vancouver Limanı yılda yaklaşık 305 milyar dolar değerinde mal ticaretini sağlarken ve Kanada’nın GSYİH’sına 11,9 milyar dolar katkıda bulunuyor.

DIŞ HABERLER

 

#Kanadada #liman #çalışanları #greve #gitti