Ana Sayfa Blog Sayfa 285

DAİŞ yargılanıyor

Özerk Yönetim DAİŞ’in işlediği suçları değerlendirecek. Şimdiye kadar böylesi bir yargılama olmadı. Kuşkusuz birçok farklı ülkelerde DAİŞ militanları yargılanmış olabilirler. Hatta bazı devletler ‘terör örgütü üyesi olma veya yardım yataklık etme’ suçlamasıyla ceza bile verdiler. Ancak bu cezalar adli cezalar olmanın ötesine geçmedi

Herdem Fırat

Birkaç gün önce ajanslarda Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimin yabancı devletlerin vatandaşı olan DAİŞ militanlarını halk önünde yargılama kararı alındığına ilişkin bir haber geçti. Belki gündemin yoğunluğundan dolayıdır ki bu haber istenilen düzeyde ilgi görmedi. Ya da ben yeterince takip etmedim. Ama şunu söyleyeyim ki haberi duyduğum zaman büyük bir heyecan duydum. Rojava özellikle DAİŞ’e karşı verdiği savaşta büyük bir başarı ortaya koydu. Onlarca devletin bir araya gelip geriletemediği zalim DAİŞ’e büyük bir yenilgi yaşattı. Bununla da kalmayıp farklı topluluklar, halklar ve inançlar ile birlikte kurduğu özyönetim modeli ile çölde açan bir vaha misali Ortadoğu ve dünyada özgürce yaşama umut oldu. Ne var ki çevresindeki devletler, özellikle Türkiye bir taraftan saldırılar yaparak bir taraftan da ambargolar uygulayarak yeni umudu daha doğmadan boğmaya çalıştı, halen de saldırıların hedefi konumundadır. Türkiye, DAİŞ’ten kurtarılıp, halk yönetimlerinin ilan edildiği birçok yere saldırılar düzenledi. Paramiliter yapı ve çetelerle buraları işgal etti. İşgal edilen yerlerde neredeyse her gün insanlık dışı muameleler yapılıyor. Tüm saldılara rağmen Özerk Yönetim ayakta kalmayı başardı ve şimdi onlarca devletin yapmaktan çekindiği şeyi yapmaya karar verdi.

Özerk Yönetim açısından bu kararın alınmış olması çok önemli. Sonucun ne olacağını kestirmek zor. Ama bu karar, Özerk Yönetim’in kendine olan güvenini ortaya koyması ve meşruiyeti açısından ele alınması gereken bir karar. Her gün onlarca top atışı ve hava saldırılarına rağmen binlerce DAİŞ’liyi yargılaması Özerk Yönetim’in kurumlaştığının da bir göstergesi. Beni esas heyecanlandıran kısım ise yüzyıllar sonra Kürt halkının öncülük ettiği bir yönetimin ‘kendisine ve dolayısıyla insanlığa karşı işlenen suçları yargılayacak’ olmasıdır. Kuşkusuz DAİŞ sadece Kürt halkına karşı suç işlemedi ama hedef ve konum itibariyle DAİŞ’in şiddetine en çok maruz kalan Kürt halkı oldu. Son iki yüzyıldır Kürt halkının çekmediği acı kalmadı. Maruz kalmadığı kırım-katliam kalmadı. Ama şimdi kendisine karşı işlenen suçları halk önünde, kendi mahkemelerinde yargılayacak. Bunun sonuçları her açıdan önemli olacak.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra Nazi rejiminin işlediği suçlar Nürnberg’de uluslararası bir mahkemede yargılandı. Yüzlerce kişi bu mahkemelerde yargılandı. Mahkeme esas olarak Yahudilere karşı işlenen suçlardan ziyade -insanlığa karşı işlenen suçlar yerine- savaş suçlarını ele aldı. Çünkü bu askeri bir mahkemeydi. Yahudilere karşı işlenen suçların konusu tek tek diğer devletlerin ilgili mahkemelerine bırakıldı. Daha sonra Nazi rejimi ile işbirliği yapan tüm devletlerde, işbirliği yapan devlet görevlileri yargılandılar. Sonuç olarak birçok yerde ‘Yahudi soykırımı’ tanındı ve devlet buna göre tazminat ödemeye mahkum edildi. Ne var ki belki de hiçbiri SS subaylarından Adolf Eichmann’ın yargılaması kadar yankı uyandırmadı. Eichmann, Yahudi soykırımında, Yahudilerin transfer, taşınma ve göçlerini düzenleyen birimin başındaydı. Yani Yahudileri ölüme gönderen birimin başındaydı. Eichmann, savaş sonrasında sahte pasaportla önce İtalya sonra da Arjantin’e geçiyor. Ancak İsrail istihbarat teşkilatı Mossad 1960 yılında, onu burdan kaçırarak İsrail’e getirdi. İsrail bir mahkemede onu yargılayarak idama mahkum etti. Yargılama birçok açıdan eleştiri ve değerlendirme konusu yapıldı. Bu mahkemeyi en geniş açıdan değerlendirenlerden birisi de Hannah Arendt’dir. Mahkeme başladığında Amerika’dan İsrail’e gelip mahkemeye bizzat katıldı ve daha sonra izlenimlerini “Kötülüğün Sıradanlığı” adlı kitapla yayınlandı. Belki de bu dönemde okunacak kitapların başında geliyor.

Arendt kitabında İsrail’in Eichmann’ı yargılamaya yetkili olup olmadığını şöyle cevaplıyor: “Bir ülkeleri olduktan sonra, İsrail Devletini kurduktan sonra -nasıl Lehlerin Polonya’da işlenen suçları yargılamaya hakkı varsa- kuşkusuz Yahudilerin de halkına karşı işlenen suçları yargılamaya hakkı olacaktı.” Eichmann’ın İsrail’de yargılanamaz eleştirilerinin nedeni İsrail’in de altına imza attığı Soykırım Sözleşmesi’ndeki bir maddeydi. Buna göre ‘soykırım ile suçlanan kişiler, suçun işlendiği ülkedeki yetkili bir devlet mahkemesi veya yargı yetkisine sahip uluslararası bir ceza mahkemesi tarafından yargılanır’dı. Soykırım her ne kadar Yahudilere karşı yapılmış olsa da İsrail’de gerçekleşmediğinden İsrail’in yargılama hakkı yok deniliyordu. Ancak şu bir gerçek ki, Yahudi soykırımı mahkemelerce kabul edilmiş ve Eicmann’ın da Nazi subayı olduğu belgeleriyle kanıtlıydı. Kendisi de bunu inkâr etmiyordu. Dolayısıyla İsrail’in yargılama hakkı vardı. Eksik olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Soykırım Sözleşmesi’ndeki vurgulanan maddeydi.

Şimdi tekrar Özerk Yönetimin aldığı karara dönersek. Özerk Yönetim diğer ülke vatandaşlarını yargılayabilir mi? Bilindiği üzere Özerk Yönetim bir devlet değil. Bunun için Soykırım Sözleşmesi’ne tabi tutulamaz. Ama kuşkusuz Özerk Yönetim her koşulda uluslararası antlaşma ve sözleşmelere taraf olmaya hazır olduğunu beyan ediyor. Özerk Yönetim İsrail gibi bir devlet olmayabilir, ancak suçun işlendiği topraklarda kurulmuş bir yönetim ve yargılamayı yapacak olan mahkeme de bu yönetime bağlı bir mahkemedir. Özerk Yönetimin İletişim Dairesi Eşbaşkanı Cıwan Mele İbrahim kararın alınmadan önce, vatandaşı olunan ülkelere iki başlık altında onlarca çağrı yapıldığını belirtiyor. Bu iki başlık şöyle: ya ülkeler gelip vatandaşlarını alsınlar ve kendi mahkemelerinde yargılasınlar ya da uluslararası bir mahkeme kurulsun. Bu iki çağrı da yanıtsız kaldığı için Özerk Yönetim mahkemesinin yapacağı yargılama da meşruluk kazanıyor. Zaten Mele İbrahim mahkemenin halkın önünde açık olacağını ve yargılamanın işlenen suçlar ve belgeler çerçevesinde yapılacağını belirtiyor. Hatta bunun için ‘terör yasasında’ değişikliğe de gidildiğini ekliyor.

Özerk Yönetim DAİŞ’in işlediği suçları değerlendirecek. Şimdiye kadar böylesi bir yargılama olmadı. Kuşkusuz birçok farklı ülkelerde DAİŞ militanları yargılanmış olabilirler. Hatta bazı devletler ‘terör örgütü üyesi olma veya yardım yataklık etme’ suçlamasıyla ceza bile verdiler. Ancak bu cezalar adli cezalar olmanın ötesine geçmedi. Mesela Türkiye de her gün birilerini yargılıyor. Bizzat devletin kimi kurumlarınca bu örgüt desteklenmesine rağmen, mahkemeler kişileri üye olma veya yardım-yataklık ile suçlayarak cezalandırabiliyor. Ne var ki hiçbir mahkeme suçun kapsam ve niteliğini yargılama konusu yapmış değil. Bireysel olarak ceza vermenin ötesine geçmiş değil. Şimdi bu yargılamalarla belki de suçun kapsam ve niteliği de açığa çıkmış olacak. Şu sorulara cevap aranacak:

1-DAİŞ nasıl kuruldu? Kuruluş gerekçesi neydi? Örgütün işleyişi nasıldı? Emir-komuta zinciri nasıl işliyordu?

2-Özel olarak hedef aldığı halklar ve inançlar var mıydı, bu halklar ve inançlar kimlerdi?

3-DAİŞ’in müttefikleri kimlerdi? İlişki ağı neydi? Hangi devletler veya kurumlar destek veriyordu?

4-Savaş sürecinde sembol haline gelen Kobanê’ye saldırı nasıl planlandı?

Bu soruların yanı sıra kişilerin birebir katıldıkları eylemler de suçlama konusu yapılacak kuşkusuz. Yargılamalar sonucunda eğer savaş suçu ve adi suçların dışında ‘insanlığa karşı suç’ işlendiği ortaya çıkarsa durum değişir. Mesela örgütün Kürt halkı ve Êzidîliğe dönük özel bir politika yürüttüğü biliniyor. Dolayısıyla bu kapsamda işlenen suçlar insanlığa karşı işlenen suçlar olarak değerlendirilebilir. O zaman yargılamanın diğer ülkelerdeki kapsamı da değişir.

Bir diğer husus ise örgütü destekleyen, maddi ve personel desteği sunan kurum ve devletlerin tespit edilmesi. İnsanlığa karşı işlenen ve savaş suçlarını işleyen bu örgütün birlikte hareket ettikleri devlet ve kurumlar da o zaman yargılama konusu olabilecek. En azından bunun yolu açılmış olacak. Türkiye’nin DAİŞ’e birçok açıdan destek olduğu iddiası her gün dillendiriliyor. Mahkeme bu iddiaları da karara bağlayabilir.

Kürt halkı iki yüzyıldır egemen devlet tarafından inkar ve imha politikalarına maruz kalıyor. Yapılan haksızlık karşısında onlarca kez başkaldırdı ama neticede egemen devletler galip geldi. Her seferinde başkaldıran binlerce Kürt ya idam edildi ya da sürgüne maruz kaldı. Haklı-haksız olduğuna bakılmaksızın ‘egemen bir devlete başkaldırmak’ suç sayılarak Kürt halkı soykırıma maruz kaldı. Şimdiye dek hiçbir mahkeme olanları, bir halkın varlığına kastedilen suç kapsamında değerlendirmedi. Hatta AİHM bile 1990’lar sürecinde Türkiye Devleti’nin binlerce köy yakmasını, binlerce insanın işkence ile öldürülmesini ‘insanlığa karşı işlenen’ suçlar kapsamında değerlendirmedi. Sadece ‘insan hakları ihlali’ olarak değerlendirdi ve Türkiye’yi tazminata mahkum etti. Bunu düşününce Arendt’in Nazi rejiminin yaptıklarına ilişkin haklı olarak sorduğu soru aklıma geliyor. Arendt İsrail mahkemesinin Eichmann’ı yargılarken aynı zamanda vicdanen rahatsız olup olmadığını da sorduğunu belirtiyor. Arendt de şu soruyu ekliyor: [Naziler] Savaşı kazansalardı, içlerinden biri bile vicdan azabı çeker miydi acaba?

BM, Soykırım Sözleşmesi’nde, soykırım suçunun, suçun işlendiği bir ülkedeki mahkemede ancak yargılanmasının söz konusu olabileceğini belirtiyor. Eğer Naziler savaşı kaybetmeselerdi acaba Yahudi soykırımı diye bir karardan söz edilebilir miydi? Ya da bu suçlamaların bir Nazi mahkemesinde yargılandığını bir düşünün, acaba sonuç ne olurdu? Nazi mahkemesinden, Yahudilere karşı işlenen suçların yargılanması ne kadar saçmaysa, Kürtlerin soykırıma maruz kaldıkları devletlerdeki mahkemelerde, Kürt halkına karşı işlenen suçların yargılanması da o kadar saçmadır. Bundan dolayı Özerk Yönetimin DAİŞ’lileri halk mahkemelerinde yargılaması sadece Özerk Yönetim ve DAİŞ açısından değil, diğer devletler ve Kürtlere karşı işledikleri suçların yargılanmasında da bir dönüm noktası olabilir.

#DAİŞ #yargılanıyor

Halk Meclisi önleyebilirdi

Bismil’e bağlı Şidada Mahallesi’nde 15 Haziran’da Alyamaç ve Taş aileleri arasında arazi anlaşmazlığı sonrası 9 kişi öldürüldü. Anlaşmazlıkları çözen Halk Meclisleri kapatılmasaydı Bismil’deki katliam olmayacaktı

Selman Çiçek / Amed

Amed’de halk arasındaki anlaşmazlıkları çözen Halk Meclisleri, eğer “PKK Mahkemesi” denilerek kapatılmasaydı Bismil’deki bu katliam da gerçekleşmeyecekti. İhtilaf ve arazi anlaşmazlığı gibi konuları da çözen Halk Meclisleri, suç sayıldı, bu meclislerde yer alanlar ağır cezalar aldı. Amed’in Bismil ilçesine bağlı Şidada (Serçeler) köyünde Alyamaç ve Taş ailesi arasında yaşanan arazi anlaşmazlığı 15 Mayıs sabahı silahlı kavgaya dönüştü. Buğday tarlasındaki anlaşmazlıktan meydana gelen silahlı kavgada 9 kişi yaşamını yitirdi, 3 kişi de yaralandı. İki aile arasındaki kavganın nedeni arazi anlaşmazlığının yeni olmadığı, 70 yıla yakındır devam ettiği öğrenildi.

Devlet hukuku çözememiş

Bismil ilçesine bağlı Şidada (Serçeler) köyünde yıllardır birlikte yaşayan Alyamaç ve Taş ailesi arasında 213 No’lu parsel 379 dönümlük arazi hep bir sorun oldu. Hazine malı olarak bilinen bu arazi için iki aile yıllardır karşı karşıya kaldı. Anlaşmazlık, yıllarca devlet mahkemelerine taşınsa da hiçbir çözüm bulunamadı. Devlet mahkemelerinin “hukuksal” olarak çözemediği anlaşmazlık “arazinin yanması” ile 9 kişinin ölümü ile sonuçlandı. 70 yıldır iki aile arasındaki anlaşmazlık, zaman zaman çeşitli şikayetlerle mahkeme koridorlarına taşındı, ancak hiçbir çözüm üretilmediği öğrendi. Kürtlerin her hukuk talebine can havli ile yeni iddianamelerle karşılık veren hukuk sistemi, halkın kendi arasında sorunları çözmesine ise engel olduğu ortaya çıktı.

Halk Meclisleri suç sayıldı

Halkın sorunlarını çözmeyen hukuk sistemi, DBP-HDP başta olmak üzere kanaat önderlerinin çözüm arayışlarını ise “PKK mahkemesi” diyerek önünü almaya çalıştı. Eğer devlet, siyasi parti ve kanaat önderlerinin bu barış girişimlerini “PKK mahkemesi” diyerek önünü almasaydı bu katliam da olmayacaktı. Amed’de 2021 yılında açılan bir davada bu tür barış girişimleri suç sayılarak sanıklara ağır cezalar verilmişti. Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi, halkın sorunlarını çözmek için oluşturulan Halk Meclislerini suç olarak görmüştü.

Anlaşmazlığı çözmek

Dosyaya konu Halk Meclisi’nin (bilgi evi) KCK sözleşmesi kapsamında kurulduğu iddia edilen iddianamelerde, bu “bilgi evi”nde örgütün amaçları doğrultusunda sözde yargılama faaliyeti yürütüldüğü kaydedildi. İddianamede, 4 Haziran’da düzenlenen operasyonda şüphelilerin gözaltına alındığı ve “Ajandada yapılan incelemede yer alan kayıtların tamamının taraflar arasında uyuşmazlıklara ilişkin olduğu, başvuran kişilerin beyanları, hazırlanan uyuşmazlık konusu, taraf ve tanıklar gibi ifadeler ile notlarda tam bir yargılamaya konu olabilecek kayıtların bulunduğu” belirtildi. Kurdistan’da böyle onlarca halk meclisi üyesi, ihtilafları, anlaşmazlıkları çözdüğü için tutuklandı. Yani iddianamenin özcesi Bismil’deki bu aileler, kendi aralarındaki anlaşmazlığı bu meclise taşısalardı, bu meclis bu sorunu çözerek bu ölümlerin önünü alsaydı, 70 yıldır bu iki aile arasındaki sorunu çözmeyen hukuk sistemine göre; bu bir suçtu. Devlet, bu barışın önüne geçtiği için bugün bu ölümleri konuşur olduk. Aileleri ziyaret ederek taziyede bulunan DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, halkı sağduyuya davet ederek, bu tür anlaşmazlıkları ancak halkın kendi arasındaki diyalog ve sağduyusu ile çözülebileceğini söyledi. Olayın yaşandığı bölgede yaşayan halkta ise olayın şoku ilk günkü gibi yaşanmaya devam ediyor. 9 kişinin ölümü ile sonuçlanan olay tazeliğini korurken, halkta ise bir tedirginlik söz konusu. Herkes yaşananlardan dolayı oldukça üzgün, bu anlaşmazlığın barış ile sonuçlanması gerektiğine inanıyorlar.

‘Aileler barıştırılsın’

Bismil’de MA’nın konuştuğu yurttaşlar ailelerin barıştırılmasını istedi.

Tahsin Bakır: “Ne diyeceğimizi bilmiyoruz. Kan dökülmesini istemiyoruz. Sözü geçenlerin, iki ailenin arasındaki sorunu çözmelerini ve aileleri barıştırmalarını istiyoruz. Ne olursa olsun barış olacak. Herkesin ‘yeter’ demesi lazım. Hepsi bizim çocuğumuzdur”

Muhittin Alçelik: “İnsanın memleketinde böyle bir olayın olması canını acıtıyor. Akil insanlarımız öne geçmeli. Böyle olaylar yaşanmadan önlem almalıyız. Bugün iki aile savaştığı zaman, aralarına girmeliyiz. Hepimiz barış istiyoruz.”

Nimet Ayverdi: “Keşke bir daha olmasa. Çözüm yolu barış yoludur. Ne olursa olsun barış olması lazım. Üzüntülüyüz.”

Mehmet Güzel: “Çevremizdeki önderler kendilerini bu işe vermeli. Böyle durumlara önceden engel olunmalı. Büyüklerimiz dile getirmeli ve bir daha böyle olaylar yaşanmamalı.”

İsmail Yıldız: “Sistem bunu yapıyor. Bu tür durumlar kendiliğinden gelişmiyor. Bunu çok iyi biliyoruz. Mal, mülk ve para için insanlarımız birbirini öldürmemeli. Birbirimizi sevmeliyiz. Kardeşlik, birlik ve eşitliğin aramızda oluşması lazım. Bu bir vahşettir. İnsanlar bu ailelerin arasına girmeli ve bir araya getirmeli. Ölüm bu tür davalar için çözüm değildir. Partilerimiz, kurumlarımız veya kanaat önderlerimiz, bu insanları bir araya getirip barıştırmalı.”

#Halk #Meclisi #önleyebilirdi

YHT Ankara-Sivas hattında faciadan dönüldü

CHP’li Ulaş Karasu, Ankara- Sivas YHT hattında yoğun yağışın demiryolu hattına zarar verdiğini ve yol kontrolü yapan kılavuz lokomotifin heyelan nedeniyle raydan çıktığını duyurdu

CHP Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, 14 Mayıs seçimleri öncesinde hizmete alınan Ankara-Sivas YHT hattının Yozgat yakınlarındaki bölümünde yoğun yağış nedeniyle hasar meydana geldiğini ve kılavuz lokomotifin heyelan sonucu raydan çıktığını açıkladı.

YHT hattında yaşananlarla ilgili Twitter hesabından açıklama yapan Karasu, paylaşımına demiryolu hattında yaşanan heyelan görüntülerine de ekleyerek “6 yılda biteceği açıklanan, 15 yılda bitirilmeyen ama seçim öncesinde acele açılan Yüksek Hızlı Tren Ankara Sivas hattında bugün bir faciadan dönüldü” dedi.

Karasu şunları söyledi:

“Yazıklar olsun! Çorlu’daki tren kazasından ders almayan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bugün yine sınıfta kaldı. 6 yılda biteceği açıklanan, 15 yılda bitirilmeyen ama seçim öncesinde acele açılan Yüksek Hızlı Tren Ankara Sivas hattında bugün bir faciadan dönüldü.

Yoğun yağış, Yozgat yakınlarında demiryolu hattına zarar verdi. Yol kontrolü yapan kılavuz lokomotif heyelan ile raydan çıktı. Hattın güvenliğiyle ilgili şüphelerimizi defalarca dile getirdik, ama duyan çıkmadı! Facia olması için ölen canların mı sayılması lazım AK Parti?”

HABER MERKEZİ

#YHT #AnkaraSivas #hattında #faciadan #dönüldü

Gever’de ev baskınları: 5 kişi gözaltına alındı

Gever’de yapılan ev baskınlarında 5 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi

Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesine bağlı Bilindbasan, Birdik köyleri ve merkezde kolluk güçleri tarafından yapılan ev baskınlarında 5 kişi gözaltına alındı. “Örgüte yardım ve yataklık” yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınan P.B, H.B, M.E.S, S.F ve ismi öğrenilmeyen bir kişi ifade işlemleri için Yüksekova Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edildikleri öğrenildi.

Gözaltında tutulan P.B, H.B, M.E.S, S.F ve ismi öğrenilemeyen bir kişinin emniyetteki ifadelerin ardından savcılığa sevk edildiği belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Geverde #baskınları #kişi #gözaltına #alındı

Gazeteci Aygül yeniden hastaneye kaldırıldı

AKP’li belediye başkanının korumaları tarafından darp edilen gazeteci Sinan Aygül, mide bunaltısı ve baş dönmesi şikayeti sebebiyle yeniden hastaneye kaldırıldı

Bir süredir Tatvan Belediyesiyle ilgili yolsuzluk ve arazi satışları haberleri yapan gazeteci Sinan Aygül, AKP’li Tatvan Belediye Başkanı Mehmet Emin Geylani’nin koruması Yücel Baysal ve polis Engin Kaplan’ın saldırısına uğrayarak darp edildi. Dün darp edilen gazeteci Aygül’ün fenalaşması üzerine yeniden hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.

Artı Gerçek’ten Şenol Bali’nin aktardığına göre Aygül’ün genel sağlık durumunun iyi olduğu belirtilirken mide bunaltısı ve baş dönmesi şikayeti sebebiyle yeniden hastaneye kaldırıldığı kaydedildi.

Yaraların yoğunlaştığı sol tarafta şişmeler ve ödemler sebebiyle Aygül’ün yüzündeki kırıklarla ilgili plastik cerrahın yapacağı operasyon yapılamıyor. Önümüzdeki günlerde Van veya Amed’daki bir plastik cerraha sevk edileceği bekleniyor.

HABER MERKEZİ

#Gazeteci #Aygül #yeniden #hastaneye #kaldırıldı

Bursa Belediyesi, Hüseyin Turan konserini iptal etti

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, seçim sürecinde siyasi görüşlerini ifade ettiği paylaşımları nedeniyle Hüseyin Turan’ı festival programından çıkardı

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, seçim sürecinde siyasi görüşlerini ifade ettiği paylaşımları nedeniyle Türk Halk Müziği sanatçısı Hüseyin Turan’ı festival programından çıkardı.

Aktaş, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Seçim sürecinde ve sonrasında bazı sanatçıların toplumumuzu ayrıştırıcı, değerlerimize saygısızlık yaptığı açıklamalarını gördüğümüzde, buna tepkisiz kalmamız beklenemezdi. Bu nedenle daha önce Melike Şahin konserini iptal etmiştik. Bugün de Hüseyin Turan isimli sanatçıyı konser programımızdan çıkarmış bulunuyoruz. Kültür sanat çalışmalarımızda Millî İradeye ve toplumun değerlerine saygı gösteren sanatçılarla yolumuza devam edeceğimizi bir kez daha belirtmek isterim.”

HABER MERKEZİ

#Bursa #Belediyesi #Hüseyin #Turan #konserini #iptal #etti

Meletî’de 4.6 büyüklüğünde deprem

Meletî’nin Şîro (Pütürge) ilçesinde Richter ölçeğine göre 4.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ndan (AFAD) alınan bilgiye göre; saat 18.36’da merkez üssü Şîro (Pütürge) ilçesi olan 4.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin yerin 7.06 kilometre derinliğinde meydana geldiği kaydedildi.

HABER MERKEZİ

#Meletîde #büyüklüğünde #deprem

Bedlîs’deki STK’lar Aygül’se saldırıyı proteso etti

AKP’li Belediye Başkanı’nın korumaları tarafından Tetwan’da darp edilen gazeteci Sinan Aygül için bir araya gelen kentteki sivil toplum ve meslek örgütleri saldırıyı protesto etti

Bedlîs’in Tetwan (Tatvan) ilçesinde AKP’li belediyenin yolsuzluklarını ve arazi satışlarını haberleştiren gazeteci Sinan Aygül, dün belediye başkanının koruması Yücel Baysal ve polis Engin Kaplan’ın saldırısına uğrayarak darp edildi. Aygül için kentte bulunan sivil toplum ve meslek örgütleri saldırıyı kınayarak, “Başkan istifa”” ve “Sinan’a vurulan eller kırılsın” sloganlarıyla saldırıyı protesto etti.

Dün darp edilen gazeteci Aygül’ün bugün fenalaşması üzerine yeniden hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#Bedlîsdeki #STKlar #Aygülse #saldırıyı #proteso #etti

Taksim’de Onur Yürüyüşü öncesi polis ablukası

Trans Onur Yürüyüşü için Taksim ve Cihangir polis ve barikatlarla ablukaya alındı

İstanbul’da düzenlenecek Trans Onur Yürüyüşü nedeniyle Taksim ve Cihangir polis ablukasına alındı. Sabah erken saatlerden itibaren Taksim’e çıkan bütün yollara barikatlar kuruldu.

Saat 17.00’de başlayacak Trans Onur Yürüyüşü için öğle saatlerinden itibaren Taksim çevresinde toplanmaya başlayan transların adreslerinden biri de Cihangir oldu.

Duvar’da yer alan habere göre polisler, bariyer ve barikatlarla kapattığı noktalarda e-Devlet görevlendirme belgesi isteyip sadece Beyoğlu’nda çalışanların geçişine izin verdi.

İstanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği tarafından organize edilen Trans Onur Haftası’nın 18 Haziran’daki Trans Onur Yürüyüşü ile sonlanacağı duyurulmuştu. İstanbul Valisi Davut Gül ise sosyal medya hesabından Onur Yürüyüşlerine izin verilmeyeceğini açıklamıştı.

İstanbul’da 2015 yılından beri İstiklal Caddesi’nde Onur Yürüyüşü’ne izin verilmiyor.

HABER MERKEZİ

#Taksimde #Onur #Yürüyüşü #öncesi #polis #ablukası

Eren Keskin: Bu devlet her zaman kötüydü, şimdi de çok kötü

İHD İstanbul Şubesi Genel Kurulu’nda konuşan Eren Keskin, ‘Devletin kuruluş ideolojisini savunan kesimlerle birlikte bir umut arayışına girmek umut olamaz. Çünkü bu devlet değişmez’ dedi

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 19’uncu Olağan Genel Kurul Toplantısı’nı Beyoğlu’nda bulunan Makina Mühendisleri Odası (MMO) binasında gerçekleştirdi. “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Sivil toplum susturulamaz” ve “Herkes farklı herkes eşit” dövizleri kurulun yapıldığı salona asıldı. İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Milletvekili Musa Piroğlu’nun yanı sıra çok sayıda hak savunucusu kurula katıldı.

İnsan hakları mücadelesinde hayatını kaybedenler için yapılan saygı duruşunun ardından başlayan kurulda, ilk olarak İHD İstanbul Şubesi Gülseren Yoleri konuştu. Yoleri, iktidarın hak savunucularına karşı tutumunu eleştirdi. Yoleri, baskıların yeni olmadığına işaret ederek, baskıların “normalleştirilmeye” çalışıldığını söyledi. İktidarın 2015 yılından bu yana hukuk tanımadığını ifade eden Yoleri, söz konusu tarihten bu yana ülkenin OHAL ile yönetildiğini vurguladı.

Keskin: Bu devlet her zaman kötüydü, şimdi de çok kötü

İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin ise, devletin kuruluş ideolojisinin kendilerine dayatıldığını söyledi. Keskin, seçim sürecinde kurulan ittifaklar ve seçim sonuçlarına işaret ederek, “Devletin kuruluş ideolojisini savunan kesimlerle birlikte bir umut arayışına girmek umut olamaz. Çünkü bu devlet değişmez. Bu devlet 1923 yılında kurulduğunda soykırım gerçekleştirmiş ittihatçı bir zihniyettir. Hala biz Kürt ve Kurdistan sorununda 1925 Islahat Planı’nı yaşıyoruz. Hiçbir şey değişmedi. O nedenle ben her zaman şunu dile getirmek istiyorum: Sadece Tayip Erdoğan’ın oluşturduğu sistem üzerinden yapılan tartışmalar yanlıştır. Bize devleti unutturuyor. Bu devlet her zaman kötüydü, şimdi de çok kötü. Bizim umutsuzluğa kapılmamamız gerekiyor. Çünkü biz hep bu devletle mücadele ettik. İHD’nin çok önemli bir misyon yüklendiğini biliyoruz. İHD, kuruluşundan itibaren resmi ideolojiyi karşısına aldı. Bu coğrafya da ilk kez ‘1915 Soykırımının tanığı af dile’ çağrısını İHD İstanbul Şubesi olarak yaptık. Bugün Erivan’daki soykırım anıtında bizim adımız yazıyor. Bu çok onur verici bir meseledir” diye konuştu.

Kurul üyeleri

Ardından derneğin iki yıllık faaliyet raporu İHD üyesi Hatice Korkmaz tarafından okundu. Ardından Gülseren Yoleri, Oya Ersoy Ataman, Semira Yılmaz Bilgin, Zehra Yılmaz, Hanım Tosun, Leman Yurtsever ve Mehmet Acettin, kurulun asil üyeleri seçildi. İHD İstanbul Şubesi’ni yeni başkanının isminin yarın açıklanacağı aktarıldı.

Kaynak: MA

#Eren #Keskin #devlet #zaman #kötüydü #şimdi #çok #kötü