Ana Sayfa Blog Sayfa 33

Suriye’de HTŞ, Filistin’de Hamas, Aynı Kirli Tezgah ŞÜKRÜ YILDIZ

Bugün Suriye’de yaşananları “güç dengeleri” falan diyerek açıklamayın.. Burada halkların canı yakılıyor, toplumun hafızası siliniyor, kadınların bedeni hedef alınıyor, insanlar vahşi şekilde öldürülüyor, mezarlar yıkılıyor. Ve bunlar olurken kökleri El Kaide, El Nusra’ya dayanan, IŞİD ile fikirdaş olan HTŞ gibi bir cihatçı çete -yıllardır halklara kan kusturmuş, kadın düşmanı, mezhepçi, otoriter bir sürü- şimdi dünyaya “ılımlılaştı” diye yutturulmaya çalışılıyor.

Koridorlar açılıyor, alan veriliyor, pazarlıklar dönüyor, “normalleştirme” planları kurgulanıyor. Dahası… Bu yapıyı ABD ve İsrail’in çizdiği sınırlar içinde bir “kontrol mekanizması”na dönüştürmek istiyorlar.

Radikalleri kontrol edip gerektiğinde kullanarak büyütenler, sonra o şiddeti halka karşı sopa yapıp toplumları terbiye edenler, en sonunda da utanmadan “istikrar” ve “güvenlik” masalıyla bu kirli düzeni meşrulaştırırlar.

Bu yöntem yeni değil. Bu tezgahı daha önce Afgansitan’da da, Filistin’de de kurdular.

ABD, Sovyetlere karşı Afganistan’da cihatçı ağları bilinçli biçimde besledi, büyüttü, silahlandırdı, Pakistan istihbaratı (ISI) üzerinden parayı, silahı, eğitimi akıttı ve siyasal İslamcı militanlığı bir savaş aparatı gibi kullandı. Bin Ladin de tam bu zemin içinde yükseldi, 1980’lerde Afganistan’a gidip para-lojistik sağladı, “Arap gönüllüler” dediğimiz kadroların örgütlenmesine omuz verdi, zamanla bu ağların merkez isimlerinden biri haline geldi. ABD’nin kurduğu, büyüttüğü ve meşrulaştırdığı cihatçı savaş düzeninin Bin Ladin gibilerini parlattı.

ABD’nin Sovyet karşıtı stratejisi, Afganistan’ı bir halk mezarlığına çevirirken aynı zamanda küresel cihatçı militan ağların altyapısını da döşedi. O gün “özgürlük savaşçısı” diye pazarlanan yapıların, yarın başka coğrafyalarda halkların başına bela olacağı belliydi. Nitekim 1988’e gelindiğinde, bu ağ artık daha bağımsız, daha ideolojik, daha örgütlü bir yapıya evrildi, El Kaide dediğimiz örgüt, işte bu kanlı laboratuvarın içinden çıktı. Ve sonra, tarihin o büyük ironisiyle, ABD’nin “kullanışlı araç” diye büyüttüğü bu barbarlık, dönüp dolaşıp 11 Eylül’de Amerika’nın kalbine vurdu.

Cihatçılığı bir dış politika sopası yapan, radikali kontrol edebileceğini sanan, halkların üzerine saldığı şiddeti yönetilebilir gören ABD, bugün ortaya çıkan felaketin kurucu ortaklarından biridir. 11 Eylül’ün faili El Kaide’dir, ama o örgütün mayası da, zemini de, “ekosistemi” de Afganistan’da ABD eliyle güçlendirilen cihatçı örgütlenme modelidir. Amerika önce büyüttü, sonra şaşırmış gibi yaptı. Ama bedeli sadece Amerika ödemedi, en ağır bedeli Afganistan, Ortadoğu ve dünya halkları ödedi.

Gelelim Hamas’a. Hamas 1987’de Gazze’de kuruldu. İhvan geleneğinden gelen sosyal-dini ağların siyasal ve askeri yapıya dönüşmesiyle ortaya çıktı. Ama iş burada bitmiyor. Çünkü Hamas’ın büyümesinde İsrail’in politikalarının kritik bir payı var. Bunu gizleyemezsiniz!

İsrail, 70’lerde ve 80’lerde Filistin’in demokrat, laik, ulusalcı damarı olan FKÖ/Fetih’i ezmek için Gazze’deki İslamcı yapılara alan açtı. FKÖ’ya karşı “denge unsuru” diye baktı. “Bunlar tehlikeli değil, bunlar yönetilir” dedi. Camiler büyüdü, dernekler büyüdü, yardım ağları büyüdü. İsrail’in gözünde bu akım, Filistin’in birleşik temsilini parçalayacak bir araçtı.

Sonra yıllar geçti… Filistin ikiye bölündü. Gazze’de Hamas, Batı Şeria’da Filistin Yönetimi… Filistin’in sesi parçalandı. Siyasi temsil dağıldı. Müzakere gücü yok oldu. İsrail de çıktı bunu “güvenlik” diye pazarladı.

Yıllarca İsrail, Hamas’ı bitirmek yerine çoğu zaman onu “kontrol edilebilir” gibi gördü. Neden? Çünkü Hamas oldukça, İsrail rahat rahat “barış olmaz” diyebiliyor, işgali sürdürüyor, kuşatmayı derinleştiriyor, her saldırıyı bahane edip baskıyı artırıyor. Hamas oldukça, Filistin halkının birleşik demokratik iradesi boğuluyor.

Mesut Yılmaz -Netanyahu görüşmesine dair aktarılan iddiaya göre Netanyahu, “Hamas’ın da yardım hesabı var, biz de yardım ediyoruz. siz de yardım edin” minvalinde bir şey söylüyor. Mesut Yılmaz reddediyor, muhatabın Filistin Devleti ve Arafat yönetimi olduğunu vurguluyor. Eğer bu aktarımdaki tablo, İsrail’deki bazı siyasi akıllar Hamas’a giden finansman kanallarını biliyor, normalleştiriyor, başka aktörleri de buna teşvik ediyor.

Seküler Filistin Kurtuluş Örgütü karşı Hamas’ı büyütmek, “denge kuruyoruz” diye radikali beslemek, bir halkın siyasal iradesini sabote etmekti. Üstelik bunun bedelini hep halklar ödedi. İsrail’in yaptığı sıradan bir “strateji hatası” falan değil. bu bilerek yürütülen böl-parçala siyasetiydi! Ve bu siyaset, sivillerin kanıyla yazılmış bir felakete dönüştü.

7 Ekim saldırılarında İsrail genelinde ölü sayısı 1200 olarak raporlandı. İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye yönelik saldırıları sonucu ölen Filistinlilerin sayısına 71439 kişi.

Evet, sivilleri hedef alan katliamları yapanların doğrudan sorumluluğu faildedir. Sivili hedef alan her saldırı insanlık suçudur. Ama, bu şiddet iklimini büyüten, Hamas’ı besleyen zemini işgal, kuşatma, eşitsizlik ve çözümsüzlük değil mi? Bunların hepsi İsrail devlet aklının ürettiği düzen değil midir? Dolayısıyla bugün yaşanan büyük yıkımda İsrail politikalarının tarihsel-siyasal sorumluluğu olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu kanda yanlış siyasetin sorumluğu var.

Şimdi dönüp Suriye’ye bakalım… HTŞ’nin “himaye altına alınması”, “ılımlılaştırma” masalı, “kontrol edilebilir radikal” planı… Bu Afkanistan’da, Filistin’de denenmiş kirli senaryonun başka bir sahaya taşınmasıdır. Aynı tezgah! Aynı akıl! Aynı halk düşmanlığı!

Bugün Suriye’de HTŞ’ye açılan alan tesadüf falan değil. ABD ve İsrail’in bölgeyi dizayn eden aklı yine aynı kirli yöntemi devreye sokuyor, Radikali ‘kontrol edilebilir’ hale getir, kullan, yönet, yönlendir, sonra da çık adına ‘güvenlik’ de!

Suriye’de bu “denge oyunu”nun bedelini kim ödüyor? Şimdi Aleviler… Dürziler… Kürtler… Ve en çok kadınlar! Peki yarın…

Suriye’de bugün karşımızdaki tablo açık, Mezhepçi-tekçi şiddetin önü açılmış durumda. Alevilere yönelik saldırılar, katliamları… Topluma korku salınıyor. Dürzi bölgelerine tehditler, saldırılar… Farklı inançların yaşam hakkı hedef alınıyor. Kürtlere karşı yürütülen savaşta siviller ağır bedel ödüyor, insanlar vahşice katlediliyor, insanlar boğazlanıyor, mezarlar yıkılıyor, kutsala saldırılıyor, yerleşimler hedef alınıyor.

Ve kadınlara dönük vahşet… İşte orada insanlığın dibi görülüyor! Öldürülen bir SDG savaşçısının damdan atıldığı video görüntüleri, boğazları kesilmiş insanların, kaçırılan köleleştirilen kadınların görüntüleri dolaşıma sokuluyor. Bu yalnız bir cinayet değil. bu düşmanı insan saymayan, ölüyü bile aşağılayarak mesaj veren barbarlıktır! Mesaj bu. “Sizi insan saymıyoruz!” Bu savaş değil, vahşet ideolojisidir! Barbarlık ideolojisidir!

Cihatçı korku ABD-İsrail korumasında  ile dünyaya yayılıyor. IŞİD ruhu diriltiliyor. Adına İran dengesi diyorlar. Utanmıyorlar.

Mezar yıkmak nedir? Ölüye saldırmak nedir? Kadını hedef almak nedir? Damdan ölü insan atmak nedir?

Bunların adı siyaset değildir! Bunların adı güvenlik değildir! Bunların adı “düzen kurmak” hiç ama hiç değildir!

Bunların adı açıkça cihatçı faşizm! Mezhepçi barbarlık! Toplumu korkuyla teslim alma projesi! ABD’nin kirli ruhunun depreşmesi, Trump dünyasının saldığı korkudur.

Bu örgütlerin çizgisi baştan bellidir. Cihatçı yapıların fırsat bulduklarında sivil hedefleri meşru sayacağı, kadın düşmanı zorbalık kuracağı, farklı inançları yok sayacağı, mezhepçilikle toplumları parçalayacağı, ilk fırsatta katliama, zorbalığa, şiddete sarılacakları bilinmiyor mu? Biliniyor…

Bugün devlet aklının ahlaki çöküşüne bir kez daha şahitlik ediyoruz. Bu siyaset barışı büyütmez. kanı büyütür! Bugün yaşanan katliamlar gökten düşmedi. Bu karanlığı besleyen bir düzen var, işgal, kuşatma, eşitsizlik ve bilinçli çözümsüzlük!

İsrail hala aynı hatayı yapıyor. ABD aynı siyasetten besleniyor. Şiddeti yönetebileceğini sanıyor. Radikali “kullanıp” bedel ödemeyeceğini sanıyor. Yalan! Şiddet yönetilmez. şiddet büyür! Ve önce halkları, sonra bölgeyi yakar!

Radikali “denge unsuru” diye besleyenler, sonunda o radikalizmin ateşinde yanar. Ama onlardan önce yanan hep halk olur. Afganistan’da, Amerika’da, İsrail’de böyle oldu,  Filistin’de de böyle oldu, Suriye’de de böyle oluyor!

Bugün yapılması gereken cihatçı yapılara alan açmak değil, halkların demokratik iradesini büyütmek! Kadın özgürlüğünü, laik yaşamı, eşit yurttaşlığı, barışı savunmak! Halkların yan yana yaşam hakkını savunmak!

Rojava’da insanlık sınavı: Alevi kadınlardan uluslararası çağrı!

PİRHA-HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına Alevi kadınlardan sert tepki geldi. Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, FEDA ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu temsilcileri, Rojava’da halkların ve kadınların hedef alındığını belirterek, uluslararası kamuoyunu acilen harekete geçmeye çağırdı.

HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılarına Alevi kadınlardan tepki geldi. Demokratik Alevi Kadınlar Birliği Sözcüsü Songül Morsümbül “Rojava’da insanlık büyük bir sınav veriyor” derken, FEDA İsviçre Eşbaşkanı Songül Aslan “Kürt’e ve Rojava’ya sahip çıkma günüdür” çağrısı yaptı. Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka ise “Suriye’de katliama ses çıkarma zamanı çoktan geldi, geçiyor” diyerek uluslararası kamuoyunu harekete geçmeye çağırdı.

Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın 19 Ocak’ta Şam’da yaptığı görüşmeden olumlu bir sonuç çıkmadı. Şam güçlerinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları sürerken, 4 gün süreli ateşkes sağlandı ancak Şam güçleri daha önce ilan edilen ateşkeslerde olduğu gibi bu ateşkeste de ihlal yoluna gitti. Kobanî tam kuşatma altına alınırken, Hesekê sınır hattına da yoğun askeri güç yığınağı yapıldı. devam eden saldırılara Alevi kadınlardan tepki geldi.

“ROJAVA’DA BOMBALAR ALTINDA İNSANLIK ÖLDÜRÜLÜYOR”

Demokratik Alevi Kadınlar Birliği Sözcüsü Songül Morsümbül, bölgede “özgürlüğü bitirme, kadın özgürlüğünü tümden yok etme” hedefiyle hareket eden güçlerin, halkların değerlerini hedef aldığına dikkat çekti.

Morsümbül, Mezopotamya’nın merkezinde yer alan Kuzeydoğu Suriye’de halkların özgürlük ve kimlik taleplerinin 13 yıldır emperyal kapitalist güçler tarafından hedef haline getirildiğini belirtti. Kürtlerin, kadınların, Alevilerin, Dürzilerin, Asur Süryanilerin, Ermenilerin, Ezidilerin ve ulus devlete karşı durabilen tüm toplumsal dinamiklerin hedefte olduğunu vurguladı.

Rojava devriminin “büyük fedakârlıklarla” inşa edildiğini söyleyen Morsümbül, binlerce kadının, erkeğin, yaşlının ve toplumsal dinamiğin direnişini hatırlattı. Morsümbül, yaşananların kader olmadığını; bunun Ortadoğu’da kapitalist modernist güçlerin planlayıp hayata geçirdiği bir iç savaş gerçekliği olduğunu dile getirdi.

Songül Morsümbül, “Bombalar altında insanlık ölüyor. Bombalar altında çocuklar ölüyor. Bombalar altında kadınların bedeni pazara sunuluyor” sözleriyle savaşın yıkıcı sonuçlarına dikkat çekti. IŞİD zihniyetinin ABD, İngiltere, Avrupa Birliği ve radikal İslamcı güçlerle yeniden hortlatıldığını ifade eden Morsümbül, 4 Ocak’ta Paris’te emperyalist ülkeler ve kapitalist modernite güçlerinin kendi paylaşım savaşını yürüttüğünü ve Kürtlerin yeniden Ortadoğu’nun orta yerinde pazarlık konusu yapıldığını dile getirdi.

“KATLİAMLARIN ADI DEĞİŞTİ, HEDEF DEĞİŞMEDİ”

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) İsviçre Eşbaşkanı Songül Aslan ise Alevilere ve Kürtlere yönelik yok etme politikalarının tarihsel sürekliliğine dikkat çekti.

Avrupa devletlerinin sessizliğini de eleştiren Aslan, Avrupa devletlerinin Ortadoğu’da Türkiye, İsrail ve radikal İslamcı gruplarla ortaklıklarına işaret etti; bu ortaklık sonucunda “ölümü reva gördükleri” kesimlerin Kürtler ve Kürtlerin dostları olduğunu ifade etti.

Songül Aslan, Alevi toplumunun özgürlük iddiasıyla toplumsal hafızasını yeniden hatırlaması gerektiğini belirterek, “Kürt’e, Kürt’ün dostuna, Rojava’ya sahip çıkma günüdür” ifadelerini kullandı. Aslan ayrıca, “Birbirimizden vazgeçmeyelim” diyerek dayanışma çağrısını yineledi.

Konuşmasında geçmiş katliamları ve soykırımları hatırlatan Aslan, “Ne Koçgiri’de, ne Zilan’da, ne Dersim’de, ne Maraş’ta, ne Şengal’de, ne Kobane’de Kürt’ü Alevi’yi yok edemediniz. Yeryüzünde eşit haklarını talep eden, insanca yaşam hakkını talep eden, yani en doğal hakkını talep eden toplumları yok edemezsiniz, halkları yok edemezsiniz”dedi.

“SUSKUNLUK SUÇA ORTAKLIKTIR”

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Başkanı Suzan Saka, “Suriye’de yaşanan katliama ses çıkarma zamanı çoktan geldi de geçiyor” diyerek uluslararası kamuoyuna çağrıda bulundu. Saka, özellikle Esad hükümetinin devrilmesinden sonra “Colani hükümeti” olarak ifade edilen yapıların Alevilere yönelik katliamlar gerçekleştirdiğini, ardından Kürtlere, Hristiyanlara, Dürzülere ve diğer azınlıklara yönelik zulmün dünyanın gözü önünde sürdüğünü belirtti.

Saka, uluslararası kurumların ve devletlerin sessizliğini eleştirerek; devlet liderlerinin, başbakanların, dışişleri ve içişleri bakanlarının bu süreçte ses çıkarmamasını “üzüntüyle karşılanan ve kaygıyla izlenen bir nokta” olarak değerlendirdi.

Konuşmasında son haftalarda Suriye Demokratik Güçleri’ne yönelik siyasi manevralara işaret eden Saka, HTŞ’nin bileşeni olarak ifade ettiği İŞİD ve “mücahitlerin” bölgeye gönderilmesiyle çok sayıda insanın hayatına, canına ve malına kast edildiğini söyledi. Saka, özellikle kadınlara dönük şiddet, tecavüz, çocuklara şiddet ve yaşlılara yönelik onur kırıcı davranışların sosyal medyada dolaştığını belirtti.

Suzan Saka, Alevilerin bugüne kadar Suriyeli Alevilerle dayanışma içinde olduklarını, yaşadıkları her ülkede diplomasi ve kamuoyu çalışmaları yürüttüklerini belirterek, “Şimdi de Kürt halkının yanında olduğumuzu da bildirmek istiyoruz” dedi.

Elif SONZAMANCI/ALMANYA

Kaynak: pirha.org

Avustralya’daki Alevi, Kürt ve Süryani kurumları: Suriye’de soykırım sürüyor!

PİRHA-Avustralya’da ortak açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu, Avustralya Demokratik Kürt Toplumu Federasyonu, Victoria Alevi İslam Derneği, Alevi İslami Sosyal Merkezi ve Beth-Nahrain Süryani Derneği, Suriye’de Kürtlere ve diğer azınlıklara yönelik saldırıların sistematik bir soykırım niteliği taşıdığını belirterek uluslararası kamuoyunu harekete geçmeye çağırdı.

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Avustralya Demokratik Kürt Toplumu Federasyonu, Victoria Alevi İslam Derneği, Alevi İslami Sosyal Merkezi (Reservoir Markaz) ve Beth-Nahrain Süryani Derneği, Suriye’de Kürtlere ve diğer azınlıklara yönelik süregelen saldırılara ilişkin ortak bir basın açıklaması yayımladı.

22 Ocak 2026 tarihli açıklamada, Suriye’de yaşananların artık bir iç savaş olarak tanımlanamayacağı vurgulanarak, Kürt halkı ile birlikte Aleviler, Hristiyanlar, Dürziler, Süryaniler ve demokratik Arap güçleri dahil olmak üzere savunmasız toplulukların hedef alındığı sistematik ve soykırım niteliğinde bir şiddet kampanyası yürütüldüğü ifade edildi.

Açıklamada, sivillerin, kadınların, çocukların, evlerin ve ibadet yerlerinin IŞİD bağlantılı ve HTŞ ile ilişkili aşırılıkçı gruplar tarafından kasıtlı olarak hedef alındığı belirtilerek, bu fiillerin uluslararası hukuk uyarınca savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamında olduğu vurgulandı.

“ULUSLARARASI SESSİZLİK SUÇU DERİNLEŞTİRİYOR”

Kurumlar, uluslararası toplumun sessizliğinin saldırıları gerçekleştiren failleri cesaretlendirdiğini belirterek, bu grupları siyasi, askeri ya da diplomatik olarak destekleyenlerin de işlenen suçlardan ortak sorumluluk taşıdığını kaydetti.

Açıklamada, Suriye’nin fiilen egemen bir devlet görünümünü yitirdiği, birçok bölgenin Türkiye hükümeti tarafından desteklenen cihatçı milislerin kontrolü altına girdiği ifade edilirken, bu yapıların bir bölümünün serbest bırakılan IŞİD mensuplarından oluştuğuna dikkat çekildi. Bu durumun yalnızca bölgesel değil, küresel bir güvenlik tehdidi yarattığı belirtildi.

BM VE HÜKÜMETLERE ACİL ÇAĞRI

Avustralya’daki Alevi, Kürt ve Süryani kurumları; Birleşmiş Milletler’i, insan hakları örgütlerini ve hükümetleri derhal harekete geçmeye çağırarak, söz konusu grupların savaş suçlusu olarak tanınmasını, liderlerinin ve destekçilerinin hesap vermesini talep etti.

Suriye’de barışçıl bir geleceğin sağlanabilmesi için ise şu talepler sıralandı:

  • Türkiye güçlerinin ve Türkiye destekli milislerin derhal Suriye’den çekilmesi,

  • HTŞ ve diğer düşmanca silahlı yapıların Kuzey ve Doğu Suriye’den çıkarılması,

  • Hedef alınan tüm topluluklara karşı işlenen suçlara ilişkin bağımsız ve uluslararası bir soruşturma yürütülmesi,

  • Suriye’nin tüm halklarını ve inançlarını temsil eden kapsayıcı bir geçiş hükümetinin kurulması.

Açıklamanın sonunda kurumlar, adil, laik ve demokratik bir Suriye talebini yineleyerek, etnik kökeni ya da inancı ne olursa olsun tüm hak ihlali mağdurlarıyla dayanışma içinde olduklarını vurguladı. Açıklamada, “Alevi, Hristiyan ve Dürzi topluluklar için talep ettiğimiz adaleti bugün de Kürt halkı için talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

(HABER MERKEZİ)

Kaynak: pirha.org

Aleviler, Suriye’de katledilen mazlumlar için çerağ uyandırdı!

PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) çağrısıyla birçok kentte Aleviler, Rojava ve Suriye’de Aleviler, Kürtler ve Dürzilere yönelik soykırım saldırılarına karşı hanelerinde çerağ uyandırdı. Xızır ayının barış ve adalet getirmesi temennisinde bulunuldu.

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi’nin çağrısıyla, Rojava ve Suriye’de Aleviler, Kürtler ve Dürzilere yönelik devam eden soykırım saldırılarına karşı birçok kentte Aleviler hanelerinde çerağ uyandırdı.

Aleviler, “Xızır ayını karşıladığımız bu dem û devranda çerağlarımızı nehak zulmüne karşı uyandırıyoruz” şiarıyla gerçekleştirdikleri çerağ uyandırma erkânıyla, katledilen mazlumları andı; saldırıların son bulması ve barışın tesis edilmesi çağrısında bulundu.

Xızır ayına girilen bu süreçte çerağlar Kurmancî ve Kırmanckî dillerinde uyandırıldı. Yapılan dualarda, Suriye’de süren savaş ve katliam politikalarının son bulması, halkların bir arada, eşit ve özgür bir yaşam sürmesi temennisi dile getirildi.

Aleviler, Xızır ayının barış, adalet ve hakikat getirmesini dileyerek, uluslararası kamuoyunu Suriye’de yaşanan soykırım saldırılarına karşı sessiz kalmamaya çağırdı.

(HABER MERKEZİ)

 

Kaynak: pirha.org

Celal Fırat: ‘Kardeş dediğiniz bir halkın haykırışlarını duymamak kimseye bir şey kazandırmayacaktır

PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, Suriye’ye ilişkin Meclis’te yaptığı konuşmada barış vurgusu yaparak “Bu Meclisin görevi toplumu ayrıştırmak değil, birleştirmektir; inançları karşı karşıya getirmek değil, yan yana getirip yaşatmaktır” dedi. Fırat, Suriyeli Kürt ve Alevilerle olan akrabalık ilişkisine de değinerek “Cihatçı karanlık yapılar hiçbir zaman bizim akrabamız olmadı, olmayacaktır” sözlerini ekledi.

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de HTŞ tarafından sürdürülen saldırılara ilişkin Meclis Genel Kurulunda söz aldı. Fırat, yüzyıllardır Orta Doğu’da din adına büyük acılar yaşandığının altını çizdi.

Suriye’de din ulemaları tarafından savaşa dair çağrı yapıldığını hatırlatan Fırat, “Oysa insanlığın ortak vicdanında adalet, merhamet en temel değerdir. Hiçbir kutsal söz, masum bir canın katledilmesini, bir kadının onurunun çiğnenmesini, bir çocuğun öldürülmesini meşrulaştıramaz. Şunu da açıkça söylemeliyiz: Din, şiddetin gerekçesi olamaz, inanç insanı incitmenin aracı olamaz” dedi.

“SAVAŞIN DİLİ GÜÇLENİRSE HERKES KAYBEDER”

Milletvekili Fırat, bütün etnik grupların, inançların beraber yaşayabilecekleri bir Suriye’ye destek olunması gerektiğini söyleyerek şu konuşmayı yaptı:

“Kan, gözyaşı yüzyıllardır o topraklarda eksik olmadı, artık hep beraber buna “Dur!” diyelim. Bunun da koşulu herkesin kimliğine, diline, inancına değer verip sahip çıkmakla mümkündür; bunu da hep beraber başarabiliriz.

Hemen yanı başımızda büyük acılar yaşanıyor, bu halkımızın da yüreğini yakıyor çünkü oradakiler akrabalarımız. Türkiye ve bize düşen de yeni düşmanlıklar üretmek değil, diyalog kanallarını açık tutmak, komşu halklarla karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler kurmaktır. Unutmayalım ki, güvenlik yalnızca askerî yöntemlerle değil, adaletle, eşitlikle, karşılıklı anlayışla anlaşılır. Bu coğrafyada barışın dili güçlenirse herkes kazanır, savaşın dili güçlenirse herkes kaybeder.

Türkiye’de iç barışı tesis etmeye çalıştığımız bugünlerde “kardeş” dediğiniz bir halkın haykırışlarını duymamak kimseye bir şey kazandırmayacaktır, tam tersine herkese acılar yaşatacaktır. Suriyeli Kürtler ve Aleviler bu ülke halklarının da akrabalarıdır. Cihatçı karanlık yapılar hiçbir zaman bizim akrabamız olmadı, olmayacaktır.

Biz Alevilerde bir söz vardır. ‘Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak.’ O söz yalnızca bir kelime değil, bütün insanlığa ait bir vicdanın çağrısıdır.

Kerbelâ’dan beri bildiğimiz çok temel bir hakikat vardır:

Zulüm kimden gelirse gelsin, yapılırsa yapılsın zulme ‘Dur’ der ve adalet kimlik sormaz. Bugün Orta Doğu’da, Kürtler, Ezidiler, Aleviler, Hristiyanlar aynı acıyı yaşıyor, aynı göç yollarına düşüyor, aynı toprakta çocuklarını toprağa veriyor.

Bu vicdan mıdır, bu adalet midir? Bu Meclisin görevi toplumu ayrıştırmak değil, birleştirmektir; inançları karşı karşıya getirmek değil, yan yana getirip yaşatmaktır.

“MAZLUMUN OLDUĞU YERDE DURALIM”

DEM Partili Fırat, nefret dilinin büyük acılara yol açacağını vurgulayarak Meclis Genel Kuruluna şu sözlerle seslendi:

“Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Roboski’de, Halepçe… Bu acıların bir daha yaşanmaması için dilimize, üslubumuza hep birlikte dikkat etmeliyiz. İnanç öldürmek için değildir, yaşatmak içindir, inanç bölmek için değil, birleştirmek içindir. Yaratıcının adı şiddetin değil, merhametin yanında anılmalıdır.

Âşık Veysel’in bir dörtlüğüne hep beraber kulak verelim:

“Yezit nedir, ne kızılbaş

Değil miyiz hep bir kardaş

Bizi yakar bizim ataş

Söndürmektir tek çaresi.’

‘Bizim davamız insanlık davasıdır.’ der Âşık Veysel. Hızır ayına girdiğimiz bugünlerde mazlumun yanında durmak, darda kalana yetişmek, zulmün karşısında susmamak gücü değil hakkı gözetmek Hızır olmanın özüdür. Alevi yolunda Hızır aklın, vicdanın, merhametin ortak sesidir. Bir kapıyı çalarken erdem, bir lokmayı paylaşırken adalet, haksızlık karşısında cesarettir.

Esas olan, insanın kendi içindeki sağduyuyu diri tutmasıdır. Hızır, en çok insanın insana iyi olabildiği yerdedir, vicdanındadır. Biz de mazlumun olduğu yerde duralım diyorum. Bu ülkenin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey öfke değil sağduyu, ayrışma değil ortak akıldır. Sorunları bağırarak değil konuşarak, düşmanlaştırarak değil birlikte muhabbet ederek çözebiliriz. Birliğe, adalete, insan onuruna dayanan ortak akıl etrafında buluşmak artık bir tercih değil zorunluluktur. Hızır hepimizin yardımcısı olsun.”

PİRHA/ANKARA

Kaynak: pirha.org

Zeynel Kete: Suriye’de Aleviler ve Kürtler varlık mücadelesi veriyor!

Zeynel Kete, Suriye’de Aleviler ve Kürtlerin varlık mücadelesi verdiğini ifade ederek, mevcut krizin halkların iradesine dayanmayan ulus-devlet anlayışından kaynaklandığını belirtti. Suriye’de son dönemde derinleşen çatışmalar, özellikle Alevilerin ve Kürtlerin güvenlik ve varlık sorunlarını yeniden gündeme getirdi. Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılar, Alevi yerleşimlerinde de kaygıları artırıyor. Uluslararası güçlerin müdahalesiyle şekillenen savaş ortamı, halkların birlikte yaşama umudunu zorlarken, çok kimlikli toplumsal yapılar ağır bir baskı altına alınıyor.

Kete, Suriye’de yaşananların yüz yıllık ulus-devlet anlayışının iflasını gösterdiğini ifade etti. Bu devletlerin halkların demokrasi mücadelesiyle değil, Batılı hegemonik güçlerin çıkarları doğrultusunda şekillendirildiğini vurguladı. 2011 sonrası Suriye’de Alevi iktidarına karşı yürütülen savaşın, Alevi varlığına yönelik açık bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Alevilerin, bu süreçte ciddi bir güvensizlik ve yok sayılma riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

Rojava’da ortaya çıkan demokratik toplum modelinin Orta Doğu için tarihsel bir anlam taşıdığını vurgulayan Kete, bu modelin hegemonik güçleri rahatsız ettiğini kaydetti. Kürtlerin, Alevilerin ve diğer kimliklerin bu model içinde kendini ifade edebildiğini belirten Kete, bu durumun komünal değerlerin yok edildiği bir dönemde son derece kıymetli olduğunu ifade etti. Baskılara rağmen bu halkların kendi öz güçleriyle var olma iradesinden vazgeçmeyeceğini dile getirdi.

Kete, kaos ve savaş politikalarının bilinçli olarak derinleştirildiğini, bunun hem bölgesel yeniden dizayn projelerine hem de iç siyasette otoriterleşmeye hizmet ettiğini belirtti. IŞİD’in gerçekleştirdiği katliamlar ve Türkiye’nin desteklediği silahlı grupların çatışmalara dâhil olmasının düşündürücü olduğunu vurguladı. Türkiye’de barış ve demokratik toplum perspektifinin tartışıldığı bir dönemde, kaosun derinleştirilmesinin otoriterleşmeyi ve dış tehdit söylemleriyle toplumun denetim altına alınmasını amaçladığını ifade etti.

Kete, kadın özgürlükçü paradigmanın Orta Doğu’da güçlü bir toplumsal karşılığı olduğunu belirterek, bu paradigmanın halklar tarafından içselleştirilmesini engellemeye yönelik uluslararası bir projenin yürütüldüğünü ifade etti. Kadın özgürlükçü paradigmaların, barış ve demokratik toplum anlayışı ile güçlü bir toplumsal meşruiyete sahip olduğunun altını çizdi.

Rojava’da Kürt halkına yönelik saldırılar acilen son bulmalı!

Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Şam Geçici Hükümeti ve ona bağlı cihadist çetelerin Rojava halkına yönelik saldırılarını protesto etti. Sanat Sokağı’nda yapılan basın açıklamasında, saldırıların durdurulması çağrısı yapıldı. Açıklamada, Rojava halkı ile dayanışma içinde olunduğu ve direniş mesajı verildi. Sloganlar atılarak, Rojava’nın savunulması gerektiği vurgulandı.

Platform adına açıklama yapan DEM Parti İl Eş Başkanı Özcan Ateş, Şam rejiminin saldırılarının Rojava’da kurulan eşitlikçi ve özerk yönetime yönelik büyük bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Ateş, bu saldırıların kadınların öncülüğünde gerçekleşen toplumsal örgütlenmeleri hedef aldığını ve sivilleri doğrudan tehdit ettiğini ifade etti. Saldırıların, Kürt halkına karşı yürütülen bir savaşın parçası olduğunu kaydetti.

Ateş, Suriye Geçici Hükümeti’nin toprak bütünlüğü savunusunun, azınlık haklarını yok sayan bir yaklaşım olduğunu vurguladı. Golan Tepeleri’nin işgali gibi durumlardan bahsederek, bu söylemlerin gerçekte Suriye’nin toprak bütünlüğü ile ilgisi olmadığını dile getirdi. Rojava halkının yanında olduklarını ve mücadelelerine devam edeceklerini açıkladı.

DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da basın açıklamasında yer alarak, Rojava halkının yalnız olmadığını belirtti. Çete saldırılarının sadece Rojava’ya değil, tüm halklara yönelik bir tehdit olduğunu vurguladı. Kordu, insanlık suçuna karşı ortak bir ses çıkarılması gerektiğini ve eşit özgür bir yaşam için mücadelenin süreceğini ifade etti.

Erçe: Suriye’de Alevi ve Kürtlerin kaybı, insanlığın kaybıdır!

PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına sert tepki gösterdi. Erçe, bu gerici güçleri destekleyenleri hedef alarak, “Irkçı ve faşist zihniyetinize lanet olsun. Bu zehirli şoven anlayış, gözlerinizi kör etmiş, vicdanlarınızı kurutmuş” ifadelerini kullandı.

Erçe, Suriye’de hakları ve kimlikleri için mücadele eden halkların terörist olarak damgalanmasına karşı çıkarak, “Eli kanlı selefi çeteleri kahraman ilan eden anlayışınıza lanet olsun. Özgürleşmenin simgesi olan heykeli yıkan elleriniz kopsun” dedi. Bu durumun, insanlığın kaybetmesi anlamına geldiğini vurguladı.

Suriye’nin farklı etnik ve inanç gruplarının bir arada yaşadığına dikkat çeken Erçe, “Aleviler, Kürtler, Araplar ve diğer halklar iç içedir. Dışarıdan getirilen canilerin kazanması, emperyalizmin ve faşizmin zaferidir” şeklinde konuştu. Erçe, Suriye’de Alevi ve Kürtlerin kaybetmesinin, kadınların ve bilimin de kaybetmesi demek olduğunu belirtti.

Son olarak, “Halkları birbirine kırdıranlara lanet olsun. Emperyalizm, faşizm ve her türlü gericiliğe karşı durmak zorundayız” diyerek, antiemperyalist mücadele veren halklara destek verdi. Erçe, eşit yurttaşlık mücadelesinin önemine vurgu yaparak, halkların eşitliği için mücadele etmeye devam edeceklerini ifade etti.

EY TÜRK HALKI…! NECATİ ŞAHİN

Askerini yakan
Polisini vuran
Sana düşman
Binlerce İŞİD’li
Serbest…
Yolda
Geliyorlar …
Sana
Da…

EY TÜRK HALKI…!

İktidarın HTŞ’ye,
HTŞ İŞİD’e yol verdi.
Binlerce İŞİD’li
Serbest
Yolda
Geliyorlar…
Sana
Da…

EY TÜRK HALKI…!

Suruç,
Sultanahmet,
Taksim,
Reina,
Gaziantep,
Balçova,
Yalova
gibi katliamlar
tekrar olmasın diye
Ne yapıyorsun Sen…?

HTŞ Cihadistlerini alkışlıyorsun Sen…!

Yakışıyor mu Sana…?

Binlerce İŞİD’li
Serbest
Yolda
Geliyorlar…
Sana
Da…

EY TÜRK HALKI…!

Sen de rahat rahat dolaşasın diye;
İŞİD’e karşı
Toprağa düşen
15 Bin Kürt kızının,
Kürt delikanlısının
Kanı
Boynundadır
Senin
De…

Devlet Bahçeli dedi ya:
“Kürdün kanı Türke;
Türkün kanı Kürde
Haramdır…”

EY TÜRK HALKI…!

Suriyeli Kürt de,
Suriyeli Alevi de
Akrabadır Sana…

HTŞ Akreptir Sana…

EY TÜRK HALKI…!

Suriye’de
Kürde sıkılan kurşunu
Alkışlıyorsun ya…

Sitemim vardır
Sana
Da…

Necati Şahin
20.01.2026

ABF İnanç Kurulu Antalya’da Alevi inancını güçlendiren toplantı yaptı!

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) tarafından Antalya’da düzenlenen bölge toplantısında, Alevi kurum temsilcileri ve Yol yürütücüleri bir araya gelerek inançlarına dair sorunları tartıştı. Toplantıya Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi ev sahipliği yaptı. ABF Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu ve Halit Cilvez’in katılımıyla gerçekleştirilen toplantı, Arzuman Ocağı evlatlarından Şehriban Mutluer’in çerağ uyandırmasıyla başladı.

Toplantıda, Alevi Yol’unun korunması, asimilasyon politikalarına karşı ortak tutum geliştirilmesi ve genç kuşakların inançla bağlarının güçlendirilmesi konuları ele alındı. Türkiye’deki Alevilik çeşitliliğine vurgu yapılarak, “Yol bir, sürek bin bir” anlayışının önemi belirtildi. Alevi erkânlarının özüne dönmesi gerektiği ifade edilerek, ‘Yol Erkân Kurulu’ oluşturulması önerildi.

Devletin Alevi inancına müdahalesinin tartışıldığı toplantıda, Aleviliğin Hanefilik içinde bir yorum olarak sunulmasının kabul edilemeyeceği vurgulandı. Cemlerin düzenli ve sürekli yapılmasının, Aleviliği bir arada tutan temel unsur olduğu belirtildi. Ayrıca, gençlerin Alevi kurumlarına katılmamasının sebepleri üzerinde durularak, gençlere ulaşacak yeni yöntemler geliştirilmesi gerektiği dile getirildi.

Öneriler arasında, gençlere Aleviliği anlatmak yerine uygun dil ve yöntemler kullanılması, Alevi kaynaklarının oluşturulması ve Alevi Akademileri’nin kurulması gibi maddeler yer aldı. Toplantı, Uryan Hızır Ocağı evlatlarından Kenan Akbaba’nın çerağ sırlaması ile sona erdi.