Ana Sayfa Blog Sayfa 396

Tekirdağ’da gözaltına alınan 24 HDK’liden 21’i tutuklandı

Tekirdağ’da gözaltına alınan 24 HDK’liden 21’i tutuklandı. Tutuklamaya tepki gösteren HDK Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek, Kürtçe’nin ve HDP üyeliğinin de suçlama konusu yapıldığını paylaşarak, ’28 Mayıs günü bu darbeci akıldan hesap soracağız. An olsun ki bu ceberut yapıyı devireceğiz’ dedi

Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında 23 Mayıs’ta birçok kentte yapılan ev baskınlarında 24 kişi gözaltına alındı. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) bünyesinde yer alan siyasi parti ve sivil toplum örgütü üye ve yöneticilerinin yer aldığı 24 kişi Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Burada “örgüte üye olmak” iddiasıyla beyanlarına başvurulan isimlere, daha önce HDK hakkında Tekirdağ’da başlayan bir soruşturma kapsamında yapılan baskınlarda el konulan belgelerde isimlerinin yer alması ve siyasi faaliyetleri suçlama konusu yapıldı. Savcılıkta ifadeleri alınmak üzere Tekirdağ Adliyesi’ne ve tutuklama sevk edilen 21 isim tutuklandı, diğer isimler ise serbest bırakıldı.

Tepki gösterdi

Tutuklama kararı ardından HDK Eş Sözcüsüleri ve Yeşil Sol Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, Esengül Demir, avukatlar ve aileler basın açıklaması yaptı. Tutuklama kararına işaret eden Çiçek, “Burada bir tiyatroyu gördük. Bu tiyatro ile ilk defa karşılaşmıyoruz. Amaçlarının ne olduğunu biliyoruz. Her şeyden önce hukukun ilkelerine inanan birisi olarak söylüyorum; ‘dosyada gizlilik kararı var’ deniliyor, avukatlara kısıtlanıyor ancak havuz medyası manşet atıyor. Gözaltındaki isimler hedef gösteriliyor. Varlık gerekçemiz hukuk dışına çıkmış, iktidarını ayakta tutmak için hukuku araçsallaştıran bu mantığı tarihin çöp sepetine göndereceğiz. Onlar da bundan korkuyorlar. Gizlilik kararına rağmen medyaya servis ediyorsanız her şeyden önce yasalarınıza karşı saygısızsındır. Kendi yasalarınızın dışına çıkan sizlersiniz” diyerek, tepki gösterdi.

‘Kürtçe biliyor musunuz?’ diye sordular

Suçlamalara değinen Çiçek, gözaltında bulunanlara, “Kürtçe biliyor musunuz?” diye soru sorulduğunu söyledi ve sert tepki gösterdi. Çiçek, “Anket mi yapıyorsunuz? Seçim anketi mi yapıyorsun? Bir dili bilip bilmemek ile bu dosya arasındaki ilet nedir? ‘İngilizce, Türkçe, Almanca biliyor musun? ’ diye soruyor musun?” diyerek, tepki gösterdi. Kürtçenin kriminalize edildiğine dikkat çeken Çiçek, “Türkiye’de; bakın arkamda Adalet Sarayı yazıyor. Adaleti çıkarın, saray kaldı. Her yer sarayın zihniyeti ile üretiliyor. Bir yargılamada Kürtçe diye soru soruyorsanız siz Kürt sorunu var diyorsunuz. Sizin Kürt dili, kültürü ve halkı ile bir sorunuz var. Siz bu halka diz çöktüremiyorsunuz. Öfkeniz buradan geliyor” diye kaydetti.

HDP suçlama konusu

Halkların Demokratik Partisi (HDP) üyeliğinin de suçlama konusu yapıldığını paylaşan Çiçek, “Seçimde kaybetmekten korkanlar Kürt halkından, demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürütenlerinden korkuyor. Bu sorular hırsızların, darbecilerin sorusudur. Kenan Evren hukukunda bile bu sorular sorulmazdı. 12 Eylül darbecileri ile hesaplaşacağız diyenlere söylüyorum; 12 Eylül darbecileri bile bu soruları sormadı” diye konuştu.

‘Biz buradayız, gidici olan sizlersiniz’

HDK toplantılarına katılmanın da suç olarak sayıldığını söyleyen Çiçek, “HDK’nin derdi ne? HDK bu ülkede huzur istiyor. Özgürlük, doğanın, emeğin hakkını istiyor. Kürt sorunun demokratik çözümünü istiyor. Bu sorunların çözümü işinize gelmiyor. Bu sorunlar çözümsüz kaldıkça siz paranıza para katıyorsunuz. Zenginliğinize zenginlik katıyorsunuz. Sorunlara çözülmedikçe iktidarınızı ayakta tutuyorsunuz. HDK, bu topraklarda demokratik mücadele yürüten bir yapıdır. Bu darbeci akla bir kez daha sesleniyoruz; biz buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz. Gidici olan sizlersiniz. Türkiye’nin her yerinde HDK vardır. Barış gelinceye kadar, doğanın hakkı gelinceye kadar, emeğin hakkı verilinceye kadar var olacağız” diye belirtti.

Yeşil Sol Parti olarak Tekirdağ’da oy yükselttiklerini belirten Çiçek, “Bu operasyon; bu mücadeleye yöneliktir. Korku budur. Onlara inat ev ev, sokak sokak, iş yeri iş yeri gezip insanları sandığa getireceğiz. 28 Mayıs günü bu darbeci akıldan hesap soracağız. An olsun ki bu ceberut yapıyı devireceğiz” şeklinde konuştu.

Gözaltına alınanların isimleri şöyle: “Servet Taşkın, Rahmi Diren, Cezmi Yaman, Turgut Haskan, Turgut Gökçe, Çetin Kale, Adnan Kurt, Ceylan Deniz Adıyaman, Senem Özbey, Zübeyde Karaoğlan, Mehmet Akyürek, Ayla Eroğlu, Ömer Faruk Kırnıç, Aytekin Bulut, Ayşe Yolkesen, Hilmi Karaoğlan, Seza Büyükkılıç, Sinan Göksel ve ismi öğrenilemeyen 2 kişi.”

HABER MERKEZİ

#Tekirdağda #gözaltına #alınan #HDKliden #21i #tutuklandı

JİTEM Davası: Tüm sanıklar beraat ettiyse 19 insanı kim öldürdü?

Ankara JİTEM Davası’nda Mehmet Ağır başta olmak üzere 19 sanık hakkında beraat kararı verilmesine karşı İHD’de yapılan açıklamada ‘Tüm sanıklar beraat ettiyse bu 19 insanı kim öldürdü?’ diye sorulurken, adalet mücadelesinin sürdürüleceği vurgulandı

Ankara ve çevre kentlerinde 1993-1996 yılları arasında Altındağ Nüfus Müdürü Abdulmecit Baskın’ın da aralarında olduğu 19 kişinin ölümüyle ilgili açılan JİTEM Davası’nın karar duruşması Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada, tüm sanıklar hakkında beraat kararı verildi. Söz konusu duruma karşı faili meçhul şekilde yaşamını yitirenlerin aileleri, avukatlar ve insan hakları savunucuları İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube’de basın açıklaması düzenledi. Açıklamada ilk olarak Avukat Öztürk Türkdoğan söz aldı.

Uzun zamandır Ankara JİTEM Davası olarak bilinen Mehmet Ağır ve arkadaşlarının Ankara’da 19 kişinin yargılandığı davada mahkemenin İstinaf Dairesi’nin esastan bozma kararına rağmen bir kez daha beraat kararı verdiğini anımsatan Türkdoğan, “Bu bizi bizi şaşırtmadı çünkü maalesef Türkiye’de cezasızlık politikası izleniyor ve bu yargıda bir kültür halini almış durumda ancak biz hakikat ve adalet mücadelesini sürdüreceğiz” dedi.

‘Türkiye’de hukuk sistemi adalet vadetmiyor’

Ardından söz konusu cinayetlerde babası Abdülmecit Baskın’ı yitiren Eren Baskın söz aldı. Baskın, şunları kaydetti: “Bu günkü karar çok fazla şaşırdığımı söyleyemem. Bunları biz daha önce de aktardık. Bir önceki mahkemede, daha önceki karar duruşmasında bir umudumuz vardı ama bugün gelinen noktada Türkiye sınırları içerisindeki hukuk sisteminin bizlere adaleti vaat etmediğini ve bunu bize uygulamayacağını gördük. Bu olumsuz havanın karşılığı olarak bizim mücadelemiz aslında bu gün başlıyor. Çünkü biz sevdiklerimizi nasıl ki faili meçhul bir cinayete kurban verdiysek bugün de sokaklarda bu faili meçhul cinayetlerle ilgili kimlerin suçlu olduğunu düşünüyorsak bunların ismini haykırmaya ve akıbetini sormaya devam edeceğiz. Mücadelemiz bugün tekrardan başlıyor. Bunun için de sokaklarda kayıp çocukları olarak sadece sevdiklerimizin akıbeti için değil bizim gibi 17 bin faili meçhul cinayete kurban giden insanlarımızın çocukları için bu mücadeleyi vereceğiz. Bütün insanların yarası için bu mücadeleyi vereceğiz ve başka insanların kendi babalarının, sevdiklerinin akıbetini aramak zorunda kalmayacağı bir ülke yaratmak için bu mücadeleyi verecek, sokaklarda olmaya devam edeceğiz.”

‘Mahkeme ‘Bizim adliyelerimizden herhangi bir adalet beklemeyin’ dedi’

Ardından söz alan ve yine söz konusu olaylarda babası Yusuf Ekinci’yi kaybeden Avukat Sertaç Ekinci şöyle konuştu: “Dosyada maddi ve çok ciddi deliller olmasına rağmen mahkeme bunları araştırmaktan imtina etti. Evrensel hukuk kurallarına aykırı hareket etti. Mahkemenin bugün söylediği ‘Bizim adliyelerimizden herhangi bir adalet beklemeyin’ oldu. Bunu sadece bize söylemiyor bu ülkenin ciddi bir nüfusunu oluşturan Kürt nüfusuna bunu söylüyor. Kürt halkının bu anlamdaki adalet arayışı devam edecek. Adalet bulununcaya kadar sonuçlanmayacak. Biz adaleti hukuk çerçevesinde buluncaya kadar mücadelemizi devam ettireceğiz.”

Daha sonra Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan söz aldı. Söz konusu yargılamanın kayıp yakınlarının mücadele ve ısrarı ile başladığına dikkat çeken Özdoğan, “Bu mücadele sadece yargıyla değil siyaseten de yürütülmeli. Bu dosyada yargılanan sanıkların bir kısmı hala devletin önemli mekanizmalarının içinde yer alan kişiler. Dolayısıyla bizim gördüğümüz süreç de yargısal bir süreç değil politik bir süreç. Hala devletin içerisinde bu mekanizmaların yürütüldüğünü gösteren bir gün de oldu mahkemenin tavrı. Biz mahkemenin değil devletin içerisindeki bazı mekanizmaların tavrını ve durumunu gördük. Beraat kararları bunu gösteriyor. Bu mücadele ne siyaseten ne hukuken bitecek bir mücadele değil. Bizler de HDP hukuk komisyonu olarak bu davaların takipçisi olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

‘Tüm sanıklar beraat ettiyse bu 19 insanı kim öldürdü?’

Açıklamada son olarak Hafıza Merkezi’nden Esra Biber söz aldı. Dava açılma süreçlerini anımsatan Biber, daha sonra açılan davaların beraat ve zamanaşımı kararları ile sonuçlandığını hatırlattı. Biber, “12 davayı başından sonuna takip ederek hepsinde ortak sorunlar gözlemledik. Bunların başında davaların birbiri ile irtibatlandırılmaması geliyor. 12 Davadan 9’u kapatılmış oldu. 3 Dava devam ediyor. Bu üç davada hem zaman aşımına çok yakın ve bunlarla ilgili de beraat kararı verileceğini tahmin ediyoruz. Bunlar insan hakları ihlalleri ile yüzleşilmediğini gösteriyor. Cezasızlık cezasızlığı getiriyor. Mehmet Ağır ve diğer sanıkların hepsi beraat ettiyse bu 19 insanı kim öldürdü” diye sordu.

HABER MERKEZİ

#JİTEM #Davası #Tüm #sanıklar #beraat #ettiyse #insanı #kim #öldürdü

Avrupalı heyetten MKGP ve DFG’ye ziyaret

İsviçre’den aralarında gazetecilerin, siyasetçilerin de olduğu bir heyet, MKGP ve DFG’ye ziyarette bulundu.

İsviçre’den aralarında gazeteci, aktivist ve siyasetçilerin de olduğu heyet, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’ni (DFG) ziyaret gerçekleştirdi. DFG’nin Amed’deki binasına yapılan ziyarette heyeti, dernek ve platform yöneticileri karşıladı.

Baskılara dikkat çekildi

Ziyarette heyet üyeleri Kurdistan’da gazeteciliğe dair sorular yöneltti. Heyeti, Kurdistan’daki basına yönelik baskılara dair bilgilendiren gazeteciler, Özgür Basın’ın iktidar çizgisinde yayın yapmadığı için hedef alındığına, gazetecilerin “örgüt üyeliği” ya da “örgüt propagandası” gibi gerekçelerle yargılandıklarını kaydetti.

Dayanışmanın önemi vurgulandı

Heyete bilgi veren DFG Genel Sekreteri Cuma Daş, tutsak edilen gazetecilerin durumuna dikkat çekerken, dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Amed’de 16 Haziran 2022’de tutuklanan gazetecilerin sürecine de değinen Cuma, uluslararası kurumların göstereceği dayanışmanın, 11 Temmuz’da görülecek duruşmada önemli olduğunun altını çizdi.

‘Baskı var ama mücadele de var’

Ardından Kürt kadın gazetecilerin çalışma koşullarına dair konuşan MKGP üyesi Gülşen Koçuk, baskılara dair konuştu. Kürt kadın gazetecilerin hedef alınmasına karşı platformun kurulduğunu belirten Gülşen, Kurdistan’da gazetecilerin tüm baskılara rağmen direnmesinin değerli olduğunu dile getirdi. Gülşen, “Burada JINHA ile başlayan süreçte hem meslektaşlarımızın cinsiyetçi yaklaşımlarına hem de iktidarın baskılarına karşı mücadele verdik. Bugün kullanılan Kürt kadın gazeteci kimliği, bu mücadelenin sonucunda oluştu. Hala tutuklu olan arkadaşlarımız var ama bizim mücadelemiz de var” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#Avrupalı #heyetten #MKGP #DFGye #ziyaret

Kocaeli’de şüpheli kadın ölümü

Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde Yeliz A. adlı kadın, şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş halde bulundu

Kocaeli’nin Gölcük ilçesi Piyalepaşa Mahallesi’nde yaşayan Yeliz A. (34) adlı kadın, evde şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Bölgeye sevk edilen sağlık ekipleri, Yeliz A.’nın hayatını kaybettiğini belirledi. Yeliz A.’nın cenazesi, incelemenin ardından Necati Çelik Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

Yakınları tarafından teslim alınan Yeliz A.’nın cenazesi, Kavaklı Sanayi Camisi’nde kılınan namazın ardından 17 Ağustos Mezarlığı’nda toprağa verildi.

HABER MERKEZİ

#Kocaelide #şüpheli #kadın #ölümü

Kürt siyasetçi Dorak 17 yıl sonra tahliye

Kürt siyasetçi Sima Dorak, 17 yılın ardından tutulduğu Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye oldu

Demokratik Toplum Partisi’nde (DTP) çalışan Sima Dorak, 2007 yılında “örgüte yardım” iddiasıyla hakkında açılan davada 15 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılmış ve tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Dorak, 17 yılın ardından tahliye oldu.

Dorak, cezaevinden çıktıktan sonra gittiği Adana’nın Ceyhan ilçesinde ailesi ve arkadaşları tarafından karşılandı.

HABER MERKEZİ

#Kürt #siyasetçi #Dorak #yıl #sonra #tahliye

Mexmûr ablukasının sonlandırılması için BM ile görüşme

Mexmûr Kampı’na yönelik ablukanın sonlandırılması için BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’yle görüşen heyet, BM’den kamp sakinlerinin güvenliği için bölgeye giderek denetleme yapmalarını istedi

Irak ordusunun 20 Mayıs’tan bu yana Mexmûr Kampı’na yönelik ablukasının sonlandırılması talebiyle bir heyet Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR – United Nations High Commisioner for Refugees) ile görüşme gerçekleştirdi.

İsviçre Abdullah Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi başkanı, Uluslararası Kimyasal Silahlarla Mücadele İnisiyatifi başkanı ayrıca Ticino kantonu AL Milletvekili olan Dr. Beppe Savary, İsviçre Demokratik Kürt Konseyi (CDK-S) Dışilişkiler üyesi Ahmet Yaman ile Ramazan Baytar’ın yer aldığı heyet, UNHCR Ortadoğu ve Afrika Temsilcisi Alexander Tyler’la görüştü.

Askeri kampa çevirmek isteniyor

Heyet adına Alexander Tyler ile yapılan görüşmede Mexmûr Kampı’na tel örgüler çekilerek, askeri kulübelerin inşa edildiği, Mexmûr’un sivil mülteci kampından ziyade daha çok askeri bir kampa çevrilmeye çalışıldığına dikkat çekildi. Ablukadan başta Irak hükümetinin sorumlu olduğuna dikkat çekilen görüşmede Mexmûr halkının güvenliğinin tehdit altında olduğuna dikkat çekildi.

‘Irak sorumluluğunu yerine getirmiyor’

Yapılan görüşmeye ilişkin heyet, basın açıklaması düzenledi. Yapılan açıklamada görüşmeye ilişkin Ramazan Baytar şunları dile getirdi: “Sayın Alexander Tyler ile yaptığımız görüşmede Mexmûr halkının güvenliğinden sorumlu Irak hükümetinin bu sorumluluğu yerine getiremediğini söyledik. DAİŞ gibi örgütlenmelerin bulunduğu bir yapılanma bölgede varlığını devam ettirmektedir. Bölgesel düzeyde farklı azınlık ve dinsel gruplar bölgede olup kendi içlerinde çatışma halinde bulunmaktadır. Uluslararası hegomonik güçlerin de çatışma zemini olan bölgede ayrıca kamp sakinlerinin güvenliği Irak Ordu güçleri tarafından sağlanamamaktadır.”

‘BM bölgede denetleme yapabilir’

Irak ordusunun ablukası ve Mexmûr’a yönelik ambargosunu kabul etmediklerini Tyler’a ilettiklerini söyleyen Baytar, “UNHCR’nin BM’ye bağlı Mexmûr halkının yaşadığı kampta halkın güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğunu hatırlattık” dedi. Görüşme heyetinde yer alan Dr Savary de bir dönem Irak bölgesinde bulunduğunu, yine bölgede kimyasal silah kullanımının araştırılması için heyette bulunduğunu söyledi. Savary, “Cenevre Konveksiyonlarının öngörmüş olduğu esaslar kapsamında UNHCR kamp sakinlerinin güvenliği konusunda bölgeye giderek denetleme yapabilir. Biz de bu konuda kendi hukuklarını yerine getirmeleri bakımından bölgeye gitmeleri çağrısında bulunduk” diye konuştu.

‘Sorunların farkındayız’

Yapılan görüşme sonrası Alexander Tyler bölgede yaşanan sorunların farkında olduklarını söyledi. Heyetin taleplerinin dikkate alındığını dile getiren Tyler, heyet tarafından Mexmûr halkına yönelik uygulanan ambargoya ilişkin hazırlanan dosyayı teslim aldı.

HABER MERKEZİ

#Mexmûr #ablukasının #sonlandırılması #için #ile #görüşme

Buldan 28 Mayıs için ÖHD ve Amed Barosu’nu ziyaret etti

Seçim çalışmaları için Amed’e bulunan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, ÖHD ve Amed Barosu’nu ziyaret etti. Buldan burada sandıklara gitme çağrısı yaparken Amed Barosu 320 avuktala sahada olacaklarını belirtti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın, cumhurbaşkanı 2. Tur seçimlerine dair Amed’teki temasları sürüyor. Eş Genel Başkan Buldan, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) milletvekilleri Cengiz Çandar, Georga Aslan, HDP eski milletvekili Çağlar Demirel ve HDP PM üyesi Raci Bilici, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Şubesi ve Amed Barosunu ziyaret etti.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açık tanık Ümit Özdağ isimli şahsın beyanları üzerine gözaltına alınarak tutuklanan ve dün tahliye edilen avukatlara geçmiş olsun dileklerinde bulunan Buldan, savunmanın susturulamayacağını söyledi. ÖHD Şube Eşbaşkanı Rıza Polat ise, hak ve hakikat mücadelesi vermeleri nedeniyle her dönem saldırıya maruz kaldıklarını söyledi. Polat, hiçbir baskı ve engellemenin hak ve hakikat mücadelesini yürütmelerine engel olamayacağının altını çizdi.

Sandık çağrısı

Daha sonra Amed Barosu’na geçen Buldan ve beraberindeki heyeti, Amed Baro Başkan Yardımcısı Mehdi Özdemir karşıladı. Kritik bir seçim sürecinden geçtiklerini söyleyen Buldan, “2 gün sonra yapılacak olan seçimler hepimizin kaderini belirleyecek noktada. Diyarbakır’dan ikinci tur seçimlerine yönelik bir mesaj vermenin büyük önemde olduğunu düşündük. Kente gelerek halk ve kurumları ziyaret ediyoruz. Umarın 2 gün sonra da istediğimiz sonucu alırız. Umuyoruz istediğimiz sonucun çıkması ile yargı bağımsızlığın sağlanır. Her türlü haksız ve hukuksuzluğu uygulayan iktidarın göndermenin hepimizin isteği ve ümit ettiği şey. Bizler artık 2. Turu kazanmak için çaba sarf ediyoruz. Umarım hep birlikte Erdoğan’ın kaybetmesini sağlarız. Bu anlamda da herkesin sandığa giderek oyunu kullanma çağrısını Amed Barosu’ndan da yapmış olalım” diye belirtti.

Amed Barosu 320 avukatla sahada olacak

Baro başkan yardımcısı Özdemir, insan haklarını savunmaya devam edeceklerini ifade etti. 14 Mayıs’ta 250 avukatla seçim çalışmalarına katıldıkları bilgisini paylaşan Özdemir, ikinci turda ise 320 avukatla sahada olacaklarını belirtti.

Bir sonraki ziyareti, tarihi On Gözlü Köprüsü olan Buldan ve beraberindeki heyet, yurttaşlar tarafından çoşku ile karşılandı. Tarihi köprüde bulunan gençler ve Buldan, fotoğraf çekerek, davul zurna eşliğinde halay çekti.

Heyet, akşam depremzede olan iki aileye ev ziyaretinde bulunacak.

HABER MERKEZİ

#Buldan #Mayıs #için #ÖHD #Amed #Barosunu #ziyaret #etti

Rapor: Taliban kadın ve kız çocuklarına karşı insanlık suçu işliyor

Uluslararası Af Örgütü ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu hazırladığı raporda, Taliban’ın kadın ve kız çocuklara yönelik politikalarının, ‘insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçu’ olarak soruşturulması gerektiğini bildirdi

Uluslararası Af Örgütü ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu, “Taliban’ın kadınlara karşı savaşı: Afganistan’da insanlığa karşı işlenen bir suç olarak toplumsal cinsiyete dayalı zulüm” başlıklı raporunu yayınladı. Raporda, Taliban’ın kadınlara ve kız çocuklara yönelik şiddetli kısıtlamaları ve hukuksuz baskılarının, uluslararası hukuk uyarınca insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçunu da içeren suçlar yönünden soruşturulması gerektiği belirtildi.

Cinsiyete dayalı insanlığa karşı suç

Rapor, Taliban’ın kadınlar ve kız çocukların hakları üzerindeki aşırı sert kısıtlamalarının, hapsetme, zorla kaybetme, işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının; Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü Madde 7(1)(h) uyarınca insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçu teşkil edeceğine ilişkin hukuki inceleme içeriyor. Af Örgütü ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu, UCM savcılarının Afganistan’daki duruma dair devam eden soruşturmalarına, insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçunu da dahil etmesi gerektiği kanaatinde.

‘Adalete teslim edilsin’

Hak örgütleri ayrıca, diğer devletleri, uluslararası hukuk suçlarında sorumluluk taşıdığından şüphe edilen Taliban üyelerini adalete teslim etmek için evrensel yargı yetkilerini veya diğer hukuki araçları kullanmaya çağırdı.

Ağustos 2021 ile Ocak 2023 arası dönemi kapsayan raporun tespitleri, Uluslararası Af Örgütü’nün 2022 tarihli Ağır Çekimde Ölüm başlıklı raporu ile sivil toplum örgütleri ve BM makamlarının da aralarında bulunduğu kaynaklarca toplanan kanıtlara dayandırıldı.

‘Kadınlar ve çocuklar uluslararası korumaya muhtaç’

Afganistan’daki zulümden kaçan kadınların ve kız çocukların, aslında uluslararası korumaya ihtiyaç duyan mülteciler olduğu, raporda hukuki bir değerlendirme ile sunuldu. Raporun, “BM uzmanları ve kadın hakları gruplarının, insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçuna ilişkin adalet, hesap verebilirlik ve tazminat sağlanması için gerekli olan kararlı müdahalelerin zeminini kurma amacıyla yürüttüğü çalışmaları tamamlayıcı nitelikte olduğu” belirtildi.

Kız çocukların ve kadınların yaşadıkları

Raporda, kadınlar ve kız çocuklarının maruz kaldıkları ise şöyle sıralandı:

“* Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidarı ele geçirmesinden bu yana kadınlar siyasi görevlerden ve kamu sektöründeki çoğu işten dışlanıyor.

* Kadınlar ve kız çocuklar bir dizi uygulama ve duyuruyla ilkokul sonrası eğitimden dışlanarak üniversite öğrenimlerine devam etmeleri engellendi ve önlerindeki mesleki fırsatlar daha da daraltıldı.

* Taliban’ın toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten kurtulanlara yönelik kurumsal mekanizmaları ortadan kaldırması, Afgan kadınların ve kız çocukların haklarını cinsiyete dayalı olarak daha da zayıflattı.

* Kadınlara 24 Aralık 2022’de sivil toplum örgütlerinde, 4 Nisan 2023’te de BM bünyesinde çalışma yasağı getiren kararnameler, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığın diğer kanıtları.

* Kadınlara uzun mesafe yolculuklarda erkek refakatçiyle (‘mahrem’) seyahat etme zorunluluğu getirilmesi, gerekmedikçe evde kalmaları gerektiği yönündeki kararname ve Taliban’ın katı giyim kuralları, kadınların dolaşım özgürlüğünü ve kamusal alanda ne giyeceklerini seçme özgürlüğünü ihlal ediyor.

* Taliban’ın kadınlara ve kız çocuklara getirdiği ayrımcı kısıtlamalar, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi; Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi; Kadınlara Yönelik Her Türde Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme ve Çocuk Hakları Sözleşmesi dahil olmak üzere Afganistan’ın taraf olduğu birçok uluslararası sözleşmede yer verilen insan hakları korumalarını ihlal ediyor.

* Afgan kadınlar ve kız çocuklar Taliban üyeleri tarafından, fiili yetkililerin mahrem kısıtlamalarını ihlal ettikleri gerekçesiyle ve barışçıl protestolara katıldıkları için sözde “ahlak suçları” isnat edilerek keyfi olarak gözaltına alındı ve alıkonuldu.

* Taliban’ın suistimale dayalı, kısıtlayıcı politikalarını protesto eden kadınlar itaat etmeleri için aşırı güç kullanımı, hukuksuz gözaltı, işkence ve diğer türde kötü muameleyle karşı karşıya kaldı ve bu durum ifade, örgütlenme, barışçıl toplanma ve kamusal katılım haklarının ihlaliyle sonuçlandı.

* Taliban, barışçıl protestolara katılan kadınları ve kız çocukları keyfi gözaltı, alıkoyma ve zorla kaybetme yoluyla devamlı hedef aldı. Kadınlar alıkonuldukları sürede işkence ve diğer türde kötü muameleye maruz bırakıldı ve ‘itirafları’ veya bir daha protestolara katılmamaya söz verdiklerini beyan eden belgeleri imzalamaya zorlandı.”

HABER MERKEZİ

#Rapor #Taliban #kadın #kız #çocuklarına #karşı #insanlık #suçu #işliyor

Cumartesi Anneleri Davası’nda beraat kararı

Gözaltında kaybedilen yakınları için protesto eylemi yaptıkları için yargılanan Cumartesi Anneleri/İnsanları hakkında beraat kararı verildi

Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü dolayısıyla 30 Ağustos 2022 tarihinde Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda gerçekleştirmek istedikleri basın açıklamasına polisin saldırması sonucunda gözaltına alınan 14 Cumartesi Anneleri / İnsanları hakkında, “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere katılarak ihtara rağmen dağılmama” iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması görüldü.

Küçükçekmece 1’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmayı, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Musa Piroğlu, Oya Ersoy, Filiz Kerestecioğlu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Hafıza Merkezi ve Medya ve Hukuk Araştırmaları Derneği (MLSA) temsilcileri yanı sıra çok sayıda kişi izledi.

Hakim, kimlik tespitini yüksek sesle ayakta yaptı. Hakim, bir önceki duruşmada oluşturduğu ara karar gereğince getirilmesine karar verdiği Küçükçekmece Kaymakamlığı’nın yasak kararının dosyaya geldiğini paylaştı. Yargılanan Hüsnü Alkan, İHD üyesi olduğunu ve anayasal haklarını kullanmak için protesto eylemine katıldığını dile getirdi. Durumun insan hakları ihlali olduğunu dile getiren Alkan, bu duruma tepki göstermek için eyleme katıldığını ve bunun suç olmadığını ayrıca eyleme başlamadan polis tarafından ablukaya alındıklarını ve darp edilerek gözaltına alındıklarını ifade etti.

‘Tepki göstermek değil engellemek suç’

Söz alan Ferit Barut, suçlamaları reddettiğini söyledi. Anayasal haklarını kullandıklarını ancak haksız ve hukuksuz bir şekilde gözaltına alındıklarını dile getirdi. Gerçekleştirmek istedikleri etkinliğin engellendiğini, gözaltına alınıp kötü muameleye maruz kaldığını ardından ise haklarında dava açıldığını ifade eden Barut, sorumluların cezalandırılmasını gerektiğini kaydetti. Gözaltında kaybedilenlere işaret eden Barut, “Muhalifleri yok etmek, susturmak zorla kaybettirme suçu zaman aşımına tabi değildir. Buna tepki göstermek suç değildir. Aksine bunu engellemek suçtur” dedi.

Görüntüler izlendi

Bir önceki duruşmada olaya ilişkin görüntülerin duruşma salonunda izlenmesine dair verdiği kararı anımsatan hakim, protesto eyleminin engellenmesine dair görüntüleri duruşma salonunda izletti. Görüntülerde kitlenin topladığı ve polisin kitleyi ablukaya aldığı görüldü. Görüntülerde kitlenin polise tepki gösterdiği ve toplanma ve protesto etme haklarının olduğunu dair söylemlerde bulunduğu kaydedildi. Görüntülerde söz alan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak’ın, kardeşinin gözaltına alındığını ve daha sonra kemiklerinin Altınşehir Mezarlığı’nda bulunduğu ve bu nedenle protesto eylemi yapmak istediklerini ancak engellendiğini dile getirdi. Polise kayıp yakını olduğunu dile getiren Hanım Tosun da tepki gösterdi. Görüntülerde kitlenin ablukaya rağmen kayıplara ait olan fotoğrafları taşıdığı ve tepki gösterdiği görüldü.

Tehdit etti

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü Hanifi Zengin’in görüntülerde, “Gözaltına alınacaksınız. Kimliklerinizi hazırlayın. ” şeklinde tehditlerde bulunduğu ve ardından ise kitlenin gözaltına alındığı görüldü. Gözaltına alınan isimlerin konulduğu aracın önünü kesen Piroğlu’nun da ablukaya alındığı görüldü.

Duruşmada tanık olarak söz alan avukat Ahmet Cihan, olay günü orada olduğunu ve kamera görüntülerinin polise ait olduğunu dile getirdi. Polisin müdahalesine de işaret eden Cihan, durumun hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Kitlenin dağılacağına dair ifadeler kullandığını ve bunun polisin kamerasına dahi yansıdığını ancak buna rağmen polisin herkesi gözaltına aldığına dikkat çeken Cihan, “Bu tablo onlara yakışan bir tablodur. Müvekkillerimiz karara karşı direnmemiştir. Ayrıca Hanifi Zengin gözaltına almakla tehdit etmiştir. Gözaltı keyfi bir şekilde işlenmiştir” diye kaydetti.

Binlerce polis vardı

“Kitlenin dağılması için polis koridor oluşturdu mu?” diye soran yargılanan Besna Tosun’un avukatı Metin İriz’e yanıt veren Cihan, koridorun oluşturulmadığını ve polisin kitlenin dağılmasını da engellediğini ifade etti. Cihan, polisin dağılma için makul süre tanıdığına dair beyanda bulunduğu ancak bu süreye uyulmadığını da dile getirdi. Avukat Several Balıkaya, tanık Cihan’a zor kullanıp kullanılmadığına dair tanıklığının olmadığını sordu. Balıkaya’nın sorusu üzerine hakim, iddianın “Toplantı ve gösteri kanuna muhalefet etmek” olduğunu ve bu sorunun sorulmasının yargılamada bir etkisinin olmayacağını savundu ve sorunun sorulmamasına dair ara karar oluşturdu. Balıkaya, duruma tepki gösterdi. Balıkaya, kitlenin gözaltına alındığına dair kaç polisin müdahalede bulunduğunu sordu. Cihan, olağanüstü bir polis yığının olduğunu dile getirerek, “TOMA, gözaltı araçları ve binlerce polis vardı. Her yerde polis vardı. Mezarlığın bütün girişleri kapatılmıştı” dedi.

‘Yasak kararı hukuka aykırı’

Avukat olarak da söz alan Ahmet Cihan, yargılanan müvekkillerinin gözaltında kaybedilen yakınlarını aradığını paylaştı. Gözaltı işleminin yaşandığını güne de işaret eden Cihan, polis ablukasına işaret etti. Cihan, “Sanki bir savaş varmış gibi ve müvekkillerimiz de sanki düşmanlarıymış gibi davranıyorlardı” dedi. Cihan, kaymakamlığın kararının hukuka aykırı olduğunu ve bu kararın ifade ve düşünce özgürlüğünü sınırlandırıldığını, buna dair emsal kararların ve AYM kararlarının da olduğunu, buna rağmen müdahale olduğunu ve bunun suç olduğunu kaydetti. Cihan, söz konusu polisler hakkında da suç duyurusunda bulunduklarını söyledi. Cihan, müvekkillerinin suç işlemediğini ve beraat kararı verilmesi gerektiğini ifade etti.

Duruşmada söz alan avukat Nermin Kaplan, polisin gözaltı işleminin bir amacının olduğunu ve bunun da uluslararası sözleşmelerde de hak olan toplanma ve gösteri yapma hakkının kriminalize etme çabası olduğunu dile getirdi. Kaplan, “Dışardan bakan birine ‘burada büyük bir suçlu var’ mesajı vermek isteniyor. Mafyalara ve kadın katillerine yönelik böyle bir şey görmüyoruz. Asıl suç hakka engel koyandır” ifadelerini kullandı.

Rüyasında bile arıyor

Gözaltında çocuğu kaybedilen Hanife Yıldız’ın avukat Ümmühan Kaya, Yıldız’ın çocuğu Murat Yıldız’ı 28 yıl önce ve 19 yaşındayken kendi eliyle karakola teslim ettiğini ve bir daha kendisinden haber alamadığını dile anımsattı. Devletin bu duruma ilişkin yanıt vermediğini ancak Yıldız’ı yargıladığını dile getiren Kaya, “Galatasaray Meydanı’nda, mahkeme salonlarında ve hatta rüyasında bile Murat’ı arıyor. Devlet bu insanları mağdur etmekten hiç çekinmiyor. Esasen bir suç yoktur. Kolluk birimi Anayasayı, kanunları tanımayan ve kendisini sınırsız yetkili görüp cezasızlık ile bu tarz davranışları tekrarlamasıdır” şeklinde konuştu.

Polisin işlediği suç örtbas edildi

Söz alan avukat Jiyan Kaya, iddianamede yer alan argümanların hukuk ile ilgisi olmadığını dile getirdi. Bir suç oluşmadığını ve iddianamede polisin işlediği suçun örtbas edildiğini ifade eden Kaya, şöyle konuştu: “Hanifi Zengin gözaltı kararı ile gelmişti. Ayrıca müvekkilim Hasan Karakoç’u da hedef göstermiştir. Ve şu anda adliye etrafında bulunan polislerden görevli bir şekilde bulunmaktadır. Müvekkilim gözaltında kaybedilen kardeşinin kemiklerinin bulunduğu yerde bir anma, açıklama yapmak istemiştir. Ancak hala mahkeme salonunda, adliye içinde ve dışında müvekkillerimiz kriminalize edilmektedir.

Söz alan avukat Davut Arslan, yargılanan isimlerin insan hakları savunucuları olduğunu ve Türkiye’nin insan hakları savunucularını kuruyacağına dair Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde yer alan bir bildirgeyi imzaladığını paylaştı. Arslan, müvekkillerinin bu nedenle korunması ve beraat etmesi gerektiğini dile getirdi.

Beraat kararı

Avukat Ballıkaya, “Kanuna uygun eylem, kanuna aykırı müdahale vardır” diyerek, sözlerine başladı. Polisin eyleme dair kaymakamlığa yazı yazdığını ve eylemin yasaklanmasına talep ettiğini, kaymakamlığın ise hiçbir araştırma yapmadan, “olur” dediğini dile getiren Ballıkaya, “Kararın tebliğ edilmesi gerekiyor ancak yapılmamış. Kaybedilen yakınlarına dikkat çeken anneler, yakınları kamu düzenini nasıl bozmuş oluyor? Kamu düzenini bozan, ihlal eden kaymakamlık ve polistir. Müvekkillerimizin anayasal hakları da engellenmiştir” diyerek, tepki gösterdi. İddianameye de işaret eden Ballıkaya, iddianamede kitlenin dağılıp dağılmadığına dair bir ibarenin de olmadığını dile getirdi. Polis ile kitle arasındaki konuşmalara da dikkat çeken Ballıkaya, “Bu nasıl bir nobranlık. Her halükarda gözaltına alacağını söylemek ne demek? Polisi müdürü Hasan Kararkoç’un giderken bağıracağını söylüyor. Nereden biliyor? Bunu nereden çıkarıyor?” diye sordu. Hasan Karakoç’un gözaltında kaybedildiğini anımsatan Ballıkaya, “Bir ülkede gözaltında kaybediliyorsa o ülkede demokrasi yoktur. Bu yargılamanın devam etmesi çok dramatik” diye kaydetti.

Avukatların beyanları ardından esas hakkındaki mütalaasını sunan iddia makamı, eylemin Anayasal hak kapsamında olduğunu belirterek, beraat talebinde bulundu. Söz alan avukatlar, beraat talebinde bulundu. Söz alan Hanife Yıldız, “Benim bu yaptığım suç ise bu suçu işlemeye devam edeceğim” dedi.

Kararını açıklayan mahkeme, tüm isimlere dair beraat kararı verdi.

HABER MERKEZİ

#Cumartesi #Anneleri #Davasında #beraat #kararı

Ankara Jitem Davası’nda tüm sanıklara beraat verildi

Ankara Jitem Davası’nda tüm sanıklar hakkında beraat karar verildi. Böylece dosyada yargılanan kalmadı

Ankara ve çevre kentlerinde 1993-1996 yılları arasında Altındağ Nüfus Müdürü Abdülmecit Baskın’ın da aralarında olduğu 19 kişinin ölümüyle ilgili açılan “JİTEM” davasının 7’nci duruşması Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi Eşaşkanı Şevin Kaya ve Türkiye Barolar Birliği (TBB) temsilcisi avukatların katıldığı duruşmayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi yöneticileri katıldı

İlk söz alanı iddia makamı önceki duruşmada okuduğu mütalaayı tekrar ettiğini dile getirdi.

Söz alan avukat Sertaç Ekinci, geçen duruşma okunan mütalaa ile duruşma zaptına işlenen metnin farklı olduğunu belirterek değişen mütalaaya karşı ek süre talep etti.

İddia makamı mütalaada değişen bir noktalama işareti dahi olmadığına dikkat çekerek mütalaayı tekrar okudu. iddia makamı sanıklar hakkında verilen beyanların çelişkili olduğuna ve yeni bir delil elde edemeyecek kadar süre geçmesinden dolayı sanıklar hakkında beraat talep etti.

Katılan avukatları mütalaaya karşı süre talep etti. Mahkeme heyeti katılan avukatların süre talebini “mahkemeyi uzatmaya yönelik” olduğunu belirterek reddetti. Katılan avukatları süre verilmemesi üzerine mütalaaya karşı söz aldı.

‘30 yıldır katilini yakalayamadık’

Mahkemenin 10 yıldır karar vermesi için uğraştıklarını belirten katılan Eres Baskın, “Hepimizin tek amacı 19 kişinin akıbetini sormak. Gerçeği, adaleti sokaklarda arayacağız bundan sonra. Arjantin Kolombiya gibi ülkelerde faili meçhul cinayetlerle bağlantılı kişileri yargıladı ve cezalandırdı. Burada da yine beraat kararı verilecek. Savcının mütalaasını kabul etmiyorum. 30 yıldır babam eve gelmiyor. 30 yıldır katilini yakalayamadık. Bizim mücadelemiz burada bitmeyecek. Her Cumartesi günü Tansu Çiller’in ‘Oturur oturur giderler’ dediği Cumartesi Anneleri ile mücadele edeceğim. Burada vazgeçmiyoruz, bundan sonrada elimizden gelen her şeyi yapacağız” diye konuştu.

‘Beraat talebi reddedilsin’

Mahkemenin altından kalkamayacağı düzeyde dosya olduğuna dikkat çeken avukat Sertaç Ekinci, “Size verilen yetkiler burada faili meçhul cinayetleri aydınlatabilecek düzeyde değil. Savcı çelişkiler olduğunu ifade ediyor ama ben bir çelişki göremiyorum. Mütalada uzi marka silahlardan hiç bahsedilmiyor. Kutlu Adalı cinayeti de bu uzi markalı silahlarla işlendi Sedat Peker açıkladı bunu. Beraat talebi genel hukuk kurallarına aykırıdır, mahkemeden beraat talebinin reddedilmesi gerekmektedir” dedi.

‘Dava sanıkları aklamaya yönelik hal aldı’

İstinaf Mahkemesi’nin bozduğu karar mahkemesinde verilen mütalaanın birebir aynısı olduğunun altını çizen avukat Yusuf Ataş şunları söyledi: “İstinaf Mahkemesi’nin hükmü nedir aynı mütalaa niye sunuluyor? Adil bir yargılama yapıldığına şahit olmadığı. Bu dava devlet içerisindekilerin güç kavgasıdır. Sanıkların bulunduğu taraf güçlü olduğu için dava sanıkları aklamaya yönelik hal aldı. Bir devlette geçmişle yüzleşme yoksa mahkeme yoluyla adalet sağlanamaz. Keşke mahkeme de elinden geleni yaptı ama olmadı diyebilseydik. İddia makamı sanıkların savunma makamı gibi haberet etti. Bir savcı sanığın duruşmalardan vareste tutulmasını neden ister? İçişleri Bakanlığı yapmış Mehmet Ağar için bilgi istiyoruz, ‘Hiçbir bilgi ve belgeye ulaşılamadı’ kağıdı geliyor mahkeme bunu sineye çekiyor. Bunları nasıl kabulleneceğiz. İstinaf mahkemesinin bozma kararı vermesindeki nedenlerden hiç biri karşılanmadı. Kobanê’de Kürtler zulme uğramasın diye halka sokağa çıkın diyen partililer müebbet hapisle yargılanıyor ve yıllardır tutuklu ama bu dosyadakiler tutuksuz olarak yargılanıyor. Biz hukuk devletinden adil ve gerçeğe ulaşma yönünde bir yargılama yapmasını bekliyoruz. Bu ülkenin adaletine herkesin güvenmesini istiyoruz.”

‘Mütalaa karara varmaya uygun değil’

İddia makamının mütalaasının sanıkların savunması gibi göründüğünü vurgulayan avukat Nuray Özdoğan. “Mütalaanın içeriği açısından tüm delillerin tartışılmadığı ortada. İddia makamının takdirine karışamayız fakat delilleri tartışması gerekir. Soruşturma kovuşturma aşamasından beri eksiklikler ve yanlışlıklar var. Bizim ağır insan hakları ihlali olduğuna dair iddiamıza yanıt vermenizi istiyoruz kararda. Deliller sanıklarla yüz yüze tartışılmadı. Sanıkların pozisyonları kim oldukları göz ardı edilmeden yargılama yapılamaz. Mağdurun hakkı yokmuş gibi yargılama yapılmasına itirazımızı yapacağız. Mütalaa karara varmaya uygun bir mütalaa değil. Madem çelişki var sanıkları ve tanıkları getirir yüzleştirirsin. Sanıkların cezalandırılmasını talep ediyoruz” dedi.

‘Yargıda bir cezasızlık kültürü oluşuyor’

Bu tarz davaların cezasızlık davası diye adlandırdıklarını kaydeden avukat Öztürk Türkdoğan “İnsanlığa karşı suçlarda devlet görevlilerini koruyor. Soruşturma aşamasında uygun bir süreç yürütülmüyor, kovuşturma aşamasında süreç yine aynı şekilde ilerleyerek cezasızlık politikası oluşuyor ve yargıda bir cezasızlık kültürü oluşuyor. Türkiye en temel meselesi olan Kürt meselesini çözemedi ve son 8 yılımız ağır insan hakkı ihlalleri ile geçiyor. Gerekli deliller toplanmalıydı. Mahkeme kendisini baskı altında hissetmeden kovuşturma aşamasında ilersin isterdik. Nereye kadar bu failler korunacak. Her dönem Mehmet Ağar ismini duymaktan bıktık. Bu ülke birkaç kişi için mi, birkaç kişinin çıkarı için mi var ülke? Siz ne karar verirseniz verin biz mücadele edeceğiz. Mahkemenin istinaf kararına uymasını talep ediyoruz. Bu davada zaman aşımı olmayacak” ifadelerinde bulundu.

Tüm sanıklara beraat

Sanık avukatları iddia makamının mütalaasına iştirak ettiklerini dile getirerek, sanıkların beraatlerini talep etti.

Kararını açıklayan mahkeme tüm sanıkların beraatine karar verdi.

HABER MERKEZİ

#Ankara #Jitem #Davasında #tüm #sanıklara #beraat #verildi