Ana Sayfa Blog Sayfa 320

Din görevlilerinin ‘Manevi Danışman’ olarak okullara atanmasına velilerden tepki

ÇEDES kapsamında okullara din görevlilerinin ‘Manevi Danışman’ olarak atanmasından dolayı kaygılı olduklarını belirten Veli-Der İzmir Şubesi Başkanı Necati Kalafat, ‘Yüzlerce velinin bu projeye karşı okul müdürlerine dilekçe veriyor’ dedi

Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” Protokolü kapsamında İzmir ve Eskişehir’de okullara imam, vaiz, Kur’an Kursu öğreticisi gibi din görevlilerinin “manevi danışman” adı altında atanmasına yönelik tepkiler büyüyor. Eğitim emekçileri ve veliler, günlerdir bu protokolün iptal edilmesi için Türkiye’nin birçok noktasında eyleme gerçekleştiriyor.

Okullar, milli eğitim il müdürlükleri ve kent meydanlarında açıklamalar yapılırken, yüzlerce veli bu projeye karşı okullara dilekçeler vermeye başladı. İzmir’de de Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Şubesi üyesi velilerin yanı sıra yüzlerce kişi de bağımsız olarak hem okul önlerinde eylemler yaptı hem de okullara çocuklarının bu proje kapmasının dışında tutulması için dilekçeler verdi.

‘İzmir’de 884 okula görevlendirme yapıldı’

Veli-Der İzmir Şubesi Başkanı Necati Kalafat ile projeye neden karşı çıktıklarını ve buna karşı neler yapacaklarını Mezopotamya Ajansı’ndan Tolga Güneye’e konuştu. ÇEDES ve benzeri projelerin 10 yıldır eğitim bürokrasisi içinde konuşulan projeler olduğunu dile getiren Kalafat, ÇEDES’in okulların temel ihtiyacını salt “maneviyat” olarak değerlendiren bir proje olduğunu söyledi. Eğitimin sorunlarının bilimin ve eğitimin pedagojik ihtiyaçları dışında çözülmeye çalışıldığını kaydeden Kalafat, “Basit bir proje olarak kalsa denenir, karşılığı olmadığı deyip geçeceğimiz bir uygulama. Ama İzmir’de 844 okulda bu konuyla ilgili görevlendirme yapıldı. Demek ki gelip geçici bir şey değil, bir hizmet verilecek” dedi.

‘Politik mesaj veriliyor’

Projenin İzmir ve Eskişehir gibi kentlerden başlamasının da bir politik mesaj olduğuna dikkat çeken Kalafat, eğitim sisteminin çok ciddi yapısal sorunları olduğunu söyledi. Öğrencilerin bu sistemden memnun olmadığını dile getiren Kalafat, “Pandemi ile başlayan ve depremle devam eden süreç içerisinde özellikle kız çocuklarının eğitim hayatına devamı yüzde 20-25 azalmış durumda. Bunları konuşmak yerine şükretmeyi ve kabul etmeyi öneren manevi danışmanlık sistemini getirirseniz, bunun arkasında politik bir durum ararız” diye belirtti.

‘İmamın görevi dini mekanlar’

“Manevi danışman” olacak kişilerin pedagojik formasyon almadığını aktaran Kalafat, bu eğitimi almayan kişilerin çocuklara ders anlatmasını doğru bulmadıklarını söyledi. İmamın görevinin dini mekanlar olduğunu vurgulayan Kalafat, “ÇEDES projesi kapsamında 3 kurumun imzası olmasına rağmen İzmir’de Milli Eğitim Müdürü ile görüştüğümüzde projenin nasıl işleyeceğini, okullarda hangi müfredat üzerinden eğitim vereceklerini bilmediklerini söyledi. Proje kapsamında bu kişileri okullara atayan kurumun başındaki insan detaylarını bilmediğini söylüyor. Ya bizi kandırıyorlar ya da gerçekten bilmiyor. Bilmiyorsa ortada daha büyük bir problem var. Dolayısıyla karanlık bir süreç oluşuyor” ifadelerini kullandı.

‘Projeye karşı tepki’

Okullarda Din Kültürü ve Rehber öğretmenlerinin yapacağı işi soran Kalafat, bu durumun da eğitim ortamındaki iç barışı bozacağını ve öğrencilere zarar vereceğini ifade etti. Projeye karşı ciddi bir tepki oluştuğunu sözlerine ekleyen Kalafat, şöyle devam etti: “Birinci ayak olarak, basın yoluyla kamuoyu oluşturmaya çalışıyoruz. Bu olay başladığından beri sadece ben yüze yakın veli ile itiraz dilekçeleri üzerine konuştum. Veliler kendiliğinden okul müdürlüklerine dilekçe veriyorlar. Eğitimciler ve veliler okul önlerinde itirazlarını dillendiriyor. İkinci olarak barolar ve avukatlarla hukuksal olarak ne yapacağımızı değerlendiriyoruz. Son ayak olarak ise milletvekilleri ve bakanlara eleştirilerimizi iletiyoruz.”

Bu sorunun çözümünün eğitimin temel bileşenleriyle oluşacağını vurgulayan Kalafat, “Eğitimin sorunlarıyla karşı karşıya olanlar öğrenci, veli ve öğretmenler. Ankara’daki bürokratlar ya da din alimlerinin oluşturduğu bir projenin eğitim alanına gittiğinde karşılık bulmayacağını düşünüyorum. Dolayısıyla öğrenci, veli ve öğretmen üçgeni tepkilerini net olarak gösterdiğinde, çekilmeyecek proje yoktur” dedi.

İZMİR

 

#Din #görevlilerinin #Manevi #Danışman #olarak #okullara #atanmasına #velilerden #tepki

‘Doğamıza siyasi olarak yaklaşılıyor, hukuk burada işlemiyor’

Şirnex Nerdûş Deresine atık suyun karışmasına tepki gösteren Şirnex Ekoloji Platformu Sözcüsü Adnan Şenbayaram, ‘Doğamıza siyasi olarak yaklaşılıyor, buradada hukuk işlemiyor’ dedi

Şirnex’te içme suyu ihtiyacını karşılayan Nerdûş Deresi, bölgedeki kömür ocakları nedeniyle yok olma tehlikesi altında. Bölgede faaliyet gösteren kömür ocaklarının atık suyu 3 yıldır dereye akıtılıyor. Bu durum hem dereye hem de çevresindeki yaşam alanlarına büyük zarar veriyor. Derenin kirletilmesine neden olan kömür ocaklarının başında AKP’li Süleyman Bölünmez bulunuyor. Bölünmez’e ait kömür ocaklarından aralıksız bir şekilde dere kirletilirken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nı ve diğer kurumlar bu duruma karşı sessizliğini koruyor. Ayrıca yeni kömür ocaklarının açılmasına izin veriliyor. 2021’de kent genelinde 20 bölgeyi kapsayan yeni maden ocakları için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporuna gerek  duyulmadan, çalışmalara başlandı.

Şirnex Ekoloji Platformu Sözcüsü Adnan Şenbayaram, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Şirnex Milletvekili Zeki İrmez ile Sağlık ve Sosyal Hizmetler Emekçileri Sendikası (SES) Şirnex Şubesi Kadın Sekreteri Mihriban Şenbayram, derenin kirletilmesi ve olası sonuçlarını  Mezopotamya Ajansı’ndan Zeynep Durgut’a değerlendirdiler.

‘Burada hukuk işlemiyor’

Bölgede sayısı artan kömür ocakları nedeniyle Nerdûş Deresi’nin tamamen kömür aktığına dikkat çeken Adnan Şenbayram, içme su ihtiyaçlarını dereden karşılayan insanların sağlık durumları için endişe duyduklarını belirti. Şenbayaram, Şirnex Ekoloji Platformu ve kentte bulunan diğer sivil toplum örgütleriyle birlikte duruma karşı harekete geçtiklerini belirten Şenbayram, “Sadece dere için değil, bölgenin geneli akan zehirli su yüzünden tehlike altında. Yaşamı tahrip eden bir etki var. Bununla birlikte bölgede bulunan insanlar içme su ihtiyacını Nerdûş Deresi’nden karşılıyor. Dere yatağının yakınında Avga Masiya köyü var, insanların piknik alanları var” dedi.

Söz konusu durumun tarımı da olumsuz etkilediğini ifade eden Şenbayram, “Bu köyde insanlar Nerdûş suyuyla tarım yapıyor. Şimdi tarım faaliyetleri sekteye uğramış durumda. İnsanların sağlığı tehdit altında. Kömür ocaklarının bölgeye verdiği zarardan dolayı, orada tarım çeşitliği azaldı. Aynı zamanda dere içinde yaşayan canlı sayısının tamamının yok olduğunu söyleyebiliriz. Daha önce konuyla ilgili Şirnex Barosu savcılığa dilekçe verdi ama bilindiği üzere burada hukuk işlemiyor” diye konuştu.

‘Doğamızla oynuyorlar’

Devletin halkı ekonomik olarak kendine muhtaç hale getirdiğini dile getiren Şenbayram, “Kömür ocaklarında binlerce emekçi çalışıyor. İnsanlar bunu düşünüyor. Eğer ben bu yapılan tahribata karşı ses çıkartırsam, ekmeğimden olurum düşüncesi hakim. Sosyal devlet politikası gereği devlet yurttaşlara karşılıksız iş desteği vermelidir. Topraklarını işgal etmeden, derelerin özgür akmasını engellemeden, ormanına kıymadan bunu yapmalı. Şirnex’te kömür madenleri yandaş firmalara peşkeş çekilmek için ihtiyaçtan daha fazla maden açılıyor. Şırnex’e bir baraj yettiği halde, 10 baraj yapıyorlar. Bu ne demek oluyor? Doğamızla oynuyorlar. Doğayı tahrip ediyorlar” dedi.

‘Batıda çevreci, Kürdistan’da terörist’

Botan’da doğa talanına karşı tepki geliştirdiklerinde devlet tarafından “terörist” olarak lanse edildiklerini söyleyen Şenbayaram, “Batıda hukuk yolları daha işlevsel olduğu için insanlar yapılan doğa kıyımına karşı durabiliyorlar. Ama Botan’da yapılan doğa kıyımına tepki gösterdiğimizde direkt ‘siz teröristsiniz’ deniliyor. Hem Kürt olma hali hem doğası katledilen toplumuz buna ses çıkardığında, terörize ediliyor. Batıda kendi memleketindeki kıyıma karşı geldiğinde çevreci oluyor. Kömür ocaklarına yürüyüş düzenleyince etiketi yapıştırıyorlar ama batıda günlerce oturma eylemi yapılıyor, pankartını istediği gibi açıyor, kimse bir şey diyemiyor. Tek bir amacımız var, doğamızı korumak” şeklinde konuştu.

‘Doğamıza siyasi olarak yaklaşılıyor’

Yeşil Sol Parti Şirnex Milletvekilli Zeki İrmez ise, Botan’da yapılan doğa kıyımının Kürt sorunuyla bağlantılı olduğuna işaret ederek, Kurdistan doğasının 40 yıldır saldırı altında olduğunu belirtti. İrmez, “Nerdûş Deresi onlarca köyü besliyor, dere sayesinde onlarca çiftçi tarım yapabiliyor. Biz TEMA Vakfı’na durumu bildirdik. Bölge ‘güvenlik bölgesi’ niteliği taşıdığı için ellerinden bir şey gelmediğini söylediler. Bu kurumlar bizim doğamıza siyasi olarak yaklaşıyor. Bölgemizin tamamı talan edildi. Bilindiği gibi ormanlarımız yok edildi. Şirnex Barosu kömür işletmelerine dava açtığı halde herhangi bir düzenleme yapılmadı” diye aktardı.

Doğayı koruma mücadelelerini sürdüreceklerini vurgulayan İrmez, “Bu suçları işleyenleri teşhir edeceğiz. Onların yakasını bırakmayacağız” dedi.

‘İnsan sağlığını tehdit ediyor’

SES Şirnex Şubesi Kadın Sekreteri Mihriban Şenbayram da Nerdûş Deresi’ne akıtılan suların bölgenin biyoçeşitliğini yok etiğini dile getirdi. Bölgede ciddi sağlık problemlerin yaşanmaması için sorununun çözülmesi çağrısında bulunan Şenbayram, “Nerdûş Deresi’nin üzerinde bulunan köy, arazilerinin sulama ihtiyacını ve yeri geldiğinde içme suyunu buradan karşılıyor. Şirnex’te çoğalan kömür ocaklarından çıkan kirli sular drenaj edilmeden Nerdüş Deresi’ne dökülüyor. Derenin sularıyla sulanan araziler tahrip ediliyor. Bununla beraber topraklarda yaşayan hayvan göçlerine de sebep olmaktadır. Bu şekilde biyoçeşitliliği değiştirmektedir. Kömürün çevre ve insan sağlığı üzerine olan etkileri, içeriğinde bulunan veya yanma sonucu oluşan maddelerin, su, hava ve toprak gibi çeşitli alıcı ortamlara karışmasından kaynaklanmaktadır. Zira kömür büyük oranda organik maddeden oluşmakla birlikte coğrafi bölgeye ve yatağa bağlı olarak iz element olarak kurşun, civa, nikel, kalay, kadmiyum, antimon ve arsenik gibi çeşitli ağır metaller ile radyoaktif element olarak uranyum, toryum ve strontiyum içermektedir. Bu ağır elementlerin içme suyu, toprakta yetişen meyve sebze veya hava yoluyla insan vücuduna ulaşması, insan sağlığını büyük ölçüde tehdit etmektedir” dedi.

‘Daha fazla geç kalınmamalı’

Şenbayram, “Şu an Nerdûş Deresi’nin mevcut kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri araştırılmış değil. Bilimsel bir çalışma yapılmadı. Yetkililerin ve bilim insanlarının bunu ele alması ve araştırması önemlidir. Zira kısa vadede olmasa bile, uzun vadede insan sağlığını bozacaktır. Suyun eski hâline getirilmesi için maden ocaklarındaki kirli suların drenaj edildikten sonra dışarı verilmesiyle gerçekleşecektir. Bunun için de daha fazla geç kalınmamalıdır. Çünkü yapısı bozulmuş doğa, farklılaşan hayvan çeşitliliği ve bozulan insan sağlığını iyileştirmek çok zor ve geri dönüşsüz olabilecektir” dedi.

ŞIRNEX

#Doğamıza #siyasi #olarak #yaklaşılıyor #hukuk #burada #işlemiyor

Artan maliyetler nedeniyle hastane inşaatı durduruldu

Silopiya’da 2020’de temeli atılan Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nin inşaatı ‘girdi maliyetleri artı’ gerekçesiyle durduruldu

Şirnex’in Silopiya (Silopi) ilçesinde Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü ile Olgun Gür. İnşaat, Mimarlık, Mühendislik Mlz. Ticaret Sanayi ve A.Ş.’nin ortaklığıyla 10 Eylül 2020 tarihinde temeli atılan 50 yataklı Silopi Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi kaderine terk edildi. İhale bedeli 2020 yılında 64 milyon 444 bin TL olan hastanenin temeli yüklenici firma tarafından atıldı. Sözleşmede, hastanenin 700 iş günü süre zarfında bitirileceği belirtildi. Ancak aradan geçen 2 yıla rağmen hastane bitirilmedi. Hastanenin yapılması için ihaleyi alan firmalar, girdi maliyetleri yükseldiği gerekçesiyle inşaatı durdurdu. Hastane inşaatının tekrar ne zaman başlanacağı ise belirsizliğini koruyor.

Sağlık Bakanlığı tarafından 2020’de yapılan açıklamada, 4 ameliyathane, 14 poliklinik, 10 doğum salonu ile yeni doğan yoğun bakım ünitesinde 16 yatak, 10 müşahede yatağı ve acil serviste 3 poliklinikte hasta kabulü yapılacağı bilgisi paylaşılmıştı.

ŞIRNEX

#Artan #maliyetler #nedeniyle #hastane #inşaatı #durduruldu

Jin Dergi ‘Jin jiyan azadî yol gösteriyor’ kapağı ile yayında

Her pazar yayımlanan web dergi Jin’in yeni sayısı ‘Jin jiyan azadî yol gösteriyor’ manşetiyle okuyucu ile buluştu

Jin Dergi’nin 15’inci sayısında Delal Sarı, ‘Jin jiyan azadî yol gösteriyor’ başlıklı yazısında kadın devriminin sürecini ele alırken, ayşe düzkan ise, ‘kadın kurtuluş hareketi için eylemciliğin ötesi’ başlıklı yazısında kadın hareketlerinin sokak dışındaki önemine değindi.

Hülya Osmanağaoğlu da ‘Feminist hareket seçimler ve sonrası’ başlıklı yazısı ile feminist hareketin her kesime dokunması gerektiğini aktarırken, Handan Coşkun, ‘Rosa Lüxemburg’dan KESKli kadınlara; Vardık varız var olacağız’ başlıklı yazısıyla KESK’li kadınların çalışmalarına değiniyor.

Selma Güngör ise ‘Karpal tünel sendromu’ yazısında karpal tünel sendromunda izlenmesi gereken yöntemlere değiniyor.

Yeni sayıda yer alan tüm başlıklar şöyle;

‘Jin jiyan azadî’ felsefesi kadın hareketinin yol haritası / Delal Sarı

kadın kurtuluş hareketi için eylemciliğin ötesi / ayşe düzkan

Feminist hareket seçimler ve sonrası / Hülya Osmanağaoğlu

Rosa Lüxemburg’dan KESKli kadınlara; Vardık varız var olacağız / Handan Coşkun

Karpal tünel sendromu / Selma Güngör

Yeni sayıda yer alan yazıları okumak için tıklayınız.

http://jindergi.com/anasayfa/

İSTANBUL

#Jin #Dergi #Jin #jiyan #azadî #yol #gösteriyor #kapağı #ile #yayında

DTK’dan Hüseyin Arasan açıklaması

Süleymaniye’de suikast sonucu yaşamını yitiren Hüseyin Arasan’a ilişkin açıklama yapan DTK, ‘Bütün Kürt partileri ve kurumlarına da çağrımızdır; bu saldırılara karşı kararlı bir şekilde durmalıdırlar’ dedi

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Federe Kurdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren Mezopotamya İşçiler Derneği Üyesi Hüseyin Arasan’a ilişkin açıklama yaptı.

Açıklamada, “Bu faşist rejim KDP’nin yardımıyla yurtsever Kürt akademisyen, gazeteci ve siyasetçileri kendine hedef haline getirmiş. Son bir yılda bu tür saldırılardan 5 yurtsever Kürt katledildi ve bunlardan biri de akademisyen Nagihan Akarsel. KDP, Kurdistan’ın statüsünü koruyacağına, Federe Kurdistan’ı faşist rejime statü oluşturuyor. Kurdistan bölgesini faşist Türkiye rejiminin bir kenti haline getirmiştir. Bu yüzden saldırıların önünü açarak, şahsi menfaatlerini koruyor. Kurdistan bölgesinde kullanılan kimyasal silah kullanımının ortağı olduğu için araştırılmasına izin vermedi” denildi.

‘Tarih bu yüz karalığını yazacaktır’

Mexmûr’a yönelik ablukaya da dikkat çekilen açıklamada, şu ifadeler yer aldı: “Faşist rejim, hava saldırılarıyla KDP eliyle Şengal’in statüsüz kalmasını ve Mexmur’a uyguladığı ambargoyla burayı boşaltmak istiyor. Aynı durum Rojava’da da geçerlidir. Bu saldırılara sessiz kalan parti, kurumların yurtseverlikleri de KDP sınırlarında askıda kalmıştır. Kurdistan’ın her yeri Kürtlerin varlığıdır. Tarih bu yüz karalığını yazacaktır.”

Yetkililer göre çağrıldı

Saldırının kınandığı açıklamada, “Hüseyin Arasan’ın ailesine ve Kürt halkına başsağlığı diliyoruz. Bütün Kürt partileri ve kurumlarına da çağrımızdır; bu saldırılara karşı kararlı bir şekilde durmalıdırlar. Lozan’ın yüzüncü yılında Kürt halkının umudunun kırılmasına izin verilmesin. Yine insan hakları örgütlerini, demokrasi güçlerini ve Birleşmiş Milletler’i, uluslararası hukuka ve insan haklarına aykırı bu saldırılara karşı göreve çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Kaynak: MA

#DTKdan #Hüseyin #Arasan #açıklaması

Özerk Yönetim’den DAİŞ’lileri yargılama kararı

Özerk Yönetim, bölgedeki cezaevlerinde tutulan 10 binden fazla DAİŞ’liyi yargılama kararı aldıklarını belirterek, uluslararası mahkemenin kurulması çağrısını da yineledi

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, bölgedeki cezaevlerinde tutuklu DAİŞ çetelerini yargılamaya karar verdiğini duyurdu. Karar ilişkin yapılan yazılı açıklamada, çetelerin yargılanması için uluslararası bir mahkemenin kurulması gerektiğini de belirtildi.

Açıklamada, “QSD’nin Kuzey ve Doğu Suriye’de DAİŞ terör örgütüne karşı nasıl savaştığı tüm dünyada görüldü. Başta Kobanê’den Baxoz’a ve sözde başkentleri Reqa’ya kadar. Bu uluslararası terör örgütü, bölge halkına karşı birçok büyük suç ve katliam gerçekleştirdi. Bunlardan bazıları savaş suçu kapsamına girdi, insanlığın ölümüne ve binlerce kişinin katledilmesine neden oldu. Ayrıca şehirlerimiz ve altyapıları tamamen yok edildi. 60’dan fazla ülkeden Türkiye toprakları üzerinden Ankara hükümetinin desteği ve gözetimi ile gelen teröristler Suriye topraklarına girdi. Buna rağmen QSD, DAİŞ çetelerini Uluslararası Koalisyon’un desteğiyle coğrafi olarak yendi” denildi.

‘10 bin DAİŞ’li tutuklu’

DAİŞ’li 10 binden fazla çete üyesinin tutuklu olduğu kaydedilen açıklamada, “Bunlar şimdi Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim’in cezaevlerinde tutulmaktalar. Çoğu çocuk ve kadın olmak üzere ailelerinden binlerce kişi, Kuzey ve Doğu Suriye kamplarında yaşıyor. Baxoz savaşının sona erdiği ilk günlerden bu yana Özerk Yönetim, uluslararası toplumu DAİŞ çetelerinin dosyasının çözümü için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye çağırıyor. Ayrıca uluslararası bir mahkemenin kurulması ve uluslararası bir yargılamanın için ilgili devletlere, yasal ve uluslararası kuruluşlara inisiyatif sundu. Bu da, bölge sakinlerine ve bileşenlerine karşı ortaklarıyla birlikte terör suçu işleyen DAİŞ çetelerinin, Özerk Yönetim’in elindeki belgelere göre yargılanmasıdır. Özerk Yönetim büyük zorluklara, önemli ve hassas sürece ve omuzlarındaki büyük yüke rağmen, masum insanlara karşı işledikleri suçlardan dolayı yargılanmaları için cezaevlerinde tutmaktadır” ifadeleri yer aldı.

‘Mevcut durum sürdürülemez’

Açıklamanın devamında şunlar yer aldı: “Mevcut durumun sürdürülmesi söz konusu olamaz ve bu suçluların adalet önüne çıkarılmaması uluslararası hukuka ve yasalara aykırıdır, bu şekilde kalmaları bölge güvenliği üzerindeki tehlikeyi artırmaktadır. Bu nedenle uluslararası toplum, Özerk Yönetim’in devletlere terör içinde yurttaşlarını teslim almaları, haklarını yerine getirmeleri, mağdurlara adalet sağlamaları ve toplumsal adaletin sağlanması yönündeki çağrılarını görmezden geliyor. Bu nedenle Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, yabancı DAİŞ çetelerini açık, adil mahkemelerin önünde yargılamaya başlıyor. Bu, teröre özgü uluslararası ve yerel yasalara, mağdurların ve ailelerinin haklarının korunmasına uygun yapılmaktadır.

Uluslararası mahkeme çağrısı

Bu, Özerk Yönetim’in uluslararası bir mahkeme kurulması ve DAİŞ çetelerinin terör davasına özgü uluslararası yöntemlere göre yargılamanın önemi konusundaki görüşünden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Uluslararası bir mahkemenin kurulması için uluslararası topluma yaptığımız çağrılarda ısrarcıyız. Bu kapsamda teröre karşı Uluslararası Koalisyon’a, Birleşmiş Milletler’e, uluslararası hukuk örgütleri ve yerel örgütlerin olumlu bir şekilde katılmaya ve tüm yargılama aşamalarında destek vermeleri çağrısında bulunuyor.”

HABER MERKEZİ

#Özerk #Yönetimden #DAİŞlileri #yargılama #kararı

HDP’nin özeleştiri sürecinin başarısı toplumsallaşmasına bağlıdır

HDP/Yeşil Sol Parti yenilenme sürecine girecekse öncelikle üçüncü yol siyasetini Türkiye siyasetini aşan, kapitalist modernite alternatifi olarak sistemsel düzlemde ele almalıdır

Abdulmelik Ş. Bekir

Mayıs ayında yapılan seçimlere ilişkin tarafların değerlendirmeleri sürüyor. Siyasi partilerin bir kısmı gerçek bir sorgulama sürecine yönelirken bir kısmı da ağırlıklı olarak gerekçeleri önceleyerek kendine yontma çabasında. İktidar ise bir yandan elinde iktidarı, “Kürt yüzyılı” motosundan aşırma “Türkiye yüzyılı” manipülasyonlarıyla vaziyeti idare etmeye çalışırken, öte yandan kendinden devraldığı enkaz karşısında panik bir haldedir. İşin özü ise tüm kurum ve kurallarıyla yerle yeksan olmuş devlet denilen yığının başında duran başta tek adam rejimi başta olmak üzere hiç kimsenin kazanamadığı sıfır denklemli bir durum var. Ne iktidar ne de sistemiçi ve sistem karşıtı muhalefet eskisi gibi yürümeyecektir.

İktidar yeni kabineyle bazı figürleri değiştirerek hem uluslararası sermayeyi çekmek hem de içeride oluşan değişim arzusunu manipüle etmeyi hedefliyor. Ancak yarattığı enkazı kaldırması mümkün değildir. Sistemiçi muhalefet cephesine ise karamsarlık, umutsuzluk ve yılgınlık havası hakim. İktidarın palyatif çözümlerini aşacak gerçek bir yenilenme, değişim ve dönüşümü sağlama gelenek ve vizyona sahip değildir.

Seçim sonuçlarından en fazla ders çıkarması gereken ise sistem dışı muhalefet olarak HDP’nin lokomotifliğini yaptığı Emek ve Özgürlük İttifakı’dır. Uzun erimli bir mücadele birliği ve ittifakı olduğunu göstermelidir. Bu sınavı ne kadar başarılı verirse o düzeyde kendini büyütür ve alternatif yönetim haline getir. Önünde zorlu ama büyük avantajların olduğu bir döneme girdi. HDP’nin seçim sonuçlarına yönelik okumaları ve açıklamaları önemlidir. Geçmişin muhasebesi üzerinden eleştirel ve özeleştirel sorgulamaya gireceğini beyan etti. Ancak bu sürece ilişkin bazı hususlara dikkat etmesinde fayda var.

Öncelikle bu tabloya kaynaklık eden eksikliğin nerede başladığı iyi tespit edilmelidir. Geleneğinde var olan, “kaybettiğin şeyi kaybettiğin yerde arama” mottosunu hatırlamakta fayda var. Bir hatırlatma gerekirse, 2019 yerel seçimleri öncesi HDP’nin kimi destekleyeceği tartışmalarının yürütüldüğü süreçte PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan gelen bir mektup vardı. Öcalan’ın “Önümüzdeki dönemde gerek iç toplumsal gerek bölgesel ve küresel sorunların daha da ağırlaşacağını göz önünde bulundurarak bu üçüncü yol tavrının korunması büyük bir önem ve anlam ifade etmektedir. Bu çerçevede HDP’de vücut bulan demokratik ittifak anlayışı güncel seçim tartışmalarına taraf ve payanda yapılmamalıdır. Demokratik ittifakın önemi ve tarihsel anlamı mevcut ikilemlere kendini angaje etmemesi ve şimdiye kadar olduğu gibi seçimlerdeki tarafsız çizgisinde ısrar etmesidir” değerlendirmesi eksikliğin nerede aranması gerektiğine, sürecin nasıl okunması ve yürütülmesine ilişkin ışık tutuyor.

Öcalan’ın bu perspektifine yönelik o dönem yapılan değerlendirmeler akıllardadır. Sistemiçi muhalefet, “Öcalan AKP ile anlaştı” manipülasyonuyla saldırıya geçerken; maalesef HDP ve daha geniş anlamda sol, sosyalist ve demokratik çevreler de gerektiği gibi anlamlandıramamış, kuşku ve şüphe ile yaklaşmıştı. Oysa bugünden baktığımızda Öcalan’ın neleri öngördüğü ve neleri ifade ettiği daha iyi anlaşıldı. Öcalan, HDP’de vücut bulan demokratik ittifak anlayışının güncel seçim tartışmalarına taraf ve payanda yapılmasının tehlikelerine dikkat çekmiş ve bunun demokratik ittifaka zarar vereceğini ısrarla vurgulamıştı. Kutuplaşma siyasetinin hakaret söylemleri ve demagoji ile bir çatışma ve savaş siyaseti olduğunu, HDP’nin kendi yolunu koruması gerektiğini önermişti.

Öcalan’ın bu günleri gören perspektifinin yeterince anlamlandırılamaması, güncel politik gelişmeler üzerinden ele alınması eksikliğin başladığı noktadır. Demokratik ittifak Öcalan’ın “angaje olmayın” uyarısına rağmen ısrarla sistemiçi muhalefete “aşırı angaje” olmuş, HDP fikriyatı, vizyonu ve temel dinamiklerini ihmal etmiştir. Güncel siyaset ile tarihsel, toplumsal siyaset dinamiklerinin dengesini yeterli düzeyde gözetmemiş, mücadele ve eylem hattında temsili siyasete doğru kayma olmuştur. Elbette bu sadece HDP’nin içine düştüğü bir eksiklik değildir. Daha geniş anlamda Kürt demokratik siyasetinin, sol, sosyalist hareketin yaşadığı eksikliktir.

Faşizmi seçimle yenme iyimserliği mücadelenin örgütleme, eylem ve sokak ayağını zayıflatmıştır. Teorik ve pratik olarak yaşanan yapısal sorunların ele alınarak aşılması süreci faşizm sonrasına ertelenmiş ve çökmüş vaziyette olan faşizmin iktidarı elinde tutmasına fırsat verilmiştir. Oysa Kürt demokratik siyaseti başta olmak üzere sol sosyalist, demokratik siyasetin faşizmin seçimlerle yenilmesinin imkansıza yakın olduğunu herkes ve kesimden daha iyi biliyordu. Faşizm uzun erimli bir mücadele birlikteliği ve direnişi olursa seçimlerle yenilmesi ciddi bir opsiyon haline gelir. Halkları faşizmin seçimle yenilebileceğine motive etme ve bu yönde umut verme ciddi bir gaflet olmuştur. Stratejiyi ihmal eden ve taktik adımlarla sonuç alma kolaylığı demokratik ittifakı, sistem için muhalefetin tamamlayıcı, destekleyici gücü konumuna düşürmüş ve alternatifliği görünmez hale gelmiştir.

Üçüncü yol siyaseti zaman zaman dillendirilse de gerekleri pratikte yeterince yerine getirilmemiştir. Üçüncü yol siyaseti sadece politik yönüyle ele alınınca sistemsel düzlemi ihmal edilmiş, Türkiye’deki temsili siyaset ittifaklar arası dengelerle sınırlandırılmış, geniş fotoğraf ıskalanmıştır. HDP ve fikriyatının perspektifi daralarak geleceği tarifleyen etkisi yeterli düzeyde açığa çıkarılmadığı gibi yarattığı umut, motivasyon ve sinerjisinden faydalanılmamış. Stratejik hedefler ile güncel politikalarını icra etmede denge iyi tutturulamamış, güncel politikalara ağırlık verilmiştir.

Türkiye ve Ortadoğu’da halkların sorunlarına çözüm getirecek en gerçekçi, siyaset vizyonuna sahip olmasına rağmen HDP ve ittifakı “aşırı angaje” olmanın sonucu olarak siyasetsiz kalmıştır. Siyasetsizlik haliyle pasif bir söylem ve duruşu doğurmuştur. Faşizme karşı ciddi bir mücadele verse de Türkiye siyasetinden oluşan handikaplı denklemden dolayı sistemiçi muhalefete karşı siyasetsiz kalmıştır. Bu da HDP’nin alternatif olma temsiliyetini CHP’ye kaptırmasına neden olmuştur. Birçok yönüyle doğru olmasına rağmen cumhurbaşkanlığındaki tercihi, Kılıçdaroğlu üzerinden kendi zeminini CHP’nin propagandasına açma handikabını yaratmıştır.

HDP/Yeşil Sol Parti yenilenme sürecine girecekse öncelikle üçüncü yol siyasetini Türkiye siyasetini aşan, kapitalist modernite alternatifi olarak sistemsel düzlemde ele almalıdır. Süreci perspektifin gerektirdiği yelpazede tasarlamalı. Sorun sadece HDP’nin eksiklikleriyle sınırlandırılmamalıdır. Ortada iktidarı eline geçiren ve giderek kurumsallaşan faşist rejim var. Elbette bu öncelikle HDP, Emek ve Özgürlük İttifakı ile Kürt Demokrasi ve Özgürlük İttifakı’nın olsa da daha geniş anlamda sivil toplum örgütleri, inanç ve etnik grupların, sendikalar, kültürel, ekoloji çevrelerin, kadın ve gençlik hareketleri ve rejim karşıtı tüm kesimlerin, ezcümle ezilen halkların sorunudur. Hatta bir yönüyle sistemiçi muhalefetin de sorunudur.

HDP, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın temel sorumluluğu de burada ortaya çıkıyor. Tartışmayı sadece bütünün bir parçasıyla sınırlı tutmamak. Tüm bileşen ve ittifaklarıyla yeni dönem mücadele vizyon, hattı ve cephesini oluşturmak; ardından da bunu rejim karşıtı tüm yapılara yapmayı başarmaktır. Aksi açığa çıkan demoralizasyon, kızgınlık ve öfkeye bir günah keçisi aramak olur. HDP fedakarlık yaparak kendini günah keçisi haline getirebilir ve rejim karşıtı toplumsal muhalefetin deşarj olmasını sağlar ancak herhangi bir sonuç alması mümkün değildir. HDP gerekli öncülüğü yapmada yetersiz kalmış olabilir ancak son sekiz yıldır mücadele sürecinde faşizm karşıtı bloktan yeterli düzeyde destek alıp almadığı da değerlendirilmelidir. Örgütleri sürekli operasyonlarla zindanlara doldurulurken gerekli sahiplenme gelişti mi? HDP’nin eksiklikleri mahkum edildiği kadar; faşizme karşı mücadeleyi de “sadece oy vermekle” sınırlandıran ya da yeterli gören anlayışları da eleştirel zemine çekmek gerekir. Muhasebe, eleştiri ve özeleştiri süreciyle kendinde yenilenme ve değişimi geliştirirken aynı zamanda yenilenme sürecinin toplumsallaşması için örnek olmalı, model sunmalı, teşvik etmeli ve en önemlisi öncülük edebilmelidir. Herkes ve kesim de kendini bu sürece tabi tutmalı ve katmalıdır.

Türkiye’de siyaset tıkanmıştır. Faşizmin her şeyi çürüttüğü ve çökerttiği bir ortamda sistemiçi muhalefetin faşizmle aynı ırkçı ve milliyetçi dille çözüm olmayacağı netleşmiştir. Faşizmin tüm baskı ve şiddetine rağmen çok dirençli bir toplumsal muhalefet açığa çıkmıştır. Ülkedeki her iki kişiden biri rejime karşı net bir duruş sergilemiş ve faşizmin kurumsallaşmasına izin vermeyeceğini ortaya koymuştur. HDP ve ittifaklarının asıl üzerinde yürüyeceği hat da budur. Üçüncü yol siyasetine büyük bir alan açılmıştır. Çözüm ise Öcalan’ın işaret ettiği “demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk” üçlü sacayağına dayalı hedef ve vizyonu olan üçüncü yol siyasetidir.

#HDPnin #özeleştiri #sürecinin #başarısı #toplumsallaşmasına #bağlıdır

Bir adaylık serüveni

Parti bir yoldur, yol bir şeydir, o yolu nasıl yürüdüğümüz her şey. Solu iyiye götürecek yol, savunduğunu, söylediğini kendisinde de uygulamasından geçiyor. Devrimci değilim, ama varsa bir devrim o da yürüdüğümüz yol olmalı, o yolu nasıl yürüdüğümüz

Zekine Türkeri

Yeşil Sol Parti İstanbul 1. Bölge 26. sıra adayı olduğumu öğrenince iki söz verdim: 1. sıra adayıymış gibi çalışacağım, sonra da serüvenimi yazacağım, eleştireceğim.

İlk sözümü tuttum sanki. Takdir sahada birlikte koşturduğumuz arkadaşlarımın. Varsa eksiğim, eleştiriler başım gözüm üstüne. Eleştiriler her şeye rağmen elinden geleni yapmış olanlardan gelsin lütfen.

Hâlâ yorgunum, o kadar ki günlerdir yorgunluktan uyuyamıyorum. Deneyeceğim, neticede hayatımın en iyi yazısını yazmak değil niyetim, üzüm yemek de, bağcıyı dövmek de. Bir bağ var, bakımsız, hırpalanmış. Üzüme rahmet, ihtiyaç sahiplerine sabır.

Seçim tarihi ilan edilir edilmez, henüz HDP mi, Yeşil Sol Parti olarak mı seçime girileceği bilinmiyorken art arda, özellikle kravatlı erkek aday adayı fotoğrafları sosyal medyada boy göstermeye başladı. Son 7-8 senelik barbarlık boyunca evinde dinlenmiş ya da işine gücüne bakmış, aday olduğu partinin önerdiği görevleri reddetmiş, görev teklif dahi edilemezler, partililer her gün dayak yerken kapısına uğramamış ne çok yetenekli varmış meğer.

İnanan inanır, inanmayan inanmaz, Twitter’da başvuruların son günü olduğuna dair bir paylaşım gördüm ve aklımın ucundan geçmemiş olan dilime geldi: Benim de cv’m var. O cv ile 30 yıldır Kürt siyasi hareketinin yanı başında yürümüş, yalnız devletin değil, benimkilerin tokadını yesem de olanaklarımın üstünde katkı sunmuş, tek bir makama talip olmamış, bir işten de kaçmamışım. Denesem mi? Bakalım yanıt alacak mıyım? Kabul ediyorum, aklımın, gönlümün bir yerinde kendimden bile sakladığım bir şey de varmış demek, yoksa insan hemencecik aday adaylığı başvuru formunu indirip doldurur mu?

Beş dakikada belgeleri hazırladım, beş dakika sonra da tereddüt başlayınca totem yaptım, yağmur durursa gider başvururum. Durmadı, ben de gitmedim. Sonraki hafta çocuklarım geldi, oğlum ve kız kardeşi. Bazı tanıdıklarım gündüz gece aramaya devam etti. Çalmadıkları kuvvetli kapı kalmamış, benim gibi birinden medet arayanlar…

İftira yok, ilk sıraya girenler bana başvurmadı.

Yıllardır görmediğim arkadaşım izimi bulup yanıma geldiğinde şöyle bir diyalog geçmişti aramızda:

-Çok çalıştım, mücadele ettim, artık siyasete atılmayı düşünüyorum.

-Sen bilirsin, ikisi de mümkün, ama CHP sana daha uygun sanki.

35 yıldır görmediğim arkadaşım mücadele etmiş, zengin olmuş. CHP’den mi, HDP’den mi vekillik başvurusunda bulunsa bölümünü bana danışıyor. Çocukluk arkadaşlarıma zaafım büyük; kendime yaparım, onlara yanlış yapmam. Çocukluk arkadaşlarına yanlış yapan, çocuklara yanlış yapar duygusu…

Yağmur dursa belki başvuracağım günün üstünden 8-9 gün geçtikten sonra, arkadaşım aradı. ‘Sana ihtiyacım var’ dedi, o kadar ısrar etti ki, kendimi Ankara’ya bilet alırken buldum. Ertesi gün sabahın köründe çocukları dış hatlardan yolcu edip iç hatlara geçtim. İndiğimde beni bekleyenleri anlatamam, en azından şimdilik. Kendimi sahneleri birbirine karışmış bir Hitchcock, Almodovar setinde buluverdim. Allah kimseyi dış kapının dış mandalından medet beklemeyecek noktaya vardırmasın! Yardımcı oyuncular en iyi performansını sergilerken garantili adaylık, pardon başrol için, figüranın kaçma planları yapması nafile.

Gittikleri adreslerde iyi ağırlanmış olsalar da emin değiller neticeden, benim üzerimden de denemekte kararlılar. Kurtulmak için eski bir tanıdığımı aradım. O da aday adayı çıkmaz mı!

-Sen başvurmadın mı? Hâlâ yapabilirsin…

‘Kelin merhemi olsa…’ savunması da fayda etmedi, yanımdakiler ‘şunu ara, bunu ara…’ deyince bende ipler koptu.

Bu bölüm de uzun hikâye. Uykusuzluk, yanımdaki, yöremdekilerin performansı… Derken kendimi HDP Genel Merkezi yolunda buldum. Belgelerin çıktısını arkadaşım aldı, fotoğrafçının karşısına o oturttu. Yoldayken arayan bir arkadaşım ‘ilk 120 kişilik aday listesi belli’ demiş olsa da. Tek kapı çalmadan, tek kişiye başvurmadan, kendisi için beni sıkıştıranlara göstere göstere, ‘öyle değil, böyle başvurulur!’ şeyi yapıverdim. Havamı yesinler!

Danışmaya vardık.

-Başvurular bitti ama.

-Biliyorum, komisyondaki birine soruverin, almıyorlarsa mesele değil.

Yanımdaki benim üzerimden ulaşmak istediği etkili yetkilinin adını söylemez mi birden!

Gitti, döndü ve aldı dosyamı. Daha birkaç metre uzaklaşmamışken o yetkili aradı: ‘Yakışır!’ O zaman anladım danışmadakinin sorduğu kişinin o etkili yetkili olduğunu.

Kalacağım eve varmadan ‘ben ne yaptım?’ dedim ama… Bana kapıyı açan da aday adayı! Şahane ağırlandığım evden değil, Ankara’dan kaçmalıyım, ama ya komisyon görüşmeye çağırırsa? Usul bu, komisyon ilk 600’e uygun buldukları ile görüşür. Listeye giremeyeceklerle de görüşmek mümkün değilse teşekkür etmek, telefon ya da mesajla, kibarlık değil, etik gereği.

Artık ayrılabilirdim, aday listesi YSK yolcusu, ben İstanbul.

Ben başvurdum, teklif almadım

Daha eve yeni girmişken gazeteci bir arkadaşımdan mesaj geldi. Yeşil Sol Parti YSK’ya verdiği listeyi basına vermiş. Dinlenir bakarım diye düşünüyorken telefon yağmuruna tutulunca işkillenip baktım. Adım İstanbul 1. Bölge 26. sırada! Arayan arayana, mesajlar gırla, bazıları acımasız: ‘Sen mi başvurdun, teklif mi aldın?’ Ben şok! Şok oldum, çünkü komisyon benle görüşmedi, aramadı bile. Usulün her şey olduğunu Onur Hamzaoğlu gecikmeden hatırlatacaktı! Neredeyse ‘ben aslında başvurmadım’ diyen sözleri doğru değildi elbette, ama konuşulmuş, sırası söylenmiş olsa sırasını istemediği listeye girmeyecek, çift taraflı skandal da önlenmiş olacaktı.

Parti, basın yoluyla bilgilendiriyordu iki yıl çift vardiya, haftada 7 gün, yol parasını bile eşten dosttan borçlanarak ‘çok iyi iş’ yapmış bir basıncısını. Tırnak içindeki ifade bana ait değil, parti genel merkezine ait. Formadaki ikametgâhıma bakıp 2. bölgeye yazsalardı bari de mi demeyeyim?

Hadi gazeteci olduğum unutuldu, nasıl işletmeci oldum? Pek çok iş yaptım, taş ocaklarında taş kırdım, maraba da oldum, ama ‘işletme’ ne arkadaşlar? Ya yılların ‘birey’i olduğum halde, DBP’den listeye girmem?

Telefonu sessize aldım, başladım. ‘Yanlışlıkla DBP’den aday gösterilmişim’ diyecektim ki sorumluluklarımı hatırladım, aralarında arkadaşlarımın da olduğu ağır bedeller ödeyenlere, binlerce parti çalışanına karşı. Başka bir partiden gösterilsem derdim, ama DBP’ye kıyamazdım.

‘Yeşil Sol Parti İstanbul 1. Bölge 26. sıra adayıyım. Hem de DBP’den, gurur duydum.’ dedim.

Adaylık ve partili olmak

Ertesi gün mesajla, mümkünse 1. Bölge 26. sıradan 2. Bölge son sıraya alınmamı rica ettim. Mümkün olmadı.

‘Kim bu?’ diye araştırılan gizemli aday listesine girmeyi başarmakla kalmadı, az çalışsa kazanabileceği yeri garanti bulmayınca ‘itibar suikastına uğradım’ deyip affını istedi ve bu mümkün oldu. Önceki dönemin yakınılan listesinin pabucunu dama atan liste sürpriz mi oldu peki? Günlerce geliyorum diyen ‘sürpriz’ olabilir mi? Her seçim öncesi il, ilçe örgütlerinden aday adayı önerileri istenir, partinin ‘emek + liyakat’ ilkesi çerçevesinde. Geçen dönem öneriler pek dikkate alınmadı; bu kez o önerilere bakılmadı, moda söylemle, ispat edemem, ama eminim.

Adaylığa giden yolu en fazla aşındıranlar ‘hiç düşünmüyordum, ama teklif geldiğinde…’ geleneğini bu kez de bozmadı. Bir şey yapmadan teklif almış olanların sayısının bir elin parmaklarını geçtiğini sanmıyorum. Adaylık için partili olmamak, hatta kapısından geçmemiş olmak neredeyse kurallaştı, partili olmak istisna oldu.

Haksızlık etmeyeyim, böyle bir listede ittifak pratiği de etkili oldu. Bileşen, kurum, kişi vs. kontenjanı derken bir de ittifak kontenjanları devreye girince partide yıllarca emek vermiş, gayet liyakatli insanlara sıra gelme ihtimali hepten sıfırlandı. Bir kısmı göz önünde gelişen bu duruma itirazları herkes duymuşken listelere son noktayı koyanlar duymamış, görmemiş olamazlar.

Birlikte mücadele fikri elbet şahane, seçim ve vekil ödüllü ittifak pratiğini mimarları bile artık savunamıyorken söylenecek bir şey kalmamıştır.

Bunları bilmesine rağmen en iyi sonuç alınsın diye sahada koşturanlar da bu mekanizmanın doğurduğu dev sorunların, soruların muhatabı olacaktı. Bana dinleyip, susup umut vermeye çalışmak düşecekti.

Perşembenin Gelişi…

İlk toplantıya öyle bir havayla girdim ki daha önce yüzlerce kez bulunduğum toplantı salonun 50 kadar yeni yüzü yanlış filme girmiş seyirci gibi bakakaldı. Her aday kendini tanıtıp seçim çalışması yol, yöntemine dair önerilerini sunacaktı. Birkaç arkadaşı dinledikten sonra sıranın bende olduğunu anladım, birileri motive etmeliydi: Arkadaşlar, ilk 600’deyiz, bu onurun gereğini yapıp en iyi sonuç için çalışacağız, değil mi?

Allah kimseyi tarihi konuşma yapmak zorunda bırakmasın, ağzımdan çıkanlara kendim bile şaşırdım.

Oturduğumda, benden 20 sıra önde olsa da yerini benimsememiş olanlara yakınacak argüman kalmamıştı!

Koordinasyon oluşana kadar mahallemden başlayarak çalıştım. Sonra da koordinasyon nereye dediyse oraya gittim, ne yapmamı istediyse yaptım, az kendime uyarlayarak tabii. Yollarda, sokaklarda, pazarlarda daha çok ‘bizden olmayanlar’, daha önce bize oy vermemiş olanlarla konuştum. Daha çok onlara bizi, memleketin, dünyanın daha iyi bir yer olabileceğini anlattım.

Tereciye tere satmak benlik değil. Bedel ödemiş, yalnız oy vermekle kalmamış, memnun olmadığında bile partisini yalnız bırakmamış, kırgın bir kitleye bunu yapmak yalnız siyaset değil, faydasız, hatta saygısızlık da, bence yani. Dinledim, umut vermeye çalıştım. Birbirimize sarıldık, güldük.

Sonuç sürpriz mi?

En çok duyduğum soru TİP meselesi oldu. Ev çalışmalarında, sokakta, takside, her yerde. Siyasi bilgisi, tecrübesiyle pek çoğumuzu cebinden çıkaracak seçmen, yalnız beni değil sahadaki her birimizi yönetim yerine salladı.
İkincisi ‘bu adayları çok mu aradınız?’ oldu. ‘… nedir? Dernek mi, örgüt mü, parti mi?’ Bu soruyu sormayan Kürt vardıysa da ben görmedim.

İkinci önemli tanıklığım, partinin il, ilçe örgütleri iki yıl öncesine kıyasla bile çok zayıf, özellikle 2. Bölgede, bazıları yerlerde yok, hiç. Son 2 hafta bu bölgeye alınınca, sıkıntılı bacağıma acındı, ricam nihayet kabul edildi sanmıştım. Asıl nedenin bu bölgenin içler acısı hali olduğunu anlamam bir gün bile almayacaktı. Buna sıfır, hatta negatif koordinasyon da eklenince, koştum, yalnız söz verdiğim için değil, paralize olmamak için de, dursam düşer ağlardım.

Çıkarsız, beklentisiz, benden çok çalışan, sayelerinde partinin döndüğü çoğu DBP’li, özellikle TJA’lı kadınlar sayesinde enerjimi, neşemi korudum.

Bildiğim, tanık olduğum detayları anlatmayacağım; içimi dökme dışında bir şeye yapamayacağı için; mizahı, neşeyi gayri ciddilik sananların kanaatinin aksine sorumluluk sahibi olduğum için. Kılıçdaroğlu’nun kazanmasında böyle de bir kişisel çıkarım olacaktı, olmayınca yutkunarak yutmaya devam.

Aldığımız sonuç sürpriz olmadı, yüzde 9 bekliyordum, az gerisi geldi. Mucize yolunu şaşırıp bize uğrasa, 10 alsak sevinirdim o gün. Öyle bir mucize yok tabii, muhtemel mucizeler de otoriter rejimlerin hizmetinde, sonuçların da kanıtladığı gibi. Memleket için istediği demokrasi, adalet ve şeffaflığı kendi içinde işletmeye elvermeyen mekanizma bir gün bir duvara çarpacaktı. O gün bugünmüş.

Gerçeği kabul, gerçekçi çözümler

Nedenlerinin bir kısmı anlaşılır, sadece bize özgü değil. Çatışmalı sorunların olduğu her ülkede legal siyaset benzer sorunlar yaşadı, İrlanda, Kolombiya, Bask Ülkesi… Biz Ortadoğu versiyonunu yaşıyoruz. Uzun süreli çatışma durumunun çıkmaz sokaklara ittiği sorunları çözmek için iyi niyetin yeterli olduğu görülmemiştir. Yönetime iyi, liyakatli insanlar getirmek de öyle, en fazla pansuman işlevi görür.

Gerçeği kabul, gerçekçi çözümlerin ilk adımı ise, devamı da yanlışta ısrar etmemek olsa gerek. Ciddi bir şeffaflığın imkânsız olduğunu biliyorum, biraz istedim, azıcık.

Biraz şeffaflıktı partinin ilkelerini uygulatmayı ihtimal dâhiline alabilecek olan. O kadarı da olmayınca görece iyi günlerde eleştiriler kısmen de olsa adresine varır, parti bazılarının ‘kaliteli’ dediği, aslında daha geçiş bir kesim için cazibeli olur. İyi bir yönetimle de böyle günlerde daha iyi sonuçlar alınabilir. Ama kötü günlerde, son 6-7 yılda olduğu gibi, söz konusu mekanizma bir adım ileri, iki geriye mahkûm eder. Meyve de yemiş olmaya gelen ‘kaliteliler’ özellikle, sıfır meyve, bol bedel günlerinde güvenli yerlere, evlerine çekilirler. İnsan evladı karmaşık bir varlık, bazıları o zor günlerin seçim günlerinde partiyi hatırlayıverir.

Tanımlama için üzgünüm ama vekillik epeydir bir cennet meyvesi olur, cehennemde bile. İstisnalar olsa bile o meyveye ulaşmanın yolunun temiz olması zor, hele böyle bir mekanizmada: Ara ki bulasın şeffaflık, demokrasi; full kontenjan vs. ile sonuç gördüğümüz olur.

Elbette liyakatinden kuşku duymayacağımız vekillerin sayısı az değil. Yeter mi? Ateş altında gece gündüz o partide koşturan, büyük çoğunluğu çorba parası bulmakta zorlanan binlerce insanın bunu normal görmesi mümkün mü? Seçmen ‘yeter!’ dedi.

Siyasi Partiler Kanunu kongre yapacaksın diyor, yapılıyor. Hangi demokratik işleyişle?

Gel sarılayım sana

Pendik’te bir seçmenin onlarca sorusundan biri:

-Adaylardan partide çalışmış kaç kişi var?

-Saymadım.

-Sayma. Birkaç kişi var elbet. Parti yönetiminde il, ilçe örgütlerinde çalışmış yönetici var mı?

10 dün düşünsem bu soru aklıma gelmezdi. Genel Merkez’deki karar alıcılar kast ediliyor elbette. ‘Yok’ diyemedim, sustum.

Az önceki şen şakrak aday gitti, bitti. Torunundan bir bardak su istedi benim için.

-Sen kaçıncı sıra adayıydın?

-26.

-Gel sarılayım 26. sıra adayımız.

Parti, hele büyük bedeller yaşayan bir parti olunca, demokratik değil, bürokratik yapıda da eleştiriler, tartışmalar oluyor elbette. 2 yıl boyunca yüzlerce toplantıya girdiğim için de biliyorum. Binlerce kadrosu cezaevinde olsa da hâlâ çalışan binlerce insan var, sayıca yeterli olmasalar bile. İstanbul’da 500 kadar gece gündüz koşturan var, bir o kadar da kısmi katkı sunan, bu sayı pek çok ülkeden büyük bir şehir için çok az elbette. Bu partililer bolca da toplantı yapıyor. O toplantılarda önerilerde bulunuyor, tartışıyor, eleştiriyorlar. Ama o öneriler, eleştiriler ne kadar nitelikli olursa olsun bürokratik bir yapıda duvara çarpıp size dönüyor.

‘Kaliteli kadro’ tanımına bugünlerde takmış durumdayım. Koşullara ve her şeye rağmen bir şeyler yapmaya çalışan insanların kalitesiz olması mümkün mü? Ama böyle bir mekanizmada yıpranmış, kendisini faydasız hissedip gidenler de gördüm.

Yeni bir işleyiş için

Bağlayayım artık. Bir aylık bir değerlendirme, tartışma süreci başlatıldı. İl, ilçe örgütleri toplanıp daha iyisi için konuşup, öneriler sunacak. En kısa sürede de kongre yapılacak. Benimkileri söyleyeyim. Biliyorum çok zor, ama denemekten başka yol yok.

21. yüzyılda biraz şeffaflık ve demokratik işleyiş olmadan daha iyisi mümkün değil. Ben il yöneticiyken de Genel Merkez kongresi yapıldı, ama eş başkanların adlarını basınla aynı anda öğrendim. Bu usulle gelecek en parlak yönetimle bile bir şey değişmez. Yönetimin kilit noktalarında o güne kadar partide hiç çalışmamış kadroların yer alması eşyanın tabiatına aykırı. Usul her şeydir. Sınırsız istisnaları olan kurallar artık kural değildir.

Bu seçimlerde nasıl bir faciayla sonlandığını gördüğümüz kota, kontenjan uygulaması lütfen son bulsun, HDP bileşenleri için de, kesim, kurum, dernek vs. tamamı. Tek mantıklı kota kadın kotasıydı, ama onun da artık gerekliliğinden emin değilim, kadınlara kimse engel olmasın yeter.

İttifaklar mücadele birliği için güzel, hatta gerekli, Emek ve Özgürlük İttifakı da o amaçla kuruldu. Ama neredeyse seçim ittifakına döndü. Seçim kampanyasında şahit olduğum pratik, her birinin kendi adayına çalışması yönünde oldu, hem parti çalışanlarını, hem de seçmeni rahatsız etti bu durum.

HDP’nin kuruş felsefesi yeniden hatırlanmalı, ilkeleri uygulanmalı, eksikleri giderilmeli. HDP’deki bireyler evet HDP’li, parti içindeki en korumasız grup da onlar, arkalarında bir parti olmayınca fikirleri, önerileri de havada kalıyor. Neredeyse her mevzuda ‘biz kendi partimizde değerlendirdik, değerlendireceğiz’ diyen partilerin ne kadar HDP’li olabildiğinden pek emin değilim. Bunu gidermek için yeni formüllere kafa yormalı. Mahalle meclisleri ile var olabilecek HDK’nın kaç meclisi var? İki elin parmaklarını geçmiyorsa bu sayı bu haliyle varlığının katkısı ne?

Mevcudun çok üstünde kadroya ihtiyaç var. Daha önce vekillik, belediye başkanlığı yapmış olanlar, siyasi birikimlerini neden partilerinde çalışarak değerlendirmez? Üstelik bu kesimin ekonomik sıkıntısı da yok. Bu partinin kanaat önderinden çok, partide çalışacak, onca işin bir ucundan tutacak insanlara ihtiyacı var. Tamam, ömür boyu ‘vekilim’, ‘başkanım’ diyen desin, buna itiraz etmeyen de etmesin, ama sol bir partide bugüne kadar 1’inin bile dönüp partisinin bir il, ilçe örgütünde çalışmamış olması normal olabilir mi?

Yol nasıl yürünecek

Parti bir yoldur, yol bir şeydir, o yolu nasıl yürüdüğümüz her şey. Solu iyiye götürecek yol, savunduğunu, söylediğini kendisinde de uygulamasından geçiyor. Devrimci değilim, ama varsa bir devrim o da yürüdüğümüz yol olmalı, o yolu nasıl yürüdüğümüz.

Serüvenimle bitireyim. Aday olmasam da çalışacaktım, her seçimde olduğu gibi basın işi yapardım. Bu kadar yorulmazdım, ama o kadar güzel insan da tanımazdım, mesela bayramda çaylarını içtiğim bedel ödeyen aileleri. Sayelerinde Kürtçe konuştum, hatta yıllar sonra Kürtçe rüya gördüm.

‘JİTEM’i daha yakından tanıyacaksın, böyle dans edeceğiz’ şeyini duyduğumdan beri yalnız Newroz’larda halay çekiyordum. O sözü unutmadım, ama yıllar sonra o fobimi yendim, bolca halay çekmekle kalmadım, oynadım da. Bilmediğim yönlerimi keşfettim, faydasından hâlâ kuşku duysam da iş başa düşünce bildiri de dağıtabiliyormuşum. Bir pazarda konuşma yapabileceğim aklımın ucundan geçmezdi, meğer pazarlarda konuşmak için gelmişim bu dünyaya! Mikrofonsuz yaptığımı yaptıysam, mikrofonlu neler yapmazdım!

Bir 90’lar Kürt âdetiyle noktalayayım. Başta cezaevlerindekiler olmak üzere, her yerde mücadele eden, bu seçimde iyi bir sonuç alınsın diye elinden geleni yapmış partili ve gönüllülere, oyuyla ve/veya eleştirisiyle bize yön, yol gösteren seçmenlere selam eder, başaramadıklarımız için, eksiklerim için özür dilerim.

#Bir #adaylık #serüveni

İran’da 10 günde 60 kişi tutuklandı, 34’ü Kürt

İran’da haziran ayının ilk on gününde en az 60 kişi tutuklandı. Tutuklananlardan 34’ü Kürt

İran İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre 2023 Haziran ayının ilk 10 gününde İran’ın farklı şehirlerinde 34’ü Kürt, 21’i Beluc olmak üzere en az 60 kişi tutuklandı. Tutuklananlardan en az 17’si kadın ve 9’u çocuk.

HABER MERKEZİ

#İranda #günde #kişi #tutuklandı #34ü #Kürt

HDP Hewlêr temsilciliğinden Arasan açıklaması

Silahlı saldırıyla katledilen Hüseyin Arasan’ın katillerinin yakalanmasını isteyen HDP Hewlêr Temsilciliği, BM’nin sessizliğini de kınadı

Hewlêr’de bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Federe Kurdistan Bölgesi Temsilciliği, Federe Kurdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren Mezopotamya İşçiler Derneği Üyesi Hüseyin Arasan’a ilişkin açıklama yaptı.

Temsilcilik adına konuşan Aydın Yalvaç, Türkiye’nin Kürt halkına karşı soykırım gerçekleştirdiğini ifade ederek şöyle devam etti: “Türk devletinin soykırım saldırıları sonucunda onlarca yurtsever katledildi. Özellikle son iki yıl içinde Türk MİT’i, Kurdistan Bölgesi güçlerinin yardımıyla Bakurlu siyasi mültecilere yönelik gerçekleştirdiği saldırılarla onlarca arkadaşımızı katletti. HDP Kurdistan Bölgesi Temsilciliği olarak tüm arkadaşlarımıza dönük saldırıları şiddetle kınıyoruz.”

Federe Kurdistan Bölgesi’ne çağrı

Katillerin bulunması için Federe Kurdistan Bölgesi’nin tüm güç ve taraflarına çağrıda bulunan Yalvaç, “Birleşmiş Milletler (BM) siyasi mültecilerin katledilmesine karşı sessiz kalmakta ve herhangi bir tavır geliştirmemektedir. BM’nin sessiz tutumunu kınıyoruz” dedi.

Yalvaç, konuşmasının sonunda birlik ve beraberlik yaratarak mücadelenin büyütülmesi çağrısında bulundu.

HABER MERKEZİ

#HDP #Hewlêr #temsilciliğinden #Arasan #açıklaması