Ana Sayfa Blog Sayfa 404

BM Sözcüsü’nden Türkiye’ye basın özgürlüğü çağrısı: Gazeteciler serbest bırakılmalı

BM İnsan Hakları Bürosu Sözcüsü Liz Throssell, Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılara dair değerlendirmelerde bulunarak, tutuklu gazeteciler için serbest bırakılmaları çağrısı yaptı

Özgür basına yönelik saldırıların artmasıyla birlikte son bir yılda onlarca Kürt gazeteci tutuklandı. Türkiye’de basın özgürlüğüne dair değerlendirmelerde bulunan BM İnsan Hakları Bürosu Sözcüsü Liz Throssell, düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik baskıların endişe verici boyutta olduğunu belirtti.

‘Kaygı duyuyoruz’

Türkiye’de yerel bir temsilcilerinin olmaması nedeniyle tutuklu gazetecilere dair dosyanın detaylarına dair bilgiye sahip olmadıklarını, ancak Nisan ayının sonlarından itibaren yaşanan gözaltı ve tutuklamalar hakkında Türk yetkililerle iletişimde olduklarını ve endişelerini ifade ettiklerini söyleyen Throssell, BM İnsan Hakları Bürosu’nun uzun süredir suçla ilgili yasaların ve özellikle terörle mücadele kanunlarının geniş yorumlanmasından ve bu durumun insan haklarına olumsuz etkisinden kaygı duyduğunu vurguladı.

İnsan hakları hukuka uygun olmalı

Throssell, terörle mücadele önlemleri ve terörle mücadele yasasının uluslararası insan hakları hukukuna uygun olması gerektiğini ve siyasi katılım hakkının, insan hakları savunucularının faaliyetlerinin, ifade ve düşünce özgürlüğünün baskı altına alınmaması gerektiğini belirtti. Throssell, Türkiye’deki durumu takip etmeye çalıştıklarını ve yetkililerin tüm gazetecilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Haber: Rüştü Demirkaya / MA

#Sözcüsünden #Türkiyeye #basın #özgürlüğü #çağrısı #Gazeteciler #serbest #bırakılmalı

Nenesinden aldığı dengbêjlik kültürünü yaşatıyor

17 yaşından sonra Kürtçeyi öğrendiğini söyleyen Taha Özdemir, seslendirdiği kilamlarla nenesinden aldığı dengbêj geleneğini sürdürüyor

Kürt kültürünün temel alt yapısını oluşturan ve binlerce yıllık Kürt edebiyatının günümüze kadar ulaşmasını sağlayan dengbêjlik kültürü, bölgelere has makamlarla sürdürülüyor. Kürt kültürüne karşı yürütülen asimilasyon, baskı ve sindirme politikalarına karşı ayakta kalan ve kimi zaman sürgün, destan, katliam ve işgal gibi toplumsal konuları işleyen dengbêjler, Kürtlerin sözlü tarihini oluşturuyor. Wan’ın Şax (Çatak) ilçesinde yaşayan Taha Bozdemir (24), seslendirdiği kilamlarla nenesinden gelen dengbêjlik geleneğini sürdürüyor.

Mezopotamya Ajansı’ndan Zerrin Sargut’a konuşan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde Müzik Bölümü öğrencisi Bozdemir, 17 yaşından sonra öğrendiği Kürtçeyle ünlü dengbêjlerin kilamlarını seslendirerek, bu kültürü yaşatıyor.

‘Dengbêjlik hikayem nenemle başladı’

Dengbêjlik geleneğinin nenesinden geldiğini dile getiren Bozdemir, 17 yaşından sonra ünlü dengbêjlerin kilamlarını seslendirmeye başladığını belirtti. Bozdemir, “Dengbêjlik hikâyem, nenemle başladı. Nenem, Kürtçe dışında hiçbir dili konuşmazdı. Benim de Kürtçem iyi değildi. 17 yaşından sonra Kürtçe konuşmaya başladım. Biz Serhatlılar da olduğu gibi, ‘anlıyorum ama konuşamıyorum’ diyorduk. Kürtçe konuşmaya başladıktan sonra ‘Böyle devam etmeli’ dedim. En iyisini anadilimde gördüm. Kürtçe kıymetli ve kudretlidir. Dengbêjlik hikâyem 17 yaşından sonra başladı. Kurtuluşun kendi dilimde olduğunu anladım” dedi.

‘En büyük sorumluluk dilimizi yaşatmaktır’

Dilini ve kültürünü yaşatacağını vurgulayan Bozdemir, “Bunu yaşatmak, Kürt halkının elindedir. Kurdistan eşsiz bir tarihtir. Kurdistan’ın her bir parçası için Kürtçe şarttır. Evimizde, çevremizde bize düşen en büyük sorumluluk, dilimizi yaymak ve yaşatmaktır. Çocukluğumuzdan bu yana Kürtçeyi öğrenmeliyiz. Her şey bu temelde şekillenir” diye belirtti.

‘Kürtçeyi bırakmayın’ çağrısı

Geçmişten bugüne dengbêjlik kültürünü günümüze taşıyanlara minnet duyduğunu ifade eden Bozdemir, son olarak çocuklara ve gençlere şu çağrıyı yaptı: “Gençler, Kürtçe konuşup kilamlar dinlesinler. Gençler ve çocuklar, konuşmaya başladıkları gibi Kürtçe öğrensinler. Türkçe zaten okullarda öğretiliyor. Kendi dillerinden uzaklaşmasınlar. Anadilleri gençleri diri tutacak ve asimilasyona izin vermeyecektir. Elimizden geldiği kadar bunun yolunu bulacağız. Gençler, dengbêjlerle bütünleşsinler. Dengbêjlerden kendilerine pay çıkarsınlar. Bunu yaşatırlarsa, sonuna kadar sürer. Kürtçe müzik dinlesin ve seslendirsinler. Dil tarihimiz ve kültürümüzdür. Kürtçeyi bırakmasınlar.”

WAN

 

#Nenesinden #aldığı #dengbêjlik #kültürünü #yaşatıyor

SES’ten hastanede yaşanan çocuk istismarına dair açıklama: Fail hala görevde!

SES Amed Şubesi Bismil Devlet Hastanesi’nde hastane personelinin bir çocuğu istismar etmesinin ortaya çıkmasına dair yaptığı açıklamada, failin hala görevde olduğuna dikkati çekti 

Bismil Devlet Hastanesi’nde Acil Bölüm sorumlusu olarak görev yapan 41 yaşındaki Ahmet Beydağ’ın adlı erkeğin hastanenin acil bölümünde alıkoyduğu 16 yaşındaki bir çocuğa cinsel saldırıda bulunduğunun ortaya çıkmasına tepki gösteren Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Amed Şubesi yazılı bir açıklama yaptı.

Olayın üstünün örtüleceği endişesi var

Olayın biran önce soruşturulaması gerektiği vurgulanan açıklamada, “Olayı gerçekleştirdiği iddia edilen faille ilgili serbest bırakılmış ve halen idari soruşturma başlatılmamış olması, mağdur çocuğun ailesinin tehdit edildiğine dair duyumlar ve failin kamu kurumlarının kararlarına etki edebilecek bir nüfuza sahip olduğu iddiaları da olayın üstünün kapatılmak istendiğine dair kaygılara neden olmaktadır” denildi.

Deliller karartılabilir

Failin açığa alınması gerektiği ve delil karartma ihtimalinin yüksek olduğu belirtilen açıklamada, “Ayrıca fiilin gerçekleştiği iddia edilen yerin, bir kamusal hizmet alanı olması nedeniyle kamu vicdanı ve güveninin zedelenmesi söz konusudur. Kişiyle ilgili bir idari soruşturma açılıp açığa alınmadığı gibi yıllık izne ayrılmış olması da açıklanmaya muhtaçtır. Dolayısıyla soruşturmanın şeffaf ve hızlı bir şekilde yürütülüp sonuçlandırılması gerekmektedir” denildi.

Açıklamanın devamında ise ilgili kurumlara sorumluluk çağrısı yapıldı.

AMED

#SESten #hastanede #yaşanan #çocuk #istismarına #dair #açıklama #Fail #hala #görevde

ORÇEV, tabiat parkının betonlaşmasına itiraz etti

ORÇEV, Altınordu ilçesinde bulunan doğal tabiat parkı olan Durugöl mevkiinin imara açılıp betonlaşmasına itiraz etti

Ordu Çevre Derneği (ORÇEV), Ordu Altınordu ilçesi Durugöl Mahallesi’nde belediye tarafından yapılmak istenen imar değişikliğine betonlaşma artacak gerekçesiyle itiraz etti. ORÇEV Yönetim Kurulu adına yapılan yazılı açıklamada, Altınordu Belediye Başkanlığına verdikleri 23 Mayıs 2023 tarihli itiraz dilekçesiyle halkın Durugöl alanın park ve rekreasyon haline getirilmesi talebinin dikkate alınması istendi.

‘Belediye tek taraflı karar alıyor’

Halkın bölgenin yeşil alan olarak değerlendirilmesi talebiyle 110 bin imza toplayarak belediyeye teslim ettiği belirtilen açıklamada, “Altınordu ve Ordu Büyükşehir Belediyesi Meclislerinde Altınordu ilçesini kapsayan imar değişikliği tartışmaları sürüyor. Yargı süreçleri oldu. İşin içinden çıkılmaz hal aldı. Halkla, kurumlarla, ilgili kuruluşlarla tartışmadan yapılan imar değişikliğinin çözüm üretmekten çok, sorun üretir olduğuna tanık olduk. Belediye yönetimleri bu tek taraflı karar verme alışkanlığını devam ettiriyor” denildi.

‘İmar planına aykırılık’

Yapılan imar değişikliği planının 12 Mayıs’ta askıya çıkarıldığı aktarılan açıklamada, “Askıda bulunan imar plan tadilatında taşınmazın bir kısmı otel alanı olarak ayrılmış ve E:2.00 ve yapı yüksekliği 4 kat şeklinde belirlenmiştir. Taşınmazların iki farklı bölgesinde ise ticaret + konut fonksiyonu ile tanımlanmış durumda. Yapılan bu tadilatın, bölgeye oldukça yoğun bir nüfus getireceği, bölge altyapısında bu yoğunluğa göre sağlıklı bir iyileştirme planı yapılmadığı, bu durumda da şehircilik imar plan ilkelerine aykırılık oluşturduğu ortadadır” ifadeleri yer aldı.

‘Herkesi ittiraz etmeye çağırıyoruz’

Bölgenin doğal tabiat parkı olarak kalması ve düzenlenmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, “İmara açılmaması yolunda kamuoyunun ciddi karşı duruşu olduğu ve ötesinde bu karşı duruşu 110 bin ıslak imza kampanyası ile destekleyip ilgili kurumlara iletilmişliği de dikkate alınarak, imar plan tadilatına itiraz ediyoruz. İtirazımızın Altınordu Belediyesi Meclisi tarafından park ve rekreasyon haline dönüştürülmesi için gereğinin yapılmasını istiyoruz. Bu konuda herkesi yaşanabilir bir şehir için itiraz hakkını kullanmaya çağırıyoruz” diye belirtildi.

Kaynak: MA

 

#ORÇEV #tabiat #parkının #betonlaşmasına #itiraz #etti

İstanbul’da domuz bağı ile cinayet

Esenler’de bir binada çıkan yangına müdahale eden itfaiye ekipleri, domuz bağı yöntemiyle öldürülmüş bir ceset buldu

İstanbul Esenler’de bir binada çıkan yangına müdahale eden itfaiye ekipleri bir ceset buldu. Cesedin, domuz bağı yöntemi ile öldürülen Pakistan uyruklu bir kişiye ait olduğu ortaya çıktı.

Olay, saat 21.00 sıralarında Kemer Mahallesi’ndeki 5 katlı binada meydana geldi. İtfaiye ekipleri ihbar üzerine giriş katından yükselen alevlere müdahale etti.

Yangını kısa sürede söndüren ekipler, dairede bir ceset buldu. Polis, cesedin 42 yaşındaki Pakistan uyruklu Muhammad Tahir Khan’a ait olduğunu ve domuz bağı ile bağlandığını tespit etti.

Olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmasının ardından Khan’ın cesedi Adli Tip’a sevk edildi. Yangının ise Khan’a ait evrakların elektrikli ısıtıcının üzerine atılmasıyla meydana geldiği ileri sürüldü.

Kaynak: DHA

#İstanbulda #domuz #bağı #ile #cinayet

İmralı’daki ‘incommunicado’ sürüyor: 416 başvuru yanıtsız

Hukuk ve insan hakları örgütlerinin tüm tepkilerine rağmen İmralı’daki ‘incommunicado (mutlak iletişimsizlik)’ sürüyor. PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 27 aydır haber alınamıyor

Uluslararası komployla Türkiye’ye getirildiği 15 Şubat 1999 tarihinden bu yana İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde ağır tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile cezaevindeki diğer tutuklular Hamili Yıldırım, Veysi Aktaş ve Ömer Hayri Konar’dan haber alamama hali 27’nci ayına girdi.

İmralı’ya getirildiği günden bu yana Abdullah Öcalan’ın dışarı ile iletişimi çeşitli bahanelerle hep engellendi. “Koster bozuk”, “Hava muhalefeti” gibi gerekçelerle 27 Temmuz 2011’den itibaren avukatları ile görüştürülmeyen Abdullah Öcalan, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde 8 Kasım 2018’de başlatılan ve tüm cezaevlerine yayılan açlık grevleriyle oluşan kamuoyu baskısı sonucu 2019 yılında avukatları ile 5 kez görüşme gerçekleştirebildi. Ailesiyle temas kurduğu son tarih ise, 25 Mart 2021 tarihi oldu. Abdullah Öcalan’ın bu tarihte kardeşi Mehmet Öcalan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi ise 4 buçuk dakikanın ardından kesildi.

Son telefon görüşmesi

Abdullah Öcalan, kardeşi ile yaptığı kesintili telefon görüşmesinde, duruma dair şu tepkide bulundu: “Bu yaptığınız çok yanlış. Devlet de yanlış oynuyor, siz de. Bu hukuki değil, doğru da değil. Bu asla kabul edilemez. Bu aynı zamanda çok tehlikelidir. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Avukatlarımın buraya gelerek benimle görüşme yapmasını istiyorum. Bu hukuki bir şeydir. 22 yıldır buradayım. Bu sorun gelecekte nasıl olacak? Bu sorun ancak hukukla çözüme kavuşturulabilir. Neden buraya gelmiyorlar? Şayet bir görüşme olacaksa bu avukatlarla olmalıdır. Çünkü bu durum hem siyasi hem de hukukidir.”

Bu görüşmenin ardından Abdullah Öcalan’ın sesinin dışarıya yansıması ısrarla engellendi. Bu engellemeye dair avukatların Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve İmarlı Cezaevi’ne yaptığı başvurulara olumlu ya da olumsuz bir yanıt verilmedi.

416 başvuru yanıtsız

Abdullah Öcalan’ın ve diğer tutukluların görüştürülmeme haline ilişkin Asrın Hukuk Bürosu’nun, 25 Mart 2021 tarihli yapılan son telefon görüşmesinden bu yana Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve İmralı Cezaevi’ne yaptığı en az 290 avukat ve en az 126 aile olmak üzere toplam 416 görüşme başvurusuna herhangi bir yanıt verilmedi.

Disiplin cezaları

Avukatlar, bu iki kuruma yapılan başvuruların yanıtsız bırakılması üzerine 30 Mart 2021’de Bursa İnfaz Hakimliği’ne başvuruda bulundu. Avukatların talebi aynı gün reddedildi. Bu başvuru sonrası 29 Ocak 2021’de, avukat ve aile görüşünü engelleyen bir disiplin cezası olduğu ortaya çıktı. Haber alamama hali nedeniyle avukatlar 22 Kasım 2021’de tekrardan hakimliğe başvuru yaptı. Başvuruda, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi’ne (İHK) ve Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) tarafından yapılan tespitlere dikkat çekilerek, “İncommunicado (Alı koyma-mutlak iletişimsizlik)” haline dikkat çekildi. Bu başvuru da reddedildi. Bu başvuru ile birlikte İmralı Disiplin Kurulu’nun, aile ziyaretini 3 ay süreyle engelleyen disiplin cezası verdiği, 12 Ekim 2021’de de hakimlik tarafından 6 aylık avukat yasağı kararının verildiği öğrenildi.

AK gündeminde

Süreç içerisinde bir diğer önemli gelişme ise, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın (TOHAV), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 18 Mart 2014’de Abdullah Öcalan’ın ömür boyu cezaevinde tutulmasının “işkence” olduğuna dair kararın yerine getirilmesi için 26 Temmuz’da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne (AK BK) başvurması oldu. Komite, sivil toplum örgütlerinin girişimiyle 7 yıl sonra konuyu gündemine alarak, 30 Kasım-2 Aralık arasında yapacağı toplantı öncesi Türkiye’den STÖ’lerin bildirimine ve kararların yerine getirilmesi sürecine dair bilgi istedi. Komite, 3 Aralık 2021’de kararını açıkladı. Komite, “Öcalan-2” kararında halihazırda indirilemez ve inceleme imkanı olmayan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış olup, tutuklu bulunan kişilerin sayısı hakkında bilgi istedi. Komite, Türkiye’yi genel tedbirlerin uygulanmasında kaydedilen ilerleme hakkında en geç 2022’nin Eylül ayı sonuna kadar bilgi sunmaya davet etti. Türkiye, yıl içinde verdiği yanıtlarda, Abdullah Öcalan’a uygulanan infaz rejiminin “istisna” olduğunu kabul etti.

Suç duyurusu

Asrın Hukuk Bürosu avukatları, 1 Ekim 2021’de Bursa İnfaz Hakimliği’ne bu kapsamda başvuru yaptı. Hakimlik, AİHM’in kararını görmezden gelerek, AYM’yi işaret etti. Avukatlar aynı taleple 3 Aralık 2021’de AYM’ye başvurdu. Ayrıca avukatlar, bütün hakim ve savcılar hakkında 22 Aralık 2021’de Hakimler Savcılar Kurulu’na (HSK) ve Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

AYM’nin yanıtı

Avukatlar, idare ve yargı mercilerinin bu işlem ve uygulamalarının durdurulması ve son bulması için 24 Aralık 2021’de Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) de tedbir kararı alınması için başvuruda bulundu. AYM, 12 Ocak 2022’de bu talebi reddetti.

Başvurular bekletildi

2021 yılında yerel düzeyde yapılan başvurular dışında yüksek mahkeme niteliğinde olan AYM’ye 19, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de 5 başvuruda bulunuldu. Bu başvurularla birlikte Anayasa Mahkemesi’nde 79 bireysel başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) ise 12 başvuru derdest durumda.

Uluslararası hukukçulardan başvuru

2021 yılı boyunca avukatlar, Türkiye Barolar Birliği (TBB), barolara ve TBMM’ye ve aynı zamanda ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütlerine tecridi takip etme ve ziyaret gerçekleştirme yanı sıra Adalet Bakanlığı’na randevu talebiyle başvuru yaptı. Ancak Bakanlık, bu güne değin bir yanıt vermiş değil. Yanı sıra Abdullah Öcalan ve diğer tutuklulardan haber alamama durumu hukuk örgütlerini harekete geçirdi. Aralarında Özgürlük için Hukukçular Derneği’nin (ÖHD) de bulunduğu hukuk örgütleri, Abdullah Öcalan ile görüşülmesi için imza kampanyası başlattı. 29 baroya kayıtlı 775 hukukçu, Abdullah Öcalan ile görüşülmesi için imza vererek, 10-17 Haziran 2021’de tarihinde Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulundu. Ancak Bakanlık, avukatların başvurusuna cevap vermedi.

Avrupa ve Ortadoğu’da bulunan avukatlar da Abdullah Öcalan ile görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulundu. Dünya genelinde 22 ülkeden 350 avukat, İmralı’da ağır tecrit koşullarında tutulan Abdullah Öcalan ile görüşme talebiyle 14 Eylül 2022’de Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulundu. İmralı’da bir yılı aşkın bir süredir sürdürülen haber alınamama haliyle derinleştirilen tecrit halinin işkencenin önlenmesi konusunda uluslararası ihlal teşkil ettiğini belirten avukatlar, aynı başvuruyu Avrupa Barolar Birliği, Türkiye Barolar Birliği ve uluslararası insan hakları örgütlerine de yaptı. Avukatlar, yaptıkları başvuruyu Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Basın Kulübü’nde düzenledikleri basın toplantısıyla duyurdu.

Fas’tan Filistin’e

Sonrasında Fas, Filistin, Federe Kürdistan Bölgesi, Kuzey ve Doğu Suriye, Irak, Lübnan, Mısır, Suriye ve Ürdün’de bulunan 756 avukat da görüş için harekete geçti. Abdullah Öcalan ve diğer tutukluların ağır tecrit koşullarında tutulduğunu belirten avukatlar, “Sayın Öcalan’ı ve İmralı’da bulunan diğer tutukluların haklarını savunmak için harekete geçiyoruz” diyerek, bu durumun Kürt-Arap birliğinin tarihi adımı olarak yorumladıklarını kamuoyuna duyurdu. Avukatlar, ayrıca Abdullah Öcalan ve diğer tutukluların fiziki özgürlüğü için mücadele edeceklerini vurguladı.

Kuzey ve Doğu Suriye, Tartus, Halep, Humus ve Lazkiye’den 691 avukat ise, 19 Eylül 2022 tarihinde Qamişlo’da bulunan Toplumsal Adalet Meclisi önünde bir araya gelerek Abdullah Öcalan üzerindeki tecride tepki gösterdi. Avukatlar, Adalet Bakanlığı’na mektup göndererek, tecridin sonlandırılmasını istedi.

CPT İmralı’ya gitti

Türkiye’deki hukuk örgütlerinin yanı sıra Ortadoğu ve Avrupa olmak üzere yüzlerce avukatın yaptığı başvuruların ardından Avrupa Konseyi’ne (AK) bağlı Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), 20-29 Eylül tarihlerinde İmralı’yı ziyaret ettiğini açıkladı.

Her ne kadar İmralı’yı ziyaret ettiğini duyursa da CPT, ziyaretin içeriğine dair herhangi bir bilgilendirme yapmadı. CPT 2’nci Başkan Yardımcısı Therese Rytter, yaptıkları ziyarete ilişkin “Türkiye’deki tüm mahkumları ziyaret ettiğimizi söyleyebilirim ama bulgularımızı açıklayamam. Bunlar, raporun kamuoyuna açıklanması durumunda açıklanacak” ifadelerini kullandı. Rytter, ziyarete ilişkin hazırladıkları raporu onaylayıp 2023 yılının Mart ayında Türkiye’ye göndereceklerini ifade ederek, “Türkiye’nin yanıt vermesi için 6 ay süresi olacak ve ardından CPT raporunu yayınlamak isteyip istemediğine karar verecek. Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese engelsiz erişime sahibiz” dedi.

Prosedür işletilsin

Yapılan bu ziyaret ve açıklamalar Abdullah Öcalan ile İmralı’da bulunan diğer tutuklulara dair kaygıları daha da arttırdı. Asrın Hukuk Bürosu, CPT’nin ziyareti sonrasında açıklama yaparak CPT’nin bir an önce kamuoyuna bir açıklama yapmasını ve tecrit koşullarının ortadan kaldırılması için gerekli prosedürleri işletmesi talebinde bulundu.

Asrın Hukuk Bürosu ayrıca CPT’nin İmralı ziyaretinden hemen önce Abdullah Öcalan ve diğer tutuklular hakkında İmralı Disiplin Kurulu Başkanlığı’nın 9 Eylül’de 3 aylık “disiplin” cezası verdiği ve bunun 28 Eylül’de kesinleştiğini açıkladı.

Avukatlara görüşme engeli

Tecrit ve görüşme engellerinin devam ettiği ve kaygıların derinleştiği dönemde siyasi partilerin başvuruları da oldu. Aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay ile HDP Urfa Milletvekili Ömer Öcalan, 20 Ekim’de Öcalan ile görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvurdu. Daha sonraki süreçlerde Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz ile birçok HDP milletvekili de Abdullah Öcalan’la görüşmek için başvuruda bulundu.

12 Ekim 2021’de de hakimlik tarafından verilen 6 aylık avukat yasağı kararı, 22 Nisan 2022’de sona erdi. Yasak süresinin dolması üzerine avukatlar müvekkilleri ile görüşmek için yaptıkları başvurulara herhangi bir yanıt alamadı. Bunun üzerine avukatlar 29 Nisan günü bir kez daha Bursa İnfaz Hakimliği’ne başvuruda bulundu. Ancak başvuru reddedildi. Reddedilme gerekçesi ise, 13 Nisan’da verilen 6 aylık yeni bir avukat görüş yasağı olarak öne sürüldü. Yasağa konu gerekçe hakkında da avukatlara herhangi bir bilgi verilmedi.

Bedenleri ateşe verenler

Avukatlar, 9 Eylül 2022’de verilen disiplin cezasının 9 Aralık’ta sona ermesi sonrası 15 ve 23 Aralık 2022 ile 3 Ocak 2023’te hem cezaevi hem de savcılığa 3 ayrı başvuru yaptı. Ancak bu başvurular da sonuçsuz kaldı. Bursa İnfaz Hakimliği, 4 Ocak’ta Abdullah Öcalan ve diğer tutuklulara 3 aylık yeni bir aile görüş yasağı verildiğini avukatlara bildirdi. Gerekçe “disiplin cezası” olarak açıklanırken, cezanın neden verildiği ve ceza tarihine dair herhangi bir bilgi paylaşılmadı. Avukatlar, 10 Ocak’ta karara itiraz etti. Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, aynı gün başvuruyu reddetti.

Abdullah Öcalan’a yönelik tecride karşı 13 Ocak’ta Mêrdîn’de Bubo Taş, 16 Ocak’ta Amed’te ise Mehmet Akar bedenini ateşe verdi. Taş ve Akar, tecridin son bulması için böylesi bir eyleme başvurduklarını belirtti.

BM süreci devam ediyor

2022 yıllı boyunca yapılan avukat, aile ve vasi görüşmesine dair başvuruların tümü disiplin cezaları ve yasak kararları gerekçe gösterilerek, reddedildi. Son olarak Asrın Hukuk Bürosu avukatları, 2022’nin sonlarında Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi’ne başvuruda bulundu. Komite, bu başvuruyu Türkiye’ye göndererek, mutlak iletişimsizlik hali olan “incommunicado” haline son verilmesi ve avukatların derhal kesintisiz bir şekilde müvekkilleri ile görüştürülmesini de içeren geçici tedbir talebinde bulundu.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin, Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ve cezaevlerindeki hak ihlallerine karşı İzmir’in ardından İstanbul’da da açlık grevi başlattı. 18 Ocak’ta İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan açıklama ile başlayan grev, 3 günün ardından Bakırköy Kapalı Cezaevi önünde son buldu.

İmza kampanyaları

21 Ocak’ta ise Kuzey ve Doğu Suriye’nin Hesekê kentinin Til Temir ilçesinde binlerce yurttaş, Suriye Devrimci Gençlik Hareketi öncülüğünde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecride karşı yürüdü. Yürüyüşte, “Gençler Önder Apo’nun fedaileridir”, “Vakit Önder Apo’nun özgürlük vaktidir” yazılı pankartlar ile Suriye Devrimci Gençlik Hareketi’nin bayrakları ve Abdullah Öcalan’ın fotoğrafları taşındı.

22 Ocak’ta ise Kuzey ve Doğu Suriye Halk İnisiyatifi, Demokratik Toplum Hareketi’nin (TEV-DEM) Qamişlo kentinde bulunan binası önünde yaptığı açıklamasıyla PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması ve fiziki özgürlüğünün sağlanması için imza kampanyası başlattığını duyurdu.

Uluslararası delegasyon Türkiye’de

25 Ocak’ta dünyanın 7 farklı ülkesinden 36 hukukçu, akademisyen, siyasetçi ve gazeteci, Türkiye’ye gelerek çeşitli baro, hukuk, sivil toplum ve siyasi parti ile Abdullah Öcalan’a yönelik tecridi görüştü. 28 Ocak’a kadar Türkiye ve Kurdistan’da temaslarını sürdüren Tecride Karşı Uluslararası Deklarasyon, yaptığı konferansın ardından açıklama yaparak, “İmralı sistemi lağvedilmeli” diyerek, tepkisini gösterdi.

HDP, 4-5 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği Demokratik Ulus paradigması kapsamında yer alan Demokratik Cumhuriyet konulu konferans düzenledi. Konferansa dünyadan yanı sıra Türkiye ve Kurdistan’dan binlerce kişi katıldı. Kuzey ve Doğu Suriye’de PKK Lideri Abdullah Öcalan’a karşı uygulanan Uluslararası Komplonun 24’üncü yıl dönümünde 9 merkezde, “Halkların mücadelesiyle İmralı sistemini yıkacağız” şiarıyla alanlara çıkarak yürüyüşler düzenlendi. Qamişlo Kontonu, Girkê Legê, Dêrik, Hesekê Kantonu, Dirbêsiyê, Kobanê Kantonu, Tebqa, Reqa ve Şehba Kantonu’nda binlerce kişi alanlara çıktı. Bunun yanı sıra PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması talebiyle İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Birleşmiş Milletler (BM) önünde Kürtler ve dostlarının 25 Ocak 2021’den bu yana her Çarşamba sürdürdüğü oturma eylemi 15 Şubat sürecinde de sürdü.

Asrın Hukuk Bürosu’ndan rapor

Abdullah Öcalan’a Özgürlük Komitesi öncülüğünde, uluslararası komplonun yıldönümünde sanal medyada hashtag eylemi gerçekleştirildi. “#ÊdîBeseJiTecrîdêRe” ve “#FreeOcalanNow” etiketleriyle başlatılan eylem, dünya gündemine oturdu. Çok sayıda kişi “#ÊdîBeseJiTecrîdêRe” etiketiyle Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin sonlandırılmasını talep etti. Birçok farklı dilde yapılan paylaşımlarda, Abdullah Öcalan’ın 24 yıldır tecrit altında tutulduğu vurgusu yapılarak, “Güneşimizi karartamazsınız” denildi.

Asrın Hukuk Bürosu, komplonun yıldönümünde 2022 yıllına dair raporunu yayımladı. Raporda, bu yıllın İmralı’da mutlak iletişimsizlik ve haber alamama halinin yılı olduğuna dikkat çekildi. Bunun yanı sıra Asrın Hukuk Bürosunun her hafta yaptığı iki avukat başvurusu ve bir aile, vasi görüşmesine ise hala olumlu yanıt verilmiyor.

CPT raporunu tamamlamadı

Haber alamama halinin 24’üncü ayında Güney Afrika’nın başkenti Cape Town’da “Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Dünya’ya Barış ve İstikrar” başlığıyla konferans düzenlendi. İki gün süren konferansın ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde bu yıllın Abdullah Öcalan’ın özgürlük yıllı olması için mücadelenin önemine dikkat çekildi. 14 Mart’ta ise Asrın Hukuk Bürosu avukatları, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a açık mektup göndererek, Abdullah Öcalan’ın rehine statüsünde tutulduğuna işaret etti. 16 Mart’a ise CPT, İmralı’ya giden heyetin raporunu tamamlandığını ve kabul ettiğini duyurdu. Asrın Hukuk Bürosu avukatları, deprem nedeniyle müvekkilleri görüşmek için yaptıkları başvuruların reddedilmesi nedeniyle 17 Mart’a AYM’ye başvurdu.

Rapor Türkiye’de

2023 Newrozu’nun startı Colemêrg’in Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde “Her der Newroz, her dem azadî” şiarıyla 15 Mart’ta verildi. İlk ateşin yakıldığı ilçede Şemzinan olmak üzere 39 ayrı noktada kutlanan Newroz meydanlarında Abdullah Öcalan’a özgürlük talebi öne çıktı. Yüz binlerce kişinin katıldığı Amed Newrozu’nda gençler, Abdullah Öcalan’ın posterini açarak tecride tepki gösterdi, özgürlüğünü talep etti. Burada sahneye çıkan deneyimli Kürt siyasetçi Ahmet Türk ise “Bu Newroz, sayın Öcalan’ın özgürleşme dönemidir” diyerek, 2023’de Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü hedeflediklerini ifade etti.

CPT, Eylül 2022’de yaptıkları ziyarete dair oluşturdukları raporu, Türkiye’ye teslim ettiklerini aktardı. CPT, “Türkiye’ye yapılan Ad Hoc ziyaretler başlığı altında yapılan ziyarete ilişkin rapor, CPT tarafından Mart 2023’ün başlarında kabul edildi ve ardından Türk makamlarına iletildi. Raporun ne zaman açıklanıp açıklanmayacağına ise yetkililer karar verecek” açıklaması yaptı.

AYM görüş istedi

Son 8 yıl içerisinde Asrın Hukuk Bürosu tarafından Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yapılan başvurulardan 23’üne ilişkin Adalet Bakanlığı’ndan görüş istendi. Bakanlık, avukat yasakları, aile disiplin yasakları, telefon hakkı, Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde İmralı’daki yasaklara ve benzer pek çok konuya dair AYM’ye görüş sundu.

Bakanlık yanıtı

Bakanlığın, avukat ve aile görüşlerinin engellenmesine dair 24 Mart’ta AYM’ye sunduğu görüşte, İmralı’da “kötü muamelenin” olmadığını, görüşmelerde “elde olmayan sebeplerden” dolayı aksaklıklar yaşandığını ve bu durumun “makul” olduğunu ileri sürdü.

PKK Liderine ilişkin en son 11 Mayıs’ta 3 farklı ülkeden 3 kişilik Uluslararası İmralı Barış Delegasyonu İstanbul’a geldi. Delegasyonda, Sosyoloji ve Antropoloji Profesörü Denis O’Hearn, Avrupa Konseyi Sol Grup Başkan Yardımcısı, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Temsilcisi ve İzleme Komitesi üyesi Laura Castel, İzlanda eski Adalet ve İçişleri Bakanı Ögmundur Jonasson yer aldı. Heyet, 14 Mayıs seçimlerinin hem öncesi geldikleri İstanbul’da Abdullah Öcalan’ın avukatlarının bulunduğu Asrın Hukuk Bürosu başta olmak üzere Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Tevgera Jinên Azad (TJA), Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MATUHAYDER) ile Cumartesi Anneleri/İnsanlarını ziyaret etti. Ziyaretlerin ardından İzlanda’ya giden heyet, Avrupa Konseyi (AK) 4’üncü büyük zirvesi öncesi yaptığı basın açıklaması ile PKK Liderinin rolüne ve tecride dikkat çekti.

Kuzey ve Doğu Suriye’de ve Avrupa ülkelerinde ise PKK Liderine yönelik tecridinin son bulması ve özgürlüğüne kavuşması için çeşitli eylem ve etkinlikler yapıldı.

Kaynak: MA

#İmralıdaki #incommunicado #sürüyor #başvuru #yanıtsız

Beştaş’tan kadınlara çağrı: Mührümüzü vuralım kadın düşmanı ittifakı gönderelim

28 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve 14 Mayıs’ta sonuçlanan genel seçimlere dair konuşan Yeşil Sol Parti Erzirom Milletvekili Meral Danış Beştaş, ‘kadın düşmanı bir ittifak’ oluştuğunu belirterek, ‘Mührümüzü biz kadınlar vuralım ve bu ittifakı gönderelim’ dedi

14 Mayıs’ta yapılan seçimlerde bütün itirazlara rağmen Erzirom (Erzurum) milletvekili olarak seçilmeyi başaran Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Milletvekili Meral Danış Beştaş ikinci tura kalan Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimlerde ortaya çıkan tabloyu değerlendirdi.

Amacımız kadın düşmanı ittifakı göndermek

Kadın düşmanı bir ittifakın oluştuğunu belirten Beştaş, “Kadınların gücünün, mücadelesinin, kararlılığının, yaşamlarına ve kazanımlarına sahip çıkma iradesinin ne kadar güçlü olduğunu anlamamışlar ama onları anlatacağız. Kadınlar; büyük bedeller ödeyerek, büyük mücadeleler vererek bu kazanımları elde ettiler. Bizim kadınlar olarak en büyük motivasyonumuz 28 Mayıs’a girerken bu kadın düşmanı ittifakı göndermek olacak” diye konuştu.

İktidar tepkinin farkında

İstismar ve tecavüz davalarında cezasızlık politikalarının devam ettirildiğini vurgulayan Beştaş, “HÜDA-PAR, Yeniden Refah, AKP-MHP ittifakından önce bunu çıkıp savunamıyorlardı. Bu konudaki tepkinin farkında olmasalar bile sessizliği tercih ediyorlardı ya da dolaylı beyanlarda bulunuyorlardı. Şimdi ise doğrudan çocuk evliliği ile ilgili ‘Kime göre neye göre’ çocuk diyebiliyorlar. 18 yaşından küçük herkesin çocuk olduğu gerçeğini bile kabul etmeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız” diye konuştu.

Herkesin karşı çıkması gereken bir iktidar

Erdoğan kazandığı takdirde kadınların bugün yaşadıklarının çok daha ağırını yaşayacağını ve bunun iktidar tarafından ilan edildiğini belirten Beştaş, “AKP içindeki kadınlar da, MHP içindeki kadınlar da, diğer partiler içindeki kadınlar da kadın kimlikleriyle buna karşı dur diye bilmeliler. Ama belli ki büyük bir baskı altındalar ya da koşulların da yarattığı atmosferde sessiz kalıyorlar. Kadın paydasının en büyük paydalardan biri olduğuna inanıyorum. Bu yönüyle herkesin karşı çıkması gereken bir Erdoğan, bir iktidar gerçekliği var” dedi.

‘İrademizi ortaya koyalım’ çağrısı

Düşüncesi, kimliği, dili, partisi ayırt edilmeksizin bütün kadınlara çağrıda bulunduğunu vurgulayan Beştaş, “Bize açıkça düşmanlık ilan edenlere karşı sesimizi kısmayalım, irademize ortaya koyalım. Mührümüzü biz kadınlar vuralım ve bu ittifakı gönderelim” çağrısında bulundu.

Haber: Yüsra Batıhan / MA

 

#Beştaştan #kadınlara #çağrı #Mührümüzü #vuralım #kadın #düşmanı #ittifakı #gönderelim

Kürt Sanatçılar: Faşizmi yenmek için sandığa gidin

Aralarında Şivan Perwer, Xelil Xemgin ve Deniz Deman gibi isimlerin olduğu Kürt sanatçılar, 28 Mayıs’ta oy kullanma çağrısı yaparak, ‘Faşizmi yenilgiye uğratmak için sandıklara gidin’ dedi

Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerine kısa bir süre kalırken Medya Haber TV’de Erdal Er’in sunduğu seçim özel programına katılan Kürt sanatçılar, AKP-MHP iktidarının ne Kürtlere ne de Türklere demokrasi vaat etmediğini, faşizmi daha çok kurumsallaşmayı vaat ettiğini söyledi. Bu nedenler herkesin 28 Mayıs’ta faşizmi yenilgiye uğratmak için sandıklara gitme çağrısında bulundu.

Şiwan Perwer: Kürtler birleşmeli

Şivan Perwer, sandığa gitme çağrısı yaparak, “Türklerin hakkı var mı ki Kürtlerin bu tarihsel toplumsal güzelliklerini yok etmeye. Bu bir kere insani bir şey değil. Ahlak dışı bir şeydir. Böyle bir ülke gelişemez, demokrasiye de kavuşamaz” diye konuştu.

Kürtlerin, ulusal bir temelde bir araya gelmesinin önemli olduğuna işaret eden Perwer, “Bu olmazsa Kürt halkının geleceği perişandır. Kuzey Kurdistan, dört parçanın anasıdır. Kuzeyde gerçekleşen demokrasi dört parçayı da etkileyecektir. Kürtleri yok edemezler, alt edemezler. Mümkün değil. Kürt halkı artık uyanmıştır. Sadece uyanma ile değil, hareket haline de gelmelidir. Kürt halkı birleşmeli, kaynaşmalı ve büyük bir hareket haline gelmelidir. Bizim liderlerimiz, değerli insanlarımız halen hapiste. Ziyaretlerine bile gidemiyoruz. Hani Türkiye’de demokrasi nerede. İnsan dışı bir yönetim vardır. Kürtler hangi düşüncede olursa olsun birleşmelidir” dedi.

Xelil Xemgin: Seçim değil referandum

Xelil Xemgin de bu seçimlerin normal bir seçim olmadığını bir referandum olduğunu söyledi. AKP-MHP’nin 21 yıllık iktidarında 100 yıllık devleti ellerine geçirdiklerini belirten Xemgin, “Devlet kökünden değiştirildi. Faşizm şu an Türkiye’de yaşanıyor. 21 yıldır adım adım hayata geçirilen faşizm şimdi ise kurumsallaştırılmak isteniyor. Kalıcı hale getirilmek isteniyor. Bu da kendisi ile beraber daha çok savaş ve ölüm getiriyor. Faşizm halklara karşıdır, hak ve adalete karşıdır. Faşizmin kurumsallaşması için bir referandumdur.  Kürt ve Kürtlük adına herşeyi yok etmek istiyorlar. Seçim çalışmalarında yaptıkları propaganda tamamıyla Kürtler üzerinedir. Bu seçim referandumdur. Biz hangi tarafta duracağız. Kürtler birliğini sağlamalı, uyanık olup el ele vermelidir” dedi.

Ozan Diyar: 28 Mayıs’ta da gidip stratejik oyumuzu kullanalım

Ozan Diyar ise, Kürtlerin ‘gelen gideni aratır mı’ gibi soruları sorma gibi bir lüksünün olmadığını söyledi.. Kürtlere reva görülen, zindan, ölüm ve inkar iken Türklere de ekonomik soykırım reva görüldüğüne dikkat çeken Diyar, “Bu iktidar 21 yıldır denenmiş ve kendi dar çevresi dışında herkese zarar vermiş, krize sokmuştur. Kılıçdaroğlu gelse elinde sihirli bir değnek yok. Kürtler bunu da biliyor. Kürtler, 21 yıldır kendisine dayatılan faşizmi yenilgiye uğratmak istiyor. Bizim üzerimizden oyunlar kurarak yada pazarlıklar yaparak Kürtlerin motivasyonunu ahlaklı onurlu duruşundan bir adım geri atmamalı 28 Mayıs’ta da gidip stratejik oyumuzu kullanmamız gerekir.

Meral Alkan: Seçimin galibini kadınlar belirleyecek

Sanatçı Meral Alkan ise, ilk turda yaşanan hilelere dikkat çekerek ikinci turda sandık güvenliğinin daha iyi sağlanması gerektiğinin altını çizdi.  Faşizminin geriletilmesi için Erdoğan’ın ne olursa olsun seçilmemesi gerektiğini belirten Alkan, “seçimin galibini kadınlar belirleyecek. AKP’nin 21 yıldır evlere hapsetmeye çalıştığı kadınlar Erdoğan’ı gönderecektir” dedi.

Deniz Deman: Kadınlar hesap soracak

Deniz Deman, Demokrasi ve özgürlük talebi olan herkesin bu iktidar ile bir sorunu olduğunu söyledi. Türkiye’nin bir kadın mezarlığına döndüğünü hatırlatan Deman, “Bu rejimle sorunu olan en haklı kesim kadınlardır. Kadına reva görülenleri kadınlar çok iyi biliyor. Kadınlar mutlaka sandıktan hesap soracaktır” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Kürt #Sanatçılar #Faşizmi #yenmek #için #sandığa #gidin

‘Milliyetçiliğin, ırkçılığın zirve yaptığı bir dönemdeyiz’

Türkiye’de işkencenin sistematik bir hal aldığını söyleyen hukukçular, ‘İşkencenin bir yönetim biçimi haline geldiğini’ söylediler

Kadıköy’de bulunan Moda sahilinde Kürtçe şarkı eşliğinde halay çeken gençlere dönük polis saldırısında, şiddete maruz kalan 4 genç gözaltına alındı. Polisin şiddetini görüntüleyen bir genç daha gözaltına alındı. Darp edilerek İskele Karakolu’na götürülen gençler, burada ters kelepçeli bir şekilde yüzükoyun yere yatırıldı. İşkenceyi sürdüren polis, mehter marşı çalınan anlara dair görüntüler sanal medyada paylaştı.

Emniyet işlemlerinin ardından Kartal’da bulunan Anadolu Adliyesi’ne sevk edilen gençler, “Görevi yaptırmamak için direnmek” ve “Polise mukavemet etmek” iddiasıyla ifadelerinin alınmasının ardından sevk edildikleri mahkemece adli kontrol şartıyla bırakıldı.

Kamuoyunda büyük tepkiye neden olan işkenceye dair  Mezopotamya Ajansı‘na değerlendirmelerde bulunan hukukçular, 90’lı yılları hatırlatarak, işkencenin yönetim biçimi haline geldiğini söyledi.

‘Türkiye’de iktidar Kürt karşıtlığı üzerinden şekilleniyor’

İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Eren Keskin, gençlere yönelik işkenceye dikkat çekerek, “90’lar devlet aklının iktidarda olduğunu gösteriyor” dedi. Seçim süreci boyunca sarf edilen kutuplaştırıcı dilin şiddet ve işkenceye yol açtığını ifade eden Keskin, Türkiye’de ittifakların “Kürt karşıtlığı” üzerinden şekillendiğini söyledi. Keskin, bu nedenle milliyetçilik ve ırkçılığın zirve yaptığı bir döneme girildiği uyarısında bulunarak, “Bu gençlere bu tür işkence olaylarını bunlarla birlikte düşünmek lazım. Ters kelepçe, işkence ve kötü muamele yöntemidir. Şu anda tüm muhaliflere uyguluyorlar. Gençlere işkence uygulanması, mehter marşı dinletilmesi, aynı zamanda işkencenin ırkçı saikle yapıldığı anlamına geliyor” diye konuştu.

‘Eskiden inkar ediyordu şimdi yapıyoruz diyor’

“Kürt’ün diline, halayına, avukatına, doktoruna, insan hakları savunucusuna, gazetesine, gazetecisine ve Kürt varlığına karşılar” diyen Keskin, “Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çekmek nasıl bir suç oluşturuyor?” diye sordu. Keskin, “Eskinden devlet inkar ediyordu ve ‘yapmadım’ diyordu. Ancak şu anda açıkça ‘yaptık, yapıyoruz, yapacağız’ diyor” ifadelerinde bulundu.

‘İçişleri Bakanı ‘Üzerinize çökeceğiz’ diyemez’

Keskin, AKP’den milletvekili olmasına rağmen hala İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Süleyman Soylu’nun tehdit ve hedef göstermelerini anımsatarak, bu durumun Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu söyledi. Keskin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiçbir yerde bir İçişleri Bakanı ‘Üzerinize çökeceğiz’ diyemez. Ancak bu ülkede yapılıyor. 90’larda bile bu yapılmıyordu. Çünkü toplumu da buna hazır hale getirdiler. Bunu destekleyen bir çoğunluk var.”

‘İşkence açık mesaj içeriyor’

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi Eşbaşkanı Gürkan İstekli, işkencenin açık bir mesaj içerdiğini dile getirdi. Kürt gençlerine yönelik saldırıların “münferit” olmadığını dile getiren İstekli, bu durumun sistematik bir hal aldığını vurguladı. “Her gün yeni bir saldırı ile gözümüzü açıyoruz” diyen İstekli, şunları söyledi: “Kürt gençleri gözaltına alınıp, işkenceye maruz kalıyor. Kürt gençlerinin sindirilmesine, geri tutmaya yönelik olarak okumak gerekiyor. Halay ve şarkı nedeniyle yaşanan işkence, bize inşa edilmek istenen faşist rejiminin boyutunu gösteriyor.”

İstekli, işkenceye karşı suç duyurusunda bulunacaklarını belirterek, “Polisin bu kadar pervasızca, toplumun gözü önünde, kameraların çektiği bir anda bu işkenceyi yapması, ardından ise işkence ettiği gençlere mehter marşı dinlettirmesi ve bunu yayınlaması ancak faşizmin sıradanlaştığı ve topluma hükmetmeye başladığını gösteriyor” diye belirtti.

‘İşkencenin izleri yok edilmeye çalışılıyor’

ÇHD’li avukat Ezgi Önalan, işkenceye uğrayan gençlerin cezalandırılmak istendiğini ifade ederek, “İşkencenin izleri yok edilmeye çalışılıyor. Kendisini mağdur olarak göstermeye çalışıyor. Karşıdakini kriminalize etmeye çalışıyor. İşkenceyi buradan meşrulaştırmaya çalışıyor. Ve bu sürekli oluyor. Bu bir devlet politikasıdır. İşkenceye uğrayan kişiyi marjinalleştirmeye çalışıyor, tutuklamaya sevk ediyor ve ceza da vermeye çalışıyor” diye konuştu.

İSTANBUL

#Milliyetçiliğin #ırkçılığın #zirve #yaptığı #bir #dönemdeyiz

Colemêrg’te seçim operasyonları: Onlarca gözaltı

Colemêrg’te ikinci tur seçimler öncesi yapılan ev baskınlarında onlarca kişi gözaltına alındı

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi Yeşil Sol Parti’nin yüksek oy aldığı kentlerde gözaltı operasyonları hız kesmeden sürüyor. Yeşil Sol Parti’nin 14 Mayıs seçimlerinde 3’te 3 yaptığı Colemêrg’te sabah saatlerinde birçok eve baskın düzenlendi. Baskınlarda en az 30 kişinin gözaltına alındığı belirtiliyor. “Örgüt propagandası” ve “örgüt üyeliği” suçlaması yöneltilen kişiler il ve ilçe emniyet müdürlüklerinde tutuluyor.

Gözaltına alınan bazı isimleri şöyle: “Ömer Çıtak, Rojbin Şahinoğlu, Yusuf Şahinoğlu, Ferhat Toregün, Remziye Ürgün, Bedran Öğmen, Bedran Özdel, Vedat Doğan, Barış Kameri, Musa Yiğit, Naif Beyter ve Bünyamin Seven.”

Kaynak: MA

#Colemêrgte #seçim #operasyonları #Onlarca #gözaltı