Ana Sayfa Blog Sayfa 358

Afşin-Elbistan Termik Santrali’nde yangın

Afşin-Elbistan B Termik Santrali’nde yangın çıktı yangına müdahale edilirken soğutma çalışmaları sürüyor

Mereş merkezli 6 Şubat’taki depremlerden etkilenen ve 10 Mayıs’ta yapılan bakım ve onarım çalışmalarının ardından yeniden üretime başlayan Afşin-Elbistan B Termik Santrali’nde çıkan yangına itfaiye ekiplerince müdahale ediliyor.

Alınan bilgiye göre, yaklaşık 20 yıldan beri elektrik üreten her biri 360 megavat kurulu güce sahip 4 üniteden oluşan Afşin-Elbistan B Termik Santrali’nde henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.

Bölgeye çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. Santrale gelen ekiplerin yangını söndürme çalışmaları sürüyor.

MEREŞ

#AfşinElbistan #Termik #Santralinde #yangın

KHK eylemi 63’üncü haftada

KESK Amed Şubeler Platformu, 63’üncü haftada da KHK’lilerin işlerine geri dönmesi çağrısı yaptı

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Amed Şubeler Platformu, Yenişehir ilçesine bağlı Ofis semtindeki Hazal Park’ta, “KHK’ler gidecek, biz kalacağız” talebiyle açıklama yaptı. Eylemin 63’üncü haftasında konuşan Eğitim Sen 2 Nolu Şube Eşbaşkanı Volkan Tuncer, “Bir gecede binlerce arkadaşımız hukuksuz bir şekilde görevden alındı. Bu eylemin 63’ncü haftasında da buradayız ve arkadaşlarımız için ne gerekiyorsa yapacağız. Son arkadaşımız görevine dönene kadar eylemlerimize devam edeceğiz” diye konuştu.

“Bijî berxwedana karkeran” sloganının atıldığı eylem, alkış ve zılgıtlarla son buldu.

AMED

#KHK #eylemi #63üncü #haftada

Licê’de çatışma

Licê ilçesinde operasyona çıkan askerler ile HPG’liler arasında çatışma çıktığı belirtildi

Amed’in Licê ilçesine bağlı Barah Mahallesi’nin Hemza ve Antîxan mezraları kırsalında askeri operasyon başlatıldı. Hava destekli operasyonda çatışma çıktığı kaydedildi. Çatışmalar devam ediyor.

AMED

#Licêde #çatışma

Ortadoğu Uzmanı Rencüzoğulları: Dengeler değişiyor, Türkiye zorda

Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri değerlendiren Ortadoğu uzmanı yazar Hamide Yiğit Rencüzoğulları dengelerin değiştiğini ifade ederek, ‘Türkiye’de ne zaman bir sınır ötesi harekât sesleri yükselirse, itirazlar gelir. Yani davul AKP’nin elinde ama tokmak ABD ve Rusya’nın elindedir’ dedi

Çin’in Suudi Arabistan ile İran arasında arabuluculuğu, Rusya’nın Suriye ve Körfez bölgesindeki etkin diplomasi trafiği, Ortadoğu’da yeni değişimleri de beraberinde getirdi. Geçtiğimiz hafta Arap Birliği Dışişleri Bakanları’nın yaptıkları toplantıda, Kasım 2011’den bu yana üyeliği askıya alınan Şam yönetimini yeniden kabul edilmesi anlaşmaya varıldı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde “Yenilenme ve değişim” başlığıyla yapılan toplantıda öne çıkan en önemli başlıklar, Suriye’de bulunan yabancı güçlerin ülke dışına çıkarılması, İhvan olarak bilinen Müslüman Kardeşler Cemiyeti’nin varlığı, Suriyeli mültecilerin geri dönüşlerinin sağlanması oldu. Toplantıda Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın bölgesel sorunların çözümünde, “İhvan desteği ile Osmanlı yayılmacılığının önünde durulması” çağrısı dikkat çekti.

Herkes bölgeye oynuyor

Yaşanan bu gelişmeleri, Ortadoğu uzmanı yazar Hamide Yiğit Rencüzoğulları değerlendirdi. Son Arap Birliği toplantısından sonra Ortadoğu’da dengelerin değiştiğine dikkat çeken Rencüzoğulları, 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaşla birlikte bölgede daha çok Rusya’nın etkili olduğunu ancak ABD bölgede kurduğu koalisyonlarla sahada iki kutuplu bir yarışın başladığını söyledi. Savaşın yoğunlaşmasıyla Arap ülkelerinin farklı politikalara yöneldiğini kaydeden Rencüzoğulları, Ukrayna-Rusya savaşından sonra Çin’in de ABD’nin egemenliğine karşı Ortadoğu’da yeni ortaklıklar kurarak bölgedeki etkisini artırmak istediğini belirtti. Çin’in özellikle iki ezeli düşman olan İran ve Suudi Arabistan arasında arabuluculuk rolü üstlendiğini sözlerine ekleyen Rencüzoğulları, yaşanan son gelişmelerle birlikte Ortadoğu’da ABD’nin rolünün azaldığını, Çin’in rolünün ise arttığını ifade etti.

Türkiye’ye tepkiler artıyor

Suudi Arabistan ile İran arasında yapılan anlaşmadan sonra Rusya ve Çin’in yeni roller kaptığını söyleyen Rencüzoğulları, “Suudi Arabistan, hedeflediği 2030 vizyonu doğrultusunda adımlar attı. Kendi ulusal çıkarları için bu adımları attı ama bölgesel dönüşümün liderliğini de üstlenmiş gibi duruyor. En son yapılan toplantıda, Suriye’nin toprak bütünlüğü, egemenliği, yabancı güçlerin oradan çekilmesi, İhvan dosyası ve Suriye’nin yeniden dizaynı, Astana görüşmelerinde ilk altı çizilen şeylerden biriydi ve Arap ülkeleri bunu kabul etti. Arap birliğinde olan ülkeler, Astana görüşmelerinden sonra Suriye Dışişleri Bakanı’nı bizzat davet ettiler ve kendisiyle görüştüler. Bu görüşmeler neticesinde bütün dengeleri ve aktörleri ilgilendiren önemli bir karar alındı. O da şuydu; Şam hükümetini davetlisi dışındaki bütün yabancı güçlerin, militanların Suriye topraklarından çıkarılması konusunda iş birliğine varıldı. Burada yabancı güç olarak Suriye hükümetinin davetlisi olmayan ve yabancı güç olarak belirtilen ülkeler Türkiye ve ABD’yi işaret ettiler” diye konuştu.

En büyük sorun: İhvan

Arap dünyasında değişim ve normalleşme dalgası sürerken Suriye’nin yeniden Arap Birliği’ne kabul edilmesinin Türkiye’ye yansımalarının olacağını ifade eden Rencüzoğulları, şöyle devam etti: “Suriye’yle normalleşme sürecinde Arap liderlerinin masaya yatırdıkları en önemli dosya ‘İhvan’ dosyasıdır. Birleşik Arap ülkelerinde yasaklı hale gelen İhvan üyeleri, yani Müslüman Kardeşlerin üst düzey siyasi kimlikleri, mesken olarak Türkiye’yi tuttular. Türkiye onlara kol kanat geriyor. Türkiye, özellikle Kürtleri sınırdan uzaklaştırmak için kurduğu Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) kemik yapısı İhvan’dan oluşuyor. Dolayısıyla İhvan’ın hamisi durumundaki Türkiye’nin, Suriye’yle normalleşmesinde Arap liderlerinin birinci kıstası ‘İhvan’ dosyasını çözmek olacaktır. Arap Birliği toplantısında ‘yabancı militanların da ülke dışına çıkarılması’ denildi. Bazı Türk gazeteciler, ‘YPG’yi mi kastediyor’ diye yazdı. Hayır. Suriye ve Rusya bugüne kadar YPG ve Suriye Demokratik Güçleri (QSD) için ‘yabancı’ güç ya da ‘terörist’ demedi. Türkiye ısrarla ‘terörist’ diyor. Mesela Türkiye, yanı başımızdaki El Kaide, IŞİD’in yavrusu diyebileceğimiz El Nusra cephesinden türeme olan Tahrir el-Şam (HTŞ), Türkiye için terör sayılmıyor. Bu konulara dair bir çatışma ve anlaşmazlık olduğunda, bunun muhatabı sadece Şam yönetimi olmayacak, aynı zamanda İhvancıları yasaklayan bütün Arap ülkeleri ‘İhvan’ dosyasının muhatabı olacak.”
Suudi Arabistan’ın ev sahipliği yaptığı toplantıda Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ülke ismi vermese de Türkiye ve ABD’yi işgalci güç olarak gördüğünün altını çizen Rencüzoğulları, “En son Cezayir’de yapılan toplantıda, çok açıkça deklarasyona isim yazıldı ve bu deklarasyonda ‘Türkiye’nin işgalci konumu sonlandırılmalıdır’ denildi. Yani Arap Birliği’nin tutumları epeydir bu yönde” dedi.

Rusya’nın ağırlığı

Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin Kürtleri nasıl etkileyeceğine Rencüzoğulları, şu değerlendirmede bulundu: “Rusya’nın Suriye’deki ağırlığı hala stabil. Rusya’nın Şam hükümeti ve oradaki Özerk Kürt Yönetimi arasında nasıl bir projeyi hayata geçirmek istediğini defalarca izledik. Rusya, Suriye ve Rojava yönetimini barıştırmak, uzlaştırmak istiyor ve bunu Suriye’nin iç meselesi olarak görüyor. Defalarca bir araya geldiler, metinler üzerinde anlaşıldı. Ne zaman Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin operasyon tehdidi yükseldi, o zaman hep masaya oturuldu ama sonuç alınamadı. Son gelişmelerle birlikte bu durum Kürtlere nasıl yansır diye baktığımızda, Türkiye’nin ikna edilmesi Arap ülkeleri için mümkün değil; aslında umursadıkları da yok. Burada Rusya faktörü önemli. Çünkü hem Türkiye’yi ikna ediyor hem de Kürtleri Amerika’nın çizgisi dışında bir barış yoluna çekmek istiyor.”
Gelecek dönemde de Türkiye’nin denge politikalarına devam edeceğini aktaran Rencüzoğulları, “Türkiye ne Rusya’nın ne de ABD’ni taleplerini reddeden bir yerde değil. Her ikisinin isteklerini yerine getirmeye çalışan stratejik hamleler yapıyor. Kendi stratejisi değil aslında. Bu işgaller de her iki tarafın ortaklaşa sunduğu yol haritasıdır. Rusya, Kürtleri hizaya getirmek için politikalar geliştiriyor. ABD de Suriye’de Türkiye’nin kontrolündeki militan güçlerin varlığını sürdürmesi için politika izliyor. Türkiye’de ne zaman bir sınır ötesi harekât sesleri yükselirse, itirazlar gelir. Yani davul AKP’nin elinde ama tokmak ABD ve Rusya’nın elindedir. Her iki gücün de Türkiye üzerinden Suriye’de menfaatleri var, bunu korumaya çalışıyorlar” diye belirtti.

Rojava’ya saldırı tehlikesi

AKP’nin kendini çıkmazda hissettiği her dönemde sınır ötesi operasyona sarıldığını vurgulayan Rencüzoğulları, “Erdoğan’ın fetihçilik hayali var. Bu yüzden her şey olabilir, çünkü sıkıştıkları anda kendi tabanlarını konsolide etmek için sürekli kutuplaştırdıkları ve düşmanlaştırdıkları bir Kürt toplumu var. Seçim öncesi Rojava’ya yönelik çok fazla söylemleri olmadı ama AKP, sıkışmışlığı çok boyutlu bir savaşa götürmesin diye Mahmur’a yönlendirilmiş olabilir. Önümüzdeki süreçte Kürtleri bekleyen en büyük tehlike, orada AKP’nin donattığı 90 binin üzerinde militanı olan devasa cihadist bir ordu var. Bence Kürtlerin öncelikli meselesi bu olacak diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

Erdoğan için sona mı geliniyor?

Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşmayla birlikte Erdoğan’ın fetihçi planlarının sonunun geldiğine işaret eden Rencüzoğulları, şöyle devam etti: “Arap Emirlikleri’nin birleşmesinin bir nedeni de aslında Türkiye’nin elindeki İhvancıları Ortadoğu’ya salmasına izin vermemek üzere kendilerince bir önlem alma ve Türkiye’ye karşı hareket etme planları var. Arap Emirlikleri’nin birleşmelerinin bir nedeni ise Suriye’nin bir an önce iç barışına kavuşmasıdır. Suriye iç barışının Ortadoğu’da barış ve istikrarın kapılarını açacağı görüşündeler. Suudi Arabistan’ın öncelik verdiği şey budur. Şimdi Türkiye’nin tehditleri devam ettiği sürece tabi ki barışın kapıları açılamaz. Suudi Arabistan, bana göre 2030 projesini hayata geçirmek istiyor. Artık Türkiye’yi durdurmak sadece Şam’ın görevi olmayacak, aynı zamanda Suudi Arabistan öncülüğünde Arap Birliği’nin görevidir.”

Kimi kimin evine yerleştiriyorlar?

Türkiye’nin Ortadoğu’da Kürtlerin mevcut konumunu kaybettirecek bir kozu ve yeteneği kalmadığının altını çizen Rencüzoğulları, şunları söyledi: “Ama Kürtlerle ilgili çatışmayı üst düzeyde tırmandırmaya, dillendirmeye ve gerilimi yüksek tutmaya devam edeceklerdir. Türkiye’de şu anda iç siyasetteki bataklık AKP’yi aşan durumdadır. Hem ekonomik zayıflık hem siyasi gerilim hem de argümanlarıyla zayıflamış ve iddiasını kaybetmenin verdiği bir gerilemeden dolayı AKP, konsolidasyonu Kürtler üzerinden savaş söylemlerini sertleştirerek sağlıyor. AKP olduğu sürece Kürtlere yönelik bu tehdit devam edecek. Hatta daha büyük bir tehditten bahsedecek olursak, Suriye’ye mültecilerin gönderilmesi konusu var. Türkiye, ‘550 bin Suriyeliyi evlerine yerleştireceğiz’ diyor. Evleri dediği ise işgal edilen bölgeler. Türkiye, ‘güvenli bölge’ dediği yeri, 43 fraksiyonla oluşan SMO aracılığıyla sağladığını iddia ediyor. Türkiye, ‘O güvenli bölgeyle terörün sınırlarımızdan uzak tutulduğu bölgedir ve Suriyelileri oraya yerleştireceğiz’ diyor. Kim kimi evine yerleştiriyor? O evler Suriyelilerin değil. Orada yerinden edilen Suriyeliler yerine Türkiye’nin getirdiği mülteciler var. Türkiye’nin yerleştirdiği mülteciler ise radikal İslamcıların aileleridir.

Cihatçı koridoru yaratıyorlar

Erdoğan her fırsatta ‘konut yapımına devam ediyoruz’ diyor. ‘Bir milyon mülteciyi yerine yerleştireceğiz’ diyor. Yani HTŞ, Afrin’de yerinden edilenlerin yerini aldı. Bu sefer de işgal edilmeyen yerler Cerablus, İdlib’in güneyine kadar işgal edip bu mültecileri oraya yerleştirmeyi amaçlıyor. Oraların alt yapı ve kamu hizmetlerini vererek, ‘biz Suriyelileri Suriye’ye yerleştirdik, göndermiş olduk’ diyecekler. Bu gönderme değil, aslında Suriye’de kalıcı hale gelmenin planıdır. Çünkü Türkiye kendini Suriye’de kalıcı olarak görüyor. Yine sınır hattı boyunca Kürtleri, Özerk Yönetimi sınırdan uzak tutmak için cihatçı koridoru oluşturmak istiyor. AKP bunun planını yapıyor. Bunun dışında mültecilerle ilgili hangi planı kurarsa kursun, hiçbir gerçekliği yoktur, hiç kimse şu an yaratılan mülteci bataklığından kurtulamaz.”

Haber: Esra Solin Dal / MA

#Ortadoğu #Uzmanı #Rencüzoğulları #Dengeler #değişiyor #Türkiye #zorda

29 yıldır haber yok: Yaralı halde gözaltına aldılar

İHD Amed ve kayıp yakınları, 29 yıl önce gözaltında kaybedilen Salih Çalık ve Sinan Fidan’ın akıbetini sorulurken, açıklamada seçimlere değinilerek, Kürt meselesinin seçimlerle çözülebilecek bir mesele olmadığı ifade edildi

İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eyleminin 747’inci haftasında 1994 yılında Amed’in Karaz (Kocaköy) ilçesi Şahlat köyünde gözaltında kaybettirilen Salih Çalık ve Sinan Fidan’ın akıbeti soruldu.

Kürt meselesi sadece seçim meselesi değil

Rezan (Bağlar) ilçesinde bulunan Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya gelen grup adına konuşan İHD Amed Şube Sekreteri Yakup Güven, Kürt meselesinin seçimlerle çözülebilecek bir mesele olmadığını ifade etti. Güven, “Kayıplarımızın ve faili meçhul cinayetlere kurban giden insanlarımızın akıbetlerinin ortaya çıkarılması ile faillerden hesap sorulmasını, salt bir seçim gündemi içerisine sıkıştırılmamasını haykırıyoruz. Bu, seçim gündeminden daha önemli” dedi.

Ev baskınıyla alındılar

Ardından söz alan İHD Amed Şubesi yöneticilerinden Derya Güven, Çalık ve Fidan’ın hikayesini okuyarak, “Operasyon sırasında askerler köyün merkezine gelerek uzun namlulu silahlarla köyü taramaya başlar. Tarama esnasında iki köylü yaşamını yitirir. Olayda Sinan Fidan’da ayağından yaralanmıştı. Yaralı olduğu için köyden çıkamayınca Süleyman Muntaş’ın evine sığınmıştı. Ancak askerler kaldığı evi tespit ederek, eve baskın düzenler. Yapılan baskın sonucunda ev sahibi Süleyman Muntaş, yaralı Sinan Fidan ve Fidan’ı tedavi etmek için evde bulunan Salih Çalık, askerler tarafından gözaltına alınır. Ev sahibi Süleyman Muntaş, 25 gün sonra askerler tarafından serbest bırakılır. Serbest bırakılan Muntaş, yalnızca iki gün Salih ve Sinan ile birlikte gözaltında tutulduklarını, sonrasında ikisini onun yanından götürüldüklerini ve günden sonra bir daha kendilerinden haber almadığını anlatır” dedi.

Bir daha haber alınamadı

O günden sonra Çalık ve Fidan’dan haber alınamadığını belirten Güven, ailelerin yaptıkları başvuruların ise, “‘Bu şahısları biz almadık, gidin örgütten sorun’ diyerek ailelerin talebini geri çevirir. Aileler, çocuklarının akıbetini ortaya çıkarmak için verdiği tüm çabalardan bir sonuç elde edemezler. O tarihten itibaren Salih Çalık ve Sinan Fidan’dan bir daha haber alınamaz” dedi.

Açıklama, oturma eylemiyle son buldu.

AMED

#yıldır #haber #yok #Yaralı #halde #gözaltına #aldılar

Cumartesi Anneleri’ne polis saldırısı: Ters kelepçlei gözaltı

Cumartesi Anneleri eylemlerinin 949’uncu haftasında AYM kararına rağmen yine gözaltına alındı

Cumartesi Anneleri eylemlerinin 949’uncu haftasında yine Galatasaray Meydanı’ndaydı.

AYM, Cumartesi Anneleri’ne yönelik polis saldırısına ilişkin ikinci kez ihlal kararı vermesine rağmen Cumartesi Anneleri’nin 949. hafta eylemine yine polis saldırdı.

Cumartesi Anneleri, yakınları ve insan hakları savunucusu 13 kişi ters kelepçe ile gözaltına alındı. Gözaltına alınanların isimleri şu şekilde: Hanife Yıldız, İrfan Bilgin, Besna Tosun, Ali Ocak, Ali Tosun, Eren Keskin, Gülseren Yoleri, Leman Yurtsever, Nazım Dikbaş, Cihan Kaplan, Aslı Takanay, Hünkar Hüdai Yurtsever, Taylan Bekin.

Gözaltına alınanlara ters kelepçe yapılmasına tepki gösteren Avukat Jiyan Tosun, “Müvekkilimle görüşeceğim, ters kelepçe yapamazsınız. Böyle bir şey mevzuatta yok” demesi üzerine polis, “Mevzuat falan yok artık, biz varız” dediği aktarıldı.

Kaynak: Sendika.org

#Cumartesi #Annelerine #polis #saldırısı #Ters #kelepçlei #gözaltı

Amediyê’ye hava saldırısı

Türkiye’ye ait savaş uçakları, Amediyê kırsalını bombaladı

Rojnews’in haberine göre; Türkiye, sabah saatlerinde savaş uçaklarıyla Amediyê’nin Sêgirê köyü ile Garê dağını bombaladı. Bombardıman sonrası bölgede yangın çıktı.

Türkiye, Sêgirê köyünü son bir haftada 3 defa hedef bombaladı.

HABER MERKEZİ

#Amediyêye #hava #saldırısı

Mahkemeden faile ‘iyi hal’ indirimi: Tak kravatı al indirimi

Eril yargının “pişmanlık” ve “iyi hal indirimden” yararlananlardan biri de Hasip Akbulut oldu

Seçimlerle tekrardan iktidara gelen cinsiyetçi, dinci, milliyetçi, ayırımcı ve ötekileştirici erkek ittifakı yeni dönemde kadınların nasıl bir mücadele yürütümesi gerektiğininin parametrelerini de ortaya koyuyor. 21 yıldır iktidar da olan AKP ve ortağı MHP döneminde günde en az 4 kadın katledilirken, eril yargı da iktidarın güdümünde hareket ederek failleri koruyan kararlar, kadınlara karşı kullanılan eril ve cinsiyetçi dil, şiddetin artmasına neden olurken, failler cezasızlık politikası ile ödüllendirilerek yeni kadın katliamların önü açılıyor. Katliamlara, şiddet ve nesneleştirmeye ve kazanımlarını korumak için sokağa çıkan kadınlar  şiddet, gözaltı, tutuklama ve polisler tarafından tacizle karşı karşıya kalıyor.

Eril yargının ödülü

Eril yargının “pişmanlık” ve “iyi hal indirimden” yararlananlardan biri de Hasip Akbulut oldu. Amed’in Bismil ilçesi Altıok Mahallesi’nde yaşayan Hasip Akbulut, 3 Kasım 2019 tarihinde evli olduğu Muhterem Akbulut’u katletti. Aynı tarihte gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak cezaevine gönderilen Hasip Akbulut hakkında “eşi kasten öldürmek” suçlamasıyla başlatılan dava geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. 32 yıl boyunca Muhterem Akbulut’a sistematik şiddet uygulayıp işkenceyle katleden Hasip Akbulut hakkında mahkeme “pişman olması” ve “geleceğini etkilememesi” gerekçeleriyle iyi hal indirimi uyguladı. Duruma tepki gösteren Muhterem Akbulut’un kızı Sultan Coşkun, “Anneme 32 yıl boyunca çektirmediği kalmadı” diye konuştu.

Bildik savunma bildik aklama

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “eşi kasten öldürmek”, “canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmek” suçlarından hakkında iddianame hazırlanan fail Hasip Akbulut’un yargılanması 4 yıl sürdü. Mahkeme daha önceki davalardan da kadınların bildiği failin kendisini aklamak için yaptığı savunmaları dikkate aldı. Failin savunmasını göz önüne alan mahkeme heyeti karar vermek için çocuklardan kan örneği ve DNA testi talep etti.

Haksız tahrik yok ama…

“Deliyim” savunmasına başvuran fail hakkında cezai ehliyet raporu da istendi. 12 Mayıs’ta Diyarbakır 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar duruşması görüldü. Duruşmada 32 yıl boyunca Muhterem Akbulut’a şiddet uygulayan ve kesici aletle katleden fail Hasip Akbulut’a mahkeme “Eşi kasten öldürmek” suçlamasıyla önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Heyet, “sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları ile verilen cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri” gerekçeleriyle verilen cezada ‘iyi hal’ indirimi uygulayarak faile müebbet hapis cezası verildi. Mahkemenin verdiği gerekçeli kararda haksız tahrik indiriminin uygulanmasına yer verilmemesi gerektiği ifadeleri yer alırken, ‘iyi hal indirimi’ uygulandı.

32 yıl sistematik şiddet

Verilen iyi hal indirimine tepki gösteren Muhterem Akbulut’un kızı Sultan Coşkun, “Benim annem kendi halinde evi ve çocukları için çabalayan biriydi. Babam sürekli anneme iftira edip, şiddet uyguluyordu. Bizim gözümüzün önünde sürekli annemizi darp ediyordu. Benim annemin gözleri sürekli mordu. Bir keresinde gördüğü şiddet nedeniyle annemin çenesi kırıldı. Yaşadığım sürece o adamın ne anneme ne de bize çektirdiklerini asla unutmam. Bizim yaşadıklarımızı Allah kimseye yaşatmasın” şeklinde konuştu.

“Kravatlı” işkence

Failin daha çok ceza alması gerektiğini sözlerine ekleyen  Coşkun, “Bir kravat takıp indirim alıyorlar” diyerek verilen iyi hal indirimine tepki gösterdi. Coşkun, “Onun yaptıklarına rağmen indirim almasını kesinlikle kabul etmiyoruz. Bu karara da itiraz edeceğiz. Kadın cinayetleri son dönemde daha çok artmaya başladı. Bu artışın nedeni bu cezasızlık, bir kadını çocukları gözü önünde katlediyorlar ama bunu yapan indirim alabiliyor. Onlarda kendilerine güveniyor. Mahkemeye çıkıp kravat takınca onlarda indirim alacaklarını biliyorlar. Bunun kadar korkunç bir şey yok. Benim annem 24 yerinden bıçaklandı. 24 kere canı yandı benim annemin ben onu morgda gördüğümde tanıyamadım. Bir insanı katledip ‘Bana indirim verin’ demek ne demek?” ifadelerini kullandı.

Susmayacağız

Erkeklerin ve toplumun kadınları katledip buna da ‘namus’ kılıfı uydurduklarını kaydeden Coşkun şunlara söyledi: “Kadın katileri en fazla ceza neyse onu almalı. ‘Biz öldürdük namus için’ diyorlar, kesinlikle yalan. İftira atarak her şeyi yapıyorlar. Bu erkeklerin kötülükleri yüzünden kadınlar katlediliyor, çocukları da arkalarında annesiz kalıyor. Benim annemin çekmediği şey, görmediği zulüm kalmadı. Artık bunlara yeter diyelim, susmayalım. Biz sustukça başka kadınlar katledilecek.”

Kaynak: Medine Mamedoğlu / Amed-NUJINHA

#Mahkemeden #faile #iyi #hal #indirimi #Tak #kravatı #indirimi

Yusif: Çözüm Özerk Yönetim’dir

Suriye’de yaşanan gelişmelere dair değerlendirmelerde bulunan PYD Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Foza Yusif,  ‘Özerk Yönetim olmadan bir çözümün başarılı olamayacağı apaçık ortadadır. Özerk Yönetim tüm Suriye halklarına yanıt olabilecek tek modeldir. Arap ülkeleri için de önemli bir rol oynamaktadır’ dedi 

Suriye’de 2011’den bu yana devam eden kriz, gün geçtikçe derinleşiyor. Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Foza Yusif, krize ilişkin ANF’ye konuştu. Yusif, 2011 öncesi başlayan ve sonrasında çatışmalara evrilen Suriye sorununun büyümesinin nedeni olarak Şam hükümeti ve uluslararası güçlerini gösterirken, çözümün tek adresinin Özerk Yönetim olduğuna işaret etti.

Krizin 12 yılda çok büyük acılara ve yıkımlara neden olduğunu ifade eden Yusif, “Milyonlarca insan göç etti, yüz binlerce insan öldürüldü ve yüz binlercesi yaralandı. Suriye’nin altyapısında büyük yıkımlar meydana geldi ve bazı kentler tamamen imha oldu. DAİŞ savaşı ve Suriye sorununun uzaması Suriyelileri olumsuz etkileri ve yerlerinden göç etmesine neden oldu. Yine yoksulluk bunu daha da artırdı. Suriye’de yaşayan halkların yarısından fazlası yoksulluk içindedir. Aynı şekilde bilim ve eğitim alanlarında da büyük tahribat yarattı. Tüm bu tahribatlar yaralı bir toplum ortaya çıkarmıştır. 12 yıldır bu sorunlarla yaşıyorlar ve tüm bunlar daha büyük krizlere yol açıyor” dedi.

Hükümet çözüm olamadı

Bu krizin iki tarafı olduğunu ifade eden Yusif, bunları şu şekilde dile getirdi: “Birincisi, Suriye için hiçbir çözüm iradesi koymayan Şam hükümet güçleri ve Suriye içerisinde bulunan güçler. Şam yönetimi her zaman çözümden kaçmıştır ve kendilerini muhalif olarak tanımlayan güçler tüm ağırlığını dış güçlere vermiştir. Ve dış güçlerin inisiyatifi altına girdiler. Ortaya çıkan Suriye koalisyonu, muhalif güçler, Ceyşul Hur ve çete grupların çoğu dışarı çıktı ve kişisel politikaların peşine takıldılar. Suriye krizinin demokratik çözümü için en çok Kuzey ve Doğu Suriye’deki güçler çabaladı. Ancak bu her zaman kulak ardı edildi, görmezden gelindi. Suriye’nin tartışıldığı hiçbir uluslararası platforma dahil edilmedi. Bu da çözüm için Suriye gücü ve iradesinin ortaya çıkmamasına neden oldu.

Menfaatler ön planda

İkinci taraf ise Suriye dosyasını kendi menfaatleri için kullanan uluslararası güçlerdir. Krizi krizle çözmek istediler. Suriye sorununda uluslararası ve yerel güçlere büyük sorumluluk düşüyor. Cenevre’de yapılan müzakereler doğru stratejide olmadığı için çöktü. Astana da çözmedi, Soçi de… Birçok girişim gelişti, ancak uluslararası güçlerin menfaatleri nedeniyle Suriye krizinin çözülmesini istemediler ve süresini uzattılar. Bunlar Suriye’yi bugün böyle bir durumla karşı karşıya bıraktı. Suriye’deki aktörler ve mevcut iradesizlik yüzünden çözüm iradesi ortaya çıkmadı. Diğeri ise uluslararası güçlerin rolüydü, Suriye’de daha fazla kargaşa yaratmak istediler.”

Çözüm modeli
Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin çözüm inisiyatifi geliştirdiğini aktaran Yusif, “Özerk Yönetim sadece Kuzey ve Doğu Suriye halkına karşı değil, tüm Suriye halkına karşı sorumlu olduğunu bir kez daha ifade etmiştir. Ayrıca kendilerinin de Suriye topraklarından yaşadığını belirtmek istediler. Suriye sorununun çözme noktasında iradelerini öne çıkartıyorlar. Özerk Yönetim gelişmiş bir yönetim modeli ortaya çıkardı. Ancak bu her zaman kulak ardı edildi, görmezden gelindi. Burada Özerk Yönetim olmadan bir çözümün başarılı olamayacağı apaçık ortadadır. Özerk Yönetim tüm Suriye halklarına yanıt olabilecek tek modeldir. Arap ülkeleri için de önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü şimdiye kadar bu konuda yapılan tüm girişimler ve faaliyetler nedeniyle özerk yönetim Astana ve Soçi’de yapılan hatalara bir daha düşürmemesi noktasında uyarmıştır” şeklinde konuştu.

QAMİŞLO

#Yusif #Çözüm #Özerk #Yönetimdir

İnsan hakları aktivistleri: BM Mexmur kuşatmasına göz yumuyor

Mexmûr Kampı’nın sorununun önce BM sonra da Irak hükümetini doğrudan ilgilendiren siyasi ve insani bir sorun olduğunu belirten insan hakları aktivistlerii BM’nin sessizliği ile kuşatmaya göz yumduğunu söyledi

Irak Ordusu, 20 Mayıs’tan bu yana Mexmûr’da bulunan Şehit Rustem Cudi Mülteci Kampı’nı tel örgülerle ve gözetleme kuleleriyle kuşatmaya çalışıyor. Irak Ordusunun 20 Mayıs’ta akşam saatlerine doğru kamp sakinlerine yönelik doğrudan ateş açtı. Irak Ordusunun doğrudan ateş etmesi sonucu Ehmed Emer Mijini isimli bir genç sırtından ağır yaralanarak hastaneye sevk edildi. Mexmûr Kampı yurttaşlarının Irak Ordusunun kuşatma girişimlerine karşı direnişi 20 Mayıs’tan bu yana büyük bir kararlılıkla devam ediyor.

Irak Ordusunun Mexmûr Kampı’na yönelik düzenlediği saldırı ve kuşatma girişimlerine karşı Birleşmiş Milletler(BM), Irak ve Kürdistan Bölgesi insan hakları örgütleri, Irak Parlamentosu ve Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’ndaki insan hakları komitelerinden herhangi açıklama gelmedi. Mexmûr halkının haklarını savunması gereken söz konusu kurumlar, Mexmûr’da yaşanan durumu görmezden gelerek adeta üç maymunu oynuyorlar.

Sessiz kaldılar
Rojnews, Kürdistan Bölgesi Parlamentosu İnsan Hakları Kurulu ile Kürdistan Bölgesi İnsan Hakları Komitesi üyeleriyle konuya ilişkin temasa geçti. Ancak söz konusu kurumlar Mexmûr Kampının Kürdistan Bölgesi sınırları dışında ve Irak hükümetinin kontrolünde olması nedeniyle Mexmûr duruma ilişkin herhangi bir tutum ve tavır sergilemediler. Mexmûr Kampı’nı kuşatma girişimleriyle ilgili olarak Irak Birleşmiş Milletler yetkilileriyle telefon ve e-mail yoluyla temasa geçen Rojnews’e herhangi bir yanıt verilmedi.

Su kesilmek isteniyor
Irak ordusu tel örgülerle ve gözetleme kuleleriyle kuşatmanın yanı sıra Mexmûr Kampı halkının içme suyunu da kesmeye çalışıyor. Bu da yaşam hakkının ihlalidir. Mexmûr Kampı halkını bu saldırı ile kuşatmayı kabul etmeye ve kararı uygulamaya zorlamak istiyorlar. Ancak Mexmûr Kampı halkı, Irak Ordusunun bu çabasına güçlü ve kararlı bir şekilde karşı çıkarak içme sularının kesilmesine izin vermedi.

İnsanlık dışıdır

Konuyla ilgili Rojnews’e konuşan Irak Parlamentosu İnsan Hakları Komitesi üyesi ve insan hakları aktivisti Hibe Qeys, “Mexmûr Kampı’nın durumu insanların kafasında soru işaretleri uyandırıyor. Neden Mexmûr Kampı halkını kuşatmak ve onlara baskı uygulamak istiyorlar? İnsani yardımın Mexmûr Kampı’na geçişini engellemeye çalışmak insanlık dışı bir uygulamadır ve insan hakları ihlalidir. Çünkü ülke genelinde mültecilerin durumu çok zor” dedi.

Kirli plan devrede

Maxmûr Kampı halkının tehlikeli bir planın ortasında olduğunu belirten Qeys, insan hakları raporlarında Mexmûr’da KDP ve bazı mülteci karşıtı tarafların öncülüğünde kirli planların devreye sokulmasının endişe verici olduğunu vurguladığını söyledi. Türkiye’nin Maemûr Kampı halkına zulüm, baskı ve haksızlık yaşattığını hatırlatan Qeys, mültecilerin korunmasına yönelik uluslararası yasalar olmasına rağmen, bu yasaların mültecilerin haklarının çiğnenmesi, onlara zarar verilmesi ve onlara yardım gönderilmesinin engellenmesi konularında uygulanmadığını dile getirdi.

BM’yi ilgilendiriyor

İnsan hakları aktivisti Mustafa Ali de Maxmûr Kampı sorununun önce BM sonra da Irak hükümetini doğrudan ilgilendiren siyasi ve insani bir sorun olduğunu belirtti. Ali, devamında,”Bu nedenle Birleşmiş Milletlerin ve Irak hükümetinin bir araya gelmesi, tartışması ve soruna iyi bir çözüm bulması gerektiğini’ belirterek Mexmûr Kampı halkına tek taraflı olağanüstü hal dayatılmaması gerektiğini ifade etti.

Hiçbir gerekçe yok

Maxmûr kampının Irak’taki diğer kamplardan bağımsız olduğuna dikkati çeken Ali, şöyle devam etti: “Mexmûr Kampı’ndaki mültecilerin durumu, Mücahidlerin veya militarist mültecilerin kamplarından veya diğer normal kamplardan farklı. Çünkü Mexmûr halkı sivil ve silahsız bir halktır. Yıllarca Irak’ta mülteci olarak yaşıyorlar ve şu ana kadar ne Irak’a ne de başka bir ülkeye karşı olağandışı bir eylem veya kötülük yapmamıştır. Bu nedenle onları kuşatma altına alacak herhangi bir gerekçe yoktur.”

Türkiye’nin talebi

Bu talebin Türkiye tarafından yapıldığını ifade eden Ali, Irak ve Kürdistan Bölgesi Hükümetini sert bir şekilde eleştirerek, “Irak Ordusunun Mexmûr Kampı’na yönelik kuşatma girişimleri ile ilgili herhangi bir tutum ve tavır sergilemeyen Irak ve Kürdistan Bölgesi insan hakları örgütlerinin sessiz kalmasından dolayı çok endişeliyim” şeklinde konuştu.

MEXMUR

#İnsan #hakları #aktivistleri #Mexmur #kuşatmasına #göz #yumuyor