Ana Sayfa Blog Sayfa 399

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Kılıçgün Uçar: Kişilere değil değişime oy veriyoruz

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar: Bizim oyumuz aslında değişime ve demokrasinin kendisine. Kişilere, kimliklere indirilmiş bir cumhurbaşkanlığı yarışından da söz etmiyoruz. Toplumda biriken bir demokrasi talebi var ve hayat bulması gerekiyor

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu yarın yapılacak. Seçimlerin birinci turunda, cumhurbaşkanı adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararı alan Yeşil Sol Parti, ikinci turda da Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklemeye devam edeceğini duyurdu. Jinnews’ten Dilan Babat‘ın sorularını yanıtlayan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, 14 Mayıs’tan 28 Mayıs’a uzanan sürece değerlendirdi.

  • 14 Mayıs seçimlerini geride bıraktık. Öncelikle nasıl bir seçim atmosferi vardı, genel olarak ve siz çalışmalarınızı hangi esaslar üzerinde yürüttünüz?

Önemli bir seçim sürecini atlattık. 14 Mayıs seçimleri bugüne kadar geçirdiğimiz seçimlerden farklı olarak; ikinci yüzyıl eşiğinde Türkiye’deki rejimin niteliğinin yüksek sesle tartışıldığı bir hatta geçmiş oldu. Bu seçim sürecinde en büyük motivasyonumuz ve dinamiğimiz toplumda açığa çıkan değişim ve dönüşüm talebinin kendisiydi. Toplumun yeni dönemde de siyasetin kendisinde de özne olma talebi açık bir şekilde belirginleşti. Biz de politikamızı bu değişim ve dönüşüm talebinin içerisinde barındırdığı demokrasi, eşitlik ve özgürlük talebinin üzerine oturtmuş olduk. Hem Kurdistan’da hem de Türkiye’de bütün toplumsal kesimler yürütülen mücadeleyi çok ciddi sahipleniyordu. Büro açılışlarımız kitlesel geçti, mitinglerimiz çok kitlesel geçti. Parti olarak değil, tüm halklarla birlikte kitlesel bir çalışma yürüttük.

  • Cumhurbaşkanlığı seçimleri ikinci tura kaldı. Bunu nasıl okuyorsunuz? Özellikle Kürdistan’da Kürt halkının tutumunu nasıl okuyorsunuz?

Beklediğimiz ve beklemediğimiz bir sonuç olarak ifade etmek mümkün. Türkiye’de bu rejimin değişmesini gerektiğine inanan toplumun yarısından fazlasının bir talebi vardı. İkinci tura kalan bu seçimlerde yine belirleyici olanın bu değişim talebi olduğunu düşünüyoruz. Kurdistan açısından desteklediğimiz adayın almış olduğu oy oranı çok kıymetli. Mücadelemizi görmeyen hiç kimsenin iktidar olmayacağını dair bir cevap vermiş olduk. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ikinci tura kalmış olsa dahi yüzde 45’lik oranın kendisi bile mevcut rejimin meşruluğunu tartışılabilir kılmıştır. Bu rejimin değişmesi gerektiğine inanan herkesin vereceği mücadele, 28 Mayıs’ta çok belirleyici ve değişimin anahtarı rolünde. Bunda da ısrar ederek, 28 Mayıs’ta yeniden sandıklara gitme çağrılarımızı yapmaya devam ediyoruz.

  • İkinci tura giderken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun dilini değiştirdiğini görüyoruz. Nedir bunun sebebi, seçmeni nasıl etkiler, özellikle Kürt halkı açısından?

Meclis’e de yansıyan ırkçı, milliyetçi, muhafazakâr siyasal İslamcı bir tablo açığa çıktı. Türkiye’de milliyetçiliğin, cinsiyetçiliğin ve dinciliğin siyasette bu kadar belirleyici olmasının halklara çok ciddi verdiği zararlar var. Biz milliyetçilik yerine demokratik ulusu, cinsiyetçilik yerine toplumsal cinsiyet eşitliğini, dincilik yerine tüm inançların eşit yaşadığı bir sistem kurmak durumundayız. Bu halkların talebi olarak da açığa çıktı. Millet ittifakının adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun etrafından bir araya gelen irade şunu söylüyor; Bu ülkede ırkçı, milliyetçi, şoven siyaset yapan bir mevcut iktidar zaten var. Biz böyle bir iktidarı istemediğimiz için senin etrafından bir araya geldik. Toplumun ihtiyaç duyduğu, bugüne kadar toplumu karşı karşıya getiren, nefret söylemini derinleştiren, beka söylemiyla demokratik taleplerin tümünü ‘terörize’ edilen bir dil değil, bunu ifşa eden bir dil. Türkiye’de ne yazık ki uzun süredir siyasettin kendisi, söz ettiğim kavramlar üzerinden hayat bulduğu için Millet İttifakı’nın adayının da bu eğilime girdiğini görüyoruz. Bu dilin terk edilmesi gerekiyor.

Bugüne kadar bu dil fayda sağlamadı. Toplum ile bütünleşmeyen hiçbir iradenin aslında toplumun değerlerini ifade etmediğini görmek gerekiyor. Ne yazık ki uzun bir süredir dünyada sağ popülist siyaset çok ciddi hayat bulmuş durumda. Seçmenler, bu dil ve siyasetle bir anlamda manipüle ediliyor.

Dünyada yükselen bu sağ siyasetten de Türkiye etkilenmiş durumda. İktidarların yaratmış olduğu bu tekinsiz alan ister istemez içe çekilmeye sebebiyet veriyor. AKP çok uzun bir süredir ciddi bir toplumsal kesimi muhafazakârlaştırdı. Sadece inançsal anlamda değil, ekonomik, siyasal ve sosyal olarak insanlar mevcut iktidarın söylemi dışında herhangi bir siyasi dile gözünü, vicdanını açamaz hale geldi. Yaratılmak istenilen korku ikliminin kendisi bir korunaklı alan tercihine götürüyor. Türkiye’de bunun oy aldığını düşünen Millet ittifakı da bu dili seçmek zorunda kaldı. Ama bu dilden rahatsız olan çok ciddi kesim var, esas alınması gereken demokrasi dili ve bir değişimdir.

İkinci tura belli başlı tartışmalarla gidiyoruz. Bu bir CHP desteği değil, sadece Kılıçdaroğlu desteği de değil. Bizim oyumuz aslında değişime ve demokrasinin kendisine. Kişilere, kimliklere indirilmiş bir cumhurbaşkanlığı yarışından da söz etmiyoruz. Toplumda biriken bir demokrasi talebi var ve hayat bulması gerekiyor. Seçim bürolarımız duruyor ve seçim bürolarımızda bu yönlü çalışılmaya devam edilecek. Milletvekili adaylarımız başta olmak üzere il ve ilçe örgütlerimiz çalışmalarına devam ediyor. Bir kişiye değil kendi mücadelemize kazandırmak istiyoruz. Mücadelemiz AKP-MHP iktidarının bunca zamandır altına imza attığı zulüm politikalarının değişmesine dönüktür. Cumhurbaşkanlığı seçimi bunu değiştirir mi? Bunun da farkındayız, değişmez ama bu bu rejimin ortadan kalkması gerekiyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra parlamentoda daha güçlü bir çalışma yürütmek zorunda olduğumuzu biliyoruz. En önemli engelimiz tek adam rejimi.

  • Parlamento seçimlerinde eşit temsiliyeti ortaya çıkaran bir grupla Meclis’e gidiyorsunuz. Bunu nasıl değerlendirirsiniz? Zira Meclis’in “erkek” profili değişmedi.

29 kadın arkadaşımız ile birlikte parlamentodayız. Bizim aslında en büyük mücadele alanımız sokaklarda. Bütün kadın hareketinin yürütmüş olduğu mücadelenin hem kazanımları hem de hedefleri önemli. Yeşil Sol Parti üyeleri, aktivistleri olarak değil, Türkiye’de kadın mücadelesi yürüten herkesin görüşünü alarak oluşturduğumuz bir beyanname var. Elbette öncelikli olarak parlamentodaki bütün kadın vekillerle bir araya gelme koşullarını zorlamak durumundayız. Çünkü kadın sorunu siyasi partilerin üstünde olan bir mevzu. Geçmiş dönemlerde de bu çağrılar sürekli yapılmıştı.

  • Seçim beyannamenizde önemli başlıklar vardı. Kadın Bakanlığı, yargı alanında Kadın İhtisas Mahkemeleri gibi bunlar için nasıl bir yol haritası izlenecek?

Mevcut Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ne kadar işlevsiz olduğunu biliyoruz. Kadın bakanlığı ile ilgili kanun teklifi verilecek. Bu dönemde daha ısrarcı bir mücadele vereceğiz. Türkiye’de uzun süredir AKP’lileşen bir erkek ittifakı yargısı var. Buna ilişkin kadın ihtisas mahkemeleri beyannamemizde yer almıştı. Bunu hayata geçirmek için kanun teklifi vereceğiz. Aynı şekilde 8 Mart’ın resmi tatil olması gündemimizde. Ev emekçisi kadınların görülmeyen emeklerinin görünür olması açısından çok ciddi bir mücadele hattı var.

  • Yeşil Sol Parti olarak özellikle kadın vekiller açısından sormak istiyorum, önceliğiniz ne olacak?

Yükselen kadın mücadelesinin kendisi hem Türkiye’de hem Kurdistan’da birçok kadını partilerinden bağımsız etkilediğini düşünüyorum. Bugün AKP içerisinde bulunan kadın vekillerin bile İstanbul Sözleşmesi ile ilgili aldıkları pozisyondan dolayı rahatsız olduklarını biliyoruz. Yine diğer partiler açısından erkekler bu konuda her ne kadar net bir tavır koymuş olsalar bile İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı yasa ve kadınların kazanımları ile ilgili bütün başlıklarda iktidar ve ittifakları karşısında kadın mücadelesinin ortaklaştırılmasından başka bir çare gözükmüyor. Bunu başarabileceğini düşünüyoruz.

  • Bunun devamında şunu sormak istiyorum. Kadın örgütleri ile nasıl bir ortaklaşmanız olacak?

Bugün cezaevinde olan kadın arkadaşlarımızın da içinde olduğu bir imza kampanyası ile süreç başlatılmıştı. 2005 yılında Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) ilk eşbaşkanı sevgili Aysel Tuğluk olmuştu. Bu, o dönemden bu yana hiç vazgeçilmeyen bir mücadele. Siyasete hakim olan erkek zihniyetinin, erkek politikalarının değişmesi gerekiyordu. Eşbaşkanlık ve eşit temsiliyetin kendisiyle de başta siyasi parti olmak üzere kurumların, sivil toplum örgütlerinin etkilendiğini biliyoruz. Türkiye’de siyasete bir kadın bakış açısı ve bir kadın siyaseti gerekiyor ve buna ihtiyaç olduğunu gördük. Kadın aklı ve siyasetinin daha yapıcı, daha demokratik, daha kavrayıcı bir formda ilerlediğini gördük. Bu kazanım, partimizde de kadın çalışmalarının büyümesinin formülü bir anlamda. Dolayısıyla 2005 yılından bugüne kadar siyasetin sadece erkek işi olmadığını, kadınların da siyasette çok daha güçlü şeyler yapabildiği kanıtlanmıştır. Bundan sonraki faaliyetlerimiz bunları büyütmek olacaktır. Türkiye’de demokratik siyasete damgasını vuran bir kadın mücadelesi var. Beyannamemizi oluştururken, Türkiye’de kadın mücadelesi veren tüm kadınlarla ilişki kurmayı önemsedik. Sonuçta sokakta ne kadar güçlüyseniz parlamentoda o kadar güçlüsünüzdür. Önümüze gelen tüm çalışmalarda kulağımız ve gözümüz birlikte mücadele yürüttüğümüz kadın arkadaşlarımız ve kadın hareketindedir. Birbirinden bağımsız değildir, tek mücadele alanımız var.

  • Son olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turuna az bir zaman kaldı. Yurt dışında sandıklara ilk tura göre daha fazla bir katılım olduğu görülüyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Bir rejim sorunu ile karşı karşıyayız. 28 Mayıs’ta sandıklara giderken biraz daha sarih gidiyoruz. Tek adam rejimine mi, yoksa demokratik değerleri esas alan yeni bir döneme mi ihtiyacımız var? Toplum bu konuda çok net. 14 Mayıs’ta hedeflerimize tam ulaşamadığımız kesin ama 28 Mayıs’a giderken kaçırmış olduğumuz bu süreci tamamlayabiliriz. Avrupa’da da, hem siyasal hem de ekonomik şiddet yüzünden topraklarını, ailesini terk etmek zorunda bırakılanların tek oyunun dahi çok kıymetli olduğunu biliyoruz. Tek adam rejiminin değişmesi yönünde kullanacakları her oy hem onlar açısından hem de Türkiye’deki demokrasinin tesis edilmesi açısından çok kıymetli bir yerde duruyor. 14 Mayıs seçimlerinde güçlü bir irade açığa çıkardık. Bu iradenin kendisi 22 yıldır devletin tüm olanakları ile kendisini var eden bu rejimin yeniden Türkiye’de onay almadığını gösteriyor. Onay almayan bu iradeyi tamamen kaybettirmek, değiştirmek bizim elimizde. Bir oy ne işe yarar dememek gerekiyor, sandık başına gitmek, demokrasinin ve geleceğimiz önünde en büyük engel olan bu tek adam rejimini değiştirmek lazım. Sadece kendi oyumuz yetmez, sandık başına giderken yanımızda iki kişiyi de ikna ederek kaybettirmek çok kolay. Bugüne kadar yürüttüğümüz mücadelenin hakkı tek adam rejiminin değişmesidir.

  • Yine önemli bir başlık PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit idi beyannamede. Yeşil Sol Parti ne yapacak bu konuda?

Türkiye’de Kürt sorunu ile ilgili olarak Kürt halkının lehine pozisyon almayan hiçbir iktidarın uzun vadeli bir siyaset yürütmesi mümkün değil. Her ne kadar iktidar tarafından Dolmabahçe mutabakatı masası devrilmiş ve çözüm süreci buzdolabına kaldırılmış olsa bile o tarihten bugüne sadece Kürt halkı açısından değil, Türkiye halkları açısından da bir barış imkânı var. Bu iktidar, ‘Kürt sorunu yoktur o yüzden barışa ihtiyaç yoktur’ dedi ve İmralı başta olmak üzere tecrit politikalarına geçildi. Biz bunu hem seçim çalışmalarında, hem de her yerde dile getirdik. Bugün Türkiye’de katmerleşen tüm sorunların da temeli budur.

Kadınlar olarak barış mücadelesinin ne kadar kıymetli olduğunu biliyoruz. İktidar 2015 yılından beri bir savaş koalisyonu olarak yoluna devam ediyor. Beka söylemi ile halklar, inançlar, cinsiyetler bağlamında nefret dilini ısrarla derinleştiren bir iktidar algısı var. Buna karşın, Türkiye’de Kürt halkı başta olmak üzere demokrasi mücadelesi yürüten bütün halkların Türkiye’de Kürt sorununun çözüleceğine dair inancı çok yüksek. Bu bize şunu da gösteriyor; Türkiye’deki tüm toplumsal kesimlerin içerisinde yer alabileceği yeni bir barış dönemini inşa etmek mümkün. Yeşil Sol Parti olarak, Meclis’i bir adres olarak görüyoruz. Türkiye’deki tüm toplumsal kesimleri bu işin bir parçası olarak görüyoruz. Sürecin muhataplarının da yer aldığı bir denklemde, demokratik ve barışçıl bir yöntemle Kürt sorunun çözüleceğine inancımız tam. Meclis’teki gündemlerimizden biri de bu olacak.

#Yeşil #Sol #Parti #Eş #Sözcüsü #Kılıçgün #Uçar #Kişilere #değil #değişime #veriyoruz

Eğitim Bir-Sen’li Memiş yolsuzluktan kazandığını Bitcoin’e yatırmış

Eğitim Bir-Sen eski İl Başkanı Yunus Memiş hakkında Diyarbakır Öğretmenevi ile ilgili yolsuzluk davasında 11 suçtan 85 yıla kadar hapis cezası istendi

Diyarbakır eski İl Milli Eğitim Müdürü Feysel Taşçıer’in müştekiler arasında bulunduğu Diyarbakır Öğretmenevi’nde ile ilgili yolsuzluk davasında tüm sanıkların hapis cezası talepli mütalaa verildi.

Hangi suç yok ki

Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan mütalaada, sanıkların “ihaleye fesat karıştırma”, “zimmet”, “rüşvet”, “sahtecilik”, “görevi kötüye kullanma”, “dolandırıcılık”, “kişiler arası konuşmayı kaydetme ve ifşa”, “gayri meşru yolla elde edilen malvarlığını gizleme”, “haksız mal edinme, kaçırma, gizleme” suçlarından cezalandırılması istendi.

Herkes işin içinde

Mütalaada, Öğretmenevi’nin restoran, kafeterya, bahçe düzenlemesi, perde alımı gibi birçok işte, ihaleye girecek firmanın rüşvet karşılığında belirlendiği, ihaleye giren firma yetkilileri ile ihale komisyonunda yer alan öğretmen evi görevlilerinin birlikte “İhale Şartnamesi”ni düzenledikleri belirtildi.

Firmalarla anlaşmış

Firma yetkililerinin kendi aralarında anlaşarak ihaleye girdiği, Öğretmenevi İhale Komisyonu üye ve başkanlarının ihale hakkında önceden bilgilendirdiği, dosyanın bir numaralı şüphelisi Yunus Memiş’in mücbir sebep yokken doğrudan alım yoluna başvurduğu, Fiyat Araştırma Komisyonu’nda bulunan Handan Eker Taşkent’in izinli olmasına rağmen onun yerine araştırma raporuna sahte imza atıldığının belirlendiğine yer verilen mütalaada, Memiş’in buradan elde ettiği haksız kazancı dijital para olan “Bitcoin” yatırımı yaptığı kaydedildi.

Birçok isme ceza istemi

Mütalaada, 11 suçla suçlanan dosyanın şüphelisi Öğretmenevi Müdürü Yunus Memiş, Öğretmenevi Müdür Vekili Berrin Aksu, İhale Komisyonu Başkanı Mustafa Yaşar, Müdür Yardımcısı Baver Sungur, İhale Komisyonu üyeleri Sertaç Kurşunlukaya, Tülin Aydas, Ela Balyan, Öğretmenevi çalışanı Zülküf Memiş, iş insanları Nihat Güneş, Ahmet Güneş, Hüseyin Güneş, Muzaffer Güneş, Şeyhmus Mete, Mehmet Aydın, Remzi Sürek’e manfaat karşılığında ihale vermekle suçlandı. Mütalaada, Dicle Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kemal Çelen’in başkası adına kurduğu firma üzerinden anlaşmalı ihale alarak, ihaleye fesat karıştırma, kuyumcular Mustafa Engin, Celil Engin ve Memiş’in usulsüz şekilde elde ettiği malvarlığını aklama, Memiş’in ortağı Yusuf Vural’ın ise kamu kurumunu zarara uğratarak dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırmak suçunu işlediği yer aldı.

Faturayı şişirdi

Mütalaada, Yunus Memiş’in Öğretmenevi Kafe İşletme İhalesi’nde rayiç bedeli düşük göstermek için Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Alican Ebedinoğlu’ndan rayiç bedelin 4 bin TL olarak yazılmasını istediği, Ebedinoğlu’nun da kabul etmesiyle 10 bin TL olması gereken rayiç bedelinin 4 bin TL olarak düzenlenmesiyle ikilinin resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği, Memiş’in ayrıca sahtecilik için azmettirme suçu işlediğinin altı çizildi.

Almadığı borcu kurumdan çarptı

Memiş’in, birlikte Winner Woman Fitnees Club & SPA isimli spor salonu işlettikleri iş insanı Yusuf Vural’a 50 bin TL borç verdiği, daha sonra bu parayı alamadığı, bunu tahsil edebilmek amacıyla Öğretmenevi bahçe direkleri ışıklandırılması işini, fatura şişirilerek piyasa değerinin yaklaşık üç katına doğrudan temin yoluyla Yusuf Vural’a verdiği belirtilen mütalaada, böylelikle ikilinin özel belgede sahtecilik, kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçu işlediklerine yer verildi.

Bitcoin’e yatırmış

Memiş’in Berrin Aksu ile birlikte Öğretmenevi Konferans Salonun kiralanmasında nakit olarak elden aldığı banka hesapları ve tanık beyanlarıyla tespitine yer verilen mütalaada, sanık Memiş ve Aksu’nun bu şekilde iştirak halinde paraları zimmetlerine geçirdiği kaydedildi. Mütalaada, Yunus Memiş’in yolsuzlukla elde ettiği kazancı üçüncü kişiler aracılığıyla Sur Kuyumcusu, Winner Fitneesa Woman isimli spor salonunda gayri resmi olarak üçüncü şahıslar üzerinden araç satın alarak, takibi yapılamayan Bitcoin isimli dijital para alarak suçtan kaynaklanan malvarlığını aklama ve gizleme suçu işlediği vurgulandı.

11 suçtan ceza istemi

Mütalaada davanın birinci dereceden şüphelisi Memur Sen ve Eğitim Bir-Sen Diyarbakır İl Başkanı ve Öğretmenevi Müdürü Yunus Memiş’in 11 suçtan hapis cezasıyla cezalandırılması istendi.

AMED

#Eğitim #BirSenli #Memiş #yolsuzluktan #kazandığını #Bitcoine #yatırmış

Demirtaş’tan çağrı: Sandığa gidin, 1 nefes için 1 oy verin

Selahattin Demirtaş, Kemal Kılıçdaroğlu’na oy verme çağrısı yaparak ‘Sandığa gidin, 1 nefes için 1 oy verin’ dedi

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ikinci tur Cumhurbaşkanı seçimi için Kemal Kılıçdaroğlu’na oy verme çağrısı yaptı.

Demirtaş Twitter’dan yaptığı paylaşımında şu ifadelere yer dedi: “Sandıktan değişim çıkmazsa ekonomide ve demokraside felaket olacak. Artık bu işin üçüncü turu da yok! Sayın Kılıçdaroğlu’nu Cumhurbaşkanı yapalım, Türkiye nefes alsın. Sandığa gidin, 1 nefes için 1 oy verin.”

HABER MERKEZİ

#Demirtaştan #çağrı #Sandığa #gidin #nefes #için #verin

Kerkük’te toz taşınımı nedeniyle 100 kişi hastaneye kaldırıldı

Kerkük Sağlık Genel Müdürlüğü, 100 kişinin dün gece yoğunlaşan toz taşınımı nedeniyle hastanelere başvurduğunu bildirdi

Dün gece Irak ve Federe Kürdistan Bölgesi’nde artan toz taşınımı en çok hasta insanları etkiledi. Kerkük Sağlık Genel Müdürlüğü yaptığı bir açıklamayla dün gece 100 kişinin toz taşınımı nedeniyle Kerkük Hastanesi’ne başvurduğunu bildirdi.

Sağlık ekiplerinin yurttaşları karşılamak üzere görevleri başında olduğunun belirtildildiği açıklamada toz taşınımından korunma çağrısı yapıldı.

Kaynak: RojNews

#Kerkükte #toz #taşınımı #nedeniyle #kişi #hastaneye #kaldırıldı

Buldan: Birinci turdaki irademizi ikinci turda da gösterelim 

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Amed’te gazetecilerle bir araya geldi; Birinci turdaki irademizi ikinci turda da gösterelim 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kürt siyasetçi Ahmet Türk, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) milletvekilleri Cengiz Çandar, George Aslan, Sevilay Çelenk ve Mehmet Kamaç, Amed’in Peyas (Kayapınar) ilçesinde bulunan bir otelde gazetecilerle bir araya geldi. Buldan, buluşmada güncel gelişmelere dair değerlendirmelerde bulunuyor.

Buldan, “Diyarbakır halkına şu çağrıyı yapıyorum; İkinci turda oylarımızı kullanalım, sandığa gidelim. Birinci turdaki irademizi ve kararlılığımızı bir kez daha ikinci turda da gösterelim” çağrısı yaptı.

Ayrıntılar geliyor…

#Buldan #Birinci #turdaki #irademizi #ikinci #turda #gösterelim

Çewlîk ve Agirî’de operasyon: En az 35 gözaltı

Sabah saatlerinde Çewlîk ve Agirî ilçelerinde yapılan ev baskınlarında en az 35 kişi gözaltına alındı

14 Mayıs seçimleri öncesi ve sonrası hız verilen operasyonlar kapsamında bugün de Çewlîk’te (Bingöl) ve Agirî’de (Ağrı) gözaltı operasyonları ve ev baskınları yapıldı.

Evler tek tek arandı

Çewlîk’in Kanîreş (Karlıova) ilçesine bağlı birçok köyde askerler evlere baskın düzenledi. Xişok köyüne baskın düzenleyen askerler, 21 yaşında bir kişiyi aradıklarını belirterek tüm evlerde arama yaptı. Baskınlarda çok sayıda kişinin gözaltına alındığı belirtildi.

Birçok eve baskın

Agirî’nin Dutax (Tutak) ilçesinde de birçok eve asker ve polisler tarafından sabah saatlerinde baskın düzenlendi. Baskınlarda birçoğu genç 35 kişinin gözaltına aldığı öğrenildi. “Örgüt propagandası yapmak” suçlaması yöneltilen ve gözaltına alınan bazı isimleri ise şöyle: “Nevzat Dağ, Celalettin Karataş, Sadık Reşat İyi, Ahmet Öztaş, Bekin Polat, Mehmet Uçar, İbrahim Öztaş, Adem Balta, Cemil Vural, Celal Altun, Kasım Yıldırım ve Aydın Porsuk.”

HABER MERKEZİ

#Çewlîk #Agirîde #operasyon #gözaltı

Hasta tutuklu gözlerini kaybedebilir

Sincan Cezaevi’nde bulunan hasta tutuklular Erol Balcı ve Hakan Adıgüzel’in sağlık durumu cezaevi koşullarında giderek ağırlaşırken, Balcı tedavi edilmemesi halinde görme yetisini kaybetme riski ile karşı karşıya

Cezaevinde keyfi uygulamaların artması ile birlikte hasta tutukluların sağlık durumları da her geçen gün ağırlaşıyor. Sincan 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde bulunan Erol Balcı ile yine ayını cezaevinde tutuklu bulunan Hakan Adıgüzel’in sağlık durumları da giderek ağırlaşıyor.

Özgür basına yönelik baskılar kapsamında 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde tutuklanan Mezopotamya Ajansı (MA) editörü gazeteci Sedat Yılmaz‘ın haberine göre, aynı cezaevinde kaldığı Silivri 5 Nolu L Tipi Cezaevi’nden 28 Şubat’ta tahliye olan yüzde 90 görme engelli Erol Balcı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında yeniden gözaltına alınarak 3 Mayıs’ta tutuklanarak Sincan 2 Nolu F Tipi Cezaevi’ne konuldu.

Görme yetisini kaybedebilir

Eylül 2016 yılında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla 6 buçuk yıl farklı cezaevlerinde tutuklu kalan Balcı, dışarıda tedavisini sürdürememesi halinde görme yetisini tamamen kaybetme riskini taşıyor.

Merdiven çıkmakta zorlanıyor

Diş fırçalama, tıraş olma, banyo etme, elbise yıkama gibi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan Balcı, üst katta bulunan yatakhane kısmını da merdivenlerden kaynaklı kullanmakta zorlanıyor. Düzenli ve dengeli beslenme ile tedavi sürecini tam teşekküllü bir hastanede sürdürmek zorunda olan Balcı’nın tansiyon, kolesterol, romatizma gibi hastalıklarla boğuşuyor.

43 yaşında olan Balcı, senaryo yazarlığının yanı sıra birçok dergi ve gazetede yayınlanmış sanatsal makaleleri bulunuyor. Teleskopik gözlük alma gücü olmayan Balcı, kitap okuma ve yazı yazmakta zorlanırken, duyarlılık çağrısı yaptı. Balcı hukuki destek için de insan hakları kurumlarına çağrıda bulundu.

Ağabeyi ile birlikte gözaltına alındılar

Durumu ağırlaşan diğer tutuklu ise Hakan Adıgüzel. İstanbul’un Sancaktepe ilçesinde bulunan Samandıra’da semtinde 1999’da bir kahvehaneye molotof atılması ve bir kişinin hayatını kaybetmesine ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alınan 51 kişi arasında bulunan kapatılan Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) Gençlik Kolları üyesi Hakan Adıgüzel ve ağabeyi Saim Adıgüzel de bulunuyordu.

8 gün işkencede kaldı

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen isimlerden 49’u serbest bırakılırken, 8 gün boyunca gözaltında tutulan Adıgüzel kardeşler, polis tarafından gözleri kapalı bir şekilde 3 gün boyunca bir ormana götürülerek işkenceye uğradı. Daha sonra ağabey Adıgüzel, emniyetten serbest bırakıldı. Hakan Adıgüzel ise Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yapılan yargılama sonucu “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla tutuklanarak, Ümraniye Cezaevi’ne gönderildi. Yargılama sonucunda idam cezası verilen Adıgüzel’in cezası, idamın 14 Temmuz 2004 tarihinde yürürlükten kalkması ile “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına” dönüştürüldü. Adıgüzel birçok cezaevine sürgün edildikten sonra şimdi Sincan 2 Nolu T Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuluyor.

Kardeşinin yaşadıklarını anlatan ağabey Saim Adıgüzel gözaltı süreçlerini anlatarak, polislerin kendilerini gece yarısı kaldıkları nezarethaneden alıp ormanlık alana götürdüğünü ve saatlerce işkence ettiğini anlattı. Adıgüzel, “Ormanlıkta işkenceye uğradığımızda, ‘Bizden ne istiyorsunuz’ diye sorduğumda, polisler ‘Devlet bizden fail istiyor. Bizde sizi bulduk. Birinizi bırakacağız, olay hanginizin üstüne kalırsa’ diye cevap verdi. 8’inci gün sonunda beni karakoldan bıraktılar. Hakan, mahkemeye sevk edilerek tutuklandı ve yargılama süreci başladı” dedi.

Avukatların evi tarandı

Kardeşinin ziyaretlerine gittiğinde sürekli psikolojik şiddete maruz kaldığını kaydeden Adıgüzel, yargılama sürecinin 13 yıl sürdüğünü dile getirerek, kardeşinin davasına bakan avukatların ofislerinin tarandığını da belirtti. Ofiste bulunan iki avukatın silahla bacaklarından vurulduğunu aktaran Adıgüzel, “Buna rağmen avukatlar davayı bırakmadı. Avukatlardan biri davanın 6’ncı senesinde evinde intihar etti” diye belirtti.

Birçok hastalığa yakalandı

Kardeşinin havalandırmaya çıkarılmadığını söyleyen ve kaldığı hücrede sürekli gardiyanlar tarafından arama yapıldığını ve yanı sıra kendisine gönderdikleri eşyaların sürekli geri gönderildiğini belirten Adıgüzel, kardeşinin cezaevi şartlarından dolayı çeşitli hastalıklara yakalandığını kaydetti. Adıgüzel, kardeşinin bel fıtığı, parkinson ve göz hastalıklarına yakalandığını ancak tedavi edilmediğini, defalarca Adalet Bakanlığı’na yaptıkları başvuruların sonuçsuz kaldığını dile getirdi.

ANKARA

 

#Hasta #tutuklu #gözlerini #kaybedebilir

Koca ve Çalağan’dan çağrı: Şiddet dilini durdurmak için sandığa

Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca ve Kadın Meclisi Sözcüsü Canan Çalağan, 28 Mayıs seçimlerinde ‘Bu kader seçiminin mührü de bizlerin elinde’ diyerek oy çağrısı yaptı

Türkiye tarihinde kader seçimi olarak nitelendirilen 14 Mayıs seçimlerinde yapılan tüm manipülasyonlara rağmen Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 61 milletvekili kazandı.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ise ikinci tura kaldı. Seçimler 28 Mayıs’ta yapılacak. Kemal Kılıdçaorğlu’nu desteklediğini açıklayan Yeşil Sol Parti ise seçmene sandık çağrısı yapmaya devam ediyor.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Kadın Meclisi Sözcüsü Canan Çalağan ve Yeşil Sol Parti mersin Milletvekili Perihan Koca 28 Mayıs seçimleri ile ilgili değerlendirmede bulundu.

Koca: Kadınlar öfkeli

Mersin’de güçlü bir kadın hareketi olduğunu ifade eden Koca, “Faşizm karşısında dimdik duran kentlerden bir tanesi. Bunun yansımalarını 14 Mayıs seçimlerine giderken gördük. Cumhur İttifakı’nın kadın politikalarını kadınlarla konuştuğumuzda kadınlar, yaşamlarının bir cendereye sıkıştırılmak istendiğini gördü. Yaşadıkları derin yoksulluk ve eşitsizlikleri anlatırken taleplerini yeni yaşam üzerinden aktardı. Kadınların Konca Kuriş’in katilleriyle yapılan ittifaka çok büyük öfkelerinin olduğunu gördük. Seçim çalışmamızda kadınlar en önde mücadele etti, seçim kampanyasının ana öznesi oldular” dedi.

Oy çağrısı

Cumhurbaşkanlığı seçimleri için çağrıda bulunan Koca “ Bir yüzyıl daha bu despotik cumhuriyetle yaşamaya bir gün bile tahammülümüz kalmamış. Bu yüzden oyumuza sahip çıkacağız, halkımıza çağrımdır; biz kendi kaderimizi elimize alabiliriz. Demokratik bir cumhuriyet için de bu seçimlerde sandığa giderek tavrımızı en net biçimde gösterelim. Bu kader seçiminin mührü de bizlerin elinde.” İfadelerini kullandı.

Çalağan: Sandığa gidiyoruz

AKP-MHP’nin genç kadınların gelecek umutlarını çaldığını belirterek, 14 Mayıs seçimleri ertesi intihar eden lise öğrencisi Kübra Ergin’i hatırlatan Calağan, “Genç kadınların yaşam biçimine, düşüncesine, iradesine müdahale eden bir iktidar bloğuyla karşı karşıyayız. 14’ünde durdurduğumuz bu eril kuşatmayı, 28’inde dağıtacağımıza emin olarak bir kez daha sandığa gideceğiz, oyumuzu vereceğiz, oyumuza sahip çıkacağız. Halkla, kadınlarla emekçilerle, yoksullarla, tek adam rejimi arasında bir seçimdir. Biz kendi özgürlük seçeneğimiz için oy veriyoruz. Bu faşizmi, karanlık düzeni, antidemokratik uygulamaları, güvenlikçi politikaları, ayrıştıran politikaları, nefret dilini, şiddet dilini durdurmak için sandığa gidiyoruz” açıklamasında bulundu. AKP-MHP iktidarının kadınları ayrıştırdığına işaret eden Çağalan, iktidarın kadın politikalarına karşı tüm kadınları sandığa davet etti.

HABER MERKEZİ

#Koca #Çalağandan #çağrı #Şiddet #dilini #durdurmak #için #sandığa

İşçilerden çağrı: Bu hükümeti devirelim yoksa ekmeğimizi savunamayız

Dîlok’ta sanayi sitesinde çalışan işçiler 28 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için, ‘Bu hükümeti devirelim yoksa ekmeğimizi savunamayız’ diyerek oy kullanma çağrısı yaptı 

İkinci tura kalan cumhurbaşkanlığı seçimleri için son iki gün. 28 Mayıs’ta sandık başına gidecek milyonların tek talebi ise daha demokratik ve özgür bir ülke.

Sanayi kenti olan Dîlok’ta (Antep), emek sömürü nedeniyle geçinemeyen işçiler de değişim için sandığa gideceklerini belirterek, taleplerinin yaşanan krizlerin son bulması olduğunu dile getirdi.

Alış veriş yapamaz haldeyiz

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Rukiye Adıgüzel’e konuşan Nakliyatçılar Sitesi’nde çalışan işçilerden Murat Aydoğdu, ekonomik krizin etkilerine değinerek, alışveriş yapamaz hale geldiklerini söyleyerek, “Hiçbir şey alamıyoruz. Etin kilosu olmuş 350 TL. Bir porsiyon yemek yiyorsun, 150 TL” diye konuştu.

Oy kullanmak görevimiz

İşçi haklarının Cumhurbaşkanı adaylarının gündeminde olmadığını ancak buna rağmen sandığa gideceğini dile getiren Aydoğdu, “O benim görevim, oyumu kullanacağım. 20 yıllık tek adam rejimine son vermek için, oyumu Kılıçdaroğlu’na vereceğim. Tek adam olduğu zaman, tek adamın ağzından çıkan tektir sonuçta. 85 milyon insan, tek insanın ağzına bakmayacak” ifadelerini kullandı.

Ailemize bakamaz haldeyiz

Sitede hem işveren hem de şoför olan Mehmet Korkmaz da, işçilerin maruz kaldığı sıkıntıları sıralayarak, “8-12-15 saat çalışıyoruz. İşçilerden biri, bir gün tatil amaçlı bir yere gitmiş değil. Toplam 5-6 kişiden oluşan bir ailede işçi olarak çalışıyorsan, nasıl tatil yapacaksın? 8 saat çalışıyor, zaten burnundan geliyor” dedi.

Ekmeğimizi savunalım

“Bu iktidar bizim ekmeğimizi bitirdi” diyen işçilerden Ali Tokat ise, “Bu hükümete göre işverenin vicdanına kalmışız. İktidar emekçi insanı bitirdi. Bir hakkımızı alamıyoruz, grev yapamıyoruz. Buna karşı mücadelemizi veriyoruz. Bu hükümeti devirelim yoksa ekmeğimizi savunamayız” şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu’nu denemek lazım

Yaklaşık 30 yıldır çalıştığını ve henüz tatile gidemediğini söyleyen Ahmet Kayran da, aldıkları maaşı ceplerinin gördüğünü, ancak evin görmediğini söyledi. Kürt olduğunu, iktidara oy verse de vermese de Erdoğan tarafından “hain” olarak ilan edildiğini söyleyen Kayran, iktidarın “ayrımcılığa” son vermesi gerektiğini vurguladı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini sözlerine ekleyen Kayran, “Onu da bir denemek lazım. İyi olmazsa ona da oy vermeyiz” dedi.

DîLOK

#İşçilerden #çağrı #hükümeti #devirelim #yoksa #ekmeğimizi #savunamayız

Şiddet kameralara yansımıştı: Polislere verilen ceza 20 takside bölündü

Nisêbîn’de yöresel kıyafet giyen biri çocuk 2 kişiyi darp eden 4 özel hareket polislerine verilen 18’er bin lira para cezası 20 taksite bölündü ve hükmün açıklanması geriye bırakıldı

Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesine bağlı Dicle Mahallesi’nde, 31 Aralık 2022 tarihinde yöresel kıyafet giyen B.K. (16) ile Hüseyin G. (18), bir yakınlarının kına gecesinden dönerken özel harekat polisleri tarafından darp edildi. Şiddetin görüntülerinin Mezopotamya Ajansı’nda (MA) yayınlanmasının ardından polisler Ali A., Fatih Ş., Naim K. ve Murat Y. hakkında dava açıldı.

“Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle silahla basit yaralama” suçlaması yöneltilen 4 polis hakkında açılan davanın karar duruşması dün Nusaybin Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sanık polisler duruşmaya katılmazken, mağdur ve sanık avukatları hazır bulundu. Savcı, polisler hakkında “Kamu görevini kötüye kullanmak suretiyle kasten basit yaralama” suçundan ceza talep etti.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Mêrdîn Barosu İnsan Hakları Komisyonu adına davayı takip eden avukatlar, suçun “kasten yaralama” değil, “nefret ve ayrımcılıkla işkence suçu” olduğuna dikkat çekti.

Avukatlar, mahkemenin görevsizlik kararı vererek, dosyayı ağır ceza mahkemesine göndermesini istedi. Ayrıca sanıkların tutuklanması talep edildi.

18 bin lira 20 taksite bölündü

Mahkeme, avukatların taleplerini reddederek, polislere hakkında “Kamu görevini kötüye kullanmak suretiyle kasten basit yaralama” suçundan ceza verdi. Mahkeme, ilk olarak her bir sanık polise 385 gün hapis cezası verdi ve daha sonra cezayı para cezasına çevirdi. Mahkeme, para cezasının miktarını 18 bin lira olarak belirledi. 18 bin liranın 20 taksitle ödenmesine karar veren mahkeme, ardından Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) yönünde karar verdi.

Kaynak: MA

#Şiddet #kameralara #yansımıştı #Polislere #verilen #ceza #takside #bölündü