Ana Sayfa Blog Sayfa 31

FEDA’dan Pir Mehmet Yüksel İçin Başsağlığı: “Hakikat Yolunun Onurlu Eriydi”

Alevi inancının kadim yolunu, eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesiyle birlikte yaşayan Sinemilli Ocağı pirlerinden Pir Mehmet Yüksel, tedavi gördüğü İngiltere’nin Sheffield kentinde 26 Ocak 2026 tarihinde Hakk’a yürüdü. Pir Mehmet Yüksel’in Hakk’a yürümesi, Alevi halkı ve demokrasi güçleri açısından derin bir kayıp olarak değerlendirildi.

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), yayımladığı yazılı açıklamayla Pir Mehmet Yüksel’i “yalnızca bir inanç önderi değil, mazlumdan yana saf tutan bir hakikat savunucusu” olarak tanımladı. Açıklamada, Pir Mehmet Yüksel’in yaşamı boyunca devletçi inkâra, asimilasyona ve sömürü düzenine karşı onurlu bir duruş sergilediği, Aleviliği folklora indirgemeye çalışan anlayışlara karşı ise Aleviliğin bir direniş ve özgürlük öğretisi olduğunu savunduğu vurgulandı.

1966 yılında Elbistan’ın Kantarma köyünde dünyaya gelen Pir Mehmet Yüksel’in, bedel ödemiş bir mücadelenin içinden geldiği hatırlatılan açıklamada; gazetecilik eğitimi aldığı, Zülfikar Dergisi’nde, İMC TV ve TV10’da yürüttüğü çalışmalarla Alevi inancını, halkların eşitliğini, kadın özgürlüğünü ve toplumsal adaleti ekranlara taşıdığı ifade edildi. Ayrıca Britanya Alevi Federasyonu İnanç Kurulu’nda görev alarak, Aleviliğin diasporada örgütlü ve güçlü biçimde var olması için emek verdiği belirtildi.

FEDA, Pir Mehmet Yüksel’in naaşının doğduğu topraklar olan Elbistan Kantarma köyünde, annesi Hatice Yüksel’in yanında sır edileceğini duyurdu.

Açıklama, “Devrin daim olsun. Yolun açık olsun. Menzilin pak olsun. Sinemilli Ocağı yoldaşın olsun. Mekânın gönüller olsun.” sözleriyle son buldu.

Pir Mehmet Yüksel’e Niyaz KEMAL DEMİR

Biz Pir Mehmet Yüksel ile tanıştığımızda ben henüz 19 yaşındaydım. O gün başlayan yol arkadaşlığımız, zamanla yalnızca bir tanışıklığın ötesine geçti. Birlikte yürüdüğümüz yol, birlikte paylaştığımız sır, birlikte taşıdığımız hakikat oldu. Onun aktarımlarıyla, Sinemili Ocağı’nı tanıdım, öğrendim, özüme daha derinden bağlandım. Pir Mehmet, bilgiyi sadece anlatan değil; bilgiyi yaşayan, yaşatmaya çalışan bir yol ereniydi.

Mehmet Dede ile benim için en anlamlı anılardan biri, o zamanlar belki tam olarak kıymetini idrak edemesem de, büyük Pir Mehmet Yüksel’i İstanbul’da yaşadığı evinde kamera ile kayıt altına aldığımız çalışmaydı. Kendi yazdığı metinleri, Kızılbaş yol erkanında okunan deyişleri benim kameramdan kayıt altına almak, bugün dönüp baktığımda ne kadar büyük ve kıymetli bir hizmetin parçası olduğumuzu daha iyi anlamamı sağlıyor. O kayıtlar sadece görüntü değil; bir yolun, bir inancın, bir hafızanın geleceğe bırakılmış emanetidir.

Pir Mehmet Yüksel, mütevazılığıyla, duruşuyla, sözüyle ve özüyle örnek bir insandı. Onunla birlikte yürümek, üretmek, hizmet etmek insana güç verirdi. Hizmet için her yere gitmeye hazırdı; yoluna sadık, ikrarına bağlıydı. Attığı her adımda tek hesabı vardı: Hakk’a ve halka hizmet.

İngiltere’de talipleriyle yol yürürken, ne yazık ki Hakk’a yürüdü. Sinemili Ocağı için, yol için, talipleri için yapacağı daha çok hizmet varken aramızdan ayrıldı. Bu, hepimizin yüreğinde derin bir eksiklik olarak kaldı. Ama biliyoruz ki, hak için yapılan hiçbir hizmet kaybolmaz; hepsi Hakk katına yazılır.

Pir Mehmet Yüksel’e verdiği tüm emekler, tuttuğu tüm oruçlar, yürüdüğü tüm yollar için niyazım şudur:
Hizmetlerin Hakk katına yazıla.
Işıklar içinde uyu Pir’im.

Yol arkadaşın, taleben…

Bir Çınarın Gölgesinde: Pir Mehmet Yüksel Dede’ye Dair İSMAİL YILDIRIM

Bazı insanlar vardır; yaşadıkları yerlere yalnızca ayak basmazlar, orada hafıza bırakırlar.

Sözleriyle değil yalnızca, susuşlarıyla da öğretirler. Pir Mehmet Yüksel Dede, işte böyle insanlardandı.

Kantarma’yı Kantarma yapan şey taşları, evleri ya da coğrafyası değildir. Orayı asıl anlamlı kılan, kuşaktan kuşağa aktarılan inanç hafızasıdır.

Bu hafızanın açığa çıkmasında, korunmasında ve bugüne taşınmasında Pir Mehmet Yüksel Dede’nin katkısı büyüktür.

O, bilgiyi bir iktidar alanı olarak görmeyen,bilgiyi rızalıkla paylaşan bir yol eriydi.

Anlatırken öğretmezdi,öğretirken ezmezdi.

Sinemilli Ocağı’nın asaletini ve derinliğini taşıyan bir bilgeydi.

Bu ocak, yüzyıllardır sadece inancı değil, direnmeyi, hakikati, sorgulamayı ve insanı merkeze alan bir yolu temsil eder.

Pir Mehmet Yüksel Dede de bu yolun yaşayan hafızalarından biriydi. Sinemilli Ocağı, Alevi yolunun en güçlü damarlarından biridir.

Bu damar, suskunlukla değil sözle, itaatle değil rızayla, korkuyla değil hakikatle akar.

Pir Mehmet Yüksel Dede, bu damarın günümüzdeki temsilcilerinden, belki de son çınarlarından biriydi.

Kökleri derinde, dalları geleceğe uzanan bir çınar… Bizim yollarımız aynı dönemlerde kesişmedi belki, ama aynı mekânlardan, aynı mücadele hattından geçtik.

IMC TV’de farklı zamanlarda, aynı hakikat arayışının parçası olduk.

Sonra TV10…

Uzun yıllar emek verdiğim TV10’da birlikte çalıştık.

O kanalın yalnızca bir televizyon değil, bir inanç ve hafıza mekânı olmasında Pir Mehmet Yüksel Dede’nin katkıları inkâr edilemez.

Ekrana çıkan her söz, sadece bir yayın değil, aynı zamanda yolun kamusal alanda var olma çabasıydı.

O, bu çabanın arka planında duran ama yükünü taşıyanlardandı. Gösterişi sevmedi. Öne çıkmayı değil, yolun doğru temsil edilmesini önemsedi

Uzaklardaydı… Elimizi her zaman uzatamadık. Yanında daha çok oturamadık, sesini daha fazla dinleyemedik. Bu uzaklık, bugün içimde buruk bir hüzün olarak duruyor.

Kantarma benim için yalnızca bir köy değildir.

Orası, inancın sınandığı, sözün tartıldığı, hakikatin çıplak hâliyle ortaya konduğu bir mekândır. Ve bu bağ, benim için bir anıyla daha da derinleşir.

TV10’da çalıştığım yıllarda, henüz genç, toy ve öğrenmeye aç bir çocuk sayılabilecek bir yaştaydım.

Bir çekim vesilesiyle Kantarma Köyü’ne gitmiştik. Ramazan ayıydı. Masada yine o bildik tartışma vardı: Alevilik İslam’ın içinde mi, dışında mı?

Biz küçükler, meclisi yandaki masadan sessizce izliyorduk.

Derken Büyük Mehmet Yüksel Dede — Pir Mehmet Yüksel Dede’nin amcası —

90 yaşını çoktan geçmiş olmasına rağmen kalktı. Bütün ağırlığıyla… Ve masada içilen demi işaret etti. “Dünyada,” dedi, “bir milyardan fazla Müslüman şu an oruç tutuyor.” Sonra o demi göstererek ekledi: “Ve biz burada içiyoruz. Şimdi siz söyleyin… Biz İslam’ın içinde miyiz, dışında mı?”

O an, tartışma bitmişti. Söz, yerini hakikate bırakmıştı. Ne savunma kalmıştı,ne suçlama… Sadece yol vardı. İşte Kantarma buydu. İşte bu ocak buydu. İşte Pir Mehmet Yüksel Dede’nin temsil ettiği çizgi tam da buradaydı. O, bilgeydi. Ama bilgelik taslamadı. Mütevazıydı ama duruşundan hiç ödün vermedi.

Ses tonu hâlâ kulaklarımda. Yumuşak ama sarsıcı… Sakin ama derin… Gülümsemesi hâlâ gözümün önünde. Bu satırları yazarken bile, o sesi ve o tebessümü hatırlıyorum.

Pir Mehmet Yüksel Dede Hakk’a yürüdü.

Ama ardında bir boşluk değil, yol bıraktı. Hafıza bıraktı. Söz bıraktı. Duruş bıraktı.

Sinemilli Ocağı’nın, Kantarma’nın ve bu yolun başı sağ olsun.

Bize düşen, o çınarın gölgesini unutmamak ve o gölgeyi geleceğe taşımaktır.

Yola Yazılmış Bir Ömür, Mehmet Yüksel ŞÜKRÜ YILDIZ

Bazı insanlar vardır, yaşadıkları sürece iz bırakırlar, gittiklerinde ise o izi daha da derinleştirirler. Mehmet Yüksel de onlardan biriydi. Ardında yalnızca anılar değil, bir duruşu, bir ahlakı, bir emeği ve bir yolu bıraktı.

İstanbul’da, İMC adında bir televizyon kuruluyordu. Biz de zaman zaman oraya uğruyor, yürüttükleri çalışmaları izliyor, neler yapabileceğimiz üzerine sohbet ediyorduk. Günlerden bir gün, oradaki arkadaşlardan biri “Burada sizden biri var” dedi. “Bizden biri” sözü, bizim için yalnızca bir kimliği değil, bir yola, bir inanca, bir duruşa işaret ediyordu.

Haber dairesine girdiğimizde Eyüp bizi Mehmet Yüksel’le tanıştırdı. Her zaman sorduğum soruyu sordum. “Nerelisiniz?” “Elbistan’ın Kantarma köyü” dedi. “Kantarma mı? O piro…” dedim. Gazeteciliği bitirdiğini, belli bir iş deneyiminden sonra buradaki arkadaşlarla anlaşabilirse çalışmak istediğini anlattı. İşte tanışmamız böyle başladı. Ve o tanışıklık, yıllar boyunca sürecek bir arkadaşlığa dönüştü.

“Haberleşelim” dedik. E-postalarımızı, telefonlarımızı paylaştık. Özellikle Kantarma üzerine ne yapabileceğimizi konuştuk. Yeni bir dergi çıkarmayı düşünüyorduk. Kendisine destek vermesini istedim. Ona yazdığım her e-postaya “piro” diye başlıyordum. O ise her seferinde büyük bir tevazu ile, “Piro deme, ben buna layık biri değilim. Böyle bir görev yürütmüyorum,” derdi. Ben yine de ona “piro” demeye devam ettim. Çünkü o, duruşuyla zaten piroydu.

Bir süre sonra sohbetlerimiz, buluşmalarımız, görüşmelerimiz derinleşti. Zülfikar Dergisi’ni yeniden çıkarmak istiyorduk. Ancak ben Avrupa’daydım. Türkiye’de bu işi sahiplenecek, sahibi olacak, yazı işleri sorumluluğunu üstlenecek arkadaşlara ihtiyaç vardı. Pek çok kişiyle görüştük. Fakat dönem ağırdı, tutuklamaların, gözaltıların, baskının yoğun olduğu bir dönemdi. İnsanlar doğal olarak çekiniyordu.

Bu görüşmelerin bazılarına Mehmet Yüksel’le birlikte gittik. Hep aynı sorular soruluyordu, “Yapabilir misiniz? Üstlenebilir misiniz?” Ama yanıtlar hep olumsuzdu.

Bir gün Galatasaray’dan Taksim’e doğru yürürken, her zamanki yumuşak üslubuyla “Bir şey soracağım. Bunca kişiyle görüştük. Sen bana neden bu teklifi hiç yapmıyorsun?” dedi. Şaşırdım. “Piro, onca insan reddetti. Sana sormaya cesaret edemedim bile.” Kelimeleri döküldü dilimden.

Hiç tereddüt etmeden, “Ben bu sorumluluğu üstleniyorum,” dedi.

Zülfikar Dergisi, yıllar sonra yeniden yayın hayatına başladı. Mehmet Yüksel’in omuz verdiği, yük aldığı, sahip çıktığı bir yeniden doğuştu bu.

Zülfikar daha önce de iki kez Türkiye’de kapatılmış, Avrupa’da ise 2000 yılına kadar yayınlarını sürdürmüştü. Sonra bir ara dönem yaşanmıştı. Mehmet Yüksel’in sahibi ve Yazı İşleri Sorumluluğunu, benim Genel Yayın Yönetmenliğini üstlenmem ile birlikte dergi yeniden hayat buldu. Bu, yalnızca bir derginin dönüşü değildi. Aleviliğin, çoğrafyanın ve bizim bölgemizin, hafızamızın, kimliğimizin yeniden kendisiyle buluşmasıydı.

Mehmet Yüksel, TV10 sürecinde de yolumuza dahil oldu. Başlangıçtaki yokluk döneminde, küçücük bir odada sıkışmış yayınımızın parçası oldu. Bir dönem “Onsuz Olmaz” programını yürüttü. Muharrem aylarında programlar yaptı, özel yayınlar hazırladı. Bölgeye gittiğinde nitelikli, emek verilmiş programlara imza attı. Çok titizdi. Özenliydi. Düzenliydi. Beklentisi de bu yöndeydi, işlerin düzenli, özenli yürümesini isterdi.

TV10’dan önce de uzun bir yürüyüşümüz vardı. İstanbul’dan Sivas’a, Çorum’a, Diyarbakır’a, oradan Maraş’a, sonra tekrar Sivas üzerinden İstanbul’a uzanan bir yolculuk… O yolculukta da bizimleydi. Yayınlar yaptı, sunuculuk üstlendi, sorumluluk aldı. Yapılması gereken ne varsa yapıyordu.

Sivas’ta yaptığımız bir canlı yayını hiç unutmuyorum. Ortam gergindi. Ulusal ve uluslararası ajanslar özellikle de Kürt medyası yayınımızı kullanıyordu. Mehmet Yüksel Madımak Oteli önünden sunum yapıyordu. Polisin saldırısı oldu, gaz kullanıldı. İnsanlar nefes alamaz hale geldi. O, tüm zorluklara rağmen yayını sürdürmek istedi. Sunumu durdurmak zorunda kaldık. Ama ekiplerimiz alanı terk etmedi, yayın kesilmedi. Hamdi’nin deyimi ile gaz Diyarbakır’da kullanılanlara göre çok hafifti. Mitingi izleyen çoğu medya temsilcisi çil yavrsu gibi dağılırken biz, onların varlığı ile yayını sonuna kadar ayakta tutuk.

O, orada gazetecinin inancını ve cesaretini de temsil etmişti.

Mehmet Yüksel doğasını seviyordu, insanını seviyordu, köyünü seviyordu. O, köklü bir geleneğin evladıydı. Mehmet Mustafa Dede’nin oğluydu. Aynı zamanda Ali Yüksel’in kardeşiydi. Ali Yüksel, Kantarma’da Kürt siyasetine katılıp yaşamını yitiren ilk isimlerdendi.

Amcası Büyük Mehmet Yüksel, ona yol hizmeti için el vermişti. Onu kendi mirasçısı olarak görmüştü. Büyük Mehmet Yüksel’le tanışmamıza da vesile oldu. Onun sohbetlerinde bulunmak büyük bir onurdu.

“Geldiniz, geldiniz, bugünleride gördüm, çok şükür” diyen bilgeydi. Birçok deyişe, nefese kaynaklık etmişti. Arfi Sağ bir ziyaretmizde söylemişti, “ Bunların çok ekmeğini yedik” diye. Bizi Tacım Dede’nin, Mehmet Mustafa’nın Mehmet Yüksel’in, Abuzer Dede’nin,  İwo Geyik’in, İsmail Dede’nin, Aldede’nin …. hüremetine onure etmişti.

Geleni gideni çok olur Kantarma’nın. Sanatçısı, gazetecisi, araştırmacısı… Bizler gitmeden önceki dönemlere ait Büyük Mehmet Yüksel’le yapılan bir roportaj görmüştüm. Dede’ye sorulan yönlendirici soruya Dede “Biz Türküz” diye cevap vermişti.

Sordum “Dada te çima war got (Dede sen niye öyle dedin)”. “Em Tirk in? (Biz Türkmüyüz?)” Cevabı hep aklımda “Az la wara na bêjim, azi la wan ra dibêjim. Ji bo ku ser we tiştek neyê, azi la wan ra dibêjim. (Ben size mi diyorum, ben onlara öyle söylüyorum. Sizin başınıza bir şey gelmesin diye, onlara diyorum)” demişti. Bir daha demedi. Başımıza bir şey gelmesinden korkmasına artık gerek yoktu…

Küçük Mehmet Yüksel, Sinemilli ocağının geleneksel duruşuna layık bir hayata imza attı. Alevi toplumunun kültürel ve inançsal değerlerini temsil ederek yaşadı. Hizmet etmek istedi. Nerede görev verilirse, elinden geleni yapmaya çalıştı.

En son onunla birlikte İngiltere’de CanTv dayanışma etkinlikleri çerçevesindeki organizasyonlara katıldık. Ayrılırken gönlünden kopan bir lokmayı rızalık olarak vermişti. Yokluk ve zorluk içinde dayanışmayı eksik etmedi. Eğer bugün Alevi hareketi kendi sözünü biraz daha güçlü söyleyebiliyorsa, bunda Mehmet Yüksel gibi insanların büyük payı vardır. Kantarma’nın büyük emekleri vardır.

Hastalığı baş gösterdiğinde bir kaç kez görüştük. Gerçekliği kabullendiğimi sanmıyorum. O şimdi uzakta bir yerde deyişler söylemeye, muhabet etmeye devam ediyor.

Ama diyorlar ki, bugün aramızdan ayrıldı. Ana toprağına gidiyor. Annesinin, babasının, amcasının, kardeşlerinin yanına gidiyor.

Diyorlar, ayrılıklar acıdır. En acı tarafı da, bazen orada olamamaktır. Bir dostu yolcu edememektir.

Piro, menzile doğru yol almışsan,
Yolun açık olsun.
Menzilin pak olsun.
Sınemli Ocağı yoldaşın olsun.
Erenler, evliyalar yanında olsun.

Aşk olsun piro…
Aşk ile yürüdüğün yola,
Aşk ile kurduğun cümlelere aşk olsun  …

Dostça kal…

 

Sayın Cumhurbaşkanımıza Arzuhalimdir NECATİ ŞAHİN

Sayın Cumhurbaşkanım,
Sizlere;
hangi kelimelerin hakaret olduğu,
hangi kelimelerin hakaret olmadığına dair yazılı bir liste yayınlamanızı arz ediyorum.
Hangi kelimeler suçlu.
hangi kelimeler suçsuz,
bilelim…
Yazan, çizen, konuşan vatandaşların böyle bir listeye çok ihtiyacı var.
Emeklilik, asgari ücret, geçim, seçim…
Hikâye.
Asıl ihtiyacımız
böyle bir liste.
Gayet basit:
Şunlar Şunlar
hakarettir.
Suçtur.
Bunlar Bunlar
hakaret değildir.
Suç değildir.
Hani bizler de bilelim:
“Şunlar Şunları” yazmayız,
“Bunlar Bunları” yazarız.
Öyle net olsun ki;
Sayın Savcımız,
“Bunlar Bunlar derken aslında Şunlar Şunları kastediyorsun”
diyemeyecek netlikte bir liste lütfen.
Öyle net olsun ki;
Sayın Yargıcımız,
“Bunlar Bunlar ile aslında Şunlar Şunları niyet etmişsin”
diyemeyecek netlikte bir liste lütfen.
Bu arzuhali,
Sayın FATİH ALTAYLI’yı dinledikten sonra yazma gereği duydum.
Size hakaret ettiği suçlamasıyla yedi ay kadar cezaevinde kaldı. Tahliye oldu.
Sevindik, gerçekten.
Geçmiş olsun.
Fatih Altaylı gibi bir gazeteci bile, tahliye sonrası ilk yayınında,
“Sizlere hakaret suçu olur” kaygısıyla,
iki saat boyunca
“Cezaevi Salata Tarifleri” anlatmak zorunda kaldıysa;
aynı gün Gazeteci
SEDEF KABAŞ alındıysa
durum vahim.
Buna bir son verin.
Bir liste lütfen…
“Şunlar Şunları”
yazan, suç olduğunu bilir.
Valizini hazırlar.
Mapus damına…
“Bunlar Bunları”
yazan, suç olmadığını bilir.
Valizini hazırlar.
Bodrum tatiline…
Bir liste lütfen.
Doktor perhiz listesi gibi:
“Şunu yersen Şu olur.
Bunu yersen Bu olur.”
Saygıyla…
Necati Şahin

Yalda Abbasi, Meşhed’de gözaltına alındı! Alevi kimliğine yönelik baskılar sürüyor.

Kürt müzisyen Yalda Abbasi, 1 yıllık cezasının onaylanmasının ardından İran’ın Meşhed kentinde tutuklandı. Almanya’da yaşayan Abbasi, “Jin Jiyan Azadî” protestoları süresince gerçekleştirdiği sanatsal ve sivil faaliyetleri gerekçe gösterilerek gıyabında yargılandı ve savunma hakkı tanınmadan mahkûm edildi.

Hengaw İnsan Hakları Örgütü tarafından paylaşılan bilgilere göre, Yalda Abbasi, 23 Ocak 2026 tarihinde ailesini ziyaret etmek üzere Meşhed’deki evinde gözaltına alındı. Gözaltının ardından Vakilabad Cezaevi’ne sevk edilen sanatçının, yokluğunda verilen bir yıllık hapis cezasının infazına başlandığı bildirildi.

Yalda Abbasi’nin, Noel tatili nedeniyle eşi ve çocuğuyla birlikte Almanya’dan İran’a döndüğü ve bu ziyaret sırasında tutuklandığı belirtildi. Ailesi, Abbasi’nin yargılama sürecinden haberdar edilmediğini ve hukuki temsil hakkından yoksun bırakıldığını ifade ediyor.

İtalya’daki Giuseppe Verdi Konservatuvarı’ndan mezun olan Yalda Abbasi, Kürt ve Horasan müziğini klasik vokal eğitimiyle birleştiren özgün bir tarzla tanınmaktadır. Geleneksel dutar müziğini çağdaş formlarla buluşturan sanatçı, “Tareqeh” adlı belgeselde yer almasının ardından uluslararası alanda geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı.

İnsan hakları örgütleri, Yalda Abbasi’nin tutuklanmasını İran’da Kürt sanatçılara yönelik baskıların bir devamı olarak değerlendiriyor. Abbasi’nin durumu, sanatsal ifade özgürlüğü ve kadın sanatçıların hedef alınması konusundaki endişeleri bir kez daha gündeme taşıdı.

Kerbela’dan Kobani’ye zulme karşı FEDA ve DAKB’den birlik çağrısı!

FEDA ve DAKB, 26 Ocak Kobanî’nin kurtuluş yıldönümünde yaptıkları açıklamada, kente yönelik abluka ve saldırıların kadın özgürlük mücadelesini hedef aldığını belirtti. Açıklamada, “Susmak tarafsızlık değil, zulme ortaklıktır” ifadesiyle duruma dikkat çekildi. 26 Ocak 2015’in Kobanî’nin kurtuluş günü olduğuna vurgu yapılırken, bu tarihin yalnızca askeri bir zafer değil, kadın özgürlüğü ve onurlu direnişin bir simgesi olduğu ifade edildi.

Kobanî’nin şu anda Türk devleti ve DAİŞ artığı HTŞ çeteleri tarafından kuşatıldığına dikkat çekilen açıklamada, “İŞİD terörünü yenerek insanlığın onurunu kurtaran halk bugün yeniden abluka altındadır” denildi. Kentteki elektrik, su ve internet kesintileri, halkın açlık ve soğukla teslim alınmaya çalışıldığını gösteriyor. FEDA ve DAKB, bu ablukanın insanlık suçuna dönüştüğünü ve beş çocuğun soğuktan donarak hayatını kaybettiğini belirtti.

Açıklamada, Alevi inancı ve tarihi bağlamında yapılan bir göndermede, Kerbelâ çölünde Hüseyin ve yoldaşlarının susuz bırakıldığına atıfta bulunularak, Kobanî’nin de benzer bir muameleye maruz kaldığı ifade edildi. Bu durumun, kadın özgürlük mücadelesine ve halkların eşit yaşam iradesine yönelik bir saldırı olduğu vurgulandı.

Dünya devletleri, Birleşmiş Milletler ve uluslararası karar verici kurumların sessizliği eleştirilerek, “Hangi vicdana sığar bu?” sorusu yöneltildi. Kobanî halkının yalnız olmadığı, Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyanın dört bir yanında halkların bu mücadelede yan yana olduğu belirtildi. Aleviler olarak Kerbelâ’dan Kobanî’ye uzanan zulüm zincirinin bilincinde olunduğu ifade edildi.

Açıklama, “Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşmez. Kobanî’nin özgürlüğü insanlığın özgürlüğüdür. Bütün dünyanın haramilerine karşı yaşasın özgür Kobanî!” ifadeleriyle güçlü bir şekilde sonlandırıldı.

Alevi kurumları basın emekçileriyle bir araya geldi: Suriye’den çekilin!

Alevi örgütleri, basın mensuplarıyla bir araya gelerek Suriye’de yaşanan Alevi soykırımına dikkat çekti. Toplantıda, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırıların basında yeterince yer almadığına vurgu yapıldı. Kurum temsilcileri, “Suriye’den elinizi çekin, Aleviliği tarif etmeyi bırakın” çağrısında bulundu. İstanbul’da düzenlenen toplantıya Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı gibi önemli Alevi kuruluşlarının temsilcileri katıldı.

ABF Başkanı Mustafa Aslan, Alevilerin yaşadığı sorunların basında yeterince yer bulamadığını belirterek, Suriye’de Alevilere yönelik devam eden soykırımlara dikkat çekti. Aslan, HTŞ’nin tüm halklara düşmanlık güttüğünü ifade ederek, Alevilerin yaşadığı zulmü anlatmak için ilgili kurumlara başvurduklarını ancak geri dönüş alamadıklarını söyledi. Alevilerin yok sayılmasına karşı durulması gerektiğini vurguladı.

Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç da Alevi toplumunun ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Devletin cemevlerine resmi statü sağlaması gerektiğini vurgulayan Koç, IŞİD’in güneyde komşu haline geldiğini ve Alevilere yönelik nefret suçlarının artış gösterdiğini kaydetti. Son iki yıl içinde Alevilere yönelik 100’ü aşkın suç duyurusu olmasına rağmen, faillerin cezasız kaldığını ifade etti.

PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Suriye’deki Alevi soykırımının yanı sıra devletin Alevilere karşı mesafeli duruşunu eleştirdi. Erçe, Alevi kurumlarına gelen devlet temsilcilerinin dahi bu durumu kabullenmediğini belirterek, Alevilerin sesinin basında cılız çıktığını ifade etti. Alevi temsilcileri, basının bu süreçte daha duyarlı olması gerektiğini vurgulayarak, toplumun sesi olma çağrısında bulundu.

Eşitlik Sözüyle Geldiler, Katliam Peşindeler!

Abdal Musa Postnişini Hüseyin Eriş, Suriye’de Aleviler ve Kürtlerin sistematik saldırılara maruz kaldığını belirterek, bu durumun rejim değişikliği sonrası verilen eşitlik ve ortak anayasa sözlerinin boşa çıktığını vurguladı. Eriş, “Önce Dürziler, ardından Aleviler ve şimdi de Kürtler hedefte. Bu yönelim, tüm Kürt halkını kapsayacak şekilde genişliyor” dedi.

Son dönemde Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılarla başlayan çatışmalar, Alevi yerleşimlerinde de kaygıları artırdı. Eriş, bu saldırıların tesadüfi olmadığını ifade ederek, emperyalist güçlerin desteklediği grupların, Alevilere ve Kürtlere yöneldiğini belirtti. “Herkesin eşit olacağı söylendi, ancak iktidar, emperyalist güçlerden destek aldıkça gerçek yüzünü göstermeye başladı” diye ekledi.

Eriş, Suriye’deki mevcut durumun, emperyalist politikaların bir sonucu olduğunu dile getirerek, “Güçlü olanın haklı sayıldığı bir anlayış dayatılıyor. Kendisi gibi düşünmeyeni yok sayan, hatta katleden bir zihniyet bu” değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca, iktidara gelen kadroların geçmişlerine dikkat çekerek, “Dün kafa kesenler, bugün ülke yönetiyor” ifadelerini kullandı.

Alevilerin ve diğer inanç gruplarının yalnız bırakıldığını vurgulayan Eriş, mazlum halkların ortak mücadelesinin önemine işaret etti. “Birbirimizin haklarını savunmalıyız. Tarih boyunca bu tür dayanışmanın örnekleri var” dedi. Alevi Bektaşi öğretisinin evrensel değerlere sahip olduğunu belirten Eriş, adalet, rızalık ve sorgulamanın Aleviliğin merkezinde yer aldığını ifade etti.

Alevi camiası, Pir Mehmet Yüksel için taziye mesajlarını paylaşıyor

İngiltere’in Sheffield kentinde tedavi gördüğü hastenede  Hakk’a yürüyen Pir Yüksel Sheffield Alevi Kültür Merkezi’nde yürütülecek Hakk’a Uğurlama Erkanı’ndan sonra doğduğu Elbistan Kantarma köyünde annesi Hatice  Yüksel’in yanında sırlanacak.

5 Ocak 1966 yılında dünyaya gelen Pir Mehmet Yüksel gazetecilik mezunuydu. TV 10 , İMC gibi kanallarda çalıştı, Zülfikar dergisinin yazı işleri sorumluluğunu yaptı. BAF İnanç Kurul’nda da yer alan Mehmet Yüksel,bir süredir tedavi görüyordu.

Pir Mehmet Yüksel için taziye mesajları da yayınlandı.

Britanya Alevi Federasyonu tarafından yayınlanan mesajda şunlar belirtildi.

“Alevi yolunun kıymetli emekçilerinden, yol önderimiz Sinemilli Ocağı Pirlerinden Pir Mehmet Yüksel Dedemiz, Hak ile Hak oldu.

Canlara hizmeti, yol erkânına bağlılığı ve duruşuyla bulunduğumuz her yerde iz bırakan bir yol ereniydi.

Öğretisi yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.

Işığı daim olsun, onu çok özleyeceğiz.

Devri daim olsun.”

Üryan Hızır Ocağı’ndan Pir Veli Büyükşahin taziye mesajında şunları dile getirdi:

“Sinemilli Ocağı Pirlerinden, değerli dostum Mehmet Yüksel dede Hakk ile Hak oldu. İyi ki seni tanıdım. Yolumuza, Erkanımıza ve toplumsal mücadeleye verdiğin tüm emekler için Hakk senden razı olsun.Devrin daim olsun sevgili dost”

Can TV programcısı Elif Tabak Pir Mehmet Yüksel için kaleme aldığı taziye mesajında şunları belirtti:

“Saygıdeğer pirim Pir Mehmet Yüksel, aşk olsun sana pirim. Biz ne çok şanslıydık ki senin gibi ocakta pişmiş ve olgunlaşmış bir yol önderiyle yolumuz kesişti. Bu kesişen yolda bizler sizden çok şey öğrendik. Hastalığınız sürecinde bizlere öyle dersler verdiniz ki hiçbir üniversite kürsüsünde alınamayacak kadar kıymetli derslerdi.

Yokluğunuz, özellikle diasporada yaşayan Alevi toplumu için büyük bir kayıp olacak. Aynı zamanda Sultan Sinemilli Ocağı’nda yetişen ender bir yol erini kaybetmek, Kantarma özelinde yeri doldurulamayacak bir kayıptır. Siz bir yol önderisiniz.

Bizler sizi çok incittik Dedem, Hak sizi incitmesin.”

Gazeteci Şükrü Yıldız taziye mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Sevgili Mehmet Yüksel Dedem, İngiltere’de hakka yürüdüğünü derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum. Senle birlikte emek verdiğimiz değerleri ve TV10 ile taçlandırdığımız günlerdeki fedakarlıklarını unutmayacağız. Seni tanımaktan, seninle birlikte yol yürümekten büyük bir onur duyuyorum.

Sen ki; Alevi yolunun hakikatini, eşitliği, adaleti ve mazlumdan yana durmayı savundun. Zalime karşı sözünü esirgemeden, mazlumun yanında dimdik durarak, yolun onurunu taşıdın. İnancımıza, kültürümüze ve değerlerimize sahip çıkmayı bizlere miras bıraktın.

Sevgili Dedem, şimdi Hak ile Hak oldun. Devrin daim, ruhun şad, menzilin pak olsun. İkrar verdiğin erenler, pirler, evliyalar ve Sinemilli Ocağı yoldaşın olsun. Hoşçakal piro…“

Araştırmacı yazar Ali Köylüce ise  mütevazi, aydın bir ocak evladını zamansız kaybettiklerini belirterek şunları yazdı:

“Sinemilli Ocak Evlatlarından, Mehmet Yüksel dede ile TV10 ve Zülfikar Dergi/Gazetesinin türkiyede yayınından itibarem tanıṣmıṣtık.

Hem bölgemizin bir Ocak (Sinemilli) evladı olması, hemde sanatçı aydın kimliĝi ile basın yayın hizmetinden, yol erkan hizmetine kadar bir çok alanda Alevi Hak mücadelesine hizmet ve katkıda bulundu.

Ingilterede, yaṣarken , uzun süredir mücadele ettiĝi , Amansız bir hastalıkdan, Zamansız kaybetmekten dolayı üzgümüm.

Devri daim, mekanı gönüller olsun.

Ailesi sevenleri ve tüm Sinemilli Ocak evladı ve taliplerine baṣsaĝlıĝı ve sabırlar diliyorum.”

Sanatçı Ali Matur ise Pir Yüksel için şunları yazdı:

“O mütevazılığı,Engin kişiliği,Yola bağlılığı ve Yurtseverliği ile örnek bir Ocak evladı idi.gidişin çok erken oldu Can Piro Onurlu duruşun,mütevazılığın ve Nur Cemal’inle hep gönüllerimizde kalacaksın.Devrin asan tez gelişin ihsan ola Pirom.”

Şenay Malkoç Ana da pir Yüksel için , “Sinemilli Ocağının Evladı Mehmet Yüksel Dede

Devrin Daim olsun Mekânın Sırrı Hakikat olsun.Aşk ile” mesajını paylaştı.

Gazeteci Nilgün Mete , “Güle güle Mehmet Yüksel dede .Yakından tanımıştım. Güzel insandı. O kadar üzgünüm ki.“ diyerek üzüntülerini paylaştı.