Ana Sayfa Blog Sayfa 38

CHP’li vekiller: Suriye’de Alevilere yönelik soykırım tehlikesi!

CHP’li Milletvekilleri Müzeyyen Şevkin ve Nermin Yıldırım Kara, Suriye’de Alevi toplumuna yönelik artan saldırıların sistematik bir soykırım süreci oluşturduğunu ifade etti. Uluslararası hukuka göre bu saldırıların soykırım suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan vekiller, Türkiye ve uluslararası kurumlara acil sorumluluk çağrısı yaptı.

Son dönemde Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) liderliğindeki silahlı grupların gerçekleştirdiği saldırılar, özellikle Lazkiye, Tartus ve Hama bölgelerinde ağır insan hakları ihlallerine neden oldu. Birleşmiş Milletler ve insan hakları kuruluşları, bu saldırılarda yüzlerce sivilin hayatını kaybettiğini ve on binlerce kişinin zorla yerinden edildiğini raporladı. Alevi yerleşimlerine yönelik kuşatma ve insani yardımlara erişimin engellenmesi, bölgedeki insani krizi daha da derinleştirdi.

Müzeyyen Şevkin, Suriye’de çok kültürlü bir yapının korunmasının uluslararası bir sorumluluk olduğunu belirterek, insani koridor açılması için çeşitli girişimlerde bulunduklarını ancak bu yardımların Alevi toplumuna ulaşmadığını ifade etti. Şevkin, saldırıların doğrudan sivilleri hedef aldığını ve bu durumun uluslararası kurumlar tarafından göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Nermin Yıldırım Kara, yaşananların emperyalist politikaların bir sonucu olduğunu belirterek, Alevi toplumunun hedef alındığını ifade etti. İktidara çağrıda bulunarak, Suriye’de demokratik bir düzenin kurulması gerektiğini vurgulayan Kara, acil insani yardımların sağlanması ve bölgedeki kadınlar ile çocukların güvenliğinin temin edilmesi gerektiğini dile getirdi.

Alevi Örgütleri Kadıköy’de HTŞ’yi Protesto Etti: “Suriye’de Soykırım Var!”

Alevi örgütleri, Suriye’deki cihatçı HTŞ’nin Alevi halka yönelik saldırılarına karşı İstanbul Kadıköy’de Khalkedon Meydanı’nda eylem düzenledi. Eylemde, Suriye’de yaşananların bir soykırım girişimi olduğu vurgulanarak uluslararası kamuoyuna seslenildi. Katılımcılar, “Suriye’de Alevi Soykırımını Durdurun” pankartı açarken, “İstanbul’dan Lazkiye’ye Selam Olsun Direnişe” ve “Suriye’de Alevi Soykırımına Seyirci Kalma” yazılı dövizler taşıdılar.

Eylemde, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz basın açıklaması yaptı. Deniz, HTŞ’nin “Yeni Suriye” söylemleriyle meşrulaştırılmasına tepki gösterdi. Suriye’nin mevcut durumunun istikrarsız ve kaotik olduğunu belirten Deniz, bu yapının halklara katliam ve tehdit dışında hiçbir şey sunmadığını ifade etti.

Son bir yıl içinde HTŞ’nin Alevilere, Dürzilere, Kürtlere, Hristiyanlara ve laik Sünnilere yönelik gerçekleştirdiği saldırıları hatırlatan Deniz, yaşananların uluslararası hukuka göre soykırım girişimi olduğunu vurguladı. Mart 2025’teki saldırıların Suriye tarihinde en büyük katliamlar arasında sayıldığını belirten Deniz, on binlerce Alevinin katledildiğini ve köylerin baskınlara uğradığını dile getirdi.

Deniz, uluslararası kamuoyunun sessizliğine dikkat çekerek, Alevilere yönelik nefret söylemlerinin ve saldırıların devam ettiğini ifade etti. Suriye Alevilerinin onurlu bir yaşam için yürüttüğü mücadeleyi selamlayan Deniz, tüm halkların kimliklerinin anayasal güvence altına alınmasını talep etti.

Eylem, “Suriye Halkları Yalnız Değildir” ve “Katil Golani, İşbirlikçi AKP” sloganlarıyla son buldu.

Frankfurt’ta Alevilerden Suriye Katliamlarına Karşı Güçlü Ses: “Sahipsiz Değiliz!”

Frankfurt’ta düzenlenen protesto mitingi, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırıları kınamak amacıyla gerçekleştirildi. Soğuk ve karlı havaya rağmen, yüzlerce kişi, Suriye’de yaşanan insanlık suçlarına karşı sesini yükseltmek için Frankfurt kent merkezinde bir araya geldi. Miting, Frankfurt Alevi Kültür Merkezi Cemevi öncülüğünde yapıldı ve birçok Alevi kurumu ile sivil toplum örgütü destek verdi.

Mitingde, katılımcılar, Suriye’deki Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik artan saldırıların durdurulması talebini dile getirdi. Etkinlik boyunca Almanca, Türkçe ve Arapça konuşmalar yapıldı. Konuşmalarda, Suriye’deki Esad rejiminin devrilmesinin ardından Alevilere yönelik sistematik saldırılar gerçekleştirildiği, bu saldırılarda binlerce Alevinin hayatını kaybettiği ve kadınların kaçırıldığı vurgulandı.

Frankfurt Alevi Kültür Merkezi Cemevi Başkanı Şahin Karasu, mitingde yaptığı konuşmada, “Suriye’deki zulmü lanetliyoruz. Bizler, haksızlık kimden gelirse gelsin mazlumun yanında durma sorumluluğunun bilincindeyiz” dedi. Ayrıca, uluslararası topluma, insan hakları ihlallerine karşı harekete geçme çağrısında bulundu.

Almanya Alevi Kadınlar Birliği Genel Başkanı Özgür Demir de Suriye’deki Alevi kadınlara yönelik ağır insan hakları ihlallerine dikkat çekerek, bu katliamların bir iç savaş değil, mezhepçi bir soykırım olduğunu söyledi. Demir, “Kadınların çığlığı duyulana kadar susmayacağız!” diyerek, Alevi halkının ve diğer azınlıkların yalnız olmadığını yineledi.

Protesto mitingi, katılımcıların attığı sloganlar eşliğinde olaysız bir şekilde sona erdi. Mitingde taşınan pankartlar ve dövizler, Alevilere yönelik saldırıların durdurulması, katliamların son bulması ve kalıcı barış taleplerini öne çıkardı.

Yeni Dünya Düzeni Değil, Yeni Bir Küresel Yağma Düzeni ÖZGÜR DEMİR

Bugün Venezuela üzerinden tartışılan mesele ne Trump’tır, ne Maduro’dur, ne de iki “sorunlu lider” arasındaki kişisel bir güç kavgası. Yaşananlar çok daha büyük, çok daha tehlikeli ve çok daha sistematiktir. Bu, ABD emperyalizminin dünyaya karşı devreye soktuğu yeni bir makro işgal, ilhak ve sömürgeleştirme stratejisidir.

Bu saldırganlığın başlangıç noktası, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle açılan Pandora’nın kutusudur. Ukrayna işgali yalnızca bir bölgesel savaş değil, emperyalist güçlere “fiili ilhakın yeniden meşrulaştırılabileceğini” gösteren bir eşik olmuştur. Rusya bu eşiği geçti, ABD ise bu yeni dönemi küresel ölçekte fırsata çevirmektedir.

Venezuela’ya yönelik ABD baskısı; uyuşturucu, göç ya da “demokrasi” söylemleriyle açıklanamaz. Bunlar yalnızca kamuoyunu uyuşturmak için kullanılan klasik bahanelerdir. Gerçek gerekçe son derece açıktır: enerji, petrol, kritik yer altı kaynakları ve jeopolitik hakimiyet.

Venezuela, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerinden birine sahiptir. 303 milyar varillik bu rezerv, özellikle Çin ile kurulan enerji ilişkileri nedeniyle ABD açısından yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir tehdit olarak görülmektedir. ABD’nin sorunu Maduro’nun “diktatör” olması değil; ABD’nin denetimi dışında kalan bir enerji havzasının varlığıdır.

Bu tabloyu yalnızca Venezuela ile sınırlı görmek büyük bir hata olur. Aynı saldırgan zihniyet Kanada’dan Grönland’a, İran’dan Suriye’ye kadar uzanan geniş bir hatta kendini göstermektedir. Enerji yolları, nadir toprak elementleri ve stratejik coğrafyalar, yeni dönemin savaş gerekçeleridir. Demokrasi, insan hakları ya da özgürlük söylemleri ise bu yağmanın süslenmiş ambalajından ibarettir.

Rusya’nın Ukrayna’daki işgaline karşı çıkmaktaki ikircikli tutumu, bugün ABD’nin Venezuela hamlesine karşı güçlü bir itiraz geliştirememesinin de temel nedenidir. Emperyal suç ortaklığı, sessizlik üretir. Avrupa Birliği ise hâlâ ABD–Rusya–İngiltere üçgeninde hangi tarafa yaslanacağını hesaplamakla meşguldür; ilkesizlik, strateji diye pazarlanmaktadır.

İngiltere her zamanki gibi sessizdir. Çünkü klasik İngiliz sömürge aklı, doğrudan bağırmaz; bekler, izler ve sonuçtan payını alır. “Uzaktan bombanın sesi hoş gelir” anlayışı, bugün de geçerlidir.

Bu tablo bize şunu açıkça göstermektedir: Dünya, yeni bir düzen değil, yeni bir barbarlık çağına sürüklenmektedir. Sınırlar, hukuk, uluslararası anlaşmalar ve halk iradesi; enerji şirketlerinin, askeri-endüstriyel komplekslerin ve küresel sermayenin çıkarları uğruna yok sayılmaktadır.

Bu nedenle çözüm, devletler arası diplomatik manevralarda ya da yeni ittifak oyunlarında değildir. Çözüm; halkların, emekçilerin, kadınların ve insan hakları mücadelesi verenlerin küresel ortak direnişinde yatmaktadır.

Emperyalizmin küresel olduğu bir dünyada, adalet mücadelesi de küresel olmak zorundadır. Aksi halde bugün Venezuela’da başlayan yangın, yarın başka bir coğrafyada, başka bir halkın hayatını kül edecektir.

Bu mesele ne Trump meselesidir, ne Maduro meselesi. Bu, insanlık ile küresel yağma düzeni arasındaki tarihsel hesaplaşmadır.

İnkara Karşı Hakikat, Savaşa Karşı Barış CELAL FIRAT

“İnkârın, asimilasyonun ve ayrımcılığın son bulduğu; inancın hiçbir otorite tarafından baskılanmadığı, halk iradesine ve toplumsal çeşitliliğe saygının esas alındığı bir Türkiye istiyoruz.”

Cemevlerinin hâlâ “tanımsız” bırakılmadığı, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının pazarlık konusu yapılmadığı, kimsenin kimliğinden, inancından ya da dilinden dolayı ötekileştirilmediği bir ülke istiyoruz. Ayırımsız tüm halklar bu kadim toprakların paydaşıdır; birbirinin yoldaşı, birbirinin kardeşidir.

Çünkü biz biliriz ki: “Hakk, güçte değil; halkın vicdanındadır.” Adaletin talimatla değil hukukla işlediği; emeğin kutsal sayıldığı, sömürünün suç olarak görüldüğü bir ülke istiyoruz.
Rızalığın esas alındığı, ikrarın baskıyla değil özgür iradeyle verildiği, adaletin bir gösteriye değil, hakikatle yüzleşmeye dönüştüğü bir düzen istiyoruz.

Savaştan, nefretten ve inkârdan beslenen anlayışlara karşı; barışı, birlikte yaşamı ve halkların kardeşliğini savunuyoruz.

2026 yılında Alevilerin, Kürtlerin, emekçilerin, kadınların ve gençlerin
eşit, özgür ve onurlu yaşadığı bir ülke için inançla, kararlılıkla ve umutla
mücadele etmeye devam edeceğiz.

Tüm dünyaya barış ve demokrasinin egemen olmasını diliyor, savaşların, inkârın ve sömürünün son bulmasını, halkların eşit, özgür ve onurlu bir şekilde yaşamasını diliyoruz.

Dersim Araştırmalar Merkezi 5. kongresini başarıyla tamamladı!

Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 5. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi. Kongre, saygı duruşu ve divan seçimiyle başladı. Divan kuruluna Hüseyin Ayrılmaz, Songül Aydoğan ve Gülseven Deniz seçildi. Kongreye katılan birçok kişi, Dersim’in güncel sorunları, birlik ve dayanışma konularını tartıştı.

Kongrede, Dersimlilerin ortak mücadele hattının güçlendirilmesi ve toplumsal hafızanın korunması gerektiği vurgulandı. Ayrıca, Avrupa diasporası ile Dersim arasındaki bağların güçlendirilmesi konusuna da dikkat çekildi. DEM Parti İl Eş Başkanı Çağdaş Atan ve HDK İl Eş Sözcüsü Didem Yılmaz gibi isimler de kongrede yer aldı.

Seçimlerin ardından DAM Başkanlığı’na Hüseyin Deniz seçilirken, yönetim kuruluna Sabri Aslan, Ali Aldoğan, Müjgan Halis, Orhan Budak, Semra Demir ve Alişan Önlü dahil oldu. Kongrede, DEDEF, Munzur Çevre Derneği ve Demokratik Alevi Dernekleri gibi çeşitli sivil toplum kuruluşları temsilcileri de görüşlerini paylaştı.

Kongre, DAM’ın Dersim’e ilişkin araştırma, hafıza ve toplumsal mücadele çalışmalarını sürdürme kararlılığıyla sona erdi. Bu süreçte sivil toplumun rolüne vurgu yapılarak, barış ve demokratik toplum sürecine dikkat çekildi.

Aleviler Örgütlü mü, Yalnız mı? HASAN AYDIN

Alevi kurumları bugün, Hatay Yayladağı sınır kapısında bir araya gelerek Suriye’deki Alevi katliamına tepkilerini ortaya koydular. Bu yapılması gereken bir eylemdi, değerlidir. Ançak şöyle bir gerçeklik vardır ki, alevi siyasi gerçekliği, ciddi bir hak örgütlüğü değildir, Türkiye’de sistem aklı Alevilere düşman gözüyle bakmaktadır.

Alevilere yapılan bunca zülüm, katliam ve hakaretlerin yargıda bir karşılığı olmamıştır. Hatta Alevileri öldüren, iktidara biraz daha yakınlaşmıştır.

Aleviler Örgütlü olmuş olsalardı, bu mümkün olmazdı. Katillerimizi ödüllendiriliyor, biz 20 milyon Aleviyiz diyoruz, örgütlüyüz diyoruz. Burda bir yanlış var. Alevi siyasal gerçeklerinin yanıtlaması gereken bir çok soru ortada durmaktadır.

Biz örgütlüysek, bu örgütler Alevilerin sosyal sorunlarıyla ilgiliyseler, nedir bu günlük siyasete, basında sürekli aşağılanmalar?

Türkiye’nin Süriye politikasında ortaya çıkan bir gerçeklik vardır, değişmeyen Alevi imgesi taş gibi ortada duruyor. Aleviler yaşamak istiyoruz diye sokaklara çıktıkları zaman, Türkiye bunu komplo, Esad artıkları, sistem düşmanları gibi tanımladı, katliamı çok açık bir biçimde destekledi.
Aleviler, sürekli sırtlarından taşıdıkları CHP bile bu konuda ciddi bir tepki vermedi.

CHP, bir devlet partisidir, Kürtler, Aleviler, Solcular katledilince, zindanlara atılınca, dünyaya “hukuk işliyor” diyen bir partidir. Örgütlülük kendinin olmaktır, haklarını bilmektir, omurgalı olmaktır. Alevi örgütünün sorunu, cem evlerini açmak semah dönmek değildir. örgütlülü olmak örgüt böyle bir şey değildir.

Alevi filozofyasından da anlaşılacağı gibi, hakikattır, haksızlığa karşı dim dik durmaktır. Yapanı da yaptıranı da görmek gerek..

Adı ne olursa olsun, bu devlet faşist bir devlettir. Hitlerin yaptığının aynısını görüyoruz. Önce ötekileştirir, sonra düşmanlaştırır. Yahudiler Hitlerin pisleri, düşkünleriydi.

Aleviler, Kürtler, Solcular bu devletin bölücüleri, vatan hainleri ve mum söndürücüleridirler, bu gerçeği artık görmeliyiz. Faşizim düşmansız yaşayamaz, sürekli bir düşman yaratır, Aleviler, Kürtler, solcular bu devletin düşmanlaştırdığı kesimlerdir.

Suriye’deki Aleviler: Silahsız ama Kararlı Bir Direniş İçinde

Suriye’de Alevilerin can güvenliğinin kalmadığını ifade eden Avrupa Arap Aleviler Federasyonu İkinci Başkanı Hasan Gökyıldız, Alevi toplumunun silahsız, ancak örgütlü bir direniş sürecine girdiğini belirtti. Temel taleplerinin can güvenliği ve otonom bir yönetim modeli olduğunu vurgulayan Gökyıldız, Alevilere yönelik katliam, baskı, zorunlu sürgün ve kaçırılma vakalarının arttığını dile getirdi.

Alevilere yönelik uygulamaların, geçici Şam merkezi hükümeti aracılığıyla yürütülen sistematik bir yıldırma politikasının parçası haline geldiğini belirten Gökyıldız, devlet dairelerinde Alevilere karşı uzun süredir devam eden işten çıkarmalara dikkat çekti. Bazı bölgelerde doğrudan işten çıkarmalar yaşanırken, bazı memurların ise zorla uzak bölgelere atandığını söyledi. Bu uygulamaların artık gizlenemez boyutlara ulaştığını ifade etti.

Kaçırılma vakalarının Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde arttığını belirten Gökyıldız, insanların günlük yaşamlarında dahi can güvenliğinin bulunmadığını dile getirdi. Son dönemde Batı Orta Suriye Konseyi’nin kurulduğunu ve bu yapının faaliyetlerinin dijital medya üzerinden yürütüldüğünü aktaran Gökyıldız, halkın direniş göstermek için işyerlerini kapattığını ve okula göndermediğini belirtti.

Gökyıldız, yaşanan baskılara karşı bir mücadele sürecinin başladığını, bu süreçte bazı bölgelerde silahlı güçlerin halka saldırdığını ve katliamların yaşandığını açıkladı. Alevi örgütlerinin, imkânları doğrultusunda yardım kampanyaları düzenlemeye çalıştığını, ancak halkın artık tükenme noktasına geldiğini vurguladı.

Türkiye ve Avrupa’daki Alevi örgütlerinin Suriye’deki Alevilere verdiği desteğin moral kaynağı olduğunu belirten Gökyıldız, uluslararası kamuoyunun Alevilerin can güvenliği meselesine dikkat çekmesi gerektiğini ifade etti. Alevi toplumunun mücadelesinin devam edeceğini ve otonom yönetim taleplerinin giderek daha fazla ses getireceğini dile getirdi.

Alevi Kurumları: Suriye’deki Alevi saldırıları soykırımdır!

Alevi kurumları, Hatay’ın Yayladağı Sınır Kapısı’nda düzenledikleri basın açıklamasıyla Suriye’de Alevilere yönelik saldırıları “soykırım” olarak nitelendirdi. Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri ve diğer birçok Alevi kuruluşunun katıldığı etkinlikte, Suriye’deki katliamların durdurulması talep edildi.

Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği (AHAD-DER) Başkanı Hamit Karaoğullarından, Suriye’deki Alevi yerleşimlerinin kuşatma altında olduğunu ve bu süreçte sivillerin infaz edildiğini, kadınların ve çocukların kaçırılıp cinsel saldırılara maruz kaldığını ifade etti. Karaoğullarından, bu saldırıların bir inancın ve halkın yok edilmesine yönelik ağır insanlık suçları olduğunu vurguladı.

Karaoğullarından, taleplerini sıralarken, insan hakları savunucularından oluşan bağımsız bir araştırma heyetinin derhal kurulması, Suriye’deki saldırıların durdurulması ve Aleviler ile diğer azınlıklar için insani yardım koridorları açılması gerektiğini belirtti. Ayrıca, uluslararası kamuoyunun bu duruma sessiz kalmaması gerektiğini vurguladı.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Suriye’deki soykırımların kökeninin Türkiye’de bulunduğunu ve bu duruma sessiz kalanların geçmişte Alevilere yönelik inkar ve katliam politikalarını desteklediğini ifade etti. Aslan, hükümete Colani ve ekibine karşı durma çağrısında bulundu.

CHP Parti Meclis Üyesi Nihat Dağ ise, Suriye’deki katliamların geçmişteki benzer olaylarla bağlantılı olduğunu belirterek, uluslararası bir mekanizma kurulmasını ve sorumluların yargılanmasını istedi. Demokrat Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevilerin soykırıma uğramasına asla razı olunamayacağını vurguladı.

Etkinlikte yapılan konuşmalarda, Suriye’deki Alevi katliamlarının durdurulması için uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiği, mezhepçi ve ayrımcı politikaların sona erdirilmesi talep edildi. Katılımcılar, Alevilerin ve diğer toplulukların varlığını koruma mücadelesini sürdüreceklerini ifade etti.

Alevi Soykırımı unutulmadı: İstanbul’da güçlü protesto!

İstanbul’daki Alevi kurumları, Suriye’de devam eden Alevi soykırımına karşı Kalkedon Meydanı’nda bir protesto eylemi gerçekleştirdi. Eylemde, katliamların hız kesmeden sürdüğü belirtilerek, uluslararası kamuoyunun sessizliğine dikkat çekildi. Açıklamada, “Hâlen tüm boyutlarıyla bilmediğimiz bu katliam karşısında uluslararası kamuoyu sessizliğe bürünmüş durumda” ifadesine yer verildi.

Protestoya İstanbul Arap Alevi Meclisi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Türkiye Alevi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri katıldı. Basın açıklamasını Arapça İpek Karanfil, Türkçe ise Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkan Yardımcısı Aydın Deniz okudu.

Açıklamada, bugüne kadar yaklaşık 15 bin Alevinin katledildiği ve Alevilere yönelik yaşam ve inanç alanlarına yönelik saldırıların sürdüğü vurgulandı. Özellikle 6-8 Mart 2025 tarihlerinde gerçekleştirilen saldırıların uluslararası hukuka göre bir soykırım girişimi olduğu belirtildi. “Köyler basıldı, kadınlar kaçırıldı, insanlar toplu mezarlara atıldı” denildi.

Suriye’de Alevilere yönelik nefret politikalarının devam ettiği ifade edilerek, Alevi halkının onurlu ve adil bir yaşam talebiyle mücadelesini yükselttiği dile getirildi. Açıklamada, inanç kimliklerinin tanınması, halkların kendi kaderini tayin hakkının tanınması ve soykırım girişiminin açığa çıkarılması gibi talepler sıralandı.

Eylemde, Suriye Alevilerinin onurlu, adil ve insanca bir yaşam için başlattıkları oturma eylemi selamlandı. “Biz titreyen bir sessizlik değiliz; gerektiğinde ayağa kalkan onurun öfkesiyiz” denilerek, direnişin destekçisi olma vurgusu yapıldı.