Ana Sayfa Blog Sayfa 241

Küresel Barış Endeksi: Türkiye 147 sırada

Ülkelerin ve bölgelerin göreli barışçıl konumunu ölçen Küresel Barış Endeksi’nin 2023 raporuna göre Türkiye, 163 ülke arasında 147’nci oldu

Avustralya merkezli Ekonomi ve Barış Enstitüsü (IEP) 2023 Küresel Barış Endeksi’ni açıkladı. Endeks, “en barışçıl/huzurlu” ülkenin İzlanda olduğunu açıklarken endekse göre, Türkiye 163 ülke arasında 147’nci oldu. Türkiye bu basamağı İran’la paylaştı. Listede Türkiye ve İran’ın hemen altındaki basamakta Kuzey Kore yer aldı. Türkiye, 36 ülkenin bulunduğu Avrupa kategorisinde ise en son sırada yer aldı.

Küresel Barış Endeksi, ülkelerin ve bölgelerin göreli barışçıl konumunu ölçen bir girişimdir.

HABER MERKEZİ

 

 

#Küresel #Barış #Endeksi #Türkiye #sırada

Bazid’te bayram günü mezar taşları tahrip edildi

Koçkıran Şehir Mezarlığı’nda bulunan mezar taşları sprey boyalarla tahrip edildi

Agirî’nin Bazid (Doğubayazıt) ilçesindeki Koçkıran Şehir Mezarlığı’nda bulunan HPG’lilere ait mezarlar siyah sprey boyalarla tahrip edildi. Birçok mezar taşının sprey boya ile siyaha boyandığı görüldü.

AGIRÎ

#Bazidte #bayram #günü #mezar #taşları #tahrip #edildi

Özel şirkete ait uçak düştü

Selçuk Efes Havalimanı’ndan havalanan özel bir şirkete ait uçak kontrolünü kaybederek düştü. Kazada 2 kişi yaralandı.

İzmir’de Selçuk Efes Havalimanı’ndan havalanan ve içinde iki kişi bulunan özel bir şirkete ait uçak, kontrolünü kaybederek bir araziye düştü. Kazada uçaktaki bulunan iki kişinin hafif yaralı olarak kurtulduğu öğrenildi.

Olay sonrası bölgeye çok sayıda sağlık ekibi ve polis sevk edildi.

İZMİR

#Özel #şirkete #ait #uçak #düştü

ABD’de Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar protesto edildi

ABD’nin New York kentinde, Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları protesto edildi

Amerika Kürt Dernekleri (AKA), Emmergency Committee For Rojava ve City Kurds derneklerinin çağrısı ile New York’taki Union Square Park’ta Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına karşı eylem düzenledi. Eylemde, 20 Haziran günü Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş, yardımcısı Lîman Şiwêş ve şoför Fırat Tûma’nın katledilmesi protesto edildi.

Eylemde, “Türk devletinin kadın katliamlarına son”  sloganı atıldı.

DIŞ HABERLER

#ABDde #Kuzey #Doğu #Suriyeye #yönelik #saldırılar #protesto #edildi

Roboski İçin Adalet Girişimi: Adaleti sağlayacağımız güne kadar rahat uyutmayacağız

Roboski Katliamı’nın 138’inci ayında faillerin hala yargılanmamasına tepki gösteren Roboski İçin Adalet Girişimi, ‘Adaleti sağlayacağımız güne kadar rahat uyumayacağız, uyutmayacağız da’ dedi

Roboski İçin Adalet Girişimi, 28 Aralık 2011’de Türk savaş uçakları tarafından 19’u çocuk 34 kişinin bombalanarak katledilmesinin 138’inci ayında da İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi önünde bir araya gelerek, açıklama yaptı. Açıklamada, “Katiller bulunsun! Roboski, bir daha asla!” yazılı pankart açıldı.

Açıklamada konuşan İHD Merkez Yürütme Kurulu üyesi (MYK) Nuray Çevirmen, Roboski’de katledilenlerin yakınlarının yıllardır süren adalet taleplerinin yerine getirilmediğine dikkat çekti.

‘Gerçek net olarak ortaya çıkarılmadı’

Katliamın üzerinden yıllar geçmesine rağmen faillerin korunduğuna dikkat çeken Çevirmen, “Katliamın araştırılması için kurulan komisyon gerçeği net olarak ortaya çıkarmadı. Yargı da, adaleti sağlamaktan ziyade, cezasızlık ile ödüllendirdi. Ancak bir gerçek var ki, aileler, insan hakları savunucuları ve gerçeğin ortaya çıkarılması için mücadele eden hukuk örgütleri olarak bu katliamın izini süremeye, adalet talep etmeye ve her ay çağrımızı yinelemeye devam ederek, bu katliamın faillerinin ortaya çıkarılıp cezalandırılmasını talep edeceğiz” diye konuştu.

‘Failler yargılanmadı’

Sorumluların yargılanmadığını ve adaletin sağlanmadığına işaret eden Çevirmen, devlet görevlilerin yer aldığı hiçbir katliamın aydınlatılmadığını dikkat çekti. Çevirmen, “ Çok az sayıda açılabilmiş davalar zaman aşımına uğratıldı. Hiçbir fail gerçek anlamda yargılanmadı ve hatta hakim karşısına bile çıkmadı. Mağdurlar adalet aramak için adliye koridorlarında, mahkeme salonlarında acılarını dile getirirken failler adeta ödüllendirildi. Son kalan birkaç dava da zaman aşımına uğramak üzere” dedi.

 ‘Devlet katliam  yapanları koruyor’

Devletin yaşam hakkı yerine katliamları yapanları koruduğunu kaydeden Çevirmen, “Tıpkı, Roboski’de yaşam hakkını yok eden mekanizmaların içinde olanların ve katledenleri yargılamadığı gibi. Geçimlerinin peşinde olan insanlarımızın üzerine yağdırılan bombalar, korkunç bir katliamla yaşamdan koparılan gencecik insanların, çocukların yaşamları asla önem taşımadı. Roboski ortak insani değerler çerçevesinde birlikte yaşam ortamının geliştirilebilmesinin sembolü konumundadır. Yargı, parlamento ve yürütme, bu konuda topyekûn sınıfta kalmıştır. Ya Roboski halkı başta olmak üzere tüm Türkiye’nin vicdanını rahatlatacak adımları bir an önce atacaklar ya da insanlık tarihinin kirli, yüz kızartıcı hafızasında hak ettikleri yerde konumlanacaklardır” diye konuştu.

‘Roboski’ye adalet gelmeden Türkiye’ye adalet gelmeyecektir’

Çevirmen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiçbir katliam yargılamadan azade kalmayacaktır. Bugün değilse yarın mutlaka hesabı sorulacak, sorumlu olanlar yargılanacaktır. Devletin asli görevi, yargılamayı engellemek değil, adaletin sağlanmasının önündeki engelleri kaldırmaktır. Roboski’ye adalet gelmeden Türkiye’ye adalet gelmeyecektir. Başta Roboski olmak üzere tüm insan yaşamını ve özgürlüklerini ortadan kaldıran savaşa ve şiddete karşı, hepimiz itiraz hakkımızı kesintisizce kullanacağız. Devlet ve iktidar şiddetine karşı, Roboski ve tüm katliamlar için adaleti talep etmek adına bir araya geleceğimiz ve adaleti sağlayacağımız güne kadar rahat uyumayacağız, uyutmayacağız da.”

ANKARA

 

#Roboski #İçin #Adalet #Girişimi #Adaleti #sağlayacağımız #güne #kadar #rahat #uyutmayacağız

Abdullah Öcalan’ın kadın üzerine değerlendirmeleri: Kadın sorunu tüm sorunların kökenidir

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 2013 ile 2015 yılları arasında İmralı Heyeti ile yaptığı görüşmelerin temel gündemlerinden biri de kadın özgürlüğü oldu. Kadın sorununun tüm sorunların kökeni olduğunu vurgulayan Abdullah Öcalan, ‘Kadını özgürleştiremeyen devrim, devrim değildir’ demişti

Günde en az 3 kadının katledildiği Türkiye’de, mevcut iktidar kadın katliamlarına dair somut adım atmayıp, cezasızlık politikaları ile adeta erkekleri ödüllendirirken kadın yıllarca mücadele ederek elde ettiği kazanımları ise bir bir gasp etmeye çalışıyor. Çıkardığı yasalarla kadınlar evlere hapsedilmek isteniyor ve “erkeğe hizmet, çocuk doğurma, ev işleri yapma” gibi dayatmalara maruz bırakılıyor. İktidarın ve “erkek zihniyetin” dayattığı rolleri kabul etmeyen kadınlar ise, “namus” adı altında ya katlediliyor ya işkenceye maruz bırakılıyor. JINNEWS’in her ay basından derlediği haberlere göre Mayıs ayında 39 kadın katledildi, 23 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi.

‘Sakine’nin hayatı örnektir’

PKK Lideri, İmralı Heyeti ile 23 Şubat 2013’te yaptığı görüşmede, kadını özgür olmayan bir halkın özgür olmaz belirlemesinde bulunan Abdullah Öcalan, “Kadın özgürlük hareketini yaşıyoruz. Sakine Cansız örnektir. Sakine’nin hayatı örnektir. Kadının özgürleşmesi, Sakine’nin mücadelesidir. Kadın özgürleşmelidir. Büyük kadın kahramanlar var. Yaşamın kutsallığı önemlidir. Kölelikten vazgeçilmelidir. Kadını özgür olmayan bir halk özgür olamaz. Kadının tam özgürleşmiş hali tanrısallıktır” dedi.

‘Çalışmalarınızın temeline özgür kadın arayışını alın’

18 Mart 2013 tarihli görüşmede, Abdullah Öcalan, Ortadoğu’da kadının yükselmesi gerektiğini dile getirdi. “Kendinizi geliştirmelisiniz” diyen Abdullah Öcalan, şu önerilerde bulundu: “Kadın evin içinde olunca köleleşiyor. Bazı erkeklerde karılaşma var. Kadın özgürlükçüsü olmak lazım. Kadına biçim vermeyi ahlaksızlık sayıyorum. Kadının ‘Xweda’sı gerekir. ‘Xweda’ kendi kendini doğurmadır. Özgür kadın bir güneş gibi doğar. Jin (Kadın), Jiyan (Yaşam) kelimeleri çok anlamlıdır. Kadınlar kudretli, özgür ve karar sahibi olmalı. Kadın değerli bir varlık. Jin-jiyan kelimeleri bunun için değerlidir. Öz kararları olan kadınlar yetiştirin. Kadınların özgür yaşam evleri, binaları olmalı. Yaşamı kararlaştıracağınız mekânlar olmalı. Çalışmalarınızın temeline özgür kadın arayışını alın. Tekrar ediyorum, kadınsız yaşam olmaz. Umutlu olun, emek harcayın. İnanarak yapın. Kadın temelli çalışma önemlidir.”

‘Kadın olmak müthiş bir şey’

Kadınlar için özgür yaşamı yaratmak için uğraştığını ifade eden Abdullah Öcalan, “Kadınların gerçek yaşama geçişi bugünle bağlantılıdır” dedi. 3 Nisan 2013 tarihli görüşmesinde Abdullah Öcalan devamında şunları söyledi: “Kadınsız yaşam olmaz, ama mevcut kadınla da yaşam olmaz dedik. ‘Ya benimsin ya toprağın’ diyorlar, ‘Sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etme’ diyorlar. İşte bu kadar korkunç bir kültür var. Kadın çalışmaları önemlidir. Daha önce kadın yaşam merkezleri demiştim. Kadın kolektifi diyebiliriz. Kadınların ekonomi, sosyal paylaşım çalışmaları olmalıdır. Erkeklere güvenmeyin. Erkeklerin kadından anladıkları ‘al birini kaç’tır. Kadın olmak müthiş bir şey. Aile yok olsun demiyorum. ‘Erkeği Öldürmek’ kitabımda iyi anlaşılır. Sonsuz boşanma lafımı yanlış anlamayın. Kadınla müthiş yaşanılabilir. Bunlar yanlış değildir. Erkek dogmatiğini yıkın. Mesele çocuk doğurmak değil, o çocuğu yetiştirmektir. Üç ya da dört kadın bir araya gelince çözüm üretin. Erkekler kendilerini tanrısallaştırıyor. Sizler de kadınlığınıza güvenin.”

‘Kendinize güveneceksiniz’

İmralı Heyeti’yle 14 Nisan 2013 tarihinde yaptığı görüşmede, Abdullah Öcalan, kadınların kendilerini 5 bin yıllık kölelikten arındırabileceğine dikkat çekerek, “Erkek faşizminin kapısını araladım. Onlarla yoğunlaşmamızı halen yaşıyorum. Bütün yaşamı sosyal olarak ve estetik olarak siz belirleyeceksiniz. ‘Kim beni alacak’ diyor, parası olan erkeğe gidiyorsunuz. Bu korkunç ölümcül bir hastalıktır. Ekonomik yaşamı, sosyal yaşamı, estetik yaşamı siz inşa edecek ve böylelikle biz vahşi erkekleri düzelteceksiniz. Yüce kadınlar birliği önemlidir. Ortadoğu kültüründe bu var. Hititlere, Sümerlere gidin. Kendinize güveneceksiniz. Sabrınız var, emeğiniz var” dedi.

‘Kendinizi yeniden yaratacaksınız’

‘Kadın devrimi öncü devrimdir’ diyen Abdullah Öcalan, eşitlik ve özgürlüğün kadın sorunuyla çözülebileceğinin altını çizdi. Abdullah Öcalan 7 Haziran 2013 tarihli görüşmede, “Bizim devrimimiz, aynı zamanda kadın devrimidir. Kadının köleliğini aştıracağız. Bu bir sınıf devrimi değil. Kadın devrimi öncü devrimdir. Kadınların durumu korkunçtur. İşsizdirler. Kadınlar işsizlik yüzünden başka yerlere gidiyorlar. Kendinizi yeniden yaratacaksınız. Kadın özgür ve cesur olmalı. Kadın yaşam dışı bırakılmış. Kadını ezersen, kuluçka makinasıymış gibi ezersen, egemen olursun tabii. Neolitik toplumun bir yansımasıdır. Kadını bu duruma getiren erkek aşağılıktır” ifadelerini kullandı.

‘Kadını örgütleyemeyen örgüt, örgüt değildir’

8 Şubat 2014 yılında İmralı heyeti ile görüşen Abdullah Öcalan, kadının özgürlüğünün ve kimliğinin tanınması gerektiğini belirtti. Kesire örneğini veren Abdullah Öcalan, “Ben kadını öldürerek erkekliğimi kazanacağıma inanmadım. Kadın mücadelesine onunla başladım. Erkekler kadınlar konusunda hep zayıftırlar. Kadına, kadın ilişkisine köle olarak baktın mı bitersin. Her gün onlarca kadın öldürülüyor. Bu ölümler savaştan daha beterdir. Bu devletin güvenliği meselesidir. Kadınla müthiş yaşanabilir, ama kadın bugün zavallı bir durumda. Çocuk gelinler meselesi. Çok acı bir şey. ‘Aldığında eş olur, tecavüz edersen leş olur’. Sonra onun yüzüne nasıl bakılır? Kadını özgürleştiremeyen devrim, devrim değildir. Kadını örgütleyemeyen örgüt, örgüt değildir” sözlerini kullandı.

‘Kadının dört tarafı zincirle bağlanmıştır’

Kadın sorununun Kürt sorunu ve tüm toplumsal sorunların kökeni olduğunu vurgulayan Abdullah Öcalan, 1 Haziran 2014 tarihli görüşmesinde şu değerlendirmede bulundu: “Her gün kadın cinayetlerini vahşet boyutunda yaşıyoruz. Kadın bu kadar alçakça öldürülmez, bu ülkenin vatandaşı bunu kabul edemez. Ama kadının dört tarafı zincirle bağlanmıştır adeta. Biz bunu yırtmadan sosyalist olamayız, siyaset yapamayız. Bunu bilince çıkarmak gerekir. Bir evlilik için bir hareketi yok edebilirler. Bir evladı için her şeyi yok edebilirler. Kürt erkeğinde de bu vardır. Bir erkeğin gücü, bir kadın karşısında gösterdiği duyarlılığın etik ve estetik çözümlemesi ile ilgilidir. Sen bir kadınla yaşamayı bilmezsen, devrim yapamazsın, belediyecilik bile yapamazsın.”

‘21. yüzyılın ideolojisi kadın özgürlüğüdür’

Kapitalist sistemde her erkeğin, her kocanın tecavüz faili olduğunu dikkat çeken Abdullah Öcalan, şunları belirtti: “Kadın sosyolojisini dünyada benden daha iyi yapacak kimse yoktur. Kadını güçlendirmek lazım. Kadın kocasının eşi, babasının kızı değil, kendisinin olacak. Bir kadını alma, kızını verme vb. terminolojisini asla kabul edemeyiz. Kadın etiği dediğim şey işte kadının karar verme gücüdür. Son olarak 21. yüzyılın ideolojisi kadın özgürlüğüdür. Kendini bıçaklamak, yere atmak, bunlar rezalet! Tek kurtuluş özgürlüktür. Ben çocukken bile anamın savaş tarzını mahkûm ettim. Urfa’da köy savaşçılığını, namus savaşçılığını çocukluğumda yırtıp attım. O dönem birbirimizi öldürmemiz gereken ailenin çocuklarıyla ilişki kurdum. Elif adında bir yaşıtım vardı, düşmanımızdı, görüşmememiz gerekirdi. Ama ben Elif’le de diğerleriyle de bağımı koparmadım. O geleneğe göre benim 15 yaşında ölmem gerekiyordu. Ben ise yaşamak ve ideallerimi gerçekleştirmek istiyordum. Bu konuda ailenin dayatmalarını kabul etmedim, namusu yırtıp attım.”

‘Kadınların kendilerini savunmaları gerektir’

Abdullah Öcalan, 4 Şubat 2015’teki görüşmesinde, kadın örgütlerini derin bir sosyoloji ile toplumsal örgütlülük ile bunların çözülmesi gerektiğinin vurgusunu yaparak, “Katliamlara karşı kadınların kendilerini özsavunma ile korumaları gerekiyor. Meşru savunmayı herkes yapar. Ben özsavunma kavramını bunun için geliştirdim. Her grubun herkesin, kadınların, özellikle kadınların kendilerini savunmaları gerektiğinden bahsetmiştim. Kendi özsavunmalarını geliştirmeleri gerektiğini söylemiştim. Herkes bilinç ve iradeleriyle kendilerini korumalarını bilmelidir. İlginçtir, savunma yapmaları gerekenleri de ben savunmak durumunda kalıyorum. Her grup, herkes kendi bulunduğu alanda kendi savunmasını yapar” dedi.

Haber: Dilan Babat / JinNews

#Abdullah #Öcalanın #kadın #üzerine #değerlendirmeleri #Kadın #sorunu #tüm #sorunların #kökenidir

Dağ ve Er’in açlık grevi eylemi 42’nci günde

Hewlêr cezaevinde tutuklu bulunan Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er’in, KDP’nin dayattığı tek tipleştirme politikaları ve  kötü muameleye karşı 42 gündür devam eden açlık grevi eylemi devam ediyor

Türkiye’nin Hewlêr Büyükelçiliği diplomatlarından Osman Köse’ye yönelik 17 Temmuz 2019’da silahlı bir saldırı düzenlendi. Saldırıda Köse, Irak yurttaşı Nerîman Osman ile Hewler’den Beşdar Ramazan hayatını kaybetti. Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er bu saldırıların faili olarak tutuklanmıştı. Dağ ve Er, o tarihten bu yana Hewlêr cezaevinde tutuklu bulunuyor.

Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er, tutuklandıkları günden bu yana cezaevinde yaşadıkları hak ihlallerine karşı geliştirdikleri eylemlerle sık sık gündeme geldiler. Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er, en son zorla giydirilmek istenen tek tip elbiseye karşı 18 Mayıs’ta açlık grevine girdi. Talepleri hala karşılanmadığı için eylemleri 42’inci gününde devam ediyor.

Her iki tutuklunun ailesi, çocuklarına yönelik artan baskıları kınayarak Güney Kürdistan aydınlarına ve insan hakları derneklerine çocuklarına sahip çıkma çağrısında bulunmuştu.

Mazlum Dağ ise 23 Haziran’da ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde; durumlarının kötü olduğunu, hastanede doktor ve ilaç olmadığını, 10 gündür kendilerini kimsenin ziyaret etmediğini ve Er’in 20 kilo kendisinin ise 10 kilo kaybettiğini belirtmişti.

Dağ ve Er

Dağ ve Er, kendilerine yönelik artan baskı ve işkenceye karşı daha önce de birçok kez açlık grevi, ölüm orucu gibi eylemler geliştirmişlerdi. Bunlardan biri 28 Mayıs 2022 tarihinde girdikleri açlık grevine eylemiydi. Talepleri kabul edildiği için eylemlerini 14’üncü günde sonlandırmışlardı.

Yine her iki tutuklu, verilmeyen sözler, artan baskı ve hak ihlallerine karşı 13 Şubat 2022 tarihinde de açlık grevinin bir üst aşaması olan ölüm orucuna girmişti. Kendilerine cezaevi idaresi tarafından koşullarının düzeltileceğine dair verilen sözden sonra 22 Şubat’ta eylemlerini sonlandırmışlardı.

Kaynak: Rojnews

 

 

 

#Dağ #Erin #açlık #grevi #eylemi #42nci #günde

İştar Meclisi Mexmûr Kampı’nda kadınlar için projeler üretiyor

Pakistan Bîlen, İştar Meclisi Koordinasyon olarak Mexmûr Kampı’nda kültür sanattan eğitime, bağımsız ekonomi projelerinden örgütlenme çalışmalarına kadar kadınlara dair birçok çalışma yürüttüklerini söyledi

Şehit Rüstem Cudi (Mexmûr) Mülteci Kampı’nda 2003 yılında kurulan İştar Meclisi, kadınları yaşamın her alanında görünür kılmak, kadın emeğini değerlendirmek, mahallerde örgütleme çalışması yaparak hem toplumda hem de kadınlarda farkındalık yaratmak için akademik, kültürel ve sanatsal çalışma ile ekonomik projeler yaparak yürütüyor. 20 yıldır Mexmûr kampında kadınlar arasında çalışma yürüten İştar Kadın Meclisi ayrıca çocuklara ilişkin okullar açarak bilimsel ve akademik çalışmalar yürütüyorlar.

İştar Meclisi Koordinasyon Üyesi Pakistan Bîlen, 20 yıldır kampta çalışmalar yürüten meclise ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kadın odaklı sistem

İştar Meclisi’nin kamptaki tüm kadınları bir araya getirdiğini anlatan Bîlen, “Kadının haklarının gaspı üzerinden yükselen ataerkil egemen sistem 5 bin yıldır varlığını sürdürüyor. Ataerkil sistemde kadınların varlıkları yok sayılıyor, hiçbir şekilde birey olarak görülmüyor. Kadınlar bu sistemin hedefinde. Önder Abdullah Öcalan, binlerce yıllık bu sistemi köklerinden ele alarak çözümledi. Önder Abdullah Öcalan, ataerkil sisteme karşı kadın özgürlüğü odaklı bir sistem kurdu” dedi.

Meclis çatısı altında faaliyet

Nujinha’da yer alan habere göre, İştar Meclisi kurulmadan önce kadın faaliyetlerinin mahallede yapıldığını dile getiren Bilen, “Elbette meclis kurulmadan önce kadın faaliyetleri mahalleler üzerinden yürütülürdü ancak İştar Meclisi’nin kurulmasıyla mevcut tüm faaliyetler meclis bünyesinde yürütülmeye başlandı. Genel olarak kadınlara dair faaliyetler İştar Meclisi’nde yürütülüyor. İştar Meclisi kampta 2003 yılında kuruldu ve sonrasında iki yılda bir konferans yapmaya başladık. Her konferans yapıldığında koordinasyon ve meclis yenileniyor. İki yılda bir yapılan konferansta çalışmalar, güncel kadın sorunları, var olan projeler ve genel olarak çalışmalar değerlendirilir. Tartışmaların ardından önümüzdeki iki yıl için yeni bir hazırlık yapıldığını söyleyebiliriz.”

Genç kadınlara kültür sanat

Meclis bünyesinde genç kadınlara yönelik çalışmalarının olduğuna dikkat çeken, Bilen, genç kadınlar kültür sanat eğitimi yapıldığını söyledi. Bilen “Bu çocukların hem bilimsel hem de bireysel olarak bir temele sahip olmaları sağlanıyor. 5 okulları var ve bir anaokulunun açılması içinde çalışmalar yürütülüyor. Şehit Jiyan adında bir akademimiz var. Akademi de başta kadınlar olmak üzere topluma dönük eğitim programlarını düzenliyor. Kadın Diplomasisi kamptaki kadınları ve kadın kimliğini dış dünyaya tanıtabiliyor, dış dünyayla ilişkilerini artırabiliyor. Stêra Zêrîn, genç kadınları kültür ve sanat alanında eğitiyor. Kadın Komitesi de kadınların bağımsız ekonomilerini oluşturmaları için projeler geliştiriyor. Mahalle meclislerimiz ise örgütlenme çalışmalarını yürütüyor.”

‘Mücadelemiz her koşulda devam edecek’

Tüm eksikliklere rağmen meclisi çalışmalarını yürüttüklerini belirten Bilen, yapılan çalışmalardan İştar Kadın koordinasyonun sorumluluğunda olduğunu ifade eden Bilen, “Aynı zamanda meclisimizin bir de koordinasyonu var. Bu koordinasyon bazen 5 kişilik bazen de 7 kişilik olabiliyor. Koordinasyon tüm kadın faaliyetlerinden sorumludur. Eğitim, bakış açısı ve planlar açısından kampta genel olarak kadın faaliyetleri yürütülüyor. Bundan hem sorumludurlar hem de onları takip etmekle görevlidirler. Mücadelemiz durmayacak ve her koşulda devam edecek” diye ifade etti.

MEXMÛR

#İştar #Meclisi #Mexmûr #Kampında #kadınlar #için #projeler #üretiyor

‘Demokrasi isteyen herkes tecride tepki göstermeli’

DİB Koordinasyon Kurulu üyesi Salih Zeki Tombak, ‘Türkiye’de barış, eşitlik, demokrasi, özgürlük ve hukuk olmasını isteyen herkesin tecrit konusunda tepki ortaya koyması lazım’ dedi

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi ve aynı zamanda Demokrasi İçin Birlik (DİB) Koordinasyon Kurulu üyesi Salih Zeki Tombak, İmralı’daki mutlak tecridi Mezopotamya Ajansı‘na değerlendirdi. Abdullah Öcalan’ın aile ve avukatlarıyla görüştürülmediğini hatırlatan Tombak, bu durumun 28 ayı aşkın bir süredir ise haber alamama haline dönüştüğünü söyledi.

Tecrit politikasına son verilmesi gerektiğinin altını çizen Tombak, Abdullah Öcalan’ın haklarının bir an önce tanınması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin Kürt sorunu olduğunu ve bundan kaynaklı gelişen savaş politikalarının ülke içindeki siyasete, insan haklarına, hukuka ve ekonomiye doğrudan etkisi olduğunu dile getiren Tombak, “Bu etkilerin yarattığı bir dizi iç içe geçmiş kriz var. İktidar bunlarla başa çıkamadıkça cezaevlerinden acısını çıkartıyor. Cezaevinde biliyorsunuz her türlü hukuksuzluk alıp başını gitmiş durumda. Siyasi tutukluların infazının yakıldığı, şiddetin hüküm sürdüğü bir ortam var” diye belirtti.

‘Tecrit keyfidir’

İnfaz Yasası’nın Abdullah Öcalan için uygulanmadığında dikkat çeken Tombak, “Bir kere İnfaz Yasası’nda hükümlüler açısından geçerli olan tanınan haklar neyse Öcalan’a da uygulanması gerekir. Tecrit keyfidir, hukuksuzdur. Avukatlarıyla, ailesiyle görüştürülmemek ne demek? Avukatlarıyla görüştürmüyorsunuz, bir şeyler söylemesine izin vermiyorsunuz, mektup alıp, vermesine izin vermiyorsunuz. Bu sonsuza kadar devam ettirilebilecek bir şey değil” tepkisinde bulundu.

Devletin’Hassasiyeti’

Gazeteci Merdan Yanardağ’ın tecridi eleştirmesinin ardından gözaltına alınmasına değinen Tombak, “‘Niye hukuksuzluk yapıyorsunuz’ diyenin gözaltına alınması değil, bu hukuksuzluğun ortadan kaldırılması, varsa sorumluları hesabının sorulması lazım. Bunu yapmak yerine, gerçeğin haberini yapan gazeteciler hedef alınıyor. Merdan’da bu zincire eklenmiş son halka. Devletin bu konuda çok hassas olduğunu görmüş olduk. Belli ki rejimin bu konudaki hassasiyeti çok güçlü. Dolayısıyla bunu görmüş olduk. Tecrit üzerine, Abdullah Öcalan’ın hakları, hukuku üzerine kim konuşursa konuşsun karşı bir rahatsızlık belirtisi göreceğiz” ifadelerini kullandı.

‘Siyasetin cehresi değişir’

Geçmiş dönemlerde AKP’li isimlerin Abdullah Öcalan için “Siyaseti çok doğru okuyor, çok iyi görüyor, ufuk açıyor” gibi cümleler kurduğunu hatırlatan Tokmak, şöyle devam etti:

“Dediklerinde de haklılar. Siyaseti okuma konusunda AKP’nin kurmay takımını çırak çıkartacak bir insandan bahsediyoruz. Tek kişilik bir hücredeyken bütün bir açılım sürecinde herkesi bir masanın etrafında oturttu. Yani uluslararası çapta siyaseti görebilen bir insan. Düşüncelerini ifade edebilse, eminim Türkiye ve Orta Doğu siyasetine ciddi bir etkisi olur. Türkiye’deki siyasetin çehresi değişir. Türkiye’de barış, eşitlik, demokrasi ve özgürlük olmasını isteyen herkesin, hukuk isteyen herkesin tecrit konusunda tepki ortaya koyması lazım.”

 İSTANBUL

#Demokrasi #isteyen #herkes #tecride #tepki #göstermeli

Emine Şenyaşar: Herkes çocuklarıyla ben adliye önündeyim

Kurban Bayramı’nın ilk gününü Urfa Adliyesi önünde karşılayan Emine Şenyaşar, ‘Bugün bayram, herkes torunları, çocuklarıyla birlikte ama ben yine adliye önündeyim’ dedi

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti, Kurban Bayramı’nda da sürdü.

Anne Emine Şenyaşar, nöbetin 828’inci gününde sabahın erken saatlerinde Pîrsus’ta bulunan evlerinden Urfa Adliyesi önüne geldi. Emine Şenyaşar, bayramların önemine değinerek, “Bugün bayram, herkes torunları, çocuklarının yanında ama ben yine adliye önündeyim. Artık bayramlarımı evimde geçirmek istiyorum. Sıcak, soğuk demeden adliye önüne gelerek burada oturma eylemimizi sürdürüyoruz. Adliye kapılarında göçebe olmuş durumdayız. Kayıtlarımızı çıkarın, oğlumu bırakın, biz de evimize dönelim. Çocuğumu bırakmadığınız sürece hakkımı kimseye helal etmiyorum. Adalet gelmediği sürece evimde oturmayacağım. Eğer burada adalet sağlanmazsa Ankara’ya gider orada otururum” dedi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’a seslenen Şenyaşar, “Kendi çocuklarınız bu şekilde öldürülseydi, siz ne yapardınız? Emine Erdoğan bu mücadeleyi neden görmüyor?” diye sordu.

RIHA

#Emine #Şenyaşar #Herkes #çocuklarıyla #ben #adliye #önündeyim