Ana Sayfa Blog Sayfa 237

İHD, İranlı mülteci’nin serbest bırakılmasını istedi

Onur yürüyüşünde gözaltına alınan ve sınır dışı edilmek istenen İranlı Elyas Torabibaeskendari’nin ülkesinde idam edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten hak savunucuları, serbest bırakılmasını istedi

İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi, 25 Haziran’da İstanbul’da yapılan Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alındıktan sonra Urfa Geri Gönderme Merkezi’ne gönderilen İranlı mülteci Elyas Torabibaeskendari’nin maruz kaldığı ihlallere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

İHD İstanbul Şube binasında yapılan toplantıya Torabibaeskandari’nin ailesinin yanı sıra birçok hak savunucusu katıldı. Toplantıda basın metnini İHD İstanbul Şube Sekreteri Oya Ersoy okudu.

Torabibaeskendari’nin gözaltına alındıktan sonra ailesinin derneğe başvurduğunu belirten Ersoy, gözaltı sonrasında hem derneklerinin hem de ÖHD’li avukatların harekete geçerek, Taksim Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne gidip Torabibaeskendari’yle görüştüğünü aktardı. Yapılan görüşme sonrasında yetkililerin, Torabibaeskendari’nin Tuzla Geri Gönderme Merkezi’ne götürüldüğü bilgisini verdiğini fakat daha sonra avukatların bilgisi dışında oradan da Urfa Geri Gönderme Merkezi’ne sevk edildiği öğrendiklerini belirten Ersoy, avukatların Urfa’da da Torabibaeskendari’yle görüşme girişimlerinin sonuçsuz kaldığı bilgisini paylaştı.

‘Serbest bırakılmasını talep ediyoruz’

Torabibaeskendari’nin İran’da annesiyle birlikte yaşadığı ağır işkenceler nedeniyle Türkiye’ye göç ettiğini ve uluslararası koruma talep ettiğini ifade eden Ersoy, Torabibaeskendari ailesinin 2013 yılından bu yana Türkiye’de “şartlı mülteci” olarak yaşamını sürdürdüğünü belirtti. Torabibaeskendari’nin geri gönderilmesiyle idam edilebileceği riski ve yaşamsal tehlikelerinin oluşabileceğini vurgulayan Ersoy, “Bu süreçte işkence görmüş olabileceği ve  sınır dışı edilme ihtimalinden kaygı duymaktayız. Elyas’ın nerede ve hangi koşullarda tutulduğunun resmi makamlarca açıklanmasını ve derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” dedi.

Ersoy’un ardından söz alan annesi Ashraf Abudzadeh Bereyhi de, Torabibaeskendari’yle yaptığı telefon görüşmesini aktardı. Torabibaeskendari ve beraberindekilerin 17 saat boyunca aç ve susuz bırakıldığını ve kötü muameleye maruz kaldığını aktaran Bereyhi, “Çocuğum için ne yapmam gerekirse onu yapmak istiyorum. Ben sadece kendi çocuğum için değil oradaki herkes için kaygılıyım” diyerek çağrıda bulundu.

İSTANBUL

 

 

#İHD #İranlı #mültecinin #serbest #bırakılmasını #istedi

HDP, Şêx Saîd ve arkadaşlarını andı

HDP, Şêx Seîd ve arkadaşlarına dair, ‘98 yıl önce hedef alınan, Kürt halkının hak ve özgürlük talebiydi’ mesajı paylaştı

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Şêx Saîd ve 46 arkadaşının İstiklal Mahkemeleri kararının ardından idam edilmelerinin 98 yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj paylaştı. Partinin Twitter hesabından yapılan paylaşımda: “İstiklal Mahkemesi tarafından 29 Haziran 1925’te Diyarbakır Dağkapı Meydanı’nda idam edilen Şêx Said ve 47 mücadele arkadaşını saygı ve minnetle anıyoruz. 98 yıl önce hedef alınan, Kürt halkının hak ve özgürlük talebiydi. Şark Islahat Planı, AKP-MHP’nin Kürt halkına karşı inkar ve asimilasyon politikalarıyla sürüyor” ifadelerine yer verildi.

 HABER MERKEZİ

#HDP #Şêx #Saîd #arkadaşlarını #andı

Putin’in bumerangı: Wagner

Wagner kalkışmasının Putin’in siyası yaşamı ve kariyerinde ciddi ve en korkunç bir imtihan olduğunu belirten Rus gazeteci Ruslan Süleymanov, ‘Bu olay Putin’in rezilliği de oldu’ değerlendirmesinde bulundu

Uluslararası alanda da faaliyet yürüten Rus paralı asker ordusu Wagner’in kurucusu Yevgeni Prigojin ile Rus komuta kademesi arasında yaşanan gerilimin yankıları devam ediyor. Taraflar arasında bir uzlaşı sağlansa da “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in siyasi geleceği ve Wagner’in akıbeti” yönündeki tartışmalar gündemdeki yerini koruyor. Putin, Wagner savaşçılarına, “Orduya katılabilir, eve dönebilir ya da Belarus’a gidebilirsiniz” seçeneklerini sundu. Prigojin’in bu seçenekleri kabul edip etmeyeceği, Wagner’in dağılmasının Rusya’nın ülke dışındaki askeri varlığını nasıl etkileyeceği merak konusu.

Somut veriler yok

Yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan doğu bilimci ve gazeteci Ruslan Süleymanov, Putin ile Prigojin’in hangi maddeler üzerinde uzlaşı sağladıklarına dair somut verilerin olmadığını söyledi. Süleymanov, “Büyük ihtimalle Wagner’in bazı paralı askerleri Rusya’nın ordusuna entegre edilecek. Putin, şu anda yaptığı her konuşmasında savunma bakanlığıyla sözleşmeler imzalanması için Wagner’in ‘haydutlarına’ çağrıda bulunuyor” dedi. Süleymanov, yaşananların Putin açısından “rezillik” olduğunu ve Putin’in bunu asla unutmayacağını belirtti. Süleymanov, “Putin Prigojin’i asla bağışlamaz. Bu nedenle Prigojin’in durumunun şimdilik çok riskli olduğu kanısındayım” diye konuştu.

Bardağı taşıran damla

Prigojin’in isyan niteliğindeki kalkışmasının zamanlamasına değinen Süleymanov, şunları söyledi: “Rusya’daki kanunlara göre son bir yıl içinde Rusya yönetimi ile özellikle de Savunma Bakanlığını eleştirmek yasaktı. Ama Rusya’da Savunma Bakanlığını açık bir şekilde eleştirebilen tek adam vardı o da Prigojin’dir. Rusya’nın Savunma Bakanlığı tarafından Wagner’in paralı askerlerin cephanesiz bırakılması Prigojin’in öfkesinin esas sebebiydi. 23 Haziran’da Wagner’in Rus uçağı tarafından vurulması Prigojin için bardağı taşıran son damla gibi oldu. Lakin bu olayla ilgili henüz hiçbir kanıt görmediğimiz için bu saldırının gerçekten olup olmadığından emin değiliz. Büyük ihtimalle Prigojin isyanı başlatmak için bunu sadece bir bahane olarak kullandı. Hiç kuşkusuz Rusya’da değişik silahlı birimler arasında rekabet var. Bu durum ‘böl ve yönet’ iddiasına dayanan Putin’in çıkarına geliyor.”

Putin’e destek azaldı

Süleymanov, Rusya’daki gelişmelerin diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in siyasi geleceğini de olumsuz etkilediğini söyledi. Süleymanov, “Tabii ki bu kalkışma Putin’in siyası yaşamı ve kariyerinde ciddi ve en korkunç bir imtihan oldu. Ayrıca söylediğim gibi bu olay Putin’in rezilliği de oldu. Çünkü, Wagner, Putin’in kurduğu devlet sisteminin zafiyetini ortaya çıkardı. Bunun dışında; Rusya Devlet Başkanını ve onun etrafındakilerini müdafaa etmeye hazır olanların sayısının az olduğu da ortaya çıktı. Haliyle Rusya’da Putin’e destek oranının azalmış olabileceğini tahmin ediyorum” dedi. Süleymanov, Prigojin’in kalkışmasını ‘meydan okuma’ olarak ifade ederek, “Sanıyorum Prigojin bu meydan okuma olayı için çok yüksek bedel ödeyecek. Putin er ya da geç intikam alacaktır” diye ekledi.

Kapatılabilir

Süleymanov, Putin’in Wagner savaşçılarına sunduğu, “Orduya katılabilir, eve dönebilir ya da Belarus’a gidebilirsiniz” seçeneklerinin tümünün Prigojin tarafından kabul edileceğini belirtti. Süleymanov, “Prigojin, hayatını kurtarmak için bütün seçenekleri kabul etmek zorunda kaldı. Öbür taraftan isyanı destekleyen paralı askerler, Prigojin’in geri çekilmesini ihanet gibi karşıladılar. Yakın zamanda Prigojin’in Wagner’den ayrılacağı ve Rusya’nın coğrafyasında Wagner’in tam kapatılacağını düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Rusya’nın etkisiz azalacak

Wagner grubunun dağılmasının Rusya’nın askeri dış politikasına etkisine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Süleymanov, şunları kaydetti: “Rusya, batı ile ilişkileri bozduğu için Afrika ülkeleriyle iş birliğini pekiştirmek niyetinde olan bir ülkedir. Son bir yıl içinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov bu anlamda Afrika kıtasına 4 gezi gerçekleştirdi. Bildiğiniz gibi Moskova Ortadoğu’da veya Afrika’da varoluşunu korumak için çok yüksek bedel ödüyor. Kremlin, devletin doğrudan dahil olmak istemediği ‘maskeli’ operasyonlarda Wagner’i tercih ediyordu. Lakin Prigojin’in başarısız isyanı ve Rusya’da Wagner’a karşı beklenen baskı, yurtdışında da Wagner’in faaliyetini etkileyebilir. Buna ek olarak Ukrayna’da Rus ordusunun durumu kötüleştikçe Moskova da tüm kaynak ve güçlerini tedavüle sokmaya başlayabilir ve Ukrayna cephesine ilham vermek amacıyla Afrika’da Wagner’in varlığını azaltmak zorunda kalabilir. Başka bir ifadeyle Ukrayna’nın taarruzu ne kadar başarılı olursa Rusya’nın Afrika ve diğer kıtalarda varlığı da o kadar azalacak.”

Haber: Selman Güzelyüz / Ankara – MA

#Putinin #bumerangı #Wagner

Şenyaşar ailesi ‘Direnmemek çürütür’ mesajı paylaştı

Adalet Nöbeti 829’uncu gününde olan Şenyaşar ailesi, ‘Adaletin geldiği gün, zafer bizimdir. Direnmemek çürütür!’ mesajı paylaştı

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti 829’uncu gününde devam ediyor.

Emine Şenyaşar’ın rahatsızlıkları sebebiyle aile bugünkü nöbetini Pirsûs’taki evlerinde sürdürdü. Aile sanal medya hesabından “Ortada bir haksızlık, adaletsizlik varsa susma. Haklı ve kararlı direnişler tarihte her zaman zaferle sonuçlanmıştır. Adaletin geldiği gün, zafer bizimdir. Direnmemek çürütür” mesajını paylaştı.

RIHA

 

#Şenyaşar #ailesi #Direnmemek #çürütür #mesajı #paylaştı

15 yaş altı doğum oranı bir yılda yüzde 25 arttı

CHP’li Gamze Akkuş İlgezdi’nin hazırladığı ‘Çocuk Gebelikleri Raporu’na göre, AKP iktidarında 19 yaş altındaki gebe sayısı 2 milyonu geçti

Cumhur İttifakı’nın ortağı Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın 14-15 yaşındaki kız çocukların evliliğine ilişkin açıklaması tartışılırken CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, Türkiye’de doğum yapan çocuklara ilişkin Çocuk Gebelikleri Raporu hazırladı.

TÜİK verilerinden 15 yaş altı doğum oranlarının paylaşıldığı raporda, “15 yaşından küçüklerin yaptığı doğum sayısı ise 22 yılda toplamda 21 bin 87 oldu. ‘Hokus-pokus’ formülünü devreye sokan TÜİK’in marifetiyle 17 yaş altındaki kız çocuklar arasındaki doğum oranı son 22 yılda sözde yüzde 24.49 azalırken, yaş grubu belirsiz doğumlar 130 bini buldu. Ülkemizdeki Adölesan doğurganlık hızı (19 yaş altı doğum) hala Avrupa’nın neredeyse iki katı” ifadeleri kullanıldı.

19 yaş altı doğum oranı 2 milyonu aştı

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın aktardığı raporda, 15 yaşın altında doğum yapan çocukların sayısının 2022’de bir önceki yıla göre yüzde 25 artarak 147’ye çıktığı belirtildi. Gebe 19 yaş altı sayısının son 22 yılda 2 milyon 88 bin 925’e çıktığı aktarıldı.

Raporda şu ifadelere yer verildi: “TÜİK verilerinde bile 15 yaş altı doğumlar son bir yılda arttı. Açıklamayıp gizledikleri istatistikler ise çok daha vahim ve çarpıcı. Küçük yaşta doğum oranları, aile baskısıyla okutulmayan yahut okuldan alınan kız çocuklar arasında artış gösteriyor. 2015-2021 arasında doğum yapan 15 yaşından küçük 1.546 çocuğun yüzde 50’si, yani 779’u yalnızca ilkokul mezunuydu. 422’sinin ise herhangi bir okul bitirmediği görülüyor. 5 çocuk ise okuma yazma dahi bilmiyordu. Yine aynı dönemde doğum yapan 15-19 yaş grubuna mensup 427 bin 709 çocuktan 2 bin 960’sının okuma yazması bulunmuyor.

Yargı erki, kız çocukları küçük yaşta evlilikten ve cinsel istismardan korumakla mükellef olmasına rağmen ‘toplumsal dinamik’ bahanesine sığınıyor. Adalet sistemi, çocuğa yönelik cinsel istismarla mücadele etmek yerine 18 yaşından küçük olduğu halde gebe kalan çocuklara evlilik izni verilmesini ‘mücbir’ yani zorlayıcı neden olarak görüyor. Bu durum, istismarı hukuken meşrulaştırmaktadır.”

HABER MERKEZİ

#yaş #altı #doğum #oranı #bir #yılda #yüzde #arttı

CHP ve Gelecek Partisi’nden HDP ve Yeşil Sol Parti’ye bayram ziyareti

CHP ve Gelecek Partisi, HDP ve Yeşil Sol Parti’ye bayram ziyaretinde bulundu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Gelecek Partisi, Kurban Bayramı nedeniyle Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ile Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) ziyaret etti.

HDP Genel Merkezi’ne yapılan ziyarette Gelecek Partisi heyetinde Genel Sekreterlik Başkan Yardımcıları Seyrangül Neslihanoğlu, Hasan Gürbüz ve Yerel Yönetimler ve Şehircilik Başkan Yardımcısı Alparslan Ziya Aslan yer aldı.

Heyeti, Yeşil Sol Parti Amed Milletvekili Sevilay Çelenk, Parti Meclisi (PM) üyesi Mete Elçi ve HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Elif Bulut karşıladı.

Ziyarette konuşan HDP MYK üyesi Elif Bulut, halkların demokratikleşmeye özlem duyduğunu ve toplumsal bir değişim beklentisinin olduğunu dile getirdi. Bulut, “Demokratikleşme için mücadele eden partilerden halkların çok şey beklediğini gördük. Bayramın da buna vesile olmasını umut ediyoruz” dedi.

Seyrangül Neslihanoğlu da Türkiye’de kutuplaşmanın hat safhada olduğunu dile getirdi. Bayramların bu durumun önüne geçtiğini dile getiren Neslihanoğlu, “Bu ziyaretler güzel şeyler. Keşke daha sık yapabilsek. Sizi ziyaret etmekten mutluluk duyuyoruz” diye konuştu.

Heyetin ziyareti, daha sonra basına kapalı bir şekilde sürdü.

CHP ziyareti

CHP heyetinde Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, Kadın Kolları Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Armağan Akyüz, Gençlik Kolları’ndan Dilara Dalbudak yer aldı. Heyeti HDP ve Yeşil Sol Parti’nden aynı heyet karşıladı. Bayram tebrikleri ardından konuşan HDP MYK üyesi Elif Bulut, “İktidarın ortak paydalarından bir tanesi de kadın düşmanlığı üzerine kurulmuş olması. Biz  kadınların daha çok mücadele etmesine yol açacak bir süreç içindeyiz” diye konuştu.

Ziyarette konuşan CHP’li Zeynel Emre de, CHP’nin kadın temsilliyetini uzun yıllardır artırmaya dönük çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti. Toplumda kadına bir rol biçildiğini ve bu rolün kırılması gerektiğini dile getiren Emre, bu doğrultuda yaptıkları çalışmalara değindi. Kadına yönelik ayrımcılığa da değinen Emre, kadın katılımının yükselmesi ile ülkenin gelişeceğini söyledi.

Merdan Yanardağ’ın tutklanmasına tepki

Elif Bulut ise “Ortak mücadele Türkiye’nin önünü açan durumlardan biri. Özgürlüklerimizin gasp edildiği, insanların düşüncelerini ifade ettikleri için gözaltına alınıp, tutuklandığı bir süreci yaşadık, yaşıyoruz. En son gazeteci Merdan Yanardağ tutuklandı.  Yanardağ, ‘tecrit Türkiye hukukuna uygun değildir’ demesi nedeniyle tutuklandı” ifadelerini kullandı. Tekrar söz alan CHP Milletvekilli Zeynel Emre, “ ‘Kamu güvenliği’ kavramı ile temel hak ve özgürlüklerin kesiştiği noktalar, bunun sınırı nasıl ve nerede olur?’ diye tartışılıyor.  Bunun sınırının hukukla çizilmesi herkesin temel arzusu. Hukuk devleti dediğimiz şey; evrensel hukukla sınırın çizilmesi. Türkiye’de 85 milyonun barış ve huzur içinde bir arada yaşayabilmesi için temelin bu olması lazım” diye kaydetti.

ANKARA

 

#CHP #Gelecek #Partisinden #HDP #Yeşil #Sol #Partiye #bayram #ziyareti

Alman gazeteci 13 yıldır Sûr’u fotoğraflıyor: Yıkılan tarih değişen yaşam şekli

Sûr ilçesindeki değişimi fotoğraflayan Alman fotoğrafçı Hınrıch Schultze, 2010 yılından bu yana Amed’in tarihi Sûr ilçesinin sokaklarını fotoğraflıyor. Schultze, 2015’de ilan edilen sokağa çıkma yasakları ile yaşanan değişimi karelerine yansıttı

Alman gazeteci Hınrıch Schultze (70), 2010 yılından bu yana Amed’in tarihi Sûr ilçesinin sokaklarını ve yaşamını fotoğraflıyor. Schultze, 2015 yılında kentte ilan edilen sokağa çıkma yasakları sürecinde de gelişlerini sürdürerek, yaşanan değişimi karelerine yansıttı.

Schultze, uzun yıllardır çektiği kareleri önümüzdeki günlerde Berlin ve Hamburg’da yapacağı sergiyle sanat severlerle buluşturmayı hedefliyor.

Mezopotamya Ajansı’ndan Eylem Akdağ, Schultze ile çalışmasını ve Sûr’da şahit olduğu değişimi konuştu.

Ara Güler ve İstanbul ile tanışma

Ermeni fotoğrafçı Ara Güler ile tanışıklığı üzerine ilk kez Türkiye’ye geldiğini aktaran Schultze, daha sonra bir arkadaşının anlatımı üzerine Amed’e geldiğini söyledi. Schultze, ilk Amed’e geliş sürecini şöyle anlattı:

“Ermeni fotoğraf sanatçısı Ara Güler ile Bremen’de tanıştım. Güler’in İstanbul’a dair fotoğraflarını gördüm ve ‘İstanbul’a gidip, görmeliyim’ dedim. İstanbul’a gelip Ara Güler’in fotoğraflarını gördükten sonra, o yerlerin hiçbirisinin şimdi olmadığını gördüm. İstanbul’da bir arkadaşım, Diyarbakır’ın çok güzel bir yer olduğundan bahsetti. Ben de 2010’da ilk defa Diyarbakır’a geldim. İlk geldiğimde Sur’u çok sevdim. Ondan sonra da Sur’da fotoğraf çekmeye başladım.”

Schultze, fotoğraf sevgisini ise şöyle açıkladı: “Fotoğraflarda insanlar birlikte oturur, sohbet eder, bu yüzden fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Biraz nostaljik bir insanım, eskiye özlem duyuyorum. Aslında Ara’nın dünyasının bir kısmını da Diyarbakır’da buldum. Sur’un yok edilmediği, yıkılmadığı zamandan bahsediyorum. Sur ayaktayken Ara’nın dünyasını o zaman burada buldum.”

İşimiz unutturmamak

Sokağa çıkma yasakları sürecinde de Amed’e geldiğini ifade eden Schultze, “2010’dan sonra neredeyse her yıl Diyarbakır’a geldim. Yani Diyarbakır’a bu kadar kötü bir şey olacağını hiç tahmin etmiyordum. Ben bir fotoğrafçıyım, bir fotoğrafçı olarak, değişimin nasıl olduğunu göstermek istedim. Değişimin nasıl olduğunu fotoğraflarla göstermek gerekir. Açıkçası 2015 sürecinden önceki halini daha çok fotoğraflamak isterdim. Fotoğrafçının işi bir şey kaybolmadan önce onu tutmaktır. Bir şeye kaybolmadan önce tutunmaktır. Dünyada bizim bu tarihi unutmamızı isteyen bir sürü güç var ama asla tarihi unutmamalıyız. Bu da benim işim; unutturmamak. Burada yapmam gereken bir iş var, bütün bu süreci doküman altına almak, bütün bu süreci çekmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

Patlama olunca beni orada bıraktılar

Sokağa çıkma yasakları sürecinde gözaltına alındığını fakat Amed’e gelmekten vazgeçmediğini dile getiren Schultze, şunları söyledi:

“Savaştan ve burada yaşanan olaylardan sonra da yıkım hala devam ediyor. Buraya gelmemin cevabı da budur. Bunları yok olmadan önce belgelemek için gelmeyi sürdürüyorum. O süreçte gözaltına alındığımda polisler bana şunu söyledi, ‘Burası çok kötü bir yer, biz burayı sevmiyoruz, sen neden Antalya değil de buradasın?’ O sırada sadece röportaj yapıyordum, bir kafede beni duvara doğru ittiler. Bu bana şunu düşündürdü, demek ki bunlarla ilgili çok deneyimleri var. Hiçbir şekilde bir yerimi incitmediler, iz bırakmadılar. Bana kalaşnikof doğrulttular ve duvara ittiler. İnsanlar hakkında bilgi istediler ve ben de röportaj yaptığım insanlar hakkında bilgi veremeyeceğimi söyledim. Sonra dışarı da büyük bir patlama oldu, kafeden çıktılar, beni orada bıraktılar.”

Sûr’un yerle bir edilen ve cezaevi mimarisinde inşa edilen yerlerine de değinen Schultze, büyük bir kültürel yıkımın olduğunu kaydetti. Schultze, bu kültürel yıkımın farklı ideolojik argümanlarla kendi memleketi Hamburg’da da yapıldığını söyledi. Kendi memleketi ve Sûr’u birbirine benzettiğini belirten Schultze, “Sûr’da yaratılan şehrin yeni halini sevmedim, Londra’da bir parka gitmek isteseydim, Londra’ya giderdim. Diyarbakır’a gelmezdim. Bu yeni yapı için Diyarbakır’a gelmem. Bu yüzden yeni yapıya hiç gitmedim. Toledo gibi olacağı sözü verildi ama Toledo’ya hiç benzemiyor, London Pub gibi görünüyor” dedi.

Yıkılan tarih değişen yaşam şekli

Schultze, memleketi ve Sûr’da yaşanan “değişim” arasındaki benzerliğe işaret ederek, “Eskiden Hamburg’da yaşadığım yerde çok eski yerler vardı. Çok iyi durumda olan binalar değildi ama ucuz binalardı. Arkadaşlarımızla birlikte orada vakit geçirip, eğlenebiliyorduk. Dışarıda restorana gitmek için, seyahat etmek için paramız da kalıyordu. Ama oraları yıktılar ve yeni apartmanlar yaptılar. ‘Lüks’ diyebileceğimiz o büyük apartmanlarda insanlar oturuyor ve sadece televizyon izliyor. Bunun dışında hiçbir şey yapmıyorlar. Bu yerlerde artık yaşam daha da pahalı. Aslında beni buraya getiren yaşadığım yer ve buradaki değişim benzerliği. Aynı değişim söz konusu; yıkılan bir tarih, değişen yaşam şekli…”

Hamburg’da tarihi yerlerin “yenileşme, jenerasyon değişmesi, çağa ayak uydurma” argümanlarıyla değiştirildiğini belirten Schultze, “Orada bu parayla yapıldı, eski binalar yıkıldı, yerine yeni şehirler yapıldı. Bütün gün bu yeni yerlerin kirasını ödemek için çalışıyoruz ve eve geldiğimizde aşırı yorgun oluyoruz. Farklı ideoloji aygıtları ve sloganlarla geldiler ama yapılan şey en nihayetinde aynı şeydi. Onlar bunu soylulaştırma olarak getirdiler.”

Alman hükümetine sinirliyim, Sûr’a gözleri kapalıydı

İlerleyen günlerde Berlin ve Hamburg’da, Sûr’da çektiği fotoğraflara dair sergi yapacağını aktaran Schultze, sergisinin amacını ve vermek istediği mesajlara dair şunları söyledi:

“Bunun sebebi Alman hükümetine karşı çok sinirliyim. Çünkü Venezuela, Rusya ya da Küba’da olan herhangi bir olayda çok tepki verebiliyorlar. Gündemleştirip, konuşabiliyorlar ama Sur’da bir olay oldu mu Alman hükümetinin buna karşı gözleri kapalıydı. Çünkü burada askeri anlamda bir dostlukları ve ilişkileri var. Bu beni çok sinirlendiriyor. Aslında göstermek istediğim bu gerçeklik. Avrupa Birliği her zaman demokrasi ve insan hakları hakkında konuşuyor. Ama kötü hükümetlerle kötü ilişkiler gerçekleştiriyor ve sonrasında bu kadar göçmenin nereden geldiğini merak ediyorlar. Mültecileri almamak için kötü hükümetlere para veriyor. Ama her zaman da insan hakları ve demokrasiden konuşuyorlar.”

Hinrich Schultze kimdir?

Almanya’nın Hamburg kentinde doğan Hınrıch Schultze (70), üniverside fotoğrafçılık bölümünü okudu. 1983 yılında Günter Wallraff’ın “Ganz unten” kitap/sinema projesinin bir parçası oldu. Söz konusu kitap Türkiye’de de yayınlandı. 1986 yılından bu yana foto muhabiri ve belgesel fotoğrafçısı olarak çalışan Schultze, 1995 yılında meslektaşlarıyla birlikte Almanya Foto Muhabirleri Derneği FreeLens’i kurdu. Schultze, aynı zamanda sanatçı kolektifi Frappant’ın bir üyesi olarak da birçok ülkede sergi açıyor.

HABER MERKEZİ

#Alman #gazeteci #yıldır #Sûru #fotoğraflıyor #Yıkılan #tarih #değişen #yaşam #şekli

Yeşil Sol Parti Milletvekili Bozan: Ülke barışı tecrit altında

PKK Lideri Abdullah Öcalan şahsında ülkenin barışının ve geleceğinin tecrit altında alındığını ifade eden Yeşil Sol Parti Milletvekili Ali Bozan, iktidara ‘Kanunları uygula, mutlak tecridi kaldır’ çağrısı yaptı

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 25 Mart 2021 tarihinden bu yana haber alınamıyor. Öcalan’a dönük mutlak tecrite karşı yapılan aile ve avukat görüşleri ise çeşitli gerekçelerle engelleniyor. Tecride dair değerlendirmelerde bulunan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan, tecritle Öcalan’ın unutturulmak istendiğini belirtti.

Amaçları unutturmak

Bozan, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın PKK Lideri Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridi dair eleştirileri nedeniyle tutuklanmasına işaret ederek, “Yanardağ’ın dile getirdiği tecrit, adaleti savunan herkesin ifade etmesi gereken bir konu” dedi. Yanardağ’ın tutuklanmasıyla topluma “tecritle ilgili konuşmayın” mesajı verildiğini söyleyen Bozan, “İktidar Sayın Abdullah Öcalan’ı unutturmak istiyor. Sayın Abdullah Öcalan’ın Kürt sorunu çözümüne yönelik düşüncelerinin toplumda, kamuoyunda tartışılmasını ve bilinmesini istemiyor. Merdan Yanardağ hakkında verilen gözaltı ve tutuklama kararının sebebi budur. Biz biliyoruz ki önümüzdeki günlerde Merdan Yanardağ mahkemeye çıkacak. Yargılaması yapılacak. Yargılama neticesinde kendisi hakkında beraat kararı verilecek. Çünkü açıklama düşünce ifade özgürlüğü kapsamında yaptığı bir açıklamadan ibarettir” dedi.

Tecrit derinleştiriliyor

Mutlak tecridin Öcalan şahsında tüm topluma uygulandığını kaydeden Bozan, “Sayın Öcalan’a uygulanan tecritle esasen amaçlanan Kürt halkının özgürlük mücadelesinin tecrit altına alınmak istenmesidir. Sayın Öcalan Kürt halkına ve kamuoyunda unutturulmak isteniyor” diye konuştu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği ihlal kararlarına rağmen tecridin derinleştirildiğine dikkati çeken Bozan, iktidara “kanunları uygula, mutlak tecridi kaldır” çağrısı yaptı.

Geleceğimize tecrit

Tecrit derinleştikçe Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün daha da derinleştiğini vurgulayan Bozan, “Ülkedeki sorunların temel kaynağının İmralı’da sürdürülen mutlak tecrittir. Tecrit kaldırılırsa ülkedeki sorunların çözümümün önü açılır” dedi. Öcalan’ın “ülkenin barış, huzur ve geleceğinin teminatı” olduğunu aktaran Bozan, “Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit Kürt halkına uygulanmaktadır. Bu ülkenin barışına, huzuruna ve geleceğine uygulanmaktadır” ifadelerini kullandı.

Haber: Hamdullah Yağız Kesen / Mersin – MA

#Yeşil #Sol #Parti #Milletvekili #Bozan #Ülke #barışı #tecrit #altında

Macron’dan acil kriz toplantısı

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Paris’teki polis şiddeti üzerine başlayan ve ülke çapına yayılan eylemlerle ilgili bakanlıklar arası kriz birimini acil toplantıya çağırdı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, başkent Paris’te 17 yaşında bir gencin trafik kontrolü sırasında polis tarafından öldürülmesi sonrasında yaşanan şiddet olaylarının “haklı gösterilemeyeceğini” belirtti.

Belediye binaları ateşe verildi

Euronews’te geçen habere göre, olaylar üzerine bakanlıklar arası kriz birimini bu sabah acil toplantıya çağıran Macron, bazı belediye binalarının ateşe verildiği protestolarla dolu gece sonrası, “kurumlara ve Cumhuriyet’e” karşı “haklı gösterilemeyecek” şiddet olayları yaşandığını belirterek bu durumu kınadı.

Gece boyunca bu kurumları korumak ve sükuneti sağlamak için çalışan güvenlik güçlerine teşekkür eden Macron, bugün öğleden sonra Nael’in anısına ailesi tarafından düzenlenecek sessiz yürüyüş için “saygı” çağrısında bulundu.

Macron “Bana göre, önümüzdeki birkaç saat her şeyden önce bir tefekkür ve saygı zamanı olmalı ve Sessiz Yürüyüş bu bayrak altında yapılmalı.” dedi.

DIŞ HABERLER

#Macrondan #acil #kriz #toplantısı

Evini terk etmedi 2 yıl cezaevi yattı

Nisêbîn’de 2015’teki sokağa çıkma yasağı döneminde evinde çıkmadığı için 2 yıl boyunca cezaevinde kaldığını ifade eden Barış Annesi Hanse Bulut (65), yaşanan sürecin baştan sona kadar adaletsiz olduğunu belirtti

İzmir’de 10 Eylül 2021’de tutuklanan ve hakkında 2 yıl hapis cezası verilen 65 yaşındaki Barış Annesi Hanse (Xense) Bulut, infazının yakılmasıyla beraber 3 ay daha cezaevinde tutulduktan sonra 27 Haziran günü Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. Bulut, 2015’te Mêrdîn’in Nisêbîn (Mardin/Nusaybin) ilçesinde öz yönetim ilanı ardından başlatılan sokağa çıkma yasağı sürecinde evinden çıkamadığı için hakkında “örgüte yardım ve yataklık” iddiasıyla açılan davada verilen 2 yıllık hapis cezasının onanması üzerine tutuklanmıştı. Hipertansiyon ve diyabet hastası olan Bulut, 24 Mart’ta çıkarıldığı Cezaevi Gözlem Kurulu’nun “pişmanlık” dayatmasını kabul etmediği için infazı yakılarak tahliyesi 3 ay ertelemişti.

Tanklarla evleri yıktılar

2015’te Nisêbîn’de özyönetim ilanı ardından başlatılan sokağa çıkma yasağı dönemini hatırlatan Bulut, o süreçte asker ve polislerin tank ve toplarla evleri yıktığını ve hastalığı sebebiyle evden çıkmak için karakolu aradıklarını belirterek, “Askeriyeyi arayıp çıkmak istediğimizi kendimiz söyledik. Onlar bizi gözaltına aldı. Yeğenim tutuklandı bana da yaşımdan dolayı üyelikten değil yardım ve yataklıktan dosya açıldı. Sonrasında İzmir’e geldim. Ben Nisêbîn doyasından tutuklandım. Evimdeydim, bu konuda ifade verdiğimde bana evimden niye çıkmadığımı sordular, Nisêbîn’den çıksam da terörist derdiniz çıkmasam da derdiniz dedim. Ben bu yüzden gözaltına alındım, ceza aldım” dedi.

‘Pişman mısın’ sorusu

Tutuklandığı süre zarfında ve cezasının bittiği zamanda da birçok kez pişmanlık dayatmasına maruz kaldığını kaydeden Bulut, cezaevinin onu bağımsızlar koğuşuna götürmek istediğini söyledi. Bulut, “Bende ne için tutuklandıysam oraya gideceğim dedim. Siyasi tutukluyum, siyasi koğuşa gideceğim dedim. O dönemde pandemi zamanıydı on beş gün karantinada kaldım. O zaman da üç kere bana ‘pişman mısın değil misin’ diye sordular. ‘Niye bağımsızlara gitmiyorsun?’ diye sordular. Ben kabul etmedim. Cezam bittikten sonra kurula çıkardılar, psikoloğa götürdüler. Psikoloğun benim sağlığımla ilgilenmesi gerekiyor ama o da bana ‘pişman mısın?’ diye sordu. Ben de pişman olmadığımı söyledim. Sonrasında ‘tahliye olursan ne yapacaksın’ diye sordu. Türkçe bilmediğim için yanımdaki arkadaşıma ‘ona söyle onun annesi de benim yaşımdadır. Annesi ne yapıyorsa ben de onu yapacağım’ dedim” şeklinde konuştu.

‘Sürecin hepsi adaletsizdi’

Pişmanlığı kabul etmediği için üç ay daha cezaevinde tutulduğunu hatırlatan Bulut, baştan sona sürecin hukuksuz olduğunun altını çizerek, “Evimden çıkmadığım için ceza aldım. Ne bu hukukiydi ne de tahliye olacağım zaman verdikleri ceza hukukiydi. Benim ceza almamın, tutuklanmamın hepsi adaletsizdi. Ben başım dik tutuklandım ve başım dik çıktım cezaevinden. Bana siyasi koğuşa gidersen daha fazla yatarsın dediler ben de siyasi nedenden tutuklandım seve seve yatarım dedim” diye belirtti.

Sık sık aramalar yapılıyor

Cezaevinde yaşanan sorunlara değinen Bulut, sık sık aramanın yapıldığını ve sudan sebeplerle tutanak tutulduğunu paylaştı. Tüm bu yaşatılanların eziyet olduğunu vurgulayan Bulut, “Ne yastık bırakıyorlardı ne döşek. Cezaevlerinde eziyet var. Boş nedenlerden tutanak tutuluyor. Mahkemede ceza alıp tutuklanıyorsun sana bir de cezaevinde ceza veriliyor. Bunun nedeni onların korkusudur. Yani siz bizim elimizin altındasınız, size ne yapsak da karşı çıkamazsınız demek istiyorlar. Buna ne hakları var?” diye sordu.

‘Çıktığıma sevinemedim’

Cezaevinden başı dik bir şekilde çıktığına vurgu yapan Bulut, “Benim başım diktir, çünkü her şeye rağmen cezayı aldım yattım ve pişman olmadığımı söyledim. Ben zaten cezayı yattıktan sonra ne için pişman olacağım? Kürt olduğumuz için tutuklanıyoruz. Ben kimseye saldırmadım, kimseyi öldürmedim. Ben ne kadar ceza alsam da yüz kere de bana pişman mısın deseler yine başım dik bir şekilde cezayı yatarım ve çıkarım. Ben çıktım, ama bir yarım orada kaldı. Çıktığım için çok sevinemedim. Tüm arkadaşlarla birlikte çıkmış olsaydık o zaman çok sevinirdim. Umarım onlar da özgürlüklerine kavuşacaklar” diye konuştu.

İZMİR

#Evini #terk #etmedi #yıl #cezaevi #yattı