Ana Sayfa Blog Sayfa 319

Suudi Arabistan’ın daveti üzerine Mikdad 3’üncü kez Riyad’ı ziyaret etti

Şam hükümetinin Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ı bir kez daha ziyaret etti

Suudi mevkidaşı Feysel bin Ferhan’ın daveti üzerine ülkeye giden Şam hükümetinim Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın ziyareti iki gün sürecek.

Arap Birliği ülkelerinin dışişleri bakanlarının Pasifik Adası’nda mevkidaşlarıyla bir araya gelecekleri belirtilen El-Vatan gazetesinin haberine göre, Mikdad’ın gerçekleştirilecek olan ikinci görüşmeye Şam yönetiminin temsilcisi olarak katılacak.

3 ay içerisinde Riyad’ı 3 kez ziyaret eden Mikdad, ilk ziyaretini 1 Nisan’da, ikinci ziyaretini ise Cidde zirve toplantısına yaptı.

Aynı haberin devamında Mikdad ve Bin Ferhan’ın her iki ülke arasındaki ortak konuları görüşecekleri kaydedildi.

DIŞ HABERLER

#Suudi #Arabistanın #daveti #üzerine #Mikdad #3üncü #kez #Riyadı #ziyaret #etti

Muhammed İslami: Yaptırımların kalkması için uranyumu zenginleştiriyoruz

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, ‘Yaptırımların kaldırılmasını sağlamak için yüksek saflıkta uranyum zenginleştirme işlemi yapıldı’ dedi

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, yaptırımların kaldırılmasını sağlamak için Batı ülkelerinin tepkisine yol açan yüksek düzeyde uranyum zenginleştirdiklerini ve ülkesinin nükleer programının askeri amaçlı olmadığını söyledi. İran’ın “İttilaat” gazetesine konuşan İslami, ülkesinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğini sürdürdüğünü belirtti.

Meclis’in 2020’de çıkardığı yasa uyarınca yüksek düzeyde uranyum zenginleştirmeye başladıklarına değinen İslami, “Yaptırımların kaldırılmasını sağlamak için yüksek saflıkta uranyum zenginleştirme işlemi yapıldı. Yasa koyucunun amacı, yaptırımları ortadan kaldırmak için stratejik bir eylemde bulunmaktı” dedi. İslami, “Yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştirilmesi Stratejik Eylem Yasası’nın bize yüklediği göreve dayanıyor ve biz de bunu uygulamakla yükümlüyüz. İran’ın nükleer adımlarının askeri amaçlı olduğunu iddia ediyorlar fakat bizim asıl amacımız Stratejik Eylem Yasası’nı uygulamak ve bu yasanın amacı karşı tarafları İran’a yönelik baskıcı ekonomik yaptırımları azaltmaya ikna etmek ya da zorlamaktır” dedi.

İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa ile Almanya arasında 2015’te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşma, Tahran’a yüzde 3,67 oranında uranyum zenginleştirme faaliyetini sürdürme izni veriyor. Buna karşılık ABD’nin 2018’de anlaşmadan tek taraflı çekilmesinden bir yıl sonra anlaşmadaki taahhütlerini durduran İran, nükleer bilim insanı Muhsin Fahrizade’ye yönelik suikast sonrasında Aralık 2020’de Meclis tarafından çıkarılan yasa kapsamında ilk olarak Natanz’da Nisan 2021’de yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştirdiğini duyurmuştu.

Tahran’ın uranyumu yüzde 20 ve yüzde 60 saflıkla zenginleştirmesi Batılı ülkelerde endişelere neden oluyor çünkü uranyumun yüzde 20 ve üzerinde zenginleştirilmesi nükleer bomba elde etmeye imkan sağlayacak yüzde 90 saflıkta parçalanabilir uranyuma ulaşmak için önemli bir aşama olarak kabul ediliyor.

DIŞ HABERLER

#Muhammed #İslami #Yaptırımların #kalkması #için #uranyumu #zenginleştiriyoruz

Yeşil Sol Parti ve HDP’den sonuç bildirgesi: Hedef orta sınıf siyaseti değil, toplumsal mücadele

Yeşil Sol Parti ve HDP 6-7 Haziran’da PM üyeleriyle yapılan toplantının sonuç bildirgesini açıkladı. Bildirgede yeniden bir inşa sürecinin derinlemesine işletildiği ve orta sınıf siyaseti değil daha toplumsal bir mücadele anlayışının hedeflendiği vurgulandı

Güçlü bir kampanya yürütmelerine rağmen seçimden istedikleri sonuçları alamayan ve sonrasın yeniden yapılan süreci başlatan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) bu amaçla başlattığı toplantı sürecini sürdürüyor.
Her iki parti 6-7 Haziran tarihlerinde Parti Meclisi (PM) üyeleri ile yaptıkları değerlendirme toplantısının sonuç bildirgesini açıkladı.

Yapıcı ve güçlü değerlendirme ihtiyacı

Seçim sonuçları doğrultusunda yeniden yapılan sürecinin ele alındığı belirtilen bildirgede, “Siyasal fikriyatımızın dönüştürücü gücünü daha fazla gösterebilmesi ve toplumsallaşması için yeni bir siyasal ve örgütsel anlayışı ve dili örgütlememiz zorunludur. Sahici bir eleştiri-özeleştiri süreci ve yeni döneme güç katabilecek yapıcı değerlendirmeler en önemli ihtiyaçtır” denildi.

Yeniden inşa ve yoldaşlık hukuku

Her iki partinin tüm örgütsel yapı ve çalışma alanlarında merkezi bir anlayıştan kopuşun esas alındığı ve birlikte örgütlenme ihtiyacının çıktığı belirtilen bildirgede, eleştiri ve özeleştiri temelinde yeniden inşa ve yoldaşlık hukukunun daha güçlü kurulmaya ihtiyacı olduğu vurgulandı.

Yapısal işleyişten radikal kopuş

Bildirgenin devamında ise, “Yeşil Sol Parti ve HDP Parti Meclisleri olarak; yapısal ve örgütsel sorunlarımızın kapsamlı bir şekilde değerlendirileceği bu süreçte özeleştirinin kendisinin pratikte verilmesi gerçekliğini ifade ediyoruz. Bu gerçeklikten yola çıkarak önümüze gelecek ödevlerimizi koyduk. Toplumsal katılımı güçlü kılacak mekanizmaları inşa edeceğiz. Mevcut sorunların yaşandığı yapısal işleyişten radikal bir kopuşun yollarını derinlemesine tartışmaya devam edeceğiz” denildi.

Bildirgenin önce çıkan başlıkları ise şu şekilde:”

Seçimler eşit ve adil olmayan bir zeminde gerçekleşmiştir. Ancak güçlü tarihsel deneyimimiz bize aynı zamanda seçim sonuçlarının örgütsel işleyiş ve siyaset yapma biçimimiz ile ilgili olduğunu da göstermektedir. Bu nedenle seçimlerdeki başarısızlığımız bizlerin öznel durumundan asla bağımsız değildir. Sadece HDP ekseninde değil; partiyi oluşturan tüm kurumsal yapıların siyasal, örgütsel ve politik yenilenmeyi sağlamak için bu dönemin muhasebesini yapması kaçınılmazdır. Sahici ve onarıcı bir eleştiri-özeleştiri sürecinden geçip siyasete taşıdığımız tüm güç ve iradelerle yeniden buluşmak, tazelenmek hepimiz açısından siyasal bir sorumluluk ve zorunluluktur. ‘İlkelerde katı, pratikte esnek’ olma şiarıyla tarihsel mücadelelerin toplamı olan HDP fikriyatında ısrar ederken, toplumsal bağları güçlendirecek yeni mekanizmaların inşasında yaratıcı ve esnek olacağız.

Orta sınıf yerine toplumsal bir siyaset

Seçim dönemi boyunca bir yandan halkın sahadaki reaksiyonlarının doğru okunmadığı diğer yandan özden ve esas kaynaklarımızdan uzaklaşıldığına dair eleştirilerin bir süredir devam ettiği görüldü. Bu eleştirilere karşı siyaset yapma biçimimizi nasıl değiştirebileceğimizi, hangi kurumsal mekanizmaları inşa etmemiz gerektiğini ve bunu yaparken nasıl bir örgütlenme modeline ihtiyacımız olduğunu değerlendirdik. Temsili ve orta sınıf siyaset biçimine sıkışmak yerine siyasetin toplumsallaşmasını merkeze alacağız. Önümüzdeki mücadele döneminde toplumsal dinamikleri açığa çıkarmaya daha fazla yoğunlaşacağız.

Kolekktif bir siyaset aklı işletilecek

Parti yapımızda kadın özgürlük mücadelesine yönelik engelleme ve ideolojik aşınmalara karşı sokaktan Meclis’e kadar her alanda eril anlayışa karşı örgütlenerek, kararlı bir biçimde mücadeleyi sürdüreceğiz. Siyaset yapma biçimimizi yeniden yapılandırma tartışmaları yürütürken, siyaseti siyasetsizleştirmenin adı olarak popülizmi de ele aldık. Siyasetin yeterli düzeyde üretilememesi ile popülizmin büyümesi arasındaki ilişkiyi ortaya koyduk. Popülist eksenli siyaset tarzının yıpratıcılığına karşı yeni dönemde kolektif ve toplumsallaşan siyaset aklını yine birlikte üretmenin yollarını inşa edeceğiz.

3’üncü yolu örmenin yolları bulunacak

Siyasetimizin ittifaklar ve bileşenler konusunda istenilen amaca ulaşamamış olması durumunu, derinlikli bir tartışmanın konusu olarak ele aldık ve almaya devam edeceğiz. Bu önemli tartışmayı siyasetimizin büyüme stratejisinde yeni yol ve yöntemler bulma gerekliliği merkezinde değerlendirdik. Büyüme ve genişleme siyasetinin salt siyasi partiler, örgütler ve bireylerle yapılacak dönemsel ittifaklarla mümkün olmadığı bilinciyle bu soruna çözüm üretmenin yollarını bulmanın önemi üzerinde durduk. Üçüncü Yol’u demokratik ittifaklar ve halkın katılımı ekseninde örmenin temsil siyasetine dair isabetli eleştirilere çözüm perspektifi sunacağı inancındayız.

Tecridi kırma mücadelesi büyütülecek

Önümüzdeki süreçte AKP-MHP bloku Kürt sorunundaki mevcut politikalarında ısrarcı olacaktır. Bizler de buna karşı ‘Barış ve Demokrasi Mücadelesini’ büyütmekte ısrar edeceğiz. Açıktır ki yeni dönemde devlet aklı ikili bir strateji devreye koyacaktır. Bir yandan mevcut genel politikalarında ısrar ederken, bir yandan da kimi oluşumlar üzerinden siyasal gücümüzü bölgede kırmak isteyecektir. Devlet aklı yaptığı bu siyasal-sosyolojik yatırımla, iktidarın açıkça ifade ettiği gibi Kürt halkını farklı yöntemlerle teslim alma siyasetini hedeflemektedir. Bu yönelime karşı yeni dönemde önemli politik sorumluluklarımızdan biri Sayın Öcalan’a uygulanan tecridi kırma mücadelesini sürdürmek olacaktır. Tüm tutsak yoldaşlarımızın özgürlüklerine kavuşması için mücadele etmeye, Kürt halkının ve tüm halkların mücadele tarihini sahiplenmeye ve bu tarihi güçlendirmeye yeni bir ideolojik-politik hattı da birlikte inşa ederek devam edeceğiz.

Toplumsal bir ittifak hedefi

Fikriyatımızı en güçlü şekilde hayata geçirecek ve bizi sistemin iki hegemonik fay hattının dışına taşıyacak ideolojik-politik duruş 3’ncü Yol’dur. Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tutumumuzdan dolayı aşınmaların meydana geldiği ortadadır. Üçüncü Yol siyasetinden uzaklaşma ve iki kutba da payanda olmama ilkesinden kısmi kopuşun yarattığı ideolojik aşınmaları birlikte onaracağız. Üçüncü Yol siyasetini toplumsallaştırmanın çaresini yine toplumsal çaba ile bulacağımıza olan inancımız tamdır. Üçüncü Yol stratejimizin önemli hedeflerinden biri demokratik ittifakları genişletmektir. Bugüne kadar ittifak siyasetimizin seçimle sınırlı tutulması bizler açısından bir özeleştiri konusudur. Buna karşılık, toplumun tüm dinamikleriyle ittifaklar kurmak partimizin temel hedefi olmaya devam edecektir.

İçe gömülme değil yeniden yapılanma

Bilinmelidir ki seçim başarısızlıkları, eksiklikleri ve hataları siyasal fikriyatımıza gölge düşüremez; bilakis fikriyatımızı daha güçlü şekilde ve özeleştiri ile sahiplenmemizi ve eylememizi zorunlu kılar. Yeni dönemde, ittifak siyasetimizin toplumsal zeminde devam etmesini birlikte inşa etmenin yollarını yine birlikte arayacağız. Bu buluşmaların, parti ve halk arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmamıza katkı sunacağına ve inşa sürecimizi güçlendireceğine inanıyoruz. İçe gömülme riskine karşı mücadeleyi büyüterek yeniden yapılanmayı esas alacağız!

Tek tek değil birlikte mücadele

Seçim sonuçları üzerinden sosyal medya mecraları başta olmak üzere HDP’ye karşı yürütülen ideolojik-politik eleştirilerin ve çoğunlukla da saldırıya varan bir dalganın geliştiğini de takip etmekteyiz. Partimize yönelik yapıcı ve ön açıcı eleştirilerin kıymetini teslim etmekle ve tartışma sürecimizde bu eleştirileri de sürece samimiyetle taşımayı siyasal sorumluluk olarak kabul etmekle birlikte, ideolojik-politik saldırı ve manipülasyon dalgasına karşı ortak bir tutum içerisinde olacağımızı da paylaşmak isteriz. Tek tek kişileri aşan mücadele tarihimiz ve birikimimiz, partimizin emektarı olan herkesi bir arada ve barışın, özgürlüğün, emeğin, kadın özgürlüğünün ve demokrasinin mücadele safında tutma gücüne sahiptir. Bu hakikatle; yürütülen algı operasyonlarının kaynağını ve adresini bildiğimizi ve bu yönlendirmelere karşı dimdik ayakta olduğumuzu, partimizin kişilerin değil kadınların, gençliğin, işçilerin, işsizlerin, ezilenlerin ezcümle tüm halkların partisi olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.

Birlikte başaracağız

Partimiz yeniden yapılanma sürecini güçlü şekilde sürdürürken, topluma dayatılan şiddet ve yoksulluğa karşı siyaset üretmeye, seçim sonrası bedelin ödetildiği halklarımızla bir arada olmaya, nerede bir haksızlık varsa karşısında durmaya, itiraz varsa omuz vermeye devam etmektedir. Önümüzdeki dönemde toplumsal mücadelenin öncülüğünü üstlenme sorumluluğunun bizlerde olduğu apaçıktır. Partimizin devrimci mahiyeti; en zor zamanlarda dahi mücadeleden değil hatalardan ve eksikliklerden vazgeçmeyi, eşsiz ve kusursuz adımların birlikteliği değil oluş ve akış halinde, çokluğuyla ve tüm farklılıklarıyla bir arada olmayı her an yeniden bize öğretmektedir. Bu devrimci öğreti ve deneyimler geçmişte olduğu gibi bugün de yolumuzu cesaretle, coşkuyla ve birlikte bulmamızı sağlayacak ortak pusulamız olmaya devam edecektir.”

ANKARA

#Yeşil #Sol #Parti #HDPden #sonuç #bildirgesi #Hedef #orta #sınıf #siyaseti #değil #toplumsal #mücadele

Süleymaniye’de katledilen Arasan için cenaze töreni düzenlendi

Süleymaniye’de uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren Hüseyin Arasan için bugün Süleymaniye’de bulunan Ahmedi Hacı Ali Camii’nde cenaze töreni düzenlendi. Cenazenin törenle Kandil’e gönderilmesi planlanıyor

DBP eski Parti Meclis (PM) Üyesi Kuzey Kürdistanlı siyasi göçmen Hüseyin Arasan, 9 Haziran 2013’te Mezopotamya İşçi Derneği’nin Süleymani’deki bürosu önünde silahlı saldırıda ağır yaralandı. DBP eski PM üyesi Hüseyin Arasan, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede 10 Haziran’da yaşamını yitirdi.

Hüseyin Arasan’ın naaşı bu sabah adli tıp morgundan alınarak Süleymaniye’deki Ahmedi Hacı Ali Camii’ne getirldi. Geçtiğimiz dakikalarda camide düzenlenen cenaze merasiminde konuşan Musa Çitfçi, güvenlik güçlerine sert eleştirilerde bulunarak şunları söyledi: “Hüseyin Arasan’a yönelik derneğimiz önünde saldırı düzenlendi ve ertesi gün yaşamını yitirdi. Onlarca arkadaşımıza yönelik saldırı düzenlendi. Her saldırının faili bellidir. Ancak bu saldırıların önüne geçilmesi için hiçbir tedbir alınmadı. Ferhat Bağışkondu, Mamoste Şemal, Şükrü Serhed, Nagihan Akarsel, Mehmet Zeki Çelebi, en son ise Duhok’ta Hüseyin Türeli’ye yönelik saldırı düzenlendi. Bizler artık yeter diyoruz. Bizler sayısız açıklama yaptık. Bizler buradaki basınlara kim olduğumuzu açıkladık. Bizler Kürt siyasetçileriz. Bizi başka bir yere bağlamamaları gerekiyor. Bizler siyasi mültecileriz.”

‘Kimse bize Kürt’lük dersi vermeye kalkmasın’

Çiftçi, “Kürdistan’ın bir kentinde böyle bir durum yaşanıyor; Kürtler katlediliyor ve kimse yakalanmıyor. Katiller katlediyor, kaçıp başkentkleri Hewlêr’e gidiyor. Süleymaniye’de onca kamera var. Ne işe yarıyor bu kameralar? Burada bir koyunun kanı aksa onlarca Kuzey Kürdistanlı yurttaşı gözaltına alıyorlar. 2 gündür bu kentin yöneticileri, bu ülkenin hükümeti hiçbir açıklama yapmıyor. Bu katiller yakalanana kadar kimse bize Kürtlük ve Kürdistan dersi vermeye kalkışmasın” dedi.

Hüseyin Arasan’ın naaşı Kandil’deki Mehmet Karasungur Şehitliğinde defnedilmek üzere yola çıkarıldı. Cenazeye onlarca araç ve yüzlerce yurttaş eşlik ediyor.

DIŞ HABERLER

#Süleymaniyede #katledilen #Arasan #için #cenaze #töreni #düzenlendi

Erzirom’da 4,6 büyüklüğünde deprem

Erzirom’da 4,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Erzirom’da 4,6 büyüklüğünde depremin meydana geldiğini duyurdu. 7.4 kilometre derinlikte yaşandığı belirlenen depremde herhangi bir can veya mal kaybının olup olmadığına dair henüz herhangi bir açıklama yapılmadı.

ERZİROM

#Erziromda #büyüklüğünde #deprem

Göç, cezaevi, sürgün: Arasan’ın ömrü direnişle geçti

Süleymaniye’de suikastla katledilen Hüseyin Arasan’ı anlatan kardeşleri, ağabeylerinin 16 yıl cezaevinde kaldığını ve mücadelesinden vazgeçmediğini belirtti. Suiakste tepki gösteren Arasan’ın kardeşleri ‘saldırılara Kürtlerin birliği ile karşı konulabileceğini’ vurguladı

Federe Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde 9 Haziran’da suikasta uğrayarak hayatını kaybeden Mezopotamya İşçiler Derneği üyesi Hüseyin Arasan için bugün Kandil’de cenaze töreni düzenlenecek. Törenin ardından cenazesi Kandil’de defnedilecek Arasan’ı anlatan kardeşleri, ‘hayatının mücadele ile geçtiğini’ ifade etti.

Mêrdin’den İzmir’e göç

Arasan’ın ailesi, ekonomik nedenlerden dolayı 1974 yılında Mêrdin’nin Stewr (Savur) ilçesine bağlı Dengiza kırsal mahallesinden İzmir’e göç etti.1978’de İzmir’de dünyaya gelen Arasan gençlik yıllarını İzmir’de geçirirken, kimi zaman pazarlarda kimi zaman da inşaat işlerinde çalışarak ailesine katkı sağladı. Diğer yandan siyasi parti çalışmalarında yer alırken, ağabeyi Hasan Arasan’ın 1992 yılında PKK’ye katılması sonrası ise siyasi parti çalışmalarında daha da aktif rol aldı.

Yaptığı çalışmalar gerekçe gösterilek 1999’da Aydın’da gözaltına alınarak tutuklanan Arasan, 2006 yılında Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikle serbest bırakıldı.

16 yıl cezaevinde kaldı

Çalışmalara devam eden Arasan, “KCK Ana Davası” kapsamında 2009 yılında Sêrt’te yeniden gözaltına alınarak tutuklanır ve 5 yıl cezaevinde kalır. Ardından yeniden serbest bırakılan Arasan tekrar tutuklanarak bu kez 4 buçuk yıl cezaevinde kalır. Çeşitli tarihlerde toplam 16 yıl cezaevinde kalan Arasan, 2019 yılında Yunanistan’a oradan da Federe Kurdistan Bölgesi’ne geçti. Burada Mezopotamya İşçiler Derneği üye olan Arasan, 9 Haziran’da uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti.

40 yılda birçok insan katledildi

Arasan’ı anlatan kardeşi Hatice Arasan, ağabeyinden son 2 yıldır haber alamadıklarını belirterek, “Ağabeyimin bu şekilde yaşamını yitirmesi çok kötü oldu. Son dönemde ağabeyimle birlikte 6 kişi suikast sonucu yaşamını yitirdi. Artık bunun önüne geçilmesi gerekiyor. Orada sistematik bir şekilde insanlar suikaste uğruyor. 40 yıldır birçok insan katledildi. Yerinden, yurdundan edildi. Artık bu ölümler olmasın” diye belirtti.

Sorumluların açığa çıkarılmasını isteyen Arasan, “Eğer burada insan katlediliyorsa her yere saldırı gerçekleşir. Ne olursa olsun orada canice bir katledildi, arkasından vuruldu” dedi.

Taziye Buca’da kurulacak

Arasan’ın diğer kardeşi Mahsun Arasan ise, bölgede yaşanan suikastlara tepki göstererek, bunlara karşı birlik olunması gerektiğinin altını çizdi. Ağabeyinin ölümünün son olmasını ve başka ailelerinin canının yanmaması temennisinde bulunan Arasan, ölümlerin durdurulması çağrısında bulundu. Arasan, vasiyeti üzerine Süleymaniye’de toprağa verilecek. Ayrıca aile, Buca ilçesindeki evlerinde taziyeleri kabul edecek.

Haber: Delal Akyüz / MA

#Göç #cezaevi #sürgün #Arasanın #ömrü #direnişle #geçti

Sanatçı Dildar Didêrî’ye şiddet ve ölüm tehdidi

Bismil’de polis olduğu belirtilen kişiler tarafından alıkonulan ve boş bir araziye götürülen sanatçı Dildar Didêrî, şiddete maruz kalarak, ölümle tehdit edildi

Sanatçı Dildar Didêrî (Ali Çetinkaya), Amed’in Bismil ilçesinde polisler tarafından gözaltına alındı ve daha sonra ölümle tehdit edildi. İnsan Hakları Derneği (İHD) Êlih Şubesi’ne başvuruda bulunan Çetinkaya, yaşadıklarını Mezopotamya Ajansı’ndan Fethi Balaman’a anlattı.

Alıkoyma ve ölüm tehdidi

Bismil’de akraba ziyareti sonrası Êlih’e gitmek için otogara doğru yola çıktığını ve polisler tarafından önü kesildiğini aktaran Didêrî, “İlçe garajına geçtiğimde önümü kesen 3 kişi polis kimliğini göstererek, arabaya bindirdi. Bu 3 kişi beni emniyete götürmediler. Başka bir arabada bulunan 3 kişiye teslim ettiler. Arabada plaka yoktu. Götürüldüğüm yer Kerxê (Üç Tepe) mevkiinde bir yerdi. Boş bir araziydi, etrafta kimse yoktu” dedi.

4 saat alıkonulduğunu ifade eden Didêrî, “Boş arazide bana soru sordular, cevap vermeyince yarım saat boyunca fiziki ve sözlü şiddette bulundular. Yere yatırıp boğazımdan sıktılar. Telefon ile konuştuğumda gözaltına alınmıştım. Bundan kaynaklı telefonum şifresiz bir şekilde ellerindeydi. Telefonumdaki numaraları ve isimleri sordular. Cevap vermeyince sinirlendiler. ‘Sen niye Diyarbakır’a geliyorsun, Bu çölde seni rahatlıkla öldürebiliriz. Kimse senin buraya geldiğini bilmez dahi, bize yardımcı ol bizde sana yardımcı olalım’ dediler. ‘Biz devletiz bizi niye küçük görüyorsun’ deyip şiddet uyguluyorlardı” diye konuştu.

4 saatin ardından yol kenarına bırakıldığını ifade eden Didêrî, daha sonra İHD’ye başvurduğunu aktardı. Kendisine dönük saldırının Kürt kültür ve sanatına dönük saldırı olduğunu söyleyen Didêrî, “Kürt dili, kültürü üzerinde çalışma yürütüyoruz. Buna tahammül edemedikleri için bu şekilde saldırıyorlar” dedi.

ÊLIH

 

#Sanatçı #Dildar #Didêrîye #şiddet #ölüm #tehdidi

24 yıllık işkence: Mutlak tecrit

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan mutlak tecrit hali 24’üncü yılında devam ederken, Abdullah Öcalan ile görüşmek için yapılan1956 başvurudan 1056’sı reddedildi. 736 aile görüşme başvurusundan ise 575’i reddedildi

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası komplo sonucu 15 Şubat 1999 yılında Türkiye’ye teslim edilmesi ile Türkiye cezaevlerinde tecrit uygulaması sistematik bir hale getirildi. Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmeden önce İmralı Cezaevinde bulunan tutuklular başka cezaevlerine gönderilmeye başlandı ve sonrasında cezaevi kendi içerisinde farklı bir yapılanmaya gitti. Cezaevi Öcalan için yeniden düzenlendi ve tek kişinin kalabileceği bir hale getirildi. Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu adıyla yayınlanan 5. Savunmalarında, İmralı Cezaevine ilişkin şu detayları veriyordu: “İmralı tarihte devletin üst yetkililerine verilen cezaların infaz edildiği bir ada olmakla ünlüdür. İklimi hem çok nemli, hem çok serttir. Fiziki olarak insanın bünyesini çökertmeye yatkındır. Kapalı oda tecridi de buna eklenince, bünye üzerinde yıpratıcı etkisi daha da artar. Uzun süre Özel Kuvvetler Komutanlığının denetiminde tutuldum. Birer kitap, gazete, dergi ve tek kanallı bir radyo dışında iletişim imkanım yoktu. Birkaç ayda bir yarım saatlik kardeş ziyaretleri ve hava muhalefeti gerekçesiyle sıksa kesilse de avukat görüşmeleri iletişim evrenimi teşkil ediyordu.”

Cam fanus ile başlayan tecrit

Öcalan’a uygulanan tecrit ilk olarak cam bir fanus içerisinde mahkeme salonuna getirilmesi ile başladı. ‘Can güvenliği’ gerekçesiyle yapıldığı söylenen cam fanus uygulanması, sonraki yıllarda Öcalan’a uygulanacak tecridin ilk adımları oldu. Cam fanus uygulamasıyla başlayan tecridin bir adım sonrası ise, İmralı Cezaevi’nde, hepsi özel eğitimli 1000 kişinin gözetiminde tek başına bırakılma süreci oldu. 2009 yılına kadar tek başına bırakılan Öcalan, bu süreçte avukatları ve ailesi ile görüştürüldü ancak hiçbir şekilde yanına başka bir tutsak getirilmedi.

İlk engel aileye

Abdullah Öcalan’a uygulanan yasaklardan ilki aile görüşünde yaşandı. Avukatları ile görüşmeleri devam ederken, ailesi ile görüşmesi ‘koster bozuk’ bahanesiyle engellendi. İlk engellemeden hemen sonra avukatların yaptıkları girişimler sonrası ise, ‘koster bozuk’ bahanesi yerini ‘hava muhalefeti’ gerekçesine bıraktı.

CPT’nin ilk ziyareti

CPT Abdullah Öcalan’ın tutsak edilmesinden bir ay sonra cezaevine bir ziyarette bulundu. Bu ziyarete Öcalan’ın kaldığı yerin sağlık açısından olumsuz bir yer olduğunu söyleyen CPT raporunda özetle şöyle yazıyordu: “Issız bir yerde, yüksek güvenlik uygulaması altında tek başına tutulması Sayın Öcalan’ın ussal sağlığı üzerindeki potansiyel olumsuz etkilerini yok edecek ek önlemler alınması gerekir. Bu önlemler, diğerlerinin yanı sıra, dış dünyayla temas olasılığı ve uygulanan rejimin kesin doğasının aşama aşama daha az kısıtlayıcı olması gerekir. Özellikle yüksek güvenlik riski taşıyan mahkumların, özel birimlerinin sınırları içinde, ağır gözetim durumlarının bir telafisi olarak daha gevşek bir uygulamaya sahip olması gerekir.”

2002: İlk mutlak tecrit ve hücre cezası

Abdullah Öcalan’a yönelik mutlak tecrit uygulamasının ilk adımı ise ilk olarak 2002 yılında gerçekleşti. 2002 yılının son aylarından itibaren Öcalan, ‘koster bozuk’ ‘hava muhalefeti var’ veya ‘disiplin cezası aldı’ gibi bahaneler ile hem avukatları hem de ailesiyle görüştürülmedi. Kürt halkının tepkisi sonucu Öcalan ile görüşmeler tekrar başladı. 2007 yılında ise Öcalan’ın avukatlarından Ömer Güney yaptığı bir açıklamada, son bir buçuk yıl içerisinde toplamda 80 gün hücre cezası verildiğini açıkladı. Verilen hücre cezaların ise ne zaman başladığı ya da ne zaman bittiği hiçbir zaman avukatlarına tam olarak söylenmedi.

2007: Öcalan zehirlenmek istendi

2009 yılına kadar hücre cezaları, koster bozuk gibi bahanelerle sık sık tamamen izole bir hale getirilmek istenen ve tecrit uygulanan Abdullah Öcalan’ın yanına, CPT’nin raporları, halkın Öcalan’ı sahiplenmesi ve Avrupa ülkelerinin baskısı sonrası beş tutsak daha getirildi. Getirilen tutsaklar ile Öcalan’ın belli saatler içerisinde görüştürülmesine karar verildi. 2007 yılında Türk devleti her ne kadar inkar etse de, Öcalan’a yönelik bir zehirleme girişiminde bulundu. Zehirleme girişiminin kamuoyunda duyulması sonrası özellikle Kürt halkı büyük halk eylemsellikleriyle bu girişimi protesto etti. Eylemlerin etkisi ile Türk devlet yetkilileri, zehirleme girişiminin olmadığını belirterek, CPT’nin İmralı’ya ziyaretine izin vermek zorunda kaldı.

CPT ve raporları 

CPT’nin belli aralıklarla İmralı adasına giderek incelemelerde bulunurken bir çoğu kez İmralı’ya ilişkin raporlarını açıkladı. Eylül 2001’de CPT, aralarında İmralı cezaevinin de bulunduğu çok sayıda cezaevi, ıslahevi ve karakola yaptığı ziyareti kapsayan raporu, Nisan 2002’de dönemin Türk hükümetinin izniyle kamuoyuna açıkladı. Raporda Abdullah Öcalan’ın “ebediyen olağanüstü tecrit içinde tutulamayacağını” belirten CPT, Türk hükümetinden bu koşulları değiştirmesini ve diğer tutuklularla bir arada bulunabileceği bir ortamın yaratılmasını talep etti.

16-17 Şubat 2003 tarihleri arasında İmralı’yı ziyaret eden ve raporunu 2004’de açıklayan CPT, raporunda Öcalan’ın avukatları ve ailesi ile yapılan görüşmelerin basit gerekçelerle engellenmesi noktasında tavsiyelere yer verdi. 3 aydan fazla ziyaret hakkının fiili olarak askıya alınmasının bir tutuklu için ciddi ve bunun kabul edilemez bir durum olduğu bildirilen raporda Öcalan’ın akrabaları ve avukatlarını İmralı adasına ulaştırmalarında kullanılması için veya eğer o bot hazır değilse sahil muhafaza aracının kullanılması temelinde değiştirilmesi istendi.

Zehirlenme sonrası ziyaret 

CPT’nin 2007 yılındaki dördüncü ziyareti ise devletinin Öcalan’a yönelik zehirleme girişimleri sonrasına denk geldi. 1 Mart 2007’de Roma’da basın toplantısı düzenleyen avukatlar; Abdullah Öcalan’dan aldıkları saç örneğini laboratuvar ortamında araştırdıklarını, bunun sonucunda Öcalan’ın vücudunda yüksek dozajda kimyasal maddeler; stonsiyum ve kronim bulunduğunu, bunun da düzenli ve sistematik olarak zehirlenme anlamına geldiğini açıkladı.CPT yönetimi İmralı’ya bir heyet gönderme kararı aldı. CPT Yürütücü Sekreter Vekili Fabrice Kellens ve Cenevre Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Müdürü ve bir uzman olan psikiyatrist Timothy Harding’den oluşan heyet 19-22 Mayıs 2007 tarihleri arasında İmralı’yı ziyaret etti. Bu ziyaretten bir yıl sonra açıklanan raporda CPT heyeti, Öcalan’ın dış dünya ile irtibatı ve tıbbi bakımı ile ilgili bir dizi tavsiyelerde bulundu.

1956 başvurudan 1056’sı reddedildi

İmralı’ya yeni tutsakların getirilmesi ve belli zaman aralıklarında birlikte zaman geçirmesine izin verilmesi sonrasında dahi avukat ve aile görüşlerine çoğu zaman izin verilmiyordu. İlk dönemler ‘koster bozuk’ ya da ‘hava muhalefeti’ diye verilmeyen izinler artık disiplin cezaları ya da hücre cezaları gerekçe gösterilerek verilmemeye başlandı. Görüşmelerin olduğu zamanlar ise, Öcalan’a yönelik sağlık hakkından yararlanmasını zorlaştırma ya da istediği yayınları vermeme gibi şeklinde tecrit uygulamasına devam edildi. 2011 yılına kadar 703 avukat görüşü başvurusundan sadece 366 tanesine izin verildi. Geri kalan 337 başvuru ise gerekçeler sunularak reddedildi.

Öcalan’a yönelik avukat görüşlerinde kısmi şekilde uygulanan görüş yasakları 2011 sonrası daha da artarak devam etti. Bu süreçte yapılan 1253 görüşme talebine, 324 kez gemi bozuk denilerek, 45 kez hava muhalefeti iddiası ile, 54 defa gemi onarımda, 11 kez resmi tatil denilerek, 22 kez gemi arızası var gerekçesiyle, 719 kez ise hiçbir cevap verilmeden izin verilmedi.

Yıl yıl görüşmeler ve yasak gerekçeleri ise şöyle:

2012 yılında 104 başvuru yapıldı, 73 başvuru gemi bozuk, 14 başvuru hava muhalefeti, 16 başvuru gemi onarımda, 1 başvuru ise resmi tatil gerekçe gösterilerek yasaklandı.

* 2013 yılında 102 başvuru yapıldı, 82 başvuru gemi bozuk, 9 başvuru gemi onarımda, 4 başvuru ise resmi tatil denilerek yasaklandı.

* 2014 yılında 104 başvuru yapıldı, 86 başvuru gemi bozuk, 9 başvuru gemi onarımda, 6 başvuru ise resmi tatil gerekçesiyle yasaklandı.

2015 yılında 100 başvuru yapıldı, 24 başvuru hava muhalefeti, 20 başvuru gemi arızası, 37 başvuru gemi bozuk, 20 başvuru gemi onarımda diye yasaklandı.

* 2016 yılında 126 başvuru yapıldı, bunların 66 tanesi 15 Temmuz ve 28 Aralık 2016 tarihlerinde yapıldı. 2 başvuruya “Koşullar oluştuğunda izin verilecek” denilerek, 1 başvuru “savcılık talebi cezaevine göndermedi” denilerek, 64 başvuru mahkeme kararı ile, 46 başvuru gemi bozuk denilerek, 7 başvuru hava muhalefeti denilerek, 2 başvuru gemi arızası denilerek yasaklandı. 2 başvuruya ise hiçbir cevap verilmedi.

* 2017 yılından sonra ise yapılan hiçbir başvuruya olumlu ya da olumsuz bir cevap verilmedi. 2017 yılından 2023 Haziran ayına kadar 717 başvuru yapıldı. Aile görüşmelerinde ise, görüşmeler 2014 yılından sonra aile görüşmelerine de yasaklar getirilmeye başlandı. Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının verilerine göre 2014 yılına kadar 277 aile görüş talebinden sadece 152 tanesine izin verildi, 125 tane görüşme talebine ise izin verilmedi.

736 aile görüşme başvurusundan 575 başvuru reddedildi

Aile görüşleri ise 1999 ile 2014 yılı arasında ise 277 görüşme başvurusundan 119 görüşmeye ret verildi. 2014 yılında sonra yapılan aile görüş başvurularında ise 3 görüşme izni ve 1 telefon izni dışında hiçbir şekilde izin verilmedi. Bu süreçte yapılan 459 başvurunun sadece 3 tanesine izin verildi. İzin verilmeyen başvurulara ise çoğunlukla mahkeme kararı gerekçe gösterildi.

2014 yılında sonra yapılan aile görüş başvuruları ise yıl yıl şöyle:

2015 yılında 47 başvuru yapıldı gemi bozuk gerekçesi gösterilerek izin verilmedi.

* 2016 yılında 77 başvuru yapıldı, 1 görüşme gerçekleştirildi, 76 kez ise gemi bozuk, hava muhalefeti gibi gerekçeler gösterildi.

* 2017 yılında 46 başvuru yapıldı, mahkeme kararı gerekçesi ile görüşe izin verilmedi.

* 2018 yılında 45 başvuru yapıldı, mahkeme kararı gerekçe gösterilerek izin verilmedi.

2019 yılında 51 başvuru yapıldı 2 defa görüşe izin verildi, 49 başvuruya mahkeme kararıyla izin verilmedi.

2020 yılında 57 başvuru yapıldı, izin verilmedi, bir kez telefon görüşmesi izni verildi.

2021 yılında 55 başvuru yapıldı, olumlu ya da olumsuz bir dönüş yapılmadı.

2022 yılında 51 başvuru yapıldı, olumlu ya da olumsuz bir dönüş yapılmadı

2023 Haziran ayına kadar 30 başvuru yapıldı, başvurulara hiçbir dönüş yapılmadı.

 BM: İletişimsizlik haline son verin

CPT raporları açıklamayı, devletinin iznine bırakarak, açık bir biçimde İmralı’da Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit uygulamasını da kabul etmiş oldu ve devletinin uygulamalarına açıktan onay verdi. Öcalan’a 2023 Nisan ayında 6 aylık süreyle avukat görüş yasağı ve 3 aylık süreyle verilen aile görüş yasağı ile tecrit hali derinleştirildi. BM İnsan Hakları Komitesi’nin tecrit uygulamasına ilişkin iletişimsizlik haline son verilmesi yönündeki 6 Eylül 2022 ve 23 Ocak 2023 tarihli kararlarına Türkiye tarafından hala cevap verilmedi.

Kaynak: ANF

#yıllık #işkence #Mutlak #tecrit

İran’daki gazeteciler için ‘seferberlik’ çağrısı

İran’da gazetecilere yönelik baskıların arttığına dikkat çeken Neda Kerempour, rejimin zulmüne karşı uluslararası kurumlara ‘seferberlik’ çağrısı yaparak, ‘İran’da gazetecilik tehlikeli alan haline getirildi’ dedi

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) verilerine göre; İran’da en az 12 gazeteci tutuklu bulunuyor. Gazeteciler için tehlikeli ülkeler listesinde bulunan İran, Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından baskılarını arttırdı. Rejim güçleri tarafından Jîna Emînî’nin katledilmesi haberini duyuran Nilüfer Hamedi ve Elaha Mohammadi ile gazeteciler İman Bahbsand, Weda Rabbani, Farzana Yahya Abadi, Farkhunda Ashouri, Hashem Moazinzadeh, Maral Dar Afrin, Amir Maskani, Siamand Mohtadi, Gina Mudarres Karaji ve Kamiar Fakour cezaevinde tutuluyor.

Güvenlik gerekçesiyle ismini Neda Kerempour olarak ifade eden İranlı araştırma görevlisi, Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından başlayan eylemlerden sonra gazetecilere yönelik artan baskıları Mezopotamya Ajansı’ndan Berivan Kutlu’ya anlattı.

‘Gazetecilik alanı tehlikeli hale getirilmiş’

İran rejiminin son 10 yılda farklı denetim mekanizmaları uygulamaya başladığını söyleyen Kerempour, “Hükümetin gözetim stratejilerinde endişe verici bir değişiklik var. Temelde birkaç siyasi eğilimin kendi dergilerini yayınlama ayrıcalığına sahip ve çoğunluğun herhangi bir resmi dergiye sahip olmasına izin verilmiyor. Dolayısıyla dergi sahibi olma hakkı, İslam Cumhuriyeti’nin iki fraksiyonuyla, yani reformcular ve muhafazakarlarla sınırlı. Gazetecilik alanı tehlikeli hale getirilmiş olsa da tüm sansür, engelleri aşarak yolunu bulabileceğin bir alan. Ancak bugün gazeteciler yeni sansür ve gözetleme teknolojileriyle karşı karşıya. Basın kuruluşlarının yargı dairelerinden şu veya bu kritik konularda yazmamaları konusunda ‘uyarı alması’, yeni bir rutin haline geldi. Bu engelleme stratejisi, İran gazeteciliğini nispeten kısır hale getirdi, çünkü tartışmalı konular hakkında konuşmanıza bile izin verilmiyor. Ayrıca son yıllarda rejim yanlısı olmayan gazetecilere yönelik ağır zulüm ve tutuklamalarla karşılaşıyoruz. Yabancı devletlerle temas halinde olmakla suçlanan Elaha Mohammadi ve Nilofar Hamedi’nin 9 aylık ‘geçici’ tutukluluğu, bu yeni prosedürün doruk noktası oldu” dedi.

‘İstihbarat servisleriyle kolektif bilinci yok etmek istiyorlar’

Rejimin sansür uygulamalarından sadece gazetecilerin etkilenmediğini belirten Kerempour, “Diğer bir yeni baskılama stratejisi, hükümetin siyasetini meşrulaştırmak için siber yönetme teknolojisidir. Bu bağlamda İran istihbarat servisleri sosyal medyaya insani ve ekonomik olarak büyük yatırımlar yaptı. Sanal medyada halkın isteklerini gündeme getirerek, uygulamalarına karşı çıkan gazeteci ve aktivistlerin baskı altına alınmasına zemin hazırlıyorlar. İstihbarat servisleri bununla İran vatandaşlarının kolektif bilincini yok etmek istiyorlar. Jîna’dan sonra son 9 aylık bu çalkantılı dönemde de hükümetin ilk suçladığı grup gazeteciler oldu. İran hükümetinin yapmaya çalıştığı ilk şey, bilgi dağıtımını kontrol etmek ve kamusal söylemlere hakim olmaktır. Jîna Emînî Hareketi’nin başlamasının ardından gazetecilerin tutuklanma oranının çok yüksek olmasının nedeni de budur” ifadelerini kullandı.

Kerempour, “Uluslararası kurumların, insan haklarının savunulmasında otoriter hükümetin zulmüne karşı seferber olmak için yararlı bir araç olabileceğine dair yaygın bir inanç var. Bu nedenle gazetecileri ve sivilleri desteklemeleri için bu uluslararası kurumlara baskı yapmalıyız” çağrısında bulundu.

WAN

 

 

#İrandaki #gazeteciler #için #seferberlik #çağrısı

Bakırhan: Kimse elini ovuşturup partimizi değerlerimizden uzaklaştıracağını düşünmesin

Seçim sonuçları sonrası HDP’nin sürecini değerlendiren Yeşil Sol Parti Sêrt Milletvekili Tuncer Bakırhan, ‘Bizde istifa istenmez, hesap sorulur, halka hesap verilir’ vurgusu yaptı ve sanal medyada anti propagandaya ‘Karşı kimse elini ovuşturup partimizi değerlerimizden uzaklaştıracağını düşünmesin’ dedi

Mayıs ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler sonrası eleştiri ve özeleştiri temelinde yeniden yapılanma sürecine giren Halkların Demokratik Partisi (HDP) toplantılar ve planlamalara başladı. Planlamaların ardından halk buluşmaları ve sonrasında kongreye gidecek HDP, saha çalışmalarına ise daha çok ağırlık verecek.

Toplantılar sürerken, HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Sêrt (Siirt) Milletvekili Tuncer Bakırhan, Mezopotamya Ajansı’nın (MA) seçim sonuçları ve çalışmalara dair sorularını cevapladı.

*14 Mayıs seçimleri geride kaldı. Yeşil Sol Parti’nin beklenen oy oranının gerisinde kalmasına dönük eleştiriler de tartışmalar da sürüyor. Bu sonuçların neden ve etkenleri neler oldu?

Seçim sonuçlarını değerlendirmeden önce seçim süreci boyunca her türlü baskı ve sorunlara rağmen büyük emekle çalışan gençler ve kadın yoldaşlarımız başta olmak üzere tüm partililerimize sonsuz teşekkür etmek istiyorum. Evet, hedeflediğimiz sonuçların gerisinde kaldık. Seçim sonrası yaptığımız toplantı ve görüşmelerde sonuçlara dair özeleştirel temelde önemli değerlendirmeler oldu, olmaya devam ediyor.

Seçimler yenilgi değil bir başarısızlıktı

Seçim sonuçlarını yenilgi olarak görmek, Kürt halkının demokratik iradesinin yok sayılması anlamına gelir. Kürt halkı faşizme karşı iradesini sandıklarda göstermiştir. Bu yüzden seçimleri bir yenilgi olarak değil, başarısızlık olarak görüyoruz. Yıllardır haksız hukuksuz birçok uygulamanın hedefi olduk. Bunları göz ardı ederek yapılacak her değerlendirme eksik olacaktır. Aday seçimindeki yetersizlikler, ittifak siyasetimizi yürütürken pratikte yaşadığımız sorunlar, gerek zamandan kaynaklı gerek örgütsel yetersizliklerimizden kaynaklı halka kendimizi anlatamamamız, Üçüncü Yol çizgimizdeki aşınma gibi nedenler hedeflediğimiz sonuçların gerisinde kalmamıza neden oldu. Şimdi içinde bulunduğumuz süreçte bunları masaya yatırıyor ve buradan güçlenmenin yollarını arıyoruz.

*Seçim taktikleri, adaylar, izlenen strateji… Çokça eleştiri var ancak Eş Genel Başkanlarınız ve parti yöneticilerinizin hedef alındığını görüyoruz. Seçim stratejisini kişiler mi belirledi, parti politikası mı?

Partimizde hatalar tek tek kişilere mal edilemez. Partimizde yapılan herhangi bir iş, alınan herhangi bir karar sadece kişilerin iki dudağı arasından çıkmaz. Bu hem paradigmamız hem de parti kültürümüzle de bağdaşmaz. Komisyonlarımız, kurullarımız ortak kolektif bir akılla işlerini yürütür. Bu yüzden mesela bizde istifa istenmez, hesap sorulur. İstifa edilmez, halka hesap verilir. Biz şimdi önümüzdeki günlerde yapacağımız bölgesel ve merkezi konferanslarla yapısal sorunlarımıza kalıcı nihai çözüm bulacak ve büyük kongreyle yeniden yapılanma hamlemizi nihayete erdirerek, çok daha güçlenmiş bir biçimde süreci tamamlayacağız. Bugün Türkiye’de en gerçekçi ve güçlü muhalefetin temsilini yapıyoruz. Sadece seçim sonuçlarıyla var olan ya da pes eden bir parti değiliz.

*Baskılar seçim gününde de hileler ve ihlallerin yaşanmasıyla şaibeli hale geldi. 14 Mayıs adil bir seçim oldu mu?

Seçimlerin adil ve eşit koşullarda yapılmadığı bir hakikat. Devletin tüm imkanlarını pervasızca sonuna kadar kullanan bir iktidara karşı mücadele ettik. Birçok yerde oylarımız çalındı, iktidar partilerine yazıldı. Bu seçimi farklı kılan, adaletsizlikler rejiminin tek adama bağlanmış olmasından kaynaklı devletin ve medyanın tüm olanaklarının Cumhur İttifakı lehinde kullanılmasıdır. Ekonomik buhrana rağmen 8 ay öncesinden “seçim ekonomisi” kapsamında müjdeler verildi… Bunları sonuçlara gerekçe olarak göstermiyorum, tüm bu adaletsizliklere rağmen seçim sonuçları bizler açısından bir başarısızlıktır elbette.

*Başlıca eleştirilerden biri Emek ve Özgürlük İttifakı oluyor ve tartışmalar sürüyor. Mücadele ortaklığı olarak kurulan Emek ve Özgürlük İttifakı, bir seçim ittifakına dönüştü ve sonuçlara bakıldığında ciddi bir oy kaybına da neden oldu. Eleştirileri nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kurulduğu günleri hatırlamakta fayda var. Bu ittifak üçüncü seçeneği yaratmak isteyen yegâne halkçı ittifak olarak tasarlandı. Nitekim bir seçim ittifakı değil, mücadele ittifakı şeklinde düşünüldü. Demokrasi ittifakı her zaman dile getirdiğimiz bir şeydi. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı siyasi partilerin içerisinde olduğu seçim ittifakı olarak düşünmedik. Fakat seçim sürecine denk gelmesi ve çeşitli sebeplerden ötürü siyasi partilerin esas olduğu bir seçim ittifakı olarak algılandı.

Özel savaş oyunlarına gelmeyeceğiz

Seçim süreci boyunca yürütülen ittifak görüşmelerine dair samimi ve eleştirel değerlendirmeler çok önemlidir. Ancak şimdilerde ittifak siyasetimizin kökten yanlış olduğuna dair yürütülen tartışmaların eleştiri boyutunu çok aşan bir tarafı olduğunu görüyoruz. Özel savaş aparatları ve manipüle edici sosyal medya hesapları üzerinden büyük bir kirli algı operasyonu yürütülüyor. İsimler üzerinden büyük değerlerimizi hedef alan, seçim sonuçlarının partimizde bir dağılmaya neden olmasını isteyen bu özel savaş oyunlarına gelmeyeceğiz. Yeniden yapılanma sürecimize yönelik kurulan bu kirli tezgâha rağmen değerlerimize sahip çıkacak ve güçlü şekilde örgütlenmeye devam edeceğiz. Yoldaşlığın zarafetiyle tartışmalarımızı radikal öz eleştiri ekseninde sürdürürken, kimse elini ovuşturup partimizi değerlerimizden uzaklaştıracağını düşünmesin.

*Seçimler bitti, ittifakın kaderi ne olacak?

Önümüzdeki süreçte demokrasi ittifakını seçim ve siyasi parti endeksli olmaktan çıkararak, toplumsal kesimler, ekolojik-sınıfsal direniş odakları gibi daha tabandan örgütleyerek öreceğiz. Dolayısıyla demokratik ittifak açısından yeni dönemin kilit kavramları seçim ve siyasi partiler değil, toplum ve direnişler olacak.

*HDP ile Selahattin Demirtaş karşı karşıya getirilmek isteniyor. Bununla ne amaçlanıyor?

Bir zamanlar “şahin-güvercin” gibi suni bir ikilik üzerinden karşıtlaştırılmaya çalışılan Kürt hareketi, bu defa Demirtaş-HDP karşıtlığı varmış gibi bir söylem üretilerek pek çok anlamda “kullanışlı” bir yıpratma-sindirme-parçalama oyunuyla karşı karşıyadır. HDP’nin suskun olduğunu, konforlu bir alanda Ankara siyaseti yaptığını iddia edenlerin iyi niyetli olduğunu kim iddia edebilir? Eksiklik ve yetmezliklerimiz olduğunu, bu konuda bir özeleştiri süreci başlattığımızı belirtmişken, muhalif gibi görünen bir kesimin ısrarla sistemin diliyle HDP ile Demirtaş’ı karşı karşıya getirme uğraşı boşunadır, nafiledir. Selahattin Demirtaş bizim arkadaşımızdır, onunla hukukumuzu sorgulamak, bu niyetini açık eden kişilerin haddi değildir. Şimdi Kürtlerin haklarına, eşitlik ve adalet taleplerine, en önemlisi Kürt çocuklarının yaşama hakkına bunca değer veren, önemseyen muhalifleri Gever’de öldürülen 5 yaşındaki Erdem Aşkan’ı konuşmaya davet ediyorum.

*Partiniz bir özeleştiri sürecine girdiğini açıkladı? Toplantılarınız nasıl geçiyor? Bu sürecin sonunda bir değişim olacak mı?

Son yıllarda değiştiği açıkça görülen sosyolojiyi okumakta zorlandığımız hakikatini konuşuyoruz. Yapısal sorunların temelinde biraz da bu yatıyor. Kurduğumuz söylem ile halkın yaşadıkları arasında açı farkı derinleşti. Yine yoksulluk çok önemli bir meseleyken, buna çare olacak söylemler ve işler geliştiremedik. Kürt halkının direnişi, bileşenlerimizce Batı’da büyütülemedi. Bu güç dengesi her bölgede aynı olmalıydı. Toplantılarımızdaki güçlü tartışmalar yeniden yapılanma sürecinin de güçlü şekilde gerçekleşmesini sağlayacak. Bu sürecin sonunda Üçüncü Yol’un inşasında çok daha güçlü adımlar atacağız.

Bileşenlerimiz güçlüyse biz de güçlüyüz

Yeniden yapılanma sürecimizde sadece HDP’nin değil, tüm bileşen yapılarımızın ve kongrelerimizin de tartışması ve kararlar alması gerektiğine inanıyorum. Temsil siyasetine sıkışan bir bileşen hukuku yerine, ortak mücadele ve inşa siyasetini hep birlikte güçlendirmeliyiz. DBP Kürdistan’da güçlü ise HDP güçlü olur; Batı’da SODAP, ESP, Devrimci Parti, SYKP ve Yeşil Sol örgütlendikçe, HDP daha da toplumsallaşır. Nehre akan kolların da güçlü akması gerekiyor.

*Hem sizleri hem toplumu nasıl bir süreç bekliyor?

Türkiye ekonomik, siyasi, toplumsal boyutları olan çoklu kriz yaşıyor. Türkiye halkları hemen her gün daha çok yoksullaşıyor. Gerek küresel gerek bölgesel gerekse de ulusal ölçekte yaşanan gelişmelerden dolayı mevcut iktidar blokunun 2015’ten beri devreye koyduğu otoriter hattın sürdürülebilirliği olmasa da bölgesel kriz halinin devam etmesinden dolayı yerel seçimlere giderken, içeride ve dışarıda baskıcı ve otoriter politikaların devam edeceğini düşünüyorum. Öte yandan Millet İttifakı’nın da bir seçenek olmadığı kanıtlamış durumda. Bu nedenle Üçüncü Yol’un daha güçlü şekilde örülmesi görevi önümüzde duruyor. Bu sürecin öncülüğünü partimiz yapacaktır. Zorlu bir süreç geliyor. Yaşamın her alanında demokratik mücadelemizi bedeli ne olursa olsun sürdürmeye devam edeceğiz.

ANKARA

#Bakırhan #Kimse #elini #ovuşturup #partimizi #değerlerimizden #uzaklaştıracağını #düşünmesin