Ana Sayfa Blog Sayfa 250

İşkenceyi raporlaştırdılar: En az 83 şüpheli ölüm, 4 bin 275 kişiye işkence

TİHV, İHD ve TTB “26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” için yaptıkları açıklamada, hak ihlallerini sıraladı. Buna göre, 2022’de cezaevlerinde 83 şüpheli ölümün yaşanırken, gözaltı sırasında ise en az 4 bin 275 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı

“26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü”ne dair ortak yazılı açıklama yapan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) İnsan Hakları Kolu yaşanan işkenceye dair veriler paylaştı.

İşkenceye teşvike den söylemlerden kaçınılmalı

“Siyasal iktidarın baskı ve kontrole dayalı yönetme tarzı sonucu günümüzde tüm ülke adeta işkence mekânı haline geldi” denilen açıklamada, “işkenceye sıfır tolerans” sözünün söylemde kaldığı vurgulandı. Açıklamada, işkencenin önlenmesi için suçun faillerini cesaretlendiren cezasızlık politikasına son verilmesi, işkenceyi teşvik eden söylemlerden kaçınılması gerektiği vurgulandı.

5 ay da en az 7 şüpheli ölüm

Açıklamanın devamında ise yaşanan işkencelere dair veriler paylaşıldı. Buna göre, TİHV Dokümantasyon Merkezi’ne göre 2022 yılında 1 kişi, 2023 yılının ilk 5 ayında ise en az 6 kişi gözaltında şüpheli şekilde hayatını kaybetti.

32 yılın rekoru!

Yine verilere göre, 2023 yılının ilk 5 ayında TİHV’e işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı gerekçesiyle 270 kişi başvuruda bulundu. Kendi ya da bir yakının işkence gördüğünü başvuranların sayısı 2022’de bin 201 olurken, bu kurumun 32 yıllık tarihin en yüksek sayısı oldu.

Emniyet müdürlükleri işkence merkezi gibi!

Açıklamada İHD verilerine göre ise, 2022 yılında resmi gözaltı yerlerinde en az 1 bin 347 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı, TİHV’e başvuranların yüzde 50,7’si emniyet müdürlüklerinde, yüzde 5,7’si polis karakolunda, yüzde 6,4’ü jandarma birimlerinde işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı belirtildi.

En fazla işkence gözaltı sırasında

TİHV’e başvuranların yüzde 30,7’si gözaltı ve nakil araçlarında işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı belirtilen açıklamada, 2022 yılında TİHV’e başvuranlardan 546’sı açık alan ve gösteri sırasında, 177’si ise ev ve iş yeri gibi mekânlarda işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldıklarını beyan ettikleri belirtildi.

Polis 2023’te en az 1 bin 557 kişiye işkence yaptı

Polislerin eylem ve etkinliklere saldırmasıyla, 2022 yılında 144’ü çocuk, en az 5 bin 434 kişi, 2023’ün ilk beş ayında ise 49’u çocuk, en az 1 bin 557 kişinin işkenceye maruz kaldığı belirtilerek, bu saldırılarda en az 50 kişinin yaralandığı ifade edildi.

Açıklamanın devamında ise verile şöyle sıralandı:

* 2022 yılında en az 230 kişi, 2023 yılının ilk beş ayında ise en az 76 kişi sokakta ve açık alanda işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı. Aynı dönemlerde ev baskınları sırasında toplamda en az 33 kişi işkence ve diğer kötü muameleye uğradı.

* İHD Dokümantasyon Birimi’nin tespitlerine göre, 2022 yılında 42’si çocuk, toplam 2 bin 928 kişi resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki yerlerde işkence ve diğer kötü muameleye uğradığını iddia etti.

* 6 Ağustos 2019 tarihinde Ankara’da kaçırılan Yusuf Bilge Tunç’tan halen haber alınamadı.

* 2022 yılında en az 4 kişi kaçırıldı ya da kaçırılmaya çalışıldı. 2023 yılının ilk beş ayında 1 kişi kaçırıldı ya da kaçırılmaya çalışıldı.

* İHD’ye yapılan başvurular ve elde edilebilen diğer verilere göre 2022 yılı içinde 198 kişinin ajanlaştırma, kaçırılma ve tehdide maruz kaldığı tespit edildi.

* İHD Dokümantasyon Birimi’nin verilerine göre 2022 yılında hapishanelerde işkence ve kötü muameleye uğradığını iddia eden mahpus sayısı 247 kişi.

* TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin verilerine göre, hapishanelerde 2022 yılında en az 65 tutuklu, 2023 yılının ilk beş ayında ise 10 tutuklu hastalık, intihar, şiddet, ihmal vb. gerekçelerle yaşamını yitirdi. İHD Dokümantasyon Birimi’ne göre ise 2022 yılında hapishanelerde en az 83 tutuklu şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi.

* 2023 yılının ilk 6 ayında Türk Tabipleri Birliği’ne (TTB) farklı hapishanelerden sağlığa erişimde yaşanan sorunlar, kelepçeli muayene dayatması ve kolluğun muayenede bulunma ısrarı ile mahremiyet ihlali vb. gerekçelerle 54 mahpus başvuru yaptı.”

Talepler sıralandı

Ortak açıklamanın devamında şu talepler sıralandı:

* Mevcut Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun, tümüyle bağımsız yeni bir ulusal önleme mekanizması oluşturulmalıdır.

* Kolluk Gözetim Komisyonu tarafsız ve bağımsız hale getirilmelidir.

* İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması bir BM belgesi olan ‘İstanbul Protokolü’ ilkelerine göre yapılmalıdır.

* İşkenceye ilişkin iddialar hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır.

* Hapishaneler insan hakları ve hukuk örgütlerinin bağımsız denetimine açılmalıdır.

* CPT raporlarının tümü açıklanmalı ve tüm tavsiyelere uyulmalıdır.”

Kaynak: MA

 

#İşkenceyi #raporlaştırdılar #şüpheli #ölüm #bin #kişiye #işkence

HDP: İşkenceye sıfır tolerans dediler işkence iktidarı oldular

’26 Haziran Uluslararası İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’ dolayısıyla yazılı açıklama yapan HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, işkence ve kötü muamele uygulamalarının gözaltı merkezlerinden sokaklara taştığını ifade etti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, “26 Haziran Uluslararası İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüleri Nuray Özdoğan ile Serhat Eren imzasıyla yapılan açıklamada, devlet kaynaklı işkence ve eziyete karşı mücadelenin süreceği belirtildi. Kolluğun bulunduğu her alanda işlenen işkence ve eziyet suçlarında faillerin hesap vermesi ve gereken cezaları alması için mağdurların yanında olduklarının altı çizilen açıklama da “İnsanlığın ortak mirasına ve insan onuruna sahip çıkmak için mücadelemiz yargısal ve politik alanda ısrarla sürecektir” denildi.

Türkiye sözleşmedeki yükümlülüklerine uymuyor

“Türkiye işkence yasağını sistematik olarak ihlal ediyor” başlığı ile yapılan açıklama da “26 Haziran, İşkence Görenlerle Dayanışma Günü olarak ilan edilmiştir. Sözleşmeye taraf devletler her türlü işkence, kötü muamele, insanlık dışı, onur kırıcı muamele veya cezaya karşı etkili bir mücadele yürütmekle sorumludurlar. Türkiye bugüne dek ne yazık ki işkencenin önlenmesi, işkence eylemlerinin gerçekleştirilmemesi, gerçekleşmesi halinde ise adil bir yargılamanın yapılması konusunda sözleşmedeki yükümlülüklerine uygun hareket etmemiştir, etmemektedir” ifadelerine yer verildi.

 İşkence failleri cezasız bırakılmaktadır 

İşkencenin insanlığa karşı işlenen bir suç olduğu, şikayete bağlı olmadığı, uzlaşmaya tabi olmadığı ve işkence suçuna karşı zamanaşımı işlenemeyeceği dikkat çekilen açıklamada , “Adalet Bakanlığı’nın 2022 yılı istatistiklerine göre; işkence ve eziyet suçunda soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen kararlar ve kovuşturma aşamasında verilen beraat kararları, mahkumiyet kararlarından çok daha fazladır. Bu istatistikler ve somut olaylar yargının eylemi işkence olarak tanımlamaktan imtina ettiğinin, suçları basit yaralama veya kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma gibi daha hafif suçlara indirgediğinin dolayısıyla failleri cezasız bıraktığının göstergesidir. Devletin kamu görevlileri eliyle işlediği suçlarda, yargının faili korumaya dair aldığı bu tutum, onları yeniden işleyecekleri benzer suçlarda cesaretlendirmekte, güçlendirmekte ve azmettirmektedir” denildi.

Özellikle de mağdurların Kürt olduğu yargılamalarda yargı mercilerinin failleri koruyan, kollayan, aklayan kararları işkenceyi normalleştirildiğine işaret edilen açıklama da “Öte yandan işkence ve kötü muameleye uğrayanlar haksız soruşturmalara maruz kalmakta, işkenceyi görüntüleyen, ortaya çıkaran, gazetecilik görevini yerine getiren basın mensupları da gözaltı ve tutuklama ile karşılaşmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Tecrit  ve izolasyon sürüyor

Hapishanelerde sağlığa erişimden sevklere, disiplin cezaları ve infaz yakmalardan tecrit ve izolasyona, işkenceye varan uygulamalar gün geçtikçe arttığına dikkat çekilen açıklama da “Mahpuslar tek kişilik hücrelerde tecrit altında bırakılmakta, ayakta sayım ve çıplak aramaya maruz kalmakta, yersiz disiplin cezalarıyla keyfi bir şekilde infazları yakılmaktadır. Tecridin en mutlak şekilde uygulandığı İmralı Hapishanesi’nde Sayın Abdullah Öcalan’dan 28 aydır haber alınamamaktadır. Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT), 20-29 Eylül 2022’de ada hapishanesine gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin gözlemlerini hala kamuoyu ile paylaşmamıştır. Tecrit işkencesini arttıran bu mutlak iletişimsizlik hali devam etmektedir” denildi.

İşkence sokağa taştı

“İşkence yasağı, insanlığın ortak mirasıdır ve demokratik hukukun üstünlüğüne dayalı toplumların en temel değerlerinden biridir” denilen açıklamanın devamında şu sözlere yer verildi; “İşkence ve kötü muamele yasağı olmaksızın bir insan hakları rejiminin varlığı söz konusu olamaz. ‘İşkenceye sıfır tolerans, insan hakları ve hukuk devleti’ söyleminin aksine AKP iktidarı; gözaltında kaybetmelerin, kaçırılmaların, baskı ve tehditle ajanlaştırma çabalarının, barışçıl gösterilerde ters kelepçeyle ve darpla gözaltıların, sosyal medyada bu eylemlerin organize şekilde yandaşlarınca övülmesinin, İçişleri Bakanı tarafından açıkça ‘ayaklarını kırın’ diye işkence talimatı verilmesinin iktidarı olduğu her dönem göstermiştir. İşkence ve kötü muamele uygulamaları gözaltı merkezlerinden sokaklara taşınmıştır.”

HABER MERKEZİ

 

 

#HDP #İşkenceye #sıfır #tolerans #dediler #işkence #iktidarı #oldular

Av. Çakas: Cezaevlerinde her gün yapılan baskınların adı güvenlik değil tacizdir

MED TUHAD-FED üyesi avukat Yusuf Çakas, cezaevlerinde artan ihlallerin İmralı tecridinden kaynaklandığını belirtti. Çakas artan baskınlara da değinerek, ‘Her gün gider arama yaparsan, bunun adı güvenlik gerekçesi değil bunun adı taciz olur’ dedi

Yeni cezaevlerinin bir seçim vaadi haline geldiği AKP iktidarında, Adalet Bakanlığı verilerine göre kapasitesi 289 bin 974 kişi olan 407 cezaevinde, 341 bin 497 kişi bulunuyor. Her gün yeni ihlallerle gündeme gelen cezaevlerinde, başta tahliyeleri engellenen ağır hasta tutukluların sağlık hakkı engelleniyor. Cezaevlerinde sistematik hala gelen koğuş baskınları, sağlık hakkına erişimin engellenmesi, disiplin cezaları gerekçesiyle iletişim hakkının engellenmesi, tutukluların yaşadığı başlıca ihlaller arasında yer alıyor. MED Tutuklu Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu’ndan (MED TUHAD-FED) avukat Yusuf Çakas, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve tutukluların başvurularına dair değerlendirmelerde bulundu. Çakas, cezaevlerinde artan ihlallerin nedeninin İmralı Adası’nda uygulanan tecridin sonucu olduğunu belirterek, tecrit halini ortadan kaldırmadan cezaevlerindeki hak ihlallerinin önünü almanın mümkün olmadığını kaydetti.

Koğuş baskınları güvenlik değil provokasyondur

Son dönemlerde tutukluların “güvenlik” gerekçesiyle ailelerinden uzak cezaevlerine sevk edilmelerine dair yoğun başvuru aldıklarını aktaran Çakas, sürgünlerin bir güvenlik gerekçesi olmadığı, temel amacının tutuklanan kişileri, ailelerinden koparma olduğunun altını çizdi. Birçok cezaevinde koğuş baskınları, tutukluların eşyalarının dağıtılması gibi uygulamaların “provokasyon” yaratacak şekilde arttığını ifade eden Çakas, “Cezaevlerinde bulunan odalar birer yaşam alanıdır. Orada tutsaklar yemek yer, kitap okur, film izler, hayal kurar, düşüncelere dalar. Sürekli bu odalara baskın yapmak suretiyle tutsakların yaşam alanlarının taciz edilmesi söz konusudur. Haftanın 7 günü güvenlik gerekçesi olamaz. Bir güvenlik kaygın varsa, usulüne göre gider, yaşamı, eşyaları dağıtmadan ve zarar vermeden aramanı yaparsın. Ama her gün gider arama yaparsan, bunun adı güvenlik gerekçesi değil bunun adı taciz olur” diye konuştu.

Hasta tutuklular özel politika ile tahliye edilmiyor

Cezaevlerinin şartları nedeniyle hastalık ürettiğini dile getiren Çakas, tutukluların yeterince güneşten faydalanmadığını, havalandırmaya yeterince çıkarılmadığını, yemeklerin yetersiz, kalitesiz olduğunu sözlerine ekledi. Tutukluların aylarca revire çıkarılmadığını ve hastane sevkinin yapılmadığını belirten Çakas, hastaneye götürülenlerin ise kelepçe dayatması nedeniyle tedavi olamadığını söyledi. Hasta tutukluların “özel bir politika” ile tahliye edilmediğini dile getiren Çakas, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “cezaevinde kalabilir” raporu verdiği ve yaşamını yitiren ağır hasta tutukluları hatırlattı. Hasta tutukluların tahliyesinde sadece ATK’nin “cezaevinde kalamaz” raporu vermesinin yeterli olmadığını vurgulayan Çakas, “ATK ‘cezaevinde kalamaz’ dese bile, toplum güvenliği meselesi ortaya çıkıyor. Düşünün siz ölüm sınırındayken, ‘cezaevinde kalamaz’ raporu alıyorsunuz ama öte yandan emniyetin yazısıyla kanunun bu düzenlemesi de yok oluyor” diye belirtti.

Kurullar objektif değil subjektif

Cezaevlerinde son dönemlerde en fazla ihlallere neden olan durumun da 1 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe giren İdare ve Gözlem Kurullarının verdiği kararlar olduğunun altını çizen Çakas, “Bu kurullar, objektif ve bilimsel yaklaşım yerine, tamamen sübjektif, ‘pişman mısın?’ gibi farklı yönlendirici sorular soruyorlar. Sistematik bir şekilde içerde hak ihlalleri var” dedi.

Aileler etrafında kenetlenmeli

Tüm sivil toplumun ve siyasi partilerin tutuklu aileleri etrafında kenetlenmesi gerektiğinin altını çizen Çakas, “Tarafsız kurum ve avukatların cezaevlerine gidip gözlem yapmalarının önü açılmalıdır. Cezaevlerinde yaşanan sorunlar nelerdir? İnfaz kurullarının aldığı kararların hukuki boyutu nedir? Türkiye’de demokratikleşmenin yolu cezaevlerinden geçiyor. Bu kadar baskının ve hukuksuzluğun olduğu bir alanda değişim dönüşüm sağlanmadığı sürece, Türkiye’de ciddi bir demokratikleşme adımını beklememek gerekiyor” diye konuştu.

Haber: Mehmet Güleş / MA 

 

#Çakas #Cezaevlerinde #gün #yapılan #baskınların #adı #güvenlik #değil #tacizdir

Amed’te ulaşıma 3,5 TL zam yapıldı

Amed’de şehir içi ulaşım 6,5 TL’den 10 TL’ye yükseltildi

Döviz kurlarının artmasıyla Türk Lirası’nın değer kaybı sürerken, peşe peşe zamlar da sürüyor. Amed Şoförler Odası Başkanlığı, ulaşıma zam talebinde bulunmak için Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı’na (UKOME) başvurdu.

UKOME’ye yapılan başvuru sonucunda şehir içi ulaşıma 3,5 TL zam yapıldı. Böylece şehir içi ulaşım 6,5 TL’den 10 TL’ye yükseldi. Ayrıca diğer ücret tarifelerine de zam yapıldı. Zamlı tarifenin 3 Temmuz’da uygulanmaya koyulacağı belirtildi.

Alınan karara göre yeni ücret tarifeleri şöyle:

* Halk otobüsü: 8 TL

* Özel halk otobüsü tam bilet: 10 TL

* Minibüs: 10 TL

* Öğrenci: 6 TL

AMED

#Amedte #ulaşıma #zam #yapıldı

Zırhlı araç ile katledilen Miraç için aracın hızına göre karar verilecek

Zırhlı aracın çarpmasıyla hayatını kaybeden Miraç Miroğlu davasında zırhlı aracın hızının tespiti için dosya yeniden ATK’ye gönderilirken, Miroğlu’nun metrelerce sürüklenmesine dair hazırlanan tutanaklar sanığın ‘hız yapmadım’ iddiasını yalanlıyor

Şirnex’in (Şırnak) Hezex (İdil) ilçesinde 3 Eylül 2021’de bisiklet sürerken zırhlı aracın çarpması sonucu hayatını kaybeden 7 yaşındaki Miraç Miroğlu’nun ölümüne dair polis Metin Kiraz hakkında açılan dava sürüyor.

Sonraki duruşma Ocak’ta

Davanın son duruşması 20 Haziran’da görüldü. Avukatların uzun bir süredir zırhlı aracın hızının tespiti için talebi son duruşmada kabul edildi ve hız tespiti için dosyanın yeniden Adli Tıp Kurumu’na (ATK) gönderilmesine karar verildi. Bir sonraki duruşma, 16 Ocak 2024 tarihine ertelendi.

İhlallerin araştırılmasını talep ettiler

Hız tespitinin mahkemenin kararında etkili olması beklenirken, avukatlar ayrıca hız tespitinin yanı sıra olay yeri bölgesinde keşif yapılmasını, keşifte sanığın araçtaki açısının tespit edilmesini, şerit ihlali yaptığına işaret ederek, bu hususların da tespit edilmesini talep ediyor.

Sanık kendini savundu

Sanık Kiraz, hız noktasında bugüne kadar kendisini “hız yapmadım” şeklinde savunurken, Jandarma tarafından hazırlanan rapora göre, olayın yaşandığı anlarda zırhlı aracın hızı 30 kilometre. Şırnak’ın eski Valisi Ali Hamza Pehlivan da olayın yaşandığı tarihte aileye, “Zırhlı araç yavaş gidiyordu” demişti.

Arada en az 6 metre mesafe var

Dosyada yer alan ve emniyete ait raporlarda, zırhlı aracın hızına dair herhangi bir ibare yer almazken, ancak İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan “CD Çözümleme ve Görüntü İzleme Tutanağı”na göre, Miroğlu’nun zırhlı aracın durduğu yerin “5-6 metre ötesinde yattığı” belirtiliyor. Bu mesafenin, zırhlı aracın çarptığı nokta ile durduğu nokta arasındaki aralığın eklenmesiyle daha uzun olduğu tahmin ediliyor. Bu ise sanığın “hız yapmadım” iddiasını çürütüyor.

Kaynak: MA

#Zırhlı #araç #ile #katledilen #Miraç #için #aracın #hızına #göre #karar #verilecek

Honduras’ta peş peşe saldırılar: 24 kişi hayatını kaybetti

Honduras’ta iki ayrı silahlı saldırıda 24 kişinin öldürülmesi üzerine 15 gün sürecek sokağa çıkma yasağı ilan edildi

Honduras’ta düzenlenen iki ayrı silahlı saldırıda 20 kişi öldürüldü. Yaşanan olaylar sonrası 15 gün sürecek sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

İki ayrı saldırı düzenlendi

Euronews’in haberine göre, Honduras Polis Sözcüsü Edgardo Barahona, Choloma kentinde bir doğum günü kutlamasına düzenlenen saldırıda 13 kişinin öldürüldüğünü, 1 kişinin de yaralandığını duyurdu. Sözcü, Sula Valley bölgesinde düzenlenen başka bir saldırıda da 11 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi.

Saldırıların ardından Devlet Başkanı Xiomara Castro, iki bölgede akşam 21:00 ile sabah 04:00 arasında 15 gün sürecek sokağa çıkma yasağı ilan etti.

Ülkede geçen hafta bir kadın cezaevinde çıkan olaylarda en az 46 kadın hayatını kaybetmişti.

DIŞ HABERLER

#Hondurasta #peş #peşe #saldırılar #kişi #hayatını #kaybetti

Colemêrg’te 4.7 büyüklüğünde deprem

Colemêrg’in Çelê  ilçesinde 4.7 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Colemêrg’in (Hakkari) Çelê (Çukurca) ilçesinde deprem 4, 7 büyüklüğünde meydana geldi. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), depremin şiddetin 4.7 büyüklüğünde bir deprem olduğunu ve 12 km derinlikte meydana gelen deprem, saat 09.41’de gerçekleştiğini açıkladı.

Sarsıntı çevre illerde ve Irak’ta da hissedildi.

HABER MERKEZİ

#Colemêrgte #büyüklüğünde #deprem

Bünyan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklulara halay cezası!

Yıllardır tutsak olan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Gülistan Al ve arkadaşları halay ve zılgıt çektikleri gerekçesiyle disiplin cezası ile karşı karşıya kaldı

Kurdistan ve Türkiye cezaevlerine yönelik sistematik hak ihlalleri sürüyor. Hak ihlallerinin sürdüğü yerlerden biri Kayseri Bünyan Kadın Kapalı Cezaevi. 6 yıldır tutuklu olan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Gülistan Al, birçok cezaevine sürgün edildikten sonra son geldiği yer Bünyan”da hak ihlallerine ve disiplin cezalarına maruz kaldı. Gülistan’ın annesi Emine Al, kızına ve tutuklulara dönük baskı ve işkenceleri anlattı.

Görüş günü sürgün edildi

Anne Al, kızı Gülistan’ın sürekli sürgün edildiğini son olarak 8 Mart’ta Kayseri’ye sürgün edildiğini görüşe giderken öğrendiklerini söyledi. Ardından koronanın başladığını ve kızını bir yıla yakın süre görmediğini kaydeden Al, “Koronanın artık hafiflediği zamanlarda gitmek istedik fakat salgından dolayı ve yolda hastalanabiliriz endişesiyle Gülistan gitmememizi söyledi. Sadece telefon görüşmesi vardı, o da 15 günde bir arıyordu. Kızım gittiği tüm cezaevlerinde büyük zulümler görüyordu. Mesela 20 arkadaşıyla birlikte kalıyordu yatacak yer, yatak dahi yoktu ve bundan kaynaklı yerde yatıyorlardı. Sürgün edildiğinde zaten hiçbir eşyasını alamadan götürülüyordu” ifadelerini kullandı.

Kızıma hasret kaldım

Al, hastalığından kaynaklı kızının görüşüne gidemediğini ve yılda en fazla iki kere gidebildiğini kaydetti.  Görüşler nedeniyle yaşadıkları zorlukları paylaşan Al, Kayseri’ye görüşe gidene kadar gidene kadar üç araba değiştirdiklerini, defalarca dilekçe verdik ama kızının Diyarbakır yerine uzak yerlere sürgün edildiğini söyledi. Kızı Gülistan’ın, “Bayram geldi kızım bayramda onu görmeye gitmemi istedi ve ‘Diğer anneler de geliyor sen de gel’ dediğini aktaran anne al, hasta olduğu için görüşe gidemediğini, bu uzak mesafe yüzünden kızına hasret kaldığını söyledi.

Anneler Günü için gönderilen mektup hala gelmedi

“Kızımı her gördüğümde biraz daha zayıflıyor” diyen Al, bundaki en büyük nedenin Gülistan’ın tek kişilik hücrede tutulması olduğuna işaret etti. İletişim hakkının engellenmesine de değinen Al, “Geçen sene Anneler Günü’nde bana bir mektup yazmıştı fakat mektubu aylarca gelmedi. Bu yıl Anneler Günü’nde gönderdiği mektup hala gelmedi. Bunun nedeni de diğer tutsakların mektupta birkaç Kürtçe kelime yazmasıymış. Kürtçe yasak bir dil mi? AKP başta olmak üzere tüm partiler seçimlerde Kürtçe propaganda yapıyor, fakat Kürtlere gelince yasak oluyor. Mektupta iki kelime Kürtçe yazılmış diye belki aylar sonra gelir elime ulaşır, belki de gelmez. Benim gözüm hala yolda belki mektup gelir” sözlerine yer verdi.

Zılgıt ve halaya disiplin cezası

Al son olarak Gülistan ve arkadaşlarının bir araya gelmek için defalarca dilekçe yazdıklarını, kısa bir süreliğine bir araya geldiklerinde ise zılgıt ve halay çektikleri için disiplin cezası aldıklarını söyledi. Disiplin cezasına tepki gösteren Al, “Zaten 15 günde bir telefon görüşmesi var ona da yasak gelirse ne yaparız bilmiyorum. Biz bu cezayı kabul etmiyoruz. Biz aile olarak daima çocuklarımızın arkasındayız. Bütün tutsaklara buradan selam gönderiyorum, bayramlarını kutluyorum, gözlerinden öpüyorum, ailelerine selam gönderiyorum. Birbirimize destek olmamız lazım ve bu zulmü üstümüzden kaldırmamız lazım” diye konuştu.

Haber: Şehriban Aslan/JINEWS

 

 

 

#Bünyan #Kadın #Kapalı #Cezaevinde #tutuklulara #halay #cezası

İşkence ile katledilen Keleş’in faili ‘tanıdık’ çıktı

Aksaray’da sulama kanalında katledilmiş halde bulunan Şengül Keleş’in failinin üvey oğlu Özgür Keleş olduğu belirlendi

Aksaray’da dün Laleli Mahallesi’nde sulama kanalında bir kadın ölü bulunmuştu. Çevredekilerin haber vermesi üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri ve AFAD, kadının kanaldan çıkardı. Üzerinden kimlik çıkmayan kadının cenazesi otopsi için Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna kaldırıldı.

Şiddet yüzünde ayrıldı

Polis yaptığı araştırma sonucunda, kadının Şengül Keleş olduğunu belirlerken, Keleş’in evli olduğu erkek tarafından maruz kaldığı şiddet nedeniyle ayrı yaşadığı öğrenildi.

Fail ‘tanıdık’ çıktı

Keleş’in boşanma aşamasında olduğu erkek ve üvey oğlu Özgür Keleş gözaltına alındı. Özgür Keleş, ifadesinde Şengül Keleş’i işkence ederek katlettiğini belirtti.

AKSARAY

#İşkence #ile #katledilen #Keleşin #faili #tanıdık #çıktı

Qamişlo’daki katliama tepki: Saldırılara karşı birleşik bir mücadelemiz olmalı

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarının Kürt kimliği ve özgür yaşama saldırı olduğunu ifade eden kadınlar, saldırılara karşı ortak ve birleşik bir mücadelenin Türkiye devrimcilerinin sorumluluğu olduğunu belirtti

Dünyaya tehdit eden DAİŞ’in yenilgiye uğratıldığı yer olan Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik Türkiye saldırıları artarak sürüyor. Son 4 yılda Silahlı İnsansız Hava Araçlarıyla (SİHA) 9 kadını katletti. En son 20 Haziran’da Qamişlo’ya yönelik SİHA saldırısında, Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş, yardımcısı Leyman Şiwêş (Rîhan Amûdê) ve aracın şoförü Firat Tûma’nin katledildi.

Türkiye’nin saldırılarına tepki gösteren siyasi parti temsilcisi kadınlar, Kürt ve kadın düşmanlığı olarak değerlendirdikleri saldırılara karşı birleşik mücadele çağrısı yaptı.

Kendi Kürtlerini yaratmaya çalışıyorlar

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Mersin Milletvekili ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu Üyesi Perihan Koca, Rojavalı kadınlara yönelik saldırıyı, demokrasi düşmanlığı olarak nitelendirerek, “İktidar, bir şekilde kendi Kürt’ünü, kendi kadın kimliğini, kendi insan tipolojisini yaratmaya çalışıyor. Kendi Kürt yapılanmasını Hür Dava Partisi üzerinden yapmaya çalıştıkları bir eylem planı içerisindedirler. Dolayısıyla Rojava’ya dönük saldırılarını da bütünlüklü faşizmin inşası yolundaki hamlelerden bir tanesi olarak okumak gerekiyor” dedi.

Devrimci birleşik bir mücadele önemli

Kürtlere yönelik saldırıların tesadüf olmadığını belirten Koca, “Rojava’daki demokratik yapı, faşizmin önünde bir dalga kırandır, statüko kazanması önünde bir engeldir. İktidar bu saldırıları yaratmak istediği faşizm için kendi önünde bir engel olarak görüyor. Bu saldırılara karşı devrimci birleşik mücadelenin önemi, özellikle kadınlar açısından yaşamsal bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı” dedi.

Özerkliği tanımayacaklarının işareti oldu

Devrimci Parti Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşçı, Türkiye’nin yıllardır süren Suriye iç savaşının bir parçası olduğuna işaret ederek, gelinen aşamada saldırının boyutunun çok kapsamlı geliştiğini ifade etti. Taşçı, “Qamişlo’da gerçekleşen saldırının Astana görüşmelerine denk gelmesiyle, görüşmelerde özellikle Rojava’ya yönelik bir mutabakat oluşturulduğunu gözlemliyoruz. Suriye’nin sınır bütünlüğü ve aynı zamanda hiçbir özerkliğin tanınmayacağına dair ibarelerin yer aldığı ortak açıklama yapıldı” diye belirtti.

Türkiye devrimcileri olarak sorumluluğumuz var

Suriye’de yaşananları egemenlerin bir paylaşım savaşı olduğunu dile getiren Taşçı, “Kürt halkının haklı mücadelesinin yanında yer alarak Türkiye’nin bu saldırılarını geriletebiliriz. Bu Türkiye devrimcileri, kadınlar ve tüm demokrasi güçleri açısından temel sorumluluğumuzdur. Çünkü Rojava halkının tekrar sömürü sınırlarına çekilmesi, yoksulluğun artması, kadınlar yönelik şiddetin daha fazla artması demektir” dedi.

Türkiye’nin saldırılarına sessiz kalıyorlar

Emekçi Hareket Partisi (EHP) Merkez Komite Üyesi Özge Akman, iktidarın yeni dönemde Rojava’ya yönelik saldırılarını arttıracağını belirterek, iktidarın saldırılarla “Sınır ötesinde hala varız” mesajı verdiğini kaydetti. Akman, “Uluslararası emperyal güçler, çoğu zaman kendi çıkarlarına uygun pozisyon alarak, Türkiye’nin saldırılarına karşı sessiz kalıyorlar. Ancak demokratik kamuoyu, elbette tepkisini ortaya koymalıdır. Savaşlar ve böylesi operasyonlar hiçbir zaman emekçi halklar lehine olmayacaktır” ifadelerinde bulundu.

Kadın düşmanı zihniyete karşı mücadele etmeliyiz

Partizan Temsilcisi Sinem Özkan ise, Federe Kurdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde Jineoloji Akademisi üyesi Nagihan Akarsel’in, Paris’te Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Yürütme Konseyi üyesi Evin Goyi ve Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş’in katledilmesiyle kadın özgürlükçü demokratik yapının hedef alındığını söyledi. Özkan, “Kadın ve Kürt düşmanı egemen zihniyete karşı güçlü bir mücadele pratiği sergilemeliyiz. Ezilenlerin mücadelesini büyütmek, birlikte mücadeleden geçiyor” diye belirtti.

Haber: Esra Solin Dal / MA

#Qamişlodaki #katliama #tepki #Saldırılara #karşı #birleşik #bir #mücadelemiz #olmalı