Ana Sayfa Blog Sayfa 32

Eşitlik Sözüyle Geldiler, Katliam Peşindeler!

Abdal Musa Postnişini Hüseyin Eriş, Suriye’de Aleviler ve Kürtlerin sistematik saldırılara maruz kaldığını belirterek, bu durumun rejim değişikliği sonrası verilen eşitlik ve ortak anayasa sözlerinin boşa çıktığını vurguladı. Eriş, “Önce Dürziler, ardından Aleviler ve şimdi de Kürtler hedefte. Bu yönelim, tüm Kürt halkını kapsayacak şekilde genişliyor” dedi.

Son dönemde Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılarla başlayan çatışmalar, Alevi yerleşimlerinde de kaygıları artırdı. Eriş, bu saldırıların tesadüfi olmadığını ifade ederek, emperyalist güçlerin desteklediği grupların, Alevilere ve Kürtlere yöneldiğini belirtti. “Herkesin eşit olacağı söylendi, ancak iktidar, emperyalist güçlerden destek aldıkça gerçek yüzünü göstermeye başladı” diye ekledi.

Eriş, Suriye’deki mevcut durumun, emperyalist politikaların bir sonucu olduğunu dile getirerek, “Güçlü olanın haklı sayıldığı bir anlayış dayatılıyor. Kendisi gibi düşünmeyeni yok sayan, hatta katleden bir zihniyet bu” değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca, iktidara gelen kadroların geçmişlerine dikkat çekerek, “Dün kafa kesenler, bugün ülke yönetiyor” ifadelerini kullandı.

Alevilerin ve diğer inanç gruplarının yalnız bırakıldığını vurgulayan Eriş, mazlum halkların ortak mücadelesinin önemine işaret etti. “Birbirimizin haklarını savunmalıyız. Tarih boyunca bu tür dayanışmanın örnekleri var” dedi. Alevi Bektaşi öğretisinin evrensel değerlere sahip olduğunu belirten Eriş, adalet, rızalık ve sorgulamanın Aleviliğin merkezinde yer aldığını ifade etti.

Alevi camiası, Pir Mehmet Yüksel için taziye mesajlarını paylaşıyor

İngiltere’in Sheffield kentinde tedavi gördüğü hastenede  Hakk’a yürüyen Pir Yüksel Sheffield Alevi Kültür Merkezi’nde yürütülecek Hakk’a Uğurlama Erkanı’ndan sonra doğduğu Elbistan Kantarma köyünde annesi Hatice  Yüksel’in yanında sırlanacak.

5 Ocak 1966 yılında dünyaya gelen Pir Mehmet Yüksel gazetecilik mezunuydu. TV 10 , İMC gibi kanallarda çalıştı, Zülfikar dergisinin yazı işleri sorumluluğunu yaptı. BAF İnanç Kurul’nda da yer alan Mehmet Yüksel,bir süredir tedavi görüyordu.

Pir Mehmet Yüksel için taziye mesajları da yayınlandı.

Britanya Alevi Federasyonu tarafından yayınlanan mesajda şunlar belirtildi.

“Alevi yolunun kıymetli emekçilerinden, yol önderimiz Sinemilli Ocağı Pirlerinden Pir Mehmet Yüksel Dedemiz, Hak ile Hak oldu.

Canlara hizmeti, yol erkânına bağlılığı ve duruşuyla bulunduğumuz her yerde iz bırakan bir yol ereniydi.

Öğretisi yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.

Işığı daim olsun, onu çok özleyeceğiz.

Devri daim olsun.”

Üryan Hızır Ocağı’ndan Pir Veli Büyükşahin taziye mesajında şunları dile getirdi:

“Sinemilli Ocağı Pirlerinden, değerli dostum Mehmet Yüksel dede Hakk ile Hak oldu. İyi ki seni tanıdım. Yolumuza, Erkanımıza ve toplumsal mücadeleye verdiğin tüm emekler için Hakk senden razı olsun.Devrin daim olsun sevgili dost”

Can TV programcısı Elif Tabak Pir Mehmet Yüksel için kaleme aldığı taziye mesajında şunları belirtti:

“Saygıdeğer pirim Pir Mehmet Yüksel, aşk olsun sana pirim. Biz ne çok şanslıydık ki senin gibi ocakta pişmiş ve olgunlaşmış bir yol önderiyle yolumuz kesişti. Bu kesişen yolda bizler sizden çok şey öğrendik. Hastalığınız sürecinde bizlere öyle dersler verdiniz ki hiçbir üniversite kürsüsünde alınamayacak kadar kıymetli derslerdi.

Yokluğunuz, özellikle diasporada yaşayan Alevi toplumu için büyük bir kayıp olacak. Aynı zamanda Sultan Sinemilli Ocağı’nda yetişen ender bir yol erini kaybetmek, Kantarma özelinde yeri doldurulamayacak bir kayıptır. Siz bir yol önderisiniz.

Bizler sizi çok incittik Dedem, Hak sizi incitmesin.”

Gazeteci Şükrü Yıldız taziye mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Sevgili Mehmet Yüksel Dedem, İngiltere’de hakka yürüdüğünü derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum. Senle birlikte emek verdiğimiz değerleri ve TV10 ile taçlandırdığımız günlerdeki fedakarlıklarını unutmayacağız. Seni tanımaktan, seninle birlikte yol yürümekten büyük bir onur duyuyorum.

Sen ki; Alevi yolunun hakikatini, eşitliği, adaleti ve mazlumdan yana durmayı savundun. Zalime karşı sözünü esirgemeden, mazlumun yanında dimdik durarak, yolun onurunu taşıdın. İnancımıza, kültürümüze ve değerlerimize sahip çıkmayı bizlere miras bıraktın.

Sevgili Dedem, şimdi Hak ile Hak oldun. Devrin daim, ruhun şad, menzilin pak olsun. İkrar verdiğin erenler, pirler, evliyalar ve Sinemilli Ocağı yoldaşın olsun. Hoşçakal piro…“

Araştırmacı yazar Ali Köylüce ise  mütevazi, aydın bir ocak evladını zamansız kaybettiklerini belirterek şunları yazdı:

“Sinemilli Ocak Evlatlarından, Mehmet Yüksel dede ile TV10 ve Zülfikar Dergi/Gazetesinin türkiyede yayınından itibarem tanıṣmıṣtık.

Hem bölgemizin bir Ocak (Sinemilli) evladı olması, hemde sanatçı aydın kimliĝi ile basın yayın hizmetinden, yol erkan hizmetine kadar bir çok alanda Alevi Hak mücadelesine hizmet ve katkıda bulundu.

Ingilterede, yaṣarken , uzun süredir mücadele ettiĝi , Amansız bir hastalıkdan, Zamansız kaybetmekten dolayı üzgümüm.

Devri daim, mekanı gönüller olsun.

Ailesi sevenleri ve tüm Sinemilli Ocak evladı ve taliplerine baṣsaĝlıĝı ve sabırlar diliyorum.”

Sanatçı Ali Matur ise Pir Yüksel için şunları yazdı:

“O mütevazılığı,Engin kişiliği,Yola bağlılığı ve Yurtseverliği ile örnek bir Ocak evladı idi.gidişin çok erken oldu Can Piro Onurlu duruşun,mütevazılığın ve Nur Cemal’inle hep gönüllerimizde kalacaksın.Devrin asan tez gelişin ihsan ola Pirom.”

Şenay Malkoç Ana da pir Yüksel için , “Sinemilli Ocağının Evladı Mehmet Yüksel Dede

Devrin Daim olsun Mekânın Sırrı Hakikat olsun.Aşk ile” mesajını paylaştı.

Gazeteci Nilgün Mete , “Güle güle Mehmet Yüksel dede .Yakından tanımıştım. Güzel insandı. O kadar üzgünüm ki.“ diyerek üzüntülerini paylaştı.

Pir Mehmet Yüksel, sonsuzluğa uğurlandı!

Pir Mehmet Yüksel, Sinemilli Ocağı’na mensup olarak uzun yıllar boyunca Alevi inancını ve kültürünü yaşatmaya katkıda bulunmuş önemli bir şahsiyetti. İngiltere’nin Sheffield şehrinde tedavi görmekte olduğu hastanede, amansız hastalığına yenik düşerek Hakk’a yürüdü.

Pir Yüksel’in cenaze merasimi, Sheffield Alevi Kültür Merkezi’nde düzenlenecek Hakk’a Uğurlama Erkanı ile gerçekleştirilecektir. Ardından, doğduğu Elbistan Kantarma köyünde, annesi Hatice Yüksel’in yanında sonsuzluğa uğurlanacaktır.

Bu zor günlerinde Pir Mehmet Yüksel’in ailesine, sevenlerine ve tüm Alevi topluluğuna başsağlığı diliyoruz. Kendisi, inançları doğrultusunda gösterdiği azim ve kararlılıkla hatırlanacak ve anılacaktır.

Yeni Bir Mutabakat DENİZ YILDIZ

Dârına durduğumuz bu devr-i alemde, can veren Alevilik, yitirilen İslamiyet…
Zamanımızın gerçekliğine düşünce insan evladı; katledenlerin ve edilenlerin içinde yaşamı kutsayamıyor ne yazık. Gönül hanesi talan edilmiş, rızasız lokmalar boğaza dizilmişken, işte o an Medine Sözleşmesi düşüyor aklıma. O yarım kalan, o ihanete uğrayan toplumsal mutabakat…

Hakk’ın didarını insanda gören, ‘yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan bizden değildir’ diyen o kadim Alevi hattının ikrarıyla bakıyorum dünyaya. Yezid’in yok etmeye çalıştığı toplumsal ahlakın soyunduğu o çıplaklık, cehennem ateşinde küle döndüğü o anın ortasındayız. Ben bittim ama dünya biterken de beni yakıyor. Karanlık, soğuk ve mevsimsiz, acımasız…

Donarak zaman duruyor; fakat dönüyor içimde o ‘an’, durmadan. Gözler hareketsiz, kan akmıyor, beden katı. Her şey duruyor sanki; sanki durmadan duruyor…
Kumsalda yatan o dilsiz bedeni, Aylan bebeği gördü dünya; denizin sağır tanıklığında, Oscar törenlerinin ışıltılı sessizliğinde izlediler bizi; Alevileri, Dürzileri ve Kürt’e karşı açılan o bitmeyen savaşı… Sadece çiğnenmedi bedenimiz, parçalandı; zaman zaman arabaların arkasında sürüklendi onurumuz.

Ama o tozlu yollardan, bu enkazın içinden yeni bir Sözleşme yükseldi. Bu sözleşme, ‘eline, beline, diline’ sahip çıkanların, rızasız bir yaşamı zül sayanların, incinse de incitmeyen ama haksızlığa eğilmeyen o ulu divanın onuruydu. Rızasız alınan her nefesin, rızasız girilen her toprağın yarattığı o derin rahatsızlığı, toplumsal bir ikrara dönüştürdük. Süryanilerin kadim duası, Hristiyanların sessiz çığlığı, Arapların ve Türkmenlerin bu ortak sofradaki onuruyla birleşti bu ikrar.

Rojava, o unutulan Medine Sözleşmesi’nin etten ve kemikten yeniden doğuşu oldu; Yezid’in karanlığına karşı, kadının saç tellerinden örülen bir yaşam iradesi. Bu iradenin soluğu, sınırları yırtan o sarsılmaz duruşta vücut buldu: Deniz Heval oldu adı. Dünya bizi çiğneyip geçerken, biz o toprağa düşen her candan yaşamak isterken delicesine; alınan her nefeste, yeryüzüne düşen her gözyaşında o kutsallığa sığındık. Binlerce yıldız sardı etrafımızı; Zarife’nin parmakları, Sakine’nin gülüşü ve Deniz Heval’in kararlılığıyla yeryüzünde yükseldi o çığlık:

“Jin, Jiyan, Azadî!” Evrensel bir insanlık mutabakatı çıkardık bu yangından. Sonsuz bir bakış, anneye son kez sarılan o küçük bedenin bıraktığı o ağır ve kutsal mirasın ahında mühürlendi zaman.

Celal Fırat’a yönelik saldırıyı şiddetle kınıyoruz!

Türkiye Alevi Dernekleri Federasyonu, DEM Parti Milletvekili Celal Fırat’a yönelik gerçekleştirilen polis müdahalesini kınadı. İstanbul’da Rojava’daki saldırılara karşı düzenlenen barışçıl protestolara polis tarafından sert bir şekilde müdahale edildi. Bu müdahale sonucunda çok sayıda kişi gözaltına alınırken, Fırat da dahil olmak üzere bazı protestocular yaralandı.

Federasyon, yaptığı yazılı açıklamada, demokratik hakların kullanılmasına engel olan ve barışçıl gösterilere şiddet uygulayan tüm aktörleri sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı. Açıklamada, bu tür saldırıların demokratik temsil makamlarına ve seçilmiş siyasetçilere karşı saygısızlık olarak değerlendirildiği vurgulandı.

Türkiye Alevi Dernekleri Federasyonu, temsilcilerinin yurttaşlarla birlikte barış talebini ifade etmelerinin fiziksel müdahaleyi haklı kılmayacağını belirtti. Barışçıl protestoların hedef alınmasının, demokratik hak arama yollarının sistematik bir şekilde engellenmesi anlamına geldiği ifade edildi.

Federasyon, milletvekillerinin ve tüm katılımcıların fiziksel bütünlüklerinin korunması gerektiğini vurgulayarak, yetkilileri hukukun üstünlüğüne uygun davranmaya davet etti. Celal Fırat’a geçmiş olsun dileklerini ileten Federasyon, demokratik siyaset ve barış taleplerinin bu tür saldırılarla bastırılamayacağını yineledi.

Alevi Kurumları Tek Ses: “Cemevlerimiz İbadet Alanımızdır!”

Yedi büyük Alevi kurumu, 22 Ocak 2026 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan yeni yönetmeliğe karşı ortak bir açıklama yaptı. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) gibi kuruluşların da imza attığı bildiri, cemevlerinin “Kültürel Tesis Alanı” olarak tanımlanmasına tepki gösterdi ve bu durumu “inkar siyaseti” olarak nitelendirdi.

Yapılan değişikliğin Alevi toplumunun taleplerine çözüm üretmediği, aksine inancın yok sayıldığı vurgulandı. Cemevlerinin imar mevzuatında “Kültür Merkezi” olarak kodlanmasının kabul edilemez olduğu belirtildi. Açıklamada, “Cemevlerini cami, kilise ve havranın karşısına eşit bir ibadet yeri olarak koymaktan kaçınan bu düzenleme, eşit yurttaşlık ilkesini açıkça ihlal etmektedir” ifadesi yer aldı.

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluş amacının inancın asimilasyonuna hizmet ettiği savunularak, bu yapının işlevsiz olduğu belirtildi. Hükümetin “açılım” söylemleri ile uygulamaları arasındaki çelişkiye dikkat çekildi ve düzenlemenin meşruiyetinin olmadığı ifade edildi.

Ortak bildiride, Alevi inancının Türkiye’nin asli inançlarından biri olduğu ve bu gerçeğin hukuken kabul edilmesinin zorunlu olduğu vurgulandı. “Alevi toplumunun iradesini yok sayan, inancımızı tanımayan hiçbir düzenleme bizim açımızdan meşru değildir. Bu düzenlemeyi reddediyoruz” denildi.

Alevi Kurumları: Cemevi, Kültür Merkezi Değil, İbadethanedir!

Alevi kurumları, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın cemevlerini kültürel tesis olarak tanımlayan yeni yönetmeliğine sert tepki gösterdi. Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu ve diğer birçok kurum, bu düzenlemenin Alevi toplumunun yıllardır dile getirdiği taleplere bir çözüm sunmadığını, aksine inkâr siyasetinin yeni bir göstergesi olduğunu ifade etti.

Alevi kurumları, cemevlerinin imar mevzuatında “Kültürel Tesis Alanı” olarak tanımlanmasının, Alevi inancına yönelik bir yok sayma çabası olduğunu vurguladı. Cemevlerinin, cami, kilise ve havra ile eşit bir ibadet yeri olarak tanınması gerektiğini belirten Alevi temsilcileri, bu durumun eşit yurttaşlık ilkesini ihlal ettiğini ifade etti.

Yapılan açıklamada, devletin Alevilerin ibadethanesini yasalarda tanımaktan kaçınması ve bu konudaki ikiyüzlü yaklaşımının kabul edilemez olduğu belirtildi. Alevi kurumları, cemevlerinin statüsünün yönetmeliklerle değil, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık temelinde, anayasa ile belirlenmesi gerektiğini savundu.

Alevi inancının, Türkiye’nin asli inançlarından biri olduğunu vurgulayan kurumlar, bu gerçeğin hukuken de kabul edilmesi gerektiğini dile getirdi. Alevi toplumunun iradesini yok sayan hiçbir düzenlemenin meşru olmadığını ifade eden kurumlar, bu yönetmeliği reddettiklerini belirtti.

Arap Alevi Kurumları: Sessizlik, Adaletsizliğe Ortak Olmaktır!

Arap Alevi kurumları, Suriye’de HTŞ ve Selefi çetelerin Alevilere, Kürtlere ve Dürzilere yönelik gerçekleştirdiği saldırılara karşı ortak bir açıklama yaparak, bu durumu kınadı. Yapılan açıklamada, “Bugün HTŞ ve benzeri cihatçı yapılara alan açanlar, Alevilere, Ezidilere, Dürzilere ve Kürt halkına yaşam hakkı tanımamaktadır. Katliamcıları aklayan bu anlayış, halkların varlığını hedef almaktadır” denildi.

Açıklamada, Suriye’de yürütülen savaş politikalarının, halklara ve inançlara karşı sistematik bir yok etme ve tasfiye sürecine dönüştüğü vurgulandı. Özellikle Aleviler, Dürziler, Ezidiler ve Kürt halkının, zorla yerinden edilmeler, kaçırmalar ve inanç temelli saldırılarla hedef alındığı belirtildi. “Yaşananlar, Suriye’nin demografik yapısını zorla değiştirmeyi amaçlayan bilinçli bir imha politikasıdır” ifadeleri kullanıldı.

Emperyalist güçlerin desteklediği HTŞ, IŞİD ve benzeri cihatçı yapıların, halkların iradesini yok sayarak mezhepçi bir düzen dayattığına dikkat çekildi. “Bu yapılara açılan her alan, halklara karşı işlenen suçların doğrudan parçasıdır. Bu anlayışın egemen olduğu coğrafyalarda barış ve huzur sağlanamaz” denildi.

Direnen Kürt kadınlarına yönelik aşağılayıcı uygulamaların insanlık suçu olarak nitelendirildiği açıklamada, “HTŞ, IŞİD ve benzeri yapılar dağıtılmalı ve sahadan çekilmelidir. Yerinden edilen halkların güvenli ve onurlu dönüşü sağlanmalıdır. İnsanlık suçları cezasız bırakılmamalıdır. Sessizlik suça ortaklıktır” ifadeleri yer aldı.

Bu açıklamayı imzalayan 16 kurum, katliamları, zorla yerinden etmeleri ve HTŞ dâhil cihatçı-faşist yapılara verilen tüm destekleri en güçlü şekilde kınadıklarını belirtti.

Her xeleka porên me qada azadiyê ye… ÖZGÜR DEMİR

Saçlarımızın her teli özgürlüğe atılmış bir adımdır.

Rojava’ya yönelen saldırıları hâlâ “güvenlik”, “beka” ve “istikrar” gibi ezber kelimelerle açıklamaya çalışanlar, gerçeği ne kadar örtmeye çalışırsa çalışsın, hakikat kendini dayatıyor. Çünkü son dönemde yaşananlar, hedefin askeri değil ideolojik olduğunu bir kez daha açık etti. Bombalanan şey mevzilerden çok kadın iradesidir.

Son süreçte artan hava saldırıları, altyapıya dönük yıkım, enerji ve yaşam kaynaklarının sistematik biçimde hedef alınması tesadüf değildir. Bu saldırılar, savaşın cephede değil, gündelik hayatın içinde yürütüldüğünü gösteriyor. Elektriksiz bırakılan kentler, susuz bırakılan halklar, göçe zorlanan kadınlar ve çocuklar… Bu bir “güvenlik operasyonu” değil, açık bir cezalandırma politikasıdır.

Rojava’da kadınlar sadece silahlı direnişin değil, yaşamın yeniden inşasının da öncüsü oldu. Meclislerde eşbaşkanlık sistemiyle, mahallelerde kolektif yaşamla, patriyarkal düzeni pratikte parçalayan bir deneyim ortaya koydular. İşte bu yüzden Rojava, cihatçı çeteler kadar devlet aklını da rahatsız ediyor. Çünkü bu model, “başka bir Ortadoğu mümkün” diyor.

Cihatçı çeteler bu ihtimale vahşetle karşılık verdi; kadın bedenini savaş ganimeti sayarak, köleleştirmeyi ideoloji haline getirerek. Bugün hâlâ bu çetelerin yeniden dolaşıma sokulmasına göz yumulurken, aynı anda kadınların özsavunma ve özörgütlenme mekanizmalarının hedef alınması, kiminle gerçekten mücadele edildiğini sorgulatıyor.

Daha da çarpıcı olan ise uluslararası sessizliktir. Son dönemde diplomatik masalarda kurulan yeni dengeler, “normalleşme” adı altında yapılan pazarlıklar, Rojava’yı bir kez daha gözden çıkarılabilir bir alan haline getirdi. Kadınların kazanımları, petrol anlaşmalarına, sınır pazarlıklarına ve bölgesel ittifak hesaplarına feda edilmek isteniyor.

Soruyu artık yüksek sesle sormak gerekiyor: Kadınların eşit olduğu, halkların birlikte yönettiği bir sistem mi tehdit, yoksa bu coğrafyayı sonsuza dek karanlıkta tutmak isteyen erkek egemen iktidarlar mı? Eğer yanıt hâlâ Rojava ise, mesele güvenlik değil; özgürlük korkusudur.

Rojava’nın hedef alınmasının bir nedeni de ilham vermesidir. İran’da saçını kesen kadınlardan, Ortadoğu’nun farklı kentlerinde “Jin, Jiyan, Azadî” diye haykıranlara kadar uzanan bir hat vardır. Saçın, bedenin ve hayatın politik bir itiraz haline gelmesi, iktidarların en büyük kâbusudur. Bu yüzden her saç teli bir tehdide, her özgürlük adımı bir saldırı gerekçesine dönüştürülüyor.

Ama tarih bu tür korkuların sonunu iyi yazmaz. Kadınların yürüyüşünü ne bombalar durdurabilir ne de diplomatik suskunluk. Bastırılmaya çalışılan her deneyim, daha güçlü bir hafıza ve daha derin bir direniş olarak geri döner.

Bugün Rojava’ya sessiz kalanlar şunu bilmelidir: Tarafsızlık diye bir şey yok. Ya kadın özgürlüğünden yanasınızdır ya da onu boğmaya çalışan bu kirli düzenin parçasısınız. Ve tarih, kimin nerede durduğunu mutlaka not eder.

Rojava Devrimi Aleviliği de Özgürleştirecektir! İMAM CANPOLAT

Bugün, Üçüncü Dünya Savaşı Ortadoğu’da yoğunlaşmıştır. Kürdistan da Ortadoğu’nun merkezinde bulunmaktadır. Kadim Aleviliğin anayurdu da bu coğrafyadır. Bu savaş Arap, Kürt, Türkmen Alevi topluluklarını doğrudan etkilemektedir.

Devletli sistemlerin ve esas olarak da İslamiyet’in bölgeye egemen olmasıyla birlikte, bölge halklarının kadim inançları olan Alevilik ve Ezidilik darbe aldı, yasaklandı.

Kürtler, nasıl ve hangi tarihlerde statüsüzleştirildi?

Kısaca hatırlayalım!

1639’da Osmanlı ve Safevi (İran) devleti arasında yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile Kürdistan tarihte ilk kez bölündü.

24 Temmuz 1923 tarihinde yapılan uluslararası Lozan Antlaşmasıyla Kürdistan’ın tamamı bölündü, parçalandı, paylaşıldı ve haritadan silindi. Her parçanın üzerinde de bir devlet kuruldu. Kürtler, varlığını ortadan kaldıran bu antlaşmayı kabul etmedi, direndi.

Kürt Özgürlük Hareketinin yarım asrı aşan kesintisiz devrim mücadelesi Kürt halkına özgürleşme yolunu açtı. Kürdistan devriminin yarattığı gelişmelere bakıldığında, sadece Kürt halkına özgürleşme yolunu açmakla sınırlı kalmadığını görüyoruz. Kürdistan Devrimi, bütün Ortadoğu bölgesini etkiledi, hatta dünyanın bütün sömürge ve ezilen halklarına ilham kaynağı, umut ışığı oldu!

Rojava devrimi bir kadın devrimidir. Rojava’da yaşayan bütün halklar, din ve inançlar, farklılıklarını tanıyarak, eşitlik ve özgürlük temelinde bir sistem kurdular. Tıpkı renga renk çiçeklerin açtığı bahçe gibi bir arada yaşıyorlar. Rojava devrimi, devletli sistemlerin soygun düzenine alternatif, komünaliteye dayanmaktadır. Buna göre komünler, kooperatifler, atölyeler, okullar, akademiler, üniversiteler, hastaneler kurdular. Sermayeyi değil insanı öncelediler.

Bugün, cihadistlerin Rojava devrimine karşı verdiği savaş, aynı zamanda özgürleşen Kürde, Ermeni’ye, Çerkez’e, Araba, Türkmen’e, Alevi’ye, Ezidi’ye, Hristiyan’a, Müslümana karşı verilen savaştır.

George Busch, 37 sene önce reel sosyalist devletler dağılınca, “sosyalizm öldü, zafer kapitalizmindir” demişti. Rojava devrimi gösterdi ki “zafer kapitalizmin” değil, “ölen” sosyalizm değildir. 1989’da dağılan devlet sosyalizmiydi. Rojava’da gerçekleşen devrim, Demokratik Toplum Sosyalizmidir.

Rojava’daki direniş, başta kadim Alevilik olmak üzere, yasaklanan bütün etnik kimlik ve inançlara özgürleşme yolunu açmaktadır.

Bazı Alevi kurumların, Türkiye’nin desteği, ABD’nin onayı ile HTŞ/DAİŞ’in Rojava devrimini yıkma savaşına karşı ortak açıklama yapmış olmaları değerlidir, ancak eksiktir. Eksikliği, Kürt ve Arap Alevi kurumların ortak açıklamada imzasının olmamasıdır.

Bugün, bütün Alevi kurumları tüm gücüyle sokaklara çıkarak demokratik tepkisini ortaya koyma günüdür.

Hitler faşist yönetimi muhalif kesimlere yönelince sessiz kalanları beklediği sonucu çok özlü ifade eden Yahudi Papazın pişmanlık ifade eden sözlerini hatırlamak gerekir.

Ne demişti Yahudi papaz?

“Sosyalistleri almaya geldiklerinde sesimizi çıkarmadık, sosyal demokratları almaya geldiklerinde yine sessiz kaldık. Bizi almaya geldiklerinde, artık direnecek kimse kalmamıştı.”

Arap, Türk/Türkmen, Kürt bütün Kızılbaş Alevi toplulukları sıranın kendilerine gelmesini beklememeli.

Bu tarihi bir hata olur.

Küresel kapitalist modernite güçleri ve onların bölge ayakları olan Türkiye ve Arabistan’ın desteğiyle, (İsrail’i de tarafsızlaştırarak) Suriye’nin başına getirilen HTŞ/DAİŞ çeteleri eliyle Rojava devrimini boğmak ve Kürt soykırımını sonuca götürmek istiyorlar.

Bugün Rojava’da varlık mücadelesi verilmektedir. Bu devrimci direnişin merkezinde Kürtler olsa da sadece Kürtlerin direnişi değildir, ezilen ve inkâr edilen bütün etnik kimliklerin ve inançların direnişidir.

Kürt Özgürlük Devrimi etkisizleştirilirse sıranın Alevi topluluklarına geleceği açıktır. Sırada sadece Suriye’deki Aleviler yok. Türkiye’deki Aleviler de bu yeşil selefist faşistlerin hedefi olduğu bilinciyle hareket edilmeli.

Alevi topluluklarına bir kere daha Emevi siyaseti dayatılacaktır.

Türk, Kürt, Arap ve bölgede yaşayan bütün Kızılbaş Alevi toplulukların konfederasyon, federasyon, vakıfları ve bunlara bağlı yüzlerce dergâh, cemevi ve dernekler var. Bu durum Alevi toplulukların önemli bir düzeyde örgütlülüğünü göstermektedir.

Ancak bu kurumlarımızın kendi özgürlüğüne de yol açacak olan Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne ve O’nun geliştirdiği devrimci direnişe mesafeli yaklaşmaktadırlar. Sanki devletli sistemler Alevilerin “üzerindeki yasakları kaldıracaklar, tanıyacaklar” gibi yanılgılı bir yaklaşım içerisindedirler.

Özgürlük devrimine kayıtsız kalmak kaybettirir!

Ortak, demokratik mücadele kazandırır!