Ana Sayfa Blog Sayfa 41

Aykol’un cenaze töreni detayları belli oldu!

Yaşamını yitiren gazeteci Hüseyin Aykol için cenaze töreni 2 Ocak’ta Ankara’da gerçekleştirilecek. 14 Ekim 2025’te geçirdiği beyin kanaması sonrasında 1 Ocak’ta hayata veda eden Aykol, özgür basın mücadelesinin önemli isimlerinden biriydi.

Aykol’un cenaze töreni, 2 Ocak’ta saat 10.30 ile 12.30 arasında Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’nde yapılacak. Törenin ardından, Aykol saat 14.00’te Karşıyaka Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanacak.

Cenaze töreninin ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde taziye kabul edilecektir. Aykol, 70 yaşında hayata veda ederken, geride bıraktığı eserleri ve mücadeleleriyle anılmaya devam edecektir.

Almanya’da Tele2 Haber ve Merdan Yanardağ İçin Dayanışma Kampanyası

Almanya’da yaşayan demokrasi güçleri, Tele2 Haber ve haksız yere tutuklu bulunan kanalın Genel Yayın Yönetmeni Dr. Merdan Yanardağ ile dayanışma amacıyla bir bağış kampanyası başlattı.

Kampanya, daha önce Köln’de Dom Katedrali önünde yaklaşık 200 kişinin katılımıyla düzenlenen Tele1 dayanışma eylemini organize eden “Tele1 ve Merdan Yanardağ ile Köln Dayanışma Platformu” ile partiler ve inançlar üstü bir yapı olan Fikir Atölyesi Derneği tarafından birlikte yürütülüyor. Aynı yapı, 2025 yılı içinde Oberhausen ve Köln’de Merdan Yanardağ’ın katılımıyla konferanslar da düzenlemişti.

Dayanışma çağrısında, Merdan Yanardağ’ın 70 gündür mahkeme kararı olmaksızın özgürlüğünden mahrum bırakıldığı, henüz sorgulanmadan Tele2 Haber’e el konulduğu vurgulandı. Bu sürecin anayasal hak ihlali olduğu belirtilirken, çok sayıda basın emekçisinin işsiz bırakıldığına dikkat çekildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Merdan Yanardağ yurtsever bir gazetecidir. Toplumu aydınlatmaktan başka bir şey yapmamıştır. Bu bir zulümdür. Yanardağ ve Tele2 emekçileri yalnız değildir. Gerçekleri halkla buluşturmaya devam eden Tele2 Haber’e sahip çıkıyoruz.

Yetkililer, YouTube ve sosyal medya üzerinden zor koşullarda yayınlarını sürdüren Tele2 Haber’e destek çağrısı yaparak, tutsak gazeteciler, siyasetçiler ve aydınlar için özgürlük talebini yineledi. Yeni yılın, Merdan Yanardağ ve tüm yol arkadaşlarının özgürlüğüne kavuştuğu bir yıl olması temenni edildi.

Bağış Bilgileri:
Banka: Sparkasse Mülheim an der Ruhr
IBAN: DE56 3625 0000 0175 1894 32
Alıcı: Ideen Werkstatt e.V
Açıklama: Tele2 Dayanışma / Köln Platformu

Bağışlarla ilgili detaylı bilgiye sosyal medya hesapları üzerinden ulaşılabileceği belirtildi.

Aleviler İçin Yeni Bir Eşik: 2025’in Acıları, 2026’nın Umudu HURİYE KABAYEL

2025’i Bıraktıkları, 2026’da Beklentiler: Artık Aynı Acıları Taşımak İstemiyoruz, Aynı Kaderi Kabul Etmiyoruz — Türkiye’de, Suriye’de ve Avrupa’da Aleviler İçin Yeni Bir Eşik

2025’i geride bırakırken yalnızca bir takvim yılını kapatmadık. Hepimizin yüreğinde biriken ağır bir yükle, bitmeyen bir sorguyla, yorulmuş ama hâlâ direnen bir umutla girdik 2026’ya. Ekonomik krizin, siyasal baskıların, toplumsal adaletsizliğin ve kimlik inkârının yoğunlaştığı bir yılı geride bırakırken bir kez daha gördük ki: Böyle devam edemeyiz. Aynı acıları taşımaya, aynı haksızlıklara boyun eğmeye mecbur değiliz.

Biz Aleviler — Kürt Aleviler, Türk Aleviler, Arap Aleviler, Bektaşiler ve farklı ocakların bütün canları — bu coğrafyanın vicdanını, barış umudunu ve adalet arayışını taşıyan kadim bir inanç topluluğuyuz. Fakat 2025 bize bir kez daha şunu hatırlattı:
Eğer demokrasi güçlenmezse,
Eğer eşit yurttaşlık sağlanmazsa,
Eğer devlet halkını gerçekten kucaklamazsa,
acılar ders olmaktan çıkar, kader olarak dayatılmaya devam eder.

Biz tarihin yükünü taşıyoruz.
Maraş’ın ateşi, Çorum’un karanlığı, Sivas’ın külü, Gazi’nin yarası hâlâ içimizde.
Her siyasal gerilimde bu acılar yeniden canlanıyor, yeniden hatırlatılıyor.
Bu yüzden 2025’e sadece bir yıl olarak değil; uzun bir tarihsel yüzleşmenin devamı olarak bakıyoruz.

Ve açıkça söylüyoruz:
Artık aynı şeylerin tekrarlanmasını istemiyoruz.
Acılarımız hafızamızda kalacak, ama geleceğimizi acıya teslim etmeyeceğiz.
Bu gerçek Türkiye sınırlarının çok ötesinde.

Suriye Alevileri/Nusayriler, yıllardır savaşın gölgesinde kimliklerini, yaşamlarını ve güvenliklerini korumaya çalışıyor. Onların barış, onur ve huzur talebi bizim kalbimizde yankılanıyor. Bölgenin geleceği planlanırken Alevilerin sesi, korkuları ve beklentileri hesaba katılmadan kurulacak hiçbir düzen gerçek ve kalıcı olamaz. Çünkü Aleviler bu coğrafyanın hem hafızasıdır hem de geleceğidir.
Ve bir başka önemli alan: Avrupa.
Avrupa’da yaşayan yüzbinlerce Alevi var.
Göçle yoğrulmuş, gurbetle büyümüş, kimliğini ve inancını yaşatmak için emek veren güçlü bir diaspora var.
Avrupa’daki Aleviler yalnızca Türkiye’den uzaklaşmış insanlar değil; kimliğini savunan, çocuklarının kimliksizleşmesine izin vermek istemeyen, örgütlü bir mücadeleyi sahiplenen toplumsal bir güç. Cemevleri kurdular, kurumlar inşa ettiler, köklerini korurken yeni bir yaşam kurdular. Avrupa bir nefes alanı sundu; ama mücadele bitmedi.
Avrupa’daki Aleviler hâlâ asimilasyonla, kültürel erozyonla, aidiyet sorunlarıyla boğuşuyor. Gençlerin kimlikten kopma riski, Aleviliğin sadece folklorik bir unsur gibi görülmesi ve siyasal dayanışmanın zaman zaman zayıflaması ciddi sorunlar olarak karşımızda duruyor.

Ama bunun yanında çok güçlü bir gerçek var:
Avrupa’daki Aleviler, sahip oldukları demokratik deneyim, örgütlü yapı ve uluslararası dayanışma gücüyle; Türkiye’deki ve Suriye’deki Aleviler için önemli bir ses, önemli bir destek ve büyük bir moral kaynağıdır.

Bu nedenle 2026, Avrupa’daki Aleviler için de büyük bir çağrı yılıdır:
Sesi büyütmek, kimliği güçlendirmek, daha güçlü bir ortak söz üretmek ve coğrafyamızdaki Alevilerle daha derin bağlar kurmak…
Peki, 2026’dan ne bekliyoruz?
Göğe bakıp boş bir umut değil,
somut ve geciktirilmeyen adımlar bekliyoruz.
Türkiye’de:
* Cemevlerinin Dergahlar ibadethane olarak tanınmasını,
* İnancımızın anayasal güvenceye kavuşmasını,
* Eğitimde ayrımcılığın son bulmasını,
* Eşit yurttaşlık hakkının gerçek anlamda tanınmasını,
* Kadınların ve gençlerin daha güçlü söz sahibi olmasını istiyoruz.
Suriye’de:
Alevilerin güvenliğinin, eşitliğinin ve onurlu yaşam hakkının güvence altına alınmasını istiyoruz.
Avrupa’da:
Alevi kurumlarının daha güçlü olmasını, gençlerin ve kadınların ön saflarda yer almasını, Aleviliğin bir hatıra değil; yaşayan, nefes alan bir değer olarak korunmasını istiyoruz.
Ve en çok şunu istiyoruz:
Gerçek barış.
Lafta değil, kâğıtta değil;
adaletle gelen, eşitlikle büyüyen, halkların kardeşliğiyle güçlenen bir barış.
2026’ya girerken içimizde büyük bir soru ve büyük bir kararlılık var:
Bu coğrafyada hep aynı hikâyeyi mi yaşayacağız?
Yoksa artık kendi kaderimizi değiştirecek cesareti mi göstereceğiz?
Biz Aleviler olarak cevabımız net:
Artık aynı yaraları taşımak istemiyoruz.
Artık aynı kaderi kabul etmiyoruz.
Artık ertelenmiş demokrasiyi, ötelenmiş eşitliği ve susturulmuş barışı kabul etmiyoruz.

Türkiye’de, Suriye’de ve Avrupa’da;
Aleviler artık daha güçlü, daha bilinçli ve daha kararlı bir sözün peşindedir
Ve bu söz şudur:
Biz bu coğrafyanın yükü değil vicdanıyız.
Biz nefretin değil barışın mirasçılarıyız.
Ve biz artık insanca, onurlu ve eşit bir yaşam istiyoruz.
Aşk ile.
Huriye. Kabayel.

Alevilere Yönelik Saldırılar: HDK, İnsanlığa Karşı Suç Dedi

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Suriye’nin Lazkiye bölgesinde Alevilere yönelik artan saldırıların artık münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini vurguladı. HDK, bu durumun insanlığa karşı suç kapsamında ele alınması gerektiğini ifade etti. Yapılan yazılı açıklamada, Lazkiye’de yaşananların bir güvenlik sorunu olarak geçiştirilemeyecek kadar ciddi olduğu belirtildi.

Açıklamada, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve Suriye Geçici Şam Yönetimi ile bağlantılı güvenlik güçlerinin bölgeye konuşlandırılmasının ardından, Alevilerin yoğun yaşadığı alanlarda inanç temelli sistematik şiddet uygulandığına dair ciddi bilgiler paylaşıldı. Sivil ölümler, zorla yerinden etmeler ve mülklerin yakılıp yağmalanmasının hedefin Aleviler olduğunu gösterdiği kaydedildi.

HDK, Alevilerin yaşadığı bölgelerdeki şiddet ve zorla yerinden etme olaylarının görmezden gelinemeyeceğini vurguladı. Sivillerin yaşam hakkının ihlaline neden olan her türlü müdahalenin kabul edilemez olduğu belirtildi. Uluslararası toplumun sessizliğinin, bu suçların zeminini genişlettiği ve şiddeti artırdığı ifade edildi.

Açıklamada, Türkiye’nin Suriye’de yaşanan bu vahşete sessiz kalmasının kabul edilemez olduğu vurgulandı. Türkiye’nin, hem bölgesel sorumluluğu hem de taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri gereği sivillerin korunması konusunda açık ve etkili bir tutum alması gerektiği dile getirildi.

Son olarak, HDK, Alevilerin yaşadığı bölgelerdeki sivil ölümler ve hak ihlallerinin açığa çıkarılması için Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası mekanizmaların acilen harekete geçirilmesi gerektiğini belirtti. Saldırılar karşısında sessiz kalmanın, bu suçları normalleştirmek anlamına geleceği ifade edildi.

Hüseyin Mat: “Yeni Yıl, Barış ve Kardeşliğin Yılı Olsun”

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, yeni yıl dolayısıyla yayımladığı mesajında barış, adalet ve dayanışma temalarını öne çıkardı.

2025 yılının zorlu geçtiğini belirten Mat, 2026 yılının umutların yeniden yeşerdiği bir dönem olmasını diledi. Barışın, adaletin ve dayanışmanın güçlendiği bir yıl temennisinde bulundu.

Başkan Mat, herkesin sevdikleriyle birlikte sağlık, huzur, mutluluk ve başarı dolu bir yıl geçirmesini dileyerek yeni yılı en içten duygularla kutladığını ifade etti.

Yeni yılın kötülüklerin azaldığı, iyiliklerin çoğaldığı; sevgi, anlayış ve umudun yol gösterdiği bir yıl olmasını isteyen Mat, mesajını “Aşk ile” sözleriyle sonlandırdı.

ABF: İnkâra ve Zulme Direnişimiz Kesintisiz Devam Edecek

Alevi Bektaşi Federasyonu, yeni yıla girerken yaptığı açıklamada inkâr, asimilasyon, ayrımcılık ve zulme karşı mücadelenin kararlılıkla süreceğini vurguladı. Federasyon, Alevi Bektaşi toplumunun inancından ve eşit yurttaşlık talebinden asla vazgeçmeyeceğini belirtti.

Açıklamada, Alevi Bektaşi inancının tarihsel olarak baskılara maruz kaldığına dikkat çekilerek, 2026 yılının geçmişte yaşanan katliamlarla yüzleşme yılı olması gerektiği ifade edildi. Maraş, Sivas, Çorum ve Dersim’deki katliamların hesabı sorulmadan gerçek bir barışın mümkün olamayacağı dile getirildi.

Alevi Bektaşi yolunun cesaret, adalet ve dayanışma üzerine kurulu olduğu vurgulandı. Federasyon, yeni yılda laiklik, demokrasi ve barışın savunucusu olmayı sürdüreceğini belirterek, bu mücadelenin tüm toplum için hayati önemde olduğunu ifade etti.

Cemevlerine ibadethane statüsü tanınması, Alevi inancının eşit kabul edilmesi ve ayrımcı politikaların son bulması için mücadeleye devam edileceği açıklandı. Federasyon, tüm canların ve ezilen halkların yeni yılını kutlayarak, savaşsız ve sömürüsüz bir yaşam dileğiyle açıklamasını sonlandırdı.

Antalya Alevi Kurumları’ndan 2026 Çağrısı: Barış ve Eşitlik Yılı Olsun

Antalya’daki Alevi kurumları, 2026 yılının barış, eşitlik ve adaletin hâkim olduğu bir yıl olmasını umuyor. Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Altınova Şubesi Başkanı Adnan Arslan, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan ve PSAKD Altınova Şube Sekreteri Abdurrahman Karadağ, 2025 yılının Aleviler ve tüm mazlum halklar için sıkıntılı geçtiğini belirterek, 2026 yılından beklentilerini dile getirdi.

Adnan Arslan, 2025’te yaşanan hukuksuzluklar ve gözaltılarla dolu bir yıl geçirdiklerini ifade ederek, Suriye’de Alevilere yönelik soykırımların durması gerektiğini vurguladı. “Artık insanlar ölmesin. 2026 yılının barış ve kardeşlik içerisinde geçtiği bir yıl olmasını diliyoruz” dedi.

Kazım Uçarcan ise 2025 yılında Alevi katliamlarına karşı yeterli bir mücadele sergileyemediklerini belirterek, bu yılın devlet destekli asimilasyon politikalarının arttığı bir dönem olduğunu söyledi. Uçarcan, “Dünya halklarıyla ortaklaşabileceğimiz bir yıl olmasını diliyorum” şeklinde konuştu.

Abdurrahman Karadağ, 2025’in asimilasyon politikalarına karşı bir mücadele yılı olduğunu ifade ederek, Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarının kabul edilemez olduğunu dile getirdi. 2026’nın savaşların ve ölümlerin sona erdiği, insanların barış içinde yaşayabildiği bir yıl olması temennisinde bulundu.

Suriye’deki dram: FEDA ve DAKB, bu bir iç mesele değil, insanlık krizi!

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Suriye’de sivillere yönelik artan şiddet olaylarına dair yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, mezhepsel ve etnik kimlikler temelinde gerçekleştirilen saldırıların başta Aleviler olmak üzere tüm halkları ve inanç gruplarını hedef aldığı vurgulandı.

Suriye’de yıllardır süren silahlı çatışmaların, siviller açısından derinleşen bir insani krize yol açtığı belirtilirken, son dönemde artan saldırıların sistematik bir nitelik kazandığı ifade edildi. Alevilerle birlikte Hristiyanlar, Dürziler, Kürtler ve Ezidilerin de bu saldırılara maruz kaldığına dikkat çekildi.

Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde kimlik temelli tehditler, toplu infazlar ve zorla yerinden etme uygulamalarının yaygınlaştığı kaydedildi. Bu durumun uluslararası hukukun açık ihlali olduğu vurgulanarak, sivillerin korunması ilkesinin doğrudan hedef alındığı belirtildi.

Açıklamada, uluslararası toplumun Suriye’de yaşananları göz ardı etmemesi gerektiği ifade edilerek, Birleşmiş Milletler ve ilgili uluslararası kuruluşların, sivillere yönelik ihlalleri bağımsız ve şeffaf şekilde soruşturması gerektiği çağrısında bulunuldu. Ayrıca, mezhep ve etnik köken temelinde hedef alınan grupların korunması ve faillerin cezasız kalmaması için hukukî süreçlerin işletilmesi gerektiği vurgulandı.

Son olarak, bu sürecin uluslararası barışı ve insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren ağır bir kriz olduğu hatırlatılarak, Aleviler başta olmak üzere hiçbir topluluğun kimliği nedeniyle hedef alınamayacağı ifade edildi. Uluslararası toplumun sessizliğinin sona ermesi gerektiği belirtildi.

Binali Efe: Alevilere yönelik asimilasyon politikaları sürüyor!

Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis köyünde cami yapımına yönelik girişim, Alevi kurumlarının tepkisini çekti. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Döşemealtı Şube Başkanı Binali Efe, bu durumun Alevilere yönelik yüzyıllardır süren asimilasyon politikalarının bir parçası olduğunu vurgulayarak, devletin valisi ve kaymakamının bu süreçte aktif rol oynadığını belirtti.

Efe, Alevi köylerine cami yapılmasının yeni bir uygulama olmadığını dile getirirken, Osmanlı dönemine de atıfta bulundu. II. Mahmut döneminde Hünkar Dergahı’nın yanına yapılan caminin, Alevileri asimile etme çabasının bir örneği olduğunu ifade etti. Bu tür uygulamaların geçmişte kaldığı düşüncesinin yanlış olduğunu, asimilasyon politikalarının hâlâ devam ettiğini vurguladı.

Alevi toplumu, tarih boyunca sistematik bir Sünnileştirme politikasıyla karşı karşıya kalmıştır. Efe, günümüzde de bu politikaların kaymakam ve vali eliyle köy muhtarları üzerinde baskı kurularak devam ettiğini, muhtarların ihtiyaçlar karşısında cami yapımına onay vermek zorunda bırakıldığını dile getirdi.

Binali Efe, Alevilerin inançlarına saygı beklediğini belirterek, camiye karşı olmadıklarını ancak inançlarına yönelik saygısızlıkları kabul etmediklerini söyledi. Efe, Alevi inancını özünde hissedenlerin, köylerine cami yapılmasına izin vermeyeceklerini ifade etti. Alevilerin, diğer inançlara saygılı olduğunu ancak kendilerine de saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye’de Alevilere yönelik HTŞ destekli saldırılar devam ediyor

HTŞ destekçilerinin Suriye’nin kıyı ve orta kesimlerinde Alevilere yönelik saldırıları devam ediyor. Geçici Suriye Hükümeti’ne bağlı güçlerin barışçıl gösterilere müdahalesinin ardından, HTŞ yanlısı gruplar Alevilere karşı provokatif eylemlere girişti.

Alevi yurttaşlar, 28 Aralık’ta Şêx Xezal Xezal’ın çağrısıyla sokaklara çıkarak federalizm talep etti. Ancak bu barışçıl gösteriler, HTŞ’ye bağlı silahlı gruplar tarafından provoke edildi ve Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde saldırılar gerçekleştirildi.

Özellikle Hama’nın batısındaki Mehrus beldesinde, motosikletli ve silahlı bir grubun evlere ve dükkanlara saldırdığı bildirildi. Bu saldırılar sonucunda maddi hasar meydana gelirken, yerel halk arasında büyük bir korku ve panik oluştu.

Lazkiye’deki Meşrui Sabail, Ziraa ve El-Ezher mahallelerinde de evlere saldırılar düzenlendi. Kentte bir Alevi çocuğun saldırıya uğrayarak darp edildiği ve mezhebinden vazgeçmesi için tehdit edildiği iddiaları, kamuoyunda infial yarattı.

HTŞ destekçilerinin saldırılarının artması üzerine Lazkiye Valiliği, şehirde sokağa çıkma yasağı ilan etti. Yasak, 17:00’dan 06:00’ya kadar sürecek. Bu durum, Alevi yurttaşların güvenliği açısından ciddi bir tehlike oluşturuyor.