Ana Sayfa Blog Sayfa 354

İktidara İmralı uyarısı: Ağrılaştırılmış tecrit devam edemez

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a gerekçe gösterilmeden peşi sıra verilen görüş yasaklarının ‘kabul edilemez’ olduğunu ifade eden avukat Cemal Demir, iktidarın artık Kürt kamuoyunun hassasiyetini ciddiye alması gerektiği uyarısında bulundu

Uluslararası komployla 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilen ve 24 yıldır İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne ağır tecrit koşulları altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 25 Mart 2021’den bu yana haber alınamıyor. Abdullah Öcalan’a yönelik iki yılı aşkın süredir devam eden aile ve avukat görüş yasağı ile birlikte tecrit giderek derinleştiriliyor. Son olarak Bursa 3’üncü Ceza Mahkemesi 26 Nisan’da aldığı kararla Abdullah Öcalan’a 6 aylık görüşme yasağı kararı getirdi. Yasak kararını Fırat Haber Ajansı’na (ANF) değerlendiren Avukat Cemal Demir, bunun hukuka aykırı olduğunu söyledi.

Çok vahim bir durum

2020 yılında itibaren Abdullah Öcalan’la herhangi bir fiziksel temas kurulamadığını hatırlatan Demir, “Toplumda çok ciddi bir infialin oluşması üzerine 2021 Mart ayı içerisinde kardeşi olan Mehmet Öcalan bir telefon görüşmesi gerçekleşti fakat telefon görüşmesi de çok kısa sürdü, yani kesildi. O günden bugüne Sayın Abdullah Öcalan’la ilgili hiçbir fiziksel veya işitsel temas kurulamamıştır. Ne bir telefon ne bir mektup, ne bir resmi ziyaret, ne aile ve avukat ziyaretleri gerçekleştirilmiştir. Bu çok vahim bir olay” dedi.

Herkesin gözü İmralı’da

İmralı’da hukukun ötesinde ciddi bir işkence yönteminin uygulandığını belirten Demir, “Bunun kaldırılmasına dönük kamuoyuna yapılan uluslararası kuruluşlara yapılan çağrılar da bugüne kadar bir karşılık bulmadı. Her ne kadar CPT, 2022 yılında bir ziyaret gerçekleştirdiyse de o ziyaretin içeriği hakkında kamuoyuna bir açıklama yapılmadı. İçinde bulunduğu koşullar, tecrit koşulları, özel durumlar, sağlık durumları, güvenlik durumlarının nasıl olduğunu ilişkin hiçbir şekilde bir bilgi verilmedi. O günden beridir toplum adeta diken üstünde, herkesin gözü kulağı İmralı adasında. İmralı adasında neler olup bittiğinin, nerelerin döndüğünü kimse bilmemektedir” ifadelerini kullandı.

Ciddi ihlal söz konusu

Kürt toplumunun Abdullah Öcalan’a olan hassasiyetinin çok iyi bilindiğine vurgu yapan Demir, şöyle devam etti: “Gelinen aşama itibarıyla sözleşmeci hükümetin, Türkiye’nin ciddi anlamda bu konuyu ele alması gerekiyor artık. Abdullah Öcalan’ın içerisinde bulunduğu bu tecrit koşulları hakkında kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapılması lazım. Bu yönde bir beklenti bulunmaktadır. Hükümetin bu tutumu gerek kendi hukukuna gerekse uluslararası hukuka ciddi anlamda aykırı teşkil etmektedir. Altına imza attığı uluslararası sözleşmeler ciddi anlamda ihlal edilmektedir. Zaman zaman Hukuk Bürosu’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne veya Anayasa Mahkemesi’ne çeşitli başvuruları bulunmaktadır. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konuda vermiş olduğu ihlal kararları da bulunmaktadır. Sözleşmesi hükümet bugüne kadar bu konuya ilişkin herhangi bir düzenleme de yapmamıştır. Bu ağırlaştırılmış tecrit koşullarının devam edilmesi kabul edilir bir durum değildir.”

‘Koşulları açıklanmalı’

Nisan ayı içerisinde Abdullah Öcalan’ın yeni bir görüş yasağının verildiği ortaya çıktığını hatırlatan Demir, “Bu disiplin cezası gerekçe gösterilerek bu son dönemlerde gene avukat görüşleri ve aile ziyaretleri gerçekleştirilmeyeceğine dair açıklamalar bulunmaktadır. Disiplin cezaları rutin hale gelmiş bulunmaktadır. Sürekli bu disiplin cezaları gerekçe gösterilmektedir. Bu disiplin cezalarının neye ilişkin olduğunun da aslında kamuoyuna açıklanması gerekmektedir. Yani Sayın Abdullah Öcalan’ın hangi tutumu disiplin cezaların gerekçe gösterilmiş olduğuna ilişkin açıklanma yapılması gerekir. Bu kabul edilebilir bir husus değildir. Hükümetin Kürt kamuoyunun hassasiyetini ciddiye alması gerekir. Bu oldukça çok ciddi bir olaydır. Sayın Abdullah Öcalan’ın içinde bulunduğu koşulların kamuoyuna açıklanması gerekir” şeklinde konuştu.

HABER MERKEZİ

#İktidara #İmralı #uyarısı #Ağrılaştırılmış #tecrit #devam #edemez

Erdoğan kabinesi Resmi Gazete’de yayımlandı

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı yeni kabine, Resmi Gazetede yayımlandı

AKP Genel Başkanı ve üçüncü kez Cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kabinesi, Resmi Gazetede yayımlandı. Yeni kabinede Cumhurbaşkanı Yardımcısı: Cevdet Yılmaz, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Savunma Bakanı Yaşar Güler, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu oldu.

ANKARA

#Erdoğan #kabinesi #Resmi #Gazetede #yayımlandı

Bu tehdit bir film senaryosu değil: Ekoloji mücadelesi keskinleşmeli

‘Talanın böyle devam etmesi durumunda bütün yaşam alanlarının yok olacağını’ belirten Doğanın Çocukları üyesi Efsun Yıldız, ‘Bu bir film senaryosu değil’ vurgusu yaptı

Gezegen, ekolojik krizin etkileri olan küresel ısınma, seller ve kuraklıkla boğuşarak yok oluşa ilerlediği bir 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne daha geldi. Her yıl dünyanın dört bir yanında ekolojistler, yaşanan bu felaketi durdurmak için seslerini yükseltirken, ekolojik talan da hız kesmeden devam ediyor. Yaşanan her felaket, etkinin katlanmasına neden oluyor. Amazon Ormanlarının katledilmesi Bangladeş ve Hindistan’da sellere neden olurken, birçok ülkede kurulu olan termik santraller karbon emisyonunun artmasına yol açıyor.

Türkiye’de de 21 yıllık AKP iktidarıyla devam eden talanın sonucunda, her yıl Karadeniz’de sel, Ege ve Akdeniz’de orman yangınları, Kurdistan’da ise kuraklık yaşanıyor. Bu talan sonucu insanlar yaşamını yitirirken, doğa da geri dönüşü imkansız tahribatlara uğratılıyor. Yaşanan talan, şimdiki nesiller ve doğanın tüm bileşenlerinin yanı sıra en çok da gelecek nesiller açısından endişelere neden oluyor.

‘Tüm canlıların yaşam alanlarını savunuyoruz’

Talanın devam etmesi durumunda gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya kalmaması endişesi gençliği de ekoloji mücadelesinin içine alıyor. Dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi Türkiye ve Kurdistan’da da gençler gelecekleri için ekolojik talana karşı çıkıyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla konuştuğumuz Doğanın Çocukları üyelerinden Efsun Yıldız, Haziran ayında olmamıza rağmen yaşanan sağanak yağmurlar, orman yangınları ve sellerin, iklim krizinin ne boyuta geldiğini ortaya koyduğunu belirtti. Yaşanan bu krizin sadece insanları da etkilemediğini vurgulayan Yıldız, “İklim krizi dediğimiz olgu, ekolojik talan tüm canlıları etkileyen bir durum. Gezegeni, suları koruduğumuz zaman aynı zamanda tüm türlerin yaşam alanlarını koruruz. Buna bir bütün olarak bakıyoruz ve insanlar, hayvanlar ve tüm canlıların yaşam alanlarını savunuyoruz” dedi.

‘Bu tehdit bir film senaryosu değil’

Talanın böyle devam etmesi durumunda bütün yaşam alanlarının yok olacağı uyarısında bulunan Yıldız, bu talanın tek sorumlusunun da kapitalizm olduğuna işaret etti. Kapitalizmin doğa, hayvan, insan ayırmadan bir sömürü ve tahakküm politikası yürüttüğünü vurgulayan Yıldız, “Bu tehdidin bir film senaryosu olmadığını ve gerçek olduğunu, tüm canlıların bundan etkilendiğini, gelecekte daha kötü hale geleceği gerçekliğini doğa bize gösteriyor. Tüm ayrımcılık ve şiddet türleri aynı kökenden geliyor. Doğaya, hayvanlara, kadınlara, çocuklara yapılan ya da bir halkın diğer bir halka yaptığı bir sömürü aynı zihniyetin ürünü. Bunun için hepsine karşı verilen mücadelenin ortak olduğunu düşünüyoruz” diye belirtti.

‘Canlılar için mücadelenin büyümesi gerekiyor’

Ekoloji mücadelesinin insan odaklı bakış açısından çıkması gerektiğinin altını çizen Yıldız, “Biz mücadelemizi sadece insanlar için yürütmüyoruz. Bunu böyle yapmak benmerkezci bir tavır olur ve başarıya ulaşamaz. Doğada yaşayan tüm canlıları gözeten bir yerden bütünleşik bir mücadele yürütülmeli. Yaşam alanlarını gasp ettiğimiz hayvanlar, insan ırkı olarak yaşam alanı bırakmadığımız diğer canlılar için de dayanışma ve mücadelenin büyümesi gerekiyor” diye konuştu.

‘Ekoloji mücadelesi keskinleşmeli’

Emir Saraçoğlu da, gençliğin tarihsel olarak toplumsal mücadelelerde hep önde olduğunu dile getirdi. Kendilerinin de yerellerde yürüyen ekoloji mücadelelerinin daha da keskinleşmesini sağlamaya çalıştıklarını belirten Saraçoğlu, “Sermayenin dokunduğu her alanda böyle mücadelelerin filizlendiği olduğu sürece umudun var olduğunu düşünüyorum. 1990’lı yıllarda ekolojiye dair atılacak adımların sonu olduğu konuşuluyordu. Bugün egemenler hala iklim krizine ya da kapitalist üretim biçimlerinden kaynaklanan sorunlara dair bir çözüm bulmuş değil. Bu anlamda sürekli dile getirilen ya ekolojik bir toplum ya da yok oluş söylemi daha da kendini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

‘Talanların önünü kesmeye devam edeceğiz’

Sermaye gruplarının talandan vazgeçmediğini ve her seferinde daha sert saldırdığını ifade eden Saraçoğlu, şöyle devam etti: “Buna karşı ekolojinin siyaset üstü olduğu söylemini bir kenara bırakarak, ekolojiyi siyasetin tam göbeğine oturtmak gerekiyor. Yerellerde mücadele eden insanları ve kentlerde bu konuda soruları olan herkesi bir şekilde özneleştirmek ve daha kitlesel meşru militan eylemselliklerle egemenlere kendimizi dayatmamız lazım. Bunun için geleceğinin yok olmasını istemeyen herkesin elini taşın altına koyup, mücadeleye bir şekilde omuz vermesi gerekiyor. Bu anlamda 5 Haziran Dünya Çevre Günü yürüyüşüne herkesi dahil ederek, bizi bekleyen daha ağır talanların önünü kesmeye devam edeceğiz.”

 ‘Geleceğin bizim olduğunu biliyoruz’

Sedanur Parmaksız ise gençliğin uzun zamandır geleceksizlikle mücadele ettiğinin altını çizdi. Buna ekolojik talanla beraber çevresizlik ve gezegenin yok olma ihtimalinin de eklendiğini belirten Parmaksız, “Bir yandan umutsuz düşünceler hakim. Fakat bir yandan da geleceğin bizim olduğunu biliyoruz. Biz geleceğimizden bahsediyoruz ve bu talanı durdurmak da bizim mücadelemizden geçiyor. Umutsuzluğa kapılırsak yok oluruz. Gençlik ekoloji mücadelesinin öznesidir. Gençliğin rolü de mücadelede özneleşmek ve mücadeleye yön vermek olmalıdır” dedi.

 Mücadeleye çağrı

Doğanın Çocukları olarak da kampüsler ile yerellerdeki ekoloji mücadeleleri arasındaki hatları inşa etmek istediklerini söyleyen Parmaksız, “Aynı zamanda sermaye için değil, ekoloji için, tüm türlerin yaşam hakkı için ekolojik bilim üreten üniversiteler oluşturmak istiyoruz. Bu anlamda önümüzde 5 Haziran Dünya Çevre Günü var. İzmir’de saat 18.00’da Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünden bir yürüyüş düzenleyeceğiz. Mücadele olmazsa yok oluşla karşı karşıya kalırız. Bütün gençliği mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz” diye konuştu.

Haber: Tolga Güney / MA

 

#tehdit #bir #film #senaryosu #değil #Ekoloji #mücadelesi #keskinleşmeli

‘Öcalan üzerinden Türkiye’yi siyasetsizleştirmeye çalışırsanız sonuç bu olur’

Yeni dönemde eleştiri ve özeleştiri sürecinin halk inisiyatifinde ilerleyeceğini belirten Yeşil Sol Parti Mûş Milletvekili Sezai Temelli’ ‘İmralı’daki görüşmelerin kesildiği tarihten bu yana- siyaset bu masayı bir daha ayaklarının üzerine koyamamıştır’ dedi

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlerin ardından yeni dönem yol haritasını belirlemek üzere 30 Mayıs’ta toplandı. Yeni dönemde hem seçim sürecini değerlendirecek hem de özeleştiri verecek, HDP ve Yeşil Sol Parti, halkla birlikte yürütülecek bu süreci büyük kongreyle sonuçlandıracak.

Yeşil Sol Parti Muş Milletvekili Sezai Temelli, seçim sonuçlarına ve yürütülen eleştiri-özeleştiri sürecine ilişkin Mezopotamya Ajansı’ndan Yüsra Batıhan’a değerlendirmelerde bulundu.

‘Saldırı kampanyası yürütülüyor’

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüleri ve HDP Eş Genel Başkanlarının eleştiri ve özeleştiri sürecine dair kamuoyuna yaptığı açıklamaları hatırlatan Temelli, HDP’ye her zaman mesafeli olanlar tarafından bir saldırı kampanyasının yürütüldüğünü söyledi. Parti kurullarının yeni dönem toplantılarının devam ettiğini ve yeni dönem takviminin belirleneceğini kaydeden Temelli, bu kapsamda halkın katılımıyla büyük konferanslar ve büyük kongreye gidileceğini belirtti.

‘Halka gidilecek’

Bu sürecin halk inisiyatifinde ilerleyeceğini vurgulayan Temelli, “Her yerde halkla buluşulacaktır, çünkü onlar bu partinin taban örgütüdür ve bugüne kadar bu partinin, bu mücadele hattının belirlenmesinde en büyük inisiyatife sahip yapıdır. Halka gidilecek, buluşmalar, halk toplantıları ve örgütsel zemindeki toplantılar gerçekleşecek. Bu toplantılardaki raporlar üzerinden komisyonumuz kongre, konferans sürecinin çerçevesini oluşturacak ve bunu da parti kurulları ile paylaşıp nihai hal verilerek, büyük konferans toplantıya çağırılacaktır. Bu konferansta eleştiri, özeleştiri süreçleri ve bütün geride bıraktığımız dönemde ortaya çıkan meseleler ele alınacak, geleceğin yol haritası biçimlenecektir” diye konuştu.

‘Karamsar atmosfer yaratmaya gerek yok’

Temelli, onlarca yıla dayanan bir direniş geleneğinden geldiklerini vurgulayarak, şunları söyledi: “Biz dün kurulmuş, yol yordam, eleştiri, özeleştiri süreçlerini bilmeyen bir yapı değiliz. Bugün mücadele, onlarca yılın direnişiyle her seferinde güçlü bir şekilde yoluna devam etmişse, Üçüncü Yol stratejisinden zerre kadar sapma göstermemişse, zaman zaman farklı konjonktürel belli sorunlara rağmen asla güzergahından sapmamışsa, bu aslında neye güvenmemiz gerektiğini bize çok net gösteriyor. Fikriyatımıza, paradigmamıza, bu yolda kararlı yürüyüşü sağlayan halkımıza güvenmeliyiz. Dolayısıyla telaşlanmaya, ortaya çıkan bu tablonun üzerinden bu denli karamsar bir atmosfer yaratmaya hiç gerek yok. Tabi ki farklı farklı açıklamalar olacak. Eleştiriler olacak, bu çok doğal ama böyle telaşlı ve yıkıcı bir yaklaşımı da kabul etmediğimizi belirtmek isterim.”

‘İmralı’yı görünmez kıldılar’

Yapısal ve yüzyıllık sorunların tarih boyunca çözümsüz bırakılması nedeniyle Türkiye siyasetinin krizde olduğunu söyleyen Temelli, “İmralı’daki görüşmelerin kesildiği tarihten bu yana -ben buna masanın devrilmesi diyorum- siyaset bu masayı bir daha ayaklarının üzerine koyamamıştır. Muhalefeti, iktidarı ile İmralı’yı görünmez kılmak, Öcalan’ın demokratik çözüm politikasını yok saymak, siyasetin krizini besleyen en önemli damardır. Türkiye her seferinde çok daha ciddi krizlere sürükleniyor ve bu krizlerin ortadan kalkmasını sağlayamayan siyaset, faşizmin kucağında kıvranmaya devam ediyor. Bu seçim sonuçlarının ortaya çıkmasındaki en önemli nedenlerden biri, Türkiye’de muhalefetin ve iktidarın İmralı’dan kaçmasıdır. Öcalan ile siyaset yapmaz, Öcalan üzerinden Türkiye’yi manipüle edip siyasetsizleştirmeye çalışırsanız sonuç bu olur. Bunu iktidar da muhalefet de yapıyor. Seçim döneminde bunu çok net gördük” diye belirtti.

‘Türkiye ve Ortadoğu’da en kritik konu Kürt sorunudur’

Söz konusu eleştirinin bir muhataplarının da kendileri olduğunu dile getiren Temelli, “Biz de yeterince tecride karşı mücadele edemediğimiz için bugün tecrit mutlak iletişimsizlik düzeyinde sürüyor. Bugün siyaseti özgürleştirecek yerleri yanlış yerde aradığımızı biz de bir kez daha teyit etmiş olduk. Hem Türkiye hem Ortadoğu hem küresel kriz açısından en kritik konu Kürt meselesidir. Erdoğan, Biden (ABD Başkanı Joe Biden) ile konuşuyor. Açıklamadığı kısımlarda bile mevzunun Suriye, Rojava olduğu ortaya çıkıyor. Rojava’yı görmeden, Suriye’nin statüsünü, İmralı’da tecridinin sona ermesini gündeme almadan, Türkiye’de, Suriye’de, Irak ve İran’da bir demokratikleşmenin mümkün olamayacağını bilmek zorundayız. 4 parçadaki Kürt gerçekliği, Kürt coğrafyasını, bütün küresel siyaset dikkate alınmak zorunda. Türkiye’deki siyasetin özgürleşmesi, adaletli bir hukuk sistemi ve demokratik bir ülke yaratabilmenin yolu Kürt meselesini çözmekten geçiyorsa, bu meseledeki çözümün ne olacağı konusunda artık çok net konuşulması gerekiyor. Bu da tabi ki İmralı tecrididir, dayatılan sistemdir ve Öcalan’ın siyaset dışına itilme çabasıdır” dedi.

 ‘İğneyi kendimize batırma zamanı gelmiştir’

Temelli, “Karşımızda kurumsallaşmasını tamamlamak üzere olan bir faşist yapı varsa, otoriter sistem artık kalıcılaşmada çok önemli bir mesafe kat etmişse, burada iğneyi kendimize batırma zamanımız gelmiştir. Ya siyaseti ciddiye alacağız, ciddi meseleler üzerinden çözümü nasıl olacağını konuşacağız ve bunu örgütlü hayatımıza geçirip bunun mücadelesini vereceğiz ya da bu girdabın içinde boğulmaya devam edeceğiz. Önümüzdeki dönem kimsenin kuşkusu, kaygısı olmasın; bu mücadele hattı, Üçüncü Yol stratejisinde ısrar edenler, Kürt meselesinin çözümünü doğru yerde aramayı da sürdüreceklerdir. Önümüzdeki sürecin yapılanması, örgütlenme ve yerel seçimlere bu minvalde hazırlanmak da geçmişi değerlendirmek kadar önemli bir yer teşkil edecektir” dedi.

‘Toplantılar herkese açıktır’

Temelli, yeni dönem için halka çağrıda bulunarak, “Yapacağımız tüm toplantılar herkese açıktır. Önemli olan hem eleştiriyi yapmak hem de yeni süreci inşa etmek için inisiyatif almaktır. Herkesi katılmaya, süreci birlikte inşa etmeye, bu kararlı yolculuğumuzu sürdürmeye davet ediyorum” şeklinde konuştu.

ANKARA

#Öcalan #üzerinden #Türkiyeyi #siyasetsizleştirmeye #çalışırsanız #sonuç #olur

DFG: Cezaevinde 79 gazeteci var

DFG’nin Mayıs ayı raporuna göre, 1 Haziran itibariyle tutuklu 79 gazeteci bulunuyor

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Mayıs ayı Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde DFG Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu ve Mezopotamya Ajansı (MA) Editörü Sedat Yılmaz’ın tutuklanmasına dikkat çekilen raporda, “Dünya basın tarihi açısından, akademilerde tez konusu olacak bu ironik mesele için o gün sözümüz ve manşetimiz şuydu: ‘3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde iki gazetecinin eline kelepçe takıldı. Bunu da unutmayacağız…” denildi.

‘Uzun süredir toplumunun haber alma hakkı engelleniyor’

Uzun bir süredir toplumun her alanında kendini iyiden iyiye hissettiren iktidar baskısının had safhada olunduğu belirtilen raporda, ekonominin, siyasetin, özgürlüklerin bir bütün olarak hayatın tıkanma noktasında olduğu bir süreçte Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine gidildiği hatırlatıldı. Raporda, “Gazetecililer ve basın meslek örgütleri için iktidarda hangi siyasi partinin olduğundan çok, söz konusu partinin bu noktada hak ve özgürlüklere açtığı alan bizler açısında önemli olan. Sözümüzü, eleştirimizi, sesimizi yükselttiğimizi asıl alan da bu, hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı, basın ve ifade özgürlüğünün baskılandığı, toplumun haber alma hakkının engellendiği çok uzun bir süreç yaşıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Müftüoğlu ve Yılmaz’ın tutuklanması

Raporun devamında şunlara değinildi: “Bizler için temel amaç, bu konularda mücadele etmek, evrensel standartla bir basın özgürlüğü karnesine sahip olmak ve gazetecilerin işlerini hiçbir kaygıya kapılmadan yapabilecekleri alanlar açmak. Bütün dünyada kabul görmüş ve o gün gazetecilerin ve toplumun bilgiye ulaşma özgürlüğünü kutlayacağı gün olan 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde derneğimizin eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu ve Mezopotamya Ajansı Editörü Sedat Yılmaz’ın bileklerine kelepçe vuruldu. Dünya basın tarihi açısından, akademilerde tez konusu olacak bu ironik mesele için o gün sözümüz ve manşetimiz şuydu: ‘3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde iki gazetecinin eline kelepçe takıldı. Bunu da unutmayacağız.’

Hedefimiz hakikatte ısrar

Dünya basın özgürlüğü endekslerinde gerileyen değil, bunun aksini yaşayan bir ülke olmak, hakikati görmezden gelerek örtbas eden bir yayıncılık değil tam aksine şartlar ne olursa olsun o hakikati gün yüzüne çıkaran bir yayıncılıkta ısrar anlayışını hakim kılmak en büyük hedefimiz. Mücadelemiz bunun için oldu bundan sonra da bunun için olacak.”

Mayıs ayı raporuna yansıyan ihlaller şöyle sıralandı:

Yaşam hakkına yönelik ihlaller

* Saldırıya uğrayan gazeteciler: 8

* Evine baskın düzenlenen gazeteciler: 6

* Gözaltına alınan gazeteciler: 9

* Tutuklanan gazeteciler: 3

* Kötü muameleye maruz kalan gazeteciler: 4

* Tehdit edilen gazeteciler: 4

* Haber takibi engellenen gazeteciler: 11

* Hapishanelerde gazetecilere yönelik ihlaller: 4

Düşünce ve ifade özgürlüğü ihlalleri

* Hakkında soruşturma açılan gazeteciler: 9

* Hakkında dava açılan gazeteciler: 1

* Ceza alan gazeteciler: 8

* Yargılaması devam eden gazeteciler : 71, dosya sayısı 42

* Tutuklu gazeteci sayısı (01 haziran 2023 itibariyle): 79

Dijital medya mecralarına yönelik erişim engelleri

* Kapatılan internet sitesi: 29

* Erişim engeli getirilen haberler: 545

* Erişim engeli getirilen sosyal medya içeriği:18

HABER MERKEZİ

#DFG #Cezaevinde #gazeteci #var

Jin Dergi ‘Sokakları kadın düşmanlarına bırakmayacağız’ kapağı ile yayında

Her pazar yayımlanan web dergi Jin’in yeni sayısı ‘Sokakları kadın düşmanlarına bırakmayacağız’ manşetiyle okuyucu ile buluştu

Jin Dergi’nin 14’üncü sayısında Aylin Karakaş, ‘Yeni yüzyıl değil, kadın devrimi’ başlıklı yazısında erkek iktidarın yeni yüzyılına karşılık kadın devrimini ele alırken, Rojda Yıldız ise, ‘Suda Doğum’ başlıklı yazısında kadın hareketlerinin bu süreçteki önemine değindi.

Oya Açan da ‘Umutsuzluğa kapılırsan bu kalabalığı hatırla!’ başlıklı yazısı ile Gezi’deki kadın devrimini aktarırken, Yüksel Mutlu, ‘Çocuklar’ başlıklı yazısıyla çocuk istismarına değiniyor.

Münevver Berk ise ‘Yeni yüzyılda hedef kölelik’ modern hayatın ve alışkanlıkların hayatı ipotek altına almasına değiniyor.

Yeni sayıda yer alan tüm başlıklar şöyle;

Yeni yüzyıl değil, kadın devrimi / Aylin Karakaş

Suda Doğum / Rojda Yıldız

Umutsuzluğa kapılırsan bu kalabalığı hatırla! / Oya Açan

Çocuklar / Yüksel Mutlu

Yeni yüzyılda hedef kölelik / Münevver Berk

Yeni sayıda yer alan yazıları okumak için tıklayınız.

http://jindergi.com/anasayfa/

İSTANBUL

#Jin #Dergi #Sokakları #kadın #düşmanlarına #bırakmayacağız #kapağı #ile #yayında

Erdoğan yeni kabineyi açıkladı

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni kabineyi açıkladı. Yeni dönemde Mehmet Şimşek, Hazine ve Maliye Bakanı; eski MİT Müsteşarı Hakan Fidan ise Dışişleri Bakanı oldu

3. kez cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan, yeni dönemde kabinede görev yapacak bakanları açıkladı.

Çankaya Köşkü’nde basın toplantısı düzenleyen Erdoğan, yeni kabineyi açıkladı

Yeni kabineyi açıklamadan önce eski kabine üyelerine de teşekkür eden Erdoğan, milletvekili yaptığı eski bakanlara da Meclis çalışmaları için başarı diledi.

Erdoğan’ın açıkladığı yeni kabine şöyle:

Cumhurbaşkanı Yardımcısı: Cevdet Yılmaz

Adalet Bakanı: Yılmaz Tunç

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı: Mahinur Özdemir Göktaş

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı: Vedat Işıkhan

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı: Mehmet Özhaseki

Dışişleri Bakanı: Hakan Fidan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı: Alparslan Bayraktar

Gençlik ve Spor Bakanı: Osman Aşkın Bak

Hazine ve Maliye Bakanı: Mehmet Şimşek

İçişleri Bakanı: Ali Yerlikaya

Kültür ve Turizm Bakanı: Mehmet Nuri Ersoy

Milli Eğitim Bakanı: Yusuf Tekin

Milli Savunma Bakanı: Yaşar Güler

Sağlık Bakanı: Fahrettin Koca

Sanayi ve Teknoloji Bakanı: Mehmet Fatih Kacır

Tarım ve Orman Bakanı: İbrahim Yumaklı

Ticaret Bakanı: Ömer Bolat

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı: Abdülkadir Uraloğlu

HABER MERKEZİ

#Erdoğan #yeni #kabineyi #açıkladı

Eşyalarına el konulan binlerce kişi sınırda bekletiliyor

Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye giriş yapmak isteyen binlerce kişi bir haftadır kuyrukta bekletiliyor

Federe Kürdistan Bölgesi’nden Habur Gümrük Kapısı’ndan, Türkiye’ye geçmek isteyen binlerce kişi, bir haftadır giriş yapamıyor. Türkiye Ticaret Bakanlığına bağlı, Gümrük Kapı Müdürlüklerinin talimatı üzerine, detaylı arama yapan memurlar, sınır ticareti yapan insanların eşyalarına el koydu. Kilometrelerce uzayan, araç kuyrukları nedeniyle ihtiyaçlarını karşılamayan insanlar, duruma tepki gösterdi.

Eşyalarına el konuldu

Gümrük kapısında bir haftadır kuyrukta bekleyenler, “Her giriş peronuna memurlar getirilmiş. Evine çay, çocuğuna süt götürmek isteyen insanların eşyalarına el konuluyor. Sürücülere giriş fişi verilmiyor. Burada perişan olduk. Bakanlıktan talimat gelmiş, hem pêşmergeler hem de askerler giriş fişi vermiyor” bilgilerini paylaştı.

HABER MERKEZİ

#Eşyalarına #konulan #binlerce #kişi #sınırda #bekletiliyor

Seçim sürecinde milyonları hedef alan Erdoğan: Hiçbir zaman ayrımcılık yapmadık

Erdoğan Saray’da göreve başlama töreninde konuştu. Seçim süreci boyunca milyonlarca yurttaşa yönellik nefret ve tehdit dili kullanan Erdoğan ‘Kimsenin inancına, oyunun rengine bakmadık. Particilik, ayrımcılık yapmadık’ dedi

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Saray’daki göreve başlama töreninde konuştu.

Seçim sürecindeki hakaretleri ve ithamlarıyla kendi yönetimine karşı olan milyonlarca yurttaşı hedef alan Erdoğan, bugünkü konuşmasında “hoşgörü”, “kardeşlik” ve “kucaklaşma” kelimelerini kullandı.

Erdoğan, “Muhalefetin de mesuliyet bilinciyle hareket etmesini bekliyoruz. Tüm muhalefet cenahının milli iradeyle barışmasını istiyoruz. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında Türkiye’nin kucaklaşmaya ihtiyacı olduğuna inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Yeni anayasa mesajı da veren Erdoğan, “Demokrasimizi darbe ürünü mevcut anayasadan kurtararak, özgürlükçü, kuşatıcı bir anayasa ile güçlendireceğiz” dedi.

Erdoğan’ın sözlerinden satır başları şöyle:

’85 milyonu bağrımıza basacağız’

Türkiye için eser ve hizmet üretmeye devam edeceğiz. Hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun 85 milyonun tamamını bağrımıza basacağız. 21 yıllık iktidarlarımız dönemlerinde bu hassasiyetimizi muhafaza ettik. Kimsenin inancına, oyunun rengine bakmadık. Particilik, ayrımcılık yapmadık.

‘Kabineyi bu akşam toplayacağız’

“Seçim dönemi 28 Mayıs gecesi itibariyle artık sona ermiştir. Milli irade sandıkta iki kez tecelli etmiş, millet kesin kararını vermiştir. Türkiye artık yeni bir yola girmiştir. Türkiye Yüzyılı başlamış, ülkemizin şahlanış döneminin kapıları aralanmıştır. Bu akşam yeni kabinemizi açıklayacağım. Yeni kabineyle birlikte Türkiye Yüzyılı’nı nakış nakış işlemeye devam edeceğiz. Gecikmeden salı günü ilk kabine toplantımızı yapacağız.

Artık yeni şeyler söylemenin mücadelesini vermeliyiz. Geçmişteki hatalardan ders çıkararak istikbali inşa etmenin gayreti içinde olmalıyız.

Oy vermeyenlere muhabbetle konuşmuş

Bize oy vermeyenler ile muhabbetin diliyle konuştuk.

Sürekli eski defterlerini karıştırmanın ülkeye de millete de faydası yoktur. Rövanş peşinde koşmadık. Yalanlara iftiralara maruz kalsak da adaletten asla sapmadık. Ezici çoğunlukla kazandığımız 17 seçimde muhalefetten bu tavrı görmedik.”

HABER MERKEZİ

#Seçim #sürecinde #milyonları #hedef #alan #Erdoğan #Hiçbir #zaman #ayrımcılık #yapmadık

‘Pandemi ve Hapishaneler’ konferansı: Karantina cezalandırma yöntemine dönüştü

CİSST’in ‘Pandemi ve Hapishaneler’ başlıklı uluslararası konferansının ilk gününde, pandemi sürecinde cezaevlerindeki tutukluların daha fazla tecride maruz kaldığı vurgulanırken, tecrid olmamak için birçok kişinin test yaptırmadığı belirtildi

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), iki gün sürecek olan “Pandemi ve Hapishaneler” başlıklı uluslararası konferans Beyoğlu’nda bulunan bir otelde başladı. Üç oturumlu olan konferansın bugün ki programına birçok ülkeden insan hakları savunucuları, hukukçular, araştırmacılar ve cezaevi uzmanları katıldı. Konferans, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın açılış konuşması ile başladı.

Sağlık ve Adalet bakanlığı gerçeği gizledi

Pandemi sürecine ilişkin, “Haklar alanında mücadele yürüten bizler için çok zorlu bir süreçti” diyen Fincancı, bu süreçte korunaksız olduklarını belirtti. Pandeminin cezaevlerini de ciddi anlamda etkilediğini ifade eden Fincancı şöyle devam etti: “Haftada 10 ölüm görüyoruz ama yokmuş gibi davranıyoruz. Ayrıca aşıyla ilişkimiz sürekli hakikati önemsizleşen bir yerde duruyor. Ölüm sayılarının 300 bini aştığını gördük. Ama Sağlık Bakanlığı böyle görmedi. Adalet Bakanlığı vaka ve ölüm sayılarını önemsemedi. Hapishanelerdeki hak ihlalleri için çok etkili bir mücadele yürütmeliyiz. Adalet Bakanı 2022’nin 8 Nisan’ında hapishanede ilk ölüm olduğunu bildirdi. Hapishanede çalışanlar da izolasyona alındı. Yakalama sürecinden başlayarak ihlaller dizgisiyle karşı karşıya kaldık.”

Tecrid derinleştirildi

İktidarın pandemi sürecinde cezaevlerinde bulunan tutuklular için ayrımcı bir politika yürüttüğünü aktaran Fincancı, “Tek koruyucu mekanizma özgürlüğünden alıkoyulanların daha da tecrit edilmesi oldu” dedi. İnsan hakları savunucuları olarak ihlaller karşısında mücadeleyi sürdüreceklerini vurgulayan Fincancı, “Hakikat iradesini ortaya koyan tüm dostlara teşekkür ediyorum” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

Fransa cezaevleri

Ardından Bilgi Üniversitesi’nden Doçent Galma Akdeniz’in moderatörlüğünü yaptığı “Dünyada ne oldu?” başlıklı ilk oturuma geçildi. İnsan haklarını raporlamak üzerine araştırmacı Charline Becker, Fransa cezaevlerinde pandemideki duruma dair bir sunum yaptı. Pandemi sürecinde 70 binden fazla tutuklunun olduğu bilgisini paylaşan Becker, “Müdahaleler için çok geç kalındı. Adalet Bakanlığı o süreçte kimseyi serbest bırakmayacağını söyledi. Bir kısım insan serbest bırakıldı ama bölgesel olarak uygulamalarda eşitsizlikler vardı. ‘Kriterlere’ uysa da çok az insan serbest bırakıldı. Maalesef Adalet Bakanlığı başka bir çalışma yapmadı. Mart ayından itibaren hükümet ziyaretleri askıya aldı. Bu konuda tepki gösterenlerin de serbest bırakılmasının önüne geçildi. Yalnızca telefon edilmesine izin verildi. Telefon edilmesi için de kişi başına 40 Euro verildi. Ama bazı hücrelerde telefon vardı. Koridorda ortak telefon kullanıldı ve koridorlarda beklenildi, bu hijyenik değildi. Çok sayıda kişi hasta oldu. Sivil toplum örgütlerinin bu türden bir krize hazır olmadığını görmüş olduk” diye konuştu.

İtalya’da durum

İtalya’nın başkenti Roma’dan gelen Alessio Scandurra da, Antigone’deki cezaevine dair konuşma yaptı. Scandurra, “İtalya’da da koşullu serbest bırakılma arttı. Cezaevinde önemli protestolar oldu. 48 önemli ayaklanma oldu, bir cezaevinde 13 kişi aşırı ilaç kullanımından öldü. Birçok kişi cezaevinden kaçtı. Sistem herhangi bir acil duruma hazır değildi. Hapishanelerde olup bitenleri önemsemiyorlardı ama ciddi olaylar yaşanıyordu. 10 bin kişi hapishanelerde Kovid oldu” dedi.

‘Veriler gizlendi’

İşkenceye Karşı Dünya Örgütü (OMCT) üyesi ve insan hakları savunucusu Maryia Kvitsinskaya da cezaevlerindeki engelli tutuklular için pandemi sürecinin ciddi bir sorun olduğunu kaydetti. Kvitsinskaya, “Birçok veriyi, ihlalleri sakladılar. Bu nedenle güncel veriler de alınamadı. Duruşmalar online gerçekleştirildi ancak mahpuslar kendini iyi ifade edemedi, mahremiyet ilkesi çiğnendi. Tıbbi yardım alanların yaşamını yitirmesi de araştırılmadı” ifadelerini kullandı.

Kafkas ülkelerinde kadın tutukluların durumu

Özbekistan’da da hamile kadınlar için medikal hizmetlerin sunulmadığını aktaran Kvitsinskaya, gerekli tetkik ve izleme çalışmalarının yapılmadığını ifade etti. Ermenistan’da ise cep telefonlarına izin verildiğini ama arama kartlarının maliyetini devletin karşılamadığını sözlerine ekleyen Kvitsinskaya, Tacikistan’daki kadın tutuklulara psikolojik destek sağlandığını ve Ermenistan’da da kadınların online eğitim kurslarına katılabildiği gibi olumlu uygulamaların da olduğunu paylaştı.

‘Türkiye’de ne oldu?’

“Türkiye’de ne oldu?” başlıklı ikinci oturumu Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe’nin moderatörlüğünde yapıldı. Oturumda sunum yapan Öğretim Görevlisi ve Psikolog Galma Akdeniz, Türkiye’deki cezaevleri kapasitesinde 2005’ten sonra çok hızlı bir artış görüldüğünü söyledi. Akdeniz, “2002’den beri 200’e yakın cezaevi inşa edildi. Cezaevlerindeki tutukluların sayısını azaltmak için hiçbir şey yapılmadı. Kovid izni ise hala devam ediyor. Şu anda da daha uzun ve kalıcı bir hale getirilmesi konuşuluyor. Şu anda 256 binden fazla kişinin cezaevinde olduğu söyleniyor ama onların içinde Kovid izinli olanlar da var, onlarla bu sayı veriliyor. Pandemide bütün aile ve avukat ziyaretleri durduruldu. Haziran ayından sonra kapalı görüşler yapılmaya başladı. Kasım ayında da birazcık normale geçildi. Cezaevlerine girişlerde 2020’de PCR testleri başladı” ifadelerini kullandı.

Tutuklular arasında ayrım: Adli ve siyasi

Ardından Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Genel Sekreteri Rengin Ergül sunum yaptı. Ergül, “Bir ‘terör’ isnadıyla karşı karşıya kalıyorlar. Biz o yüzden terör kavramını kullanmamaya özen gösteriyoruz. Bu nedenle biz adli ve siyasi mahpus diye ayırıyoruz” dedi. ÖHD’nin 12 kentte gönüllü avukatlardan oluşan bir hukuk örgütü olduğunu aktaran Ergül, “Biz mahpusları ayırmıyoruz, iktidar ya da hükümetler ayırıyor. Eski İçişleri Bakanı cezaevlerine giden avukatların ‘terör örgütlerine çalıştığını’ söyledi. Yakın zamanda da ÖHD eski Eş Genel Başkanı ve birçok alanın içinde olduğu yerle birlikte genel merkezimiz de arandı. Ve hapishaneden bize gelen mektuplara da potansiyel bir delil olarak el konuldu. Bununla birlikte yapısal bir sorun olduğu için pandemi izolasyonun arttığı bir hal aldı” şeklinde konuştu.

İmralı Cezaevi

Bir diğer yapısal sorunun da cezaevlerindeki kapasitenin yüzde 14 oranında aşılmış olması olduğuna dikkat çeken Ergül, “Yoğun bir izolasyon olsa da kapasitenin kaldırmadığını görüyoruz. Bir cezaevinde yerde sırayla yatan mahpuslar biliyoruz. Kapasitenin aşıldığı koşullarda izolasyon uygulandı. Tek bir örnek olarak İmralı Hapishanesi’nde mahpuslara telefon hakkı tanındı. Sayın Abdullah Öcalan, Veysi Aktaş, Ömer Hayri ve Hamili Yıldırım ile 4 kişilik özel bir hapishane olan İmralı’da hiçbir görüş yapılmadı. Sadece Sayın Abdullah Öcalan bir kere telefon görüşü yapabildi. Türkiye’de bu noktada Terörle Mücadele Kanunu’nun bütün kriz süreçlerinde çözüme dair büyük bir engel olduğunu, her krizde yeniden karşımıza çıktığını, şartlı tahliyelerinin engellendiğini söyleyebiliriz” ifadelerine yer verdi.

‘Karantina cezalandırma yöntemine dönüştü’

Daha sonra söz alan CİSST Savunuculuk Koordinatörü Berivan Korkut ise, “Korona sürecinde fark ettiğimiz Türkiye hapishanelerinin ve verilen şeffaf olmamasıydı” ifadeleriyle sunumuna başladı. Pandemi sürecinde özel önlemlerin alınmadığını ve yabancı tutukluların da en çok etkilenenler arasında olduğunu aktaran Korkut, “Görüş yapamadılar, bilmedikleri bir hastalıkla baş başa bırakıldılar. Pandemiden sonra çok sık mahpus yoksullaşmasını tartışmaya başladık. 14 gün karantinada tutulma bir tür cezalandırma gibi. İnsanlar ağır bir tecrit altında hastaneye gidememe durumunda kaldılar. Korona başladığında hapishaneler dış dünyaya tamamen kapatıldı. Bir nevi kendi kaderleriyle baş başa bırakıldığı bir süreç başladı” yorumunu yaptı.

‘Toplumsal Cinsiyet Ekseninde Hapishaneler’

Son oturum ise ÜniKuir üyesi Mahmut Şeren’in moderatörlüğünü yaptığı “Toplumsal Cinsiyet Ekseninde Hapishaneler ve Pandemi” başlığıyla gerçekleşti. Oturumda ilk olarak konuşma yapan CİSST gönüllüsü Meriç Doğan, pandeminin LGBTI+’ları daha kırılgan hale getirdiğini vurguladı. Cezaevlerinin ikili cinsiyetlenmiş halde kurgulandığını ve bu durumun da LGBTI+ bireylerin yaşamını oldukça zorladığını paylaşan Doğan, “LGBTI+ mahpuslar çok daha yapısal sorunlarla karşılaşıyor ve bunlar ek cezalar yaratıyor. Olağanüstü koşullarda daha da zorlaşıyor” diye belirtti.

‘Tecrid edilmemek için test yapmadılar’

Cezaevi Reform Güveni üyesi Paula Harriot ise “Birleşik Krallık’ta muhafazakar hükümet geldikten sonra ceza ile ilgili bir tartışma sağ anlayışı hemen ayağa kaldırıyordu. Ben geçmişte mahpustum. Hapis cezasıyla ilgili çalışma yapan çok az insan var. Pandemi döneminde de daha çok mahpusları dinleyip onların deneyimlerini aktarmaya çalıştım” ifadelerini kullandı. Pandemi sürecinde Birleşik Krallık’ta cezaevinde yalnızca 23 kadının tahliye edildiğini ve 7’sinin hamile olduğunu söyleyen Harriot, “Haftanın 7 günü, günün 24 saati sürekli hücrede kalıyorsunuz. 30 dakika hücreden çıkma izni veriliyor, ya tuvalete ya da duşa gireceksiniz. Stres düzeyini tahmin edebiliyor musunuz? Pandemi sonrasında hala ders çıkarabilmiş değiliz. Telefon hakkı hala yok. Temmuz 2021’de telefon konferansına izin verdiler” sözleriyle yaşananları anlattı. Harriot son olarak, “Mahpuslar kovid testi yaptırmak istemedi. Çünkü testleri pozitif çıkarsa tecrit edilirler diye test yaptırmak istemediler. Aileleriyle yüz yüze görüşemediler, aileleri de aynı tereddütlere sahipti” bilgisini verdi.

Kadın tutukluların yaşadıkları

Son olarak sunum yapan ÖHD üyesi avukat Çiğdem Kozan da “Adalet Bakanlığı’na göre 10 kadın hapishanesi mevcut. Pandemiyle birlikte tecrit koşulları nedeniyle sorunlar daha çok gün yüzüne çıktı. Görüşme yaptığımız kadın mahpuslardan da bunları dinledik. Hapishaneler erkeklere göre yapıldığı için kadınların özgün durumu görülmemiş. Her mahpusun güneşe erişimi çok önemli ama kadınlar güneşle temas etmediğinde kemik erimesiyle karşı karşıya kalıyorlar. Hapishanelerdeki kadınlar da buna çok fazla maruz kalıyor. Yine kadınların sağlığa erişim sorunu daha fazla. Gardiyan eşliğinde kelepçeli muayene mevcut. Bir kadının jinekoloğa gittiğinde erkek gardiyan eşliğinde kendisini ifade etmesi ve muayene edilmesi mümkün değil. Bu nedenle muayene olmaktan vazgeçen çok fazla kadın mahpus dinledim. Tabii bu pandemi döneminde daha da arttı” ifadelerini kullandı.

Yine pandemide ped ve bakım ürünlerine erişimde de çokça sıkıntı yaşandığını dile getiren Kozan, ücretsiz ped temininin karar olmasına rağmen gerçekleşmediğinin tutuklular tarafından iletildiğini paylaştı. Pandemi döneminde en çok yoksullaşanların kadınlar olduğunu söyleyen Kozan, 10 günlük bebeği ile karantinada bir koğuşta kalan kadının hiçbir malzemeye ulaşamadığı örneğini verdi.

Konferans soru-cevap bölümünün ardından son buldu.

HABER MERKEZİ

#Pandemi #Hapishaneler #konferansı #Karantina #cezalandırma #yöntemine #dönüştü