Ana Sayfa Blog Sayfa 238

Alman gazeteci 13 yıldır Sûr’u fotoğraflıyor: Yıkılan tarih değişen yaşam şekli

Sûr ilçesindeki değişimi fotoğraflayan Alman fotoğrafçı Hınrıch Schultze, 2010 yılından bu yana Amed’in tarihi Sûr ilçesinin sokaklarını fotoğraflıyor. Schultze, 2015’de ilan edilen sokağa çıkma yasakları ile yaşanan değişimi karelerine yansıttı

Alman gazeteci Hınrıch Schultze (70), 2010 yılından bu yana Amed’in tarihi Sûr ilçesinin sokaklarını ve yaşamını fotoğraflıyor. Schultze, 2015 yılında kentte ilan edilen sokağa çıkma yasakları sürecinde de gelişlerini sürdürerek, yaşanan değişimi karelerine yansıttı.

Schultze, uzun yıllardır çektiği kareleri önümüzdeki günlerde Berlin ve Hamburg’da yapacağı sergiyle sanat severlerle buluşturmayı hedefliyor.

Mezopotamya Ajansı’ndan Eylem Akdağ, Schultze ile çalışmasını ve Sûr’da şahit olduğu değişimi konuştu.

Ara Güler ve İstanbul ile tanışma

Ermeni fotoğrafçı Ara Güler ile tanışıklığı üzerine ilk kez Türkiye’ye geldiğini aktaran Schultze, daha sonra bir arkadaşının anlatımı üzerine Amed’e geldiğini söyledi. Schultze, ilk Amed’e geliş sürecini şöyle anlattı:

“Ermeni fotoğraf sanatçısı Ara Güler ile Bremen’de tanıştım. Güler’in İstanbul’a dair fotoğraflarını gördüm ve ‘İstanbul’a gidip, görmeliyim’ dedim. İstanbul’a gelip Ara Güler’in fotoğraflarını gördükten sonra, o yerlerin hiçbirisinin şimdi olmadığını gördüm. İstanbul’da bir arkadaşım, Diyarbakır’ın çok güzel bir yer olduğundan bahsetti. Ben de 2010’da ilk defa Diyarbakır’a geldim. İlk geldiğimde Sur’u çok sevdim. Ondan sonra da Sur’da fotoğraf çekmeye başladım.”

Schultze, fotoğraf sevgisini ise şöyle açıkladı: “Fotoğraflarda insanlar birlikte oturur, sohbet eder, bu yüzden fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Biraz nostaljik bir insanım, eskiye özlem duyuyorum. Aslında Ara’nın dünyasının bir kısmını da Diyarbakır’da buldum. Sur’un yok edilmediği, yıkılmadığı zamandan bahsediyorum. Sur ayaktayken Ara’nın dünyasını o zaman burada buldum.”

İşimiz unutturmamak

Sokağa çıkma yasakları sürecinde de Amed’e geldiğini ifade eden Schultze, “2010’dan sonra neredeyse her yıl Diyarbakır’a geldim. Yani Diyarbakır’a bu kadar kötü bir şey olacağını hiç tahmin etmiyordum. Ben bir fotoğrafçıyım, bir fotoğrafçı olarak, değişimin nasıl olduğunu göstermek istedim. Değişimin nasıl olduğunu fotoğraflarla göstermek gerekir. Açıkçası 2015 sürecinden önceki halini daha çok fotoğraflamak isterdim. Fotoğrafçının işi bir şey kaybolmadan önce onu tutmaktır. Bir şeye kaybolmadan önce tutunmaktır. Dünyada bizim bu tarihi unutmamızı isteyen bir sürü güç var ama asla tarihi unutmamalıyız. Bu da benim işim; unutturmamak. Burada yapmam gereken bir iş var, bütün bu süreci doküman altına almak, bütün bu süreci çekmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

Patlama olunca beni orada bıraktılar

Sokağa çıkma yasakları sürecinde gözaltına alındığını fakat Amed’e gelmekten vazgeçmediğini dile getiren Schultze, şunları söyledi:

“Savaştan ve burada yaşanan olaylardan sonra da yıkım hala devam ediyor. Buraya gelmemin cevabı da budur. Bunları yok olmadan önce belgelemek için gelmeyi sürdürüyorum. O süreçte gözaltına alındığımda polisler bana şunu söyledi, ‘Burası çok kötü bir yer, biz burayı sevmiyoruz, sen neden Antalya değil de buradasın?’ O sırada sadece röportaj yapıyordum, bir kafede beni duvara doğru ittiler. Bu bana şunu düşündürdü, demek ki bunlarla ilgili çok deneyimleri var. Hiçbir şekilde bir yerimi incitmediler, iz bırakmadılar. Bana kalaşnikof doğrulttular ve duvara ittiler. İnsanlar hakkında bilgi istediler ve ben de röportaj yaptığım insanlar hakkında bilgi veremeyeceğimi söyledim. Sonra dışarı da büyük bir patlama oldu, kafeden çıktılar, beni orada bıraktılar.”

Sûr’un yerle bir edilen ve cezaevi mimarisinde inşa edilen yerlerine de değinen Schultze, büyük bir kültürel yıkımın olduğunu kaydetti. Schultze, bu kültürel yıkımın farklı ideolojik argümanlarla kendi memleketi Hamburg’da da yapıldığını söyledi. Kendi memleketi ve Sûr’u birbirine benzettiğini belirten Schultze, “Sûr’da yaratılan şehrin yeni halini sevmedim, Londra’da bir parka gitmek isteseydim, Londra’ya giderdim. Diyarbakır’a gelmezdim. Bu yeni yapı için Diyarbakır’a gelmem. Bu yüzden yeni yapıya hiç gitmedim. Toledo gibi olacağı sözü verildi ama Toledo’ya hiç benzemiyor, London Pub gibi görünüyor” dedi.

Yıkılan tarih değişen yaşam şekli

Schultze, memleketi ve Sûr’da yaşanan “değişim” arasındaki benzerliğe işaret ederek, “Eskiden Hamburg’da yaşadığım yerde çok eski yerler vardı. Çok iyi durumda olan binalar değildi ama ucuz binalardı. Arkadaşlarımızla birlikte orada vakit geçirip, eğlenebiliyorduk. Dışarıda restorana gitmek için, seyahat etmek için paramız da kalıyordu. Ama oraları yıktılar ve yeni apartmanlar yaptılar. ‘Lüks’ diyebileceğimiz o büyük apartmanlarda insanlar oturuyor ve sadece televizyon izliyor. Bunun dışında hiçbir şey yapmıyorlar. Bu yerlerde artık yaşam daha da pahalı. Aslında beni buraya getiren yaşadığım yer ve buradaki değişim benzerliği. Aynı değişim söz konusu; yıkılan bir tarih, değişen yaşam şekli…”

Hamburg’da tarihi yerlerin “yenileşme, jenerasyon değişmesi, çağa ayak uydurma” argümanlarıyla değiştirildiğini belirten Schultze, “Orada bu parayla yapıldı, eski binalar yıkıldı, yerine yeni şehirler yapıldı. Bütün gün bu yeni yerlerin kirasını ödemek için çalışıyoruz ve eve geldiğimizde aşırı yorgun oluyoruz. Farklı ideoloji aygıtları ve sloganlarla geldiler ama yapılan şey en nihayetinde aynı şeydi. Onlar bunu soylulaştırma olarak getirdiler.”

Alman hükümetine sinirliyim, Sûr’a gözleri kapalıydı

İlerleyen günlerde Berlin ve Hamburg’da, Sûr’da çektiği fotoğraflara dair sergi yapacağını aktaran Schultze, sergisinin amacını ve vermek istediği mesajlara dair şunları söyledi:

“Bunun sebebi Alman hükümetine karşı çok sinirliyim. Çünkü Venezuela, Rusya ya da Küba’da olan herhangi bir olayda çok tepki verebiliyorlar. Gündemleştirip, konuşabiliyorlar ama Sur’da bir olay oldu mu Alman hükümetinin buna karşı gözleri kapalıydı. Çünkü burada askeri anlamda bir dostlukları ve ilişkileri var. Bu beni çok sinirlendiriyor. Aslında göstermek istediğim bu gerçeklik. Avrupa Birliği her zaman demokrasi ve insan hakları hakkında konuşuyor. Ama kötü hükümetlerle kötü ilişkiler gerçekleştiriyor ve sonrasında bu kadar göçmenin nereden geldiğini merak ediyorlar. Mültecileri almamak için kötü hükümetlere para veriyor. Ama her zaman da insan hakları ve demokrasiden konuşuyorlar.”

Hinrich Schultze kimdir?

Almanya’nın Hamburg kentinde doğan Hınrıch Schultze (70), üniverside fotoğrafçılık bölümünü okudu. 1983 yılında Günter Wallraff’ın “Ganz unten” kitap/sinema projesinin bir parçası oldu. Söz konusu kitap Türkiye’de de yayınlandı. 1986 yılından bu yana foto muhabiri ve belgesel fotoğrafçısı olarak çalışan Schultze, 1995 yılında meslektaşlarıyla birlikte Almanya Foto Muhabirleri Derneği FreeLens’i kurdu. Schultze, aynı zamanda sanatçı kolektifi Frappant’ın bir üyesi olarak da birçok ülkede sergi açıyor.

HABER MERKEZİ

#Alman #gazeteci #yıldır #Sûru #fotoğraflıyor #Yıkılan #tarih #değişen #yaşam #şekli

Yeşil Sol Parti Milletvekili Bozan: Ülke barışı tecrit altında

PKK Lideri Abdullah Öcalan şahsında ülkenin barışının ve geleceğinin tecrit altında alındığını ifade eden Yeşil Sol Parti Milletvekili Ali Bozan, iktidara ‘Kanunları uygula, mutlak tecridi kaldır’ çağrısı yaptı

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 25 Mart 2021 tarihinden bu yana haber alınamıyor. Öcalan’a dönük mutlak tecrite karşı yapılan aile ve avukat görüşleri ise çeşitli gerekçelerle engelleniyor. Tecride dair değerlendirmelerde bulunan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan, tecritle Öcalan’ın unutturulmak istendiğini belirtti.

Amaçları unutturmak

Bozan, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın PKK Lideri Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridi dair eleştirileri nedeniyle tutuklanmasına işaret ederek, “Yanardağ’ın dile getirdiği tecrit, adaleti savunan herkesin ifade etmesi gereken bir konu” dedi. Yanardağ’ın tutuklanmasıyla topluma “tecritle ilgili konuşmayın” mesajı verildiğini söyleyen Bozan, “İktidar Sayın Abdullah Öcalan’ı unutturmak istiyor. Sayın Abdullah Öcalan’ın Kürt sorunu çözümüne yönelik düşüncelerinin toplumda, kamuoyunda tartışılmasını ve bilinmesini istemiyor. Merdan Yanardağ hakkında verilen gözaltı ve tutuklama kararının sebebi budur. Biz biliyoruz ki önümüzdeki günlerde Merdan Yanardağ mahkemeye çıkacak. Yargılaması yapılacak. Yargılama neticesinde kendisi hakkında beraat kararı verilecek. Çünkü açıklama düşünce ifade özgürlüğü kapsamında yaptığı bir açıklamadan ibarettir” dedi.

Tecrit derinleştiriliyor

Mutlak tecridin Öcalan şahsında tüm topluma uygulandığını kaydeden Bozan, “Sayın Öcalan’a uygulanan tecritle esasen amaçlanan Kürt halkının özgürlük mücadelesinin tecrit altına alınmak istenmesidir. Sayın Öcalan Kürt halkına ve kamuoyunda unutturulmak isteniyor” diye konuştu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği ihlal kararlarına rağmen tecridin derinleştirildiğine dikkati çeken Bozan, iktidara “kanunları uygula, mutlak tecridi kaldır” çağrısı yaptı.

Geleceğimize tecrit

Tecrit derinleştikçe Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün daha da derinleştiğini vurgulayan Bozan, “Ülkedeki sorunların temel kaynağının İmralı’da sürdürülen mutlak tecrittir. Tecrit kaldırılırsa ülkedeki sorunların çözümümün önü açılır” dedi. Öcalan’ın “ülkenin barış, huzur ve geleceğinin teminatı” olduğunu aktaran Bozan, “Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit Kürt halkına uygulanmaktadır. Bu ülkenin barışına, huzuruna ve geleceğine uygulanmaktadır” ifadelerini kullandı.

Haber: Hamdullah Yağız Kesen / Mersin – MA

#Yeşil #Sol #Parti #Milletvekili #Bozan #Ülke #barışı #tecrit #altında

Macron’dan acil kriz toplantısı

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Paris’teki polis şiddeti üzerine başlayan ve ülke çapına yayılan eylemlerle ilgili bakanlıklar arası kriz birimini acil toplantıya çağırdı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, başkent Paris’te 17 yaşında bir gencin trafik kontrolü sırasında polis tarafından öldürülmesi sonrasında yaşanan şiddet olaylarının “haklı gösterilemeyeceğini” belirtti.

Belediye binaları ateşe verildi

Euronews’te geçen habere göre, olaylar üzerine bakanlıklar arası kriz birimini bu sabah acil toplantıya çağıran Macron, bazı belediye binalarının ateşe verildiği protestolarla dolu gece sonrası, “kurumlara ve Cumhuriyet’e” karşı “haklı gösterilemeyecek” şiddet olayları yaşandığını belirterek bu durumu kınadı.

Gece boyunca bu kurumları korumak ve sükuneti sağlamak için çalışan güvenlik güçlerine teşekkür eden Macron, bugün öğleden sonra Nael’in anısına ailesi tarafından düzenlenecek sessiz yürüyüş için “saygı” çağrısında bulundu.

Macron “Bana göre, önümüzdeki birkaç saat her şeyden önce bir tefekkür ve saygı zamanı olmalı ve Sessiz Yürüyüş bu bayrak altında yapılmalı.” dedi.

DIŞ HABERLER

#Macrondan #acil #kriz #toplantısı

Evini terk etmedi 2 yıl cezaevi yattı

Nisêbîn’de 2015’teki sokağa çıkma yasağı döneminde evinde çıkmadığı için 2 yıl boyunca cezaevinde kaldığını ifade eden Barış Annesi Hanse Bulut (65), yaşanan sürecin baştan sona kadar adaletsiz olduğunu belirtti

İzmir’de 10 Eylül 2021’de tutuklanan ve hakkında 2 yıl hapis cezası verilen 65 yaşındaki Barış Annesi Hanse (Xense) Bulut, infazının yakılmasıyla beraber 3 ay daha cezaevinde tutulduktan sonra 27 Haziran günü Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. Bulut, 2015’te Mêrdîn’in Nisêbîn (Mardin/Nusaybin) ilçesinde öz yönetim ilanı ardından başlatılan sokağa çıkma yasağı sürecinde evinden çıkamadığı için hakkında “örgüte yardım ve yataklık” iddiasıyla açılan davada verilen 2 yıllık hapis cezasının onanması üzerine tutuklanmıştı. Hipertansiyon ve diyabet hastası olan Bulut, 24 Mart’ta çıkarıldığı Cezaevi Gözlem Kurulu’nun “pişmanlık” dayatmasını kabul etmediği için infazı yakılarak tahliyesi 3 ay ertelemişti.

Tanklarla evleri yıktılar

2015’te Nisêbîn’de özyönetim ilanı ardından başlatılan sokağa çıkma yasağı dönemini hatırlatan Bulut, o süreçte asker ve polislerin tank ve toplarla evleri yıktığını ve hastalığı sebebiyle evden çıkmak için karakolu aradıklarını belirterek, “Askeriyeyi arayıp çıkmak istediğimizi kendimiz söyledik. Onlar bizi gözaltına aldı. Yeğenim tutuklandı bana da yaşımdan dolayı üyelikten değil yardım ve yataklıktan dosya açıldı. Sonrasında İzmir’e geldim. Ben Nisêbîn doyasından tutuklandım. Evimdeydim, bu konuda ifade verdiğimde bana evimden niye çıkmadığımı sordular, Nisêbîn’den çıksam da terörist derdiniz çıkmasam da derdiniz dedim. Ben bu yüzden gözaltına alındım, ceza aldım” dedi.

‘Pişman mısın’ sorusu

Tutuklandığı süre zarfında ve cezasının bittiği zamanda da birçok kez pişmanlık dayatmasına maruz kaldığını kaydeden Bulut, cezaevinin onu bağımsızlar koğuşuna götürmek istediğini söyledi. Bulut, “Bende ne için tutuklandıysam oraya gideceğim dedim. Siyasi tutukluyum, siyasi koğuşa gideceğim dedim. O dönemde pandemi zamanıydı on beş gün karantinada kaldım. O zaman da üç kere bana ‘pişman mısın değil misin’ diye sordular. ‘Niye bağımsızlara gitmiyorsun?’ diye sordular. Ben kabul etmedim. Cezam bittikten sonra kurula çıkardılar, psikoloğa götürdüler. Psikoloğun benim sağlığımla ilgilenmesi gerekiyor ama o da bana ‘pişman mısın?’ diye sordu. Ben de pişman olmadığımı söyledim. Sonrasında ‘tahliye olursan ne yapacaksın’ diye sordu. Türkçe bilmediğim için yanımdaki arkadaşıma ‘ona söyle onun annesi de benim yaşımdadır. Annesi ne yapıyorsa ben de onu yapacağım’ dedim” şeklinde konuştu.

‘Sürecin hepsi adaletsizdi’

Pişmanlığı kabul etmediği için üç ay daha cezaevinde tutulduğunu hatırlatan Bulut, baştan sona sürecin hukuksuz olduğunun altını çizerek, “Evimden çıkmadığım için ceza aldım. Ne bu hukukiydi ne de tahliye olacağım zaman verdikleri ceza hukukiydi. Benim ceza almamın, tutuklanmamın hepsi adaletsizdi. Ben başım dik tutuklandım ve başım dik çıktım cezaevinden. Bana siyasi koğuşa gidersen daha fazla yatarsın dediler ben de siyasi nedenden tutuklandım seve seve yatarım dedim” diye belirtti.

Sık sık aramalar yapılıyor

Cezaevinde yaşanan sorunlara değinen Bulut, sık sık aramanın yapıldığını ve sudan sebeplerle tutanak tutulduğunu paylaştı. Tüm bu yaşatılanların eziyet olduğunu vurgulayan Bulut, “Ne yastık bırakıyorlardı ne döşek. Cezaevlerinde eziyet var. Boş nedenlerden tutanak tutuluyor. Mahkemede ceza alıp tutuklanıyorsun sana bir de cezaevinde ceza veriliyor. Bunun nedeni onların korkusudur. Yani siz bizim elimizin altındasınız, size ne yapsak da karşı çıkamazsınız demek istiyorlar. Buna ne hakları var?” diye sordu.

‘Çıktığıma sevinemedim’

Cezaevinden başı dik bir şekilde çıktığına vurgu yapan Bulut, “Benim başım diktir, çünkü her şeye rağmen cezayı aldım yattım ve pişman olmadığımı söyledim. Ben zaten cezayı yattıktan sonra ne için pişman olacağım? Kürt olduğumuz için tutuklanıyoruz. Ben kimseye saldırmadım, kimseyi öldürmedim. Ben ne kadar ceza alsam da yüz kere de bana pişman mısın deseler yine başım dik bir şekilde cezayı yatarım ve çıkarım. Ben çıktım, ama bir yarım orada kaldı. Çıktığım için çok sevinemedim. Tüm arkadaşlarla birlikte çıkmış olsaydık o zaman çok sevinirdim. Umarım onlar da özgürlüklerine kavuşacaklar” diye konuştu.

İZMİR

#Evini #terk #etmedi #yıl #cezaevi #yattı

Fransa’da polis tarafından vurulan genç için protestolar devam ediyor

Fransa’nın başkenti Paris’in banliyölerinden Nanterre’de genç sürücünün polis tarafından vurularak ölümü, bölgede protestolara neden oldu

Paris’te genç sürücü polis tarafından vurularak öldürülmesinden ardından çöp konteynerleri ateşe verildi. Olayın ardından halk sokağa dökülürken, banliyöde polis ile gençler arasında gerilim tırmandı. Banliyödeki gençler çok sayıda çöp bidonunu ve aracı ateşe verdi. Şu ana kadar 7 kişi gözaltına alındı.

Siyasetçiler ise olaya sert tepki gösteriyor. Ölen gencin ailesinin avukatı da polis hakkında kasten adam öldürme suçlamasıyla üç ayrı dava açtı.

Ne olmuştu?

Devriye gezen iki motosikletli polis memuru, Nanterre banliyösünde tren istasyonu yakınlarında sabah saatlerinde içinde 3 kişinin olduğu sarı renk Mercedes AMG marka bir aracı durdurdu.

Olay anına ilişkin sosyal medyada dolaşan görüntülerde, duran araçta, polisle sürücünün bir süre konuştuğu, daha sonra polislerden birinin sürücüye ateş açtığı görüldü.

Yine görüntülere göre, ağır yaralanan 17 yaşındaki Afrika kökenli sürücünün yoluna devam etmeye çalıştı ve ileride direğe çarparak durabildi.

Araçta bulunan bir çocuk gözaltına alınırken, diğer çocuk ise olay yerinden kaçtı.

DIŞ HABERLER

#Fransada #polis #tarafından #vurulan #genç #için #protestolar #devam #ediyor

Yeşil Sol Parti Milletveikili Bozan: Toplum tecrit altında

PKK Lideri Abdullah Öcalan şahsında ülkenin barışına, huzuruna ve geleceğinin tecrit altında alındığını ifade eden Yeşil Sol Parti Milletvekili Ali Bozan, , iktidara ‘kanunları uygula, mutlak tecridi kaldır’ çağrısı yaptı

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 25 Mart 2021 tarihinden bu yana haber alınamıyor. Öcalan’a dönük mutlak tecrite karşı yapılan aile ve avukat görüşleri ise çeşitli gerekçelerle engelleniyor. Tecride dair değerlendirmelerde bulunan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan, tecritle Öcalan’ın unutturulmak istendiğini belirtti.

Amaçları unutturmak

Bozan, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın PKK Lideri Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridi dair eleştirileri nedeniyle tutuklanmasına işaret ederek, “Yanardağ’ın dile getirdiği tecrit, adaleti savunan herkesin ifade etmesi gereken bir konu” dedi. Yanardağ’ın tutuklanmasıyla topluma “tecritle ilgili konuşmayın” mesajı verildiğini söyleyen Bozan, “İktidar Sayın Abdullah Öcalan’ı unutturmak istiyor. Sayın Abdullah Öcalan’ın Kürt sorunu çözümüne yönelik düşüncelerinin toplumda, kamuoyunda tartışılmasını ve bilinmesini istemiyor. Merdan Yanardağ hakkında verilen gözaltı ve tutuklama kararının sebebi budur. Biz biliyoruz ki önümüzdeki günlerde Merdan Yanardağ mahkemeye çıkacak. Yargılaması yapılacak. Yargılama neticesinde kendisi hakkında beraat kararı verilecek. Çünkü açıklama düşünce ifade özgürlüğü kapsamında yaptığı bir açıklamadan ibarettir” dedi.

Tecrit derinleştiriliyor

Mutlak tecridin Öcalan şahsında tüm topluma uygulandığını kaydeden Bozan, “Sayın Öcalan’a uygulanan tecritle esasen amaçlanan Kürt halkının özgürlük mücadelesinin tecrit altına alınmak istenmesidir. Sayın Öcalan Kürt halkına ve kamuoyunda unutturulmak isteniyor” diye konuştu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği ihlal kararlarına rağmen tecridin derinleştirildiğine dikkati çeken Bozan, iktidara “kanunları uygula, mutlak tecridi kaldır” çağrısı yaptı.

Geleceğimize tecrit

Tecrit derinleştikçe Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün daha da derinleştiğini vurgulayan Bozan, “Ülkedeki sorunların temel kaynağının İmralı’da sürdürülen mutlak tecrittir. Tecrit kaldırılırsa ülkedeki sorunların çözümümün önü açılır” dedi. Öcalan’ın “ülkenin barış, huzur ve geleceğinin teminatı” olduğunu aktaran Bozan, “Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit Kürt halkına uygulanmaktadır. Bu ülkenin barışına, huzuruna ve geleceğine uygulanmaktadır” ifadelerini kullandı.

Haber: Hamdullah Yağız Kesen / Mersin – MA

#Yeşil #Sol #Parti #Milletveikili #Bozan #Toplum #tecrit #altında

Açlık grevi 43’üncü gününde Er ve Dağ’ın sağlık durumları kötüleşiyor

Hewlêr Cezaevi’nde hak ihlallerine karşı 43 gündür açlık grevinde olan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er’in sağlık durumları kötüye gidiyor

Federe Kurdistan Bölgesi’nde 17 Temmuz 2019’da Türkiye’nin Hewlêr Başkonsolosluğu’nda grevli diplomat Osman Köse ile Irak vatandaşı Neriman Osman ve Beşdar Ramazan’a yönelik saldırı gerekçe gösterilerek tutuklanan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er, tutuklu bulundukları Hewlêr Cezaevi’nde hak ihlallerine karşı başlattığı açlık grevi eylemi 43’üncü gününde. Dağ ve Er,  “işkence ve kötü muamelenin sona ermesi”, “tek tip kıyafet dayatmasında vazgeçilmesi” ve “tekli hücre uygulamasının sona erdirilmesini” talep ediyor.

Dağ ve Er, tutuldukları cezaevinde işkence ve hak ihlallerine karşı 28 Eylül 2022’de açlık grevi eylemi başlatmış, taleplerinin kabul edilmesi üzerine 14’üncü gününde eylemi sonlandırmıştı. Dağ ve Er, ihlallerine karşı 13 Şubat 2022’de de ölüm orucu eylemi başlatmış, taleplerin kabul edilmesi üzerine 9’uncu gününde eyleme son vermişti. Dağ ve Er, ihlallerin sürmesi üzerine 18 Mayıs’ta tekrar süresiz dönüşümsüz açlık grevi başlatmıştı.

Durumları gün geçtikçe kötüleşiyor

Fırat Haber Ajansı’na (ANF) konuşan Abdurrahman Er’in amcası Necmettin Er, yeğeninin durumunun gün geçtikçe kötüye gittiğini belirtti. Amca Er, yeğeni Abdurrahman ve Mazlum Dağ’ın sağlık durumlarının gün geçtikçe kötüleştiğini belirterek, “Yeğenim ve Mazlum durumu çok kötü. Ciddi bir tecrit altındalar. Direk iletişim kuramıyoruz. Maxmur kampında bulunan bir arkadaş üzerinde bilgi alıyoruz. Aldığımız bilgilere göre yeğenimin durumu oldukça kritik. Benim yeğenimin şeker sorunu da var. Aile olarak oldukça endişeliyiz. Yeğenim 20 kg’dan fazla kilo vermiş. Mazlum biraz daha iyi. Açlık grevinde olanların alması gereken B1 verilmiyor. Aslında onlar bir nevi ölüm orucundalar. Sağlıklı bilgi alamıyoruz. Yolladığımız bir avukat gidip geldi ama sonuç yok” dedi.

Amca Er, şu çağrıda bulundu: “Şu an hiçbir yetkiliye ulaşamıyoruz. Sağlık durumları oldukça kritik bir aşamada. Aldığımız son bilgilere göre yeğenim doğru dürüst ayağa bile kalkamıyor. Başta Kürt kamuoyu olmak üzere, insan haklarından yana olan herkesi bu gençlere sahip çıkmaya çağırıyorum. Bu her iki gencimize de sahip çıkalım” diye ekledi.

DIŞ HABERLER

#Açlık #grevi #43üncü #gününde #Dağın #sağlık #durumları #kötüleşiyor

Wagner isyanını önceden bildiği iddia edilen General Surovikin kayıp

Wagner ‘isyan’ planından haberdar olduğu iddia edilen General Sergey Surovikin’den günlerdir haber alınamadığı ileri sürüldü

Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı harekatın eski komutanı General Sergey Surovikin’den cumartesi gününden bu yana haber alınamıyor. Ukrayna, Wagner isyanı’nın lideri Prigojin ile yakın ilişkileri nedeniyle söz konusu iddiaların gündeme geldiği belirtilirken, ismi paylaşılmayan ABD’li yetkililer ise Rus basınının ‘General Armageddon’ lakabı ile andığı Surovikin’in isyana ‘sıcak baktığını’ söyledi.

New York Times gazetesinin konuya ilişkin Amerikan istihbaratına bilgi sağlayan ABD’li yetkililerin görüşlerine dayandırdığı haberinde, “Wagner’in lideri Prigojin, Rusya ordusu içinden desteğe sahip olduğuna inanmış olabilir” denilmişti.

‘Kaçırma planı’

Öte yandan The Wall Street Journal gazetesi ise, Wagner ayaklanmasının Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu’yu kaçırma girişimi olduğunu ileri sürdü. İsyanın hedefinin Şoygu ve Gerasimov’u kaçırmak olduğu iddia edildi.

Ne olmuştu?

Prigojin, Rus ordusunu Wagner’e saldırı düzenlemekle suçlayıp karşılık vermekle tehdit etmiş, Wagner birlikleri Ukrayna’yı terk ederek sınırdaki Rostov bölgesine girmişti. Bu durum üzerine Federal Güvenlik Servisi (FSB), ‘silahlı isyan’ suçlamasıyla ceza davası açmıştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Wagner’in isyanını ‘vatana ihanet’ olarak nitelendirmişti. Prigojin, Moskova’ya gideceklerini açıklamış, Kremlin yönetimi ise ülkenin pek çok bölgesinde güvenlik önlemlerini artırmıştı.

Yevgeniy Prigojin’in 24 Haziran’da, Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’nun Rusya’da gerilimi azaltma önerisini kabul ettiği bildirilmişti. Prigojin, Rus kanı dökülmesinin sorumluluğunu anladıklarını ve konvoylarını geri çevirerek plana göre saha kamplarına geri döneceklerini açıklamıştı.

Kremlin, Prigojin’e yönelik açılan ceza davasının kapanacağını belirterek, ‘isyancı liderin’ Belarus’a gideceğini bildirmişti. Putin, 26 Haziran’da televizyon kanallarından halka sesleniş konuşmasında, “Bugün, Savunma Bakanlığı veya diğer kolluk kuvvetleriyle bir sözleşme yaparak Rusya’ya hizmet etmeye devam etme veya ailenize ve arkadaşlarınıza dönme fırsatına sahipsiniz. İsteyen Belarus’a gidebilir” ifadelerini kullanmıştı.

DIŞ HABERLER

#Wagner #isyanını #önceden #bildiği #iddia #edilen #General #Surovikin #kayıp

Kanser vakalarının yoğun olduğu Îdir’de Onkoloji doktoru yok!

Îdir’de ‘Kanser vakalarının birinci nedeninin hava kirliliği, ikincisinin ise kentteki nükleer santral’ olduğunu belirten SES Temsilcisi Hidayet Akay, kentte Onkoloji bölümünde doktorunun olmadığını söyledi

İsviçre merkezli Hava Kalitesi Teknolojisi Şirketi (IQAir) tarafından yıllık yayımlanan rapora göre; hava kirliliğinde dünya çapında 131 ülke arasında Türkiye 45’inci sırada yer aldı. Hava kalitesi ölçümünde ülkenin hava kirliliğinde ilk sırada olan Îdir (Iğdır), nüfusa göre kanser vakalarının da en yüksek olduğu kent olarak kayıtlara geçti. Ermenistan’da bulunan Metzamor Nükleer Santrali’nin yakınlığı nedeniyle kentte son 10 yılda kanser vakalarında yüzde 100 artış yaşandı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2022 yılına ilişkin ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre; Îdir’de iyi ve kötü huylu tümörlerden ölenlerin oranı yüzde 18,6 oranında. Mezopotamya Ajansı’ndan Berivan Kutlu’ya konuşan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Îdir Temsilcisi Hidayet Akay, kentte kanser vakalarının temel nedeninin hava kirliliği olduğuna dikkat çekerek, ancak kentte Onkoloji bölümünün de doktorunun da olmadığını söyledi.

‘Kanserin nedeni hava kirliliği’

Halk sağlığını etkileyen birinci faktörün hava kirliliği olduğuna işaret eden Akay, “Kentte çok ağır bir hava kirliliği var ve Avrupa kentleri arasında birinci sıradadır. Bunun nedeni şehrin yanlış konumlanmış olması. Kent ovada inşa edilmiş, bu durum insan sağlığını etkiliyor. Yeşil alan azlığı, tarım alanlarının yapılaşması ve ovanın yok edilmesi, kenti ve insan sağlığını etkiliyor. Kışın dışarıda geçirdiğiniz bir saat, akciğerlere 40 sigara kadar zarar veriyor. Bunun sonucu olarak kentte akciğer hastalıkları, KOAH, astım vakaları çok fazla. Türkiye’de en çok kanser vakasının olduğu kent bizim kentimiz. Bunun iki nedeni var; birincisi hava kirliliği, ikincisi ise kente 29 kilometre uzaklıkta bulunan Metsamor Nükleer Santrali” diye belirtti.

‘Onkoloji hastanesi yok’

Kentte kanser vakalarında artışa dikkat çeken Akay, “Türkiye’de en çok kanser vakasının yaşandığı kentte, bırakın Onkoloji Hastanesi’ni, bir onkoloji uzmanı bile yok. Kanser hastası sayısı çok fazla olmasına rağmen buna çare olacak bir sağlık sistemi yok, insanlar hastalarını ya Erzurum’a ya da batı şehirlerine götürmek zorunda kalıyor. Biz bununla ilgili daha önceden sivil toplum kuruşları olarak girişimlerde bulunduk, fakat sonuç alamadık. İşin içine rant girince, insan sağlığı ötelendi” diye konuştu.

‘Sağlık hizmetinin tüm alanlara yayılması gerekiyor’

Yaşanan sorunların sağlık sistemiyle sınırlı kalmadığını belirten Akay, “Burada sorunlar sistemseldir. 20 yıldır ülkeyi yöneten iktidara baktığınızda, eğitim, sağlık, kadın ve sosyal politikalarından adalete, hiçbir şey olması gerektiği gibi değil. Nitelikli sağlık politikasından bahsettiğinizde, ‘Biz Türkiye’nin en büyük hastanesini yaptık’ diyorlar. Çünkü beton merkezli düşünüyor. İktidarın en büyük sorunu da budur, şehirleşmekten tutun ekolojiye kadar beton merkezli politikalar var. Kentte göğüs hastalıkları uzmanı yok, oransal olarak Türkiye’de en çok akciğer hastalıkları bu kentte, fakat bir uzman doktor yok. Bu bir zihniyet sorunudur. Daha önce göğüs hastalıkları ve onkoloji için başvuru yaptık ama sonuç alamadık. Sağlığı merkezileştirmeye çalışıyorlar, fakat mahallelerde bile sağlık ocaklarının olması gerekiyor. İnsanlar gece 02.00’de yola çıkıp Erzurum’a muayene olmaya gidiyor. Sağlık hizmetinin tüm alanlara yayılması gerekiyor” diye belirtti.

‘Randevu sistemi var doktor yok’

AKP’nin sağlık hizmetlerini oy oranlarının yüksek olduğu bölgelerde topladığını söyleyen Akay, “Bölgesel sağlık olacaksa, Wan buna daha uygun ama tüm yatırımlar Erzurum’a yapılıyor. Bu da AKP’nin sadece kendisinden olana hizmet götürdüğünü gösteriyor. İktidar sağlık alanında bile ayrımcılık yapıyor. Kentte birçok uzman yok, kadın doğumda bile insanlar bir aydır sıra alamıyor. Sağlıkta 90’ların bile gerisine düştük. Eskiden insanlar kuyruğa giriyordu ama tedaviye ulaşabiliyordu, şuan insanlar hastaneye yaklaşamıyor. Çünkü randevu sistemi var ama doktor yok” dedi.

ÎDIR

 

#Kanser #vakalarının #yoğun #olduğu #Îdirde #Onkoloji #doktoru #yok

Baraj Sêgedik’i yok edecek!

Xozat ilçesindeki Sêgedik köyüne yapılan barajla bütün yaşam alanı tehdit ediliyor. Projenin yol açacağı tahribata değinen köy Muhtarı Celal Varol, gerçekleştirilecek projenin köyü maneviyatıyla beraber yok edeceği uyarısında bulundu

Dêrsim’in Xozat (Hozat) ilçesine bağlı Sêgedik köyünde 2015 yılında alınan Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporuyla yapımına başlanan Cevizlidere Baraj Projesi, köyün doğası, tarihi kaya mezarları ve kilise yok olacak. Kinzir dağlarının eteğinde bulunan köyde, Gelê adı verilen yüksek tepeden getirilen kırmızı taşlarla yapılan Ermeni Kilise’nin (Şapel) yanında 2015 yılında açılan yolda, ortaya çıkan insan kemikleri ortalığa saçıldı. Kemiklerin 1915 Ermeni Katliamı ya da 1938 Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenlere ait olduğu tahmin ediliyordu. Yine kilisenin korunması için ise dönemin İl Kültür Müdürlüğü’ne yapılan başvurular da yanıtsız kaldı. Sêgedik, 20’den fazla kaya mezarın bulunmasıyla da tarihi öneme sahip olan bir köy olarak biliniyor.

Köyde akan Sêgedik Deresi üzerinde 2015 yılında başlayan baraj projesiyle doğa ve tarihin yok olmasının yanı sıra halkın geçim kaynağı olan arıcılık da bitirilecek.

Doğa talanı başladı

Bakanlığın incelemeleri sonrasında 31 Aralık 2015 tarihinde “ÇED olumlu” kararı verildi ve 5 Eylül 2016 tarihinde de proje planlaması tamamlandı. İhalenin ardından Uras Endüstri İnşaat Anonim Şirketi ile ABM Yol İnşaat Turizm Petrol Nakliyat Sanayi Ticaret Anomim Şirketi ortaklığında yapımına başlanan Cevizlidere Baraj Projesi kapsamında başlayan çalışmalar ile doğa malzeme ocakları, kırma-eleme tesisi, yıkama-eleme tesisi ve hazır beton santrali için tahrip edildi. Mayıs 2023’te ise iş makineleriyle bölgeye giren firma, doğayı talan etmeye başladı.

Karşı davadan ses yok

Köylüler, baraj yapımına karşı avukatları aracılığıyla “yürütmenin durdurulması” istemiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvuruda bulundu. Ancak bu başvuru kısa bir süre sonra reddedildi. Başvurunun reddedilmesine karşı İstinaf Mahkemesi’ne taşınan dava, henüz sonuçlanmadı.

Doğa talanına karşı açılan davaya ilişkin konuşan Avukat Özgür Ulaş Kaplan, köyün muhtarı Celal Varol vasıtasıyla 2021 yılında “yürütmenin durdurulması” için başvuruda bulunduklarını söyledi. Projenin bütün aşamalarının o döneme kadar tamamlandığını belirten Kaplan, “ÇED raporları, halk toplantıları yapılmıştı. 2015 yılında bütün işlemler bitmişti. İlk ÇED sürecinin olduğu dönemlerde yargı süreci yürütülmedi” dedi.

Bakanlık: Hukuka aykırılık yok!

Başvuruyu reddeden bakanlığın, projede hukuka aykırılık olmadığını savunduğunu aktaran Kaplan, bunun üzerine Ankara 8’inci İdare Mahkemesi’ne başvurduklarını söyledi. Kaplan, “İdare Mahkemesi, 2015’te projenin bütün süreçlerinin tamamlandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Bilirkişi incelemesi neticesinde oradaki arıcılık, tarımsal faaliyetler zararının tespiti için mahallinde keşif talebinde bulunduk. Bölgede şapel, kaya mezarlar, arkeolojik yapılar var. Bunların yerinde keşif talebinde bulunduk. İdare kararına karşı istinaf yoluna başvurduk” bilgilerini paylaştı.

Yasalara aykırı

İstinaf Mahkemesi’nin bozma kararı verebileceğini belirten Kaplan, bunun sonucunda bölgede keşfin yapılabileceğini söyledi. Kaplan, “Mahkeme karar verecek. Keşif yapılırsa mevcut proje geniş bir alanı kapsıyor. Orada kırma tesisleri, taş ocakları yapılacak. O alanda çevreye toz, kirlilik yayılacak. Arıcılık faaliyetleri yok olacak. Tarihi ve kültürel açıdan zorluklar olacak. Şapel var, kaya mezarlar var. Bazı tarihi eserler var. Onların koruma altına alınması gerekiyor. Bu projesinin çevre mevzuatı, yasalara aykırı olduğu düşüncesindeyiz” şeklinde konuştu.

Mezarları nasıl taşıyacaklar?

Projenin yol açacağı tahribata değinen köy Muhtarı Celal Varol ise, köydeki yaşam alanının yok olacağını söyledi. Köyde bulunan mezarlıklarında proje kapsamında taşınacağını belirten Varol, “Mezarları, kemikleri nasıl taşıyacaklar?” diye sordu. Sulama projelerine karşı olmadıklarını ancak gerçekleştirilecek projenin köyü maneviyatıyla beraber yok edeceği uyarısında bulundu.

‘Bu güvenlik projesidir’

Dersim Hay Platformu Sözcüsü Ahmet Balkıs ise, doğanın korunması gerektiğini, bu nedenle projeye karşı olduklarını kaydetti. Köyde biri sağlam beş Ermeni kilise-şapel izinin olduğunu aktaran Balkıs, “Yine orada kaya mezarlar var. Dersim’de var olan Ermeni kültürünün unutulmaması için çaba harcıyoruz. Devletten korunmasını beklerken, devletin yaptığı bambaşka bir şey var” ifadelerinde bulundu.

Yapılacak olan baraj göletinin “güvenlik” amaçlı olduğunu vurgulayan Balkıs, “Sulama göletinin tarıma destek olmadığını, bunun güvenlik projesi olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Haber: Müjdat Can / MA

#Baraj #Sêgediki #yok #edecek