Ana Sayfa Blog Sayfa 248

İnfaz yakma işkenceye döndü: Tüm demokratik kurum ve örgütlere sorumluluk düşüyor

Tahliyesi iki kez ertelendikten sonra serbest bırakılan Ferit Orak, infaz yakmanın işkenceye döndüğünü söyledi

Tutukluların yaşadıkları hak ihlalleri, “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik”in 31 Mart 2020’den itibaren yürürlüğe girmesi sonrası daha da arttı. Yönetmenlikten bir yıl sonra cezaevlerinde oluşturulan İdare ve Gözlem Kurulu (İGK), infazlarını tamamlayan tutukluların tahliyesini engelliyor. Uygulama için pilot cezaevi seçilen Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 35 yaşındaki Ferit Orak’ın da tahliyesi iki kez ertelendi.

Cezaevlerinde 14 yıl tutulan Orak, 16 Aralık 2022 tarihinde tahliye olması gerekirken, şartlı tahliye hakkı iki kez 3’er ay ertelendi. Orak, 7 yıl tutulduğu Bolu Cezaevi’nde 16 Haziran’da tahliye edildi. Orak, cezaevinde yaşanan ihlalleri ve tutukluların durumuna dair konuştu.

İnfaz yakma işkenceye dönüşmüş durumda

Bolu’da son 3 yılda 20’den fazla kişinin tahliyesinin engellendiğini aktaran Orak, bu süre içerisinde sadece 2 tutuklunun tahliye edildiğini kaydetti. Orak, “İnfazlar keyfi olarak 3 veya 6 ay erteleniyor. Neden serbest bırakılmıyor? Bildirilmiyor. Tahliye günü geldiğinde kapıdan bir kağıt atıp gidiyorlar. Eskiden gerekçeleri vardı, şimdi gerekçe sunmaya bile gerek duymuyorlar. Bolu Cezaevi’nde infaz yakma işkenceye dönüşmüş durumda çünkü keyfi bir şekilde yakıyorlar. Örneğin; Deniz Güzel adlı tutuklu bir buçuk yıldır fazladan cezaevinde yatıyor. Buda yetmiyor ‘kamerayı tahrip etme’, ‘gardiyanlar karşı çıkma’, ‘sayım zamanında ayağa kalkmama’ ve ‘çöpü atmama’ gerekçeleriyle cezalar veriliyor” diye belirtti.

Müebbet hapis cezası verilen Adnan Karataş’ın  tahliyesinin “pişmanlık” dayatmasını kabul etmediği için bir yıldır engellendiğine dikkati çeken Orak, “İki yıldır infaz kanunu çıkarmışlar, bu yolla da zindandaki hak ve kanunları ayaklar altına alıp işkenceyi daha da arttırdılar” ifadelerini kullandı.

Hasta tutukluları öldürmek istiyorlar

Cezaevindeki ağır hasta tutuklular Muzaffer Alkış, Levent Cin ve Cemal Tarhan’ın durumuna değinen Orak, “Alkış ve Tarhan’ı, İstanbul Adli Tıp Kurumu’na götürdüler. Her biri 70-80 yaşında kendi başlarına yemek yiyip, yürüyebilecek durumda değiller. Bütün bu sorun sıkıntılarına rağmen ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verildi. Cemal Tarhan’ı en son arkadaşların yardımıyla koridorda yürürken görebildim. Yargı ve cezaevi yönetimi onu cezaevinde öldürmek istiyor. Bütün hasta tutsaklar 30 yılı aşkın süredir cezaevindeki arkadaşlar. Onları tabutla dışarı çıkarmak istediklerini açık bir şekilde dile getiriyorlar” dedi.

Ölüm döşeğinde tahliye ediyorlar

Hasta tutukluların tabut içerisinde cezaevinden çıkarıldığını belirten Orak, Sadece Bolu Cezaevi’nde bir yıl içerisinde 3 tutuklunun yaşamını yitirdiğini vurguladı. Orak,: “Kanser hastalığına yakalanmış Mehmet Emin Çelebi adında bir tutuklu vardı. Ne yaptıysak sesimizi dışarı ulaştıramadık. Devlet ilgilenmedi, kulak asmadı ve ölüm derecesine geldikten sonra Ankara’ya gönderildi. Gönderildikten 2-3 gün sonra hayatını kaybetti. Yani ölüm döşeğinde serbest bıraktılar. Hala ağır hasta tutsaklar var. Hayati Kaytan ve Civan Boltan bunlardan bir kaçı. Boltan’ın bir kolu ve gözü yok, özel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Durumunu aktardığımızda ‘Civan Boltan’ı tanıyoruz, nasıl bu hale geldiğini biliyoruz ve tedavi etmiyoruz’ cevabını veriyorlardı. Yine Hayati Kaytan’ın başında ur var, birçok kez ameliyat oldu, hayati tehlikesi var” dedi.

Bulaşıcı hastalıklar arttı

Son zamanlarda cezaevinde bulaşıcı hastalıkların şüpheli bir şekilde artığına da dikkat çeken Orak, “Bir defa boğaz bir kez de bağırsak enfeksiyonu geçirdim. Bir hafta süresince ilaçlara ulaşamadım. Su, çoğu zaman bulanık bir vaziyette geliyor. Yemeklerde hayvan pisliği, böcek ve kurt çıkıyor. Telefonda politik değerlendirme yapılması yasak, aileler de cezalandırılıyor. Muhalif medyayı istediğin zaman ‘İslam’a karşısınız Yahudisiniz’ diyorlar. A Haber, ATV, TRT, CNN Türk dışında kanal yok. Kitapları topluyorlar. Getirdikleri kota nedeniyle 3 kitaptan fazla kitap tutamıyorsun. Kürtçe mektup ve kitaplarda sorun çıkarıyorlar, aylarca hata yıllarca verilmiyor” dedi.

Koğuş aramalarında özellikle kişilerin yazılı çalışmalarına el konulduğunu dile getiren Orak, “Kitap evlerinin bize gönderdiği hibe kitapları kabul etmiyor, ‘parayla alın’ diyorlar. İmralı Cezaevi’nde başlattıkları tecrit sistemini bütün cezaevlerine yaymaya çalışıyorlar” diye belirtti.

Duyarlılık çağrısı

Tutuklarla dayanışmanın artması gerektiğinin altını çizen Orak, insan hakları örgütleri ve derneklerinin cezaevlerinde yaşanan sorunlara çözüm bulma konusunda yetersiz kaldığını söyledi. Cezaevlerinden cenazelerin çıkmasını artık tutukluların kabul etmeyeceğini, bu konuda tüm demokratik kurum ve örgütlere sorumluluk düştüğünü vurgulayan Orak, “Demokratik kurum ve kuruluşlar zindanlara sahip çıkmalı” dedi.

Kaynak: MA

 

 

 

#İnfaz #yakma #işkenceye #döndü #Tüm #demokratik #kurum #örgütlere #sorumluluk #düşüyor

Toplu mezardan çıkarılan 39 Êzidî’nin cenazesi ailelerine verildi

DAİŞ saldırısında katledilen 39 Êzidî’nin cenazeleri ailelerine verildi

DAİŞ’in 2014 yılında Şengal’e dönük saldırılarında katledilen ve akıbetleri bilinmeyen Êzidî yurttaşlara dair çalışmalar devam ediyor. Ninova Adli Tıp Müdürlüğü, yaptığı bir açıklamayla, Adli Tıp Dairesi Genel Müdürlüğü liderliğindeki Toplu Mezar Açma Heyeti’nin bir toplu mezardan 39 Êzidî yurttaşa ait cenazenin çıkarıldığını bildirdi.

Cenazeler teslim edildi

Açıklamada, Şengal ve Ninova’daki yetkililerle beraber yürütülen bir çalışma sonucu DNA testlerinin yapılmasının ardından 39 cenazenin tamamının ailelerine teslim edildiği belirtildi.

DIŞ HABERLER

#Toplu #mezardan #çıkarılan #Êzidînin #cenazesi #ailelerine #verildi

Köylüler madene geçit vermiyor

Tokat’ta Alevilerin kutsal mekanlarının da içinde olduğu Günçalı Köyü ve çevresine maden yapılmak isteniyor. Köylüler madene karşı nöbet tutacaklarını ve mücadele edeceklerini söyledi

Tokat‘ın Günçalı Köyü ve çevresinde yapılmak istenen maden arama faaliyetine karşı bölge halkı nöbet direnişi başlattı. Maden arama faaliyetlerinin doğalarını ve sularını zehirleyeceği, göç etmek zorunda kalacakları dile getiren köylüler, yarın Tokat’ın valilik binası önünde büyük bir miting düzenleyecek.

BirGün‘den Sibel Bahçetepe‘nin aktardığına göre, ‘‘Doğa katliamına ve talana dur’’ diyen köylüler, iki farklı maden şirketinin köylerinde altın ve diğer değerli madenleri aramak için ruhsat aldığını tespit ettiklerini, buna karşı hukuki mücadeleyi de başlattıklarını söyledi.

Şirketler sahaya giremiyor

Günçalı Köyü Çevre Komisyonu Yöneticisi Bahadır Sarıyaprak, geçen haftalarda avukatlarla köye gittiklerini anımsatarak ‘‘Orada endemik bitki türlerinden tutun arkeolojik kalıntılar, inanç merkezimiz, kültürel değerlerimiz için resmi kurumlara başvuru yaptık, koruma talebinde bulunduk. 17 Haziran’da ruhsat sahalarına giriş yeri olan Günçalı Köyü’ndeki Çal Baba Köyü’nde nöbet başladı’’ dedi.

Çevre köyler de zarar görecek

Günçalı Köyü Dernek Başkanı Ali Başak ise 14 Mayıs seçim günü maden araması yapılacağı bilgisini aldıklarını söyleyerek, “Şirketlerin aldığı izin belgesi dördüncü grup. Dördüncü grubun içinde her türlü maden var. Siyanürden tutun da altın, kömür, bakır, mermer ocağı, krom her türlü şey var. Bulabilecekleri her şeyi çıkarmak istiyorlar. Maden çıktığında bırakın bizim köyü, çevre köyler de zarar görecek” dedi.

Alevilerin kutsal alanları risk altında

Halk müziği sanatçısı ve aynı zamanda Tokat Günçalı Köyü’nden olan Kutsal Evcimen ise maden arama faaliyetinin yapılmak istenmesine tepki gösterdi. Evcimen, “Doğamızı, kültürümüzü ve Alevilerin ziyareti olan Çal Baba’nın da olduğu bu kutsal mekânların yok edilmesine izin vermeyeceğiz” dedi

Halk müziği sanatçısı Erdal Erzincan ise “Tokat’ın Güncalı Köyü’nde maden arama bahanesiyle büyük bir doğa katliamı yapılmak isteniyor. Özellikle Alevilerin kutsal mekânlarını içine alan bu bölgede toplumun hassasiyeti dikkate alınmıyor. Umarım en kısa zamanda bu yanlıştan dönülür” dedi. EKOLOJİ SERVİSİ

Ne olmuştu?

Tokat Merkez’de HLC Kıymetli Madenler ve Yatırım A.Ş., 14 Mayıs seçim sabahı ekipman ve sondaj makineleriyle Günçalı Köyü’ne giderek kazı işlemi başlatmak istemişti. Birçok maden çeşidi için arama yapılacağını öğrenen yöre halkıyla köy dernekleri bir araya gelerek toplantılar düzenlemişti. Halk ise ikinci bir maden şirketi olan Zenit Madencilik’in de arama yapacağı bilgisine ulaşarak direnişini büyütmüştü.

EKOLOJİ SERVİSİ 

#Köylüler #madene #geçit #vermiyor

Adalet Bakanı’na uyarı: Adalet sağlanmazsa nöbeti Ankara’ya taşırız

Adalet Nöbet’leri 826’ıncıg ünde olan Şenyaşar ailesi Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a seslenerek, ‘Bir süre tanıyacağız ve hukuki taleplerimiz karşılanmasa Ankara’ya geleceğiz, Bakanlığın önüne bu pankartımızı asıp, nöbetimizi sürdüreceğiz’ dedi

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti 826’ncı güne girdi.

Adalet gelene kadar bu mücadele sürecek

Adliye önünde bulunan beton bariyerlere “Şenyaşar ailesi için adalet” yazılı pankartı asan aile, adliye binasının müştemilatında açıklama yaptı.
Burada konuşan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Riha (Urfa) Milletvekilli Ferit Şenyaşar, 5 yıldır adalet mücadelesi verdiklerini hatırlatarak, “3 yıldır eşini ve çocuklarını kaybeden annem arkada üzerinde adalet yazan binanın önünde adalet nöbeti tutuyor. Annenin haklı olduğunu devletin bütün üst düzey yöneticileri biliyor. Ama adaletsizlik devam ediyor. Yeni Adalet Bakanı konferanslara çıkarak açıklamalar yapıyor. Türkiye’nin ikinci yüz yılından bahsediyor. ‘Türkiye’nin ikinci yüz yılı adalet yüzyılı olacak’ diyor. Adaletten bahsediyor ‘Geç gelen adalet doğruda olsa adalet değildir’ diyor. Yeni Adalet Bakanı bu açıklamaları yaparken acaba Urfa’da iki yıldan fazladır nöbet tutan anneyi görmüyor mu? Anne sonuna kadar haklı, nöbeti sürdürecek. Yeni Bakan bu adaletsizliği görmezden gelirse, bizde bir süre tanıyacağız ve hukuki taleplerimiz karşılanmadığı zaman annem ile birlikte Ankara’ya geleceğiz ve Bakanlığın önüne bu pankartımızı asıp, nöbetimizi bu şekilde sürdüreceğiz. Adalet gelene kadar bu mücadele sürecek” diye belirtti.

Artık oğlum eve gelsin istiyorum

Ardından konuşan Emine Şenyaşar ise, “3 yıldır nöbetteyim. Kar yağdı ben yine buradaydım, yazın en kavurucu sıcaklarında buralardaydım. Adaleti sadece kendim için değil, herkes için istiyorum. Oğlum bırakılmaz ise Ankara’ya geleceğim ve orada nöbet tutacağım. Nasıl burada kalıp nöbet tuttuysam, Ankara’da da tutarım. Ankara’ya gelirsem ölene kadar oturduğum yerden kalkmam. Artık oğlum eve gelsin istiyorum” dedi.

Çocukları için ağıt yaktı

Açıklamanın ardından aile, adliyenin giriş kapısı önünde nöbetlerine devam etti. Arefe günü katledilen çocukları için ağıt yakan anne Emine Şenyaşar, “Bayram gelsin istemiyorum. Bana bu acıyı yaşatanlar da bayram kutlamasın, çektiğim acıyı çeksinler. Bu nasıl devlet? Bu nasıl hükümet? Allah yanlarına bırakmasın. Lanet olsun bu adalete” tepkisinde bulundu.

RIHA

#Adalet #Bakanına #uyarı #Adalet #sağlanmazsa #nöbeti #Ankaraya #taşırız

Tecride tepki gösteren Merdan Yanardağ’a soruşturma

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan mutlak tecride tepki gösteren TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ hakkında savcılık, TELE 1’e ise RTÜK soruşturma başlattı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan mutlak tecride tepki gösteren açıklamaları gerekçe göstererek TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ hakkında soruşturma başlattı. RTÜK ise; Yanardağ’ın Öcalan ile ilgili sözlerinden dolayı TELE 1 hakkında soruşturma başlattığını duyurdu

Gazeteci Merdan Yanardağ, TELE1’de yaptığı bir konuşmada, “Abdullah Öcalan’a uygulanan tecritin hukukta hiçbir yeri yoktur. Ailesi ve avukatı ile bile görüşemiyor. Böyle bir düzen olur mu? Abdullah Öcalan; çok kitap okuyan, siyaseti doğru okuyan, doğru çözümleyen son derece zeki bir kişidir” demişti.

HABER MERKEZİ

#Tecride #tepki #gösteren #Merdan #Yanardağa #soruşturma

İşkence ile gözaltına alınanlar serbest bırakıldı

İstanbul’da dün yapılan ’21’inci Onur Yürüyüşü’nde işkence ile gözaltına alınan 100 kişi serbest bırakıldı

İstanbul Taksim ve çevre semtlerde dün LGBTİ+ örgütleri’nin düzenlediği “21’inci Onur Yürüyüşü” sırasında darp edilerek gözaltına alınan yaklaşık 100 kişinin emniyet ifadeleri tamamlandı.

Aralarında 2 çocuğun da olduğu kişiler, ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

İSTANBUL

#İşkence #ile #gözaltına #alınanlar #serbest #bırakıldı

Sağlık Bakanlığı kızamık vaka artışlarını kabul etti

Sağlık Bakanlığı, Türkiye’deki kızamık vakası artışlarını kabul ederek önlemlerin artırılmasını istedi

Sağlık Bakanlığı, kızamık vakalarının artışını kabul ederek 81 il valiliklerine yazı gönderdi. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden valiliklere gönderilen yazıda, dünyada ve Türkiye’de kızamık virüsünün dolaşımının devam ettiği, hastalığın da solunum yolu ile bulaştığı anımsatılarak, önlemlerin artırılarak sürdürülmesi gerektiği vurgulandı.

Bakanlığın açıklamasında şu ifadelere yer verildi; “Dünya genelinde son yıllarda yaşanılan aşı kapsayıcılığındaki düşüşler, zayıflamış kızamık sürveyansı ve Covid-19 nedeniyle aşılama faaliyetlerinde meydana gelen kesintiler ve gecikmelerin yanı sıra 2022-2023 yıllarında devam eden vakalar, kızamığın dünyanın her bölgesinde tehdit olabileceği anlamına geldiği, dünya sağlık örgütü tarafından bildirilmiştir. Ülkemizde de son dönemlerde kızamık vaka bildirimleri yapılmaktadır. Bu nedenle kızamığa karşı alınabilecek önlemlerin bir kez daha hatırlatılmasına ihtiyaç duyulmuştur.”

HABER MERKEZİ

#Sağlık #Bakanlığı #kızamık #vaka #artışlarını #kabul #etti

İşkenceyi raporlaştırdılar: En az 83 şüpheli ölüm, 4 bin 275 kişiye işkence

TİHV, İHD ve TTB “26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” için yaptıkları açıklamada, hak ihlallerini sıraladı. Buna göre, 2022’de cezaevlerinde 83 şüpheli ölümün yaşanırken, gözaltı sırasında ise en az 4 bin 275 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı

“26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü”ne dair ortak yazılı açıklama yapan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) İnsan Hakları Kolu yaşanan işkenceye dair veriler paylaştı.

İşkenceye teşvike den söylemlerden kaçınılmalı

“Siyasal iktidarın baskı ve kontrole dayalı yönetme tarzı sonucu günümüzde tüm ülke adeta işkence mekânı haline geldi” denilen açıklamada, “işkenceye sıfır tolerans” sözünün söylemde kaldığı vurgulandı. Açıklamada, işkencenin önlenmesi için suçun faillerini cesaretlendiren cezasızlık politikasına son verilmesi, işkenceyi teşvik eden söylemlerden kaçınılması gerektiği vurgulandı.

5 ay da en az 7 şüpheli ölüm

Açıklamanın devamında ise yaşanan işkencelere dair veriler paylaşıldı. Buna göre, TİHV Dokümantasyon Merkezi’ne göre 2022 yılında 1 kişi, 2023 yılının ilk 5 ayında ise en az 6 kişi gözaltında şüpheli şekilde hayatını kaybetti.

32 yılın rekoru!

Yine verilere göre, 2023 yılının ilk 5 ayında TİHV’e işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı gerekçesiyle 270 kişi başvuruda bulundu. Kendi ya da bir yakının işkence gördüğünü başvuranların sayısı 2022’de bin 201 olurken, bu kurumun 32 yıllık tarihin en yüksek sayısı oldu.

Emniyet müdürlükleri işkence merkezi gibi!

Açıklamada İHD verilerine göre ise, 2022 yılında resmi gözaltı yerlerinde en az 1 bin 347 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı, TİHV’e başvuranların yüzde 50,7’si emniyet müdürlüklerinde, yüzde 5,7’si polis karakolunda, yüzde 6,4’ü jandarma birimlerinde işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı belirtildi.

En fazla işkence gözaltı sırasında

TİHV’e başvuranların yüzde 30,7’si gözaltı ve nakil araçlarında işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı belirtilen açıklamada, 2022 yılında TİHV’e başvuranlardan 546’sı açık alan ve gösteri sırasında, 177’si ise ev ve iş yeri gibi mekânlarda işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldıklarını beyan ettikleri belirtildi.

Polis 2023’te en az 1 bin 557 kişiye işkence yaptı

Polislerin eylem ve etkinliklere saldırmasıyla, 2022 yılında 144’ü çocuk, en az 5 bin 434 kişi, 2023’ün ilk beş ayında ise 49’u çocuk, en az 1 bin 557 kişinin işkenceye maruz kaldığı belirtilerek, bu saldırılarda en az 50 kişinin yaralandığı ifade edildi.

Açıklamanın devamında ise verile şöyle sıralandı:

* 2022 yılında en az 230 kişi, 2023 yılının ilk beş ayında ise en az 76 kişi sokakta ve açık alanda işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı. Aynı dönemlerde ev baskınları sırasında toplamda en az 33 kişi işkence ve diğer kötü muameleye uğradı.

* İHD Dokümantasyon Birimi’nin tespitlerine göre, 2022 yılında 42’si çocuk, toplam 2 bin 928 kişi resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki yerlerde işkence ve diğer kötü muameleye uğradığını iddia etti.

* 6 Ağustos 2019 tarihinde Ankara’da kaçırılan Yusuf Bilge Tunç’tan halen haber alınamadı.

* 2022 yılında en az 4 kişi kaçırıldı ya da kaçırılmaya çalışıldı. 2023 yılının ilk beş ayında 1 kişi kaçırıldı ya da kaçırılmaya çalışıldı.

* İHD’ye yapılan başvurular ve elde edilebilen diğer verilere göre 2022 yılı içinde 198 kişinin ajanlaştırma, kaçırılma ve tehdide maruz kaldığı tespit edildi.

* İHD Dokümantasyon Birimi’nin verilerine göre 2022 yılında hapishanelerde işkence ve kötü muameleye uğradığını iddia eden mahpus sayısı 247 kişi.

* TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin verilerine göre, hapishanelerde 2022 yılında en az 65 tutuklu, 2023 yılının ilk beş ayında ise 10 tutuklu hastalık, intihar, şiddet, ihmal vb. gerekçelerle yaşamını yitirdi. İHD Dokümantasyon Birimi’ne göre ise 2022 yılında hapishanelerde en az 83 tutuklu şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi.

* 2023 yılının ilk 6 ayında Türk Tabipleri Birliği’ne (TTB) farklı hapishanelerden sağlığa erişimde yaşanan sorunlar, kelepçeli muayene dayatması ve kolluğun muayenede bulunma ısrarı ile mahremiyet ihlali vb. gerekçelerle 54 mahpus başvuru yaptı.”

Talepler sıralandı

Ortak açıklamanın devamında şu talepler sıralandı:

* Mevcut Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun, tümüyle bağımsız yeni bir ulusal önleme mekanizması oluşturulmalıdır.

* Kolluk Gözetim Komisyonu tarafsız ve bağımsız hale getirilmelidir.

* İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması bir BM belgesi olan ‘İstanbul Protokolü’ ilkelerine göre yapılmalıdır.

* İşkenceye ilişkin iddialar hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır.

* Hapishaneler insan hakları ve hukuk örgütlerinin bağımsız denetimine açılmalıdır.

* CPT raporlarının tümü açıklanmalı ve tüm tavsiyelere uyulmalıdır.”

Kaynak: MA

 

#İşkenceyi #raporlaştırdılar #şüpheli #ölüm #bin #kişiye #işkence

HDP: İşkenceye sıfır tolerans dediler işkence iktidarı oldular

’26 Haziran Uluslararası İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’ dolayısıyla yazılı açıklama yapan HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, işkence ve kötü muamele uygulamalarının gözaltı merkezlerinden sokaklara taştığını ifade etti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, “26 Haziran Uluslararası İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüleri Nuray Özdoğan ile Serhat Eren imzasıyla yapılan açıklamada, devlet kaynaklı işkence ve eziyete karşı mücadelenin süreceği belirtildi. Kolluğun bulunduğu her alanda işlenen işkence ve eziyet suçlarında faillerin hesap vermesi ve gereken cezaları alması için mağdurların yanında olduklarının altı çizilen açıklama da “İnsanlığın ortak mirasına ve insan onuruna sahip çıkmak için mücadelemiz yargısal ve politik alanda ısrarla sürecektir” denildi.

Türkiye sözleşmedeki yükümlülüklerine uymuyor

“Türkiye işkence yasağını sistematik olarak ihlal ediyor” başlığı ile yapılan açıklama da “26 Haziran, İşkence Görenlerle Dayanışma Günü olarak ilan edilmiştir. Sözleşmeye taraf devletler her türlü işkence, kötü muamele, insanlık dışı, onur kırıcı muamele veya cezaya karşı etkili bir mücadele yürütmekle sorumludurlar. Türkiye bugüne dek ne yazık ki işkencenin önlenmesi, işkence eylemlerinin gerçekleştirilmemesi, gerçekleşmesi halinde ise adil bir yargılamanın yapılması konusunda sözleşmedeki yükümlülüklerine uygun hareket etmemiştir, etmemektedir” ifadelerine yer verildi.

 İşkence failleri cezasız bırakılmaktadır 

İşkencenin insanlığa karşı işlenen bir suç olduğu, şikayete bağlı olmadığı, uzlaşmaya tabi olmadığı ve işkence suçuna karşı zamanaşımı işlenemeyeceği dikkat çekilen açıklamada , “Adalet Bakanlığı’nın 2022 yılı istatistiklerine göre; işkence ve eziyet suçunda soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen kararlar ve kovuşturma aşamasında verilen beraat kararları, mahkumiyet kararlarından çok daha fazladır. Bu istatistikler ve somut olaylar yargının eylemi işkence olarak tanımlamaktan imtina ettiğinin, suçları basit yaralama veya kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma gibi daha hafif suçlara indirgediğinin dolayısıyla failleri cezasız bıraktığının göstergesidir. Devletin kamu görevlileri eliyle işlediği suçlarda, yargının faili korumaya dair aldığı bu tutum, onları yeniden işleyecekleri benzer suçlarda cesaretlendirmekte, güçlendirmekte ve azmettirmektedir” denildi.

Özellikle de mağdurların Kürt olduğu yargılamalarda yargı mercilerinin failleri koruyan, kollayan, aklayan kararları işkenceyi normalleştirildiğine işaret edilen açıklama da “Öte yandan işkence ve kötü muameleye uğrayanlar haksız soruşturmalara maruz kalmakta, işkenceyi görüntüleyen, ortaya çıkaran, gazetecilik görevini yerine getiren basın mensupları da gözaltı ve tutuklama ile karşılaşmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Tecrit  ve izolasyon sürüyor

Hapishanelerde sağlığa erişimden sevklere, disiplin cezaları ve infaz yakmalardan tecrit ve izolasyona, işkenceye varan uygulamalar gün geçtikçe arttığına dikkat çekilen açıklama da “Mahpuslar tek kişilik hücrelerde tecrit altında bırakılmakta, ayakta sayım ve çıplak aramaya maruz kalmakta, yersiz disiplin cezalarıyla keyfi bir şekilde infazları yakılmaktadır. Tecridin en mutlak şekilde uygulandığı İmralı Hapishanesi’nde Sayın Abdullah Öcalan’dan 28 aydır haber alınamamaktadır. Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT), 20-29 Eylül 2022’de ada hapishanesine gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin gözlemlerini hala kamuoyu ile paylaşmamıştır. Tecrit işkencesini arttıran bu mutlak iletişimsizlik hali devam etmektedir” denildi.

İşkence sokağa taştı

“İşkence yasağı, insanlığın ortak mirasıdır ve demokratik hukukun üstünlüğüne dayalı toplumların en temel değerlerinden biridir” denilen açıklamanın devamında şu sözlere yer verildi; “İşkence ve kötü muamele yasağı olmaksızın bir insan hakları rejiminin varlığı söz konusu olamaz. ‘İşkenceye sıfır tolerans, insan hakları ve hukuk devleti’ söyleminin aksine AKP iktidarı; gözaltında kaybetmelerin, kaçırılmaların, baskı ve tehditle ajanlaştırma çabalarının, barışçıl gösterilerde ters kelepçeyle ve darpla gözaltıların, sosyal medyada bu eylemlerin organize şekilde yandaşlarınca övülmesinin, İçişleri Bakanı tarafından açıkça ‘ayaklarını kırın’ diye işkence talimatı verilmesinin iktidarı olduğu her dönem göstermiştir. İşkence ve kötü muamele uygulamaları gözaltı merkezlerinden sokaklara taşınmıştır.”

HABER MERKEZİ

 

 

#HDP #İşkenceye #sıfır #tolerans #dediler #işkence #iktidarı #oldular

Av. Çakas: Cezaevlerinde her gün yapılan baskınların adı güvenlik değil tacizdir

MED TUHAD-FED üyesi avukat Yusuf Çakas, cezaevlerinde artan ihlallerin İmralı tecridinden kaynaklandığını belirtti. Çakas artan baskınlara da değinerek, ‘Her gün gider arama yaparsan, bunun adı güvenlik gerekçesi değil bunun adı taciz olur’ dedi

Yeni cezaevlerinin bir seçim vaadi haline geldiği AKP iktidarında, Adalet Bakanlığı verilerine göre kapasitesi 289 bin 974 kişi olan 407 cezaevinde, 341 bin 497 kişi bulunuyor. Her gün yeni ihlallerle gündeme gelen cezaevlerinde, başta tahliyeleri engellenen ağır hasta tutukluların sağlık hakkı engelleniyor. Cezaevlerinde sistematik hala gelen koğuş baskınları, sağlık hakkına erişimin engellenmesi, disiplin cezaları gerekçesiyle iletişim hakkının engellenmesi, tutukluların yaşadığı başlıca ihlaller arasında yer alıyor. MED Tutuklu Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu’ndan (MED TUHAD-FED) avukat Yusuf Çakas, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve tutukluların başvurularına dair değerlendirmelerde bulundu. Çakas, cezaevlerinde artan ihlallerin nedeninin İmralı Adası’nda uygulanan tecridin sonucu olduğunu belirterek, tecrit halini ortadan kaldırmadan cezaevlerindeki hak ihlallerinin önünü almanın mümkün olmadığını kaydetti.

Koğuş baskınları güvenlik değil provokasyondur

Son dönemlerde tutukluların “güvenlik” gerekçesiyle ailelerinden uzak cezaevlerine sevk edilmelerine dair yoğun başvuru aldıklarını aktaran Çakas, sürgünlerin bir güvenlik gerekçesi olmadığı, temel amacının tutuklanan kişileri, ailelerinden koparma olduğunun altını çizdi. Birçok cezaevinde koğuş baskınları, tutukluların eşyalarının dağıtılması gibi uygulamaların “provokasyon” yaratacak şekilde arttığını ifade eden Çakas, “Cezaevlerinde bulunan odalar birer yaşam alanıdır. Orada tutsaklar yemek yer, kitap okur, film izler, hayal kurar, düşüncelere dalar. Sürekli bu odalara baskın yapmak suretiyle tutsakların yaşam alanlarının taciz edilmesi söz konusudur. Haftanın 7 günü güvenlik gerekçesi olamaz. Bir güvenlik kaygın varsa, usulüne göre gider, yaşamı, eşyaları dağıtmadan ve zarar vermeden aramanı yaparsın. Ama her gün gider arama yaparsan, bunun adı güvenlik gerekçesi değil bunun adı taciz olur” diye konuştu.

Hasta tutuklular özel politika ile tahliye edilmiyor

Cezaevlerinin şartları nedeniyle hastalık ürettiğini dile getiren Çakas, tutukluların yeterince güneşten faydalanmadığını, havalandırmaya yeterince çıkarılmadığını, yemeklerin yetersiz, kalitesiz olduğunu sözlerine ekledi. Tutukluların aylarca revire çıkarılmadığını ve hastane sevkinin yapılmadığını belirten Çakas, hastaneye götürülenlerin ise kelepçe dayatması nedeniyle tedavi olamadığını söyledi. Hasta tutukluların “özel bir politika” ile tahliye edilmediğini dile getiren Çakas, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “cezaevinde kalabilir” raporu verdiği ve yaşamını yitiren ağır hasta tutukluları hatırlattı. Hasta tutukluların tahliyesinde sadece ATK’nin “cezaevinde kalamaz” raporu vermesinin yeterli olmadığını vurgulayan Çakas, “ATK ‘cezaevinde kalamaz’ dese bile, toplum güvenliği meselesi ortaya çıkıyor. Düşünün siz ölüm sınırındayken, ‘cezaevinde kalamaz’ raporu alıyorsunuz ama öte yandan emniyetin yazısıyla kanunun bu düzenlemesi de yok oluyor” diye belirtti.

Kurullar objektif değil subjektif

Cezaevlerinde son dönemlerde en fazla ihlallere neden olan durumun da 1 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe giren İdare ve Gözlem Kurullarının verdiği kararlar olduğunun altını çizen Çakas, “Bu kurullar, objektif ve bilimsel yaklaşım yerine, tamamen sübjektif, ‘pişman mısın?’ gibi farklı yönlendirici sorular soruyorlar. Sistematik bir şekilde içerde hak ihlalleri var” dedi.

Aileler etrafında kenetlenmeli

Tüm sivil toplumun ve siyasi partilerin tutuklu aileleri etrafında kenetlenmesi gerektiğinin altını çizen Çakas, “Tarafsız kurum ve avukatların cezaevlerine gidip gözlem yapmalarının önü açılmalıdır. Cezaevlerinde yaşanan sorunlar nelerdir? İnfaz kurullarının aldığı kararların hukuki boyutu nedir? Türkiye’de demokratikleşmenin yolu cezaevlerinden geçiyor. Bu kadar baskının ve hukuksuzluğun olduğu bir alanda değişim dönüşüm sağlanmadığı sürece, Türkiye’de ciddi bir demokratikleşme adımını beklememek gerekiyor” diye konuştu.

Haber: Mehmet Güleş / MA 

 

#Çakas #Cezaevlerinde #gün #yapılan #baskınların #adı #güvenlik #değil #tacizdir