Ana Sayfa Blog Sayfa 286

Musa Özuğurlu: İsveç, Erdoğan’ın taleplerine karşılık vermiyor

İsveç’in NATO üyeliğinde Türkiye’nin istediği sonucu alamadığını belirten gazeteci Musa Özuğurlu, ‘İsveç’in Erdoğan’ın taleplerine ilişkin şu ana kadar net bir cevabı olmadı’ dedi

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurusu kapsamında ülke temsilcilerinin imzaladığı “üçlü mutabakat” uyarınca oluşturulan ‘Daimi Ortak Mekanizması’, dördüncü toplantısını geçtiğimiz günlerde Ankara’da gerçekleştirdi. Beştepe’de gerçekleştirilen toplantıda, İsveç’in hakkında dava açılan Kürt siyasetçilerin Türkiye’ye iadesi gibi birçok başlık masaya yatırıldı.

Türkiye ve Macaristan’ın onaylamaması nedeniyle yapılan pazarlıklar nedeniyle krize dönüşen İsveç’in NATO üyeliği sürecinde yaşanan gelişmeleri MA’dan Esra Solin Dal’a değerlendiren gazeteci Musa Özuğurlu, İsveç’in NATO üyeliğinde Türkiye’nin istediği sonucu alamadığını belirtti.

Türkiye’nin istekleri

Toplantıda İsveç’in “Üçlü Muhtıra”da yer alan taahhütler bağlamında attığı adımlarının ele alındığını belirten Özuğurlu, 1 Haziran 2023 tarihinde yürürlüğe giren yeni mevzuat olmak üzere “terörizmle mücadele” ve İsveç’teki örgüt faaliyetlerine yönelik konuların ele alındığını kaydetti. Özuğurlu, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri gündeme geldiği andan itibaren AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bunu bir pazarlık malzemesi olarak kullandığını söyledi. Özuğurlu, “Çünkü İsveç uzun zamandır Türkiye’deki bazı siyasal sorunlarla ilgili daha aktif bir ülke. Aynı zamanda bu sorunların tarafları olduğu düşünülen bazı isimlerinde bulunduğu bir ülke. Dolayısıyla İsveç’le ilgili iktidar daha fazla dosyaya sahip. Ama Finlandiya için aynı şey geçerli değil, bu yüzden üyeliği hemen onaylandı. Türkiye’nin İsveç’ten uzun zamandır Kürt sorunuyla ilgili bir takım beklentileri var” diye belirtti.

Kürtler üzerinde pazarlık

Erdoğan’ın PKK ve Kürt hareketinin içinde yer alan isimlerin iadelerine ilişkin beklentileri olduğunu vurgulayan Özuğurlu, “İsveç’in Erdoğan’ın taleplerine ilişkin şu ana kadar net bir cevabı olmadı. Finlandiya, Türkiye’nin taleplerini karşıladığı için üyeliği hemen onaylandı. Ama asıl mesele İsveç. Türkiye’nin İsveç’ten istediği isimler var. Daha önceki yıllarda aradığı isimler var. Bir bunların iadesini isteyebilir, bu isimler ancak 10-15 kişi olabilir, daha fazlası olacağını sanmıyorum. Yine kendi ülkesinde hiçbir şekilde bu gruplara faaliyet izinin verilmemesini isteyebilir. Çünkü faaliyet yürütmesine izin verilmemesi, Kürt sorununun devamlılığıyla ilgili bir durumdur ve milyonları ilgilendiren bir mesele” şeklinde konuştu.

İsveç neden NATO’ya girmek istiyor

İsveç’in yıllar sonra NATO’ya üyelik nedenlerini irdeleyen Özuğurlu, şunları söyledi: “Artık dünyadaki güvenlik, tehdit algısı değişiyor, daha keskin bir döneme giriliyor ve daha mekanik bir döneme giriliyor. İsveç’te artık eskisi kadar rahat değil, çünkü daha keskin bir dönemeç var. İsveç’in önünde genel itibariyle dünyada savaş ihtimalinin arttığı bir dönemdeyiz. Herkesin bir pozisyon alması gerekir. Bir de kapitalizmin girdiği bunalım, emperyalizmin istediği gibi hüküm edememesi, yeni bir takım iktisadi, siyasi, askeri arayışları getiriyor. Tam bir bunalım dönemindeyiz.”

İsveç’in eskisi gibi insan hakları temelli bir politikayı sürdürebilmesi için önünde birçok zorluklar olduğunu kaydeden Özuğurlu, NATO üyeliğinin İsveç kamuoyu açısından korkunç olmasına rağmen politik çıkarları gereği tavizler verdiğini söyledi.

Toplantı sonrası olumlu açıklamalar yapılsa da Türkiye’nin henüz istediğini alamadığını söyleyen Özuğurlu, pazarlığın hala devam ettiğini, ancak kısa zamanda sonuçlanacağını sözlerine ekledi.

DIŞ HABERLER

#Musa #Özuğurlu #İsveç #Erdoğanın #taleplerine #karşılık #vermiyor

HDP’den Bismil’de yaşanan arazi kavgası için çözüm ve diyalog çağrısı

Bismil’de 9 kişinin yaşamını yitirdiği kavganın barışla sonuçlanması için çaba gösteren HDP ‘Herkes bu ateşe su döksün’ diyerek çözüm ve diyalog çağrısında bulundu

Amed’in Bismil ilçesine bağlı Şidada (Serçeler) Mahallesi’nde 15 Haziran’da Alyamaç ve Taş aileleri arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle çıkan kavgada 9 kişi hayatını kaybetti. Yaşananların yankısı devam ederken, Halkların Demokratik Partisi (HDP) yöneticilerinden “çözüm ve diyalog” çağrısı yapıldı.

‘Engel olamadığımız için üzgünüz’

HDP Bismil İlçe Eşbaşkanı Meşhel Sırımsı, yaşanan ölümlerden dolayı üzüntülü olduklarını belirterek, bir daha aynı olayların yaşanmaması için çaba sarf edeceklerini vurguladı. Sırımsı, “Daha önce de bu konu nedeniyle sorunları vardı, Bismil İlçe Örgütü olarak aralarına girdik ama maalesef aralarını yapamadık. Çünkü bir aile yanaşmadı, biz de bir şey yapamadık. Ama bu gerekçe değil, daha çok üstüne düşmeliydik. Buradan özeleştirimizi Bismil halkı başta olmak üzere bütün halkımıza vermek istiyoruz. Bu kavgaya engel olamadığımız için çok üzgünüz” diye belirtti.

‘Her iki tarafında acısını paylaşıyoruz’

Yerine kayyum atanan Bismil Belediyesi Eşbaşkanı Gülşen Özer, yaşananlardan sorumlu hissettiklerini ifade ederek, şunları belirti: “Bu olay bizi yıktı. Ölümler karşısında çok çaresiz kaldık. Ailelere başsağlığı diliyoruz, kalanlara sabır diliyoruz, ölenlere rahmet diliyoruz. Bizim insanları sakinleştirme ve durdurabilme görevini üstlenmemiz lazım. Bu konuda kendimizi sorumlu hissediyoruz. 3 gündür ayaktayız, her iki ailenin yanında da duruyoruz. Ayrım yapmadan her iki tarafında acısını paylaşıyoruz. Öncesinde arkadaşlarımız konuyla ilgilendi ancak böylesine bir vahşetin yaşanabileceğini ön göremedik. Bu da bizim eksikliğimiz.”

Halka bu tür olayların bir daha yaşanmaması için barış çağrısında bulunan Özer, “Herkes bu ateşe bir su dökmeli. Barışın sağlanması için herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor” dedi.

‘Devlet sınırları bozuyor’

Bismil Belediyesi Eşbaşkanı Orhan Ayaz ise, yaşananlara işaret ederek, “Devlet ‘toplulaştırma’ adı altında köylerin sınırlarını bozarak birinin arazisini diğerinin üzerine kaydediyor. Köylülerimiz ise yüz yıldır sürdüğü tarlaları sürmek istiyor. Kimse kimsenin arazisini sürmek istemiyor, oradan bir sürtüşme meydana geliyor. Bu sürtüşmede daha sonra silahlar konuşuyor. Bu tür sosyal olayları takip edecek, çözecek yapıları darmadağın ettiler. Bu yüzden 9 canımızı bir hiç uğruna, iki karış toprak uğruna yitirdik. Geriye ise annelerin gözyaşı kaldı” diye belirtti.

‘Barışla çözülecek’

Halka da çağrıda bulunan Ayaz, şunları söyledi: “Silah, kan çözüm değil. Diyalogla çözümden yana olalım. Konuşarak hal edemeyeceğimiz hiçbir şey yoktur. Netice itibariyle yüzlerce insan da ölse yine oturacağız, konuşacağız, diyalogla bu iş çözülecek. 9 canımızı gitti. Yine konuşulacak, diyalog kurulacak ve barışla çözülecek. Bütün yurttaşlarımıza çağrımızdır; bir uyuşmazlık olduğu zaman bölgenin kanaat önderleri var, bölgenin rusıpileri (ileri gelenler) var, belediye eşbaşkanları, vekilleri var, ilçe örgütleri var. Lütfen onlara ulaşın, onlardan yardım talep edin. Bu saatten sonra tek bir yurttaşımızın dahi tırnağının kanamasını istemiyoruz.”

AMED

#HDPden #Bismilde #yaşanan #arazi #kavgası #için #çözüm #diyalog #çağrısı

Mêrdîn’de askeri araç devrildi

Dêrik ilçesinin Wêranşar yolu üzerinde seyir halinde olan askeri aracın devrilmesi sonucu biri asker, biri korucu 2 kişi yaralandı

Mêrdîn’in Dêrik ilçesinde Riha’nın Wêranşar (Viranşehir) ilçesi yolu üzerinde sürücünün kontrolünden çıkan askeri bir araç devrildi. Yaşanan kazada biri uzman çavuş, biri korucu iki kişi yaralandı. Kaza sonucunda yaralılar, olay yerine sevke edilen ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.

HABER MERKEZİ

#Mêrdînde #askeri #araç #devrildi

Manisa’da sağanak yağış: Hastaneyi su bastı

Manisa’nın Akhisar ilçesinde etkili olan sağanak nedeniyle Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi’nin acil servis bölümü ile çok sayıda ev ve iş yerini su bastı

Manisa’nın Akhisar ilçesinde etkisini artıran sağanak, özellikle Ragıpbey, Hacıishak, Hürriyet ve İnönü mahallelerinde yollarda su birikintilerine neden oldu. Trafiğin durma noktasına geldiği bazı sokaklarda araçlarda hasar oluştu.

İlçe merkezinden geçen Çağlak Deresi’nin debisinin yükselmesi sonucu çevredeki ev ve iş yerlerini basan suyun tahliyesi için çalışma yapan itfaiye ekipleri, 30’a yakın vatandaşı tahliye etti.

Hastalar nakledildi

Enerji nakil hatlarının da zarar gördüğü ilçede Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi’nin acil servis bölümü de su altında kaldı, 13 hasta tedbir amaçlı çevredeki hastanelere nakledildi.

Tahliye çalışması yapılan hastanede acil sağlık hizmetleri poliklinik bölümünden veriliyor.

Manisa Valisi Yaşar Karadeniz, ilçeye gelerek baskınların yaşandığı bölgelerde incelemelerde bulundu. Karadeniz, evlerini su basan ilçe sakinlerine bir öğrenci yurdunun tahsis edildiğini, talep eden ailelerin buraya nakledileceğini de belirtti.

HABER MERKEZİ

#Manisada #sağanak #yağış #Hastaneyi #bastı

DAİŞ yargılanıyor

Özerk Yönetim DAİŞ’in işlediği suçları değerlendirecek. Şimdiye kadar böylesi bir yargılama olmadı. Kuşkusuz birçok farklı ülkelerde DAİŞ militanları yargılanmış olabilirler. Hatta bazı devletler ‘terör örgütü üyesi olma veya yardım yataklık etme’ suçlamasıyla ceza bile verdiler. Ancak bu cezalar adli cezalar olmanın ötesine geçmedi

Herdem Fırat

Birkaç gün önce ajanslarda Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimin yabancı devletlerin vatandaşı olan DAİŞ militanlarını halk önünde yargılama kararı alındığına ilişkin bir haber geçti. Belki gündemin yoğunluğundan dolayıdır ki bu haber istenilen düzeyde ilgi görmedi. Ya da ben yeterince takip etmedim. Ama şunu söyleyeyim ki haberi duyduğum zaman büyük bir heyecan duydum. Rojava özellikle DAİŞ’e karşı verdiği savaşta büyük bir başarı ortaya koydu. Onlarca devletin bir araya gelip geriletemediği zalim DAİŞ’e büyük bir yenilgi yaşattı. Bununla da kalmayıp farklı topluluklar, halklar ve inançlar ile birlikte kurduğu özyönetim modeli ile çölde açan bir vaha misali Ortadoğu ve dünyada özgürce yaşama umut oldu. Ne var ki çevresindeki devletler, özellikle Türkiye bir taraftan saldırılar yaparak bir taraftan da ambargolar uygulayarak yeni umudu daha doğmadan boğmaya çalıştı, halen de saldırıların hedefi konumundadır. Türkiye, DAİŞ’ten kurtarılıp, halk yönetimlerinin ilan edildiği birçok yere saldırılar düzenledi. Paramiliter yapı ve çetelerle buraları işgal etti. İşgal edilen yerlerde neredeyse her gün insanlık dışı muameleler yapılıyor. Tüm saldılara rağmen Özerk Yönetim ayakta kalmayı başardı ve şimdi onlarca devletin yapmaktan çekindiği şeyi yapmaya karar verdi.

Özerk Yönetim açısından bu kararın alınmış olması çok önemli. Sonucun ne olacağını kestirmek zor. Ama bu karar, Özerk Yönetim’in kendine olan güvenini ortaya koyması ve meşruiyeti açısından ele alınması gereken bir karar. Her gün onlarca top atışı ve hava saldırılarına rağmen binlerce DAİŞ’liyi yargılaması Özerk Yönetim’in kurumlaştığının da bir göstergesi. Beni esas heyecanlandıran kısım ise yüzyıllar sonra Kürt halkının öncülük ettiği bir yönetimin ‘kendisine ve dolayısıyla insanlığa karşı işlenen suçları yargılayacak’ olmasıdır. Kuşkusuz DAİŞ sadece Kürt halkına karşı suç işlemedi ama hedef ve konum itibariyle DAİŞ’in şiddetine en çok maruz kalan Kürt halkı oldu. Son iki yüzyıldır Kürt halkının çekmediği acı kalmadı. Maruz kalmadığı kırım-katliam kalmadı. Ama şimdi kendisine karşı işlenen suçları halk önünde, kendi mahkemelerinde yargılayacak. Bunun sonuçları her açıdan önemli olacak.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra Nazi rejiminin işlediği suçlar Nürnberg’de uluslararası bir mahkemede yargılandı. Yüzlerce kişi bu mahkemelerde yargılandı. Mahkeme esas olarak Yahudilere karşı işlenen suçlardan ziyade -insanlığa karşı işlenen suçlar yerine- savaş suçlarını ele aldı. Çünkü bu askeri bir mahkemeydi. Yahudilere karşı işlenen suçların konusu tek tek diğer devletlerin ilgili mahkemelerine bırakıldı. Daha sonra Nazi rejimi ile işbirliği yapan tüm devletlerde, işbirliği yapan devlet görevlileri yargılandılar. Sonuç olarak birçok yerde ‘Yahudi soykırımı’ tanındı ve devlet buna göre tazminat ödemeye mahkum edildi. Ne var ki belki de hiçbiri SS subaylarından Adolf Eichmann’ın yargılaması kadar yankı uyandırmadı. Eichmann, Yahudi soykırımında, Yahudilerin transfer, taşınma ve göçlerini düzenleyen birimin başındaydı. Yani Yahudileri ölüme gönderen birimin başındaydı. Eichmann, savaş sonrasında sahte pasaportla önce İtalya sonra da Arjantin’e geçiyor. Ancak İsrail istihbarat teşkilatı Mossad 1960 yılında, onu burdan kaçırarak İsrail’e getirdi. İsrail bir mahkemede onu yargılayarak idama mahkum etti. Yargılama birçok açıdan eleştiri ve değerlendirme konusu yapıldı. Bu mahkemeyi en geniş açıdan değerlendirenlerden birisi de Hannah Arendt’dir. Mahkeme başladığında Amerika’dan İsrail’e gelip mahkemeye bizzat katıldı ve daha sonra izlenimlerini “Kötülüğün Sıradanlığı” adlı kitapla yayınlandı. Belki de bu dönemde okunacak kitapların başında geliyor.

Arendt kitabında İsrail’in Eichmann’ı yargılamaya yetkili olup olmadığını şöyle cevaplıyor: “Bir ülkeleri olduktan sonra, İsrail Devletini kurduktan sonra -nasıl Lehlerin Polonya’da işlenen suçları yargılamaya hakkı varsa- kuşkusuz Yahudilerin de halkına karşı işlenen suçları yargılamaya hakkı olacaktı.” Eichmann’ın İsrail’de yargılanamaz eleştirilerinin nedeni İsrail’in de altına imza attığı Soykırım Sözleşmesi’ndeki bir maddeydi. Buna göre ‘soykırım ile suçlanan kişiler, suçun işlendiği ülkedeki yetkili bir devlet mahkemesi veya yargı yetkisine sahip uluslararası bir ceza mahkemesi tarafından yargılanır’dı. Soykırım her ne kadar Yahudilere karşı yapılmış olsa da İsrail’de gerçekleşmediğinden İsrail’in yargılama hakkı yok deniliyordu. Ancak şu bir gerçek ki, Yahudi soykırımı mahkemelerce kabul edilmiş ve Eicmann’ın da Nazi subayı olduğu belgeleriyle kanıtlıydı. Kendisi de bunu inkâr etmiyordu. Dolayısıyla İsrail’in yargılama hakkı vardı. Eksik olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Soykırım Sözleşmesi’ndeki vurgulanan maddeydi.

Şimdi tekrar Özerk Yönetimin aldığı karara dönersek. Özerk Yönetim diğer ülke vatandaşlarını yargılayabilir mi? Bilindiği üzere Özerk Yönetim bir devlet değil. Bunun için Soykırım Sözleşmesi’ne tabi tutulamaz. Ama kuşkusuz Özerk Yönetim her koşulda uluslararası antlaşma ve sözleşmelere taraf olmaya hazır olduğunu beyan ediyor. Özerk Yönetim İsrail gibi bir devlet olmayabilir, ancak suçun işlendiği topraklarda kurulmuş bir yönetim ve yargılamayı yapacak olan mahkeme de bu yönetime bağlı bir mahkemedir. Özerk Yönetimin İletişim Dairesi Eşbaşkanı Cıwan Mele İbrahim kararın alınmadan önce, vatandaşı olunan ülkelere iki başlık altında onlarca çağrı yapıldığını belirtiyor. Bu iki başlık şöyle: ya ülkeler gelip vatandaşlarını alsınlar ve kendi mahkemelerinde yargılasınlar ya da uluslararası bir mahkeme kurulsun. Bu iki çağrı da yanıtsız kaldığı için Özerk Yönetim mahkemesinin yapacağı yargılama da meşruluk kazanıyor. Zaten Mele İbrahim mahkemenin halkın önünde açık olacağını ve yargılamanın işlenen suçlar ve belgeler çerçevesinde yapılacağını belirtiyor. Hatta bunun için ‘terör yasasında’ değişikliğe de gidildiğini ekliyor.

Özerk Yönetim DAİŞ’in işlediği suçları değerlendirecek. Şimdiye kadar böylesi bir yargılama olmadı. Kuşkusuz birçok farklı ülkelerde DAİŞ militanları yargılanmış olabilirler. Hatta bazı devletler ‘terör örgütü üyesi olma veya yardım yataklık etme’ suçlamasıyla ceza bile verdiler. Ancak bu cezalar adli cezalar olmanın ötesine geçmedi. Mesela Türkiye de her gün birilerini yargılıyor. Bizzat devletin kimi kurumlarınca bu örgüt desteklenmesine rağmen, mahkemeler kişileri üye olma veya yardım-yataklık ile suçlayarak cezalandırabiliyor. Ne var ki hiçbir mahkeme suçun kapsam ve niteliğini yargılama konusu yapmış değil. Bireysel olarak ceza vermenin ötesine geçmiş değil. Şimdi bu yargılamalarla belki de suçun kapsam ve niteliği de açığa çıkmış olacak. Şu sorulara cevap aranacak:

1-DAİŞ nasıl kuruldu? Kuruluş gerekçesi neydi? Örgütün işleyişi nasıldı? Emir-komuta zinciri nasıl işliyordu?

2-Özel olarak hedef aldığı halklar ve inançlar var mıydı, bu halklar ve inançlar kimlerdi?

3-DAİŞ’in müttefikleri kimlerdi? İlişki ağı neydi? Hangi devletler veya kurumlar destek veriyordu?

4-Savaş sürecinde sembol haline gelen Kobanê’ye saldırı nasıl planlandı?

Bu soruların yanı sıra kişilerin birebir katıldıkları eylemler de suçlama konusu yapılacak kuşkusuz. Yargılamalar sonucunda eğer savaş suçu ve adi suçların dışında ‘insanlığa karşı suç’ işlendiği ortaya çıkarsa durum değişir. Mesela örgütün Kürt halkı ve Êzidîliğe dönük özel bir politika yürüttüğü biliniyor. Dolayısıyla bu kapsamda işlenen suçlar insanlığa karşı işlenen suçlar olarak değerlendirilebilir. O zaman yargılamanın diğer ülkelerdeki kapsamı da değişir.

Bir diğer husus ise örgütü destekleyen, maddi ve personel desteği sunan kurum ve devletlerin tespit edilmesi. İnsanlığa karşı işlenen ve savaş suçlarını işleyen bu örgütün birlikte hareket ettikleri devlet ve kurumlar da o zaman yargılama konusu olabilecek. En azından bunun yolu açılmış olacak. Türkiye’nin DAİŞ’e birçok açıdan destek olduğu iddiası her gün dillendiriliyor. Mahkeme bu iddiaları da karara bağlayabilir.

Kürt halkı iki yüzyıldır egemen devlet tarafından inkar ve imha politikalarına maruz kalıyor. Yapılan haksızlık karşısında onlarca kez başkaldırdı ama neticede egemen devletler galip geldi. Her seferinde başkaldıran binlerce Kürt ya idam edildi ya da sürgüne maruz kaldı. Haklı-haksız olduğuna bakılmaksızın ‘egemen bir devlete başkaldırmak’ suç sayılarak Kürt halkı soykırıma maruz kaldı. Şimdiye dek hiçbir mahkeme olanları, bir halkın varlığına kastedilen suç kapsamında değerlendirmedi. Hatta AİHM bile 1990’lar sürecinde Türkiye Devleti’nin binlerce köy yakmasını, binlerce insanın işkence ile öldürülmesini ‘insanlığa karşı işlenen’ suçlar kapsamında değerlendirmedi. Sadece ‘insan hakları ihlali’ olarak değerlendirdi ve Türkiye’yi tazminata mahkum etti. Bunu düşününce Arendt’in Nazi rejiminin yaptıklarına ilişkin haklı olarak sorduğu soru aklıma geliyor. Arendt İsrail mahkemesinin Eichmann’ı yargılarken aynı zamanda vicdanen rahatsız olup olmadığını da sorduğunu belirtiyor. Arendt de şu soruyu ekliyor: [Naziler] Savaşı kazansalardı, içlerinden biri bile vicdan azabı çeker miydi acaba?

BM, Soykırım Sözleşmesi’nde, soykırım suçunun, suçun işlendiği bir ülkedeki mahkemede ancak yargılanmasının söz konusu olabileceğini belirtiyor. Eğer Naziler savaşı kaybetmeselerdi acaba Yahudi soykırımı diye bir karardan söz edilebilir miydi? Ya da bu suçlamaların bir Nazi mahkemesinde yargılandığını bir düşünün, acaba sonuç ne olurdu? Nazi mahkemesinden, Yahudilere karşı işlenen suçların yargılanması ne kadar saçmaysa, Kürtlerin soykırıma maruz kaldıkları devletlerdeki mahkemelerde, Kürt halkına karşı işlenen suçların yargılanması da o kadar saçmadır. Bundan dolayı Özerk Yönetimin DAİŞ’lileri halk mahkemelerinde yargılaması sadece Özerk Yönetim ve DAİŞ açısından değil, diğer devletler ve Kürtlere karşı işledikleri suçların yargılanmasında da bir dönüm noktası olabilir.

#DAİŞ #yargılanıyor

Halk Meclisi önleyebilirdi

Bismil’e bağlı Şidada Mahallesi’nde 15 Haziran’da Alyamaç ve Taş aileleri arasında arazi anlaşmazlığı sonrası 9 kişi öldürüldü. Anlaşmazlıkları çözen Halk Meclisleri kapatılmasaydı Bismil’deki katliam olmayacaktı

Selman Çiçek / Amed

Amed’de halk arasındaki anlaşmazlıkları çözen Halk Meclisleri, eğer “PKK Mahkemesi” denilerek kapatılmasaydı Bismil’deki bu katliam da gerçekleşmeyecekti. İhtilaf ve arazi anlaşmazlığı gibi konuları da çözen Halk Meclisleri, suç sayıldı, bu meclislerde yer alanlar ağır cezalar aldı. Amed’in Bismil ilçesine bağlı Şidada (Serçeler) köyünde Alyamaç ve Taş ailesi arasında yaşanan arazi anlaşmazlığı 15 Mayıs sabahı silahlı kavgaya dönüştü. Buğday tarlasındaki anlaşmazlıktan meydana gelen silahlı kavgada 9 kişi yaşamını yitirdi, 3 kişi de yaralandı. İki aile arasındaki kavganın nedeni arazi anlaşmazlığının yeni olmadığı, 70 yıla yakındır devam ettiği öğrenildi.

Devlet hukuku çözememiş

Bismil ilçesine bağlı Şidada (Serçeler) köyünde yıllardır birlikte yaşayan Alyamaç ve Taş ailesi arasında 213 No’lu parsel 379 dönümlük arazi hep bir sorun oldu. Hazine malı olarak bilinen bu arazi için iki aile yıllardır karşı karşıya kaldı. Anlaşmazlık, yıllarca devlet mahkemelerine taşınsa da hiçbir çözüm bulunamadı. Devlet mahkemelerinin “hukuksal” olarak çözemediği anlaşmazlık “arazinin yanması” ile 9 kişinin ölümü ile sonuçlandı. 70 yıldır iki aile arasındaki anlaşmazlık, zaman zaman çeşitli şikayetlerle mahkeme koridorlarına taşındı, ancak hiçbir çözüm üretilmediği öğrendi. Kürtlerin her hukuk talebine can havli ile yeni iddianamelerle karşılık veren hukuk sistemi, halkın kendi arasında sorunları çözmesine ise engel olduğu ortaya çıktı.

Halk Meclisleri suç sayıldı

Halkın sorunlarını çözmeyen hukuk sistemi, DBP-HDP başta olmak üzere kanaat önderlerinin çözüm arayışlarını ise “PKK mahkemesi” diyerek önünü almaya çalıştı. Eğer devlet, siyasi parti ve kanaat önderlerinin bu barış girişimlerini “PKK mahkemesi” diyerek önünü almasaydı bu katliam da olmayacaktı. Amed’de 2021 yılında açılan bir davada bu tür barış girişimleri suç sayılarak sanıklara ağır cezalar verilmişti. Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi, halkın sorunlarını çözmek için oluşturulan Halk Meclislerini suç olarak görmüştü.

Anlaşmazlığı çözmek

Dosyaya konu Halk Meclisi’nin (bilgi evi) KCK sözleşmesi kapsamında kurulduğu iddia edilen iddianamelerde, bu “bilgi evi”nde örgütün amaçları doğrultusunda sözde yargılama faaliyeti yürütüldüğü kaydedildi. İddianamede, 4 Haziran’da düzenlenen operasyonda şüphelilerin gözaltına alındığı ve “Ajandada yapılan incelemede yer alan kayıtların tamamının taraflar arasında uyuşmazlıklara ilişkin olduğu, başvuran kişilerin beyanları, hazırlanan uyuşmazlık konusu, taraf ve tanıklar gibi ifadeler ile notlarda tam bir yargılamaya konu olabilecek kayıtların bulunduğu” belirtildi. Kurdistan’da böyle onlarca halk meclisi üyesi, ihtilafları, anlaşmazlıkları çözdüğü için tutuklandı. Yani iddianamenin özcesi Bismil’deki bu aileler, kendi aralarındaki anlaşmazlığı bu meclise taşısalardı, bu meclis bu sorunu çözerek bu ölümlerin önünü alsaydı, 70 yıldır bu iki aile arasındaki sorunu çözmeyen hukuk sistemine göre; bu bir suçtu. Devlet, bu barışın önüne geçtiği için bugün bu ölümleri konuşur olduk. Aileleri ziyaret ederek taziyede bulunan DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, halkı sağduyuya davet ederek, bu tür anlaşmazlıkları ancak halkın kendi arasındaki diyalog ve sağduyusu ile çözülebileceğini söyledi. Olayın yaşandığı bölgede yaşayan halkta ise olayın şoku ilk günkü gibi yaşanmaya devam ediyor. 9 kişinin ölümü ile sonuçlanan olay tazeliğini korurken, halkta ise bir tedirginlik söz konusu. Herkes yaşananlardan dolayı oldukça üzgün, bu anlaşmazlığın barış ile sonuçlanması gerektiğine inanıyorlar.

‘Aileler barıştırılsın’

Bismil’de MA’nın konuştuğu yurttaşlar ailelerin barıştırılmasını istedi.

Tahsin Bakır: “Ne diyeceğimizi bilmiyoruz. Kan dökülmesini istemiyoruz. Sözü geçenlerin, iki ailenin arasındaki sorunu çözmelerini ve aileleri barıştırmalarını istiyoruz. Ne olursa olsun barış olacak. Herkesin ‘yeter’ demesi lazım. Hepsi bizim çocuğumuzdur”

Muhittin Alçelik: “İnsanın memleketinde böyle bir olayın olması canını acıtıyor. Akil insanlarımız öne geçmeli. Böyle olaylar yaşanmadan önlem almalıyız. Bugün iki aile savaştığı zaman, aralarına girmeliyiz. Hepimiz barış istiyoruz.”

Nimet Ayverdi: “Keşke bir daha olmasa. Çözüm yolu barış yoludur. Ne olursa olsun barış olması lazım. Üzüntülüyüz.”

Mehmet Güzel: “Çevremizdeki önderler kendilerini bu işe vermeli. Böyle durumlara önceden engel olunmalı. Büyüklerimiz dile getirmeli ve bir daha böyle olaylar yaşanmamalı.”

İsmail Yıldız: “Sistem bunu yapıyor. Bu tür durumlar kendiliğinden gelişmiyor. Bunu çok iyi biliyoruz. Mal, mülk ve para için insanlarımız birbirini öldürmemeli. Birbirimizi sevmeliyiz. Kardeşlik, birlik ve eşitliğin aramızda oluşması lazım. Bu bir vahşettir. İnsanlar bu ailelerin arasına girmeli ve bir araya getirmeli. Ölüm bu tür davalar için çözüm değildir. Partilerimiz, kurumlarımız veya kanaat önderlerimiz, bu insanları bir araya getirip barıştırmalı.”

#Halk #Meclisi #önleyebilirdi

YHT Ankara-Sivas hattında faciadan dönüldü

CHP’li Ulaş Karasu, Ankara- Sivas YHT hattında yoğun yağışın demiryolu hattına zarar verdiğini ve yol kontrolü yapan kılavuz lokomotifin heyelan nedeniyle raydan çıktığını duyurdu

CHP Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, 14 Mayıs seçimleri öncesinde hizmete alınan Ankara-Sivas YHT hattının Yozgat yakınlarındaki bölümünde yoğun yağış nedeniyle hasar meydana geldiğini ve kılavuz lokomotifin heyelan sonucu raydan çıktığını açıkladı.

YHT hattında yaşananlarla ilgili Twitter hesabından açıklama yapan Karasu, paylaşımına demiryolu hattında yaşanan heyelan görüntülerine de ekleyerek “6 yılda biteceği açıklanan, 15 yılda bitirilmeyen ama seçim öncesinde acele açılan Yüksek Hızlı Tren Ankara Sivas hattında bugün bir faciadan dönüldü” dedi.

Karasu şunları söyledi:

“Yazıklar olsun! Çorlu’daki tren kazasından ders almayan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bugün yine sınıfta kaldı. 6 yılda biteceği açıklanan, 15 yılda bitirilmeyen ama seçim öncesinde acele açılan Yüksek Hızlı Tren Ankara Sivas hattında bugün bir faciadan dönüldü.

Yoğun yağış, Yozgat yakınlarında demiryolu hattına zarar verdi. Yol kontrolü yapan kılavuz lokomotif heyelan ile raydan çıktı. Hattın güvenliğiyle ilgili şüphelerimizi defalarca dile getirdik, ama duyan çıkmadı! Facia olması için ölen canların mı sayılması lazım AK Parti?”

HABER MERKEZİ

#YHT #AnkaraSivas #hattında #faciadan #dönüldü

Gever’de ev baskınları: 5 kişi gözaltına alındı

Gever’de yapılan ev baskınlarında 5 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi

Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesine bağlı Bilindbasan, Birdik köyleri ve merkezde kolluk güçleri tarafından yapılan ev baskınlarında 5 kişi gözaltına alındı. “Örgüte yardım ve yataklık” yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınan P.B, H.B, M.E.S, S.F ve ismi öğrenilmeyen bir kişi ifade işlemleri için Yüksekova Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edildikleri öğrenildi.

Gözaltında tutulan P.B, H.B, M.E.S, S.F ve ismi öğrenilemeyen bir kişinin emniyetteki ifadelerin ardından savcılığa sevk edildiği belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Geverde #baskınları #kişi #gözaltına #alındı

Gazeteci Aygül yeniden hastaneye kaldırıldı

AKP’li belediye başkanının korumaları tarafından darp edilen gazeteci Sinan Aygül, mide bunaltısı ve baş dönmesi şikayeti sebebiyle yeniden hastaneye kaldırıldı

Bir süredir Tatvan Belediyesiyle ilgili yolsuzluk ve arazi satışları haberleri yapan gazeteci Sinan Aygül, AKP’li Tatvan Belediye Başkanı Mehmet Emin Geylani’nin koruması Yücel Baysal ve polis Engin Kaplan’ın saldırısına uğrayarak darp edildi. Dün darp edilen gazeteci Aygül’ün fenalaşması üzerine yeniden hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.

Artı Gerçek’ten Şenol Bali’nin aktardığına göre Aygül’ün genel sağlık durumunun iyi olduğu belirtilirken mide bunaltısı ve baş dönmesi şikayeti sebebiyle yeniden hastaneye kaldırıldığı kaydedildi.

Yaraların yoğunlaştığı sol tarafta şişmeler ve ödemler sebebiyle Aygül’ün yüzündeki kırıklarla ilgili plastik cerrahın yapacağı operasyon yapılamıyor. Önümüzdeki günlerde Van veya Amed’daki bir plastik cerraha sevk edileceği bekleniyor.

HABER MERKEZİ

#Gazeteci #Aygül #yeniden #hastaneye #kaldırıldı

Bursa Belediyesi, Hüseyin Turan konserini iptal etti

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, seçim sürecinde siyasi görüşlerini ifade ettiği paylaşımları nedeniyle Hüseyin Turan’ı festival programından çıkardı

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, seçim sürecinde siyasi görüşlerini ifade ettiği paylaşımları nedeniyle Türk Halk Müziği sanatçısı Hüseyin Turan’ı festival programından çıkardı.

Aktaş, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Seçim sürecinde ve sonrasında bazı sanatçıların toplumumuzu ayrıştırıcı, değerlerimize saygısızlık yaptığı açıklamalarını gördüğümüzde, buna tepkisiz kalmamız beklenemezdi. Bu nedenle daha önce Melike Şahin konserini iptal etmiştik. Bugün de Hüseyin Turan isimli sanatçıyı konser programımızdan çıkarmış bulunuyoruz. Kültür sanat çalışmalarımızda Millî İradeye ve toplumun değerlerine saygı gösteren sanatçılarla yolumuza devam edeceğimizi bir kez daha belirtmek isterim.”

HABER MERKEZİ

#Bursa #Belediyesi #Hüseyin #Turan #konserini #iptal #etti