Ana Sayfa Blog Sayfa 39

Suriye’de 14 yıllık cihatçı intikam içgüdüsü sürüyor: “Aleviler tabuta, Hıristiyanlar Beyrut’a!” Faik Bulut

0

Bu yazımızda HTŞ yönetimine bağlı cihatçıların Suriye genelinde ve geçici hükümet desteğinde 25-28 Aralık’taki saldırılarını ve azınlıklara yönelik insanlık suçlarını irdelemek istiyoruz.

DSG (Demokratik Suriye Güçleri) tarafından yapılan açıklamada, çatışmaların Şam hükümeti Savunma Bakanlığı’na bağlı grupların Halep’teki Şeyhan Meydanı’nda bulunan bir Asayiş noktasına saldırmasıyla başladığı öne sürüldü. Açıklamada, saldırı sonucu iki asayiş üyesinin yaralandığı belirtildi.

DSG, hükümete bağlı unsurların Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini ağır silahlarla hedef aldığını savunarak, Şam yönetimini kendi emrindeki grupları kontrol edememekle suçladı.

Suriye İçişleri Bakanlığı ile resmi haber ajansı SANA ise olaylara ilişkin farklı bir tablo çizdi. Şam yönetimi, DSG güçlerinin ortak kontrol noktalarından aniden çekilerek Suriye askerlerine ateş açtığını ve yapılan anlaşmalara “ihanet” ettiğini ileri sürdü.

Birkaç gün sonra da HTŞ güçlerinin Tişrîn Barajı bölgesine toplarla saldırması sonucu bazı siviller yaralandı.

Ensar’ul Sünnet Tugayları isimli radikal Selefi örgüt Humus’ta Alevilere ait İmam Ali Bin Abi Talib Camisine saldırı düzenledi; 8 kişi öldü, en az 18 kişi de yaralandı. Bombalanan yerin “Sünni camisi olmadığını” vurgulayan örgüt, bundan böyle “imansız ve dinden dönen herkesin hedef alınacağını, saldırıların artarak devam edeceğini” açıkladı.

Amerikan düşünce kuruluşu Savaş Araştırmaları Enstitüsü’ne göre Ensar’ul Sünnet Tugayları, IŞİD’den destek alıyor. Ancak örgüt, IŞİD bağlantısını reddediyor.

Suriye’nin başta Lazkiye ve Tartus kentleri olmak üzere birçok kıyı kentindeki Aleviler sokaklara çıkarak protesto eylemleri düzenledi. Suriye ve Diasporadaki Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazal Gazal, bu saldırının ardından kitlesel barışçıl gösteri çağrısı yaptı. Gazal ayrıca federasyonla ilgili taleplerini yineleyerek “İç savaş istemiyoruz ve kaderimizi belirlemek bizim hakkımızdır” ifadelerini kullanarak son saldırıları “imha savaşı” olarak nitelendirdi.

Üç aşamalı tutuklama furyası

Öte yandan Reuters haber ajansı analizinde, yeni Şam yönetiminin üç dalga halinde tutuklamalarla Esad rejiminden kalan hapishaneleri doldurduğu yazılıyor.

İlk dalga Esad’ın geçen yıl 8 Aralık’ta devrilmesiyle başladı ve rejim güçlerine mensup binlerce asker yeni yönetim tarafından tutuklandı.

İkinci dalga Mart 2025’te, Alevi nüfusunun yoğun olduğu Lazkiye ve Tartus’ta yaşanan şiddet olaylarının ardından geldi.

Üçüncü dalga ise Dürzilerin yoğun yaşadığı Süveyda bölgesinde temmuz ayında başlayan şiddet olayları sonucu gerçekleşti.

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü (SOHR), Alevilere yönelik bu olaylarda yaklaşık 1600 kişinin Şam destekli milisler tarafından öldürüldüğünü öne sürmüştü. Bunlardan 600’den fazlasının sivillerden oluştuğu savunulmuştu. Analizde, Şam güçlerinin çoğu erkek yüzlerce Alevi’yi tutuklamaya devam ettiği ileri sürülmektedir.

Süveyda şehrinde rejim yanlısı Bedevi aşiretlerle muhalif Dürzi gruplar arasındaki adam kaçırma olaylarıyla 13 Temmuz’da başlayan çatışmalar hızla büyümüştü. Yaklaşık bir hafta süren ve ateşkesle sonuçlanan çatışmalarda, Şam yönetimine bağlı silahlı birlikler, gerginliğin durdurulması amacıyla bölgeye gönderilmişti.

Reuters analizinde, bunlara ek olarak Esad rejimiyle bağlantılı oldukları iddiasıyla Sünni Müslümanların tutuklandığı da ifade ediliyor. İnsan hakları aktivistlerinden “İran ve Hizbullah’la bağlantıları” gerekçe gösterilerek yakalanan Şiilere kadar birçok kişinin rejimden kalan hapishanelere atıldığı savunuluyor.

Haberde, bu kişilerin çoğu hakkında resmi bir hukuki süreç başlatılmadığı iddia ediliyor. Esad döneminden kalma 28 cezaevi ve gözaltı merkezinin yeniden faaliyete geçtiği belirtiliyor. Ayrıca mahkûmlara işkence edildiği, 11 kişinin gözaltında yaşamını kaybettiği öne sürülüyor.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Reuters haber ajansına gönderdiği açıklamada şu ifadelere yer verdi: Yapılan ihlallerin boyutu göz önüne alındığında, Suriye’de eski rejim altında işlenen suçlara karışanların sayısı çok fazladır. Rejimle bağlantılı kişilerin işlediği diğer suçların yanı sıra geçmişte işlenen suçlar, yeni ihlaller, güvenlik ve istikrara yönelik tehditler de söz konusu.

Mahkûmlara kötü muamele edildiğine dair iddiaları reddeden Şam yönetimi, Esad’ın düşüşünden sonra Suriye’nin hukuk, yargı ve güvenlik kurumlarının yeniden inşa edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Bu gelişmeler sonucu Şam yönetimi sorumluluğu üslenmeyip tam aksine azınlıkları suçladı. Örneğin Alevi gösterilerini dışardan kışkırtma ve Esat yanlısı unsurların bir tertibi olarak gösterdi ve Süveyda’daki Dürzi hareketini İsrail ile işbirliği halinde ülkeyi bölmeye çalışan hainler olarak adlandırdı. DSG’yi ise Alevilere ile Dürzilere siyasi ve askeri destek verip Şam hükümetine karşı kışkırtmakla suçladı.

Gerçekler neyi gösteriyor?

Noel sabahı Suriye’deki bütün kiliseler çanlarını çalarak cemaat ibadethanelerinde toplanmaya çağırdı. Ayinlerde şöyle bir talep onaya sunuldu:

“Bizler artık daha fazla dayanamıyoruz. Üstümüzdeki zulüm ve baskı giderek artıyor. Öyle ki, Avustralya’ya topluca iltica etmek niyetindeyiz. Sadece Şam’daki kiliselere mensup 15 bin Hıristiyan bu konudaki dilekçemizi imzaladı. Bu olay şimdiye kadar diken üstünde duran ancak yine de sessizliğini koruyan ve baskılar sonucunda sayıları giderek azalan cemaat mensuplarımızın Ahmed Şara yönetiminin vaatlerine artık inanmadığın bir delilidir.”

Toplam nüfusun yüzde 10’unu teşkil eden Hıristiyan topluluğun 14 yıllık Suriye iç savaşı sırasında sayılarının giderek azaldığı gözlenmektedir. İktidara gelmeden önce ve Şam’da iktidar koltuğuna oturduğunda Şara herkese eşit muamele edeceğine söz vermişti. O kadar ki Hıristiyan cemaatin dini kutlamaların tamamına gönül rahatlığıyla katılabileceğini söylüyordu. Nitekim ziyaret ettiği bir kilisede batı kamuoyuna yönelik mütebessim görüntüler vermişti. Ancak zaman bunun tam tersini gösterdi.

Suriye muhalefet liderlerinden George Barşini, “HTŞ’nin sistematik bir katliam yürüttüğünü, binlerce Alevi erkeğini tutuklayıp zindanlara attığını ve geleceğe yönelik imha planları yaptığını” dile getiriyordu. 8-25 Aralık 2024 tarihleri arasında cihatçılar çok sayıda Hıristiyan köyüne baskın düzenleyerek manastır ve kiliseleri bastı; ikon ve kutsal sembolleri yaktılar ve ibadethane görevlilerini öldürdü.

Gelişmeler günü gününe şöyle oldu:

19 Aralık: Hama’da Ortodoks Grek Kilisesi yakıldı. Başpiskopos Baalbaki şöyle diyor: “Bir grup geldi, silahlarını bize doğrulttu, Kilisenin fresklerini çizdi.”

22 Aralık: Safsafa isimli köyde Alevilerle Hıristiyanların mülklerine baskın yapıldı. Paraları gasp edildi ve kadınlarına şiddet uygulandı.

23 Aralık: İslamcı gruplar Hama’daki kilisenin önündeki Noel ağacını yaktılar. Engellemeye çalışan gençlere ateş açtı.

24 Aralık: İslamcı bir grup Hums’a yakın Baruha köyündeki Alevi ziyaretgâhını yakarak değerli eşyaları talan etti.

25 Aralık: Cihatçı militanlar, Alevilerin kutsal şahsiyeti Ebu Abdullah el Hasibi’nin 700 yıllık türbesini yakıp yıktılar; 5 hizmetliyi katlettiler. Başlarına ayaklarıyla bastıkları görüntüleri ise kamuoyuyla paylaştı.

5 Ocak 2025: Şam’ın El Kasa mahallesindeki kiliseyi basan Selefiler atları ve İŞİD bayraklarıyla ibadethanenin içine daldılar. Burcul-Rus meydanında ise kadınları zorla tesettüre girmeye zorladılar. Kadın ve erkeklerin bir arada dolaşmasını engelledi.

15 Ocak: Hums şehrindeki Hıristiyanlara ait üniversiteye baskın düzenleyen Selefiler kuruma el koymaya kalktı.

15 Ocak: Şam’daki El Kasa mıntıkasındaki Hıristiyanlar maskeli İslamcıların hedefi haline geldiler. Guta bölgesindeki militanlar kadınların tam tesettüre girmesini istediler. Ayrıca sigarayı yasakladılar. Müdahale etmek isteyen Hıristiyan gençler ise ateş edilerek dağıtıldı.

16 Ocak: Hama’daki Ortodoks kilisesine tekrar saldırıldı, kapı ve pencereleri sökülüp atıldı.

15 Şubat: El Nasara vadisindeki Hıristiyan köyleri yoğun saldırılara maruz kaldı. 12 çocuk kaçırıldı.

17 Şubat: Hums’taki Zeydel köyü, Selefi militanların saldırısına uğradı. Mezarlıklar tahrip edildi, haçlar ve dini semboller parçalandı.

Hıristiyan ve Alevi cemaatleri günümüzde de ev baskınlarına, talana ve geniş anlamıyla tehcire zorlanmaktadırlar. Pek çok köyde uluorta yaylım ateşine maruz kalan köy mensupları direnmenin bedelini canlarıyla ödemektedir.

Katliamların 14 yıllık bilançosu

Esad devrilmeden önce de azınlıklar açısından değişen bir şey yoktu. El Gavr köyüne iki konvoyla baskın yapan HTŞ militanları köylüleri yaylım ateşine tuttular. Okula atılan roket atışıyla pek çok öğrenci hayatını kaybetti veya yaralandı. Sokaklar tarandı, yaşlılar ile gençler kurşunların hedefi oldular. Katledilenlerin gömülmesine izin verilmedi, köyde ne varsa talan edilip yağmalandı.

Hums’un kuzeydoğusundaki yerleşim yeri El Muharrrem el Favkani’de 34 bin Alevi yerinden edilmişti. Onların yerine İdlib’den getirilen 300 bin cihatçı ailesi yerleştirildi.

Hama’ya bağlı Metnin mahallesindeki Aleviler dövülerek evlerinden çıkarılıp atılmış, mal ve mülkleri gasp edilmiş, geri dönmek isteyenler ise dövülerek öldürülmüştür.

Hums’a bağlı Cabburin köyünün bir mahallesine baskın yapan militanlar arama tarama bahanesiyle tutukladıkları kimi Alevileri Asi nehrine atmış; yaşlılar işkenceden geçirilmiştir.

Yine Hums’a bağlı iki Alevi köyü ile Dasniye çevresindeki bir Kürt köyü baskına uğramış; sakinleri yakalanıp dövülerek katledilmiş.

Humslu Gazeteci Vahid Yazbek’in anlatımına göre; hastane morgunda kimliği belirsiz onlarca kişi mevcutmuş. Toplam 125 kişinin çoğunun yüzleri tanınmaz haldeymiş. Gazeteci Nidal Hamade tanıklığına göre ise Hama ve Hums’taki hapishanelerden hastanelere getirilenlerin çoğunda işkence izleri varmış. Cesetler genelde eski asker ve subaylara aitmiş. Bunlardan bir kısmı alnından vurularak öldürülmüş.

Hama’ya bağlı Arza köyünde katledilenler de Asi nehrine atılmış. Fahel beldesinde 58 Alevi köylü HTŞ militanları tarafından öldürülmüş. Şam’ın düşmesinden sonra kuşatmaya alınan 30 bin Suriyeli askerden hastane morglarına kaldırılanların vücutlarında işkence izleri görülmüş.

Kadınların değişmeyen kaderi

İktidar değişikliğinin hemen sonrasında Hums Üniversitesinden Profesör Raşa el Ali dâhil onlarca kadın rejim taraftarlarınca öldürülmüştür. İlaveten onlarca Alevi ve Hıristiyan kadının kaçırılışı video görüntüleriyle kanıtlanmıştır.

Hayatta kalan 70 yaşındaki bir kadının yerel medyaya aktardığına göre yaklaşık 100 –doktor, mühendis, öğretmen gibi- meslek sahibi kadın iktidar değişikliğinin hemen ardından sadece iki gün içerisinde İslamcı militanlarca kaçırılıp HTŞ’nin hükmettiği İdlib bölgesine cariye olarak götürülmüş ve esir pazarında satılmış, bazıları da İŞİD’in yaptığı gibi organ kaçakçılarına teslim edilmiştir.

Katliam fetvaları

Şam’daki Alevi katliamına yakından tanık olan Mazın isimli Hıristiyan genci anlatıyor: “Arabamın içinde sigara içiyordum. HTŞ kolluk kuvvetlerinden biri yanıma gelip Ramazan ayında niçin sigara içtiğimi sordu. Hıristiyan olduğumu söyleyince, elimdeki sigarayı çekip aldı ve ‘Bekleyin, sıra size de gelecek. Ama şu andaki önceliğimiz Alevileri ortadan kaldırmaktır” dedi.

Şam yönetiminin “size dokunulmayacak” yolundaki vaadine rağmen, yukarıdaki son tehdit ibaresi sosyal medyada yaygınlaştı; artık cihatçılar “sıra size de gelecek” sloganını paylaşmaya başladılar. Nitekim Temmuz 2025’de Dürzi toplumuna yönelik saldırıdan Hıristiyanlar da nasibi aldı. Toplamda Süveyda ve çevresinde 6 kilise yakıldı, Halid Mazhar isimli Evangelist keşiş ile aile efradı (13 kişi) imha edildi. Kimi tanıklara HTŞ adına şehre saldıran bazı militanlar IŞİD sembollerini sokaklarda dolaştırıyorlardı.

Hal böyle olunca IŞİD cihatçılarıyla IŞİD militanları arasındaki farklar fiilen azalmış oldu. İkisini ayıran çizgi bulanıklaştı.

Çıplak gerçeği üç ibretlik örnekte görmek mümkün: Şam’ın düşmesiyle birlikte dört bir yanı istila eden Selefiler “Aleviler Tabuta, Hıristiyanlar Beyrut’a” naraları atıyorlardı.

Doğrusu, iç savaşın başlangıcında Hama ve Hums’ta bulunduğum sırada, bu sloganın yazılı halini duvarlarda görmüştüm. Silahlı iç savaş henüz başlamamışken İslamcıların sloganı “El Savra El Silmiye” (Sivil İtaatsizlik, Sivil İsyan) idi. Bir süre sonra yine aynı bölgelerde dolaşırken bu kez mezhepçilik ön plana çıkmıştı. “El Savra El Sünniye” (yani Sünni Devrim”) sloganı rağbetteydi.

HTŞ’nin iktidara gelişinden bu yana da Emevilik ön plana çıkarılmakta; o döneme ait mezhepçi söylemler ile baskı politikaları başta Colani olmak üzere geçici Suriye hükümetinin ana çizgisi haline gelmiştir.

Sebebi şudur: Tarihsel arka planda bağnaz fetvalarıyla bilinen Ortaçağ din adamı İbn Teymiye’nin mezhepçilik ve cihat hakkındaki katı söylemleri, günümüz Selefi militanlarınca rehber kitabı niteliğindedir.

İç savaşı sırasında ise fanatik mezhepçi Şeyh Adnan el Arur, Riyad’daki El Wisal TV kanalındaki bir konuşmasında üstü örtülü ölüm fetvası vermişti: “Ey Aleviler! Allah adına yemin ederim ki, sizleri lime lime edip etinizi köpeklere atacağız. Ey cemaat, cihada koşun, Allah sizleri Alevi toprakları ile kadınlarıyla mükâfatlandıracaktır!”

Benzer bir çağrı da Selefi İmam Yasin El Acluni tarafından yapılmıştı. “Alevi ve Dürzi kadınları sizlere helaldir. Ancak onlarla nikâhlanmak olmaz. Evlenmeden, onları istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.”

İşte bu fetvalar, daha sonra Arap dünyasındaki Selefilerce örnek alındı; her türlü zorbalık, baskı, öldürme ve vahşete yal açtı.

Öldür ama videolarını paylaşma!”

Vahşet videolarının paylaşılmasından sonra özellikle de Batı kamuoyunun tepkilerinden sonra Huzeyfe Azzam ve Ebu Mahmud el Sus gibi HTŞ komutanları bu tamimi yayınladılar. Ondan sonra katledilenler hakkında “Eski rejimin artıklarını temizleme” deyimi kullanılır oldu. Böylelikle suç delillerini saklamış oldular.

Şam’ın düşmesinden sonra Suriye resmi televizyonuna ilk çıkan Ebu Mahmud el Sus, Aralık 2024’te “Suriye halkı yekvücuttur, ayrılamaz!” demesine rağmen 13 Ocak 2025’te taraftarlarına şöyle sesleniyordu:

“Uyarımızdır! Bir şey yapmak istediğinizde asla kayda geçmeyin, geride iz bırakmayın. Asla kendinizi teşhir edip ele vermeyin. İstediğinizi yapın ama görüntüsüz olsun. Çünkü bunlar devrimi ve devrimcileri rezil rüsva eder. Sonradan başımızı ağrıtır. Ben, size burada Esat rejiminden geride kalanların tümünü ortadan kaldırma iznini veriyorum. Hiç kimse sizi bunu yapmaktan alıkoyamaz.”

Devletler katliamlarla değil, bölgedeki çıkarlarıyla ilgilenir.

Yerli ve yabancı medya organlarında Suriye’de azınlıklara, bilhassa Aleviler ile Dürzilere yönelik her türlü mezalim ve katliamlara ilişkin haberler yapmakla birlikte Batılı ve Orta Doğulu yetkililer çıkarları uğruna bunları görmezlikten, duymazlıktan gelmektedir.

Arada bir söz konusu trajik olayları kınayıp sözde mahkûm etmekle birlikte bölgedeki başat aktörlerin (ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, S. Arabistan, Mısır, Türkiye) görünüşü kurtarmaktan başka yaptıkları bir şey yoktur. Tam tersine, bu tür toplumsal felaket ve faciaları bir kenara not eden söz konusu ülke yetkilileri, HTŞ komutanı ve Şam’daki iktidarın başı Ahmed Şara yönetimini sağlamlaştırıp güçlendirmeyi planlamaktadır. Zira jeopolitik hesaplar açısından Suriye’deki iktidarın ayakta durması siyasi, ekonomik, stratejik ve güvenlik bakımından daha öncelikli ve faydalı görülmektedir.

Katliam olayları da gerektiğinde uluslararası güçlerin çizdikleri yoldan çıkma ihtimaline karşı, icabında Şara iktidarını sıkıştırmaya yöneliktir.

Bu acı gerçek, Diyaspora’da bulunan Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazal Gazal’ın The Cradle Arabic gazetesinin 26 Aralık 2025 tarihli nüshasında Ağid Hicazi imzasıyla yayımlanan söyleşisinde dolaylı biçimde dile getirilmiştir:

“Arap Alevilerine yönelik katliam ve mezalimin durdurulması için Birleşmiş Milletler, Arap dünyası ve Batılı ülkelere yapılan başvurular, henüz somut bir adım atılabilmiş değildir. Sadece Fransa, belli ölçüde bu meseleyle ilgilenmiştir.”

21 Aralık 2025 tarihli makalemde vurgulayarak yazmıştım:

“Mevcut durumun farkında olan ülkelerden biri olan İngiltere Dışişleri ve Kalkınma Ofisi (FCDO), 16 Aralık 2025’te Suriye’deki geçiş sürecinde insan hakları ihlallerine karıştığı tespit edilen isimlere yönelik kapsamlı bir yaptırım paketi açıkladı.

Bu hamle, Aralık 2024’te Esad rejiminin devrilmesinin ardından kurulan yeni düzende “adalet ve hesap verebilirlik” mesajı olarak yorumlandı.

İngiltere tarafından hazırlanan yeni yaptırım listesi, Suriye’deki iç savaşın farklı cephelerinde yer almış geniş bir aktör yelpazesini kapsıyor. Yaptırım uygulanan gruplar şöyle: 1-Hamza Tümeni (Fırkatü’l Hamza), 2-Sultan Murat Tümeni, 3-Sultan Süleyman Şah Tümeni.

Grupların yanı sıra, sahadaki operasyonları yöneten kritik isimler de kişisel yaptırım kıskacına alındı. Kamuoyunda “Ebu Amşa” lakabıyla tanınan Muhammed Hüseyin Casım ve “Ebu Bekir” olarak bilinen Seyfettin Bolat’ın yanı sıra Mikdad Luey Fatiha ve Gays Süleyman Delle, İngiltere’nin mal varlıklarını dondurduğu ve seyahat yasağı getirdiği üst düzey figürler arasında bulunuyor.

Bu komutanlar, özellikle Mart 2025’te Suriye’nin kıyı bölgelerinde (Lazkiye ve Tartus) Alevi toplumuna yönelik gerçekleştirilen kanlı saldırılara ve mezhepçi şiddet olaylarına karışmakla suçlanıyor.”

Bunu yapan İngiltere, aynı zamanda aralarında İngiltere’nin Suriye Özel Temsilcisi Ann Snow’un da bulunduğu diplomatlarını, 17 Aralık’ta Suriye’nin yeni yönetimini desteklemek üzere Ahmed Şara ile buluşmak üzere göndermişti.

Öte yandan İngiltere’nin yaptırım listesindeki isimler ve örgütlerin Türkiye tarafından desteklenip himaye edildiği bilinmektedir. Bu durumda Türkiye’nin, yerli yersiz diline doladığı “DSG terör örgütü” ithamını, yukarıda isimleri geçen örgütleri tanımlamak niçin kullanmadığı ilginç değil mi? Ayrıca İngiltere, anılan örgütlerin faaliyetleri konusunda Ankara yönetimini uyarmış mıdır? Sanmıyorum.

Bütün bu gelişmelerden hareketle Alevi ruhani önderi Gazal, şöyle demişti: “Colani Batı kamuoyuna hoş görünmek için Alevi kanat önderleriyle şeklen buluşarak kameralara görüntü verip yayınlattı. Ama Alevi taleplerini almadı. Dolayısıyla bizler biçimsel buluşmaları istemiyoruz. Halkın iradesine uygun adımlar atılmadıkça bu mesele çözülemez. Aleviler de diğer azınlıklar gibi haklarını savunup kendi kaderini belirlemelidir.”

Not: Colani ile IŞİD ve benzeri radikal Selefi örgütler arasındaki çekişmeleri başka bir yazıda ele alacağız

Bu yazı numedya24.com adresinden alınmıştır.

Fırat: Yayladağı’ndaki eyleme güçlü katılım çağrısı!

DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, 3 Ocak’ta “Suriye’de Alevi Soykırımını Durdurun!” talebiyle Yayladağı Sınır Kapısı’nda gerçekleştirilecek eyleme katılım çağrısında bulundu. Fırat, Suriye’de HTŞ’ye bağlı gruplar tarafından gerçekleştirilen Alevi soykırımı nedeniyle toplumda artan tepkilere dikkat çekti.

Alevi Bektaşi Federasyonu ve birçok sivil toplum kuruluşunun öncülüğünde düzenlenecek eylem, 3 Ocak saat 14:00’te Yayladağı Sınır Kapısı’nda yapılacak. “Alevi soykırımına karşı susmuyoruz!” sloganıyla bir araya gelecek olan katılımcılar, bu duruma karşı ortak bir ses yükseltmeyi amaçlıyor.

Fırat, sosyal medya üzerinden paylaştığı video mesajında, tüm halkları eyleme destek vermeye davet ederek, “Suriye’de Alevi yurttaşlara yönelik katliamları protesto etmek için yarın saat 14:00’te Yayladağı Sınır Kapısı’nda olacağız,” dedi. Fırat, toplumun bir kesiminin cezalandırıldığını vurgulayarak, ayrımcılığa ve nefrete karşı durmanın önemine dikkat çekti.

Fırat, “Ses çıkarmayanlar, bu katliamların failleridir. Bu nedenle yarın hep birlikte, bu katliama karşı durmak için orada olacağız,” ifadelerini kullandı. Eylem, Alevi yurttaşlarının yaşadığı acılara dikkat çekmek ve inanç özgürlüğünü savunmak amacıyla düzenleniyor.

Crans-Montana’daki Facia Üzerine İsviçre Alevi Birlikleri’nden Açıklama

İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, Wallis kantonunda yer alan Crans-Montana’da yılbaşı gecesi meydana gelen patlama ve yangına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, olayın büyük bir üzüntüyle karşılandığı ifade edildi.

Patlama ve ardından çıkan yangında yaklaşık 40 kişinin yaşamını yitirdiği, 100’den fazla kişinin ise yaralandığı belirtildi. Yaralıların çoğunun durumunun ağır olduğu, olayın tüm yönleriyle araştırıldığı kaydedildi.

Federasyon, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken, yaralılara acil şifa temennisinde bulundu. Bu tür acı olayların toplumları derinden sarstığına dikkat çekildi.

Ayrıca, facianın tüm ayrıntılarıyla aydınlatılmasının ve benzer felaketlerin bir daha yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınmasının önemine vurgu yapıldı. Resmi makamların yapacağı açıklamaların dikkatle takip edileceği ifade edildi.

Açıklamanın sonunda, yaşanan acı karşısında dayanışma içinde olunduğu vurgulandı.

Alevilerden CHP’li isme sert tepki: ‘Korsan Cemevi’ ifadesi kabul edilemez!

CHP’li Bahçelievler İlçe Başkanı Danış Akpolat’ın, Bahçelievler Cemevi için kullandığı “Korsan Cemevi” ifadesi Alevi toplumunda büyük bir tepkiyle karşılandı. Bahçelievler Cemevi yönetimi, Akpolat’ın açıklamalarını kınayarak, Alevi toplumundan özür dilemeye davet etti. Cemevi yönetimi, ibadethanelerinin arka bahçe olarak kullanılamayacağını ve bu tür ifadelerin kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Bahçelievler Cemevi Başkanı Ufuk Emre Bektaş, cemevinin Alevi toplumunun inançsal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak için kurulduğunu belirtirken, bölgede 100 binin üzerinde Alevi nüfusunun bulunduğunu hatırlattı. Bektaş, CHP temsilcilerinin cemevine karşı olumsuz bir tutum sergilediğini ifade ederek, bu durumun seçim kayıplarını örtbas etme çabası olduğunu öne sürdü.

Bektaş, “Cemevimiz Alevilere bir lütuf değil, hak teslimidir” diyerek, Alevilerin kamu hizmetlerinden eşit şekilde yararlanma hakkına sahip olduğunu belirtti. Akpolat’ın cemevine yönelik bu ifadelerini en sert biçimde kınadığını söyleyen Bektaş, Alevi toplumunun hoşgörüsünü yanlış anladığını ifade etti.

Cemevi yönetimi, Akpolat’tan samimi bir özür beklediklerini dile getirirken, bu talebin karşılanmaması durumunda, cemevini ve yaşanan bu olayları topluma anlatacaklarını açıkladı. Bektaş, Bahçelievler Belediye Meclisi toplantısında konuyu geniş bir katılımla takip edeceklerini de sözlerine ekledi.

Hamit Karaoğulları: Suriye’deki Alevi soykırımına karşı sessiz kalmayacağız

AHAD-DER Başkanı Hamit Karaoğulları, Suriye’de Alevilere yönelik devam eden soykırıma dikkat çekmek için 3 Ocak’ta gerçekleştirilecek eyleme katılım çağrısında bulundu. Yayladağı Sınır Kapısı’nda yapılacak eylemde, HTŞ ve ona bağlı çetelerin Alevi halkına yönelik saldırılarının soykırım boyutuna ulaştığına vurgu yapıldı. Karaoğulları, dünya kamuoyunun sessizliğine karşı seslerini yükseltmek için herkesin bu eyleme destek vermesi gerektiğini belirtti.

Karaoğulları, “Suriye’deki Alevi katliamını dillendirmek, hak ve hakikati haykırmak için görmeyen, duymayan ve konuşmayan dünya kamuoyuna bir kez daha seslenebilmek adına Yayladağı sınır kapısında olalım” ifadelerini kullandı. Alevi kurum ve örgütlerinden gelen çağrılarla birlikte, eyleme katılımın artması bekleniyor.

Bu eylem, Alevilerin maruz kaldığı katliamlar karşısında sessiz kalınmaması gerektiğini vurgulamak amacıyla düzenleniyor. Alevi toplumu, dünya genelinde bu konuyla ilgili duyarlılığın artırılmasını talep ediyor. Eylem, Cumartesi günü saat 14.00’te gerçekleştirilerek, Alevi halkının haklarının korunması adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Suriye’de Alevilere Yönelik Katliamlar Protesto Edilecek 3 Ocak Cumartesi günü saat 17.00’de İstanbul Kadıköy’de bulunan Kalkedon Meydanı’nda

0

Suriye’de Alevilere yönelik süren saldırılar ve katliamlar kamuoyunda derin bir tepki yaratırken, Alevi kurumları İstanbul’da ortak bir eylem çağrısı yaptı. Yapılan çağrıda, Suriye’de Alevi halkının sistematik şiddet, katliam ve zorla yerinden edilme politikalarıyla karşı karşıya olduğu vurgulanarak, uluslararası kamuoyunun sessizliğine dikkat çekildi.

Kadıköy’de Ortak Eylem

Aralarında Alevi Bektaşi Federasyonu,  İstanbul Arap Alevi Meclisi, Türkiye Alevi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği  ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’’nın da bulunduğu Alevi kurumları, 3 Ocak Cumartesi günü saat 17.00’de İstanbul Kadıköy’de bulunan Kalkedon Meydanı’nda bir araya gelerek basın açıklaması ve protesto gerçekleştirecek. Eylemde, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların son bulması, faillerin yargılanması ve Alevi halkının can güvenliğinin sağlanması taleplerinin dile getirilmesi bekleniyor.

“Katliamlara Sessiz Kalmayacağız”
Alevi kurumları, Suriye’de yaşananlara karşı sessiz kalmayacaklarını belirterek, tüm duyarlı kesimleri Kadıköy’de yapılacak eyleme katılmaya ve Alevi halkıyla dayanışmayı büyütmeye çağırdı.

İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu’ndan Crans-Montana’daki Facia İçin Açıklama Alevitische Union Europa E.V

İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, İsviçre’nin Wallis kantonunda bulunan Crans-Montana’da yılbaşı gecesi meydana gelen patlama ve yangına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, yaşanan olayın derin bir üzüntüyle karşılandığı belirtildi.

Yaklaşık 40 Kişi Hayatını Kaybetti
Basında ve resmi kaynaklarda yer alan bilgilere dikkat çekilen açıklamada, patlama ve ardından çıkan yangında yaklaşık 40 kişinin yaşamını yitirdiği, 100’den fazla kişinin ise yaralandığı ifade edildi. Yaralıların büyük bölümünün durumunun ağır olduğu vurgulanırken, olayın halen yetkililer tarafından tüm yönleriyle araştırıldığı kaydedildi.

“Ailelere Sabır, Yaralılara Acil Şifa”
İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, açıklamasında hayatını kaybedenlerin ailelerine sabır dileklerini iletirken, yaralılara acil şifalar temennisinde bulundu. Bu tür acı olayların toplumları derinden sarstığına dikkat çekildi.

Yetkililere Önlem Çağrısı
İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, facianın tüm ayrıntılarıyla aydınlatılmasının önemine vurgu yaparak, benzer felaketlerin bir daha yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınmasını umut ettiklerini ifade etti. Açıklamada, resmi makamların yapacağı açıklamaların dikkatle takip edildiği belirtildi.

Dayanışma Mesajı
Açıklamanın sonunda, İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu’nun yaşanan acı karşısında dayanışma içinde olduğu vurgulanarak, kamuoyuna saygıyla duyuruda bulunuldu.

Haber alevihaberagi.org adresinden alınmıştır.

Pir Hasan Kılavuz: 2026, barış ve kardeşliğin yılı olsun!

2026 Yılı Barış ve Kardeşlik Yılı Olsun

Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, yeni yıl mesajında 2026 yılının barış, birliktelik ve kardeşlik dolu bir yıl olmasını diledi. Kılavuz, 2025 yılında yaşanan sıkıntıların ve öfkenin 2026’da sona ermesini temenni etti.

Kılavuz, Gağan ayının önemine vurgu yaparak, “Gittiğimiz her ziyarette bir mum yakarız. Yoksulluk, dargınlık ve kırgınlık bitsin; topraklarımız bereketli, pınarlarımız dolu olsun” dedi. Bu dileklerin tüm insanlık için huzur getirmesi umudunu paylaştı.

Yeni yılın, insanların barınaksız ve doğanın yoksul kalmadığı bir yıl olmasını temenni eden Kılavuz, Hızır’ın tüm insanlığa huzur getirmesi dileğiyle yeni yılını kutladı. Barış ve kardeşlik vurgusu ile toplumsal birliğin önemini bir kez daha hatırlattı.

Suriye’deki Alevi Katliamlarına Karşı Ses Veriyoruz!

Suriye’de Alevilere yönelik artan saldırılar ve katliamlar, Alevi kurumlarının İstanbul’da ortak bir eylem çağrısı yapmasına neden oldu. Yapılan açıklamalarda, Alevi halkının sistematik şiddet, katliam ve zorla yerinden edilme politikalarına maruz kaldığına dikkat çekildi. Ayrıca, uluslararası kamuoyunun sessizliğine vurgu yapılarak, bu duruma karşı harekete geçilmesi talep edildi.

İstanbul Arap Alevi Meclisi, Türkiye Alevi Federasyonu ve Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu gibi çeşitli Alevi kurumları, “Suriye’de Alevi Soykırımını Durdurun” ifadeleriyle bir görsel çağrı yayımladı. Bu çağrıda, yaşananların insanlığa karşı bir suç olduğu belirtildi.

Kurumlar, 3 Ocak Cumartesi günü saat 17.00’de İstanbul Kadıköy’de bulunan Kalkedon Meydanı’nda bir araya gelecek. Eylemde, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların sona ermesi, faillerin yargılanması ve Alevi halkının can güvenliğinin sağlanması gibi talepler dile getirilecek.

Alevi kurumları, uluslararası insan hakları kuruluşlarına yönelik de çağrıda bulundu. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, Suriye’deki durumu yerinde inceleyerek acil koruma mekanizmalarının devreye sokulması gerektiği ifade edildi. Açıklamada, sessiz kalmanın suça ortak olmak anlamına geldiği vurgulandı.

Son olarak, Alevi kurumları, Suriye’de yaşananlara karşı duyarlı kesimleri Kadıköy’deki eyleme katılmaya ve Alevi halkıyla dayanışmayı büyütmeye davet etti. Bu eylem, Alevi halkının yaşadığı trajediye dikkat çekmenin yanı sıra, uluslararası kamuoyunun da sürece dahil edilmesi açısından büyük önem taşıyor.

Aykol’un cenaze töreni detayları belli oldu!

Yaşamını yitiren gazeteci Hüseyin Aykol için cenaze töreni 2 Ocak’ta Ankara’da gerçekleştirilecek. 14 Ekim 2025’te geçirdiği beyin kanaması sonrasında 1 Ocak’ta hayata veda eden Aykol, özgür basın mücadelesinin önemli isimlerinden biriydi.

Aykol’un cenaze töreni, 2 Ocak’ta saat 10.30 ile 12.30 arasında Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’nde yapılacak. Törenin ardından, Aykol saat 14.00’te Karşıyaka Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanacak.

Cenaze töreninin ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde taziye kabul edilecektir. Aykol, 70 yaşında hayata veda ederken, geride bıraktığı eserleri ve mücadeleleriyle anılmaya devam edecektir.