Ana Sayfa Blog Sayfa 26

30 Ocak Anlaşması ve entegrasyon takvimi

30 Ocak’ta DSG ile Şam hükümeti arasında uzlaşıya varılan ateşkes ve entegrasyon anlaşmasının hayata geçirilmesine yönelik takvim işlemeye devam ediyor. Bu kapsamda dün İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerden oluşan bir grup Qamışlo’ya giderek DSG’ye bağlı İç Güvenlik Güçleri ile bir toplantı gerçekleştirdi.

ÖZETLE: Şam yönetimine bağlı güçlerin 16 Ocak’ta Rojava’ya yönelik başlattığı kuşatma ve 24 Ocak’ta ilan edilen ateşkes sürerken, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin Şam hükümetiyle yaptığı görüşmenin ardından 30 Ocak’ta açıklanan kapsamlı ateşkes ve entegrasyon anlaşması için takvim başladı. 2 Şubat’ta Haseke’ye, 3 Şubat’ta ise Qamışlo’ya giren İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerden oluşan 100-125 kişilik grup, DSG’ye bağlı İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) ile toplantı gerçekleştirdi. Toplantının ardından açıklama yapan Haseke Vilayeti İç Güvenlik Kuvvetleri Direktörü Merwan el Ali “Bu koordinasyonun çatışmaları ortadan kaldıracağına inanıyorum. Önümüzdeki günler kesinlikle barışı getirecektir” diye konuştu.

Anlaşmanın TAM METNİ | DSG: Entegrasyon için mutabakata varıldı

18.03 – ŞARA VE BARRACK GÖRÜŞTÜ

Suriye geçici hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara ile ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack başkanlığındaki Amerikan heyeti Şam’da görüştü. Görüşmeye geçici hükümetin Dışişleri Bakanı Esad Şibani’nin de hazır katıldığı ve “bölgedeki son gelişmeler ile tarafların ortak ilgi alanına giren meselelerin” ele alındığı bildirildi.

16.53 – HASEKE VE QAMIŞLO’DA ENTEGRASYON SÜRECİ BİR AY SÜRECEK

DSG ile Suriye geçici hükümeti arasında varılan anlaşmanın hayata geçirilmesi süreci 2 Şubat’ta başladı. Haseke ve Qamişlo’ya İçişleri Bakanlığı’na bağlı heyetlerin gelmesiyle entegrasyon süreci resmen başlatıldı. Rojava İç Güvenlik Güçleri’nin entegrasyon sürecinin bir ay içinde tamamlanması planlanıyor.

Haseke ve Qamişlo’da entegrasyon süreci bir ay sürecek

16.51 – HASEKE’NİN KÜRT VALİSİ AHMED’E KARŞILAMA TÖRENİ YAPILACAK

DSG ile Suriye geçici hükümeti arasında 30 Ocak’ta duyurulan anlaşma kapsamında DSG’nin Haseke Valiliği için önerdiği Nureddin Ahmed’in Şam’daki temaslarını bitirdiği ve geçici hükümetin Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’dan resmi onay aldığı bildirildi. Rojava İç Güvenlik Güçleri Haseke’nin Kürt Valisi Nureddin Ahmed’i karşılamak Haseke’nin Dewara Kevoke bölgesinde bir karşılama töreni düzenleyeceği aktarıldı.

16.16 – HEYSA SOR A KURD VE CHANEL 8’DEN 45 TON İLAÇ YARDIMI

Heyva Sor a Kurd, Rojava’nın Qamişlo kentindeki Kalp ve Göz Hastanesi’nde bir açıklama yaptı. Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki Heyva Sor a Kurd ve Channel 8’in, Qamilo’daki Heyva Sor a Kurd birimine 45 ton ilaç gönderdiği belirtilerek, “Tüm ilaçları Cizîr Kantonu Sağlık Komitesi’ne teslim edildi. Bu ilaçlar 6 hastanede ve 20 sağlık kliniğine dağıtılacak” denildi.

Açıklamada ayrıca Kobanî’deki kuşatmaya işaret edilerek, ilaçların Kobanî’ye ulaştırılamadığı ancak bu yöndeki çabaların devam ettiği de aktarıldı.

15.46 – KOBANÎ’DE BİNLERCE KİŞİ YÜRÜDÜ

İki haftadır kuşatma altında olan ve su, gıda, bebek maması, ilaç, elektrik, sağlık hizmetleri gibi hayati önemdeki ihtiyaçların tükenme noktasında olduğu Kobanî’de binlerce kişi yürüyüş düzenledi.

Kuşatmaya rağmen Kobanî halkı, “Devrimimiz onurumuzdur, onurumuzu savunacağız” sloganıyla devrimin kazanımlarını savunmak için yapılan yürüyüş Jina Azad Meydanı’ndanŞehêd Egîd Meydanı’na kadar devam etti. TEV-DEM yöneticilerinden Cahîd Hesen, “Devrimimizin kazanımlarını direnişimiz ve mücadelemizle korumamız gerekiyor. Geçtiğimiz ayın 6’sında kazanımlarımızı tasfiye etmek amacıyla vahşi bir saldırı gerçekleştirildi” dedi.

15.33 – ENKS’DEN ŞAM GÖRÜŞMELERİ AÇIKLAMASI

Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS), Mihemed İsmail başkanlığındaki heyetlerinin, 2 Şubat’ta Şam’da geçici hükümetin Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve 3 Şubat’ta geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara ile yaptığı görüşmelere dair açıklama yaptı.

Açıklamada, “Görüşmede ulusal sorunlar, özellikle de Kürt sorunu, savaşın sona erdirilmesi ve yeni Suriye’nin inşası için çözüm mekanizması olarak diyalog ve müzakere yöntemleri ele alındı. ENKS, Kürt siyasi hareketinin kuruluşundan bu yana benimsediği ulusal tutumunu yineledi ve demokratik bir Suriye çağrısı yaptığını, Kürt halkının ulusal haklarının ulusal birlik çerçevesinde güvence altına alınmasını istediğini belirtti” denildi.

Açıklamanın devamında, “ENKS 13. kararnameyi memnuniyetle karşıladı ve bunu olumlu bir adım olarak değerlendirdi. Ayrıca Kürt ulusal haklarının Suriye Anayasası’nda güvence altına alınmasını, ulusal ve dini çoğulculuğu yansıtmasını istedi. Aynı zamanda tüm bileşenler arasında adalet ve eşitliğin sağlanmasını talep etti” ifadeleri yer aldı.

15.15 – KOBANÎ’YE GEÇİŞİNE İZİN VERİLMEYEN YARDIM TIR’LARI DİYARBAKIR’A DÖNDÜ

Kuşatma alındaki Kobanî’ye ulaştırılmak üzere Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu tarafından Mürşitpınar Sınır Kapısı’na gönderilen 25 yardım TIR’ı gerekli iznin verilmemesinin ardından 6 gün sonra Diyarbakır’a geri getirildi.

İçerisinde battaniye, su, bebek maması, çocuklar için süt, çocuk bezi, kışlık kıyafet, gıda ve temel yaşam malzemelerini içeren yardım TIR’ları Diyarbakır’a geldikten sonra boşaltılarak, yardım malzemeleri depoda istiflendi.

14.04 – HDK: HALKLARIN KARAVANI AKTİVİSTLERİNE CİNSEL İŞKENCE VE DARP UYGULANDI

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Rojava ile dayanışmak için Halkların Karavanı (People’s Caravan) adıyla yola çıkan 29 enternasyonalistin Türkiye’de yaşadıklarına dair X hesabı üzerinden açıklama yaptı.

Açıklamada, “Geri Gönderme Merkezleri’nde ve gözaltı süreçlerinde yoldaşlarımız çıplak arama dayatması, cinsel işkence ve darp dahil ağır kötü muameleye maruz bırakılmıştır. Buna karşı başta ÖHD ve DEM Parti olmak üzere güçlü bir hukuki ve politik dayanışma örülmüş; işkenceye karşı mücadelemiz çok boyutlu biçimde sürmektedir. Aynı dönemde DEM Gençlik Meclisleri’nin çağrısıyla Amed’e gelen Gençlik Delegasyonu da gözaltı, işkence ve sınır dışı saldırılarıyla karşı karşıya kalmıştır. 2 Şubat gecesi yapılan operasyonda 5 yoldaşımız gözaltına alınmış; biri serbest bırakılırken dördü sınır dışı edilmiştir” denildi.

13.37 – BARZANİ’DEN HALKA “ROJAVA” TEŞEKKÜRÜ: BU DURUŞ TARİHİDİR

KDP Başkanı Mesud Barzani, Rojava’ya yönelik başlatılan yardım kampanyasına Federe Kürdistan Bölgesi halkının gösterdiği yoğun ilgi ve destek üzerine bir teşekkür mesajı yayımladı.

Barzani mesajında, “Rojava’daki kardeşlerimiz için yardım toplanması ve destek olunması konusundaki bu sadakatli yaklaşımlarından dolayı tüm sevgili Kürdistan yurttaşlarına çok teşekkür ediyorum. Onların bu duruşu tarihidir; gurur ve takdir kaynağıdır” ifadelerini kullandı.

13.31 – SOHR: RAKKA’DA KÜRTLERİN EVLERİ YAĞMALANIYOR

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), DSG’nin çekilmesinin ardından Rakka‘ya giren Şam hükümeti güçlerinin yağmalama eylemlerine devam ettiğini açıkladı. Gözlemevi, yerinden edilmiş Kürtlerin evlerine geri döndüklerinde, tüm mobilyalarının, ev aletlerinin ve kişisel eşyalarının çalındığını gördüklerini bildirdi.

Geçici hükümete harekete geçme çağrısında bulunan yurttaşlar, SOHR’a bu olayların münferit olmadığını da ifade etti.

12.41 – KOBANÎ SU DAİRESİ: 14 İÇME SUYU İSTASYONU ÇALIŞMIYOR

Kuşatma altındaki Kobanî’de içme suyu sorunu devam ederken, Kobanî Su Dairesi, Halk Belediyesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Basın açıklamasında konuşan Kobanî Su Dairesi Eşbaşkanı Zozan Xelîl, kente ambargo uygulandığına dikkat çekerek elektrik kesintisi nedeniyle 14 içme suyu istasyonunun çalışamaz durumda olduğu söyledi.

Kent ve ona bağlı köylerin yaklaşık 20 gündür susuz kaldığı belirten Xelîl, bu durumun 500 binden fazla kişinin hayatını tehdit ettiğini belirtti.

12.30 – TTB, KOBANÎ İÇİN İÇİŞLERİ BAKANLIĞI İLE GÖRÜŞECEK

Türk Tabipler Birliği (TTB), abluka altında bulunan Kobanî’ye geçmek ve orada bulunan sağlık krizini yerinde incelemek için İçişleri Bakanlığı ile görüşecek.

Bakanlık yetkilileri, TTB’ye bugün saat 15.00’da randevu verdi. TTB aynı zamanda Sağlık Bakanlığı’ndan da randevu talebinde bulundu. Ancak bakanlık henüz randevu talebine ilişkin bir geri dönüş yapmadı.

11.55 – KCK: HAKLAR GÜVENCE ALTINA ALININCAYA KADAR SAHİPLENME SÜRMELİ

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı , Rojava’ya yönelik saldırılar ve DSG ile geçici Şam hükümeti arasındaki anlaşmaya ilişkin açıklama yaptı.

Rojava’da bir ateşkes ve anlaşma sağlandığı hatırlatılan açıklamada, “Ancak bu ateşkes ve anlaşmanın kalıcı olup olmayacağı zaman içinde belli olacaktır. Bu açıdan tüm halkımız ve demokrasi güçleri sürekli duyarlı olmalı; Rojava’da durum tam netleşip Rojava Kürdistanı halkının hakları güvenceye alınana kadar her yerde sahiplenme süreklileştirilmelidir” denildi.

×Rojava Kürdistan halkının direnişiyle omuz omuza olduğunu gösteren Kürdistan’ın 4 parçasındaki ve yurt dışındaki tüm halkımızı ve demokrasi güçlerini tekrardan kutluyoruz. Bu görkemli direniş şunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır ki; özgücüne dayanan ve birliğini sağlayan bir halk her türlü saldırıyı ve engeli aşarak özgürlüğünü mutlaka kazanacaktır.”

11.07 – 25 YARDIM TIR’I 6 GÜNDÜR SURUÇ’TA BEKLETİLİYOR

Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu’nun, kuşatma altındaki Kobanî’ye ulaştırmak üzere hazırladığı 25 TIR’lık insani yardım konvoyunun Mürşitpınar Sınır Kapısı’ndan geçişine izin verilmiyor. Kobanî için toplanan 25 TIR’lık insani yardım konvoyu, 6 gündür Suruç’ta bekletiliyor.

Battaniye, su, bebek maması, çocuklar için süt, çocuk bezi, kışlık kıyafet, gıda ve temel yaşam malzemelerini içeren yardımları taşıyan TIR’lar Kobanî’ye 10 kilometrelik mesafede olan bir dinlenme tesisinde etrafları bariyerlerle kapatılmış durumda.

10.53 – KOBANÎ’DE SON DURUM

Şam hükümet güçlerinin Kobanî’ye yönelik kuşatması, 16 gündür devam ediyor. DSG ile geçici Şam hükümeti arasında 30 Ocak’ta varılan anlaşma 2 Şubat itibarıyla yürürlüğe girmesine rağmen kentteki kuşatma halen kaldırılmadı.

Kuşatma nedeniyle insani kriz her geçen gün büyürken, kentte ilaç temin edilemiyor, bebek maması ve gıdaya ulaşımda ciddi sıkıntılar yaşanıyor.

Günlerdir süren elektrik kesintileri nedeniyle hastanelerde sağlık hizmeti aksıyor, yurttaşlar ısınma için kullanılan yakıt ve diğer temel yaşamsal ihtiyaçlara ulaşamıyor.

09.34 – AB YÜKSEK TEMSİLCİSİ KALLAS: KÜRTLERİN HAKLARININ KORUNMASI HAYATİ ÖNEMDE

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu (AK) Başkan Yardımcısı Kaja Kallas, Avrupa Parlamentosu Kürt Dostluk Grubu Koordinatörlerinin mektubuna yanıt verdi. Kallas, yanıtında Kürtlerin haklarının Suriye’de korunmasının hayati önemde olduğunu vurguladı.

Kallas, AB’nin Suriye toplumunun tüm çeşitliliğiyle yeniden yapılandırılmasını sağlayan kapsayıcı bir geçiş ve ulusal uzlaşıyı desteklemek için hiçbir çabadan kaçınmayacağını belirtti.

“Barışçıl ve kapsayıcı bir geçiş sürecini destekliyoruz” | Kallas: Suriye’de Kürtlerin haklarının korunması hayati önemde

08.45 – ENTERNASYONALİSTLERDEN 15 ÜLKEDE 51 DAYANIŞMA EYLEMİ

Latin Amerika’dan Avrupa’ya uzanan çok sayıda ülkede gençler ve kadınlar, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokağa çıktı. Kolombiya, Meksika, Şili, Brezilya, Paraguay, Almanya, Fransa, Hollanda, İsviçre, İspanya, İtalya, İngiltere, Katalonya, Polonya ve Portekiz’de yürüyüş ve basın açıklaması gibi farklı eylemler gerçekleştirildi.

YPJ ile Kürt halkının direnişine destek mesajları verilirken, silah endüstrisi ve devletlerin suç ortaklığı protesto edildi.

08.00 – SÎPAN HEMO İLE KAPSAMLI RÖPORTAJ: KÜRTLER ARTIK KENDİNİ YÖNETECEK

Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komuta Üyesi Sîpan HemoNûmedya24’e verdiği röportajda, son savaşın bir “meydan muharebesi” değil, “Kürtlerin varlığına yönelik topyekûn bir imha planına karşı verilen bir direniş” olduğunu vurguluyor. Hemo’ya göre anlaşma, Kürtlerin Suriye’de ilk kez siyasi ve idari varlıklarının kabul edilmesini sağlarken; aynı zamanda mücadelenin askeri boyuttan siyasal ve hukuki bir aşamaya evrildiğinin de göstergesi.

Anlaşmanın askeri yapılanmadan iç güvenliğe, valilik sisteminden Kürt dilinin statüsüne kadar birçok somut başlığını ayrıntılı biçimde açıklayan Hemo, “Bu bir zirve değil, yeni bir başlangıçtır” diyerek hem Kürt halkına hem de uluslararası aktörlere net bir mesaj veriyor.

Sîpan Hemo’dan yeni dönem mesajı: Kürtler artık kendini yönetecek

×

4 OCAK’TAN SONRASI: GÖRÜŞMELER, SALDIRI, KUŞATMA, ATEŞKES VE ANLAŞMA

4 Ocak’ta DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed’in de aralarında bulunduğu Özerk Yönetim heyeti, Şam’a gitmiş ve 10 Mart Mutabakatı ile ilgili görüşme yapmıştı. Ancak görüşmeler sürerken, geçici Şam hükümeti toplantıyı iptal etmişti.

Bir gün sonra ise, 5 Ocak’ta Şam hükümeti ile İsrail ve ABD heyetleri Fransa’nın başkenti Paris’te görüşmüş ve 6 Ocak’ta da Şam hükümetine bağlı gruplar Kürt nüfusun yoğun olduğu Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiye mahallelerine yönelik saldırılara başlamıştı.

Halep saldırısı sonrasında ilan edilen ateşkese rağmen, Şam hükümetine bağlı güçler, 16 Ocak’ta Halep’in doğusundaki Dêr Hafir’ı hedef almış ardından da Tabka ve Rakka’ya saldırı başlatmıştı. 

Suriye geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara, 18 Ocak’ta varılan bir mutabakatla, tüm cephelerde ateşkes ilan edildiğini ve DSG’nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu ve siyasi-idari adımları içeren 14 maddelik bir çerçeve üzerinde uzlaşıldığını ileri sürmüştü.

DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi aynı gün yaptığı açıklamada, “Varılan ittifaka dair Şam’dan döndükten sonra daha detaylı konuşacağız. Bu savaşın bir iç savaşa dönüşmemesi ki öyle planlanmıştı, daha fazla ölüm ve sivillerin anlamsız kayıplarının yaşanmaması için Dêrazor ve Rakka güçlerini Hesekê bölgesine geçirme konusunda bir ittifaka varıldı. Bizler bölgemizin özgünlüğünü koruyacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Ardından 19 Ocak‘ta Abdi, Şara ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack arasında Şam’da bir görüşme gerçekleşmiş ancak olumsuz sonuçlanmıştı.

Görüşmeye katılan YPJ Genel Komutanı Rohilat Efrin, “Bize ‘Hesekê ve Kobani’yi derhal boşaltın, silahları bırakın ve orduya tek tek katılın’ dediler. Bunu bir oldu bittiye getirmek istediler ki belli ki önceden planlanmıştı. Bu teslimiyet dayatmasını kabul etmedik” demişti.

Şam’daki görüşmeye katılan Rohilat Efrîn ayrıntıları anlattı: Teslimiyet dayatıp oldu bittiye getirmek istediler, reddettik

ABD’nin arabuluculuğu sonrası 20 Ocak’ta 4 günlük ateşkes ilan edilirken, Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, 22 Ocak’ta Erbil’de Tom Barrack ve CENTCOM yetkilileriyle görüşmüştü.

Barrack, görüşmenin 18 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın ele alındığını ve tarafların ateşkesin sürdürülmesi konusunda hemfikir olduklarını duyururken, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’la da ateşkes konusunda görüştüklerini açıklayan Abdi ise “Mevcut ateşkesi korumak ve gerçek bir entegrasyonu sağlamak için tüm imkânlarımızla ve ciddi bir şekilde çalışacağız” demişti.

Şam hükümeti ve DSG, 24 Ocak akşamı yaptıkları açıklamalarda, ateşkesin 15 gün uzatıldığını duyurmuştu.

Mazlum Abdi ile İlham Ahmed geçici Şam hükümetiyle 27 Ocak’ta Şam’da bir görüşme daha gerçekleştirmişti. Heyet, 29 Ocak’ta ikinci kez Şam‘a gitmişti.

Bu görüşmenin ardından 30 Ocak’ta DSG tarafından, geçici Şam hükümetiyle “kapsamlı bir anlaşma çerçevesinde” ateşkes sağlandığını ve iki taraf arasında “askeri ve idari güçlerin aşamalı olarak entegrasyonu” konusunda mutabakata varıldığı açıklandı.

30 Ocak’ta açıklanan kapsamlı ateşkes ve entegrasyon anlaşması için takvim başladı. 2 Şubat’ta Haseke’ye, 3 Şubat’ta ise Qamışlo’ya giren İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerden oluşan 100-125 kişilik grup, DSG’ye bağlı İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) ile toplantı gerçekleştirdi. Toplantının ardından açıklama yapan Haseke Vilayeti İç Güvenlik Kuvvetleri Direktörü Merwan el Ali “Bu koordinasyonun çatışmaları ortadan kaldıracağına inanıyorum. Önümüzdeki günler kesinlikle barışı getirecektir” diye konuştu.

DSG: Askeri ve idari güçlerin entegrasyonu için mutabakata varıldı

Kaynak: numedya24.com

‘Hızır lokması dayanışmanın simgesidir’

PİRHA- Hızır ayına dair geleneksel ritüellerin geçmişten bugüne nasıl değiştiğini anlatan Elif Sert, Hızır lokmasının yalnızca bir paylaşım değil; aynı zamanda birlik, rızalık ve dayanışmanın simgesi olduğunu söyledi.

Hızır ayının gelişiyle birlikte Alevi inancında önemli bir yere sahip olan kömbe hazırlama geleneği de yaşatılmaya devam ediyor. Paylaşmanın, lokmanın ve dayanışmanın simgesi olan bu kadim geleneği sürdüren kadınlardan biri olan Elif Sert, kömbe hazırlayarak hem inancını hem de kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarıyor.

“HIZIR GÜNLERİ BİRLİK VE PAYLAŞIM ZAMANIYDI”

Eskiden Hızır ayının gelişinin temizlik, dualar ve gülbenglerle karşılandığını anlatan Elif Sert, o günlere dair şunları anlattı:

“Eskiden özellikle köylerde günler öncesinden hazırlıklar başlar, herkesi tatlı bir heyecan sarardı. Evler temizlenir; Hızır’ın gelişi temizlikle, dualarla ve gülbenglerle karşılanırdı. Komşular bir araya gelir, hep birlikte kömbeler hazırlanırdı. Kömbeler piştikten sonra herkesle paylaşılır, bir kısmı da kurda kuşa nasip olsun diye dışarı bırakılırdı. Hızır lokmasının herkese değmesi için böyle yapılırdı. Dedeler köy köy dolaşırdı. Dede gelmeden önce ayrı bir hazırlık yapılır, büyük bir heyecan yaşanırdı. Lokmalar ve kömbeler hazırlanır, köyün en büyük evinde toplanılırdı. Dedeler gelir, orada misafir edilirdi. Kırgın ve dargın olanlar rızalık alır, dualar edilir, lokmalar pay edilir, semahlar dönülürdü.”

Modern hayatla birlikte çalışma ve yaşam koşullarının değişmesinden kaynaklı eski hazırlıkların aynı heyecanla yapılamadığını ifade eden Sert, “Artık insanlar eskisi gibi bir araya gelemiyor. Lokmalar cemevlerinde pay ediliyor, cemler yapılıyor. Mekan değişti ama inanç devam ediyor” dedi.

“KIYMETLİ BİR İNANÇ GELENEĞİ”

Hızır lokmasının özellikle kışın en zorlu dönemlerine denk geldiğini vurgulayan Elif Sert, bu günlerin hem maddi hem de manevi açıdan büyük anlam taşıdığını ifade etti. Sert, “Hızır günleri karakışa denk gelirdi; erzakların azaldığı, hayvan yeminin tükendiği zamanlardı. Kömbeler yapılırken insanlar yalnızca lokma hazırlamaz, aynı zamanda birbirine güç verirdi. Hızır bu yönüyle bir bayram niteliği taşırdı. Niyetlerin ve kısmetlerin rüyalara girdiğine, yolun nerede olduğunun Hızır tarafından gösterildiğine inanılırdı. Bu, çok kıymetli bir inanç geleneğidir ve yaşatılması gerekir. Hızır’ın darda ve zorda olanın yardımına yetiştiğine inanılır. Bu da gösteriyor ki insanların birbirine destek olması, yardıma ihtiyacı olana koşması Hızır anlayışının bugünkü karşılığıdır” diye konuştu.

Fatoş SARIKAYA-Diren KESER/ MERSİN

Önceki 1 5 Sonraki

 

Kaynak: pirha.org

FEDA ve DAKB: Depremde ve Kobanî’de aynı yok etme siyaseti devrede

PİRHA- FEDA ve DAKB, 6 Şubat depreminin “doğal afet” değil siyasal bir yıkım olduğunu belirtti. Açıklamada, Alevi coğrafyasının bilinçli biçimde yalnız bırakıldığı, Rojava ve Kobanî’de sürdürülen kuşatma ve saldırıların aynı yok etme siyasetinin devamı olduğu vurgulandı. 

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) tarafından yapılan ortak açıklamada, 6 Şubat 2023’te yaşanan depremin Türkiye’de “asrın doğal felaketi” olarak sunulduğu ancak gerçekte bunun egemen devlet aklının yarattığı siyasal bir yıkım olduğu belirtildi.

Açıklamada, bu yıkımın en ağır bedelini Alevi halkının ödediği vurgulanarak, “Alevi coğrafyası bilinçli biçimde yalnız bırakılmış; yardım ve kurtarma ekipleri bilerek ve isteyerek gönderilmemiştir. Enkaz altındaki insanlar günlerce kurtarılmayı beklemiş, soğukta donarak yaşamını yitirmiştir” denildi.

Deprem sonrası hayatta kalan ve ailesini yitiren çocukların dinci-cemaatçi yapılara peşkeş çekildiği belirtilen açıklamada, bu yolla çocukların Alevi kimliğinden koparılmak istendiği kaydedildi. Açıklamada, “Alevi halkına yönelik yok sayma ve imha siyaseti, bu kez ‘doğal afet’ perdesi arkasına gizlenerek devlet eliyle bir kez daha hayata geçirilmiştir” diye belirtildi.

“KOBANÎ’DE AYNI YOK ETME SİYASETİ DEVAM EDİYOR”

Açıklamada, bugün Suriye’de, Rojava’da  farklı araçlarla aynı yok etme siyasetinin sürdüğü belirtildi. Arap Alevilerin, Türkiye destekli  HTŞ çeteleri eliyle yeniden soykırım saldırılarına maruz bırakıldığı ifade edildi.

Bu imha politikalarının yalnızca Alevilerle sınırlı olmadığı vurgulanan açıklamada, Dürziler, Hristiyanlar, Süryaniler ve Êzidîlerin de Ortadoğu’nun kadim halkları ve inançları olarak tekçi ve cihatçı bir zihniyetle topyekûn yok edilmek istendiği belirtildi. Bu saldırıların geçici olmadığı, uygun zamanı kollayan ve süreklilik taşıyan bir yok etme siyaseti olduğu kaydedildi.

“KOBANÎ, ALEVİ İNANCININ HAFIZASINDA KERBELA’NIN BUGÜNKÜ ADIDIR”

Kobanî’nin bu zulmün en yakıcı örneği olduğu vurgulanan açıklamada, “ Etrafı kuşatılmış kadim kentin suyu, elektriği, interneti kesik, çocuklar soğukta donarak can verdiler” ifadelerine yer verildi. FEDA ve DAKB, bu nedenle Kobanî’nin Alevi inancının hafızasında Kerbela’nın bugünkü adı olduğunu belirtti.

Tüm bu yaşananlar karşısında dünya devletlerinin seyirci kaldığı belirtilen açıklamada, Suriye’de Alevi halkına ve diğer kadim halklara yönelik katliamların görmezden gelindiği, Kobanî halkının açık katliam tehlikesi karşısında uluslararası güçlerin sessizliği tercih ettiği ifade edildi.

Açıklamada son olarak, “Biz Aleviler dostlarımızla yaşamı savunuyoruz, teslim olmuyoruz; Kerbela’dan Kobanî’ye direniyoruz” diye kaydedilerek, depremde ve katliamlarda Hakk’a yürüyen tüm canlar saygıyla anıldı.

HABER MERKEZİ

Kaynak: pirha.org

Bi Rêz û Hurmetê, Arzuhala Min e ji bo Serokkomarê Me NECATİ ŞAHİN

Serokkomarê Minê hêja,

Bi rêzgirtin ji we re dibêjim:
Ji kerema xwe, lîsteyeke nivîsî biweşînin ku di wê de bê gotin:
kîjan peyv îhane ye,
kîjan peyv ne îhane ye.

Kîjan peyv suç e,
kîjan peyv bê suç e,
em jî bizanin…

Emekliyê, kêm-mûç, jiyana dijwar, hilbijartin…
Ev hemû çîrok in.

Tişta ku em bi rastî hewce ne,
ev e: lîsteyek weha.

Pir hêsan e:
Ev Ev
îhane ne.
Suç in.

Ew Ew
îhane ne ne.
Suç ne ne.

Em jî bizanin:
“Ev Ev” nivîsin,
“Ew Ew” nivîsin.

Bi qasî ku pir zelal be ku;
Birêz Savcî,
nikare bibêje:
“Tu got Ew Ew, lê bi rastî te ev Ev qesd kir.”

Bi qasî ku pir zelal be ku;
Birêz Dadwer,
nikare bibêje:
“Bi gotina te ya Ew Ew, tu bi rastî ev Ev niyet kir.”

Ev daxwaznameyê,
piştî ku min gotarên Fatih Altaylı guhdar kir, nivîsîm.
Bi tawanê ku gotiye we îhane kir, nêzîkî heft meh li girtîgehê ma.
Paşê hat berdan.
Em kêfxweş bûn, bi rastî.
Derbas be.

Heke rojnamevanek wek wî,
piştî berdanê, di bernameya xwe ya yekem de,
bi tirsa ku “gotinên min dikarin tawan bibin”,
du saetan tenê “tarîfên salatên girtîgehê” bibeje;

û heman roj rojnamevanek din,
Sedef Kabaş, were girtin,
wateya wê ev e ku rewş gelek xerab e.

Ji kerema xwe vê yekê bidin dawî.
Lîsteyek dixwazim…

“Ev Ev” nivîse,
bizane ku tawan e.
Valîza xwe amade bike.
Ber bi zîndanê…

“Ew Ew” nivîse,
bizane ku tawan ne e.
Valîza xwe amade bike.
Ber bi tatîla Bodrumê…

Lîsteyek dixwazim.
Wek lîsteya perhîza doktorê:
“Ev bixwî, ev dibe.
Ew bixwî, ew dibe.”

Bi rêzgirtin…

Rejîma ku Cehaletê Bike Politîkaya Dewletê ÖZGÜR DEMİR

Di sedsala 21’an de, Afganistan di bin rêveberiya Talibanê de tenê paşve nayê anîn; bi şûr û bi zanîn tê tarîkirin. Ev êdî ne meseleya “çand”, “gelêk” an jî “şîroveya baweriyê” ye. Ev cehaletê ye ku bi awayekî rast û bi zanîn hate guherandin bo politîkaya dewletê.

Talibanê qedexekirina xwendina keçan ji asta navîn û jorîn re, girtina zanîngehê li ber jinan û rakirina jinan ji jiyana giştî bi rêbazekî pergala; hemû wan, hilbijartineke siyasî ye. Ev hilbijartin ne xwendinê, lê cehaleta bi itaatê re pêk tîne bingeh. Ji ber ku zanîn hêz e. Her avahiyek otorîter ku naxwaze hêzê bi kesên din re parve bike, wê yekem carê xwendinê bike armanc — bi taybetî jî xwendina jinan.

Îro li Afganistanê, keçek ji ber ku defter digire destê xwe de, wekî sûcdar tê dîtin. Ger qelem ji bo rêjîmekê bibe tehdît, li wir dewlet tune ye; li wir tirsa heye. Talibanê referansên dînî wekî qelekêkî parastinê ji bo mutlaqkirina desthilatdariya xwe bi duzîne. Lê ev sepan ne dînê nîşan dide û ne jî exlaqê. Her rejîmek ku bawerî dike amûra zordariyê, di dawiyê de bawerî jî tê kirin.

Ya herî şermezar, bêdengiya pergalê ya navneteweyî li hember vê tabloyê ye. Her rojê ku bi gotinên “em loqandinê dikin” derbas dibe, ji pêşeroja keçên Afganistanê salekî din jî tê dizîn. Gava ku dinya bêdeng dimîne, Taliban tenê zordariyê zêde dike, qedexeyan domdar dike, û tarîtiyê normal dike. Bêdengî, hevkarê herî mezin ê vê rejîmê ye.

Ya ku li Afganistanê tê xuyang kirin, ne meseleya navxweyî ye. Girtina mafê xwendinê ji bo kesekê tenê ji ber zayenda wê, şertê vekirî ye li dijî mafên mirovan yên gerdûnî. Îro yên ku li hember bêdengkirina keçan çav girtin, divê bizanin ku ev tarîtî sînor nas nake. Ji bo keçan, cografya divê ne bibe qeder. Her zarokê ku ji xwendinê bêpar tê hiştin, ne tenê pêşeroja xwe, lê pêşeroja welatekî jî winda dike.

Rêveberiya Talibanê Afganistanê na rêve dike; ew pêşeroja Afganistanê re girtîye. Rejîmek ku keçan ji dibistanê dûr dike, ne meşrû ye û ne jî domdar e. Dîrok wê yên ku cehaletê bike amûra desthilatdariyê, ne bibexşe.

Û divê bê bîranîn: di sedsala 21’an de, ne pêwîst e ku defterek zarokekî bi vî rengî bi tehdît were dîtin. Cografya, qeder nabe.

Jiyanek ku li ser rêyê hat nivîsandin – Mehmet Yüksel ŞÜKRÜ YILDIZ

Hin mirovin hene ku heta ku dijîn, nîşan dihêlin; gava ku diçin jî wê nîşanê herî zêde kûr dikin. Mehmet Yüksel jî ji wan mirovan bû. Li paş xwe ne tenê bîranîn, lê di heman demê de helwestek, exlaqek, emek û rêyek hişt.

Li Stenbolê televizyonek bi navê İMC dihate damezrandin. Em jî carna li wir diçûn, xebatên wan temaşe dikirin û li ser tiştên ku dikarin bikin diaxivin. Rojekê ji hevalên li wir yek got: “Li vir ji we yek heye.” Gotina “ji me yek” bo me ne tenê nasnameyek bû, lê jî nîşaneke rê, bawerî û helwestê bû.

Gava ku em ketin odeya nûçeyan, Eyüp me bi Mehmet Yüksel re nas kir. Min her dem pirsîna xwe kir: “Tu ji ku derê yî?” Got: “Ji gundê Kantarma, Elbistanê me.” Gotim: “Kantarma mı? Ew pîro…” Got ku xwendina rojnamegeriyê qedandiye, piştî ku hinek tecrûbe bi dest xistibe, dixwaze bi hevalên li vir re bixebite. Nasnameya me wusa dest pê kir. Û ew nasname salan dirêj bû û bû hevaltiyek kûr.

“Em ê di têkiliyê de bimînin,” me got. E-name û telefonên xwe parve kirin. Bi taybetî li ser Kantarma çi dikarin bikin diaxivin. Fikra derxistina dergiyek nû hebû. Ji wî daxwaz kirim ku piştgirî bike. Min her e-name bi “pîro” dest pê dikir. Ew jî her car bi tevazû digot: “Tu pîro negot, ez bi vê layiq nabim. Ez tu wezîfeya wisa ne diçînim.” Lê ez her car wî bi “pîro” bang dikir. Ji ber ku bi helwesta xwe jixwe pîro bû.

Dema derbasbûnê re, sohbet û hevdîtinên me kûr bûn. Em dixwestin Zülfikar Dergisi dîsa derxînin. Lê ez li Ewropayê bûm. Li Tirkiyeyê pêwîstî hevalên hebûn ku vê karê biparêzin, xwedî bikin û berpirsiyariya nivîsê bistînin. Bi gelek kesan re axivîn. Lê dem giran bû, girtin û binçavkirin zêde bûn. Mirovên bi xwe têr dikin.

Hin ji van hevdîtinan bi Mehmet Yüksel re me kir. Pirs her car wek hev bû: “Dikarî hûn bikin? Hûn dikarin berpirsiyariyê bistînin?” Lê bersiv her car neyînî bû.

Rojekê gava ku ji Galatasarayê ber bi Taksîmê diçûn, bi dengê xwe yê nerm got: “Ez dixwazim pirsînek bikim. Evqas kesan re me axivî. Tu çima tu carî vê pêşniyarê ji min re nekir?” Ez şaş bûm. Gotim: “Pîro, ewqas kes red kirin. Ez nekarim bi temamî jî ji te bipirsim.” Peyv ji devê min derketin.

Bê dudilî got: “Ez vê berpirsiyariyê bistînim.”

Bi wî re Zülfikar Dergisi salan piştî dîsa dest bi weşanê kir. Ev nûbûnek bû ku Mehmet Yüksel li ser milên xwe girt.

Mehmet Yüksel di demê TV10 de jî li rêya me beşdar bû. Di şertên yoklukê de, di odeyek biçûk de bû parça weşana me. Demekê bernameya “Onsuz Olmaz” meşand. Di mehên Muharremê de bername û weşanên taybet amade kir. Gava ku diçû herêmê, bernameyên bi emek û kalîteyê çêdik. Pir bi baldarî û rêkûpêk bû. Ew dixwest ku her tişt bi rêkûpêk û bi bişopîninê were kirin.

Berî TV10 jî me re rêyek dirêj hebû. Ji Stenbolê ber bi Sivasê, Çorumê, Diyarbekirê, Maraşê û dîsa Sivasê û Stenbolê… Di vê rêya de jî me re bû. Weşan kir, sunucî kir, berpirsiyari girt. Çi hewce bû dikir.

Di weşanek zindî ya me li Sivasê de qet ji bîr nakim. Hewa giran bû. Ajansên navneteweyî û bi taybetî medyaya Kurdî weşana me bikar tînin. Mehmet Yüksel li ber Madımak Otelê sunum dikir. Polîs êrîş kir, gaz bi kar anî. Mirov nefes nedikar. Ew her çend şert zor bûn, dixwest weşanê bidomîne. Em mecbûr man ku sunum rawestînin. Lê ekipên me qet alan terik nekirin. Ew li wir baweriya rojnamegeriyê û cesaretê nîşan da.

Mehmet Yüksel xweşîya xwezayê dikir, mirovan dikir, gundê xwe dikir. Ew evladê gelenekeke kevnar bû. Kurê Mehmet Mustafa Dede bû, birayê Ali Yüksel bû. Amûyê wî Mezin Mehmet Yüksel destê rêya hizmetê da wî.

Mehmet Yüksel jiyana xwe bi rêza durûşê Sinemilli ocağê re guncand. Bi nirxên çandî û bawerî yên gelê Alevî jiya. Her ku kar hat dayîn wî, bi destê xwe kir.

Dema dawî bi hev re li İngiltere di çalakiyên piştgiriya Can TV de beşdar bûn. Gava ku em ji hev veqetîn, lokmek ji dilê xwe da bi rîzalîk. Di şertên zor û yoklukê de jî dayanîşî qet kêm nekir.

Ew niha li deverek din de, bi deyiş û muhabetê bidomîne.

Dibêjin ku îro ji nav me çû. Diçê axa dayikê xwe.

Pîro, ger tu ber bi menzilê re ketî,
Rêya te vekirî be.
Menzila te pak be.
Sinemilli Ocağı hevalê te be.
Eren û evliya li kêleka te bin.

Aşk be pîro…
Aşk be li rêya ku bi aşkê gerî,
Aşk be li peyvên ku bi aşkê avêt…

Bi dostî bimîne…

Rojên Hızırê Dest Pê Dikin “Bi Derdên Me Re Hızır, Tu Li Kêleka Me Yî”

Rojbûna (Oruca) Hızırê di baweriya Kizilbaş Elewiyan de wekî yek ji rawestgehên herî girîng ên têkiliyên kevnar yên ku bi xwezayê, mirovan û rastîyê re hatine avakirin tê hesibandin. Ev rojên orucê di 10-11-12’ê Sibatê 2026’an de têne girtin. Bi hatina Meha Hızırê re, nirxên wekî edalet, parvekirin, vîcdan û rızayetî dîsa têne bîranîn. Hızır ji bo Kizilbaş Elewiyan wekî rêya jiyanê û hînkirina mirovatîyê tê pejirandin.

Hızır wekî dermanê yê ku li dara dikeve, lokma yê belengaz û nefesê yê mazlûman tê naskirin; her weha wekî sembola Hak erenên ku li hember zulmê radiwestin û li kêleka mazlûman digirin. Di cîhana baweriyê de, Hızır wekî şûna ku li bangeke rast bersiv dide tê pejirandin. Bi vê taybetmendiyê, ew di vîcdana mirovan de û di lêgerîna edaletê de rêberê rêyê ye.

Di hînkirina Kizilbaşî de, Hızır bi Şah-ı Merdan Alî re tê hevnasandin. Alî navê radiwesta li kêleka rastiyê û mazlûman e. Felsefeya “mirov bijî, da ku xweza bijî” di Alî de qada xwe digire, û Hızır jî şert û şertê jiyanê ya vê felsefeyê ye. Rojên Hızırê wekî demeke ku xweza tê şiyar bûn û jiyan dîsa can dide tê hesibandin.

Rojbûna Hızırê tenê bi birçîbûnê têkildar nîne; belkî bi terbiyekirina nefsê, parvekirina lokmayê û paqijkirina dilan re têkildar e. Ev rojên orucê beşek in ji rêyeke ku mirov li hev piştgirî dikin û bi rızayetî parve dikin. Hızır ji bo rêyê bişînin xuya dibe û destê kesên ku di tengasiyê de ne digire. Nayê zanîn kengê tê, lê gava tê, bê rê nîşandanê naçe.

Bi bûyera Rojbûna Hızırê re, duayên ku têne kirin û xwestinên dilan bi evînê Hak û bi evînê Şah-ı Merdan Alî re têne pêşkêşkirin, bi hêvîya ku werin qebûl kirin. Gotinên dawî li ser domandina baweriyê û berdewamîya muhebetê bi evînê hatine çêkirin.

Peyama Yekîtîya Demê Nû: Parvekirina Erkê Hat Ragihandin, “Evîn Be Ji Dilên Me Re”

Konfederasyona Yekîtiya Komeleyên Elewiyan ên Ewropayê (AABK), bi bernameyên ku di navbera 30–31ê Rêbendanê 2026’an de li Strasbourg û Bühlê hatin lidarxistin û bi Kongreya Giştî ya Hilbijartinî ya 8emîn, qada mezin a dîrokî ava kir. Kongreya ku li Cemeviya Bühlê hat lidarxistin, bû cihê ku yekîtî û hevparîya tevgera Elewiyan bi hêz kir. Beşdarên kongreyê bi gotina “Evîn be ji yekîtîya dilan re” girîngiya vê pêvajoyê destnîşan kirin.

Çalakiyên ku bi vekirina Cemeviya Strasbourgê di 30ê Rêbendanê de dest pê kirin, roja paşê bi kongreya ku li Cemeviya Bühlê hat lidarxistin berdewam bûn. Beşdarbûna giran û piştgiriya cemeviyan careke din ruhê hevparîya civaka Elewiyan nîşan da. AABK bi van taybetmendiyan nîşan da ku bawerî û rêxistina Elewiyan her roj bi hêztir dibin.

Di kongreyê de, nûnerên Federasyona Elewî-Bektaşî, Komeleya Çandî ya Pir Sultan Abdal û Weqfa Çandî ya Hacî Bektaş Velî ya Anadoluyê û gelek kesayetiyên girîng hev hatin cem hev. Beşdarên kongreyê ji bo piştgiriya rê û baweriya Elewiyan li vê çalakiya girîng amade bûn. Bi destnîşankirina rêvebertiya nû, ji bo pêşeroja AABK’ê tabloyek hêvîdar hate pêşkêşkirin.

Ji bo demema 2026–2029, rêvebertiya nû di bin pêşengiya serokên hevpar Filiz Çağlar û Hüseyin Mat de dê kar bike. Wekî serokên alîkar, Mehmet Gündüz, Müslüm Dalkılıç û Zeynel Abidin Koç hatin destnîşankirin. Karê sekreteriya giştî jî ji bo Esmender Çöçelli, Leyla Dönmez û Haşim Arslan hate spartin. Rêvebertiya nû soz da ku hevparî û têkoşîna hevpar her weha bi hêztir bikin.

AABK bi vê pêvajoyê careke din girîngiya yekîtî, dirîbûn û iradeya têkoşîna hevpar hatirandin. Di vê demê de ku dê hevparî mezin bibe, ji hemû beşdar û kesên ku piştgirî dan hat spas kirin û bi kararlîbûn hat îfade kirin ku dê bi hev re bigihîjin armancên hevpar.

İstersen çeviriyi Kurmancî mi, Zazakî (Dimilkî) mi olacak şekilde yeniden uyarlayabilirim ya da başlık ve metni haber dili açısından daha da sadeleştirebilirim.

Alevi Deyişleri Mafya Anlatısının Parçası Değildir TÜRKAN DOĞAN

Alevi deyişlerinin mafya dizilerinde kullanılması masum, rastlantısal ya da yalnızca estetik bir tercih değildir. Bu kullanım, Alevi inancının, tarihsel hafızasının ve ahlaki öğretisinin bilinçli biçimde bağlamından koparılması anlamına gelir. Özellikle uyarı ve irşat niteliği taşıyan deyişlerin, şiddeti ve suç ilişkilerini merkezine alan anlatıların içine yerleştirilmesi, dizi ve sinema sektöründe kültürel bir dikkatsizlik değil, açık ve bilinçli bir asimile etme tercihtir.

“Gafil gezme şaşkın” sözü bu bağlam kopuşunun en somut örneklerinden biridir. Bu söz, Alevi yolunda hafif bir nasihat ya da süs cümlesi değildir. İnsanı durduran, kendine döndüren, nefsini sorgulatan bir uyarıdır. “Gafil gezme” derken, gücün cazibesine kapılma denir; “şaşkın” derken, yolunu, vicdanını ve rızayı yitirme denir. Bu söz, elinde silah tutan sokak kabadayılarını yüceltmek için değil, tam tersine zorbalığa ve iktidar hırsına kapılanı uyarmak için söylenmiştir.

Alevi deyişinde güç kutsanmaz; sorgulanır. İktidar parlatılmaz; sorgulanır. Bu söz, zalimin hikâyesine eşlik etsin diye değil, mazlumun gözünü açsın diye vardır. Nefsin kabardığı yerde onu törpülemek, insanın kendini kaybettiği yerde onu uyandırmak içindir. Alevi yolunda deyiş, alıştırmaz; rahatsız eder. Susturmaz; düşündürür.

Tam da bu nedenle “Gafil gezme şaşkın” gibi bir sözün mafya anlatılarında fon müziğine dönüştürülmesi kabul edilemez. Mafya anlatısı gücü sorgulamaz, güce hayranlık üretir. Şiddeti problemleştirmez, normalleştirir. Bu söz ise şiddetin cazibesini bozan, gücü yerinden eden bir uyarıdır. Onu alıp suç ve zorbalık üzerine kurulu bir hikâyenin arka planına yerleştirmek, deyişin anlamını tersine çevirmek demektir.

Burada açıkça sormak gerekir: Hangi hakla bu sözleri kendi hikâyenizin süsü hâline getiriyorsunuz? İktidara karşı söylenmiş bir uyarıyı, iktidar fantezilerinin arka fonuna koymaya nasıl cüret ediyorsunuz?

Alevi öğretisi nefsin terbiyesi üzerine kuruludur. “Eline, beline, diline sahip ol” ilkesi yalnızca bireysel bir ahlak kuralı değil, toplumsal bir yaşam anlayışıdır. Mafya anlatıları ise nefsin yüceltilmesini, gücün korku yoluyla kurulmasını ve zorun hayatın doğal bir parçası gibi sunulmasını temel alır. Bu iki anlayış arasında etik, felsefi ve tarihsel bir karşıtlık vardır. Buna rağmen yan yana getirilmeleri, bilinçli bir anlam kaydırmasıdır.

Bu kaydırma aynı zamanda Alevilere dönük bir “yem atma” pratiğidir. Deyişler aracılığıyla sahte bir yakınlık kurulmakta, “bizden de bir şey var” duygusu yaratılmaktadır. Ancak bu bir temsil değildir. Bu, kimliğin seyirlik hâle getirilmesi, hafızanın tüketim nesnesine dönüştürülmesidir. Alevi sözleri, kanlı hikâyelerin estetik tamamlayıcısı olarak kullanılmaktadır.

Bu durum, asimilasyonun günümüzde aldığı daha incelmiş ve daha sinsi bir biçimi işaret eder. Artık kimlikler yasaklanarak değil, görünür kılınıp içi boşaltılarak etkisizleştirilmektedir. Deyiş söylenir ama anlamı susturulur. Söz korunur gibi yapılır ama yönü tersine çevrilir.
Mafya dizilerinin bu kadar yaygınlaşması da bu tablodan bağımsız değildir. Adaletin zedelendiği, hukukun güven vermediği dönemlerde şiddet anlatıları parlatılır güç fantezilerinin mekânı hâline getirilir. Bu anlatılar özellikle çocuklar ve gençler üzerinde etkili olacak biçimde kurgulanır. Güç korku yaratmakla, hayatta kalmak ise ezmekle özdeşleştirilir.

Oysa Alevi öğretisi çocuğa korkuyu değil sorumluluğu öğretir. Can incitmemeyi, lokmayı bölmeyi, rızayı esas almayı öğretir. Rızasız lokmanın haram sayıldığı bir yolun sözlerini alıp, zor ve şiddet üzerine kurulu anlatılara eklemlemek yalnızca kültürel bir çarpıtma değil, aynı zamanda ahlaki bir ihlaldir.

Bu nedenle itirazımız nettir. Alevi deyişleri mafya anlatısının parçası değildir. “Gafil gezme şaşkın” gibi sözler, gücü kutsamak için değil, güce kapılmamak için söylenmiştir. Türkülerimiz, nefeslerimiz ve deyişlerimiz şiddeti meşrulaştıran senaryoları aklamak için kullanılamaz.

Alevilerin yeraltı tarihi suçun değil, baskının tarihidir. Sürgünlerin, katliamların, yok sayılmanın ve buna karşı geliştirilen direncin tarihidir. Bizim yeraltımızda gizlenen suç değil, gömülmüş hakikattir.

Bu yüzden çağrımız açıktır: Deyişlerimizden elinizi çekin. Dilimizi ve hafızamızı rahat bırakın. Alevi kimliğini popüler kültürün dekoruna dönüştürmeyin. Çünkü bu sözler söylenecektir; ama sizin karanlığınızın içinde değil, yolun ve ışığın içinde. Bizim gönlümüzün bilincimizin içinde…

AABK’nın Görev Dağılımı Açıklandı, “Aşk Olsun Gönüllere” Filiz Çağlar ve Hüseyin Mat Eşit Başkan

AHA Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), 30–31 Ocak 2026 tarihlerinde Strasbourg ve Bühl’de düzenlediği programlar ve 8. Olağan Seçimli Genel Kurul ile önemli bir dönüm noktasına imza attı. Bühl Cemevi’nde gerçekleştirilen genel kurul, Alevi hareketinin birlik ve dayanışmasını pekiştiren bir etkinlik oldu. Katılımcılar, “Aşk olsun gönüllerin birliğine” sözüyle sürecin önemini vurguladı.

30 Ocak’ta Strasbourg Cemevi’nin açılışıyla başlayan etkinlikler, ertesi gün Bühl Cemevi’nde yapılan genel kurul ile devam etti. Bu süreçte, cemevlerinin sağladığı katkılar ve yoğun katılım, Alevi toplumunun dayanışma ruhunu bir kez daha gözler önüne serdi. AABK, bu özellikleriyle Alevi inancının ve örgütlülüğünün güçlendiğini gösterdi.

Genel kurulda, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın temsilcileri ile birçok önemli isim bir araya geldi. Katılımcılar, Alevi yoluna ve inancına destek vermek amacıyla bu önemli etkinlikte yer aldılar. Yeni yönetim kurulunun belirlenmesiyle birlikte, AABK’nın geleceği için umut verici bir tablo ortaya kondu.

2026–2029 dönemi için belirlenen yeni yönetim kurulu, eşit başkanlar Filiz Çağlar ve Hüseyin Mat’ın önderliğinde çalışacak. Ayrıca, Mehmet Gündüz, Müslüm Dalkılıç ve Zeynel Abidin Koç başkan yardımcılığı görevini üstlenecek. Genel sekreterlik görevine ise Esmender Çöçelli, Leyla Dönmez ve Haşim Arslan getirildi. Yeni yönetim, dayanışmanın ve ortak mücadelenin daha da güçlendirileceğini taahhüt etti.

AABK, bu süreçle birlikte, birliğin, diriliğin ve birlikte mücadele etme iradesinin önemini bir kez daha hatırlatmış oldu. Dayanışmanın büyütüleceği bu dönemde, tüm katılımcılara ve destek verenlere teşekkür edilerek, ortak hedeflere ulaşma kararlılığı ifade edildi.