İmralı Cezaevi’nde tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 25 Mart 2021 tarihinden bu yana haber alınamıyor. Tecridin gün geçtikçe ağırlaştırıldığı İmralı’da Öcalan ve diğer tutuklular 8 bayramdır haklarından mahrum bırakılıyor
Uluslararası komployla Türkiye’ye getirildiği 15 Şubat 1999 tarihinden bu yana İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde mutlak tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile aynı cezaevinde bulunan Hamili Yıldırım, Veysi Aktaş ve Ömer Hayri Konar’dan haber alamama hali 27’nci ayına geride bıraktı. İmralı’ya getirildiği günden bu yana Abdullah Öcalan’ın dışarı ile iletişimi çeşitli gerekçelerle sürekli engellendi.
“Koster bozuk”, “Hava muhalefeti” gibi gerekçelerle 27 Temmuz 2011’den itibaren avukatları ile görüştürülmeyen Abdullah Öcalan, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde 8 Kasım 2018’de başlatılan ve tüm cezaevlerine yayılan açlık grevleriyle oluşan kamuoyu baskısı sonucu 2019 yılında avukatları ile 5 kez görüşme gerçekleştirebildi. Ailesiyle temas kurduğu son tarih ise, 25 Mart 2021 tarihi oldu. Abdullah Öcalan’ın bu tarihte kardeşi Mehmet Öcalan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi ise 4 buçuk dakikanın ardından kesildi.
2011 yılından sonra arttı
Abdullah Öcalan’a yönelik avukat görüşlerinde kısmi şekilde uygulanan görüş yasakları 2011 sonrası artarak devam etti. Bu süreçte yapılan 1253 görüşme talebine, 324 kez gemi bozuk denilerek, 45 kez hava muhalefeti iddiası ile, 54 defa gemi onarımda, 11 kez resmi tatil denilerek, 22 kez gemi arızası var gerekçesiyle, 719 kez ise hiçbir cevap verilmeden izin verilmedi.
2014 yılında sonra yapılan aile görüş başvurularında ise 3 görüşme izni ve 1 telefon izni dışında hiçbir şekilde izin verilmedi. Bu süreçte yapılan 459 başvurunun sadece 3 tanesine izin verildi. İzin verilmeyen başvurulara ise çoğunlukla mahkeme kararı gerekçe gösterildi.
İmralı’yı pas geçti
1999’dan bu yana toplamda 9 kere İmralı’da incelemelerde bulunan CPT, bu ziyaretlerin bazılarını Kürt halkının önderi olan Abdullah Öcalan’ın sağlığı ve yaşamından endişe duyduğu dönemlerde gerçekleştirdi. CPT her ziyaretin ardından İmralı’ya ilişkin ayrıntılı raporlar hazırladı, tecrit ve izolasyonun son bulması için birçok tavsiyede bulundu. Türkiye’ye ‘harekete geç’ çağrısı yaptı. 2013 yılından bu yana ise sadece 4 kez İmralı’ya uğrayan CPT, 2021’deki Türkiye ziyaretinde İmralı’yı pas geçti.
Son görüşme 2021’de
2021 yılında Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, Önder Öcalan ile sadece 4 dakika telefonla görüştü. Bu telefon konuşmasının ardından Öcalan ile hiçbir şekilde görüşme yapılmasına izin verilmedi. Her geçen gün tecridin daha da derinleştirildiği İmralı’da bayram görüşlerine dahi izin verilmiyor. Abdullah Öcalan ve İmralı’da tutulan diğer tutuklulardan 8 bayramdır haber alınamıyor.
Herkes sorumluluk almalı
PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi değerlendiren Mısırlı siyaset bilimci Fernaz Attia ise, Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit ile ilgili herkesin sorumluluk alması gerektiğini vurguladı.
Mezopotamya Ajansı’ndan Sterk Sütçü’ye değerlendiren Mısırlı Siyaset Bilimci Doktor Fernaz Attia, bu durumun Abdullah Öcalan’ın sağlık ve güvenliği için ciddi endişelere neden olduğunu söyledi.
Çözümün anahtarını verdi
Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin gün geçtikçe daha iyi anlaşıldığına vurgu yapan Attia, Demokratik Konfederalizm projesinin sadece Ortadoğu için değil, aynı zamanda tüm ulus devletler için geçerli olduğunu söyledi. Attia, “Tüm emperyal devletler, Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm fikrinin farkına varır varmaz, elbirliğiyle onun bedenini değil, onun fikirlerini hapsetmeye çalışarak, tecrit altında tuttular. Öcalan’ı tecrit altında tutarak, düşüncelerini ve birçok etnisitenin bir arada yaşayabileceği bir ideali ve bu idealin tüm halklara ulaşmasını engellemeye çalışıyorlar. Ama emperyal ülkeler şunu unutmasın, tüm insan hak savunucuları ve uluslararası hukuk örgütleri, Sayın Öcalan’ın ve politik tutsakların yanındadır” ifadelerinde bulundu.
Abdullah Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm projesini özellikle kadınlar için desteklediğini söyleyen Attia, “Onun düşüncesi, kadının her alandaki özgürlüğünü savunuyor. Öcalan, kadın sorunlarının çözümü için bize anahtar verdi” dedi.
Çaba gösterilmeli
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması ve fikriyatının yayılması için her kesin sorumluluk alması gerektiğini vurgulayan Attia, “Öcalan’ın fikirleri sadece felsefe olarak kalmamalı. Tüm dünyaya yayılması için çaba harcanmalı. Öcalan’ın fikirleri; özellikle de Ortadoğu ve Arap ülkelerindeki tüm sorunlara çözüm getirdiği için, herkes bu konuda çaba göstermeli ve Öcalan’ın fikirlerini uygulamaya koymak için sorumluluk almalı” şeklinde konuştu.
Attia, yaşadığı Mısır’da okuyan, araştıran ve farklı politik konular üzerinde yoğunlaşan kesimlerin Abdullah Öcalan’ı ve projelerini yakından takip ettiklerini belirterek, şunları söyledi: “Bir de dünya sistemi ile politik gündemlerle ilgilenmeyen kesimler de söz konusu. Bu kesimler hem bizim ülkemizde hem de diğer ülkelerde var. İşte bizim görevimiz, Öcalan’ın bu fikriyatını, bu projesini anlatmak ve uygulamak. Aynı zamanda da Öcalan’ın özgürlüğünü savunmak ve bu anlamda girişimlerde bulunmak.”
Bir haftadır etkisini sürdüren toz fırtınası nedeniyle İran’da bin 191 hastaneye kaldırılırken, 1 kişi hayatını kaybetti
İran’ın Belucistan eyaletinde bulunan Zabul, Zehek, Hamun, Hirmend ve Nimruz kentlerinde toz fırtınası nedeniyle son 6 günde bin 191 kişi hastane ve tıp merkezlerine sevk edildi.
Hastanelere kaldırılan bin 19 kişinin ayakta tedavi edilerek taburcu edildiği, 171 kişinin tedavisinin ise devam ettiğini belirtildi. Toz fırtınası nedeniyle 1 kişinin hayatını kaybettiği aktarıldı.
Urartular döneminde kurulan binlerce yıllık geçmişe sahip ‘Eski Wan Şehri’ kalıntıları tahrip ediliyor. Tarihçi Hasan Umar, bu tarihi şehrin acil korunması gerektiğini belirtti
Wan Kalesi’nin eteklerinde kurulu ve “Eski Wan Şehri” olarak bilinen tarihi kalıntılar tahrip ediliyor. Urartular döneminde kurulan ve binlerce yıllık tarihe sahip kalıntılar, uzun bir süredir definecilerin hedefinde. Defineciler, kazılarla birçok yeri tahrip etmiş durumda. Definecilerin yanı sıra tarihi katıntıların olduğu birçok alan ahır olarak kullanılıyor. Mezopotamya Ajansı’na konuşan tarihçi Hasan Umar, eski şehrin acil olarak koruma altına alınması gerektiğini vurguladı.
‘Urartular tarafından bırakılan değer’
Eski şehrin tarihinin milattan önce 800’li yıllara dayandığına dikkati çeken Umar, günümüze kadar ayakta kalan yapıların büyük bir miras olduğunu vurguladı. Kaya işçiliğinden maden işçiliğine ve el sanatlarına kadar birçok alanda Urartular tarafından bırakılan değerlerin korunmadığını ifade eden Kaya, Wan’ın tarihi birikimine değindi. Kaya, “Tarihi birikim de insanlık için havza demektir. İnsanlık kendi tarihi değerlerine, kendi kültürüne ve değerlerine sahip çıkar. Dolayısıyla dünya devletlerinin tarihlerine baktığımız zaman, dünyanın her tarafında bu topluluklar bu değerleri sahiplenmiş, korumuş, dünya insanlığına tanıtmışlardır. Tıpkı o dönemlerde olduğu gibi Wan’da da bu şekilde sahiplenme gerekiyor” dedi.
‘Şehrin acilen korunması gerekiyor’
Batı kentlerindeki tüm eserlerin ve eski kentlerin koruma altına alındığını ve restore edildiğine dikkati çeken Umar, “Wan’ın bu şekilde önemsenmemiş olması, insanın aklında soru işaretleri bırakıyor. Yazı burada, dil burada, el sanatları ve birikim hepsi burada. Kısacası bu şehir sahiplenirse bütün dünya turizmini buraya çekilebilir. SİT alanı olarak ilan edilmiş eski şehrin korunması lazım. SİT alanı ilan edip ama fiiliyata bunun tersi yapılıyorsa demek ki sen bu tarihi, kendi tarihin olarak görmüyorsun. ‘Ben yabancı bir bölgeden geldim, ben bu toprakları işgal altına aldım, doğal olarak mevcut olan medeniyeti yok etmem gerekiyor ve bu toprakların bana ait olduğunu ispat etmem gerekiyor’ fikrindesin. Egemen güçler, sömürge altına aldıkları bölgeleri ve kültürleri yok etmek ister. Eğer kaçakçılar oraya giriyorsa, kaçak kazılar yapıyorsa yine orada var olan yapılar korunmuyorsa amaç o kültürün yok edilmesidir” diye konuştu.
Tarih ve kültürün sahiplenilmesi gerektiğini ifade eden Umar, “Böylesi tarihi bir kültürün mutlaka sahiplenmesi lazım. Hangi topluluk olursa olsun kültürler insanlığın ortak mirasıdır. Dolayısıyla bu kültürü, ‘benim kültürüm değil’ adı altında yok etmeye tabi tutmak kendi ayaklarına da baltayı vurmak demektir. Bu yaklaşımdan vazgeçilmeli ve Wan kalesi ve oradaki yapıların korunması gerekir.”
Besta bölgesindeki Girê Helizê ve Çemê Mazî alanlarında yangın çıktı
Şirnex’te (Şırnak) bulunan Besta bölgesindeki Girê Helizê ve Çemê Mazî alanlarında yangın çıktı. Yangının dün çıktığı ve halen devam ettiği belirtildi. Yangına herhangi bir müdahalede bulunulmadığı öğrenildi.
Söz konusu alanlar, korucular tarafından “güvenlik” gerekçesiyle ağaç kesiminin yapıldığı bölge içerisinde yer alıyor.
Evli olduğu kadını katletme girişiminde bulunan S.E.’ye verilen cezada, ‘olumlu davranışları’ gerekçesiyle iyi hal indirimi uygulandı. Av. Dilan Genç Ataş, ‘hukuki ve vicdani’ olmadığını söyledi
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun (TKDF) “Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı”na gelen aramalar sonucunda hazırlanan “Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı 2007-2021 Yılları Arası Verilerin İstatistiksel Analiz Raporu”na göre, hattı arayan 10 kadından 8’i şiddete uğradığını ve failin ev içinde bulunan erkek olduğunu belirtiyor. “En yakınları” tarafından katledilmek istenen kadınlar, failler hakkında şikayetçi olurken, resmi mekanizmaların işletilmemesi nedeniyle bu şikayetlerinden vazgeçmek zorunda bırakılıyor.
Mêrdîn’in Artûklû (Artuklu) ilçesinde çocuk yaşta ailesi tarafından zorla akrabasıyla evlendirilen B.E., 2022 yılında eşi S.E. tarafından katledilmek istendi. Saldırının ardından gözaltına alınan S.E., “Eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamasıyla tutuklandı. S.E.’nin tutuklanmasıyla B.E. de avukatı aracılığıyla boşanma davası açtı. Boşanma davası hala sürerken, bu süreçte B.E., kendisini katletmek isteyen erkeğin ailesi tarafından şikayetinden vazgeçmesi için baskı gördü.
‘Erkek istemese boşanamasın’
Erkeğin ailesi B.E.’yi, “erkek istemezse boşanamazsın” şeklinde yanlış yönlendirdi. Bu yönlendirmelerin etkisinde kalan B.E., boşanabilmek için şikayetinden vazgeçti.
13 Haziran 2023’te Mardin 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu yargılanan S.E., şikayetten vazgeçilmesi üzerine “Eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 13 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. B.E.’nin boşanmak için şikayetinden vazgeçmesi üzerine sanığın duruşmalardaki “olumlu tutum ve davranışları” lehine takdiri indirim sebebi kabul edilerek, cezada 1/6 oranında indirim yapıldı.
‘Çekişmeli boşanma davası sürüyor’
Mezopotamya Ajansı’ndan Hamdullah Yağız Kesen’e konuşan, Adil Yargılanma Hakkına Erişim Derneği (AYHED) avukatlarından Dilan Genç Ataş, davada ağırlaştırılmış müebbet alması gereken sanığın, B.E.’nin gördüğü baskı ve biran önce boşanabilmek için şikayetinden vazgeçmesi üzerine, mahkemenin sanığın duruşmalardaki “olumlu tutum ve davranışlarını” da dikkate alarak indirim uyguladığını söyledi. B.E.’nin olayın hemen ardından boşanma davası açtığını hatırlatan Ataş, “Çekişmeli boşanma davası sürüyor. Kadın, anlaşmalı boşanma protokolünü imzalaması için cezaevine gönderiyor. Ama sanık protokole imza atmıyor” dedi.
‘Ceza indirimi hukuki değil’
Av. Ataş, “Suçu işlediği sabit görülen sanığın, yargılama boyunca, işlediği fiile dair tek bir pişmanlık emaresi göstermemesi, lehine takdiri indirim gerektirir yargılama sürecine yansıyan tek bir somut belirti olmamasına rağmen, üstelik sürekli suçu mağdurun üzerine atmaya çalışarak suçtan kurtulmaya çalışması, bunun üzerine mahkemenin “iyi hal indirimi” uygulaması hukuki olmadığı gibi vicdani de değildir” dedi.
‘Defalarca hak ihlaline maruz kaldı’
Yargı mekanizmasındaki aksaklıklara dikkat çeken Ataş,” Bu aksaklıklar nedeniyle müvekkilinin birden fazla ihlale maruz kaldı. Aynı zamanda akraba evliliğine küçük yaşta zorlanmış gerek evlenme aşamasında gerek boşanma aşamasında iradesi hiçe sayılmaya çalışılmıştır. Yargılama aşamasında sanığın tutuklu olmasından dolayı sanığın ailesi tarafından mağdura baskı kurularak şikâyetten vazgeçmesi istenmiştir. Mağduru ikna etmek için ise ‘sadece erkek isterse boşanma gerçekleşeceği’ algısı oluşturmaya çalışılmıştır. Mağdurun tedavi süresince yaşamış olduğu acı görmezden gelinmiş, sırf sanığın tutukluluk halinin sona erdirilmesine karar verilmesi için aile fertleri tarafından psikolojik şiddete de maruz bırakılmıştır. Hak arama özgürlüğü de bu şekilde elinden alınmaya çalışılmıştır. Müşteki böylelikle birden fazla kez hak ihlaline uğratılmıştır” diye konuştu.
‘Şiddet vakalarında artış’
Kadına yönelik şiddet sebebinin toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu aktaran Av. Ataş, “Devletin, kadına karşı şiddeti önlemek için her türlü tedbiri almakla yükümlü olduğunu” dile getirdi. Av. Ataş, “Kadınlar boşanmak istedikleri eşleri, ayrılmak istedikleri partnerleri, ağabeyleri, babaları ve en yakınındaki erkekler tarafından şiddete uğramakta veya öldürülmektedir. Ev içi şiddet, ev içi taciz çoğu zaman yargıya taşınamamakta, aile içinde konu kapatılmaktadır. Yargıya taşınabilen vakalarda failler, genel olarak ‘iyi hal’ ve ‘tahrik indirimi’ gibi nedenlerle cezasızlıkla mükafatlandırılıyor. Bu sebeple her geçen gün kadına yönelik şiddet vakaları artış göstermektedir” ifadelerini kullandı.
Medya özgürlüğü ve gazeteci grupları Avrupa Birliği’ne, Mayıs ayındaki seçimlerin ardından Türkiye ile ilişkilerde medya özgürlüğü reformlarına ve insan haklarına öncelik vermesi çağrısında bulundu
Bir açıklama yayınlayan AB’nin önemli medya kuruluşları, Avrupa Birliği Konseyi’nin İspanya Dönem Başkanlığını, yeniden seçilen Türkiye Hükümeti ile ilişkilerde medya özgürlüğü ve insan haklarını ön planda ve merkezde tutmaya çağırdı. Açıklamada AKP ve müttefiklerinin mecliste çoğunluğu elde ettiği ve Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçildiği Mayıs seçimleri, hükümet yanlısı yayın organlarının hakim olduğu, bağımsız seslerin boğulduğu ve eleştirel haberciliğin baskı altına alındığı bir medya ortamında gerçekleştiğini belirtildi.
Tutuklu gazetecilere dikkat çekildi
Son yirmi yılda hükümetin medya üzerindeki doğrudan kontrolünün %90’i bulduğunu belirten medya kuruluşları hükümetin itaatkar bir habercilik alanı yaratmak için devlet reklamcılığının gücünü kötüye kullanmış ve eleştirel habercilik nedeniyle yayıncıları düzenli olarak para cezaları ile hedef alarak, yayın düzenleyicisi RTÜK’ü bir silah olarak kullandığın vurgulardı. Açıklamada TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın tutuklandığı belirtilerek hapisteki gazetecilerle ilgi şu görüşler paylaşıldı: “Ana akım medyanın ele geçirilmesi, 2016’daki başarısız darbeden bu yana binlerce gazetecinin tutuklanması ve yargılanması da dahil olmak üzere bağımsız medyaya yönelik kitlesel bir baskı ile desteklenmiştir. Ülke 14 Mayıs’ta sandık başına giderken, sadece Haziran 2022’den bu yana tutuklanan 31 Kürt gazeteci de dahil olmak üzere Türkiye’de en az 47 gazeteci hapisteydi”
Açıklama Avrupalı kurumlara yapılan şu çağrı ile son buluyor: “Avrupa Birliği seçim sonuçlarını değerlendirirken, Avrupalı hükümetleri ve politika yapıcıları, medya özgürlüklerinin ve temel hakların geliştirilmesinin Türkiye ile gelecekteki ilişkilerin merkezinde yer almasını sağlamaya çağırıyoruz. Bunun yapılmaması hem Türkiye halkına hem de Avrupa Birliği’nin değerlerine ihanet olacaktır.”
Çağrıya aşağıda adı bulunana kuruluşların imzasıyla yayılandı:
Ankara Gazeteciler Cemiyeti (AGC)
Articolo 21
Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF)
Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ)
Bağımsız Gazetecilik Platformu (P24)
Danimarka PEN
Freedom House
Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ)
Gazetecilikte Kadın Koalisyonu (CFWIJ)
Güney Doğu Avrupa Medya Organizasyonu (SEEMO)
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA)
OBC Transeuropa (OBCT)
PEN Amerika
PEN Kanada
PEN Norveç
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF)
Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi (TLSP)
Ekonominin kötüye gittiği dönemde uyuşturucu ve silah ticaretinin önünün kara para trafiğinin yoğunlaşması için ne kadar açıldığı bir kez daha ortaya çıktı. Farklı ülkelerden uyuşturucu baronları Türkiye’de yakalandı
Hüseyin Yılmaz
Latin Amerika ve Avrupa’dan sevkiyatı yapılan büyük çaplı uyuşturucu trafiğinde Türkiye’nin merkez üs dönüştüğü bir kez daha ortaya çıktı. Farklı ülkelerden uyuşturucu baronların İstanbul ve Isparta’da oldukları ortaya çıktı. Gözler bir kez daha Türkiye’nin Latin Amerika’dan yapılan kokain ticaretindeki rolüne çevirdi.
Ekonomisinde birçok alanda gerileme yaşanan Türkiye’de el konan kokain 7 yılda 7 katına çıktı. Avrupa’nın kokain baronu olarak bilinen ve Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan çok sayıda isim 13-25 Haziran 2023 operasyonlarında gözaltına alındı. ‘Kara Mamba’, ‘Balina’ lakaplı Isaac Bignan, Ömer K. ve Murat P. Isparta’da gözaltına alındı.
Kartelin silahlı operasyonel birimini yönettiği kaydedilen Belçikalı Jurean Anthony Finix, Şakir K. ile Fatih T. İstanbul’da Kağıthane’de gözaltına alındı. Ali Ç., Talha A. ve Kenan T. de Konya’da gözaltına alındı. 10 milyar dolarlık uyuşturucu trafiğini yürütiği belirtilen uyuşturucu şebekesiyle bağlantılı 34 kişi de 13 farklı adreste gözaltına alındı.
Güney Amerika ve Avrupa rotasındaki uyuşturucu trafiğini yöneten kilit isimler arasında yer alan ve Interpol tarafından uluslararası düzeyde kırmızı bültenle aranan Hollandalı ‘Bello Jos’ lakaplı Joseph Johannes Lijdekkers’in 2 yıl önce Türkiye ile bağlantıları tespit edilmişti. Kartelinin Türkiye ayağındaki bağlantılarının ise Naci Yılmaz üzerinden yürütüldüğü belirtiliyordu. Isaac Bignan’ın Lijdekkers’in yardımcısı ve ortağı olduğu, Jurean Anthony Finix’in Leijdekkers’in Türkiye’deki faaliyetlerine yön verdiği, Naci Yılmaz’ın adamlarıyla çalıştığı öne sürülüyordu.
Leijdekkers ve gözaltı işlemi yapılan 40 kadar kişiye ait 36 adet taşınmaz, 99,9 kg altın, 2 adet motorlu araç, 5 milyon 785 bin euro, 1 milyon 733 bin dolar, 65 milyon 725 bin lira ve şüphelilerin hissedar oldukları 5 şirketin ortaklık payları dahil, nakit olarak yaklaşık 1,1 milyar TL tutarındaki mal varlığı olduğu, bunlara el konduğu kaydedildi.
BM raporunda Türkiye istasyon
BM Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu’nun (INCB) 2022 yılı raporu, Türkiye’nin birçok uyuşturucunun Ortadoğu ve Avrupa pazarlarına ulaştırılması için bir geçiş noktası olarak kullanıldığını ortaya koyuyor.
Birleşmiş Milletler’in (BM) son yayımladığı küresel kokain raporu da Türkiye’de ele geçirilen kokain miktarının 2014 ile 2021 arasında 7 katına çıktığını gösteriyor. Ancak Türkiye’ye yakalanmayan ve göderilmek üzereyken bulunan uyuşturucu da hesaba katıldığında durumun ciddiyeti artıyor.
Son yıllarda Kolombiya, Ekvador, Peru, Panama ve Brezilya gibi ülkelerde Türkiye’ye gönderilmek istenirken yakalanan kokain miktarlarında ciddi bir artış yaşanıyordu.
Suriye’deki iç savaş sırasında paramiliter grupların kullanılması Türkiye gibi Suriye’de de uyuşturucu trafiğini artırdı.
Limanlarda uyuşturucu
Mehmet Ağar ile birlikte çalıştığı kaydedilen Süleyman Soylu döneminde Türkiye’deki limanlar uyuşturucu trafiğinin ana merkezlerinden oldu.
Eski bakanlardan Mehmet Ağar’ın Bodrum Yalıkavak Marina’ya çöküp, mazfa liderleriyle poz vermesi sonrası kirli işlerin yönetimi için organizasyonun yapıldığı tartışmaları çıkmıştı.
AKP-MHP yönetimine çalışı, Suriye’ye silah sevkiyatınd agörev aldığını itiraf eden Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, yurtdışından gelen kokainin alıcıları arasında Mehmet Ağar’a işaret etmişti.
Peker şunalrı söylemişti: “Lütfen, internete gidin bakın. Kolombiya Limanı’nda 4 ton 900 kilo kokain yakaladılar. Açıklama yaptılar, ‘Bunlar Türkiye’ye gidecekti’ diye. İzmir Limanı’na bir kimya firmasına. Türkiye’de bu kokainleri teslim alacak yerle ilgili hiçbir operasyon yok. Hiç kimseye. Biz 4 ton bulgur eksek bizi alır faturayı eksik yazdık diye gelir nezarete atarsınız. Niye operasyon yok… Bu nasıl bir şey ya! Devlet böyle olmaz. Uyuşturucunun geldiği adres belli. Sahibi Mehmet Ağar. Eski bir milletvekili daha… Eski yardımcısı bunun. İki üç tane de mafyatik tip.” Limanlardaki tarafiğe sadece iki örnek: Mersin’de 2021 Haziran ortasında Liberya bandıralı gemideki muz yüklü 2 konteynerde 1 ton 300 kilogram kokain bulundu. Dava 2022’de sonuçlandı.Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesi muz ithalatını yapan şirketin sahibi sahibi N.Ş’yi 30 yıl hapis ve 375 bin lira adli para cezası, oğlu B.Ş’yi de 27 yıl 6 ay hapis ve 200 bin lira adli para cezası verdi.
Mayıs 2021’de İskenderun Limanı’nda uyuşturucu ortaya çıkmıştı. Ticaret Bakanı Mehmet Muş da, internet hesabından, İskenderun Limakport Limanı’nda 11 konteyner içerisinde 1072,6 kilogram (6.264.259 adet) “Captagon” cinsi uyuşturucu hap bulunduğunu paylaşmıştı.
4 Ekim 2022’de Mersin Limanı’ndaki bir konteynerde 48 kilogram kokain bulundu, 5 kişi gözaltına alındı. Haziran 2020’de Kolombiya’nın Buenaventura Limanı’nda Türkiye’ye Mersin Limanı’na gönderilmek istenen 4 ton 900 kilogram kokain bulundu. Limanlara sahte belgelerle gönderilen uyuşturucunun alıcısı firmaların açıklanması için sık sık çağrılar yapıldı.
Yine Latin Amerika ülkelerinden Panama’dan Mayıs 2021’de varış yeri Türkiye olan uyuşturucular bulundu. Operasyonu yine AKP_MHP hükümeti yapmamış, Panama yapmıştı. Panama narkotik operasyonunda, varış yeri Mersin Limanı olan gemide muz yüklü bir konteyner içerisinde 616 paket kokain bulundu.
Bir dönem cumhurbaşkanlığına ait olan TC-ATA uçağı ile Brezilya-Türkiye arası uyuşturucu trafiği yürütüldüğü ortaya çıktı.
Uçakla uyuşturucu ticareti
Kürt kentlerindeki askeri-polisiye operasyonlar Türkiye’de, uyuşturucu ve silah ticaretine zaman zaman göz yumulmasını beraberinde getirdi.
Kürt kentlerinde operasyon yapan özle harekatçıların zırhlı araçlarla uyuşturucu sevkiyatı yaptıkları ortaya çıkmıştı. Kolombiya, Brezilya gibi ülkelerde yapılan operasyonlarda Türkiye bağlantılı uyuşturucu kartellerinin bağlantıları gözaltına alınmıştı. Brezilya Polisi, Sao Paulo kentindeki Leite Lopes Havaalanı’nda bir Türk uçağında onlarca bavul dolusu kokain bulmuştu. Uçaktaki Türkiye ve İspanyol vatandaşları gözaltın a alınmıştı. Operasyon yapılan uçak uzun yıllar Türkiye Cumhurbaşkanlığı tarafından kullanılan TC-ATA tescilli Gulfstream 4 tipi özel jet idi. Kolombiya’da da Türkiye bağlantılı devasa para tutan uyuşturcular bulunmuştu.
Uyuşturucu baronlarıyla pozlar
Bir önceki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun uyuşturucu baronlarıyla, karanlık işler çevirenlerle fotoğrafları çıkmış, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Fotoroman Süleyman” demişti. Kılıçdaroğlu, Soylu için “Bütün kaçakçılarla fotoğrafı çıkıyor. Ne denir ona, Fotoroman Süleyman denir. Uyuşturucu kaçakçısıyla, mafyayla fotoğrafı var. Bu İçişleri Bakanı mıdır yoksa başka bir model midir?” demişti. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Brezilya’da 1,3 ton uyuşturucu taşırken yakalan uçağın sahibi olan ve gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan ACM Holding Yönetim Kurulu Başkanı Şeyhmus Özkan’la da fotoğrafı çıktı.
AKP Trabzon Ortahisar ilçe yönetiminde yönetim kurulu üyesi olan Temel Bektaşoğlu, Rize’den Trabzon’a 1,5 kilo esrar getirmek isterken gözaltına alınmıştı. Süleyman Soylu ile fotoğrafı çıktı.
CHP ve HDP’li milletvekilleri Aralık 2022’de Meclis’teki bir oturumda kürsüde konuşan İçişleri Bakanı Soylu’yu uyuşturucu baronları ile olan fotoğraflarını fırlatarak protesto etmiş ve yuhalamıştı.
Soylu, operasyonları överek bunları örtmeye çalışmıştı. 30 Ağustos 2015’de Suriye’nin Lazkiye kentinde El Nusra ile yan yana olan 2’nci Sahil Tümeni içerisinde yer alıp, kesik baş ile verdiği pozlarla gündeme gelen AKP’nin Kapaklı İlçe Teşkilatı üyesi Emrah Çelik’in, Mustafa Şentop ve Soylu ile birlikte çektirdiği fotoğraflar ortaya çıkmıştı.
Soylu’nun inkar etmesine rağmen Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) talebiyle Avusturya’da yakalanan ve kara para aklamakla suçlanan SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz’ın uçağına bindiği sırada çekilen görüntüleri çıkmıştı.
Ocak 2022’de Almanya’da cinayet, kasten adam öldürmek, ağır yaralama, şantaj, fuhuş, silah ve uyuşturucu ticareti gibi birçok suçlamayla yargılanan ve Bulgaristan’da geçirdiği trafik kazası sonucu yaşamını yitiren Almanyalı Osmanlılar Derneği yöneticisi Taner Ay’ın da Soylu ile fotoğraları gündemleşmişti.
Kürşat Ayvatoğlu (solda)
‘Pudra şekeri’ çekerken
Lüks bir yaşam süren AKP Genel Merkez çalışanı Kürşat Ayvatoğlu’nun lüx aracında uyuşturucu çekerken görüntüleri çıkmıştı. Gözaltına alınınca “Kokain değil, pudra şekeriydi” demişti. Adli Tıp Kurumu, gönderilen bulguları inceleyip uyuşturucu olduğunu kaydetmişti. AKP Aydın Gençlik Kolları Başkanı ve Efeler Belediye Meclis Üyesi Abdülhamit Burak Aykut,da uyuşturucu maddeyle gözaltına alınmıştı.
AKP Kocaeli Milletvekili Emine Zeybek’in eşi emekli savcı Faruk Sarıoğlu hakkında “Cumhuriyet tarihinde tek operasyonda ele geçirilen en büyük miktardaki eroin” dosyasından birine bakan meslektaşına rüşvet teklif ettiği iddiasıyla açılan davada Sarıoğlu’na 2 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti.
AKP İzmir İl Yönetim Kurulu üyesi Cenk Özen evi ve işyerinde yapılan arama sonrası uyuşturucu satıcılığı iddiasıyla tutuklanmıştı.
AKP Yozgat Merkez İlçe Başkanı Kürşat Kılıç’ın ani istifasının ardından odasında uyur halde görüldüğü ve masasının çekmecesinde de uyuşturucu olduğuna dair video yayınlanmıştı.
Bahtiyar Çolak (sağda)
Mahkeme heyeti başkanı
HDP’lilere yönelik açılan Kobanî Davası’nın görüldüğü Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde heyet başkanlığını yapmış olan Hakim Bahtiyar Çolak gözaltına alındı. Mahkeme Heyeti Başkanı Çolak “Atadedeler örgütü” iddianamesinde “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” ve “Nitelikli dolandırıcılık” suçlamasıyla yargılanacaktı. 2022’de Adana-Konya hattında bir araçta kokain şebekesi çıkmıştı. 20 kişilik çeteyi Adana Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunda görevli Cumhuriyet Savcısı Osman Yarbaş’ın yönettiği, belirlendi. Terör Suçları Soruşturma Bürosunda görevli savcının yardımcıların bir grup polisin de uyuşturucu şebekesinde olduğu belirlenmişti.
AbuHamza
Suriye cephesi
TSK, SMO, HTŞ’nin birçok kentinde bulunduğu, İran, Rusya’ya bağlı paramiliter grupların da olduğu Suriye’de de savaş ortamının perdeleri kullanılarak uyuşturucu trafiği arttırıldı. Suriye’deki uyuşturucu trafiği sık sık güdneme geldi. BBC Suriye’de üst düzey yetkililerin uyuşturucu ticareti yaptıklarını, Captagon satışında rol oynadıklarını ortaya çıkardığını yazdı. Haberde şunlar kaydedildi: “BBC Arapça Servisi ve araştırmacı gazetecilik ağı OCCRP tarafından yürütülen ortak araştırmada, Suriye ordusunun önde gelen isimlerinin ve Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ailesinin milyarlarca dolarlık uyuşturucu ticareti yaptıklarına dair yeni bağlantılar ortaya çıktı. Suriye hükümeti, BBC’nin yorum talebine yanıt vermedi. Daha önce ise Suriye hükümeti uyuşturucu ticaretine karıştığını reddetmişti.
Temmuz 2022’de, Suriye’nin güneyindeki Süveyda şehrinde, rejimle ittifak yapan milislerin lideri Raji Falhout’un karargahı, rakip bir grup tarafından basıldı. Karargahda, dağıtılmak üzere hazırlanmış Captagon haplarının bulunduğu çantalar ve hap üretiminde kullanılabilecek bir makine, Falhout’un Suriye askeri kimlik kartı ve kilidi açılmış bir cep telefonu bulundu.
Telefona özel erişim elde eden BBC, Falhout ile “Ebu Hamza” adını verdiği Lübnanlı bir kişinin mesajlaşarak, makinenin satın alınmasını tartıştıklarını gözlemledi. İki isim Ağustos 2021’de cep telefonundan mesajlaştıklarında, gündemleri makinenin Lübnan’dan Suriye’ye taşınmasıydı. BBC, telefon numarasını kullanarak Ebu Hamza’nın gerçek kimliğini tespit etti: Hüseyin Riad el-Faytrouni. Suriyeli gazeteciler bize onun Hizbullah ile bağlantılı olduğunu söylediler. Hizbullah, Lübnan’da, Suriye hükümetiyle yakın bağları olan bir siyasi parti. BBC ekibi, Suriye ordsunun Halep’teki bir kışlasını ziyaret etti. Adının açıklanmaması koşuluyla bizimle konuşan bir asker, asker arkadaşlarının aylık maaşının 150 bin Suriye Lirası’ndan (60 dolar) az olduğunu söyledi. Birçoğunun gelirlerini artırmak için yerel çapta uyuşturucu satıcısına dönüştüğünü ve bunun onlar için rutin hale geldiğini de ekledi. Suriye ordusundan kaçan eski bir subayla konuştuk. Bize şunları söyledi: ‘Suriye’de savaş sırasında subayların ve rütbelerin içinde bulunduğu zorlu mali koşullar nedeniyle, 4. Tümen’in birçok üyesi kaçakçılık yaptı.’ BBC, Suriye’deki çeşitli üst düzey kaynaklarla konuştu. Bu kaynakalar, numaranın Tümgeneral Ghassan Bilal’e ait olduğunu doğruladı. Numarayı defalarca aradık ancak yanıt alamadık. General Bilal, Mahir Esad’dan sonra 4. Tümen’de 2 numaralı isim. Bilal’in Zırhlı Tümen’in güçlü güvenlik bürosunu yönettiği anlaşılıyor. WhatsApp mesajlarında Daqqou, “Patron” ile Captagon olduğuna inandığımız “malların”, Suriye’de 4. Tümen’in büyük bir üssünün bulunduğu Saboora kasabasına taşınmasını ve güvenlik izinlerinin yenilenmesini tartışmış.”
Gazetemize konuşan Şêx Saîd’in torunu ve Şêx Saîd Derneğinin Başkanı Kasım Fırat: 1924 Anayasası ile birlikte her şey son buldu, daha önce kabul edilen birçok hak kaldırıldı. Şêx Efendi ‘Bu anayasa bizim anayasamız değil, Kürt halkını kapsayan bir anayasa değildir. Kürt halkının hakları yoktur’ diyor
Hüseyin Kalkan
Şêx Saîd’in idamı üzerinden neredeyse bir asır geçti. 1925 Kürt Hareketinin lideri 29 Haziran’da arkadaşları ile birlikte Amed’de idam edildi. İdam edildikten sonra nereye gömüldüğü de açıklanmadı. Şêx Saîd, sadece cumhuriyet döneminde değil, Osmanlı döneminden beri Kürt meselesini ve devletin tutumunu dikkatle izliyor. Devlet içinde atılan adımları takip ediyor. Torunu ve Şêx Saîd Derneği Başkanı Kasım Fırat, her iki dönemde devletle ilişkilerine dair şunları söylüyor: “Şêx Saîd efendi hiçbir zaman devlete yakın davranmadı. Osmanlı döneminde de, İttihat ve Terakkicilerin iktidarı döneminde de devlet zihniyetine ödün vermedi, onlara güvenmedi. İttihat ve Terakki’nin ırkçı, şovenist fikirlerine ve uygulamalarına karşı Kürtler içinde tepki gelişti. Seyit Abdulkadir’in marifeti ile Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti, Kürdistan Teali Cemiyeti, Yekitiye Jinan gibi örgütler oluştu. Legal ve illegal çalışmalar oldu. Şêx Saîd Efendi onları takip eden bir kişilikti.”
1924 yılsonuna doğru Xinûs’tan çıkıp ‘Ben gidip mücadele edeceğim, halkımın içine gideceğim’ diyerek yanındakilerle birlikte Çewlig’e geçiyor. 4-5 Ocak’ta Kırıkhan’da ilk kongrelerini yapıyorlar. Kongreye bazı Azadî üyeleri de katılıyor
Sevr’den Lozan’a
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı topraklarında peş peşe gelişmeler olur. Savaşı kazanan devletler bir yandan Osmanlı topraklarını kendi aralarında pay ederken bir yandan da Osmanlı Ordusunu ve devlet yapısını dağıtırlar. Denilebilir ki, İttihat ve Terakki’nin B takımı geriye kalan toprak parçası üzerinde bir Türk devleti oluşturmak için harekete girişir. Bu arada özellikle Kürtleri oyalamak ve kısmen de olsa desteklerini sağlamak için bir taktik plan devreye koyarlar. Kasım Fırat bu gelişmeler ve bu gelişmeler karşısında Şêx Saîd’in tutumuna dair şunları anlatıyor: “Savaştan sonra 1921’de Sevr imzalandı. Sevr’den sonra 1923 Lozan imzalandı. 1924’te de Kürtleri dikkate almayan bir anayasa kabul edildi. Şêx Saîd Efendi dikkatle bu gelişmeleri izliyordu. 1924’teki anayasanın kabulü ile birlikte her şey son buldu. Bu anayasa ile 1921 Anayasası’nda kabul edilen birçok hak kaldırıldı. Şêx efendi ‘Bu anayasa bizim anayasamız değil, Kürt halkını kapsayan bir anayasa değildir. Bu anayasada Kürt halkının hakları yoktur. Kürt halkının inancı yoktur’ diyor. Bugün söyledikleri gibi, tek bayrak, tek millet, tek devlet diyorlardı. Şêx Saîd Efendi bunları kabul etmedi. Biz bir halkız, bizim dilimiz var, bizim kültürümüz var, bizim inancımız var, toprağımız var, bunları kabul edilmezse olmaz’ diyordu.”
Şêx Saîd ve Azadî
Kasım Fırat
Azadî örgütünün Şêx Saîd hareketi ile ilişkisi bugün hala tartışılan bir meseledir. Kimi araştırmacılara göre harekete Azadi öncülük etmiştir. Kasım Fırat, hareketle Azadî arasında yakın ilişkiye işaret ediyor ve şunları anlatıyor. “1900’ların başından itibaren gizli veya açık bazı Kürt örgütleri kurulmaya başlandı. Bunlardan biri de Azadi Cemiyeti idi. Cemiyette Kürt aydınları, Türk ordusunda subaylık yapan Kürt kökenliler öncülük ediyordu. Seyyid Abdülkadir Efendi, Kör Sadi, Yusuf Ziya, Cibranlı Halit Bey, Hasananlı Halit Bey, Hacı Musayı Xoytu, Kör Hüseyin Paşa gibi insanlar Azadî Cemiyeti’nin endamıydılar (üyeleri). Gizli bir çalışmaları da vardı. Bunlar Şêx Saîd Efendi ile istişare halindedirler. Şêx Saîd Efendi Azadî cemiyetinin bir üyesi değildi. Ama müttefikidir. Bir ittifakları vardı. Şêx Saîd Efendiye geliyorlardı, fikir alıyorlardı, fikir veriyorlardı. Hatta Şêx Saîd Efendi onlara para yardımında bulunuyor. Başka ihtiyaçlarını karşılıyor.”
Azadî liderlerinin tutuklanması
Azadî önderliği genel bir isyan için koşulların oluşmasını beklemektedir. Karların kalkması, yolların açılması hareketin başarısı için önemlidir. Ancak, devlet de hazırlıkları bilmekte ve izlemektedir. Azadî önderleri tutuklanır ve Bitlis’e götürülür, mahkemeye gelmesi ve ifade vermesi için Şêx Saîd için de tezkere çıkartılır. Kasım Fırat bu süreçteki gelişmeleri şöyle özetliyor: “Halit Bey, Yusuf Ziya Bey yakalanınca, olay farklı bir mecraya gidiyor. 1924’te Şêx Saîd Efendi’yi de mahkemeye çağırıyorlar Bitlis’e. Şêx Saîd Efendi bu çağrıya itibar etmiyor. ‘Ben gitmem ‘diyor. Etrafındaki bazı insanlar Hınıs Kaymakamına gidiyorlar. Şêxin kararını iletiyorlar ve işin sulh yolu ile hal edilmesini istiyorlar. Kaymakam Başbakan’a telgraf çekiyor. ‘Şêx Saîd hastadır, Bitlis’e gidemez. İfadesini burada alalım’ diyor. Nasıl oluyorsa Başbakanlık bunu kabul ediyor. O zaman Fethi Okyar başbakandır. İzin veriyor. ‘Şeklen de olsa orada bir ifadesini alın’ diyor. Ama Halit Bey, Şêx Abdurrahman Şernexi, Yusuf Ziya Efendi ve 5-6 kişi daha Bitlis’e götürülüyor.”
Şêx Saîd’in uzun yürüyüşü
Azadî liderlerinin tutuklanması üzerine Şêx Saîd sıranın kendisine geleceğini fark eder. Baharın gelmesini beklemeden harekete geçer. Amacı Kemalistlerin saldırısı karşısında halkı uyarmaktır. Gittiği her yerde büyük kalabalıklar tarafından karşılanır. Kasım Fırat, Şêx Saîd’in uzun yürüyüşüne dair şunları anlatıyor: “Bu gelişmeler üzerine Şêx Efendi tedirgin olur. Yılsonuna doğru (1924) evinden çıkar. ‘Ben gidip mücadele edeceğim, halkımın içine gideceğim. İnsanları bize göre olmayan bu anayasa ve yasalar konusunda bilinçlendireceğim’ diyor. Çıkıp yanındakilerle birlikte Bingöl’e doğru yürüyor. 4-5 Ocak’ta Kırıkhan denilen bir bölge var (Tekman’da) orada ilk kongrelerini yapıyorlar. Kongreye bazı Azadi üyeleri de katılıyor. Katılanlar aşağı yukarı 200 kişiyi buluyor. Orada Şêx Saîd”i ‘Reisi Mücahidi’ ilan ediyorlar. Bu hareketin bir cihat olduğunu, buna katılanların birer mücahit olduğunu, bunun ulusal bir görev olduğunu beyan ediyorlar. Bundan sonra Şêx Saîd mektuplarını Reisi Mücahidi diye imzalıyor. Böyle toplantılar yaparak yoluna devam ediyor. Bingöl’de de bir toplantı yapıyor. Oradan Lice ve Hani’ye gidiyor.”
Amed’in kuşatılması
Piran olayı bir dönüm noktası olur. Artık çatışmadan kaçınmak ve ilkbaharı beklemek mümkün değildir. Kasım Fırat, Piran olayı ile ilgili şunları anlatıyor: “Kardeşi Şêx Abdurrahim Piran’dadır. Piran’a gidiyor. Piran’a giderken çok büyük bir kalabalık oluşuyor. Hep meseleyi anlatarak gidiyor. Savaşalım diye değil, bize bir zulüm yapılıyor, biz bu zulme karşı dik duralım, kendimizi bilelim ve bildirelim’ diyor. Bilindiği gibi Piran’da iradeleri dışında bir hadise patlak veriyor. Kardeşinin evinde misafirler arasında birkaç tane kaçak varmış, bir grup asker bu kaçakları almak istiyor. Vermeyince hakaret ediyorlar. Sonuçta bir çatışma çıkıyor ve askerlerden bazıları yaşamını yitiriyor. Bazıları esir alınıyor. Böylece ok yaydan çıkıyor. Artık Şêx Saîd Efendi de geri adım atmıyor. ‘Savaşmadan ama doğrularımızı söyleyerek devam edelim’ diyor. Binlerce kişi toplanıyor. Lice alınıyor. Hani alınıyor, Piran alınıyor. Palu alınıyor. O zaman Genç vilayettir, Genç alınıyor, Elazığ alınıyor. Şêx daha sonra Diyarbakır’ı kuşatılıyor. Ancak kuşatma başarılı olmuyor. Geri çekilmek zorunda kalıyorlar. Kendisine hicret etmesi öneriliyor. Ama Şêx Efendi bunu kabul etmiyor. ‘Ben gidersem halk ne olacak. Ben bu elimdeki asa ile kalsam bile, bu zulme, bu ceberrut ve Nemrüdi güce karşı mücadele edeceğim’ diyor.”
‘HÜDA PAR, sahip çıkamaz’
Kasım Fırat, HÜDA PAR’ın Şêx Saîd’e sahip çıkması ve mezar yerinin açıklanmasını istemesine dair açıklamalarını inandırıcı bulmuyor. Fırat’a göre, HÜDA PAR’in bu tutumu bir münafıklık örneğidir. Fırat bu konuda şunları söylüyor: “Ben bunların ve bunlarla birlikte olanların münafık olduklarına kanaat getirdim. Ben hocayım. Medrese kökenliyim. Bu gibi konularda fikir beyan etmeye ehliyetliyim. İslam literatüründe münafık derler bunlara. Kalbi ile dili aynı olmayan kişilere münafık denilir. Bu HÜDA PAR meydana çıkıyor Şêx Saîd’in mezarını istiyoruz. Mezar yerini açıklayın diyor. Şêx Saîd bizim değerimizdir diyor. Ama HÜDA PAR’ın birlikte olduğu iktidarın döneminde biz on senedir Şêx Saîd’in mezar yerini açıklanması için mücadele ediyoruz. Dava açtık, mahkemeler kapısında dolandık, daha dün Şêx Saîd’in mezar yerini bilmediklerini İçişleri Bakanlığı bizzat açıkladı. Belki yarın öbür gün Şêx Saîd’i meydanlarda anacaklar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Ben anlayamadım. Bunlar İslamı da, Kürtlüğü de her şeyi siyasi çıkarı için kullanıyorlar.”
Şêx Saîd Efendi Palu’da doğuyor, Xinûs’ta büyüyor. Ehli medresedir. Yani Medresede okumuştur. İlim, irfan sahibidir. Çok güzel edebiyatı biliyor. Şairdir. Farsça, Arapça, Kürtçe, Zazaca ve Türkçe’yi çok rahatça konuşan bir bilge insandır
Şêx Saîd kimdir?
Hareketi ve kişiliği hala tartışılan Şêx Saîd’in kökenleri ile ilgili Kasım Fırat şu bilgileri veriyor: “Şêx Saîd efendi, Şêx Ali Septi’nin torunudur. Şêx Mahmut Efendinin oğludur. Kendisi Palu’da dünya gelmiştir. Babası irşat ediyordu. Mûş, Xarpet (Elazığ), Çewlig (Bingöl), Erzingan (Erzincan) hatta Agirî müritlerini geziyor. Şêx efendi Palu’da doğuyor Hınıs’ta büyüyor. Ehli medresedir. Yani Medresede okumuştur. İlim, irfan sahibidir. Çok güzel edebiyat biliyor. Şairdir. Farsça, Arapça, Kürtçe, Zazaca ve Türkçe’yi çok rahatça konuşan bir bilge insandır. İstanbul matbuatını takip eden, dergi, günlük gazeteleri, haftalık gazeteleri izleyen ve kendi medresesinde bunu tartışan bir kişilikti. Suriye’ye Lübnan’a canlı hayvan satıyor. Her sene 10 bin civarında hayvan gönderiyor. Bir sene sonra gidip parasını topluyordu. Çok iyi medreseleri vardı. Kısaca tanıtmak istersem Şêx Saîd budur.” Fırat, bütün Kürtlere Şêx Saîd’e sahip çıkma çağrısında bulunarak sözlerini bitiriyor: “Şêx Saîd efendi sadece benim dedem değildir. Bir halkın değeridir. Her şeyi ile kendisini halkı, imanı için feda etmiştir. Şêx Saîd’e halk sahip çıkmalı. Ulusal düşünen, inançlı, insancıl düşünen herkes bu değere sahip çıkmalıdır”
PKK lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan mutlak tecridi eleştirdiği için tutuklanan gazeteci Merdan Yanardağ, gönderdiği mesaj ile haksızlıklara hiçbir zaman boğun eğmeyeceğini söyledi
PKK lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan mutlak tecridi eleştirdiği için tutuklanan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, Silivri Cezaevi’nde avukatı Avukatı Bilgutay Hakkı Durna ile görüştü. Bir televizyon kanalında konuşan Durna, “Merdan Yanardağ ile Silivri Cezaevi’nde görüştüm. Herkese selamı var. Dayanışma gösteren dostlarına sevgilerini iletiuyor. Sağlığı yerinde” dedi.
Durna, Yanardağ’ın mesajını da iletti: “Ben her şeye karşı engelleri aşacağımızı düşünüyorum. Herkesi sevgiyle selamlıyorum. Bir şeyin bilinmesini istiyorum. Haksızlıklara hiçbir zaman boğun eğmeyeceğim”.
Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından başlayan “Jin Jiyan Azadi” eylemlerine katılan Armita Paver ikinci kez tutuklandı
İran’da “Ahlak polislerince” katledilen Jîna Emînî’nin ardından ülkede başlayan ve “Jin jiyan azadî” eylemlere katılan Tebriz Medeni Üniversitesi’nde hücresel ve moleküler biyoloji öğrencisi olan aktivist Armita Paver Tebriz’de ikinci kez tutuklanırken, Paver’in nereye sevk edildiği ise bilinmiyor.
Paver, 9 Kasım 2022’de, “Hükümet karşıtı protestolarda yer alma” gerekçesiyle tutuklanmış ve yüksek bir kefaletle geçici olarak serbest bırakılmıştı. Paver, Rejim yargısı tarafından kendisine dayatılan “özür ve pişmanlık mektubu” yazmadığı için bugün tekrar tutuklandı.
Kimyasal saldırıları protesto eden Maryam Abbasi Niko tutuklandı
Öte yandan İran ve Rojhilat’ta kız çocuklarının eğitim gördüğü okullara 30 Kasım 2022’de zehirli gaz saldırı yapıldı. Saldırılar 2023’ün Haziran ayının başına kadar sürdü. Saldırılarda yüzlerce kız çocuğu zehirlenirken resmi verilere göre ise en 4 çocuk hayatını kaybetti. İran’da kimyasal saldırılara yönelik geniş halk kitlelerince eylemlerle yapılırken, bu eylemlere çok sayıda öğrenci katıldı. Eylemlere katılan öğrencilerden Bita Shafiei de tutuklanan ve gözaltında işkenceye maruz kalan yüzlerce öğrenciden biri. Mayıs ayında kefaletle serbest bırakılan Shafiei’nin bu kez de annesi Maryam Abbasi Niko tutuklandı.
Devrim muhafızlarınca sabah saatlerinde evine baskın yapılan Niko daha sonra istihbarat güçleri tarafından tutuklandı. Niko’nun hangi gözaltı merkezinde tutulduğu aileyle paylaşılmadı.