Ana Sayfa Blog Sayfa 261

Aile ve avukatlardan İmralı başvurusu

PKK Lideri Abdullah Öcalan ile tutuklular Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın avukatları ve aileleri, görüşme başvurusunda bulundu

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde mutlak tecrit koşulları altında tutulan ve 2 yılı aşkın bir süredir haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan ile vasisi Mazlum Dinç, İmralı’da tutulan Ömer Hayri Konar’ın kardeşi Ali Konar, Hamili Yıldırım’ın kardeşi Polat Yıldırım ile Veysi Aktaş’ın kardeşi Melihe Çetin Kurban Bayramı görüşü talebiyle Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ile İmralı Cezaevi Müdürlüğü’ne başvuruda bulundu.

Bayram için yapılan aile başvurusu, 27-30 Haziran tarihlerini kapsayacak şekilde yapıldı.

Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından İbrahim Bilmez, Raziye Öztürk, Emran Emekçi ve Cengiz Yürekli, müvekkilleri PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ve İmralı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’ne başvurdu. Avukatlar, İmralı’da tutulan Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş için de hem savcılığa hem cezaevi müdürlüğüne başvuruda bulundu.

Yapılan başvurulara cevap verilmedi

Abdullah Öcalan ile görüşmek için haftada 2 kez yaptıkları başvurulara olumlu ya da olumsuz bir cevap verilmeyen avukatlar, bu nedenle 22 Kasım 2021 tarihinde Bursa Ceza İnfaz Hakimliği’ne “derhal görüşme” başvurusunda bulundu. Hakimlik, Abdullah Öcalan hakkında 12 Ekim 2021’de verilen 6 aylık avukat görüş yasağı ile 18 Ağustos 2021’de verilen 3 aylık aile görüş yasağı kararını gerekçe göstererek, başvuruyu reddetti. Ancak yasağa gerekçe gösterilen kararlara dair avukatlara bilgi verilmedi.

Aile görüş yasağı ise 18 Kasım 2021’de son buldu. Buna rağmen ailelerin Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı başvurulara herhangi bir yanıt verilmedi. O günden sonra yapılan başvurular da cevapsız bırakıldı.

AYM’ye taşındı

Avukatlar, hakimliğin ret kararı sonrası 12 Mayıs’ta aile ziyaretlerinin “hukuksuz” disiplin cezalarıyla engellenmesini Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı. Avukatlar, AYM’ye yaptıkları başvuruda, mutlak iletişimsizlik hali olan “incommunicado”ya dikkat çekerek, haber alamamanın işkence olduğunu, aile ve özel hayata saygı hakkının, savunma ve adil yargılanma hakkının ve etkili başvuru yolu hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesini talep etti.

Telefon hakkı tek bir kez kullanıldı

Abdullah Öcalan, telefonla görüş hakkından ilk defa 27 Nisan 2020 tarihinde yararlandırıldı. Abdullah Öcalan, sanal medyada yer alan kimi iddiaların ardından kamuoyunda kaygıların büyümesi üzerine 25 Mart 2021’de kardeşi Mehmet Öcalan’la yine telefonla görüştü. Ancak Mehmet Öcalan, bu görüşmenin yarıda kesildiğini duyurdu.

4 yıldır görüşme yok

Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Rezan Sarıca ve Nevroz Uysal, müvekkilleriyle 8 yıl aradan sonra en son 2-22 Mayıs, 12-18 Haziran ve 7 Ağustos 2019 tarihlerinde görüşebilmişti. Avukatlar o tarihten bu yana müvekkilleriyle görüştürülmüyor.

AYM tecridi makul gördü

Son 8 yıl içerisinde Asrın Hukuk Bürosu tarafından Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yapılan başvurulardan 23’üne ilişkin Adalet Bakanlığı’ndan görüş istendi. Bakanlık, avukat yasakları, aile disiplin yasakları, telefon hakkı, Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde İmralı’daki yasaklara ve benzer pek çok konuya dair AYM’ye görüş sundu.

Bakanlığın, avukat ve aile görüşlerinin engellenmesine dair yapılan başvuruya dair 24 Mart’ta AYM’ye sunduğu görüşte, İmralı’da “kötü muamelenin” olmadığını, görüşmelerde “elde olmayan sebeplerden” dolayı aksaklıklar yaşandığını ve bu durumun “makul” olduğunu ileri sürdü.

AYM’ye, İmralı’daki OHAL sonrası engellemelere dair görüş bildiren Adalet Bakanlığı, bu kez hükümetin “Öcalan No.2” kararındaki argümanları “AİHM’in tespitleri” olarak mahkemeye sundu. Avukatlar ise, bakanlığın tecridi meşrulaştırmak için AİHM kararını tahrif ettiğini belirtti.

HABER MERKEZİ

#Aile #avukatlardan #İmralı #başvurusu

Güney Sudan, çatışmaların devam ettiği Sudan’a sınırlarını kapattı

Güney Sudan Cumhurbaşkanı Salva Kiir Mayardit, HDK ile ordunun çatışmalarının sürdüğü Sudan’a sınırlarını kapattıklarını açıkladı

Güney Sudan, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) çatışmalarının üçüncü ayına girdiği Sudan ile sınırlarını kapatma kararı aldı.

Sudan’daki durumu görüşmek üzere askeri ve güvenlik yetkilileriyle görüşen Güney Sudan Cumhurbaşkanı Salva Kiir Mayardit, toplantının ardından Sudan ile olan sınırının kapatılması kararı aldıklarını açıkladı.

Sudan’da iki buçuk milyon kişinin evlerini terk ettiği çatışmalarda yaklaşık bin kişi yaşamını kaybederken, beş bine yakın kişi yaralandı.

DIŞ HABERLER

#Güney #Sudan #çatışmaların #devam #ettiği #Sudana #sınırlarını #kapattı

Av. Fieding: Avrupa Birliği ve uluslararası kurumlar Türkiye’ye baskıyı artırmalı

Cezaevi Delegasyonu Üyesi Avukat Miriam Fieding İmralı’da derinleşen mutlak tecridi, uluslararası kurumların yaklaşımını ve Türkiye’nin çözüm için atması gereken adımları değerlendirdi

İmralı’da ağırlaştırılmış ve derinleştirilmiş tecrit koşulları altında tutulan ve yaklaşık 27 aydan bu yana PKK Lideri Abdullah Öcalan ile diğer tutsaklar Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’tan haber alınamıyor. Kürtler ve dostları dünyanın birçok ülkesinde tecritte karşı ve Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için eylem yaparken uluslararası kurumların sessizliğine de dikkat çekilerek görevlerini yapma çağrısı yapılıyor.

Türkiye tarafından tecrit sürdürülürken uluslararası alanda bu tecridin kırılması, siyasallaşan yargı ve Kürt sorununun çözümü için tartışmalar, konferanslar ve paneller ele alınmaya devam ediyor. 2023 Cezaevi Delegasyonu Üyesi Avukat Miriam Fieding derinleşen mutlak tecridi, uluslararası kurumların yaklaşımını ve Türkiye’nin çözüm için atması gereken adımları değerlendirdi.

Muhalefete operasyon

Fieding,” Son 10 yılda, özellikle 2016’daki iddia edilen 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana, Türkiye’de hukukun üstünlüğü, Türk hükümeti tarafından alınan çok çeşitli ‘tedbirlerle’ büyük ölçüde zarar gördü. Muhalefete karşı büyük operasyonlar ve tutuklanma dalgalarının olduğunu gördük. Tutsakların temel hakları tamamen kısıtlanmış bir durumda ve özellikle Kürtlerin iradesiyle seçilmiş milletvekillerinin cezaevlerine atıldığını” belirtti.

Derin sessizlik ve göç

13 Haziran’da Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan Avrupa Parlamentosu’nda (AP) “Türkiye’de Hak ve Özgürlükler: Hukuk, Cezaevleri ve Kürt Sorunu” konferansına katılan Fieding, “Yapılan konferansta Türkiye’deki Kürt halkının durumu, kendilerine yönelik baskıların yanında cezaevlerindeki durum, burada CPT’nin rolü, Sayın Öcalan üzerindeki tecrit ve Kürt halkının hem toplumsal olarak tecrit edilmesi aktarıldı. Baktığınızda bunların karşısındaki sessizlik, yani Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hükümleri, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’nin hedefleri ve demokratik değerlerine rağmen eylemsizliği ve sessizliği kesinlikle anlaşılamaz bir noktadadır. Bu değerlerin ve sözleşmelerin, hiçe sayılmasının altında yatan temel neden göç alanındaki anlaşmaları çerçevesinde hareket edilmesinden kaynaklı diye düşünüyorum” sözlerini kullandı.

‘PKK terör listesinden çıkarılmalı’

Fieding, Türkiye’ye Avrupa Birliği’nin ve uluslararası kurumların baskıyı arttırması gerektiğini vurgulayarak ,”İnsan hakları ve demokratik değerler açısından, AB’nin ve uluslararası toplumun hukukun üstünlüğünü tehlikeye atan tedbirleri ve kısıtlamaları uygulayan Türkiye üzerindeki baskıyı artırması gerektiğini önemli bir adım olarak görüyorum. Kürtlere yapılan zulüm de yasaların hiçe sayılmasıdır. Türkiye’nin kendi halkına, özellikle Kürtlere karşı, ama sadece onlara değil, nihayetinde Erdoğan rejimine katılmayan ve bunu ifade eden herkese karşı bir savaş yürüttüğünü kabul etmek önemli bir nokta olacaktır. Bu nedenle doğru sonucun alınması ancak PKK’nin artık terör örgütü listesinde olmamasıyla olabilir.” dedi.

Ya anlaşma olmazsa

CPT’nin ziyaret raporunu açıklanmasının önemli olduğuna değinen Fieding, “CPT’den bir heyet, Eylül 2022’de İmralı cezaevine ‘ad HOC’ koduyla bir ziyaret gerçekleştirdi. İmralı’daki tutsaklarla iki yıldan fazla bir süredir hiçbir şekilde temas olmadığından ve ne yazık ki onların hala hayatta olup olmadıklarından bile emin olmadığımız için, CPT’nin raporu özellikle bizim için çok önemli. CPT, İmralı ile ilgili raporunu Türkiye’ye gönderdiğini ve yayınlama kararının Türk makamlarına bağlı olduğunu açıklamıştı. Yönetmelik, ilgili ülkenin önce yayını kabul etmesi gerektiğini şart koşmaktadır. Fakat bir ülke hiç anlaşmazsa ne olacağı da sözleşmeyle düzenlenmemiştir.” vurgusu yaptı.

Haber: Melek Avcı / Ankara-JINNEWS

#Fieding #Avrupa #Birliği #uluslararası #kurumlar #Türkiyeye #baskıyı #artırmalı

İBB’nin deprem çalışması: Avrupa yakası riskli

İBB’nin İTÜ ortaklığıyla yürüttüğü deprem çalışmasına göre olası İstanbul depreminde Esenyurt, Büyükçekmece ve Küçükçekmece büyük risk taşıyor

Mereş merkezli depremlerin ardından gözler büyük bir deprem beklenen İstanbul’a çevrildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı ve Şehir Plancısı Buğra Gökce, olası İstanbul depremiyle ilgili sanal medya hesabından dikkat çeken açıklamalar yaptı.

Gökce, yıllardır beklenen büyük İstanbul depremi gerçekleştiğinde kentte hasar görmesi beklenen tahmini bina sayısının 207 bin olduğunu açıkladı. Bu binaların yüzde 30’unun 1980 öncesi, yüzde 40’ının 1980-2000 arası, diğer yüzde 30’unun ise 2000 sonrası inşa edildiği belirtildi. Hasar görmesi beklenen her üç binadan birinin 2000 sonrası inşa edildiği bilgisi, İstanbul’un bir an önce depreme dayanıklı bir kent haline getirmenin aciliyetini gözler önüne serdi.

Avrupa yakası riskli

Verilere göre İstanbul’da hasar görmesi beklenen 207 bin binanın yüzde 95’ini oluşturan 196 bin 227 binanın Avrupa yakasında olduğu öğrenildi. Gökce, İstanbul Teknik Üniversitesi ortaklığıyla yürütülen çalışma sonucunda riskli bina yoğunluğunun tespit edildiği ilçeleri şöyle sıraladı: “Esenyurt, Büyükçekmece ve Küçükçekmece. İstanbul’un deprem direncini artırmak için tüm batı koridoru ve yoğun yapılaşma olan bölgelerde özel bir ilgiye ihtiyaç olduğu görülüyor.”

İSTANBUL

 

 

#İBBnin #deprem #çalışması #Avrupa #yakası #riskli

Bakırhan: Tabana dayalı bir siyaseti yeniden öreceğiz

Kapsamlı bir eleştiri-özeleştiri süreci başlattıklarını belirten Yeşil Sol Parti Sêrt Milletvekili Tuncer Bakırhan, ‘Tabana dayalı bir siyaseti yeniden örerek halkla aramızda açılan makası kapatmalıyız. Bu, halka borcumuzdur’ dedi

Türkiye’de 14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlerin ardından Yeşil Sol Parti kapsamlı bir eleştiri-özeleştiri süreci başlattı. Yeşil Sol Parti Milletvekili Tuncer Bakırhan, seçim sonrası ortaya çıkan tabloya ilişkin ANF’ye konuştu. İdeolojik, politik ve örgütsel olarak kapsamlı değerlendirme yaptıklarını ve bu sürecin devam ettiğini belirten Bakırhan, “Ciddi ve gerçekçi bir eleştiri-özeleştiri yapmadan sonuçları yüzeysel değerlendirmelere ve tek taraflı ve kimi zaman da kötü niyetli yaklaşımlara terk etmeye niyetimiz yok. Başlattığımız yeni süreci de yakın geçmişin bir muhasebesini ve dökümünü yaparak sağlam bir temele oturtmak en büyük önceliğimizdir” dedi.

Asıl özne halk

Bakırkan, halktan izole değil halkın asıl özne olduğunu bilerek ve örgütlenmesini, gücünü açığa çıkaracak bir hat üzerinden giderek çalışacaklarını söyleyerek, şöyle devam etti: “Şimdi yeniden hatırlama, özneyi olması gereken yerde doğru mesajın sahibi olarak konumlanmasını sağlama zamanıdır. Yıllardır süren baskı, zulüm ve faşizan uygulamaların sonucunda bir metal yorgunluğu olmadığını söylemek güç. Bu durgunluk, haliyle kendi içimizde, çeperlerimizi genişletmeden geçen sürenin sonuna geldik. Şimdi ne yapacağız? Bu mücadelenin gerçek sahiplerini dinlemek için şehir şehir dolaşıp hem özeleştiri yapacak hem de sesimizin daha net ve gür çıkacağı bir birlik ve örgütlülük içerisinde olacağız.”

Sonuç alamayacaklar

HDP ve Yeşil Sol Parti’ye yönelik saldırıları, tasfiye girişimin parçası olarak değerlendiren Bakırhan, “HDP’nin içinden çıktığı gelenek ve devraldığı birikim, bu tasfiye, karşıtlaştırma, bölme-parçalama oyunlarına çok maruz kalmıştır ama her seferinde sonuçsuz bırakmıştır. Şimdiki saldırılar da yeni ve orijinal bir söylem ve pratik de değildir. Tarih boyunca egemenlerin iktidarlarını korumak için ezilen halklara uyguladıkları reçetedir bu. Ancak Kürtler söz konusu olduğunda sonuç alamazlar, bizi şahin ve güvercinler olarak karşıtmışız gibi konumlandırmaya çalışanların bundan muratları parti içinde yarılmalara ve böylelikle güç ve enerji kaybına, dolayısıyla tasfiyeye kapı aralamaktır. Hepimiz Kürt, emekçi mağdur ve ötekiyiz. Bu süreçte devlet zorunun, -tırnak içinde- şahin ve güvercin ayırt etmeksizin bütün Kürtlere yaklaşımında bir fark olmadığını da defalarca gördük. O zaman bu suni ayrımı bir de buradan okumak ve temelsizliğini görmek gerek diye düşünüyorum” dedi.

Gerçek bir değişim

Ortada bir başarısızlığın olduğunu ifade eden Bakırhan, “Şimdi topyekûn bir özeleştiri sürecini başlatmış olmamız, bu süreçten daha güçlü çıkmamızı sağlayacaktır. Söylem ve pratikleriyle göz önünde olan kişiler üzerinden bir tartışma yürütülmek isteniyor ancak bizim bu yüzeysel yaklaşımlarla kötü gidişi kalıcı hale getirmek gibi bir niyetimiz yok. Dolayısıyla isimler değişebilir, roller farklılaşabilir; bunu kimse sorun etmez ama zaten bir değişim sürecine girmişken isimlerin değişmesi de doğal ve kaçınılmazdır. Amaç yeniden inşayı sağlamak, gerçek bir değişim ve yol haritası oluşturmaktır” diye aktardı.

İttifakın durumu

Emek ve Özgürlük İttifakı’na yönelik eleştirileri dikkate aldıklarını; bileşen ve ittifak partilerinin kendi eksikliklerini görmesi gerektiğini belirten Bakırhan, “Seçim sonrası başlayan değişim tartışmalarını, eleştiri ve özeleştiri sürecini, sadece siyasi partiyi kapsayan bir süreç olarak sınırlandırmayacağız. Şimdi bunun muhasebesini hep birlikte yapıyoruz. Bununla birlikte bütün bileşen partilerimiz ve ittifakımız da yaşanan eksiklik ve gerilemede kendi paylarını görmelidir. Kolektif bir emek esasına dayanan bileşen hukukumuz, temsil oranına sıkışan bir tarza evrildi. Bu yaklaşımı yapıcı bir şekilde yeniden değerlendirmek ve doğru bir temele oturtmak zorundayız. Bileşenlerimizin ve ittifakımızın da samimi ve özverili bir değerlendirme-öz eleştiri sürecini işlettiklerini biliyor, görüyoruz. Önümüzdeki dönem demokrasi ittifakını seçim ve siyasi parti endeksli olmaktan çıkararak daha tabandan örgütleyerek genişleteceğiz. Dolayısıyla demokratik ittifak açısından yeni dönemin kilit kavramları seçim, siyasi partiler değil, halkın örgütlenmesi ve kenetlenme olacaktır” diye ifade etti.

3’üncü yol örülecek

Türkiyelileşmeyi de yeterince ifade edemediklerinin altını çizen Bakırhan, “Kürtlerin Türkleşmesi değil; Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürtlerin ve Kurdistan’ın hak temelli taleplerini toplumun tüm kesimlerine taşınmasıydı amacımız ve bu duruşu savunuyoruz. Bunun doğru yoldan anlatılması, tartışılması, toplumun nefes alabilmesi için bileşenlerimizle birlikte 3. Yol’u daha güçlü bir şekilde öreceğiz. 3. Yol mücadelesi bizim için seçimle sınırlı değil. 3. Yol bizim bakış açımız ve temel ilkemizdir. İktidar ve burjuva muhalefetinin iki egemen blok olarak dayattığı devletçi ideolojinin karşısında, onu alaşağı edecek gerçek bir demokratik-özgür toplum inşasıdır amacımız.”

‘Makası kapatacağız’

Seçimleri aşırı sağ blokun kazanmasına rağmen sadece iktidarı elinde tutmaya değil, muhalefeti de kendi koşullarına uygun hale getirmek üzerine bir strateji geliştirdiğini söyleyen Bakırhan, “Türkiye toplumunun yarısı bu otoriter, baskıcı ve düşmanlaştırıcı iktidara karşıdır. Bunu çok iyi biliyor ve görüyorlar; bu yüzden muhalefete biçim vermek, kendi güdümlü muhalefetini yaratmak, muhalifleri dar bir alana hapsetmek ve gerekirse tamamıyla tasfiye etmek, AKP-MHP rejiminin hedefidir. Halklarımızın bize yönelttiği eleştirileri ayrı tutup değer atfetmemiz bir tarafa, belli bir kesimin seçim sonrası başlattığı yıpratma ve bölme operasyonunun maşası olduğunu söylememiz bundandır. Kürt halkı bilgi, birikim, feraset ve siyasetin içinde yoğrulmuş tecrübesiyle bu oyunları bilir. Dolayısıyla Kürtler, çok iyi alt metin okur! Şimdi daha kararlı, mücadeleci ve tabana dayalı bir siyaseti yeniden örerek halkla aramızda açılan makası kapatmak, daha net bir tutum ve duruş geliştirmek her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Bu, halka borcumuzdur” şeklinde konuştu.

ANKARA

#Bakırhan #Tabana #dayalı #bir #siyaseti #yeniden #öreceğiz

Sayaçları kasalara kilitlediler: Yurttaş ne kadar harcadığını göremeyecek

Wan ve Kürdistan’ın birçok kentinde elektrik sayaçlarını direklere taşıyan dağıtım şirketleri, bu kez de sitelerdeki elektrik sayaçlarını kilitli kasalar içerisine yerleştirdi

Wan ve Kürdistan’ın birçok kentinde 2020 yılından itibaren elektrik sayaçlarını evlerin kapısından sökerek direklere taşıyan elektrik dağıtım şirketlerinin bu kez de sitelerdeki elektrik sayaçlarını kilitli kasalar içerisine yerleştirdi.

Ne kadar tükettiklerini göremeyecek

Van Gölü Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (VEDAŞ) ekipleri, Wan’ın birçok bölgesinde kilitli kasa sistemine geçmeye başladı. Kentteki büyük sitelere yönelen VEDAŞ, sitelerdeki elektrik panolarını sökerek sayaçları kilitli kafeslere yerleştiriyor. Uygulama ile birlikte yurttaşlar ne kadar elektrik tükettiklerini bile öğrenemeyecek.

WAN

#Sayaçları #kasalara #kilitlediler #Yurttaş #kadar #harcadığını #göremeyecek

Avukat Güneş: İmralı’daki ‘işkence sistemine’ barolar neden sessiz?

Baroların İmralı tecridine karşı sessizliğini eleştiren avukat Yunus Emre Güneş, ‘Barolar en asli görevlilerinden biri olan işkence sistemine karşı çıkmalı’ diyerek tecridi işkence sistemi olarak değerlendirdi

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde devam eden mutlak tecrit 24 yılını geride bırakırken, Abdullah Öcalan için haftanın iki günü avukatlar, bir günü ise vasisiyle birlikte aile görüşmek için başvuruda bulunuluyor. Tüm başvurulara rağmen “disiplin” cezaları gerekçesiyle 27 aydır engelleniyor. Avukatlarıyla en son 7 Ağustos 2019 tarihinde görüşen Abdullah Öcalan’dan, kardeşi Mehmet Öcalan’la 25 Mart 2021’de yaptığı kesintili telefon görüşmesinden sonra haber alınamıyor. Aile ve avukatların yaptığı başvurular reddedilirken, hukuk örgütlerinin girişimleri de yanıtsız bırakılıyor.

Türkiye’de 775 avukat, 10 Haziran 2022 tarihinde Bursa Cumhuriyet Basşavcılığı’na başvurarak, Abdullah Öcalan ile görüşme talebinde bulundu. Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) ise 2022 yılının Kasım ayından itibaren birçok kentte barolara başvuru yaparak, tecridin kaldırılması için sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yaptı. Yapılan başvurulara karşı Türkiye Barolar Birliği (TTB) başta olmak üzere birçok baro sessizliğini sürdürüyor. PKK Liderine yönelik tecrit sistemi ve hukuki boyutunu ÖHD Genel Merkez Yöneticisi avukat Yunus Emre Güneş Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.

İmralı’da açık işkence

Av. Güneş, tecridin kişinin dış dünya ile bağının koparılarak izole edilmesini amaçladığını belirterek, hukuki karşılığının ise “açık işkence” olarak tanımlandığını söyledi. Güneş, Türkiye’nin kuruluş aşamasından bu yana inkar, imha, hukuka aykırı hak ihlalleri, anti demokratik uygulama ve işkenceyle gündemden düşmediğini belirterek, tecrit politikasının da bu uygulamalardan biri olduğunu kaydetti.

Yasalarda yeri yok

Tecridin yasal mevzuatta ve uluslararası hukukta işkence olarak belirlenerek yasaklanmasına rağmen Türkiye’nin bunda ısrar ettiğine dikkat çeken Güneş, “Yasal mevzuatı olan ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkındaki kanun infaz yasasında tecrit diye bir düzenlemeye yoktur. Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası hukukta da tecride yer yoktur. Aksine hem yasal mevzuatta hem de uluslararası hukukta işkence olarak belirlenmiş ve yasaklanmış bir uygulamadır” dedi.

Demokrasinin aktörü

İmralı’da uygulanan tecrit ve işkence sisteminin tüm ülkeye yayıldığını vurgulayan Güneş, ” Sayın Abdullah Öcalan Türkiye’de barışın ve demokrasinin önünün açılması için temel aktör olarak yer almaktadır. Birincil aktör ve muhatap o dur. Sayın Öcalan Kürt sorununun demokratik yollarla, barışçıl yöntemlerle çözülmesi gerektiği üzerine geliştirmiş olduğu metotlar ve pratikteki çabaları hem ulusal hem uluslararası arenada yankı bulmaktadır. Sayın Abdullah Öcalan’ın oluşturmuş olduğu paradigma ve pratikteki mücadelesi bugün tüm dünyada yankılanıyor. Somutlaşmış örneği Rojava’dır. İktidar bu paradigmaya karşı her yerde savaş açarak, kendisini var etmeye çalışıyor” dedi.

Tüm dünya ortak

CPT’nin sorumluluğunu yerine getirmeyerek, tecridin bir parçası haline geldiğini söyleyen Güneş, “Uluslararası denetim mekanizması ve kurumlar bu suça ortaktır. CPT son yaptığı İmralı ziyaretine ilişkin raporunu henüz açıklamadı. CPT sorumluluğunu yerine getirmeyerek, bu tutumu ile tecridin bir parçası haline gelmiştir. Yine AİHM, defalarca kez İmralı cezaevlerine dair birçok hak ihlali kararı verdi. Ancak bu hak ihlallerinin denetimini gerçekleştirmedi. Buna karşı Türkiye’ye yaptırımı olmadı. Birçok uluslararası mekanizma bulunmakta ama bu mekanizmalar sorumluluklarını yerine getirmiyor. Bütün bu kurumlar Türkiye’ye sessiz kalarak suça ortak oluyorlar” diye konuştu.

Baroların sessizliği

Tecride karşı baroların sessizliğine dikkat çeken Güneş, “Savaş, ekonomik kriz, hak ve ifade özgürlüğünün yok sayılması daha çok derinleşecektir. ÖHD olarak tecridin son bulması için baroların sessiz kalmamaları, sorumluluklarını yerine getirmeleri konusunda başvuruda bulunduk. Yine aynı çağrıyı Türkiye Barolar Birliği’ne yaptık. Çünkü tecrit bir işkence yöntemidir. Baroların en asli görevlilerinden biri işkence sistemine karşı çıkmaları ve tavır tepki göstermeleridir. Ancak başvurularımızı yapmamıza rağmen hem Türkiye Barolar Birliği hem barolar üzerine düşen sorumluluklarını yerine getirmiyor. Bu sorumluluktan kaçıyorlar. Bu sürece kim sessiz kalırsa, aslında bir nevi bu sürece bir taraf konumunda yer alır” şeklinde konuştu.

İZMİR

#Avukat #Güneş #İmralıdaki #işkence #sistemine #barolar #neden #sessiz

Tunus’ta 3 tekne battı: 2’si bebek 3 kişi öldü, 12 kişi kayboldu

Avrupa’ya geçmeye çalışan göçmenleri taşıyan, Tunus’un güney kıyılarında 3 teknenin batması sonucu 2’si bebek 3 kişi öldü, 12 kişi ise kayboldu

Ülkenin güneyinde yer alan Sfaks kentindeki Birinci Asliye Mahkemesi Sözcüsü Fevzi el-Mesmudi, yerel medya mensuplarına yaptığı açıklamada, son 48 saatte Sfaks kenti açıklarında göçmenleri taşıyan 3 teknenin battığını belirtti.

Batan teknelerden denize düşen 152 kişinin kurtarıldığını aktaran Mesmudi, 2’si bebek 3 kişinin cesedine ulaştıklarını, kayıp 12 kişi için ise arama kurtarma çalışmalarının devam ettiğini söyledi.

Nisan ayında 210 göçmen hayatını kaybetti

Tunus’ta nisan ayında artan göç girişimlerinde tekneleri alabora olan toplam 210 göçmenin cansız bedenine ulaşılmıştı.

Her yıl binlerce Afrikalı göçmen, daha iyi bir yaşam umuduyla Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmak için Tunus’a geliyor.

Uzun yıllar Tunus’ta göçmen mahallelerinde yaşayan Sahra Altı Afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin bir kısmı Avrupa’ya ulaşmayı başarırken bir kısmı ise denizde can veriyor.

DIŞ HABERLER

#Tunusta #tekne #battı #2si #bebek #kişi #öldü #kişi #kayboldu

Gazeteci Beritan Canözer hakkında tahliye kararı

JINNEWS muhabiri Beritan Canözer hakkında tahliye kararı verildi

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 25 Nisan’da gözaltına alınan ve 4 meslektaşı ile tutuklanan JINNEWS muhabiri Beritan Canözer hakkında tahliye kararı verildi.

AMED

#Gazeteci #Beritan #Canözer #hakkında #tahliye #kararı

Erdoğan’ın tarih verip su gelecek dediği kanallarda 11 yıldır su yok!

Riha’da AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘12.12.2012 saat 12.12’de su verilecek’ dediği kanallara aradan geçen 11 yılda henüz su verilmediği gibi, çiftçiler tarımın bitme noktasına geldiğini belirtti

AKP iktidara geldiği günden beri bir yandan doğa talanlarına izin veren projeler, bir yandan ise “çılgın projeler” ile milyonlarca liralık ölü yatırımlar gerçekleştiriliyor. O projelerden biri ise Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü’nce Riha’nın (Urfa) Curnê Reş (Hilvan) ilçesi İstaxûlle kırsal mahallesinde 2009 yılında yapımına başlanan su kanalları oldu.

3 bin 845 gündür su yok

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 12 Aralık 2012 tarihinde açılışını yaptığı kanallara, aradan geçen 3 bin 845 günde su bırakılmadı. Sulama kanalının fiziki yapısının bitmesine rağmen suyun bırakılmaması, bölgede geçimini çiftçilik yaparak sağlayan binlerce kişiyi etkiliyor. Su kanalının yanı başında ekilen arpa, mercimek, buğday ve mısır gibi ürünler yeterli yağışların olmamasından kaynaklı kuruyor.

Erdoğan tarih vermişti

Çocukluk yıllarından bu yana tarım ile uğraşan Serhat Erdem, ailesinin yaklaşık 150 yıldır bölgede tarım yaparak geçimlerini sağladığını söyledi. Bölgenin tek geçim kaynağının tarım olduğunun altını çizen Erdem, “Fırat Nehri bize 4 kilometre uzaklıkta, kanallar 11 yıldır yapılmış durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12.12.2012 saat 12.12’de bu bölgeye su verilmeye başlanacağını söylemişti. 11 yıl geçti ama hala suyu bekliyoruz. Her yıl kanallara su verileceği söyleniyor ancak bırakılmıyor. Sadece bizim köyümüz değil, 12 köy su bekliyor” diye konuştu.

Suyun dibinde susuzuz

Bölgede 100 bin dönüme yakın tarım arazisi bulunduğunu kaydeden Erdem, “Dönüm başı buğdayda 350-400 kilo verim alınıyor, sulanırsa bu 700-800 bandına kadar çıkar. Bu ülke ekonomisini etkileyeceği gibi, tarım ile uğraşan çiftçinin de yüzünü güldürecek. Suyun dibinde susuzuz. Fırat’ın dibindeki köylere su verilmiyorsa, bunu irdelemek lazım” diye belirtti.

İnsanların birçoğu göç etmek zorunda kaldı

Kanallara su verilmesiyle ilgili yetkililerin verdikleri sözleri tutmadığını dile getiren Erdem, “Su bırakılırsa buğday, arpa, mercimek, mısır gibi ürünler yetiştirilecek. Burada bir istihdam da sağlanacak. İnsanlar kuru tarım ile çarkı döndüremiyor artık. Toprağını ekmeyi bırakıp, şehre göç eden birçok kişi var. Buna bir son verilmesi ve insanların kendi topraklarına dönmesinin yolu açılması gerek” diye konuştu.

Kanal var ama su yok

Mahallede bulunan tarım tarlalarında ailesi ile birlikte mercimek, buğday, arpa hasadı yaparak geçimini sağlayan mevsimlik tarım işçisi Metin Acet de, “Fırat 4 kilometre uzaklıkta, su yok ama Harran’ın bütün köylerinde su var. 11 yıldır bu kanal var ama bir kere bile su verilmedi. Önceden insanlar köye geliyordu ancak şuan tersine bir durum söz konusu. Tarım yapamayan köylüler göç ediyor. Bir an önce yetkililerden yardım bekliyoruz. İnşaların kendi topraklarında kalabilmesi için bu kanala su verilmesi gerek” dedi.

Haber: Emrullah Acar / MA

#Erdoğanın #tarih #verip #gelecek #dediği #kanallarda #yıldır #yok