Ana Sayfa Blog Sayfa 30

Yalda Abbasi, Meşhed’de gözaltına alındı! Alevi kimliğine yönelik baskılar sürüyor.

Kürt müzisyen Yalda Abbasi, 1 yıllık cezasının onaylanmasının ardından İran’ın Meşhed kentinde tutuklandı. Almanya’da yaşayan Abbasi, “Jin Jiyan Azadî” protestoları süresince gerçekleştirdiği sanatsal ve sivil faaliyetleri gerekçe gösterilerek gıyabında yargılandı ve savunma hakkı tanınmadan mahkûm edildi.

Hengaw İnsan Hakları Örgütü tarafından paylaşılan bilgilere göre, Yalda Abbasi, 23 Ocak 2026 tarihinde ailesini ziyaret etmek üzere Meşhed’deki evinde gözaltına alındı. Gözaltının ardından Vakilabad Cezaevi’ne sevk edilen sanatçının, yokluğunda verilen bir yıllık hapis cezasının infazına başlandığı bildirildi.

Yalda Abbasi’nin, Noel tatili nedeniyle eşi ve çocuğuyla birlikte Almanya’dan İran’a döndüğü ve bu ziyaret sırasında tutuklandığı belirtildi. Ailesi, Abbasi’nin yargılama sürecinden haberdar edilmediğini ve hukuki temsil hakkından yoksun bırakıldığını ifade ediyor.

İtalya’daki Giuseppe Verdi Konservatuvarı’ndan mezun olan Yalda Abbasi, Kürt ve Horasan müziğini klasik vokal eğitimiyle birleştiren özgün bir tarzla tanınmaktadır. Geleneksel dutar müziğini çağdaş formlarla buluşturan sanatçı, “Tareqeh” adlı belgeselde yer almasının ardından uluslararası alanda geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı.

İnsan hakları örgütleri, Yalda Abbasi’nin tutuklanmasını İran’da Kürt sanatçılara yönelik baskıların bir devamı olarak değerlendiriyor. Abbasi’nin durumu, sanatsal ifade özgürlüğü ve kadın sanatçıların hedef alınması konusundaki endişeleri bir kez daha gündeme taşıdı.

Kerbela’dan Kobani’ye zulme karşı FEDA ve DAKB’den birlik çağrısı!

FEDA ve DAKB, 26 Ocak Kobanî’nin kurtuluş yıldönümünde yaptıkları açıklamada, kente yönelik abluka ve saldırıların kadın özgürlük mücadelesini hedef aldığını belirtti. Açıklamada, “Susmak tarafsızlık değil, zulme ortaklıktır” ifadesiyle duruma dikkat çekildi. 26 Ocak 2015’in Kobanî’nin kurtuluş günü olduğuna vurgu yapılırken, bu tarihin yalnızca askeri bir zafer değil, kadın özgürlüğü ve onurlu direnişin bir simgesi olduğu ifade edildi.

Kobanî’nin şu anda Türk devleti ve DAİŞ artığı HTŞ çeteleri tarafından kuşatıldığına dikkat çekilen açıklamada, “İŞİD terörünü yenerek insanlığın onurunu kurtaran halk bugün yeniden abluka altındadır” denildi. Kentteki elektrik, su ve internet kesintileri, halkın açlık ve soğukla teslim alınmaya çalışıldığını gösteriyor. FEDA ve DAKB, bu ablukanın insanlık suçuna dönüştüğünü ve beş çocuğun soğuktan donarak hayatını kaybettiğini belirtti.

Açıklamada, Alevi inancı ve tarihi bağlamında yapılan bir göndermede, Kerbelâ çölünde Hüseyin ve yoldaşlarının susuz bırakıldığına atıfta bulunularak, Kobanî’nin de benzer bir muameleye maruz kaldığı ifade edildi. Bu durumun, kadın özgürlük mücadelesine ve halkların eşit yaşam iradesine yönelik bir saldırı olduğu vurgulandı.

Dünya devletleri, Birleşmiş Milletler ve uluslararası karar verici kurumların sessizliği eleştirilerek, “Hangi vicdana sığar bu?” sorusu yöneltildi. Kobanî halkının yalnız olmadığı, Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyanın dört bir yanında halkların bu mücadelede yan yana olduğu belirtildi. Aleviler olarak Kerbelâ’dan Kobanî’ye uzanan zulüm zincirinin bilincinde olunduğu ifade edildi.

Açıklama, “Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşmez. Kobanî’nin özgürlüğü insanlığın özgürlüğüdür. Bütün dünyanın haramilerine karşı yaşasın özgür Kobanî!” ifadeleriyle güçlü bir şekilde sonlandırıldı.

Alevi kurumları basın emekçileriyle bir araya geldi: Suriye’den çekilin!

Alevi örgütleri, basın mensuplarıyla bir araya gelerek Suriye’de yaşanan Alevi soykırımına dikkat çekti. Toplantıda, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırıların basında yeterince yer almadığına vurgu yapıldı. Kurum temsilcileri, “Suriye’den elinizi çekin, Aleviliği tarif etmeyi bırakın” çağrısında bulundu. İstanbul’da düzenlenen toplantıya Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı gibi önemli Alevi kuruluşlarının temsilcileri katıldı.

ABF Başkanı Mustafa Aslan, Alevilerin yaşadığı sorunların basında yeterince yer bulamadığını belirterek, Suriye’de Alevilere yönelik devam eden soykırımlara dikkat çekti. Aslan, HTŞ’nin tüm halklara düşmanlık güttüğünü ifade ederek, Alevilerin yaşadığı zulmü anlatmak için ilgili kurumlara başvurduklarını ancak geri dönüş alamadıklarını söyledi. Alevilerin yok sayılmasına karşı durulması gerektiğini vurguladı.

Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç da Alevi toplumunun ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Devletin cemevlerine resmi statü sağlaması gerektiğini vurgulayan Koç, IŞİD’in güneyde komşu haline geldiğini ve Alevilere yönelik nefret suçlarının artış gösterdiğini kaydetti. Son iki yıl içinde Alevilere yönelik 100’ü aşkın suç duyurusu olmasına rağmen, faillerin cezasız kaldığını ifade etti.

PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Suriye’deki Alevi soykırımının yanı sıra devletin Alevilere karşı mesafeli duruşunu eleştirdi. Erçe, Alevi kurumlarına gelen devlet temsilcilerinin dahi bu durumu kabullenmediğini belirterek, Alevilerin sesinin basında cılız çıktığını ifade etti. Alevi temsilcileri, basının bu süreçte daha duyarlı olması gerektiğini vurgulayarak, toplumun sesi olma çağrısında bulundu.

Eşitlik Sözüyle Geldiler, Katliam Peşindeler!

Abdal Musa Postnişini Hüseyin Eriş, Suriye’de Aleviler ve Kürtlerin sistematik saldırılara maruz kaldığını belirterek, bu durumun rejim değişikliği sonrası verilen eşitlik ve ortak anayasa sözlerinin boşa çıktığını vurguladı. Eriş, “Önce Dürziler, ardından Aleviler ve şimdi de Kürtler hedefte. Bu yönelim, tüm Kürt halkını kapsayacak şekilde genişliyor” dedi.

Son dönemde Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılarla başlayan çatışmalar, Alevi yerleşimlerinde de kaygıları artırdı. Eriş, bu saldırıların tesadüfi olmadığını ifade ederek, emperyalist güçlerin desteklediği grupların, Alevilere ve Kürtlere yöneldiğini belirtti. “Herkesin eşit olacağı söylendi, ancak iktidar, emperyalist güçlerden destek aldıkça gerçek yüzünü göstermeye başladı” diye ekledi.

Eriş, Suriye’deki mevcut durumun, emperyalist politikaların bir sonucu olduğunu dile getirerek, “Güçlü olanın haklı sayıldığı bir anlayış dayatılıyor. Kendisi gibi düşünmeyeni yok sayan, hatta katleden bir zihniyet bu” değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca, iktidara gelen kadroların geçmişlerine dikkat çekerek, “Dün kafa kesenler, bugün ülke yönetiyor” ifadelerini kullandı.

Alevilerin ve diğer inanç gruplarının yalnız bırakıldığını vurgulayan Eriş, mazlum halkların ortak mücadelesinin önemine işaret etti. “Birbirimizin haklarını savunmalıyız. Tarih boyunca bu tür dayanışmanın örnekleri var” dedi. Alevi Bektaşi öğretisinin evrensel değerlere sahip olduğunu belirten Eriş, adalet, rızalık ve sorgulamanın Aleviliğin merkezinde yer aldığını ifade etti.

Alevi camiası, Pir Mehmet Yüksel için taziye mesajlarını paylaşıyor

İngiltere’in Sheffield kentinde tedavi gördüğü hastenede  Hakk’a yürüyen Pir Yüksel Sheffield Alevi Kültür Merkezi’nde yürütülecek Hakk’a Uğurlama Erkanı’ndan sonra doğduğu Elbistan Kantarma köyünde annesi Hatice  Yüksel’in yanında sırlanacak.

5 Ocak 1966 yılında dünyaya gelen Pir Mehmet Yüksel gazetecilik mezunuydu. TV 10 , İMC gibi kanallarda çalıştı, Zülfikar dergisinin yazı işleri sorumluluğunu yaptı. BAF İnanç Kurul’nda da yer alan Mehmet Yüksel,bir süredir tedavi görüyordu.

Pir Mehmet Yüksel için taziye mesajları da yayınlandı.

Britanya Alevi Federasyonu tarafından yayınlanan mesajda şunlar belirtildi.

“Alevi yolunun kıymetli emekçilerinden, yol önderimiz Sinemilli Ocağı Pirlerinden Pir Mehmet Yüksel Dedemiz, Hak ile Hak oldu.

Canlara hizmeti, yol erkânına bağlılığı ve duruşuyla bulunduğumuz her yerde iz bırakan bir yol ereniydi.

Öğretisi yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.

Işığı daim olsun, onu çok özleyeceğiz.

Devri daim olsun.”

Üryan Hızır Ocağı’ndan Pir Veli Büyükşahin taziye mesajında şunları dile getirdi:

“Sinemilli Ocağı Pirlerinden, değerli dostum Mehmet Yüksel dede Hakk ile Hak oldu. İyi ki seni tanıdım. Yolumuza, Erkanımıza ve toplumsal mücadeleye verdiğin tüm emekler için Hakk senden razı olsun.Devrin daim olsun sevgili dost”

Can TV programcısı Elif Tabak Pir Mehmet Yüksel için kaleme aldığı taziye mesajında şunları belirtti:

“Saygıdeğer pirim Pir Mehmet Yüksel, aşk olsun sana pirim. Biz ne çok şanslıydık ki senin gibi ocakta pişmiş ve olgunlaşmış bir yol önderiyle yolumuz kesişti. Bu kesişen yolda bizler sizden çok şey öğrendik. Hastalığınız sürecinde bizlere öyle dersler verdiniz ki hiçbir üniversite kürsüsünde alınamayacak kadar kıymetli derslerdi.

Yokluğunuz, özellikle diasporada yaşayan Alevi toplumu için büyük bir kayıp olacak. Aynı zamanda Sultan Sinemilli Ocağı’nda yetişen ender bir yol erini kaybetmek, Kantarma özelinde yeri doldurulamayacak bir kayıptır. Siz bir yol önderisiniz.

Bizler sizi çok incittik Dedem, Hak sizi incitmesin.”

Gazeteci Şükrü Yıldız taziye mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Sevgili Mehmet Yüksel Dedem, İngiltere’de hakka yürüdüğünü derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum. Senle birlikte emek verdiğimiz değerleri ve TV10 ile taçlandırdığımız günlerdeki fedakarlıklarını unutmayacağız. Seni tanımaktan, seninle birlikte yol yürümekten büyük bir onur duyuyorum.

Sen ki; Alevi yolunun hakikatini, eşitliği, adaleti ve mazlumdan yana durmayı savundun. Zalime karşı sözünü esirgemeden, mazlumun yanında dimdik durarak, yolun onurunu taşıdın. İnancımıza, kültürümüze ve değerlerimize sahip çıkmayı bizlere miras bıraktın.

Sevgili Dedem, şimdi Hak ile Hak oldun. Devrin daim, ruhun şad, menzilin pak olsun. İkrar verdiğin erenler, pirler, evliyalar ve Sinemilli Ocağı yoldaşın olsun. Hoşçakal piro…“

Araştırmacı yazar Ali Köylüce ise  mütevazi, aydın bir ocak evladını zamansız kaybettiklerini belirterek şunları yazdı:

“Sinemilli Ocak Evlatlarından, Mehmet Yüksel dede ile TV10 ve Zülfikar Dergi/Gazetesinin türkiyede yayınından itibarem tanıṣmıṣtık.

Hem bölgemizin bir Ocak (Sinemilli) evladı olması, hemde sanatçı aydın kimliĝi ile basın yayın hizmetinden, yol erkan hizmetine kadar bir çok alanda Alevi Hak mücadelesine hizmet ve katkıda bulundu.

Ingilterede, yaṣarken , uzun süredir mücadele ettiĝi , Amansız bir hastalıkdan, Zamansız kaybetmekten dolayı üzgümüm.

Devri daim, mekanı gönüller olsun.

Ailesi sevenleri ve tüm Sinemilli Ocak evladı ve taliplerine baṣsaĝlıĝı ve sabırlar diliyorum.”

Sanatçı Ali Matur ise Pir Yüksel için şunları yazdı:

“O mütevazılığı,Engin kişiliği,Yola bağlılığı ve Yurtseverliği ile örnek bir Ocak evladı idi.gidişin çok erken oldu Can Piro Onurlu duruşun,mütevazılığın ve Nur Cemal’inle hep gönüllerimizde kalacaksın.Devrin asan tez gelişin ihsan ola Pirom.”

Şenay Malkoç Ana da pir Yüksel için , “Sinemilli Ocağının Evladı Mehmet Yüksel Dede

Devrin Daim olsun Mekânın Sırrı Hakikat olsun.Aşk ile” mesajını paylaştı.

Gazeteci Nilgün Mete , “Güle güle Mehmet Yüksel dede .Yakından tanımıştım. Güzel insandı. O kadar üzgünüm ki.“ diyerek üzüntülerini paylaştı.

Pir Mehmet Yüksel, sonsuzluğa uğurlandı!

Pir Mehmet Yüksel, Sinemilli Ocağı’na mensup olarak uzun yıllar boyunca Alevi inancını ve kültürünü yaşatmaya katkıda bulunmuş önemli bir şahsiyetti. İngiltere’nin Sheffield şehrinde tedavi görmekte olduğu hastanede, amansız hastalığına yenik düşerek Hakk’a yürüdü.

Pir Yüksel’in cenaze merasimi, Sheffield Alevi Kültür Merkezi’nde düzenlenecek Hakk’a Uğurlama Erkanı ile gerçekleştirilecektir. Ardından, doğduğu Elbistan Kantarma köyünde, annesi Hatice Yüksel’in yanında sonsuzluğa uğurlanacaktır.

Bu zor günlerinde Pir Mehmet Yüksel’in ailesine, sevenlerine ve tüm Alevi topluluğuna başsağlığı diliyoruz. Kendisi, inançları doğrultusunda gösterdiği azim ve kararlılıkla hatırlanacak ve anılacaktır.

Yeni Bir Mutabakat DENİZ YILDIZ

Dârına durduğumuz bu devr-i alemde, can veren Alevilik, yitirilen İslamiyet…
Zamanımızın gerçekliğine düşünce insan evladı; katledenlerin ve edilenlerin içinde yaşamı kutsayamıyor ne yazık. Gönül hanesi talan edilmiş, rızasız lokmalar boğaza dizilmişken, işte o an Medine Sözleşmesi düşüyor aklıma. O yarım kalan, o ihanete uğrayan toplumsal mutabakat…

Hakk’ın didarını insanda gören, ‘yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan bizden değildir’ diyen o kadim Alevi hattının ikrarıyla bakıyorum dünyaya. Yezid’in yok etmeye çalıştığı toplumsal ahlakın soyunduğu o çıplaklık, cehennem ateşinde küle döndüğü o anın ortasındayız. Ben bittim ama dünya biterken de beni yakıyor. Karanlık, soğuk ve mevsimsiz, acımasız…

Donarak zaman duruyor; fakat dönüyor içimde o ‘an’, durmadan. Gözler hareketsiz, kan akmıyor, beden katı. Her şey duruyor sanki; sanki durmadan duruyor…
Kumsalda yatan o dilsiz bedeni, Aylan bebeği gördü dünya; denizin sağır tanıklığında, Oscar törenlerinin ışıltılı sessizliğinde izlediler bizi; Alevileri, Dürzileri ve Kürt’e karşı açılan o bitmeyen savaşı… Sadece çiğnenmedi bedenimiz, parçalandı; zaman zaman arabaların arkasında sürüklendi onurumuz.

Ama o tozlu yollardan, bu enkazın içinden yeni bir Sözleşme yükseldi. Bu sözleşme, ‘eline, beline, diline’ sahip çıkanların, rızasız bir yaşamı zül sayanların, incinse de incitmeyen ama haksızlığa eğilmeyen o ulu divanın onuruydu. Rızasız alınan her nefesin, rızasız girilen her toprağın yarattığı o derin rahatsızlığı, toplumsal bir ikrara dönüştürdük. Süryanilerin kadim duası, Hristiyanların sessiz çığlığı, Arapların ve Türkmenlerin bu ortak sofradaki onuruyla birleşti bu ikrar.

Rojava, o unutulan Medine Sözleşmesi’nin etten ve kemikten yeniden doğuşu oldu; Yezid’in karanlığına karşı, kadının saç tellerinden örülen bir yaşam iradesi. Bu iradenin soluğu, sınırları yırtan o sarsılmaz duruşta vücut buldu: Deniz Heval oldu adı. Dünya bizi çiğneyip geçerken, biz o toprağa düşen her candan yaşamak isterken delicesine; alınan her nefeste, yeryüzüne düşen her gözyaşında o kutsallığa sığındık. Binlerce yıldız sardı etrafımızı; Zarife’nin parmakları, Sakine’nin gülüşü ve Deniz Heval’in kararlılığıyla yeryüzünde yükseldi o çığlık:

“Jin, Jiyan, Azadî!” Evrensel bir insanlık mutabakatı çıkardık bu yangından. Sonsuz bir bakış, anneye son kez sarılan o küçük bedenin bıraktığı o ağır ve kutsal mirasın ahında mühürlendi zaman.

Celal Fırat’a yönelik saldırıyı şiddetle kınıyoruz!

Türkiye Alevi Dernekleri Federasyonu, DEM Parti Milletvekili Celal Fırat’a yönelik gerçekleştirilen polis müdahalesini kınadı. İstanbul’da Rojava’daki saldırılara karşı düzenlenen barışçıl protestolara polis tarafından sert bir şekilde müdahale edildi. Bu müdahale sonucunda çok sayıda kişi gözaltına alınırken, Fırat da dahil olmak üzere bazı protestocular yaralandı.

Federasyon, yaptığı yazılı açıklamada, demokratik hakların kullanılmasına engel olan ve barışçıl gösterilere şiddet uygulayan tüm aktörleri sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı. Açıklamada, bu tür saldırıların demokratik temsil makamlarına ve seçilmiş siyasetçilere karşı saygısızlık olarak değerlendirildiği vurgulandı.

Türkiye Alevi Dernekleri Federasyonu, temsilcilerinin yurttaşlarla birlikte barış talebini ifade etmelerinin fiziksel müdahaleyi haklı kılmayacağını belirtti. Barışçıl protestoların hedef alınmasının, demokratik hak arama yollarının sistematik bir şekilde engellenmesi anlamına geldiği ifade edildi.

Federasyon, milletvekillerinin ve tüm katılımcıların fiziksel bütünlüklerinin korunması gerektiğini vurgulayarak, yetkilileri hukukun üstünlüğüne uygun davranmaya davet etti. Celal Fırat’a geçmiş olsun dileklerini ileten Federasyon, demokratik siyaset ve barış taleplerinin bu tür saldırılarla bastırılamayacağını yineledi.

Alevi Kurumları Tek Ses: “Cemevlerimiz İbadet Alanımızdır!”

Yedi büyük Alevi kurumu, 22 Ocak 2026 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan yeni yönetmeliğe karşı ortak bir açıklama yaptı. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) gibi kuruluşların da imza attığı bildiri, cemevlerinin “Kültürel Tesis Alanı” olarak tanımlanmasına tepki gösterdi ve bu durumu “inkar siyaseti” olarak nitelendirdi.

Yapılan değişikliğin Alevi toplumunun taleplerine çözüm üretmediği, aksine inancın yok sayıldığı vurgulandı. Cemevlerinin imar mevzuatında “Kültür Merkezi” olarak kodlanmasının kabul edilemez olduğu belirtildi. Açıklamada, “Cemevlerini cami, kilise ve havranın karşısına eşit bir ibadet yeri olarak koymaktan kaçınan bu düzenleme, eşit yurttaşlık ilkesini açıkça ihlal etmektedir” ifadesi yer aldı.

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluş amacının inancın asimilasyonuna hizmet ettiği savunularak, bu yapının işlevsiz olduğu belirtildi. Hükümetin “açılım” söylemleri ile uygulamaları arasındaki çelişkiye dikkat çekildi ve düzenlemenin meşruiyetinin olmadığı ifade edildi.

Ortak bildiride, Alevi inancının Türkiye’nin asli inançlarından biri olduğu ve bu gerçeğin hukuken kabul edilmesinin zorunlu olduğu vurgulandı. “Alevi toplumunun iradesini yok sayan, inancımızı tanımayan hiçbir düzenleme bizim açımızdan meşru değildir. Bu düzenlemeyi reddediyoruz” denildi.

Alevi Kurumları: Cemevi, Kültür Merkezi Değil, İbadethanedir!

Alevi kurumları, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın cemevlerini kültürel tesis olarak tanımlayan yeni yönetmeliğine sert tepki gösterdi. Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu ve diğer birçok kurum, bu düzenlemenin Alevi toplumunun yıllardır dile getirdiği taleplere bir çözüm sunmadığını, aksine inkâr siyasetinin yeni bir göstergesi olduğunu ifade etti.

Alevi kurumları, cemevlerinin imar mevzuatında “Kültürel Tesis Alanı” olarak tanımlanmasının, Alevi inancına yönelik bir yok sayma çabası olduğunu vurguladı. Cemevlerinin, cami, kilise ve havra ile eşit bir ibadet yeri olarak tanınması gerektiğini belirten Alevi temsilcileri, bu durumun eşit yurttaşlık ilkesini ihlal ettiğini ifade etti.

Yapılan açıklamada, devletin Alevilerin ibadethanesini yasalarda tanımaktan kaçınması ve bu konudaki ikiyüzlü yaklaşımının kabul edilemez olduğu belirtildi. Alevi kurumları, cemevlerinin statüsünün yönetmeliklerle değil, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık temelinde, anayasa ile belirlenmesi gerektiğini savundu.

Alevi inancının, Türkiye’nin asli inançlarından biri olduğunu vurgulayan kurumlar, bu gerçeğin hukuken de kabul edilmesi gerektiğini dile getirdi. Alevi toplumunun iradesini yok sayan hiçbir düzenlemenin meşru olmadığını ifade eden kurumlar, bu yönetmeliği reddettiklerini belirtti.