Ana Sayfa Blog Sayfa 338

Ebrar Sitesi’nin 2’nci müteahhitti tutuklandı

Mereş merkezli depremlerde en fazla ölümün yaşandığı Ebrar Sitesi’nin 2’nci müteahhitti Tevfik Tepebaşı da tutuklandı

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen iki büyük depremde en fazla yıkıma uğrayan kentteki Ebrar Sitesi’nin ikinci müteahhidi Tevfik Tepebaşı tutuklandı.

Yaklaşık 4 bin 500 kişinin yaşadığı, Mereş merkez Şazibey Mahallesi İsa Yusuf Alptekin Bulvarı üzerinde yer alan Ebrar Sitesi’nin her biri 8 katlı olan 12 bloğundan 8’i yıkılmış, 4’ü ise ağır hasar almıştı.

Sitenin müteahhitlerinden A.D. 16 Şubat’ta tutuklanırken, diğer müteahhit Tevfik Tepebaşı ise adresinde bulunamadı.

Polis karakoluna giden Tepebaşı, gözaltına alındı. İfadesi alınan ve ardından adliyeye sevk edilen Tepebaşı, nöbetçi hakimlikçe tutuklandı.

MEREŞ

#Ebrar #Sitesinin #2nci #müteahhitti #tutuklandı

Haiti’de selden sonra deprem: En az 4 kişi hayatını kaybetti

Haiti’de etkili olan yağışların arından bu kez de deprem meydana geldi. Ülkenin batısında yaşana depremde en az 4 kişi hayatını kaybetti, 36 kişi yaralandı.

Amerikan jeofizik enstitüsü USGS’ye göre deprem yerel saatle 05.00 sıralarında ülkenin güney batısı kıyılarına 9 kilometre mesafede 4,9 şiddetinde meydana geldi.

Yoksul halk etkilendi

Depremde özellikle Jeremie kenti etkilenirken, hayatını kaybeden ve yaralananların yoksul bir mahalle olan Sainte Hélène sakinlerinden oluşduğu öğrenildi.

En az 2 bini kişi hayatını kaybetti

Haiti’nin güney batı yarımadası ağustos 2021’de de 7,2 büyüklüğünde bir depremle sarsılmış, 2 bin 200’ü aşkın kişi hayatını kaybetmiş, 130 bini aşkın ev yıkılmıştı.

2010 yılında 7 büyüklüğündeki bir deprem 200 bin kişinin ölümüne yol açmıştı. Deprem başkent Port-au-Prince’i yerle bir etmiş, 1,5 milyon kişi evsiz kalmıştı.

Geçen hafta sonu kötü hava koşulları da ülkeyi ağır bir şekilde vurdu, en az 51 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi kayboldu, 140 kişi yaralandı.

DIŞ HABERLER

#Haitide #selden #sonra #deprem #kişi #hayatını #kaybetti

Akdoğan’ın cenazesi Wan’da abluka altında toprağa verildi

Mêrdîn’in Omeriya bölgesine gerçekleştirilen hava saldırısında hayatını kaybeden HPG’li Ali Akdoğan’ın cenazesi Wan’da toprağa verildi

Mêrdîn’in Omeriya (Ömeryan) bölgesinde 12 Mart’ta gerçekleştirilen hava saldırısında hayatını kaybeden 3 HPG’liden Ali Akdoğan’ın (Dênîz Helîn) cenazesi DNA eşleştirilmesi sonrası ailesi tarafından Kamor Şehir Mezarlığı’nda alınarak Wan’a getirildi.

Abluka altında defin

Akdoğan’ın cenazesi burada sabaha doğru dini vecibelerinin yerine getirilmesinin ardından Karşıyaka Mahallesi Mezarlığı’nda sadece aile bireylerinin katılımıyla defnedildi. Mezarlığın etrafını kapatan ve aile bireyleri dışında kimsenin mezarlığa girişine izin vermeyen polis, cenazeye katılanların görüntü çekmesine de izin vermedi.

Kimsesizler mezarlığına defnedilmişti

Omeriya bölgesinde 12 Mart’ta gerçekleştirilen hava saldırısında hayatını kaybeden 3 HPG’liden Ali Akdoğan’ın cenazesi kimsesizler mezarlığına defnedilmişti. Ailelerin başvurusu üzerine yapılan DNA eşleştirmesi sonucu cenazelerden birinin Ali Akdoğan’ın diğerinin ise Riha nüfusuna kayıtlı İshak Çekin’in (Egîd Cûdî) olduğu belirlenmişti.

WAN

#Akdoğanın #cenazesi #Wanda #abluka #altında #toprağa #verildi

Turan Kimyasal kullanımını gündeme getirdiği için yargılandığı davada beraat etti

İzmir’de Baro genel kurulunda, Avaşîn, Zap ve Metina’ya yönelik saldırılarda kimyasal silah kullanılmasını gündeme getirdiği için yargılanan avukat Aryen Turan, beraat etti

İzmir Barosu’nun 22 Ekim 2022’de yaptığı Genel Kurulu’nda, TSK’nin Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki Avaşîn, Zap ve Metina’ya yönelik düzenlediği saldırılarda kimyasal silah kullanılmasını gündeme getirdiği için “Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” ile suçlanan avukat Aryen Turan hakkında açılan davanın 2’nci duruşması İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Aryen Turan ve avukatları, duruşmada hazır bulunurken, Fransa, İspanya ve Hollanda’dan hukukçuların yanı sıra İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, insan hakları savunucuları ve çok sayıda avukat da duruşmayı takip etti.

Savcı sunduğu mütalaasında, “Sanık hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmamakla beraber yardım ettiği iddiasıyla iddianame düzenlense de yaptığı konuşmada bir iddia ya da söylemden yok içinde bir kanaat barındırdığı görülüyor. Konuşmanın örgüte yardım etme kapsamında olmadığı, sanığın fiililerinin kanunda suç olarak görülmediğinden dolayı beraatına karar verilmesini talep ediyoruz” ifadeleri yer aldı.

Linç kampanyası sonucu dava açıldı

Savunmasını yapan avukat Aryen Turan, açılan davanın, herhangi bir suç işlediği için değil yandaş medyanın kışkırtmasıyla oluşan linç kampanyası sonucu açıldığını vurguladı. Olay sonrasında savcı ve başsavcıyla görüşmeye çalıştığını ifade eden Turan, “Bir avukat olduğumu ve ifade verilmesi gerekiyorsa verebileceğimi söyledim. Ama linçin büyümesi nedeniyle iki hafta sonra savcı hakkımda gözaltı kararı verdi. Gözaltı sonrası savcı 2 günde bir iddianame hazırladı. Bunun bu kadar hızlı olmasının sebebi yargının hızlı olması değil savcının dosyadan kurtulmak istemesiydi. Beraat edeceğimi biliyordum. Geriye dönüp baktığımda hatırlayacağım tek şey arkamdaki bu kalabalık olacak” dedi.

Beraat talebi

Ardından konuşan ÖHD İzmir Şubesi Eşbaşkanı Avukat Şükran Öztürk, ilk celsede ÖHD’nin tüzüğünü, amacını ve hedefini anlattıklarını anımsattı. Baro Genel Kurulu için hazırladıkları metinde bir suç unsuru olmadığını kaydeden Öztürk, “Dünyada yaşanan tüm insan hakları ihlallerine karşı beyanımızı, sesimizi duyurmak istedik. Ancak bu yargılamada amacına ulaşarak bazı meselelerin konuşulmasını engellemiştir. Fakat hukukçular olarak mücadelemizi vermekten geri durmayacağız. Müvekkilimin beraatını talep ediyorum” diye belirtti.

‘Müvekkilim bir algıya kurban edildi’

ÖHD Eş Genel Başkanı Avukat Serhat Çakmak ise, savcının mütalaasına katıldıklarını dile getirdi. İnsanların algı üzerinden yargılamaya maruz kalmaması için hukuk mücadelesi verdiklerini vurgulayan Çakmak, “Hukuk dernekleri insan hakları alanında yakıcı olan çoğu insanın konuşamayacağı şeyi dile getirmek zorundadır. İnsan hakları alanında mağduriyetlere karşı mücadele verdiğimiz için fikirlerimizi dile getirdik. Meslektaşım da bir iddianın araştırılmasını istedi. Bizde bu fikirdeyiz. Yapılması gereken bu iddia ile ilgili soruşturma başlatılmasıydı. Fakat bu yapılmadı ve müvekkilim bir algıya kurban edildi. Gelinen aşamada buna dair bir delil olmadığını görüyoruz ve beraatini talep ediyoruz” diye konuştu.

‘Hiçbir kurumu hukuktan azade değildir’

Avukat Türkan Aslan Ağaç da, müvekkilinin Baro Genel Kurulu’nda Türkiye’nin sorunlarını anlatan bir metin okuduğunu kaydetti. Söylediği şeylerden birinin de askerin yurtdışı operasyonlarında kimyasal silah kullandığı iddiasının araştırılmasına yönelik olduğunu belirten Ağaç, “Savcının konuşmayı ağır eleştiri olarak tanımlamasına da katılmıyorum. Hiçbir kurumu hukuktan azade tutamazsınız. Buna TSK, yargı ve polis teşkilatı da dahildir. TSK ve polis teşkilatı da suç işlemeyen yapılar değildir. Aynı zamanda TSK’nın sivillere karşı eylem yaptığı ve daha sonra ortaya çıktığı zaten ortada. Temel görevimiz hukukun dışına çıkan insanlara hesap sormaktır” ifadelerini kullandı.

Beraat kararı

Savunmaların ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, dosyada suç unsuru oluşmamasından kaynaklı Avukat Aryen Turan’ın beraatın karar verdi.

HABER MERKEZİ

#Turan #Kimyasal #kullanımını #gündeme #getirdiği #için #yargılandığı #davada #beraat #etti

Bayındır : Moral ve motivasyonun etkilenmesine izin vermemeliyiz

Seçim sonuçlarına dair değerlendirmelerde bulunan ve ‘Ertelenen yapısal sorunların, seçim sonuçlarında etkili olduğunu’ belirten DBP Eşbaşkanı Keskin Bayındır iktidarın ve özel savaş aparatlarının yarattığı atmosfer sonucu moral motivasyonun etkilenmesine izin verilmemesi gerektiğini söyledi

14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlere dair değerlendirmelerde bulunan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Keskin Bayındır, özel savaş aparatları ve iktidarın dayattığı atmosferin dikkate alınmaması gerektiğini belirtti. Bayındır, aslında ertelenen yapısal sorunların sonuçlarıyla karşılaştıklarını ve bunun üstesinden gelecek dinamiklere sahip olduklarını söyledi.

ANF’ye konuşan Bayındır, öncelikle Kürt halkının duruşunun, Erdoğan ve rejimine reddiyesinin görülmesini gerektiğini vurguladı. Ertelenen yapısal sorunların, seçim sonuçlarında etkili olduğunu kaydeden Bayındır, “3. Yol siyasetimizdeki aşınma, ittifak siyasetimizde pratikte yaşanan sorunlar, seçimlere yeni bir parti ile girmek zorunda kalmamız gibi nedenler var. Şu gerçekliğin altını özellikle çizmek lazım; devletin tüm imkanları seferber edilmesine rağmen Kürt halkı, AKP-MHP faşizmine dur deyip Erdoğan rejimini onaylamadı. Bu yönüyle seçim sonuçlarını bir yenilgi olarak görmek yanlış olur. Ortada başarısız bir durum var ama yenilgi olarak görülemez. iktidarın yarattığı atmosferin sonucu moral motivasyonumuzu alt etmesine müsaade etmemek gerekir” şeklinde konuştu.

‘Klasikleşen yol yöntemler kaybettirdi’

Bayındır, değişen Kurdistan sosyolojisine göre hareket etmeleri gerekirken, klasikleşmiş yol ve yöntemlerin kaybettirdiğine dikkat çekerek, şöyle devam etti: “Yoğun baskı ve gözaltılar altında çalışma yürütmek kolay bir şey değildi. Mütemadiyen süregelen bir baskı ortamında çalışma yürüttük. Çalınan oylar var. Bunlar bahane olarak görülmemeli. Özeleştirel bir sürecin içindeyiz. Kurumlarımızın işlevlerini yerine getirmelerinde aşınmalar olduğu bir hakikat. Halkı örgütlemede ciddi yetmezlikler içine düştük. Önemli olanın rejimi değiştirmek olduğunu dile getirdik ve bunu savunduk. Demokrasiye kapı aralanması için çaba harcadık, ancak bunda etkili olamadık, halkımıza kendimizi iyi anlatamadık. Parçalı ve dağınık bir görüntü verdik. İdeolojik anlamda örgütlü bir toplum yaratma hedefimizden uzak düşmemiz, bu sonuçların alınmasındaki en temel etkendir. Bunun sorumlusu bizleriz.”

‘Devlet sandıktan çıkan iradeyi çalmıştır’

AKP-MHP faşizminin uzun yıllar boyunca yarattığı ve maddi temelleri olan örgütlü bir sosyolojinin karşısında Kurdistan siyasetini büyütmek gerekirken, atılan birçok yanlış adımla bunu başaramadıklarını teslim eden Bayındır, siyasetin toplumsallaştırılması ilkesinden uzaklaşmanın, merkezi düzeyde yaşanan parlamenterizmin ve orta sınıflaşmanın tuzaklarından biri olduğunu bildikleri halde bunu aşmakta yetersizlikler yaşadıklarını söyledi.  Faşizm karşısında en büyük direnç kaynağı olan HDP ve temsil ettiği iradenin kapatma ve kumpas davalarıyla bertaraf edilmek istendiğini hatırlatan Bayındır, ancak bütün bu baskılara rağmen ne teslim olunduğunu ne de halkın seçeneksiz bırakıldığının altını çizdi. Ağır faşizm koşulları ile gasp ve hilelere dikkat çeken Bayındır, “Devlet, Kurdistan’da sandıktan çıkan iradeyi çalmıştır. Bu yüzden seçimlerin adil, sonuçların meşru olmadığı görülmelidir“ dedi.

‘İttifak siyasetimizi toplumsal zeminde büyüteceğiz’

HDP’nin bir ittifak partisi olduğunu hatırlatan Bayındır, Emek ve Özgürlük İttifakı ile Kürt Özgürlük ve Demokrasi İttifakı’nın birer seçim ittifakı olmadığını belirterek, şunları dile getirdi: “Seçimlerden önce kurulan bu ittifaklar, aynı zamanda bir toplumsal mücadele ve ulusal birlik ittifakları olarak görülmeli. Emek ve Özgürlük İttifakı’na bir seçim ittifakı olarak bakmadık. İttifak siyasetine bakışımız doğrudur, ancak seçimler sürecinde yaptığımız taktiksel hatalar vardı. Tek liste ile girmesek bile ittifakın bir sinerji yaratacağını düşündük ama yanıldık. İttifak siyaseti pratiğe döküldüğünde yetmezlikler yaşandı ve ortaya çıkan krizleri yönetememe sorunu açığa çıktı. Seçim sonuçları başarısız olunca da özel savaş aparatları bunu fırsata çevirdi ve ittifak ruhunu zedeleyen söylemler içine girdi. Seçim sonuçları üzerinden ittifak siyasetimizin tümden yanlış olduğuna dair yorumları reddediyoruz. Önümüzdeki süreçte ittifak siyasetimizi tam da olması gerektiği gibi toplumsal zeminde büyüteceğiz.”

‘Umutsuzluğa asla yer olmamalıdır’

“Biz düştüğü yerden daha büyük kalkan bir hareketin neferleriyiz” diyerek, umutsuzluğa yer olmadığını, mücadelenin sürdüğünü belirten Bayındır, şöyle konuştu: “Yeni bir döneme girildi. Faşizm kendisini yenileyerek tahkim etmeye devam edecek. Biz başta olmak üzere tüm muhalefeti bir krizin içine hapsederek yerel seçimlere gitmek istiyor. Bunun için yaratmak istediği temel duygu yenilgi psikolojisidir. Oysa seçim sonuçları bir yenilgi değil. Bir takım taktiksel yanlışlardan kaynaklı öyle bir görünüm sergilenmiş olabilir, ancak paradigmamız, mücadelemiz, direnişimiz olduğu yerde duruyor ve yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Umutsuzluğa asla yer olmamalıdır. Daha büyük kalkmanın yolu da eleştiri-özeleştiri süreçlerinin doğru temelde yürütülmesinden geçmektedir. Türkiye’de faşizme karşı mücadelenin bayraktarlığını dün olduğu gibi bugün de Kürt halkı ve demokrasi güçleri yapacaktır. Demokratik mücadelenin anahtarı Kürt halkındadır. Toplumu büyük bir inançla savunmaya devam etmeliyiz. Büyük kazanmak bizim elimizde”

HABER MERKEZİ

#Bayındır #Moral #motivasyonun #etkilenmesine #izin #vermemeliyiz

Boğaziçi Üniversitesi protestolarında 4 öğrenciye 10’ar ay hapis cezası

Boğaziçi Üniversitesi’nde protestolar sırasında rektörlük binasına boya attıkları iddiasıyla hakkında dava açılan 4 öğrenciye 10’ar ay hapis cezası verildi

Boğaziçi Üniversitesi’nde 12 Kasım 2021’de kayyum rektör protestoları sırasında rektörlük binası önüne plastik şişe içerisinde boya attıkları iddiasıyla 8 öğrencinin yargılandığı davada karar çıktı. Mahkeme, 4 öğrenciyi “Kamu malına zarar verme” iddisıyla ayrı ayrı 10’ar ay hapis cezasına çarptırarak cezalarını erteledi. Diğer 4 öğrencinin ise beraatlerine karar verildi.

İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, öğrencilerden katılan olmazken, avukatları hazır bulundu.Esas hakkındaki mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, öğrencilerin yaklaşık 2 dakika süren bir basın açıklaması yaptıklarını ve bir kısmının ellerinde bulunan şişe içindeki boyaları rektörlük bina kapısına ve bina önüne döktüklerini öne sürdü. Açıklama esnasında öğrencile karşı bir zor kullanma veya müdahale olmadığı, boyaların döküldüğü sırada güvenlik görevlilerinin engel olmaya çalıştığını aktaran savcı, tüm öğrencilerin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet suçundan beraatlerini talep etti. Savcı, 4 öğrencinin ise “Kamu malına zarar verme” iddiasıyla 1 yıldan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını talep etti.

Öğrencilerin avukatlarından Veli Bahadır, “Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğünce boya kalıntılarının tiner ile geçtiğinin bildirilmesi üzerine somut olayda mala zarar verme sözkonusu değildir. Müvekkillerim hakkında iki suçtan unsur yokluğu nedeniyle beraat kararı verilmesini talep ederim” dedi. Diğer öğrencilerin avukatları da müvekkilleri hakkında beraat kararı talep etti.

4 öğrenciye ceza

Mahkeme, 8 öğrenci hakkında “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet” suçundan yeterli delil bulunamadığından beraatlerine hükmetti. Mahkeme, 4 öğrenciyi “Kamu malına zarar verme” iddiasıyla ayrı ayrı 10’ar ay hapis cezasına çarptırdı. Öğrencilerin daha önce kasıtlı bir suçtan ceza almamış olmasını ve bir daha suç işlemekten çekineceklerini gerekçesiyle mahkeme, cezanın ertelenmesine karar verdi.

İSTANBUL

#Boğaziçi #Üniversitesi #protestolarında #öğrenciye #10ar #hapis #cezası

Makbule Sevinç’in duruşmasına katılım çağrısı

Evli olduğu erkek tarafından katledilen Makbule Sevinç’in annesi Adile Güler, kadın katillerinin cezalandırılması için 9 Haziran’da görülecek duruşmaya katılım çağrısı yaptı

Kadına yönelik şiddeti her geçen gün arttığı AKP iktidarında, cezasızlık politikası da sürüyor. Son dönemde şüpheli kadın ölümlerine her gün bir yenisi eklenirken, failler yargı eliyle aklanıyor. Binlerce şüpheli ölüm de “faili meçhul” dosyalar halinde rafa kaldırılıyor.

Mûş’un merkeze bağlı Xicik (Dereyurt) köyünden 11 Kasım 2021’de Erzirom’a giderken Necat Sevinç’in kontrolünde olan araçta bulunan evli olduğu Makbule Sevinç, Bostankent-Karameşe köyü yol ayrımı mevkiinde şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Fail Necat Sevinç, araç kapısının “kendiliğinden” açılması sonucunda Makbule’nin araçtan düştüğünü ileri sürdü. Ağır yaralı halde Muş Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Makbule Sevinç, yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alındı. Olayla ilgili Muş Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatırken, yoğun bakımda tutulan Makbule ise 30 Aralık 2021’de yaşamını yitirdi. Soruşturma kapsamında olay yeri incelemesi yapan jandarma, Makbule’nin ölümünü kayıtlara “trafik kazası” olarak geçirdi. Fail, aradan geçen bir yıl 3 aydan sonra Makbule’nin annesi Adile Güler’in çabaları sonucu 2 Şubat’ta tutuklanarak cezaevine gönderildi.

‘Tasarlayarak kasten öldürme’

Fail Sevinç hakkında, “Eşi tasarlayarak kasten öldürme” suçundan hazırlanan iddianame, Muş 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

İddianamede yer alan Muş Devlet Hastanesi’nde görev yapan pratisyen hekim ifadesinde, Makbule Sevinç’in hastaneye getirildiği esnada giden araçtan düşmeyle uyumlu vücudunun muhtelif yerlerinde herhangi bir abrazyonun olmadığını, sadece kafasının sağ tarafından ve sol arka tarafından şişlik ile sol kulağında kanamasının mevcut olduğunu anlattı. Fail Necat Sevinç de savcılığa verdiği ifadesinde, aracın arka kapısının açılarak Makbule’nin düştüğünü iddia etti. Fail, Makbule’nin ne şekilde düştüğünü görmediğini, sağ tarafına düştüğünü gördüğünü, Makbule’nin düştükten sonra sürüklenmediğini, yaptığı kontrolde sağ dirseğinde sıyrılma gördüğünü, ilk etapta olay yerine aradığı yeğenleri Erhan ve Özcan’ın geldiğini, bu kişilerle birlikte Makbule’yi Erhan’a ait olan araca bıraktıklarını, akabinde olay yerine jandarma ekiplerinin geldiğini ileri sürdü.

Herkesin içinde fiziki şiddete uğradı

Evli olduğu erkek tarafından şüpheli bir şekilde katledilen Makbule Sevinç’in annesi Adile Güler, kızının katledilmeden önce eve geldiğini söyledi. Anne Güler, “Eve gelirken belliydi katil Necat ile tartıştıkları. Fakat kızım hiçbir şeyini bize anlatmıyordu. Eşi onu dövse bile bize söylemezdi. Failin ailesinin evine gittiklerinde, orada da kızımı darp etmiş, fakat ailesi araya girmiş. Necat’ın aile bireylerinin içinde kızımın kafasına kül tablası ile vurmuş. Fail mahkemede, ‘eşimi yol üstünde ittim ve kafasına taşa vurdu’ diye savunma yaptı. Kızıma zulüm ve hakaret yapıldı. Biz bu durumu kabul etmiyoruz. Fail Necat’a müebbet ceza verilmeli. Bütün dünya bu ve bunun gibi katilleri tanımalı” diye konuştu.

‘Doktorlar kaza olmadığını anladı’

Kızı Makbule Sevinç’in nasıl katledildiğini Mezopotamya Ajansın’a anlatan anne Güler, “Kızımı katlettiğinde hastaneye nasıl götüreceğini şaşırıyor. Sözde arabadan düştüğünü ve kendisinin de saatlerce başında beklediğini söyledi. Ailesi olay yerine geldiğinde jandarma da gelmiş. Fail Necat, jandarmaya kaza geçirdiğini söyleyince, jandarma da bu olaydan bir şey anlamadıklarını söylemiş. Kazadan saatler sonra, ameliyat edildikten sonra bize haber verildi. Doktorlar ameliyat çıkışı Necat ile konuşmuş olayı anlatsın diye. Necat olayı anlattıktan sonra doktor bunun bir kaza olmadığını ve darp edildiğini söyledi” diye belirtti.

‘Olaya kaza süsü verildi’

Olaya kaza süsü verildiğini ifade eden anne Güler, “Direk savcı ve avukatların yanına gittim. Kızımın arabadan sürüklendiği iddia ediliyor, fakat tek bir kırık yok vücudunda dedikten sonra savcı da beni onayladı. Orada kızımın davasının takipçisi olacağımı savcıya belirttim. Fakat savcı dosyayı kaza diye kapattıklarını söyledi. Ben ısrarımı sürdürdüm, kaza olmadığını, katledildiğini vurguladım. Kızımın bütün otopsi sonuçlarını alıp Ankara’ya gönderdiler. Yılbaşına yakın tekrar savcılığa gittim. İki yıldır kızımın dosyası hakkında bir gelişme olmadığını, neden bir gelişme sağlamadıklarını söyledim. Sonra savcı sonuçların geldiğini ve darp edilme sonucu yaşamını yitirdiğini açıkladı. Necat kızımın katili. Birkaç gün geçtikten sonra İstanbul’da tutuklandı.

 ‘Duruşmaya katılım çağrısı’

“Kadınlar neden katlediliyor, neden kadınların hakkı savunulmuyor?” diye soran anne Güler, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kadın hakları savunulmalı. Kadınlar katledilmek için doğmadı. 9 Haziran’da benim kızımın ikinci mahkemesi görülecek. Bütün gazetecilerin, kadın hakları savunucuların orada bulunmasını istiyorum. Türkiye’de benim kızım gibi onlarca kadın katlediliyor, kimse çıkıp itiraz etmiyor. Bugün eğer kızımın katili serbest bırakılsa, yarın başka katiler de serbest bırakılır. Katiller serbest bırakıldığında, onlara bir katletme hakkı daha tanınıyor. Bu katil serbest bırakılırsa, yarın gelip beni öldürür, öbür gün başkasını. Katiller ömür boyu tutuklu olmalı.”

MÛŞ

#Makbule #Sevinçin #duruşmasına #katılım #çağrısı

Isparta’da haber alınamayan kadın inşaat bahçesinde ölü bulundu

Isparta’nın Şarkikaraağaç ilçesinde evden çıktıktan sonra kendisinden haber alınmayan Semiha Karaman bir site inşaatının bahçesinde ölü bulundu

Isparta’da kendisinden haber alınamayan 46 yaşındaki kadın, bir site inşaatının bahçesinde ölü bulundu. Alınan bilgilere göre Semiha Karaman, kayınvalidesi E.K’ye “Sen yemekleri ısıt, ben geliyorum” diyerek evden ayrıldı. E.K, eve dönmeyen ve kendisinden haber alamadığı Semiha Karaman’ı aramaya çıktı.

Karaman’ı yakındaki bir inşaatın bahçesinde hareketsiz bulunan E.K’nin durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirmesi üzerine bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekibi, kadının hayatını kaybettiğini belirledi.

Yapılan incelemenin ardından Karaman’ın cansız bedeni, otopsi için hastane morguna götürüldü.

HABER MERKEZİ

#Ispartada #haber #alınamayan #kadın #inşaat #bahçesinde #ölü #bulundu

HDP ve Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi: Örgütlenme seferberliği başlatacağız

HDP  ve Yeşil Sol Parti Kadın Meclis’i yaptığı toplantının ardından sonuç bildirgesini açıkladı. Yapılan açıklamada Kadın Meclisleri olarak yeniden bir yapılanma sürecine girildiği belirtilerek, ‘Mücadele etmek dışında bir seçeneğimiz yoktur’ denildi 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) seçimlerin ardından seri toplantılarını başlattı. Pazartesi günü Kadın Meclisi toplantısı gerçekleştirilerek oluşan tabloya ve önümüzdeki döneme ilişkin yol haritası ele alındı. Toplantının ardından Kadın Meclis’i bugün sonuç bildirgesini açıkladı. Bildirgede mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği ve yol haritasında halka ve yerele dönüleceğine işaret edildi.

‘Tartışmanın başlangıcını bu toplantımızla yaptık’

Kadın özgürlük ve eşitlik mücadelesini savunma kararlılığıyla yeniden yapılanma sürecinin tartışıldığı belirtilen bildirgede, “tartışmanın başlangıcını bu toplantımızla yaptık” denildi. Bildirgede, “HDP ve Yeşil Sol Parti Kadın Meclisleri olarak, 14 ve 28 Mayıs seçim süreci ve sonuçları üzerinden değerlendirmelerimizi, eksik kaldığımız taraflarımızı, hatalarımızı, sorunlarımızı sorguladığımız ve çıkış yolu aradığımız toplantımızı gerçekleştirdik” ifadelerine yer verildi.

Toplantı sonuç bildirgesinin devamı şu şekilde:

“Seçim sürecinde kadın özgürlükçü paradigmamızın getireceği değişimden korkan iktidar ve ittifakları kadınlara yönelik saldırılarını büyütmüş ve kazanımlarımızı pazarlık konusu yapmıştır. Bizler, seçim örgütleme çalışmalarımızda kadın düşmanı ittifakların ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, nefret söylemleriyle mücadele etmeyi her koşulda sorumluluk olarak ele aldık. Bu yüzden kadın özgürlük mücadelemize yönelik yargı ve gözaltı şiddeti seçim sürecinde de aratarak devam etti.

Buldan şahsında kadınlar hedef alındı

Seçimlerde ve sonrasında, kadın özgürlükçü paradigmayı esas alan partimizin fikriyatına yönelik oluşturulan her türlü saldırı, kadın mücadelemizin fikriyatına dönük bir saldırıdır. Kürt kadın mücadelesinin büyük bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlarına kayyım atayan, gözaltı ve tutuklamalarla mücadelemizi sindirmeye çalışan kadın düşmanı faşist iktidarın hedefini biliyoruz. Hedeflenen kadın özgürlük mücadelemizdir, büyüyen kadın dayanışması ve örgütlülüğüdür.

İktidarın dijital medya aracılığıyla Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan şahsında kadınların demokratik siyasette yer almasına da saldırıdır. Elbette ki bizler her türlü eleştiriye açık ve özeleştiri verilmesi gereken hususlarda özeleştiriyi verecek sorumlulukta olan bir partiyiz. Ancak ortaya atılan ve haddini aşan “eleştiri” adı altında kadın siyasetimizi itibarsızlaştıran her türlü iktidar oyunlarına da geçit vermedik, vermeyeceğiz. Bunun kadın özgürlükçü paradigmamıza yönelik bir saldırı olduğunu tüm kadınlar bilmektedir. Bu yöntemlerle ne kadın siyasetimizi durdurabilirsiniz ne de kadın mücadelemizin kazanımlarını geriye götürebilirsiniz.
Cezaevlerinden sokaklara kadın dayanışmasını büyüteceğiz

Kürt sorununun demokratik çözümü yerine savaşa dayalı politikalar kadın düşmanı politikaları yeniden üreterek derinleştirmektedir. İmralı’da mutlak tecrit devam ettikçe hepimiz biliyoruz ki iktidar kadınlara ve kazanımlarına saldırmaya devam edecektir. O yüzden savaşa karşı onurlu barış politikaları için tecritin kalkması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.

Biliyoruz ki, mücadele hattımız ve fikriyatımız cezaevlerinde kadın yoldaşlarımız şahsında rehin alınmak istenmektedir. Bizler her koşulda cezaevindeki siyasi tutsakların özgürlüğü için mücadeleyi yükselteceğiz. Kadın Meclisimiz yeniden yapılanma hattıyla cezaevlerinden sokaklara kadın dayanışmasını büyütecektir.

Örgütlenme seferberliği başlatacağız

Emeğimizle bugünlere geldik. Tarihsel olan kadın mücadelesinin kararlılığını seçim sonuçlarına asla indirgemeyeceğiz. Seçim sürecine yönelik kadın beyannamemizin içeriğini kadın hareketlerinin ve Kürt kadın mücadelesinin birikimlerini esas alarak kolektif bir şekilde hazırladık. Kadın hareketlerinin ortak mücadelesini seçim sürecinde de çalışmalarımıza yansıtma kararı aldık. Ancak seçim bildirgemizin içeriğine denk olacak bir çalışma bütünlüğünü sağlayamadığımızı tespit ettik. Bildirgemizde yer almasına rağmen temsiliyetlerini sağlayamadığımız engelli kadınlar, cinsel kimlikler, inançlar ve halklar gibi çoğulculuğu sağlayacak bir temsiliyeti siyaset olarak sağlayamadık. Yaşadığımız eksiklik bizler için kabul edilebilir değildir. Bizler, HDP ve Yeşil Sol Parti Kadın Meclisleri olarak yeniden bir yapılanma sürecine giriyoruz. Yerellerde başlatacağımız kadın toplantılarımızla mücadele hattını kararlılıkla ortaya koyacağız. Bir yandan eksikliklerimizi tamamlayacağız bir yandan yeniden yapılanmayla bütün kadınlara ulaşacak bir örgütlenme seferberliği başlatacağız. Bu süreçteki özeleştirimizi daha çok çalışarak ve mücadeleyi büyüterek sağlayacağız.

Bizler bir meclisten daha fazlayız, her yerdeyiz

Bizler seçim sonuçlarına göre mücadelemizin haklılığını ölçmeyiz. Kaybeden kadınlar olmadığı gibi kazanan da tek adam rejimi ve kadın düşmanı ittifak değildir. Kazanımlarımızdan da gasp edilen haklarımızı geri almaktan da vazgeçmeyeceğiz. Bu dönem parlamento daha erkek egemen bir biçim almıştır. Ancak bizler bir meclisten daha fazlayız. Temsiliyeti sokaklardan meclise taşıyanlarız. Yaşamın her alanındayız. Otoriter rejim kendini tahkim etme konusunda yeni bir evreye girmiştir. Başta kadın hareketleri olmak üzere bütün mücadele dinamikleri yeni döneme göre yeniden yapılanma içine girecektir. Giderek yükselen erkek egemen politikalar karşısında hem toplumsal yaşamda hem partimizde hem de parlamentoda daha güçlü bir mücadele hattını yürüteceğiz. Bizler bu süreci her kurulumuzda, yerelde tartışmaya ve yol almaya hazırlanıyoruz. Hiç kimse bizleri itmeye çalıştıkları umutsuzluğa düşmesin. İyi ki örgütlü kadın mücadelemiz var. Kadın dayanışması ve mücadelesi var. Mecliste de sokakta da kadın düşmanlarına geçit vermeyecek olan biz kadınlar buradayız.

Mücadele etmek dışında bir seçeneğimiz yoktur

Bütün kadınlara çağrımızdır. Bizler kimliklerimizle, inançlarımızla, dillerimizle, emeklerimizle tüm farklılıklarımızla birlikte kadın dayanışmasını büyüteceğiz. Mücadele etmek dışında bir seçeneğimiz yoktur. Mücadeleyi ve örgütlenmeyi güçlendirerek kendimizi savunacağız, çoğalacağız, birlikte inşa edeceğiz. Tüm baskılara rağmen seçimlerde emek harcayan, değişimde ısrar eden ve mücadelemizi yükselten kadınlara teşekkür ediyoruz. Gelecek, istediğimiz renklerle boyanmak üzere hala bizimdir.”

Kaynak: JINNEWS

#HDP #Yeşil #Sol #Parti #Kadın #Meclisi #Örgütlenme #seferberliği #başlatacağız

Seçim kutlamalarında ağır yaralanan çocuğun durumu kritik

Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları sonrasında yapılan kutlamalarda Riha’da sıkılan kurşunların başına Kübra Çoban adlı çocuk yaşam mücadelesi verirken, aile tepkili. Çocuğun ağabeyi Cuma Çoban, 14 Mayıs kutlamalarında toplanan silahların neden geri verildiğini sordu

28 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP’li Tayyip Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi ardından Riha’da (Urfa) yapılan ve silahların kullanıldığı kutlamalarda başına mermi isabet eden 14 yaşındaki Kübra Çoban, yaşam mücadelesi veriyor. Eyyübiye ilçesine bağlı Eyyüpnebi Mahallesi’nde 28 Mayıs akşam saatlerinde yapılan kutlamada yaralanan Çoban, hastaneye kaldırıldı. Urfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Çoban, yoğun bakımda tutuluyor.

Bu olayların olacağı tahmin ediliyordu

Olayların seçim sonuçlarının açıklanmaya başlanmasıyla başladığını belirten ağabeyi Çoban’ın ağabeyi Cuma Çoban, “Bir anda silahlar patlamaya başladı. Herkes evine kaçışmaya başladı. Benin kızım da bakkalda bulunan Kübra’ya seslenerek, ‘Kübra içeriye gel’ diye seslendi. Kübra’da, ‘ne oluyor’ diye yukarıya baktı. Tam o sırada başına kurşun isabet etti” dedi. Olaya dair soruşturma başlatıldığını ve kendilerinin ifadelerinin alındığını aktaran Çoban, “Devlet, o dakikalarda bir önlem alabilirdi. Bu magandaların önü kesilebilirdi. Devlet, o kadar silahın sıkılacağını biliyordu. Çünkü 14 Mayıs’ta da aynı kutlamalar yapıldı ve yine silahlar patladı. 28 Mayıs’ta da aynı şeyin yapılacağını biliyordu. Neden önlem almadılar? 14 Mayıs’ta o kadar silah toplandı ama silahlar tekrar geri verildi. Neden?” diye sordu.

Bu magandalığın önü kesilsin

Kardeşinin durumunun kritik olduğunu ve yoğun bakımda tutulduğunu belirten Çoban, “Bizim yüreğimiz yandı, başka kimsenin yüreği yanmasın. Böyle olaylar bir daha yaşanmasın. Bu magandalıkların önü kesilsin. Bu tarz kutlamalar yapılmasın” dedi.

Kutlamalarda Riha’da 5 kişinin vurulduğu belirtilirken, bunlardan 14 yaşındaki Emirhan Gergil’de 1 Haziran tarihinde tedavi edildiği hastanede hayatını kaybetmişti.

Haber: Ömer Akın – Mahmut Altıntaş / MA 

#Seçim #kutlamalarında #ağır #yaralanan #çocuğun #durumu #kritik