Ana Sayfa Blog Sayfa 259

Aysel Tuğluk’un 10 yıllık cezası bir yıl daha ertelendi

Demans hastası olan ve serbest bırakılmamasına tepkiler sonucu geçtiğimiz Aralık ayında tahliye edilen siyasetçi Aysel Tuğluk’un 10 yıllık cezası avukatlarının başvurusu ve ATK’nin ‘Hayatını yalnız idame ettiremeyeceği’ raporu üzerine bir yıl daha ertelendi

Ağır hasta olmasına rağmen tahliye edilmeyen ancak tepkiler sonucu serbest bırakılan Demokratik Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk’un cezası avukatlarının başvurusuyla bir yıl daha ertelendi.

Tepkiler sonrası tahliye edilmişti

Toplum Kongresi’ne (DTK) dönük soruşturma kapsamında Tuğluk’a, “örgüt yönetmek” iddiasıyla 10 yıl hapis cezası verilmiş ve Ankara 17’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği hapis cezası onanan Tuğluk, tutulduğu Kocaeli 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde demans hastalığına yakalanmıştı. Yaşamını tek başına sürdüremeyen Tuğluk, avukatların yaptığı birçok başvurunun ardından 27 Ekim 2022’de tahliye edildi.

Tuğluk, hastalığın takibi için bir kez daha ATK’ye sevk edildi. İnfaz ertelenmesinin sürdürülüp sürdürülemeyeceği kararı için ATK’ye sevk edilen Tuğluk hakkında, “cezaevinde yaşamını tek başına idame ettiremeyeceği” tespitinin yer aldığı rapor verildi.

Daha önce de 6 ay ertelenmişti

ATK’nin “Tuğluk’un yaşamını tek başına sürdüremeyeceği” yönündeki raporunun Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaşmasının ardından savcılık, Tuğluk’un cezasının infazının ertelenmesini bir yıl süreyle uzattı. Tuğluk’un cezası daha önce de 6 aylık ertelenmişti.

1 yıl sonra yeniden karar verilecek

Tuğluk’un cezasının 1 yıl süreyle ertelenmesine karar veren savcılık, Tuğluk’un erteleme tarihinden itibaren 1 yıl sonra yapılacak sağlık durumu incelemesi için Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’na müracaat etmesi yükümlülüğüne tabi tutulmasına karar verdi.

Tedavisi sürüyor

Tuğluk’un avukatı Reyhan Yalçındağ, teşhis sonrası müvekkilinin tahliye edilip tedavisine başlansaydı, hastalığının bu kadar ilerlemeyeceğini söyledi. Yalçındağ, “Ancak maalesef hastalık oldukça ileri bir aşamaya geldikten sonra ATK rapor verdi ve tahliye oldu. Tedavisi halen devam etmektedir” dedi.

AMED

#Aysel #Tuğlukun #yıllık #cezası #bir #yıl #daha #ertelendi

DİDİM CEMEVİ İLK YAZ KONSERİNİ GERÇEKLEŞTİRDİ

0

Didim Cemevi, her sene gerçekleştirdiği yaz konserleri, bu yıl Pir Sultan Abdal konseri ile başladı14 yıldır Didim Cemevi tarafından düzenlenen yaz konserleri başladı. Cemevi binasının bahçesinde gerçekleşen konsere bazı siyasi parti ve STK temsilcileri ile vatandaşlar katılım gösterdi. Konser girişinde yiyecek, içecek; takı eşyaları satışı ve sponsorların tanıtımı gerçekleşti.Konser öncesinde 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen deprem felaketleri için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşu ardından Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan açılış konuşmasını gerçekleştirdi.

Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan, gerçekleşen konserlerin amacının, öğrencilere yapılan maddi desteğe katkıda bulunmak olduğundan bahsetti. İlhan, “Biz de bir görevimizle burada gençlerimizi bu ibadethanemizde buradaki yolumuza hizmet için burada yetiştirmemiz lazım diye düşünüyoruz. Bu sebeple de bizler özellikle buradaki canlarımıza ricamızdır. Gençlerimizi buraya getirin. Çünkü bizim yolumuz ezelden gelmiş. Sağ olsun buradaki inanç kurundaki analarımız, dedelerimiz, erenlerimiz, evliyalarımız bu yolu bütün baskılara rağmen, bütün şiddetlere rağmen bugüne kadar getirdiler. Bizler bu hizmeti aldık, sizlerle beraber bu yolu sürüyoruz. Tabii ki bizden sonraki gençlerimiz de bizler burada fırsat vermemiz gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden de biz burada bu hizmeti ailemizle beraber yapıyoruz. İyi ki de bu çatı altındayız. İyi ki de bu yolun mensubuyuz. İyi ki de Alevi inancındayız. Gurur duyuyoruz, onur duyuyoruz. Ve her zaman da bu yola bizler, sizlerle beraber hizmet edeceğiz.

Didim’de dostluk örneği

Cemevleri her türlü farklılıklara rağmen bizim çatımız burayı bir şemsiye olarak düşünüyoruz. Herkesin her türlü ideolojisine rağmen biz burada bu çatı altında toplanacağız demokrasi mücadelemizi, daha özgür, daha refah, daha hukuk içinde bu çatı altında yürütmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Cemevleri bu yüzden bizler için çok önemli. Biz her etkinliklerimizde, insanlarımızı, canlarımızı bu çatı altında birleşmeye davet ediyoruz ki gün geliyor işte 6 Şubat’ta yaşanan o ülkemizdeki depremde Didim Cemevi Didim’de diğer cemlerimiz diğer bölgelerde darda zorda kalanların hızırı oldular. O zaman biz altısından onuna kadar dört günde 30 kamyon malzemeyi burada siz canlarımızın getirdiği lokmalarla deprem bölgesindeki cemevlerimize ulaştırdık. Onlar da orada canlarımızın yaralarını sardılar. Dördüncü günden sonra buraya 15 bin kişiye yakın deprem bölgesinden misafirimiz geldi. Gerçekten Didim Cemevi burada bir Didim’de bir insanlık örneği, bir dostluk örneği gösterdi.” sözlerine yer verdi.

İlhan, gerçekleştirdiği konuşması ardından konserin sponsorları sahneye davet ederek, konuklara tanıttı. Sponsor olan Parlak Kuyumculuk sahibi Mustafa Parlak ve Didim Ader Dent sahibi Diş Hekimi Önder İstanbullu’ya İlhan tarafından katkılarından dolayı teşekkür edilerek, plaket takdim edildi.

24.06.2023 ERDEM TAS LONDRA

Abdal Musa Dergahı’nda bulunan Budala Baba Türbesinde ilk defa semah dönüldü-

0

PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği üyeleri, anma etkinlikleri öncesinde Abdal Musa Dergâhı’na ziyarette bulunarak rızalık lokmalarını paylaştı. Abdal Musa Dergâhı içinde bulunan Budala Baba Türbesinde ilk defa semah dönüldü.

Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği üyeleri, 280 üyenin katılımı ile Abdal Musa Dergâhı’na ziyarette bulundu. Dergahta sabah kahvaltısı toplu olarak yapıldıktan sonra Abdal Musa Türbesi ziyaret edildi.

TÜRKÇE VE KIRNAMÇKİ NEFESLERLE SEMAH DÖNÜLDÜ

Kızıldeli Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı‘nın okuduğu gülbeng sonrasında Zakir Hayri Aslanboğa ile birlikte deyişler, nefesler okundu. Ardından dergâh içerisinde bulunan dilek için çerağlar yakıldıktan sonra türbe içerisinde bulunan dilek ağacı ve Budala Baba Türbesi ziyaret edildi. Burada Türkçe ve Kırmançki nefesler eşliğinde semahlar dönüldü. Kızıldeli Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı’nın okuduğu gülbenk sonrası lokmalar canlara pay edildi.

“GIDAMIZI MUHABBKETTEN ALIYORUZ”

Lokma paylaşımı sonrasında Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği idari binası içerisinde bulunan konferans salonunda bir araya gelindi. Kızıl Deli Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Hacı Bektaş Dergahı’nın girişinde müze yazan kısmında bir kitabe vardı, daha sonra bu kitabe kaldırıldı. O kitabede, bu kapı ışıkların kapısıdır eksik gelen tamam olur. Biz bu dergâhlara eksiklerimizi tamama yazdırmak için geliyoruz. Biraz önce lokma muhabbeti yapıldı. Hüdai babanın da bir nefesi var. Hüdai Baba diyor ki ‘Hüda’ya vasıl olmayan, kursağı kulaktan gıda almayan dünyayı yese doyar mı? İnsan gerçekten dünyayı yemekle doymaz. Ancak hakikatin ilmiyle, hakikatin bilgisi ile kişi kendi nefsini sırlayarak kendini pişirebiliyorsa o insan lokmadan yemeyebilir. Kaldı ki bugün bütün yöneticilerimiz lokma yemeden ayrılacak ama biz gıda lokmamızı burada sevgiden muhabbetten aldık. Onun için bizim için yeterli olan da buydu” diye konuştu.

İKTİDARA ELEŞTİRİ

Alevilerin Türkiye’de yaşadığı sorunlar üzerine değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi.

Toplantıda Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği YK üyesi Kemal Çiçek yaptığı konuşmada, “Bugün biz Abdal Musa Dergâhı’na ziyaret gerçekleştirdik. Bu salonda bulunan herkes kendi imkânları ile  rızalık lokmalarını verdi, yolumuz bu. Devletin cemevlerimize vereceği paraya bizim açımızdan baktığımızda, bu dergâhımızı teslim almaktır. Bu işveren işçi ilişkisine döner. ‘Ben senin maaşını vereceğim sen de bana çalışacaksın’ demektir. Bu anlamıyla özellikle genç arkadaşlarımızın bu konuda çok daha çaba sarf etmeleri lazım” dedi.

Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar da, iktidarın Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerine yönelik tutumunu eleştirerek şunları ifade etti:

“Siyasal iktidar cemevini inanç yeri olarak kabul etmiyor, ‘dedeye maaş vereyim’ diyor ama cemevini ibadethane olarak kabul etmiyor. Peki dede orada ne iş yapacak? Dedenin görevi cemevinde hizmet yürütmek değil mi? Cemevini kabul etmiyorsun, yasallaştırmıyorsun. Şu anki mevcut hükümet sadece Alevilere bir şeyler vermiş gibi görünerek hiçbir şey yapmıyor. Onun için Aleviler olarak bu konuda daha duyarlı olacağız kendi değerlerimize sahip çıkacağız. En önemlisi de bu eğitim sorunu çok önemli. Çünkü çocuklarımızın küçük yaşta anlayışını, yaşam biçimini değiştirmeye çalışıyorlar.”

Konuşmaların ardından nefes ve deyişlerle birlikte semaha duruldu.

Cebrail ARSLAN/ANTALYA

Alevi kurumları: Şeriata karşı laiklik, zulme karşı adalet için 2 Temmuz’da Sivas’ta olacağız

0

PİRHA- 7 Alevi çatı kurumu, 30. yılında Madımak Katliamı’nı lanetlemek ve yakılarak katledilen canları anmak için herkesi Sivas’a, Madımak Oteli önünde yapılacak anmaya çağırdı. Yazılı bir açıklama yapan Alevi kurumları, “Şeriata karşı laiklik, zulme karşı adalet için 2 Temmuz’da Sivas’ta olacağız” dedi. 

2 Temmuz 1993’te Radikal İslamcı kalabalıklar, Madımak Oteli’ni ateşe vererek 33 insanı yaktıkları katliamın üzerinden 30 yıl geçti. Katliamda 2 otel çalışanı da yaşamını yitirmişti.

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Avusturalya Alevi Bektaşi Federasyonu ( AFA), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Sivas Katliamı’nın 30. Yılında katliamda hayatını kaybedenleri anmak için katliamın yapıldığı Madımak Oteli önünde kitlesel anma yapacaklar.

7 Alevi çatı kurumu, “Şeriata karşı laiklik, zulme karşı adalet için 2 Temmuz’da Sivas’ta olacağız” başlığıyla ortak yazılı bir açıklama yaptı.

Kurumların ortak açıklaması şöyle:

“Madımak 30 yıldır yanıyor. Aradan geçen bunca zamana rağmen, Devlet tıpkı diğer katliamlarda olduğu gibi 2 Temmuz ile de yüzleşmemiştir. Bu katliamın arkasındaki karanlık odakları açığa çıkarmak ve başta yaşamını yitirenlerin aileleri olmak üzere milyonlarca Alevinin adalete olan güvenini sağlamak devletin görevidir. Ayrıca altını çizerek belirtelim ki bizim açımızdan yüzleşmek, devletin kendisiyle de hesaplaşması anlamı taşımaktadır. Çünkü o yıl dördüncüsü düzenlenen Pir Sultan Abdal’ı Anma Etkinlikleri, Sivas Valiliği ve Kültür Bakanlığı ile ortak yapılan bir etkinlikti. Dolayısıyla devletin yaptığı etkinliklere saldırı düzenlenmiş ve 33 yurttaş yaşamını yitirmiştir. Katliam hazırlıkları günler, haftalar öncesinden başlamış, civar illerden yüzlerce şahıs Sivas’a getirilmiştir. Camilerde, mahallelerde bildiriler dağıtılmış, gazetelere manşetler atılarak Aleviler hedef gösterilmiştir. Tüm bunlar devam ederken, ne devletin istihbaratı ne de polisi hiçbir önlem almamış ve sessiz kalarak bu hazırlıkları izlemiştir. Eğer gerçek bir yüzleşme yaşanacaksa, özellikle 1993 yılında Sivas ve civar illerdeki istihbarat ve güvenlik şefleri sorgulanmalı ve katliamın arkasındaki odaklar açığa çıkarılmalıdır.,

“MADIMAK’TA BİZİMLE BİRLİKTE LAİKLİ DE YAKTILAR”

2 Temmuz 1993 günü Türkiye Cumhuriyeti devletinin zaten bozuk olan demokrasi sicilinde bir kırılma noktasıdır. Hatırlayalım, oteli kuşatan güruh ‘’Kahrolsun Laiklik, Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak….’’ diye bağırırken, güvenlik güçleri sadece izliyordu. Yani aslında Madımak’ta bizimle birlikte Laikliği ’de yaktılar. O günün Başbakanı ‘’Çok şükür otel dışındakilere bir şey olmadı…’’ demişti. Bugünün Cumhurbaşkanı ise ‘’Hayırlı olsun…’’ diyor. Biz Aleviler biliyoruz ki ülkede gerçek anlamda bir Laiklik olsaydı bunları yaşamayacaktık.

“MADIMAK KATLİAMI İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇTUR, ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

Madımak davasına sahip çıkmak, ülkeyi Orta Doğu bataklığına sürükleyen karanlık zihniyete karşı çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmaktır. Kadına yönelik her türlü şiddete karşı çıkmaktır. Örgütlü kötülüğe karşı iyiliği, yaşatmaktır. 30. Yılında zamanaşımına uğratılmak istenen Madımak Katliamı davası insanlığa karşı işlenmiş bir suçun davasıdır. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmaz.

“ZAMAN AŞIMINA KARŞI, ŞERİATA KARŞI, LAİKLİK İÇİN 2 TEMMUZ’DA SİVAS’TA OLALIM”

Şeriat demek, kadın cinayetleri ve çocuk gelinlerin yasal güvenceye alınması demektir. Şeriat demek kan ve gözyaşı demektir, milyonlarca insanın nefessiz bırakılması demektir.

Ülkemizde milyonlarca insan açlık ve yoksulluk ile mücadele ederken, bir avuç yandaş lüks içinde yaşamaktadır. Manevi danışman adı altında ÇEDES(Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) projesiyle okullara imam gönderenlerin asıl hedefinde çocuklarımızın geleceği vardır. Dindar ve kindar nesiller yetiştirmek isteyenler, yeni Madımak katliamlarının da önünü açmaktadır. Ülkede demokrasi, eşitlik ve adalet taleplerinde bulunan herkes düşman ve terörist ilan edilmektedir. Adeta, ‘’halinize şükredin ve susun…’’ denilerek açlığın kader, itirazın suç olduğuna inanmamız istenmektedir.

(HABER MERKEZİ)

Sivas Madımak katliamı… 30 yıl oldu… Unutma…

0

Sivas Madımak katliamı… 30 yıl oldu… Unutma…
Unutturmamak için “Hasret” Hasret Gültekin Müzikali seyirciyle buluşmaya devam ediyor. 30 yıldır süren adalet arayışında ve hala süren dünyanın yangınına bir ses, soluk olabilmek için, yarım bırakılan hayatlara, Hasretle…

22 Haziran 📍MUĞLA
Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi Yıldız Kenter Sahnesi Saat:20.30

24 Haziran 📍BERGAMA
Bergama Kültür Merkezi Saat:13.30

25 Haziran 📍İSTANBUL
Ataşehir Konferans Salonu Saat: 20.00

6 Temmuz 📍İZMİR
Çiğli Belediyesi Fakir Baykurt Salonu
Saat:21.00

8 Temmuz 📍AYDIN
Hidayet Sayın Kültür Merkezi
Saat:20.30

9 Temmuz 📍ÇEŞME
Çakabey Kültür Merkezi Saat:19.00
24.06.2023 ERDEM TAS LONDRA

Rusya’da Wagner krizi: Grubun lideri Prigojin’le ilgili soruşturma başlatıldı

Rusya Savunma Bakanlığı, paralı asker grubu Wagner’in kamplarının bombalandığı iddiasını reddetti. Kremlin Sözcüsü iddiaları yayan grubun lideri Prigojin’le ilgili gereken tedbirlerin alındığını söyledi

Rusya Savunma Bakanlığı, Rusya ordusunun özel askeri şirket Wagner’in cephe gerisindeki askeri kamplarını vurduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Sputnik Türkiye’de yer alan habere göre, Rusya Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “(Wagner lideri) Yevgeniy Prigojin adına sosyal medyada yayılan ve Rusya Savunma Bakanlığı’nın, özel askeri şirket Wagner’in cephe gerisindeki kamplarına saldırı düzenlediği iddiasını içeren açıklama ve video görüntülerinin hiçbiri gerçekle bağdaşmamaktadır. Bunlar birer bilgi provokasyonudur” denildi.

Açıklamada, “Rusya Federasyonu ordusu, özel askeri operasyonun gerçekleştirildiği alanda, Ukrayna güçleriyle cephe hattında askeri görevlerini yerine getirmeyi sürdürmektedir” ifadeleri kullanıldı.

‘Putin durumdan haberdar’

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in özel askeri şirket Wagner’in lideri Yevgeniy Prigojin’in durumundan haberdar olduğunu ve gerekli tüm önlemlerin alındığını” söyledi.

Basın mensuplarına konuşan Peskov, “Devlet Başkanı (Vladimir) Putin, Prigojin ile ilgili meydana gelen tüm olaylar hakkında bilgilendirildi. Gerekli tedbirler alınıyor” dedi.

Rusya Ulusal Terörle Mücadele Komitesi de iç istihbarat ve güvenlik örgütü Federal Güvenlik Servisi’nin (FSB) Prigojin’in ifadeleriyle ilgili olarak “silahlı ayaklanma çağrısı yapma” suçlaması üstünden ceza davası açtığını duyurdu.

Terörle Mücadele Komitesi’nin açıklamasında, “Yevgeni Prigojin tarafından yayılan iddiaların hiçbir dayanağı bulunmuyor. Bu yasa dışı eylemlerin derhal son bulmasını talep ediyoruz” denildi.

Ne oldu?

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarında aktif rol üstlenen Rus paralı asker grubu Wagner ile Rus ordusunun yöneticileri arasında tansiyon yükseldi. Rus paralı asker grubu Wagner’in kurucusu Yevgeny Prigojin, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’un, Wagner askerlerini yok etmek için operasyonlar düzenlediğini iddia ederek, “Rus Silahlı Kuvvetleri, Wagner PMC kamplarına füze saldırısı düzenledi. Çok sayıda yoldaşımız öldü, bu savaşa nasıl yanıt vereceğimize biz karar vereceğiz” dedi.

‘Bize karşı koyan herkesi yok edeceğiz’

Şoygu ve Gerasimov’un cezalandırılması gerektiğini söyleyen Prigojin, “Ülkenin askeri liderliğinin getirdiği kötülük durdurulmalı. Askerlerin hayatlarını ihmal ediyorlar. Onlar adalet kelimesini unuttular, biz onu geri getireceğiz. Binlerce Rus askerinin hayatını mahveden ve adamlarımızı yok edenler cezalandırılacak. Bize karşı koymaya çalışan herkesi tehlike olarak değerlendirip yolumuz üzerindeki kontrol noktaları da dahil olmak üzere anında yok edeceğiz” ifadelerini kullandı.

‘Orduda adalet yeniden sağlanacak’

Rus ordusunun yöneticilerine karşı büyük bir savaşın içine girdiklerini ifade eden Prigojin, “Herkesten sakin olmalarını, provokasyonlara yenik düşmemelerini ve evlerinde kalmalarını rica ediyorum. Başladığımız işi bitirdikten sonra vatanımızı korumak için cepheye döneceğiz. Orduda adalet yeniden sağlanacak. Bundan sonra da tüm Rusya için adalet gelecek” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Rusyada #Wagner #krizi #Grubun #lideri #Prigojinle #ilgili #soruşturma #başlatıldı

GÖÇİZDER’den Göç Haftası paneli: Ülkede Irkçılığı yükselten bir devlet aklı var

Göç Haftası’na ilişkin panelde konuşan GÖÇİZDER Eşbaşkanı Kamile Kandal, ülkedeki tüm krizlerden mültecilerin sorumlu tutulduğunu belirterek, ‘Çünkü toplumda milliyetçi ve ırkçılığı yükselten ve insanlara empoze eden bir devlet aklı var’ dedi

Göç İzleme Derneği (GÖÇİZDER), Göç Haftası etkinlikleri kapsamında Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde, “Göçmen ve mülteci hakları, ayrımcılık ve ırkçılık” başlıklı bir panel düzenledi. Moderatörlüğünü avukat Ahmet Baran Çelik’in yaptığı panelde GÖÇİZDER Eşbaşkanı Kamile Kandal, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Ruken Kalın konuşmacı olarak yer aldı. Panele çok sayıda kişi de izleyici olarak katıldı.

Sınır kapılarında yaşanan hak ihlalleri arttı

Panelde ilk olarak söz alan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, mültecilerin Türkiye’de yaşadıkları hak ihlallerine ilişkin derneklerine sık sık başvuruda bulunulduğunu belirterek, panelin bu anlamda önemli olduğunu söyledi. Uluslararası mülteci politikalarının son dönemlerde yaşanan hak ihlallerinin ana nedeni olduğuna işaret eden Yoleri, “Mülteciliği yaratan nedenlerin başında siyasi politikalar geliyor. Türkiye açısından sadece Suriye savaşı ile başlamayan bir yoğun mülteci göçü vardı zaten. Suriye savaşına kadar daha çok kapalı sınırı politikaları izlenirken Suriye savaşı sonrası kapalı sınır politikalarının aksine açık sınır politikalarının işlendiğini görüyoruz. Özellikle sınır kapılarında yaşanan hak ihlallerinin giderek arttığını, kontrol dışı geçiş yapamayanların işkence ile geri gönderildiğini görüyoruz. Normal koşullarda sınırlardan içeriye girenlere yönelik iltica prosedürünün işlenmesi gerekirken bunun tam tersi işkence yasağının da ihlal edilerek gelen mültecilerini sınır dışına itildiğini görüyoruz” diye belirtti.

Çifte standart

Türkiye ve dünya genelinde mülteci hukukunun hiçe sayıldığını ve sınırlardaki uygulamaların mültecilerde tramvaya yol açabilecek derecede önem arz ettiğini söyleyen Yoleri, “Bir yandan Avrupa’nın sınırlarını kapattığı diğer yandan Türkiye’nin sınırlarını kapalı değilmiş gibi gösterip ancak tam açmayarak o insanları mayınlı olan tehlikeli yollara ittiğini görüyoruz. Burada ayrıca mültecilere yönelik çifte standartlara da değinmek lazım. Güvenlik güçlerinin Türkiye sınırlarına gelen mültecilere zaman zaman nereden geldiğine bağlı olarak bir yaklaşım içerisinde de olduğunu görebiliyoruz” dedi.

Yoleri, derneklerinin yaptığı araştırmalara göre yalnızca 2023 yılı içerisinde dünyadaki mülteci sayısında 1,5 milyonun üzerinde bir artışın olduğuna dikkat çekerek, yıllara göre mülteci sayısıdaki artış oranlarını paylaştı.

Deprem sürecinde yapılan ayrımcılık

Yoleri’nin ardından konuşan ÖHD üyesi avukat Ruken Kalın ise mültecilerin 6 Şubat depremleri sürecinde yaşadığı mağduriyetlere değindi. Mültecilerin deprem sürecinde en dezavantajlı grup olduğunu söyleyen Kalın, “Mülteciler deprem sürecinde depremzede olmalarına rağmen herhangi bir yardımdan yararlanamadılar. Ne bir çadır ne başka bir yardım malzemesi verilmedi kendilerine. Aynı zamanda deprem bölgesinden tahliye edilmelerine dahi izin verilmeyerek, deprem sonrası farklı bir kente gitmeleri dahilinde ise kendilerine herhangi bir destek sunmayacaklarını söylediler” diye belirtti. Kalın, deprem sürecinde hedef gösterilen ve sık sık saldırıya uğrayan mültecilerin aktarımlarına yer verdi.

GGM’lerde yaşanan ihlaller

Mültecilerin gönderme merkezlerinde de sık sık işkenceye uğradığı ve bundan dolayı geri gönderme merkezlerinin güvenliğinden endişe duyduklarına dikkat çeken Kalın, “Yakın zamanda geri gönderme merkezinde tutulan bir kadına tecavüz edildi. Bunu yapan 3 kişi ise geri gönderme merkezi çalışanlarıydı. Bu kişilerin en az 35 yıla kadar ceza alabilmeleri mümkünken 15 yıl olacak şekilde en alt sınırdan dava açıldığını görüyoruz” dedi.

‘Irkçılığı yükselten bir devlet aklı var’

Ardından söz alan GÖÇİZDER Eşbaşkanı Kamile Kandal, ülkedeki en büyük sorunlardan birinin göç ve mülteciliğe olan bakış açısı olduğunu söyleyerek, bunun siyasal iktidarın yönetim şekliyle doğrudan bağlantılı olduğuna işaret etti. Kandal, “Eğer ülkede insanlara yönelik baskılar çok fazla ise bu mültecilere de yansıyor. Hem iç politika da hem de dış politikalara baktığımızda ülkenin ne kadar geriye doğru gittiğini görüyoruz. Özellikle son yıllarda ülkede ki ekonomi başta olmak üzere siyasi tüm krizlerin nedeni olarak mültecilerin sorumlu tutulduğunu görüyoruz. Çünkü toplumda milliyetçi ve ırkçılığı yükselten ve insanlara empoze eden bir devlet aklı var. İktidarın yanı sıra bunun peşine takılan bir muhalefetimiz de var. Parti yöneticilerinin mültecilere yönelik ötekileştirici ve nefret içeren söylemlerinin ardından bu ülkede mültecilere yönelik saldırılarda çok fazla bir artışın olduğunu görüyoruz. Bu zihniyet bizi eşitlikçi ve özgür bir noktaya götürmez” dedi.

‘Mültecileri en iyi anlayabilecek olan Kürtlerdir’

Mültecilerin göç nedenlerine de değinen Kandal, mülteciliği oluşturan en büyük nedenin küresel güçlerin savaş politikaları olduğunu söyledi. Türkiye’de de savaş politikaları nedeniyle geçmişten bu yana Kürtler başta olmak üzere birçok halkın göç etmek zorunda kaldığını hatırlatan Kandal, “Bugün Suriyelilerin yaşadığını 90’larda Kürtler kendi bölgelerinde topraklarını terk etmek zorunda kalarak yaşadılar. Bu nedenle bugün mültecileri en iyi anlayabilecek halk Kürtlerdir. Göç ve mülteciliğin sebepleriyle uğraşmadıkça sonuçlarının hiçbir zaman önüne geçemeyiz. Savaş politikaları ortadan kalkmadığı sürece de göçler de her zaman devam edecektir” ifadelerini kullandı.

Panel konuşmaların ardından soru cevap bölümüyle son buldu.

Kaynak: MA

#GÖÇİZDERden #Göç #Haftası #paneli #Ülkede #Irkçılığı #yükselten #bir #devlet #aklı #var

Sır Olup Gitmek!

Turabi Kişin’in ‘Sır Olup Gitmek’ romanı, yeni dönem Heliopolis’i inşa etmeye yeminli hakikat erenlerinin hayatlarına projeksiyon tutmakta. Yazar, akıcı bir dil ve biçemle kurguladığı romanını sonradan birbiriyle örtüştüreceği ikili bir anlatı tekniğiyle kotarmış.

Dr. Ayhan Kavak

Milattan Önce 3. yüzyılda yaşamış Lambolus’un ütopik Heliopolis anlatısı, döneminde ezim ezim ezilen halkların tutundukları bir umut ışığı olmuştur. Eserinde Lambolus, herkesin tam bir eşitlik, kardeşlik ve özgürlük içinde yaşayacağı mutlu bir adayı tasarlamıştı. Sömürü, kölelik ve özel mülkiyetin olmadığı bu adada kadınlar ve erkekler eşit ve birbiriyle ilişki kurmada özgürdürler. Bolluğun yaşanacağı bu adada evlilik, sınıfsal eşitsizlik ve mirasa da yer yoktur.

Böylesi özgürlük adası (Güneş adası) tahayyülü halkların hafızasında hep canlı ve ulaşılması gereken “topos” olarak yer edinmişti. Nitekim M.Ö. 133’de Pergamon (Bergama) Krallığı’nda, Aristonikos önderliğindeki büyük köle başkaldırısında da hedeflenen Heliopolis’in inşasıydı. Ne yazık ki, köleci Roma İmparatorluğu’nun lejyonlarına yenilirler. Çağlar gelip geçse de Heliopolis özlemi, tarihsel-toplumsal hafızalarda özgür yaşamı kurmanın mümkün olduğunu hep canlı tutmasını bilmiştir.

Kolonyal zihniyetin inkâr, imha ve kıyım siyasasıyla gadre uğratılanların inatla, ısrarla direngen karşı duruşları, hep o özgür yaşam düşlerinin hakikat kılınmasıyla paralel seyreder.

Turabi Kişin’in “Sır Olup Gitmek” romanı, yeni dönem Heliopolis’i inşa etmeye yeminli hakikat erenlerinin hayatlarına projeksiyon tutmakta. Yazar, akıcı bir dil ve biçemle kurguladığı romanını sonradan birbiriyle örtüştüreceği ikili bir anlatı tekniğiyle kotarmış. Peş peşe birbirini takip eden bölümlerin ilkinde aralıksız yağan karın altında sağ kolu ve kürek kemiği parçalandığından yerinden kımıldayamayan özge bir canın anlatısıyla girizgâh yapılır.

İkinci anlatıda ise bir başka hakikat arayışçısının toprağa ecelsiz düşmesini duyanlar veya tanıklık edenlerin anlatımlarıyla çatılmış. Yer yer tekrar cümlelerin kullanılmış olması mevcut metne şiirsellik ve ritim katmış.

Bir grup hakikat arayışçısının 1991-1992 yıllarında yeni bir mekâna gelişleri ve orada kış üslenmesine geçmeleri esnasında o alanda karşılaştıkları zorluklar ve “yaşamı uğruna ölecek kadar çok seven” canların sır olup gitmelerini işlemekte. Kişin’in romanında anlatılan bir dünyadır ve o dünyanın mekânı, dokuz köyden oluşan Karer Bölgesi’dir.

Mekânın ardı sıra gelişen durumlar ve olay örgüsüyle birlikte var olan karakterler iyice belirginleşirken, yazarın unutulmaması için tanıklık ettikleri yürek sızlatıcı bir biçemde cümlelere dökülmekte.

Kişin, kayda geçirmenin ötesine taşan nitelikli bir eser yaratmış. Turabi yani toprakla özdeşleşen adıyla yaşar kıldığı toprağın dili, tanığı ve sanığı olarak okuyucularını edebi bir lezzete davet etmektedir. Yazarlık edimi açısından mütevazi davranmış olsa da, gerçeğin yeniden üretimi ve kurgulanması başlı başına edebi yetkinliğin güzel bir örneğini teşkil etmekte.

Yazar, sözü tasarruflu kullanarak kısacık bir romana acılardan devşirilmiş bir dünyayı sığdırmayı bilmiştir. Tanıklarla anlatılan Çiya ve upuzun boylu boyunca karın altında turab olan Serdar’ın ağıtını kaleme döker. Kitabın sonundaki sürpriz, kurgulamanın parıltısına işaret eder. Zira anlıyoruz ki turaplaşan Serdar’ın yerine açıkta kalan delik gömleği konuşmaktadır.

Sonradan Çıla ve Rızgar’ın yanına gelen Hamza gömleğin kime ait olduğunu bilir. Ve Serdar’ı ve Çiya’yı anlatır onlara…

Karer toprakları başka coğrafyalara benzemez. Özge canlara her daim kucak açan, koruyup kollayan bir bölge olagelmiştir. Bu yüzden Çiya’nın sır olup gitmesine yol açan ihanetçi, ora halkı nezdinde kendilerine atılmış kara bir leke olarak görülmüştür.

Turabi Can cesur bir yazardır. Yaşanmaması gereken yanlışlıkları da haklı olarak eleştirir. Hatalardan ders çıkarmak boynumuzun borcudur…

“Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir” der Henry David Thoreau. Değerli dostum, Can hevalım Turabi, yaşamak için ayağa kalkanlardan olmuşken yazmak için oturmasını bilmemiştir. Zira türlü engellere, meşgalelere takılan uzun bir yazım süreciyle Sır Olup Gitmek’i tamamlayabilmiştir. Okumasaydık bilmeyecektik, bir dönemin acılarından süzülen canların hayatlarını.

Romana konu olmuş kimi karakterleri ve mekânı birkaç yıl sonrasında tanımış olmamdan dolayı anlatının aurasına kapılıp gittim. Adı geçen her canın yaşadıkları destan olacak cihettedir. Kanımca Turabi Kişin dostum, etrafında dolanıp sadece değinilerde bulunsa da Şehmus’un hayatını da yazmalıdır. Tek Şehmus mu? Sır Olup Giden diğer kardeşi Rojhat’ı da unutmamalı elbet…

Estetik ve edebi metin olan ve Vesta Yayınları tarafından yayınlanan “Sır Olup Gitmek”in yazılması ufkumuzu daha bir enginleştirmiştir. Eline-emeğine halel gelmesin! “Anlatılan senin hikayendir” mottosunu kulağa küpe edelim. Heliopolislerin yaratımının acı bedellere mal olduğunu unutmayalım. Heliopolis inşasında sır olup gidenlerin anıları her daim yolumuzu aydınlatan meşale olacaktır. Can yoldaşım Turabi Kişin’in yazımsal serüveninde başarılar diler, nice verimlere diyorum…

#Sır #Olup #Gitmek

Avrupa’da Rojava’ya saldırılar perotesto edildi

Darmstadt ve Amsterdam’da alanlara çıkan çok sayıda kişi, Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırısını protesto etti

Türkiye’nin 20 Haziran’da Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş, Eşbaşkan Yardımcısı Leyman Şiwêş ve Fırat Tuma’yı katletmesi Hollanda’nın başkenti Amsterdam ve Almanya’nın Darmstadt kendinte protesto edildi.

Hollanda Demokratik Kürt Toplum Merkezleri’nin (DEM-NED) çağrısıyla Amsterdam’daki Türkiye konsolosluğu önünde bir araya gelen kitle, saldırıları kınadı. Dünya kamuoyuna saldırılara “dur” demesi için çağrı yapılan eylemde, insanlıktan yana olan herkesin Rojava’yı savunması istendi.

Darmstadt’ta Luisenplatz’da bir araya gelen çok sayıda kişi, sloganlarla saldırıyı kınadı.

HABER MERKEZİ

#Avrupada #Rojavaya #saldırılar #perotesto #edildi

BM İnsan Hakları Komiseri: Batı Şeria’da olaylar kontrolden çıkma riski taşıyor

BM İnsan Hakları Komiseri Volker Turk, Batı Şeria’da durumun hızla kötüleştiğini belirterek, ‘Şiddetin bitmesi için derhal adım atılmalı’ dedi

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komiseri Volker Turk, İsviçre’nin Cenevre kentine bulunan BM ofisinde açıklama yaptı. Turk, İsrail-Filistin meselesine ilişkin yaptığı açıklamada, “Şiddetin bitmesi için işgalin bitmesi gerekiyor. Siyasi gücü elinde bulunduranlar bunu biliyor ve bunu gerçekleştirmek için derhal adım atmalılar” dedi.

İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da durumun hızla kötüleştiğini belirten Turk, İsrail hükümetini, politikalarını yeniden düzenlemeye ve uluslararası hukuka uymaya çağırdı. Turk, “İşgal altındaki Batı Şeria’da bu hafta yaşanan şiddet olayları, sert siyasi söylemler ve İsrail’in gelişmiş silah kullanımındaki tırmanışla kontrolden çıkma riski taşıyor.” ifadesini kullandı.

Kanun uygulamam değil, silahlı çatışma

İsrail ordusunun hafta başında onlarca zırhlı araç ve savaş helikopteri eşliğinde Batı Şeria’nın Cenin kentine düzenlediği baskını hatırlatan Turk, “Saldırı bir kanun uygulama durumundan ziyade, daha çok silahlı çatışma yürütülmesine yönelik silah kullanımının artması. İsrail, Batı Şeria’daki politika ve eylemlerini, yaşam hakkının korunması ve saygı gösterilmesi dahil, uluslararası insan hakları standartları doğrultusunda acilen yeniden düzenlemeli.”

126 Filistinli öldürüldü

BM İnsan Hakları Ofisi, Ocak ayından bu yana Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Batı Şeria’da 126 Filistinlini öldürüldüğünü açıklamıştı.

HABER MERKEZİ

#İnsan #Hakları #Komiseri #Batı #Şeriada #olaylar #kontrolden #çıkma #riski #taşıyor