Ana Sayfa Blog Sayfa 375

Kurak Günler: ‘Ben dediğim koskocaman oyuk’

Koltuk, iktidar, hiyerarşi, temsiliyet, görevi kötüye kullanma gibi konular filmin ana temasına alınabileceği gibi esas olarak yöneticilerin bariz çürümüşlüğüne rağmen ezici bir çoğunluğun yaslandığı kendi zayıflıklarından beslenen ‘güç odağı’ kendini hissettirecek ölçüde verilmiş ve izleyici tarafından bunun görülmesi yönünde çaba sarf edilmiş

Onur Dorpec

Filmin açılış sahnesinde kasabaya yeni atanan genç savcı Emre ve bölgede hakimlik yapan Zeynep yan yana durup kasabanın dışında bir yerde var olan büyük bir obruğun derinlerine bakar.

– Nasıl savcı bey?

– Korkutucu gerçekten!

– Ama güzel de.

– Hakim hanım size bir şey danışacağım. Belediye başkanı sürekli evine çağırıyor. Ben de sürekli bir bahane buluyorum.

– Burası küçük bir yer Emre bey. Böyle şeyler doğal karşılanır merak etmeyin.

Başından itibaren müzik ve sinematografyasıyla gerginlik içerisinde geçen film Yanıklar Kasabası’nı prototip olarak kabul edip ülkenin genel bir fotoğrafını çekiyor. Koltuk, iktidar, hiyerarşi, temsiliyet, görevi kötüye kullanma gibi konular filmin ana temasına alınabileceği gibi esas olarak yöneticilerin bariz çürümüşlüğüne rağmen ezici bir çoğunluğun yaslandığı kendi zayıflıklarından beslenen ‘güç odağı’ kendini hissettirecek ölçüde verilmiş ve izleyici tarafından bunun görülmesi yönünde çaba sarf edilmiş. Film belirli konuları işlemesi anlamında iyi kabul edilebilecek bir metne sahip olsa da beslendiği esas şey ülkenin içinde bulunduğu sosyo-politik durumdur. Karakterler de buna göre seçilerek bir genelleme havasına bürünülmüştür. Filmin başından itibaren yönetmenin bir derdinin olduğu ve bu derdini bütün sorunların önüne koyarak anlatma telaşına girdiği anlaşılıyor. Haksız da değildir. Ülkenin öncelikli sorunları filmin tema olarak seçtiği konulardır fakat ivedilikle ifade edilmek istenen her sorunda olduğu gibi bu filmde de ifade sorunları açığa çıkmıştır.

Nedense filmin ilk sahnesinde savcı ve hakim önlerinde uzanan obruğa bakarken ben de kendimi Ağrı dağından ülkeyi izliyor gibi bir hissiyata kapıldım. Tam önlerindeki devasa çukur olanın daha alt seviyesini bize gösteriyordu ve filmin ilerleyen sahnelerinde savcı ve hakimin baktıkları yerin ‘gerçeklik algısı’ olduğunu anlayacaktım. O an için içimden Edip Cansever’in ‘Manastırlı Hilmi Beye Birinci Mektup’ şiirindeki “hiçbir yere taşmıyorum, kendime sızıyorum yalnız… Ben dediğim koskocaman bir oyuk” kısmını mırıldanırken buldum. O şiirde bağdaştırılan ‘ben’ ve ‘oyuk’ filmin açılış sahnesinde resmen aydınlandı. Oyuk derken muhtemelen Edip Cansever de kendi içine çöken, çöktükçe büyüyen bir şeylerden bahsediyordu.

Film boyunca Emin Alper kendi içine çöken bir şeylerin bir sönmüş yıldız gibi oluşturduğu kara deliğe benzer biçimde bütün insani değerleri nasıl yuttuğunu gözler önüne serdi. Burada seçtiği meslekler de buna uygundu. Her ne kadar kendi baktığı noktadan meseleyi sinema aracılığıyla iyi anlatmış olsa da baktığı noktada bazı sorunların olabildiğini görebildim. Çünkü ‘ben’ olarak oluşmuş oyuk toplumsal düzleme yansıtılmıştı ve oyuğun artık benliği aştığını, toplumsal düzleme nasıl yayıldığını gözler önüne serecekti. Fakat bütün bir kasabayı, şehri, bölgeyi, ülkeyi, kıtayı ve hatta dünyayı içine katan bir oyuk nereden beslenecekti? Burada çürüme nerede başlıyordu? İdealist bir savcının sorunları çözmek isterken kendini bulduğu durumda mı yoksa kişisel hatalarında mı?

Benim bu filmi eleştirdiğim nokta yönetmenin bize sinema olarak sunduğu bakış açısının kökeninde. Benzer durumlar son zamanlarda sorgulama yaratan filmlerin büyük çoğunluğunda var. Emin Alper de film boyunca sorunun kaynağının etrafında dönüp durmuş ve bariz olan bir şeyleri kör göze parmak biçiminde izleyiciye hissettirmiş ama neden insanda bir çözüm hissiyatı gelişmiyor? Bu da filmin ‘sistemden etkilenmiş’ yanlarıyla ilgili. Bu filme göre ortada yozlaşmış, yönetenler yüzünden kirlenmiş olan bir düzen var. Fakat o düzenin kökten itibaren sakat olduğu ihtimali yansımamış. Ya da izleyicinin hissedemeyeceği kadar yarım kalmış.

Ülkenin içinde bulunduğu durum ve özellikle yıllardır algı yönetimiyle açığa çıkarılmış, tutkusu, özgür yaşama inancı zayıflatılmış, sürekli olarak içinde bulunduğu duruma şükreden bir hale getirilmiş ve bu durumdan rahatsızlığı ifade eden ‘sorgulayan’ anlayış ve bireylere karşı sürekli olarak linç taarruzunda olan bir kitle var. Bu kitleyi bütün çıplaklığıyla filmde görüyoruz. Filmdeki karakterlerin hemen hemen tamamı iktidar zihniyeti tarafından ele geçirilmiş kesimlerin temsiliyeti pozisyonda. Bu kitle yönetme şekline bakmadan belli bazı nedenlerden dolayı gücü elinde bulunduran iktidarın arkasında hizalanmaya alıştırılmış ve ortaya çıkan spekülasyon ne kadar büyük olursa olsun ertesi gün yine aynı gücün ardında hizalanmaya da devam edecek. Sürüleşmeye giden yolların adımlarını filmde hassasiyetle izledik…

Emre’nin evine fare zehri getiren ve özellikle z kuşağının temsilinde ifade bulan, kısmen sorgulamaları olan ancak egemen anlayıştan etkilenmeye de açık olanı temsil eden çocuktan tutalım, bir kenara savrulmuş, tutunmak için iktidar veyahut muhalefet (potansiyel iktidar) yanında durmak zorunda olan gazeteci Murat’a kadar bu böyledir. Bu hususta Emin Alper’in filmdeki karakterleri özenli bir şekilde oluşturduğunu belirtebilirim. Benzeri filmlerde bu tür konulara daha çok daha zayıf olan bir karakterin şehirden kasabaya gelmesi ve orada gördüğü çarpıklıklarla mücadelesi üzerinden anlatılırken Emin Alper Yanıklar kasabasına en üst mertebeden olan ve devleti temsil eden savcıyı sokarak en başından zor bir işe kalkışmıştır. Çünkü bir öğretmenin topluma yakınlığı daha fazladır ve bir şeyleri değiştirmek isterken izleyicinin desteğini hemen toplar fakat birebir devletin soğuk yanını yansıtan esas yargılamalara zemin sunan her şeyi açığa çıkaran ve bunun üzerinden bir dosya hazırlayan savcı ile işe girişmek bir hayli zordur. Belki de yönetmen bunu bir amaç olarak da gütmemiştir. Üzerine bir de savcının genç ve tecrübesiz oluşu eklenince işler çığırından çıkabilecek duruma gelmiştir.

Savcı her zaman davayı açanın yani gücü elinde bulunduranın yanındadır. Temsiliyetini böyle bulur. Hakim ise adaleti dağıtandır, devlet temsiliyetinden ziyade halk temsiliyeti daha yoğundur. Filmde hakim Zeynep karakteri özellikle ülkemizdeki hukuk normları düşünüldüğünde aslında filme cuk oturmuş bir karakterdir. Hukukun güçlü olduğu ülkelerde hakim daha net bir pozisyondadır. Çünkü hukukun güçlü olması demek devletin daha küçük olması, halkın büyük olması demektir. Zeynep karakterinde savcı Emre’deki netlik yoktur. Çünkü yönetmen halkın devlet soğukluğuna nasıl terk edildiğini anlatmak istemektedir. Öyle sanıyorum ki Emin Alper bunu bilinçli olarak ülkemizdeki devletin katılığına vurgu yapmak için sağlamıştır. Zeynep karakteri film boyunca tam olarak adaleti sağlamaya çalışan olmaktan ziyade dengelere oynamaktadır. Ülkenin siyasi iklimini biraz takip edenler bunun ne demek olduğunu daha kolay anlayacaktır. Bu filmde Savcı Emre’nin netliği devletin katılığıyla ilgili bir durumu, hâkim Zeynep’in dengeye oynaması halkın zayıflığını anlatır. Çünkü ülkemizin getirildiği durum da tam olarak budur.

Bu yüzden başta da belirttiğim gibi bu film Yanıklar’ı Türkiye’nin bir prototipi olarak göstererek bütün bir ülkenin analizini yapmıştır fakat çözüm olarak ortaya koyduğu bir durum yoktur ve sorunların kaynağını deşme konusunda zayıf kalmıştır.

Öyle bir dünya düzeni oluştu ki ‘ben merkeziyetçilik’ kapitalizmle birlikte en ücra köşelere kadar ulaştı. Oluşan genel tabloda hiçbir farklılık bir arada yaşayamıyor gibi görünüyor. İnsan açısından ele alındığında bu türcülüğe denk düşüyor ve insan aslında hem dini hem de bilimsel öğelerin tüm argümanlarıyla evrenin merkezine konularak makro ölçekte ‘benmerkezcilik’ yaratılmış durumda.

İmgeleme hiç başvurmaya gerek olmadan Yanıklar’ın içinde büyük gürültü patırtı kopartılarak gerçekleştirilen domuz avı aslında kendinden olmayana bir yaklaşım biçimini anlatıyor. Ancak benmerkezcilik meselesi bununla da sınırlı değil. İnsanda ‘türcülük’ olarak açığa çıkan durum insan türünün kendi arasındaki ilişkilere de yansıyor. Yanıklar bir hayli dışarı kapalı bir kasaba. Ülkede özellikle son 10 yıllık dış politika düşünüldüğünde bunun nedeni daha iyi anlaşılıyor. Yönetmenin dert ettiği konulardan birinin de bu olduğu görülüyor. Yönetmen kesinlikle dış politikada savaşı esas alan yaklaşımları da benimsemiyor ve bunu da büyük bir acelecilikle anlatma derdine düşmüş. Yanıklar dışardan gelen misafirleri benimsemiyor ve hatta mideye girmiş rahatsız eden, yabancı bir besin maddesi gibi kusuyor. Filmde ara ara kasabanın geçmişine dair bahsedilenlerde bunu görüyoruz.

İnsanda türcülük olarak dışavurumu gerçekleşen ‘benmerkezcilik’ insan türünün kendi içindeki ilişkilenme tarzında ‘milliyetçilik’ olarak karşımıza çıkıyor. Ülkede son yıllar değerlendirildiğinde (hatta seçim sürecinde yaşananları da katarak) ülkenin nasıl içe kapandığını, bu kapanıklığın içte de son bulmadığını ve ülke içinde farklı grupların nasıl ayrıştığını hep beraber izledik. Dış ülkelerle dostluk bağı temelinde ortada hiçbir şey kalmazken içerde de halk birbirini yer durumda. Yapılması gereken tek şey yönetenler tarafından işaret edilerek bir düşman belirlemek. Hepsi bu kadar! Sonra şatafatlı koltuklarından, saraylarından bu çatışmayı/ayrışmayı izler ve oradan nemalanarak nasıl iktidar olacağının planını yapar.

Filmin sonunda gelişen linç sahneleri, homofobi üzerinden anlatılan ve aslında çoğul olan durumlar filmin patlama noktası. Film bunun kaynağına inme konusunda zayıf kalsa da doğan sonuçları güçlü ele almış görünüyor. Yönetmen dert edindiği bütün o kargaşayı 2 saat 10 dakikada alelacele anlatıyor ve filmin başında gördüğümüz obruk/oyuk filmin ortalarından itibaren birçok yerde açığa çıkıyor ve Edip Cansever’in “hiçbir yere taşmıyorum, kendime sızıyorum yalnız… Ben dediğim koskocaman bir oyuk” dediği yere adım adım ilerliyoruz. İnsan türünün yaşaması için, -dahası özgürce yaşaması için- gerekli olan toplumsal doku kendi içine çökerek kanserli hücreler gibi toplum içerisinde hastalıklı karakterleri açığa çıkarıyor.

Giderek ayrışan toplum tamamen parçalanınca spekülasyona açık hale geliyor ve bunun temellerini sağlayan ve yine benmerkezciliğe dayanan kadın-erkek ayrışması oluyor. Tarihsel olarak da bu böyledir. Kadın zihinsel olarak düşürülemediği takdirde toplumsallık her zaman diri ve direngendir. Bu yüzden toplumlar daha çok kadın üzerinden düşürülür. Film bu konuyu da dert etmiştir ve uç bir noktadan, tecavüz suçundan ele almıştır. Filmdeki karakterlerden Pekmez’in seçilmesi de son derece bilinçlidir. Film ‘toplumsal olarak kadın böyledir’ demez ancak kadını iktidarın, erk ya da eril zihniyetin gözünden nasıl göründüğünü gözler önüne serer. Filmin özellikle Pekmez karakterini ön plana çıkaran yanlarında toplum içerisinde eskiden söylenen, şimdi söylem olarak değişen ancak zihniyet olarak devam eden cümleleri beynimde yakalandı. “Saçı uzun aklı kısa, Sırtından sopayı karnından sıpayı, becerdim, işini bitirdim…” Ve daha çok fazlası. Yönetmen eril aklın (buna iktidar aklının demekte bir beis görmüyorum) bir kadına nasıl baktığını Pekmez karakterinde büyük bir ustalıkla açığa çıkarmış. Sonrasında yaşanan gelişmeler de ve suçluların aklanması ülkemizde son yıllarda çokça gördüğümüz bir tablo ve insanın aklına ilk olarak ‘iktidarın ve eril aklın yüceliğine leke süren’ İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesini getiriyor.

Filmin sonunda başta obruk üzerinden imgesel yordamla verilen dev oyuk bütün bir kasabayı ele geçirmiş oluyor. Ve biz filmi izledikten sonra da devam ediyoruz düşünmeye… Bütün bu çukurlaşma bizi nereye sürükleyecek böyle? Acaba biz her biri ayrı ayrı tekilleşen ‘ötekiler’ olarak domuzları kovalayan güruh muyuz yoksa o güruhun cadı avının nesnesi olan domuzlar mıyız? Öyle görünüyor ki Yanıklar’a egemen olan düşünce bizi bazen domuzlaştırıyor, bazen de bize domuz kovalatıyor. Bu sayede hiçbir zaman obruğun dibinde olduğumuzu fark edip başkaldırıya, güçlü itiraz etmeye yeltenemiyoruz, sokaklarımızı bir bir yitiriyoruz.

Sonuç olarak; Kurak Günler derdi büyük bir film ve derdinin hepsini üst üste yığarak anlatma telaşına girmiş. Bu telaş sırasında derdine kaynak teşkil eden anlayışları yarım yamalak anlatabilmiş. Fakat ülkemizin içinde bulunduğu genel durum düşünüldüğünde değer verilmeyi de hak ediyor. Daha güzel günleri umut edebilmek adına… Yayılan onca umutsuzluğa rağmen!

#Kurak #Günler #Ben #dediğim #koskocaman #oyuk

Kurdistan Bölgesi’nde yeni konut projelerinin izinleri durduruldu

Kurdistan Bölgesi Hükümeti Başkanı, Kurdistan Bölgesi’ndeki yeni konut projelerinin izinlerinin durdurulduğunu açıkladı

Kurdistan Bölgesi Bakanlar Kurulu Başkanı, belediyeler ve Ulaştırma bakanlığına bir resmi yazı göndererek Kurdistan Bölgesi’ndeki yeni konut projelerine ruhsat verilmesinin durdurulması yönünde karar aldıklarını bildirdi.

Resmi yazıda ayrıca yeni konut projelerinin inşa edilebilmesi için il sınırlarının genişletilmesi ve imara dayalı tedbirler alınması gerektiği belirtildi.

Ayrıca Süleymaniye Belediye Başkanı Yardımcısı Şêrko Tofiq, resmi yazıda belirtilen kararın hayata geçirilmesi için tüm ilçe belediyelerine gönderdiğini duyurdu.

HABER MERKEZİ

#Kurdistan #Bölgesinde #yeni #konut #projelerinin #izinleri #durduruldu

AKP’lilerin kutlamasında başına yorgun mermi isabet eden çocuk öldü

Mersin’in Toroslar ilçesinde AKP İlçe Başkanlığı önündeki seçim kutlamaları esnasında başına yorgun mermi isabet ettiği iddia edilen 15 yaşındaki Muhammed Eslek hayatını kaybetti

Mersin’in Toroslar ilçesinde AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı seçimini kazanmasının ardından gerçekleştirilen kutlamalar sırasında başına yorgun mermi isabet ettiği belirtilen 15 yaşındaki Muhammed Eslek ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

Birgün’den Abidin Yağmur’un haberine göre; polis yetkililerinin, Eslek ailesine verdikleri ilk bilgide “Çocuğun başına yorgun mermi isabet etti” dedikleri öğrenildi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı ancak çocuğun ölümüne neden olan silahın kim tarafından, nereden ateşlendiğini henüz bilinmiyor.

HABER MERKEZİ

#AKPlilerin #kutlamasında #başına #yorgun #mermi #isabet #eden #çocuk #öldü

DSÖ: Sudan’daki çatışmalarda 850 kişi öldü

Sudan’da ateşkes insani yardımların ulaştırılması amacıyla bir kez daha uzatılırken, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), çatışmalarda 850 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı

Sudan’da 15 Nisan’dan bu yana general Abdul Fettah El Burhan’a bağlı ordu ile eski ortağı general Muhammed Hamdan Daglo’nun Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmalar ateşe rağmen sürüyor.

Tarafların tarafların uymadığı ateşkes, insani yardımların ulaştırılması amacıyla bir kez daha uzatıldı. ABD’nin Hartum Büyükelçiliği’nin Twitter hesabından yapılan açıklamada, “Suudi Arabistan ve ABD, Sudan ordu güçleri ve HDK’nin ateşkes anlaşmasını 5 gün daha uzatmasını memnuniyetle karşılıyor.” ifadesine yer verildi. Açıklamada, tam olarak uygulanmasa da 20 Mayıs’ta imzalanan ateşkesin, ihtiyaç sahibi yaklaşık 1 milyon Sudanlıya insani yardım ulaştırılmasını sağladığı ifade edilerek daha fazla insani çaba sarf edileceği kaydedildi.

850 kişi hayatını kaybetti

Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Sudan’da devam eden çatışmalar nedeniyle şu ana kadar 850 kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi. BM Cenevre Ofisi Enformasyon Birimi Basın ve Dış İlişkiler Bölümü Başkanı Rolando Gomez moderatörlüğünde haftalık basın toplantısı düzenlendi.

725 bin civarında kişiye gıda yardımı ulaştı

BM Dünya Gıda Programı (WFP) Sudan Direktörü Eddie Rowe, çevrim içi katıldığı toplantıda, çatışmaların devam ettiği Hartum’a ilk gıda yardımının 27 Mayıs’ta başladığını bildirdi. Rowe, şu şekilde konuştu: “Çatışmaların tarafı olan Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK) kontrol ettiği bölgelerdeki 15 bin Sudanlıya yardım ulaştırıldı. Güvenlik durumuna bağlı olarak daha fazla gıda yardımı öngörülmüştü. WFP, Hartum’da 500 bin kişiye ulaşmayı planladı. Geçen hafta Port Sudan’da yerinden edilmiş 4 bin kişiye gıda dağıtımı başladı. WFP, Sudan’daki desteğini hızla artırarak ülke genelindeki 725 bin civarında kişiye acil gıda ve beslenme yardımı ulaştırdı.”

13 milyon çocuk desteğe muhtaç

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Sözcüsü James Elder, Sudan’daki 13,6 milyon çocuğun “hayat kurtaran desteğe” ihtiyacı olduğunu söyledi.

HABER MERKEZİ

#DSÖ #Sudandaki #çatışmalarda #kişi #öldü

Milletvekili seçimi kesin sonuçları Resmi Gazete’de

28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri kesin sonuçları, Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayınlandı

28’inci Dönem milletvekili kesin sonuçları Resmi Gazete’de yayınlandı.

Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yer alan kararda şu ifadelere yer verildi: “14 Mayıs 2023 tarihinde yapılan 28. Dönem Milletvekili Genel seçimi kesin sonuçlarının tespitine; tüm yurt içi seçim çevreleri, yurt dışı ve gümrük sandıkları sonuçlarına göre kayıtlı seçmen sayısı; oy kullanan seçmen sayısı; geçerli oy sayısı; geçersiz oy sayısı ile seçime katılma oranı; geçerli oyların seçime katılan siyasi partilere ve bağımsız adaylara dağılımı ile bu dağılımın oranları; siyasi partilerin çıkardıkları milletvekili ile bağımsızların sayısı; iller bazında toplam geçerli oyların siyasi partilere ve bağımsız adaylara dağılımı; siyasi parti bağımsız adayların kazandıkları milletvekili sayıları; milletvekili seçilenlerin ad-soyadları ile bağlı oldukları siyasi partiler 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 37’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu aracılığı ile kamuoyuna duyurulmasına ve Resmî Gazete’de yayımlanmasına, 30.05.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.”

Yurtiçi katılım yüzde 88,92

Kararda, kullanılan oy ve seçmen sayısı da verildi. Buna göre, yurt işi seçim sonucunda kayıtlı seçmen sayısı 60 milyon 712 bin 745, oy kullanan seçmen sayısı 53 milyon 994 bin 49, geçerli oy sayısı 52 milyon 628 bin 182, geçersiz oy sayısı 1 milyon 365 bin 86, seçime katılma oranı yüzde 88,92 oldu.

Yurtdışı katılım yüzde 53

Yurt dışı ve gümrük kapıları sandıkları seçim sonuçlarına göre ise toplam seçmen sayısı 3 milyon 423 bin 759, toplam oy kullanan seçmen sayısı 1 milyon 841 bin 846, geçerli oy sayısı 1 milyon 814 bin 406, geçersiz oy sayısı 27 bin 440, seçime katılma oranı yüzde 53,80 oldu.

Kararda seçimlere katılım oranı toplam yüzde 87,05 olan seçimlerde AKP’nin 268, Yeniden Refah Partisi’nin 5, MHP’nin 50, Yeşil Sol Parti’nin 61, TİP’in 4, CHP’in 169, İYİP’in 43 milletvekili seçildiği belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Milletvekili #seçimi #kesin #sonuçları #Resmi #Gazetede

Gaziosmanpaşa’da CHP’ye silahlı saldırı

Gaziosmanpaşa’da CHP mahalle temsilciliğine dün akşam motorlu 2 kişi tarafından silahlı saldırı düzenlendi

İstanbul’un Gaziosmanpaşa ilçesine bağlı Bağlarbaşı Mahallesi’nde bulunan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mahalle Temsilciliği bürosuna dün akşam saat 22.40 sıralarında motorlu 2 kişi tarafından silahlı saldırı düzenlendi.Saldırıya ilişkin açıklamaya yapan Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı, açıklamada, “motosikletli kişilerin büronun kepenklerine ateş ettiğinin tespit edildiği” ifadelerine yer vererek, soruşturmanın sürdürüldüğünü belirtti.

Açıklamada şunlar kaydedildi: “Bugün saat 11.00 sıralarında ilçemiz Bağlarbaşı Mahallesi’nde bulunan Cumhuriyet Halk Partisi Mahalle Temsilciliği Bürosu’na silahla ateş açıldığı ihbarı alınmıştır. Olay yerine ivedi olarak sevk edilen güvenlik güçlerimizce çevredeki kamera kayıtları incelenmiş; olayın 29.05.2023 Pazartesi günü saat 22.40 sıralarında motorlu iki şahıs tarafından büronun kepenklerine 5 el ateş edilmek suretiyle gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Konuyla ilgili başlatılan tahkikat devam etmektedir.”

HABER MERKEZİ

#Gaziosmanpaşada #CHPye #silahlı #saldırı

Avukat Tosun’u hedef gösteren Taşkaya’ya ceza indirimi

Taksim patlaması sonrası avukat Jiyan Tosun’u ‘fail’ olarak hedef gösteren Zafer Partili Adem Taşkaya’ya verilen 3 yıl 17 ay ceza 1 yıl 11 ay 10 güne indirildi

İstanbul’un Beyoğlu ilçesine bağlı Taksim semtinde yer alan İstiklal Caddesi’nde 13 Kasım 2022’de Ahlam Albashır tarafından yapıldığı ileri sürülen bombalı ardından Zafer Partisi yöneticisi Adem Taşkaya, avukat Jiyan Tosun’un hedef göstermişti. Taşkaya hakkında açılan davanın ilk duruşması Küçükçekmece 20’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmada söz verilen sanık Taşkaya, Zafer Partisi’nde bilişim ve enformasyondan sorumlu genel başkan yardımcısı olduğunu ve patlamanın yaşandığı gün telegram gruplarından paylaşılan bilgilerden yola çıkarak, Tosun’un fail olduğu yönünde sanal medyada paylaşım yaptığını söyledi. Tosun’un fotoğrafını ise yanlışlıkla paylaştığını ileri süren Taşkaya, “Bu fotoğraflar PTS sisteminden alınmış fotoğraflardı, bunları da ancak bir polis veyahut jandarma yapabilir ve paylaşılan fotoğraflar yüz tanıma sistemi tarafından alınmış fotoğraflardı, bunları da bir kolluk görevlisi temin edebilir diye düşündüm” diye konuştu. Yer aldığı telegram gruplarına haber almak amacıyla yer aldığını söyleyen Taşkaya, grupta yer alanları tanımadığını ileri sürdü.

Bilginin aldığı kaynak araştırılsın

Tosun’un avukatı Eren Keskin, Taşkaya’nın partisinin istihbarat biriminde yer aldığına işaret ederek, bilgilerin polis veya jandarmadan alındığını kaydetti. Keskin, bilgilerin alındığı telegram hesaplarının araştırılmasını istedi. Durumun salt “hakaret” içermediğini ve “tehdit” suçunun da oluştuğunu ifade eden Keskin, mahkemeden bu bağlamda da suç duyurusunda bulunmasını istedi.

Ceza istedi

İddia makamı, Keskin’in talebinin reddine karar verilmesini istedi. Ara karar oluşturan hakim, dosyanın mevcut delil durumu itibariyle Keskin’in tevsii tahkikat taleplerinin reddine karar verdi. Tekrardan söz verilen iddia makamı, esas hakkındaki mütalaasını sundu. İddia makamı, Tosun’un “PKK’li avukat” şeklinde paylaşılmasının hakaret suçu oluşturduğunu ve bu sebeple ayrıca Tosun’un onur, şeref ve saygınlığının da rencide edildiğini kaydetti. İddia makamı, Tosun’un fotoğraflarının izinsiz paylaşılmasının ise, “Kişisel verileri hukuka aykırı bir şekilde yayma” suçunu oluşturduğunu belirterek, bu bağlamlarda Taşkaya’nın cezalandırılmasını istedi.

Ceza indirimi

Sanık Taşkaya ve avukatı, mütalaaya katılmadıklarını belirterek, beraat talebinde bulundu.

Tosun’un avukatı Eren Keskin, “Sanığın bu eylemi tek başına ve masum olarak işlemediği ortadadır. Telegram gruplarının araştırılması gerekir” dedi.

Kararını açıklayan hakim, Taşkaya’ya ilgili suç maddelerinden toplamda 3 yıl 17 ay 10 gün ceza verdi. Taşkaya’nın yargılama esnasındaki “hal ve davranışları” gerekçe gösterilerek, ceza 1 yıl 11 ay 10 güne indirildi.

HABER MERKEZİ

#Avukat #Tosunu #hedef #gösteren #Taşkayaya #ceza #indirimi

Kocaeli’de tutuklanan 2 HDP’li tahliye oldu

Kocaeli’de ‘örgüt propagandası’ iddiasıyla tutuklanan HDP’lilerden 2’si, ara kararla tahliye edildi

Kocaeli’de 4 Mayıs’ta yapılan ev baskınlarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Gebze İlçe Eşbaşkanı Ömer Yıldız, parti üyeleri Kasım Çağlar, Mahmut Çalıkıc, Mehmet Göktaş ve Uğur Gezer gözaltına alınmıştı. Mahkemeye sevk edilen 5 HDP’li sanal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek, “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklanmıştı.

Avukatlar duruma itiraz etti. İtiraz üzerine Mehmet Göktaş serbest bırakıldı. Diğer 4 HDP’linin ise itirazları ret edildi.

Bugün görülen ara mahkemede, HDP Gebze İlçe Eşbaşkanı Ömer Yıldız ve parti üyesi Uğur Gezer hakkından tahliye kararı verildi. Tutuklu bulunan parti üyeleri Kasım Çağlar ve Mahmut Çalıkıç’ın ara mahkemelerinin ise yarın görüleceği öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#Kocaelide #tutuklanan #HDPli #tahliye #oldu

Muğla’da kadın cinayeti

Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde Hasret Çakır, Murat Bozkurt adlı erkek tarafından katledildi

Muğla’nın Köyceğiz ilçesi Yangı Mahallesi’nde Hasret Çakır (41) adlı kadın, tek katlı evinin balkonunda hareketsiz bulundu. 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan ihbarın ardından adrese jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi.

Çakır, sağlık ekibinin yaptığı ilk müdahalenin ardından kaldırıldığı Köyceğiz Devlet Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.

Olay sonrası başlatılan çalışmada çevredeki güvenlik kamerası kayıtlarını inceleyen ekipler, Çakır’ın Murat Bozkurt tarafından katledildiğini belirledi. Olayın ardından otomobille Bodrum ilçesine kaçtığı tespit edilen zanlı, suç aleti ile yakalanıp, gözaltına alındı.

HABER MERKEZİ

#Muğlada #kadın #cinayeti

Newroz’a katıldıkları için yargılanan 26 kişiye beraat

Newroz’a katıldıkları gerekçesiyle yargılanan 30 yurttaştan 26’sı hakkında beraat kararı verilirken, mahkemeye ifade vermeyen 4 kişinin dosyası ayrıldı

İzmir’de 2015 yılında Gündoğdu Meydanı’nda yapılan Newroz mitingine katıldıkları için örgüt propagandası’ suçlamasıyla yargılanan ve aralarında İzmir Newroz Tertip Komitesi üyelerinim de bulunduğu 30 kişinin dosyasında karar duruşması görüldü. İzmir 21’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmada, tutuksuz yargılanan yurttaşlar katılmazken, avukatları hazır bulundu.

Esas hakkında savunma yapan sanık avukatları, Newroz’un Kürt halkının ulusal bayramı olduğunu vurguladı. Suçlama konusu yapılan sloganların suç unsuru oluşturmadığını belirten avukatlar, müvekkillerinin beraatini talep etti.

Ardından mütalaasını açıklayan savcı, delil yetersizliğinden kaynaklı olarak sanıkların beraatini istedi.

Beraat kararı

Kararını açıklayan mahkeme heyeti ise mahkemede ifade vermeyen sanıklardan Muhammed Kaya, Hatip Bilen, Zeliha Keskin ve Hasan Demiralp’ın dosyalarının ayrılmasına, geriye kalan 26 sanığın ise beraatini karar verdi.

Yargılanan isimler

Beraat edilen isimler şöyle: “Azad Bulut, Barış Tezkorkmaz, Erhan Demir, Fevziye Pülat, Hacay Yılmaz, Hayat İzgi, İshak Demirel, İslam Susan, İsmail Gerçek, Kasım Sağlam, Mahsun Çalış, Maruf Gündüz, Mazlum Çınar, Mutaber Akgül, Naile Eroğluer, Nedim Yılmaz, Orhan İpek, Ramazan Geldi, Rıdvan Kürt, Sedat Mihyaz, Serkan Geldi, Sıdıka Tacar, Süleyman Göksel Yerdut, Şehmuz Azizoğlu, Şükrü Aybek Yusuf Atalan.”

HABER MERKEZİ

#Newroza #katıldıkları #için #yargılanan #kişiye #beraat