Emek ve Özgürlük İttifakı’nın, seçimlerin ardından gerçekleşen ilk toplantısı sonrası yapılan açıklamada ortak mücadele vurgusu yapılırken, ‘İttifakı oluşturan her bileşenin bir seçim muhasebesi yapması gerektiği tespitinde bulunduk’ dedi
Emek ve Özgürlük İttifakı seçimlerden sonraki ilk toplantısını gerçekleştirmek üzere Halkların Demokratik Partisi (HDP) Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Partilerin eş genel başkanları ve başkanlarının katılmadığı koordinasyon toplantısında HDP, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF) temsilcileri yer aldı.
Toplantının ardından yapılan açıklamada, 14 Mayıs parlamento ve 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerine ilişkin durumun ele alındığı kaydedildi.
‘Seçim muhasebesi yapılacak’
“İttifakımızın varlık sebebi olan emekçilere ve halklarımıza olan sorumluluğumuzun bilinciyle hem seçim sürecine hem de seçim sonuçlarına ilişkin ilk değerlendirmeleri yaptık” denilen açıklamanın devamında şunlar kaydedildi: “Emek ve Özgürlük İttifakı’nın her bir bileşeni kendi değerlendirmelerini ittifakımızın diğer bileşenleriyle paylaştı. Emek ve Özgürlük İttifakı olarak seçimlerden hedeflediğimiz sonuçları alamadığımızı açık yüreklilikle ortaya koyduk. Bundan sonraki süreçte eleştiri ve özeleştiri mekanizmalarını işleterek, bu dönemi bütün boyutlarıyla ele almak, tartışmak ve bundan gerekli sonuçları çıkarmak için İttifakı oluşturan her bileşenin bir seçim muhasebesi yapması gerektiği tespitinde bulunduk.
Ortak mücadele
Toplantımızda bir kez daha ortak toplumsal mücadelenin önemine dair güçlü bir irade açığa çıktı. Bu temelde Emek ve Özgürlük İttifakı olarak halkların, ezilenlerin ortak mücadelesinin kıymetli olduğunu güçlü bir şekilde vurguluyoruz.”
Kanal istanbul’un rantsal yağma olduğu iddiaları güçlü biçimde dile geliyor. Diğer yandan proje ortada olmamasına karşın Kanal manzaralı hayali inşaatların başlatılması rantı açığa çıkarırken, Kuzey Ormanları ve su varlığına bir darbe daha indiriliyor
Yusuf Gürsucu / İstanbul
Türkiye’de süren ekonomik iflasın başlıca nedeni olan rantsal ekonomide ısrarın durmayacağını gösteren adımlar atılmaya devam ediyor. Rantın en büyük dayanaklarından biri olan inşaatçılık Kanal İstanbul ve deprem bölgesinde AKP eliyle sürdürülüyor. İstanbul’daki olası depremi de kullanışlı araca çevirmeye çalışan, TOKİ eliyle Kanal İstanbul güzergahında bulunan Arnavutköy’e bağlı Dursunköy’de toplu konut projesi işine giren iktidar, belediyeyi devre dışı bırakarak bakanlık eliyle yapı ruhsatları çıkardı.
528 adet blok inşa edilecek
Emlak Konut GYO ve THY Havaalanı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın ortak olduğu Arnavutköy Dursunköy’deki toplam 1 milyon metrekarelik arazide 12 bin 585 konut ve 450 ticari alandan oluşan sosyal konut inşaatı Kanal İstanbul projesine komşu olarak başlatılmış oldu. Proje için yapı ruhsat alım süreci Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylandı. Kanal İstanbul güzergahında Arnavutköy’e bağlı Dursunköy’de konut inşa edileceği 2018 yılında dile getirilmişti. Proje kapsamında 8 kat yüksekliğinde 528 adet blok inşa edilecek. Bu adımla birlikte Kanal İstanbul güzergahında atılan ilk adımda 42 bin 500 nüfus yaşaması öngörülmekte.
İlk sözleşmeler yapıldı
Projenin maliyeti 12 milyar 53 milyon 890 bin 472 TL olduğu öğrenildi. ÇED süreci başlatılan konut projesinin 1. Etap 1.Kısım İnşaatı için 17 Mayıs 2023 tarihinde United Group’a bağlı UNTD İnşaat A.Ş. ile 3 milyar 488 milyon 800 bin TL’lik sözleşme imzalanırken, 26 Mayıs’ta ise 2. Etap 1. Kısım İnşaatı için Antaş Altyapı ve Gökyol İnşaat ortaklığı ile 2 milyar 157 milyon TL’lik sözleşme imzalandı. ÇED süreciyle ilgili her hangi bir gelişme yaşanmazken, bölgenin Kuzey Ormanları’nı içeriyor olması daha önce katledilen milyonlarca ağaca yenilerinin eklenecek olması ve bölgede su havzalarının işgal edilip yok olması gibi büyük ekolojik yıkımlar yaşanacak.
THY Havaalanı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı 2017 yılında kurulmuştu. KAP’a yapılan bildirimde, “Ortaklığımız Yönetim Kurulu’nca havalimanı işletmeciliği ve yatırımları alanları başta olmak üzere ve Ana Sözleşmesi’nde belirtilen konularda faaliyet göstermek üzere hisselerinin tamamı Türk Hava Yolları A.O.’ya ait 50.000 TL (Elli bin Türk Lirası) nakit sermayeli “THY Havaalanı Gayrimenkul Yatırım ve İşletme Anonim Şirketi” ünvanlı şirketin kurulmasına karar verilmiş olup, söz konusu şirket İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’nce tescil edilerek kurulmuştur” deniliyordu. Kanal İstanbul projesi kapsamında sürdürülmeye başlanan rantsal konut yapımlarında THY’nin ortaya çıkması dikkat çekici. Bu adımla, Varlık Fonu bünyesine alınmış olan THY’nin varlıklarının rantsal yağmaya taşındığına işaret etmekte.
UNTD, Antaş, Gökyol
United Group, İtalyan Manutencoop’la ortaklık yaparak Manutencoop adlı şirket kurdu. Bu şirketle Şehir Hastaneleri’ni hedeflerine koyan ortaklık aynı zamanda Katar ve Polonya gibi ülkelerde de iş yapıyor. Türk Hava Yolları’nın (THY) güvenlik hizmetleri için açmış olduğu ihaleyi, İGA Güvenlik Hizmetleri AŞ. ve United Group UFS Güvenlik Hizmetleri AŞ.’nin almış olması dikkat çekici. Temizlik, güvenlik, bina yönetim, filo yönetim ve eğitim hizmetleri veren United Group’un AKP şemsiyesi altında büyürken, bu büyüme aralıksız devam ediyor. AKP iktidarı sürecinde ortaya çıkan Antaş Altyapı AŞ. şirketi ise deprem bölgesinde aldığı işlerle dikkat çekerken, oradaki ortağı Gökyol İnşaat’la Kanal İstanbul sürecinde yeniden ortaya çıktı. 4’ü tamamlanan, 7’si ise devam eden Şehir Hastaneleri işini yürüten Gökyol İnşaat, AKP iktidarı döneminde devasa büyüme yaşadı.
Katar’a verilen sözler mi tutuluyor?
Kanal İstanbul güzergahında daha önce körfez ülkelerinin zenginlerine arazilerin satılmış olması, seçim sonrası atılan adımla satılan arazilere işlev kazandırılmaya çalışıldığı anlaşılıyor. Diğer taraftan swap işlemlerinin ağırlıklı olarak gerçekleştirildiği Katar’ın bölgeye özel bir önem veriyor olması dikkat çekici bir durum. Seçimin hemen ertesinde kanalın asıl amacı olan rant yaratma sürecini başlatan AKP iktidarı, aynı zamanda Katar ve diğer körfez zenginlerine verdikleri sözlerin hayata mı geçiriliyor sorusunu ortaya çıkarmakta.
İstanbulluların tepkisi bekleniyor
Bilimin ve İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin ve İstanbul halkının büyük çoğunluğunun karşı olduğu Kanal İstanbul, inşa edilmesi halinde büyük bir ekolojik yıkımın yaşanacağı, su havzalarının yok olacağı ve bölgenin soylulaştırılarak demografik yapısının tamamen değişeceği gibi birçok olumsuz gelişmenin yaşanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bilim insanları bu kanalın önemli bir doğa katliamına neden olacağını söylerlerken, iktidarın bu gerçekleri görmezden gelip rantın peşine düşmesi karşısında İstanbulluların tepkilerini güçlü bir biçimde tepki göstereceği bekleniyor.
İstanbul yıkıma uğratılıyor
Kanal İstanbul Projesi İstanbul’un giderek yok edilen su havzalarını ve ormanlarını ortadan kaldıracak. Kanalın açılacağı belirtilen bölge su ve tarım havzası olması yanında ormanlarıyla bölgeye hayat vermektedir. Kanal açılması halinde yüzbinlerce yılda oluşmuş olan deniz ekosistemi de yerle bir edilecek. Bu yok oluş iktidarın gündeminde maalesef yok, olmasıda beklenemez. Onların varlık nedeni sermaye kesimlerinin ve kendi ceplerinin doldurulmasını gözetmekten ibaret. 3. Havalimanı ve çevre yolları ile 3. Köprü inşaatlarının 13 milyon ağacın katledilmesi üzerine inşa edilmiş olması ekolojik yıkımı ortaya koyarken, başlatılan inşaatlarla katliamın boyutu çok daha fazla büyüyecek.
İstanbul’un suyu yok ediliyor
Küçükçekmece Gölü ile Sazlıdere Gölü tamamen yok edilirken, Terkos Gölü’nün ise inşa edilmek istenen yeni yerleşim için belirlenen 500 bin kişinin su ihtiyacını dahi sağlaması mümkün görülmüyor. Istranca’lardan toplanıp İstanbul’a taşınan suyunda bu bölgeye bağlanacağı açıkça anlaşılıyor. Trakya’yı İstanbul’dan koparıp bir ada ortaya çıkarılmak istenirken, bu durum bölge açısından büyük bir felaket olacağı ve İstanbul’un susuzluğa mahkum edileceği öngörülebilen bir gerçek.
İsviçre genelinde düzenlenen ve yüzbinlerce kadının katıldığı ‘Eşit işe eşit ücret’ eylemlerinde kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve şiddete karşı mücadele vurgusu yapıldı
1991 yılında İsviçre’deki kadınların topluca iş bıraktığı tarihi grevin yıldönümünde, kadınlar bugün ülke genelinde bir kez daha alanlara çıkarak toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın haklarına dair taleplerini dile getirdi. İsviçre’nin dört bir yanında eylemler düzenlenirken, bu eylemler özellikle Cenevre, Zürih, Lozan ve Bern’de büyük kalabalıkların katılımıyla gerçekleşti.
Birçok kentte sabah saatlerinden itibaren kentlerdeki kamusal alanlarını işgal eden kadınlar, farklı etkinlikler gerçekleştirdi. Öğleden sonra tüm İsviçre’de kadınlar, erkek şiddetine karşı ülke genelinde bulundukları yerlerde hep bir ağızdan çığlık attı. Bu çığlıklarla birlikte sembolik olarak kadına yönelik şiddete ve ayrımcılığa karşı duyulan öfke ve isyan dile getirildi.
‘Eşit işe eşit ücret’
Akşam saatlerinde ise birçok kentte yürüyüşler ve mitingler gerçekleştirildi. Cenevre’de de akşam saatlerinde Plainpalais Meydanı’nda toplanmaya başlayan kadınlar yaptıkları konuşmalarda, kadın emeğinin yok sayılmasının kabul edilemez olduğunu belirtirken, toplumsal cinsiyet eşitliği adına eşit işe eşit ücret taleplerini gündeme getirdi.
Daha sonra kadınlar Cenevre kent merkezinde yürüyüş düzenledi. On binlerce kadının katıldığı yürüyüşte kadınlar sloganlar, şarkılar, pankartlar ve dövizler ile seslerini duyurdu. Pankartlarda “Kadının bedeni, kadının kararıdır”, “Eşit işe eşit ücret” ve “Şiddetsiz bir dünya için ses ver” gibi sloganlar yer aldı.
Toplumsal cinsiyet eşitliği talebi
Eylemlerde, kadına yönelik şiddetin yalnızca fiziksel olmadığı, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutları olduğuna dair konuşmalar yapıldı ve dövizler taşındı. Konuşma ve dövizlerde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının, toplumun her kesiminin sorumluluğu olduğu vurgulandı.
Tarihi yıldönümü vesilesiyle düzenlenen bu eylemler, İsviçre’nin kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında daha ileri adımlar atmasını sağlamak amacıyla önemli bir kilometre taşı olarak kabul ediliyor.
Zarok Ma, Ma Müzik, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Kadın Meclisi, Önce Çocuklar Derneği, çocuklar için Kırklar Dağı’nda ‘Uçurtmanı da al gel’ şenliği düzenledi
Zarok Ma, Ma Müzik, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Kadın Meclisi, Önce Çocuklar Derneği, Kırklar Dağı’nda çocuklar için “Uçurtmanı da al gel” şenliği düzenledi.Etkinliğe çok sayıda çocuk aileleri ile katıldı. Saat 18.00’da Kırklar Dağı’nda başlayan etkinlik çocukların coşku ve sevinci ile birlikte güneşin batışına kadar devam etti.
Yeşil Sol Parti Qers Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, devlet okullarına ‘manevi danışman’ adı altında din görevlilerinin atamasına yönelik soru önergesi verdi
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Qers Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında yapılan protokollerle devlet okullara “manevi danışmanlık” adı altında imam atanmasını Meclis gündemine taşıdı. Koçyiğit, konuyla ilgili Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle Meclis Başkanlığı’na soru önergesi verdi.
MEB Diyatet işbirliği
Bu proje ve uygulamalardan kaygı duyulduğunun belirtildiği önergede, “Son yıllarda, Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dini vakıf ve dernekler arasında çok sayıda iş birliği protokolü imzalandığı kamuoyuna yansımakta ve bu durum toplum nezdinde kaygı uyandırmaktadır. Evrensel Çocuk Hakları Sözleşmesinin 14’üncü maddesinden de anlaşılacağı üzere 18 yaşını doldurmamış olan çocuklara ailelerinin kendi inançlarını öğretme hakları bulunmaktadır. Devletin, ailenin ve tüm yetişkinlerin çocuklara karşı sorumluluğu çocukların hak ve özgürlükleriyle bir bütün olarak yaşamalarının koşulları ile din ve inanç konusunda düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanmasıdır” ifadeleri yer aldı.
Önergede bakanın yanıtlaması için şu sorulara yer verildi:
“*Okullarda görevlendirilen ‘manevi danışmanların’ pedagojik formasyonu var mıdır?
*Eğitimci perspektifinize göre ‘manevi danışmanlık’ uygulaması ile Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık mesleği etik ilkeleri ne ölçüde uyumludur?
* ‘Manevi danışman’ görevlendirilmelerinin bilimsel temelli eğitimi nasıl desteklemesi beklenmektedir?
*Kamu kurumunda, kamu hizmeti aracılığıyla çocuklarla yan yana getirilen manevi danışmanların eğitim ve öğretim süreçlerine nasıl bir etkisi olması planlanmakta ve bu hangi bilimsel ölçütlere dayandırılmaktadır?
*’Manevi danışmanların’ okullarda görevlendirilmelerinin çocukların ve toplumun din ve inanç özgürlüğünü nasıl etkileyeceği öngörülmektedir?
*Halihazırda ataması yapılan kaç ‘manevi danışman’ vardır? Kaç ‘manevi danışman’ atanması planlanmaktadır?
*MEB okullarında ciddi bir öğretmen eksiği ve karşılığında atanmayı bekleyen binlerce Eğitim Fakültesi mezunu öğretmen bulunmaktadır. MEB’in okullara öğretmen ataması planı var mıdır?
*MEB’e bağlı herhangi bir kurumun/alanın yaz döneminde kendilerine tahsis edilmesi talebi ile Bakanlığınıza başvuran Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) dışında herhangi bir kurum olmuş mudur? Kimlere olumlu yanıt verilmiştir?”
Paris’teki saldırıda katledilen Mîr Perwer’in cenazesine katıldıkları için gözaltına alınanlardan 9 kişi tutuklandı
Paris’te 23 Aralık 2022 Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırıda hayatını kaybeden sanatçı Mîr Perwer’in (Mehmet Şirin Aydın) cenaze törenine katıldıkları gerekçesiyle 12 Haziran’da Muş’ta birçok eve baskın düzenlendi. 22 kişi hakkında gözaltı kararı bulunmasına rağmen ev baskınlarında çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı.
Bugün savcılık ifadeleri ardından Mehmet Yıldırak, Ensar Yıldırak, İbrahim Tekin, Davut Aktaş, Selami Uslu, Cihan Erol, Habib Kaynar, Habib Kılıç, Eyüp Toktaş çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.
Riha’da kayıp olan 12 yaşındaki Abdülbaki Dakak, şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş halde bulundu
Riha’nın Serêkanîyê (Ceylanpınar) ilçesinde ikamet eden ve dünden beri kayıp olarak aranan Abdülbaki Dakak’ın (12) şüpheli şekilde yaşamını yitirdiği öğrenildi. Riha Merkez ilçesi Eyubîye’ye bağlı kırsal Beşat Mahallesi’nde bir medresede eğitim gördüğü iddia edilen Dakak, dün sabah medreseden ayrıldıktan sonra kendisinden haber alınmaması üzerine jandarmaya ihbarda bulunuldu. Kayıp olarak aranan Dadak, bugün medrese yakınında bir ahırda şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş durumda bulundu. Dakak’ın cansız bedeni, olay yeri inceleme ekiplerinin çalışması sonrası otopsi için Urfa Adli Tıp Kurumu (ATK) morguna kaldırıldı.
Şüpheli şekilde yaşamını yitiren Dadak’ın Serêkanîyê ilçesinde toprağa verileceği öğrenildi.
Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen ‘Demokratik Ortadoğu için – Barışa Giden Yol’ Çalıştayı’nın ikinci gününde Ortadoğu’da eğitimin temelleri tartışıldı
Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta dün başlayan “Demokratik Ortadoğu için – Barışa Giden Yol” Çalıştayı ikinci gününde de devam ediyor. Çalıştay, Lübnan Daimi Federal Kongresi tarafından Newroz Kültür Derneği, Doğu Çok Kültürlü Platformu, Demokratia Novus Orao Seclorum ve RESILIENT BEIRUT işbirliğiyle düzenleniyor. Çalıştayın ikinci gününde Ortadoğu’da eğitimin temelleri tartışıldı.
Çalıştayın üçüncü oturumuna Kuzey ve Doğu Suriye’den Kürt gazeteci Xazne Nebi başkanlık etti. Açılış konuşmasını yapan Afrika Kadın Birliği, Güvenlik ve Barış Komitesi Üyesi Selwe Qiqe Bin Afiye, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kadına bakışı, eşitlik ve özgürlük felsefesine değindi. Bin Afiye, “Öcalan, bölgenin gerçeklerine göre stratejik vizyonu olan ve önerileri pratik olan büyük bir teorisyendir” dedi.
Artık çağın gereklerine göre düzenleme yapmanın zamanı geldiğini söyleyen Bin Afiye “Geçmiş, sadece kendi ürünlerini kullanan moderniteye göre değil. Demokrasi ve cinsiyetler arası eşitliğin uygulanmasında neredeyiz? Çeşitlilik ve fikir özgürlüğünde neredeyiz? Bunları sorgulamalıyız” ifadelerini kullandı.
Akademisyen ve Reqa şehrinde bulunan Şerq Üniversitesi Eş Başkanı Dr. Hesen El İsa, Abdullah Öcalan’ın devletin milliyetçi renginin eleştirildiği ve ulus-devleti yaratan rahim olarak gördüğü “Demokratik Ulus” felsefesine dikkat çekti.
El İsa, “Aydın Önder Öcalan sistemi, kuruluşlarını ve asıl görevlerini incelemeye başladı. Onun görüşüne göre onların görevi örgütlenmektir ama onlar bu görevi yerine getirmediler, zalim ve yönetici oldular” diye konuştu.
Kadının toplumdaki öncü rolu
Kürt siyasetçi Mizgin Mugiriyan da kadının toplumdaki öncü rolünün yeniden kazanılmasının önemine değinerek, Rojhilatê Kurdistan ve İran’da kadınların önderlik ettiği devrimi örnek verdi. Dünyadaki değişimlere göre kadınların kendi kendine örgütlenmesinin önemine dikkat çeken Mugiriyan, kadınların azim ve sebatla her şeyi yapabileceklerini, kadın haklarının sağlanması ve başka kazanımlar elde etmek için kadın grup ve örgütlerinden yararlanabileceklerini belirtti.
Toplantının devamında konuşan Kongra Star Sözcüsü Rihan Loqo ise, insanlık tarihindeki ilk devrimin kadınların önderliğinde yapıldığını belirtti. Loqo, Abdullah Öcalan’ın 2008’de ortaya koyduğu Jineoloji bilimine de dikkat çekti. Çalıştayda “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı gündeme getirildi.
Aranın ardından “Demokratik Ortadoğu’ya Doğru” başlıklı dördüncü oturum başlayacak. Demokratik bir Ortadoğu için ortak strateji, Ortadoğu’da demokratik konfederasyonun uygulanması için ortak çalışma yöntemleri, bölgedeki göç krizini çözme yöntemleri ve özellikle Suriye yurttaşlarının göçü ele alınacak.
Tutuklu HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ hakkında ‘örgüt propagandası’ gerekçesiyle açılan davada verilen 1 yıl 15 günlük hapis cezası onandı
Tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın 2016 yılında Mersin’de düzenlenen HDP Olağanüstü İl Kongresi’nde yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek açılan “propaganda” davasında istenen 1 yıl 15 gün hapis cezası Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi tarafından onandı.
‘Sahiplenici ve övücü nitelikli’
Adana Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararda, söz konusu ifadelerin sahiplenici ve övücü nitelikte olduğu savunularak şunlar belirtildi: “Özellikle Güneydoğu illerinde terör örgütünün hendek kazarak yol kapatma, gerek sivil gerekse kamu görevlilerinin can ve mal varlığını tehlikeye sokacak şekilde patlayıcı düzeneklerle ve silahla saldırıda bulunma gibi faaliyetlerine son verilmesi amacıyla güvenlik kuvvetlerinin terörle mücadele kapsamında kararlılıkla yürüttüğü operasyonları protesto edici, maksadından farklı gösterici, çatışmalar sonucu öldürülen PKK/KCK terör örgütü mensuplarını sahiplenici ve övücü nitelikli” olduğu öne sürüldü.
Türkiye, Rusya, İran ve Suriye’nin Dışişleri Bakan Yardımcıları 21 Haziran’da Kazakistan’ın başkenti Astana’da bir araya gelecek
Rusya’nın liderliğinde Suriye-Türkiye ilişkilerini normalleşmesi için bir süredir devam eden görüşmelerin bir sonraki tarihi belli oldu.Rus resmi haber ajansı RIA, Türkiye, Rusya, İran ve Suriye’nin Dışişleri Bakan Yardımcıları’nın 21 Haziran’da Kazakistan’ın başkenti Astana’da bir araya geleceğini duyurdu.
Türkiye- Suriye ile ilişkilerin normalleşmesi adı altında yapılan bu görüşmelerde Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin tasfiyesi amaçlanırken, Suriye rejimi normalleşme sürecinin gelişmesi için Türkiye’nin işgal ettiği Suriye topraklarından çıkmasını ön koşul olarak öne sürüyor.
10 Mayıs’ta Moskova’da olmuştu
Dört ülkenin Dışişleri Bakanları en son 10 Mayıs’ta Moskova’da bir araya gelmişti. Toplantının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde Suriye-Türkiye ilişkilerini ilerletmek için bir yol haritası hazırlanacağını söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Orta Doğu ve Afrika Ülkeleri Özel Temsilcisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov da gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye ile Suriye ilişkilerinin “normalleşmesi” için Türkiye, Suriye, İran ve Rusya dışişleri bakan yardımcıları toplantısının 21 Haziran’da Astana’da yapılacağı, Rus heyetinin 20-21 Haziran’da Astana’ya gideceği bilgisini paylaştı.
Rusya Dış ilişkiler Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, “Yol haritası konusunda Rus projesi hazır. Görevimiz ortaklarımızla istişare etmek ve bu çalışmayı ilerletmektir. Astana’daki görüşmelerde ciddi ilerleme sağlayacağımızı umuyorum” ifadesini kullandı.