Ana Sayfa Blog Sayfa 411

Katledilen abisi ve tüm hak arayanlar için sandığa gidiyor

2017 de Katledilen abisi Ozan Utku Taşkın için 28 Mayıs günü oy kullanarak AKP-MHP iktidarını göndermek isteyen Çağla Taşkın, ‘Kadınların sandığa gitmesini ve hükümetin değişmesini istiyorum’ dedi

28 Mayıs’ta yapılacak İkinci tur seçimleri için her kesimden halklar bir kez daha sandıklarda iradelerini ortaya koymaya hazırlanıyor. Adalet, yoksulluk, kadın katliamları, tecrit gibi AKP iktidarının 22 yıllık iktidarlığında büyük bir kriz ve çöküşe yol açan politikalar karşısında halklar da AKP-MHP iktidarını göndermekteki kararlılığını büyük bir umut ve inançla sürdürüyor.

İlk kez oy kullanan ve katledilen abisi Ozan Utku Taşkın’ın adaletinin sağlanması için sandığa giden üniversite öğrencisi Çağla Taşkın da “artık yeter” diyor. Şebnem Vergili, 25 Nisan 2017 tarihinde Samsun’da kullandığı otomobil ile önünde motosikletle hareket halinde olan özel harekat polisi Emre Bağcı’ya arkadan çarpmış ve daha sonra önce yol kenarındaki çöp konteynerine, ardından da kaldırıma çıkarak o sırada kaldırımda yürüyen Çağla’nın abisi üniversite öğrencisi Ozan Utku Taşkın’a çarparak katledip, 3 kişiyi yaraladı. Kaza sonrası “kontrol” için özel bir hastaneye götürülen Vergili’nin ifadesi orada alındı ve savcının kararı sonrasında karakola dahi gitmeden haftada bir imza vermesi şartıyla serbest bırakıldı. 11 Ağustos’ta ise Samsun 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, Vergili hakkında tutuklama kararı çıkarttı. Ancak Vergili, bu kararının ardından da bir daha karakola gidip imza vermedi.

Çağla Taşkın abisinin katledilmesi sonrası sürdürdükleri mücadele ve bu mücadeleyi sandığa taşımasına dair JİNNEWS’ten Marta Sömek’e  konuştu.

‘Abimi öldüren kadın hala dışarda’

2017 yılında Sinop Ayancık’ta okuyan ve lise eğitimi için Samsun’a gitmek istediğini söyleyen Taşkın, abisi Ozan Utku Taşkın’ın da o dönem Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Harita Mühendisliği son sınıf öğrencisi olduğunun bilgisini verdi. Abisinin 25 Nisan 2017’de katledildiğini ifade eden Taşkın, “Bir kişinin ceza alması gerekiyorsa benim bildiğim o gün hemen gider ve sonra hapse atılır. Bu ülkede üniversite öğrencilerinin evlerinin basıldığını biliyoruz. Ben iki kişiyi öldürsem, birkaç kişiyi yaralasam direkt gelir alırlar beni. Çünkü beni koruyan, arkamda biri yok. Ama öyle olmadı. Abimi öldüren kadın hala dışarıdaydı” sözleriyle yaşadıklarını anlattı.

‘Dava sürecinde çok yıprandık’

Samsun’da abisinin katledilmesinden bir ay sonra 25 Mayıs’ta olayın yaşandığı yerde davanın ağır işlemesine dair bir basın açıklaması yaptıklarını paylaşan Taşkın , “Basın açıklamasına sadece bir yer geldi. Ortada bir korku var, insanlar artık neyden çekiniyorsa gelemediler ve biz orada kendi imkanlarımızla basın açıklaması yaptık. Yine bir şey değişmedi çünkü o yine dışarıdaydı” dedi.

‘Güçlü olanlar ezsin…’

Fail Vergili’nin arabada yanında iki çocuğunun da olduğunu aktaran Taşkın , “Hatta kazadan sonra artık nasıl olduysa özel bir araba almış ve onları özel bir hastaneye götürmüş. Hastane odasının kapısında da koruma bulunuyormuş. Ben böyle bir şey yapsam beni kimse almaz, koruma da gelmez. Benim öyle bir gücüm yok. Ama o zaman gücü olanlar ezsin, yargı da olmasın, mahkeme de olmasın, avukatlık diye bir meslek de olmasın. Ülkenin buraya doğru gittiğini düşünüyorum, formaliteden bir şeyler. Kadının tipini bilmiyoruz, kimseyi tanımıyoruz. Çünkü internette araştırdığımızda nasıl olduysa hiçbir bilgi yok. Bunlar nasıl temizlendi, kim temizledi? Hala hiçbir görsel, bir şey çıkmıyor. Mahkemenin ilk günü de çevik kuvvet gördük. Anladık zaten kim için geldiklerini. Her tarafta yine sivil polisler vardı. Sonra mahkeme başladı. İlkinde güya üç dört hafta bir hapis yattı, sonra çıkarıldı. Her ay bizim mahkemeye gittiğimiz oluyordu, her ay biz bunu yaşıyorduk. Ve ben abimin, annemle babam oğlunun katilini görüyordu. Bu psikolojik olarak da biyolojik olarak da çok zor bir şey” ifadelerini kullandı.

‘Yargının bağımsız olmadığını anladık’

Mahkemelerde üzerlerinde çok fazla psikolojik baskı uygulandığını ve taciz edildiklerini belirten Taşkın, “Suçlu bizmişiz gibi, sanki biz onlardan birini öldürdük gibi kötü kötü bakıyorlardı. Avukatımız kadının sicil kaydına baktı. İkametgah adresinde MİT lojmanında oturduğunu öğrendik. Demek ki bu insanların MİT’le bir bağlantısı var. Kesinlikle yargının bağımsız olmadığını anladık. Özellikle son birkaç yılda herkes çok adaletsizliğe uğruyor. Abimi öldüren kadın frenler tutmadı, arabada hata var, ben katil değilim’ demişti. Ama sonra karşı tarafın avukatı bir daha bilirkişi raporu istedi ve iki – üç kere başka bilirkişilere gitti. Onlar da, kazanın üstünden süre geçtiği için böyle bir şeye bakamayız, frenlerde aksama olup olmadığını anlayamayız’ gibi şeyler söyledi raporda” dedi.

Adalet talebi ile sandığa gitti

Yıllarca anlatamadığı yaşadıklarını şimdi anlatmasına teşvik eden nedenin 14 Mayıs’ta gerçekleşen seçim sonucu olduğunu vurgulayan Taşkın, “Oy kullanmaya giderken motivasyonum gerçekten bir hak arayışıydı. Özellikle kadınların, abimin ve çocukların hakları. Herkesin hakkı için oy kullanmaya gittim ama sonuç pek hoşuma gitmedi. Bir şekilde bunun değişmesine vesile olacak kişiler bizi yönetmeli ve ben bu kişilerin şu anki hükümet olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden 14 Mayıs’tan sonra içim içimi yedi ne olacak diye. Bizim mahkeme bitti artık, haklarımız bitti. Ben de bir kadınım ve sahiplendirilmek istemiyorum. Ya da çocuklara tecavüz edilmesi, birilerinin serbest kalması beni gerçekten çok rahatsız ediyor. Bu bile hükümetin değişmesi için yeterli diye düşünüyorum” dedi.

‘Yaşam hakkımız için oy kullanmalıyız’

Havuz medya ile halkın iktidarın gerçek yüzünü görmediğine dikkat çeken Taşkın, “A Haber izleyerek mevcut hükümetin yanlışlarını görmüyorlar. Bu seçimin kadınların seçimi olduğunun farkında olmaması normal. Bizim o insanlara ulaşmamız lazım. Biz özgürlük istiyoruz. Mevcut hükümetin değişmesini istiyorum. İnsanlar bu yüzden her şeyden önce yaşam hakları için oy kullanmaya gitmeli. Kadınların sandığa gitmesini istiyorum. Ben bu sistemin değişmesini istiyorum, bu da benim hakkım. Ben artık susamam, bir şekilde bu mücadeleyi devraldım” diye konuştu.

İSTANBUL

#Katledilen #abisi #tüm #hak #arayanlar #için #sandığa #gidiyor

Kadın örgütleri: Erdoğan’a oy yok

Kadın örgütleri Pazar günü yapılacak Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde ‘Kadın düşmanı ittifakın karşısında sandığa giderek oy kullanacağız’ dedi

Cumhurbaşkanlığı seçimi için ikinci tura sayılı saatler kalırken, toplumun birçok kesiminden sandık çağrıları devam ediyor. MA’dan Esra Solin Dal’a konuşan kadın örgütleri temsilcileri de, kazanılmış hakları ve gelecekleri için tüm kadınları yarın sandığa giderek oy vermeye çağırdı.

Kadın düşmanları

Kadın Zamanı Derneği’nden Berivan Saruhan, AKP-MHP’nin kurduğu ittifakta yer alan HÜDA PAR ve Yeninden Refaha Partisi’nin kadın düşmanı politikalarına karşı mücadele edeceklerini söyledi. AKP’nin 21 yıllık iktidarı boyunca kadın kazanımlarına yönelik saldırılarını arttırdığını vurgulayan Saruhan, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasanın pazarlık konusu yapanların Meclis’te yer almasının kadın düşmanlığından başka bir şey olmadığının altını çizdi.

Ölüm kalım meselesi

“Kendi gücümüze güveniyoruz” diyen Saruhan, “Mevcut haliyle bu Meclis’i kadınları eve hapseden, kategorize ederek, sadece annelik rolüne mahkum etmek isteyen bir anlayış var. Bu anlayışa karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu anlamda Pazar günü yapılacak seçim çok önemli. Belki bu seçimden sonra kadın cinayetleri ortadan kalkmayacak ya da ülke gül bahçesine dönmeyecek ama bir değişim olacak ve toplum nefes alabilecek. Bu yüzden bizim için ölüm kalım meselesi” çağrısında bulundu.

Sokaklar bizim

Mor Dayanışma Kadın Derneği’nden Beril Hepgoncalı, erkek egemen zihniyete karşı kadınların yüzyıllardır mücadele ettiğini vurgulayarak, “Bu ataerkil düzen içerisinde haklarımızı, özgürlüklerimizi dayanışma ile sokaklarda kazındık ve böyle olmaya devam edecek. Bu noktada Meclis çoğunluğunun AKP’de olması fark etmiyor.  Sokaklardan geri durmayacağız” diye belirtti.

Erdoğan’a oy yok

Seçim sürecine dikkat çeken Hepgoncalı, şöyle dedi: “Seçim sürecine giderken gördük ki; iktidar kadınları ve yaşam haklarını seçim pazarlığı yapacak kadar sıkışmış durumda. Bu süreçte kadınların temel yaşam hakkına dönük saldırılar, taciz, tecavüz, katliam ve cezasızlık politikasıyla kadınlar baskı altına alınmak istendi. Kadınlar bu yüzden 28 Mayıs’ta ‘Erdoğan’a oy yok’ diyerek, sandığa gidiyorlar. Hem kendi yaşamlarına ve özgürlüklerini hem de ülkenin demokratik noktaya geçiş adımını kadınlar, oluşturdukları ağ ve örgütlülükleriyle sağlayacaklar. Mor Dayanışma olarak da seçim sürecini ‘Erdoğan’a oy yok, değiştirecek sensin’ şiarıyla örgütledik.”

Sandıklarda olalım

Kırkyama Kadın Dayanışması Derneği’nden Elif Baysal ise, mevcut iktidarın yanı sıra HÜDA PAR gibi kadın ve LGBTİ+ düşmanı partilere karşı mücadelelerinin süreceğinin altını çizdi. Baysal, şöyle devam etti: “Mevcut anlayışa geleceğimiz için ‘hayır’ demek hala elimizde. 28 Mayıs’ta sandıklara gidelim ve tek adamı gönderelim. Sonuç ne olursa olsun mücadelemize devam edeceğiz. Mücadelemizden aldığımız güçle, birbirimizden ve hayatlarımızdan vazgeçmemek için 28 Mayıs’ta sandıklarda olalım.”

 

#Kadın #örgütleri #Erdoğana #yok

‘Eşine bir şans daha ver’ denilip gönderildiği evde uykusunda katledildi

Ergani’de evli olduğu Deniz Ertürk tarafından uykusunda katledile Vezire Ertürk’ün yıllarca sistematik şiddet gördüğü öğrenilirken, son şiddet olayında akrabaları tarafından ‘son bir şans’ var denilen ikna edildiği ve kendisinin de ‘Çocuklarım için’ diyerek eve döndüğü ortaya çıktı

Amed’in Ergani ilçesinde 25 Mayıs günü 32 yaşında 3 çocuk annesi Vezire Ertürk evli olduğu Deniz Ertürk adlı erkek tarafından katledildi. Olaydan sonra kaçıp hastaneye giden ve burada gözaltına alınan fail tutuklanırken, Vezire Ertürk ise yapılan otopsi işlemlerinin ardından toprağa verildi.

15 yıl boyunca işkence

Yaşanan kadın cinayetine dair konuşan Vezire Ertürk’ün evli olduğu 15 yıl boyunca sistematik şiddet gördüğünü söylerken şiddete dayanamayarak açtığı boşanma davasını ise Deniz Ertürk ve erkek kardeşlerinin ölüm tehdidi nedeniyle geri çektiğini belirtti.

Fail hastaneye gitti

Vezire Ertürk’ü uykusunda katleden fail Deniz Ertürk olaydan sonra kaçarken, gittiği devlet hastanesinde, “Eşimi öldürürken elimi kestim beni tedavi edin” diyen fail hastanede bulunan polisler tarafından gözaltına alındı. Kısa süre sonra tutuklanan failin ifadesinde, “Ben deliyim” savunmasına başvurduğu ancak ifadesini doğrular bir raporunun olmadığı tespit edildi.

Akrabaları eve gönderdi

Gördüğü şiddet nedeniyle sık sık aile evine giden 3 çocuk annesi Vezire Ertürk’ün olaydan önce de gördüğü şiddet nedeniyle aile evine giden Vezire Ertürk’ün katledilmeden iki gün önce, “Çocuklarımı bırakamam” diyerek akrabalarının “Bir şans daha ver” sözleri sonrası yeniden eve döndüğü belirtildi. Öte yandan failin ise katliamdan önce, “Bu sefer geldiğinde onu öldüreceğim” sözlerini sarf ettiği belirtildi.

Fail hasta falan değil

“Ben deliyim” diyerek gittiği hastanede polise teslim olan Deniz Ertürk’ün herhangi bir deli raporu olmadığını belirten Vezire Ertürk’ün kardeşi Gurbet Demir ise failin bu kılıf arkasına sığınarak olaydan kurtulmaya çalıştığını söyleyerek, “Vezire evlendiği günden bu yana şiddet görüyordu. Bu sefer ablam çocukları için eve gitti. Gidiyorum dedi gitti iki sonra benim ablam öldü” dedi.

Bütün ailesinden şikayetçiyiz

Failin akli dengesinin yerinde olduğunu anlatan Gurbet Demir, “Sadece o adamdan değil annesinden, babasından, amcasından herkesten şikâyetçiyim. Ben ablamı evime aldığımda ‘onu neden eve alıyorsun’ diye soruyorlardı bana. Deli değildi, hiçbir şekilde bir raporu yoktu” diye konuştu.

Ben kurtuldum ablam kurtulamadı

Kendisinin de şiddet mağdurunu olduğunu söyleyen Gurbet Demir, “Ben de şiddet gördüm ben hemen boşandım. Ben boşanmasaydım ya o beni öldürecekti ya da ben onu öldürecektim. Aynı şey olacaktı yine. Ben kurtuldum ama ablam kurtulamadı. O adam hak ettiği cezayı alsın” diye ifade etti.

Haber: Medine Mamedoğlu / NuJINHA

#Eşine #bir #şans #daha #ver #denilip #gönderildiği #evde #uykusunda #katledildi

Mithat Sancar: Tereddüt etmeyin sandığa gidin

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, birinci turda rejimi durduklarını ikinci turda ise yapılacak olan şeylerin belli olduğunu herkesin mutlaka sandığa gitme çağrısını yaptı

Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Seçim Özel programında Artı TV Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz ve Kemal Avcı’nın sorularını yanıtladı.

Rejimi durdurduk

Birinci turda rejimi durdurmayı başardıklarını söyleyen Sancar: “Böyle bir sistemde ilk turda rejimi durdurmak kimsenin küçümsenmemesi gereken bir sonuçtur. Karşınızda 21 yıldır iktidarda olan bir yapı var” dedi. Sandığa eksiksiz gitme çağrısı yapan Sancar, cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu bir referandum olduğunu, bu refarandum da oylanacak şeylerin ortada olduğunu söyledi..

Tereddüt etmeyin sandığa gidin

Sandığa herkesin mutlaka gitmesini de isteyen Sancar, seçmenlere net bir çağrı yaparak mutlaka herkesin eksiksiz ve tereddüt etmeden sandığa gitme çağrısı yaptı. Bütün seçmenlere “Sandığa ne olursa olsun mutlaka gidin” çağrısı yapan Sancar, “Bunların varlığı tereddütleri arttırmasın. Sandığa gitsem de bu YSK varken sonuç değişmeyecektir gibi bir duyguya kimse kapılmasın. Bu bir referandumdur. YSK’nin yapabileceği çeşitli manipülasyonlara karşı da en etkili tedbir, her bir seçmenin aynı zamanda bir sandık görevlisi olarak hareket etmesidir” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

 

#Mithat #Sancar #Tereddüt #etmeyin #sandığa #gidin

Budak: Türkiye, Irak ve KDP kuşatmasının ortak noktası Kürt düşmanlığı

Mexmur kampına yönelik ablukaya karşı direniş sürerken, yaşananları değerlendiren Mexmûr Demokratik Halk Meclisi Eşbaşkanı Filiz Budak, Türkiye, Irak ve KDP kuşatması ile karşı karşıya olduklarını ancak özgürlükleri için direneceklerini vurguladı

Irak ordusu 20 Mayıs’tan bu yana Mexmûr Kampı’nı (Şehîd Rüstem Cudî Kampı) ablukaya alarak tel örgü ile çevirip kuleler yapmak için halka saldırmayı sürdürüyor. Ablukaya karşı halkın direnişi de devam ediyor.
JINNEWS’ten Melek Avcı’ya konuşan Mexmûr Demokratik Halk Meclisi Eşbaşkanı Filiz Budak saldırılara ve sergilenen direnişi değerlendirdi.

30 yıldır direniyoruz

Saldırıların 20 Mayıs’ta başladığını belirten Budak, saldırılara karşı halkın çadırlar kurarak direndiğini ifade etti. Kamptaki halkın baskı altına alınarak bir esir alma politikasının işletilmeye çalışıldığını söyleyen Budak, buna karşı 30 yıldır direndiklerini ifade etti.

Türkiye-KDP- Irak kuşatması

Kuşatmaya karşı direnen halkın bir bütün olarak Türkiye, Irak ve KDP işbirliği etrafında esir alınmaya çalıştığının altını çizen Budak, “Tabi bu da Türk devletinin isteği üzerine yapılan bir girişim ve saldırıdır. Ayrıyeten Mala Barzani dediğimiz KDP güçlerinin isteğidir. Çünkü 94’ten 98’e kadar KDP eliyle yapmak isteği her şeyi yaptırdı. Değiştirdiğimiz bütün kamplar 94-98 döneminde yaşandı. Şimdi de yarım bıraktığı işi Irak hükümetinin eliyle yaptırmak istiyor. Irak hükümeti de son 3 yıldır bu isteklerine cevap vermeye çalışıyor, kampı kuşatma girişiminde bulunuyorlar. Onlar zırhlı araçlarla ve silahlarla saldırırken Mexmûr halkı sadece taşlarla onları kovalamaya çalıştı, kovaladılar da çünkü inşa etmek istedikleri kuleler Mexmûr’un dibindeydi. Halkın onları kovalamasıyla 100- 100 metre kampın aşağısına gittiler” diye konuştu.

Herkes direnmekte kararlı

Abluka sonrası Irak hükümeti ile görüşme yaptıklarını ve bu görüşmelerin sonuç vermediğini belirten Budak şunları söyledi: “Hiçbir şey ama hiçbir şey bizim özgürlüğümüzden daha önemli değil biz 30 yıldır Türk devletine karşı, KDP’ye karşı direniyoruz. DAİŞ’e karşı direndik, bir sürü güce karşı direnmiş bir halkız. Buna karşı da direniriz, gerekirse bedel öderiz ama geri adım atmayacağız. Fakat Irak ordusu yaptığı hataları bile kabul etmedi, yaraladığını, ateş açtığını kabul etmedi ve ısrarla, ‘biz devletiz, bunu yapacağız, karar verdik’ dediler.”

Kürt düşmanlığı ortak noktaları

“Her ne kadar Kurdistan’da federe hükümet varsa da bu hükümet bugün Irak hükümetinin istemediği hiçbir şeyi yapamayacak durumdadır” diyen Budak, “Özellikle söz konusu petrol, Kurdistan toprağı olduğunda birinci derece söz sahibi Irak hükümetidir. Kurdistan sömürgecisi olduğu için Türk devletiyle ortak yönleri budur. Ayrıca misakı milli sınırlarını gerçekleştirmek isteyen AKP-MHP faşizmi burada Irak hükümetini kullanarak Şengal-Mexmûr-Kerkük hattını bir yapmaya çalışıyor. Burada ikisinin ortak noktası budur, ortak noktaları Kürt düşmanlığıdır, özgür Kürde olan öfkeleri ve nefretidir. Elbette direniş devam edecek, bu halk böyle bir yaptırıma boyun eğmeyecek, geri adım atmayacaktır. Çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, erkeğiyle bu yaptırıma karşı biz direneceğiz diyorlar. Başarana kadar ısrarcılar” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Budak #Türkiye #Irak #KDP #kuşatmasının #ortak #noktası #Kürt #düşmanlığı

‘Sonuç ne olursa olsun mücadele kaçınılmaz’

28 Mayıs’ta herkesin oy kullanmaya çağıran DAD İzmir Şubesi Eşbaşkanı Nebahat Çelik ‘Seçimden sonra mücadele kaçınılmaz’ dedi

14 Mayıs’ta gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı ve 28’inci Dönem Milletvekilliği Genel seçimlerinde Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldı. Bu süreçte adaylar destek için siyasi partilerle ve siyasetçilerle görüştü. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın ikinci turda Kemel Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini açıklaması üzerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun sık sık mültecilerin geri gönderilmesi konusundaki söylemleri ve reklam afişleri birçok kesim tarafından tepki aldı. JİNNEWS’ten Nazlıcan Yıldız’a konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi Eşbaşkanı Nebahat Çelik mülteci karşıtlığıyla siyaset yürütüldüğünü, bu ayrıştırıcı dilin kullanılmaması gerektiğinin mesajını verdi.

 ‘Mücadele konusunda kadınlara daha çok çaba düşüyor’

İkinci turda herkesin oy kullanması gerektiğini belirten Çelik , ikinci turda her iki adayın vadettiği sistemin çok farklı olmadığına dikkat çekerek üçüncü yolun varlığına işaret etti. Çelik, hegemonyayı bir nebze de olsa yıkmak için Kemal Kılıçdaroğlu’na destek verileceğini ifade ederek, “Fakat ‘biz destek verdik, demokrasi gelecek, evlerimizde oturalım’ böyle bir şeyin de olmayacağını biliyoruz. Bizim için çok güllük gülistanlık olmayacağının bilincindeyiz. Baktığımızda AKP ile beraber HÜDA-PAR ve Yeniden Refah Partisi’nin gelmesi, kadınlara bakış açıları, HÜDA-PAR’ın kadınları sahiplendireceğiz söylemleri kadınlar açısından bakıldığında aşağılık bir söylemdir. Kabul edilir bir yanı yok. Mevcut sisteme baktığımızda zaten hepsi erkek, sistem gittikçe erkleşiyor. Bu kadınlar açısından çok vahim bir şeydir. Bu yüzden özellikle kadınların bu süreçte hem oy kullanma konusunda hem de mücadele konusunda daha çaba gösterip sarılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

‘Mülteciler üzerinden siyaset yapılıyor’

Mülteci karşıtlığıyla siyaset yürüttüğü bilinen Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın Kemal Kılıçdaroğlu’na desteğini açıklamasıyla birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nun mülteciler hakkındaki söylemlerinin artmasıyla ilgili de konuşan Çelik, mülteciler üzerinden siyaset yapmanın kabul edilemez olduğunu belirterek, “Biz Aleviler olarak 72 millete aynı nazarda bakıyorsak mültecilere de aynı gözle bakmamız gerekiyor. Mevcut sisteme karşı yanına almış olabilir ama yanlarına aldıkları kişinin de diğerlerinden bir farkı yok. Onlar da mülteciler üzerinden siyaset yapıyor, kayyum politikalarını destekliyor. O yüzden Aleviler açsından da ötekiler açısından da bunları kabul etmiyoruz. Çünkü mevcut iktidarın bu söylemleri yüzünden bir an önce gitsin diyerek destek vermeye çalışıyoruz ama aynı söylemlerde bulunulduğu zaman ister istemez biz de farklı şeyler düşünüyoruz. O zaman ‘biz oy verirsek değişen bir şey olmayacak mı’ diye düşünüyoruz. Bu yüzden dilin biraz daha yumuşatılması gerekiyor” dedi.

‘Onları göndermemiz lazım’

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ikinci tura kalan seçimler sonrası dilinin değiştiğine dikkat çeken Çelik, “Bu bizim açımızdan da tehlikelidir. Kadınlar, Aleviler, ötekiler açısından da tehlikelidir. Bir insan olarak bunu kabul etmek doğru değildir. Mültecilerin nasıl koşullarda yaşadıklarını biliyoruz, ne koşullarda geldiklerini biliyoruz ama onların üzerinden de kirli siyaset yapmak doğru değil. Biz oyumuzu kullanacağız ama bunun sadece oyla bitmemesi lazım. İlerisi için ne yapabileceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Özellikle kadınlar açısından düzen yıkılmazsa korkunç şeyler olacak. Onları göndermemiz lazım. Seçim sonuçları nasıl olur bilmiyorum ama bizim mücadelemiz devam edecek. Bu söylemlerden kurtulmak gerekiyor çünkü bu bir Alevi dili değil, bir insan dili değil” diye ifade etti.

‘Kadınlar mücadele etmeye devam edecekler’

Sonuç ne olursa olsun kadınlar ve Aleviler için değişen bir şey olmayacağını kaydeden Çelik, mücadelenin kaçınılmaz olduğunu vurgulayarak “Ötekiler, Aleviler, kadınlar için de mücadele kaçınılmazdır. Bizim mücadelemiz devam edecek. Özellikle kadın mücadelesi son yıllarda daha da yükseldi. Kadınlar yan yana, omuz omuza geldi bundan sonra da mücadele etmeye devam edecekler. Mevcut iktidar ne kadar katılaşırsa ve faşistleşirse kadınların mücadelesi o denli büyük olur” diye belirtti.

İZMİR

 

 

#Sonuç #olursa #olsun #mücadele #kaçınılmaz

Şam hükümetinin ambargosunu üreterek kırıyorlar

Şêxmeqsûd ve Eşrefiye’de yaşayan kadınlar, Şam hükümetinin mahallelerine uyguladığı ambargoyu yoğurt projesi ile kırıyor

Suriye’de Şam hükümetinin Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiye mahallelerine yönelik ambargosu 9 aydır sürüyor. Ambargodan dolayı mahallelere gıda başta olmak üzere temel ihtiyaç malzemesi ve yakıtın girmesine izin verilmiyor. Şêxmeqsûd’da yaşayan kadınlar, kısıtlı imkanlarla yaptıkları yoğurt vb. ürünleri satarak bir yandan yaşamlarını sürdürüyor bir yandan da insanlara destek olmaya  çalışıyor. Kongreya Star Ekonomi Komitesi’nden Kurdistan Elîko, ambargoya karşı yürüttükleri projeye ilişkin JINNEWS’e değerlendirmelerde bulundu

Ambargoya karşı kaynatılmış yoğurt projesi

Şêxmeqsûd Mahallesi Kadın Ekonomi Komitesi olarak, Efrînli kadınların rengi ile yeni bir proje geliştirmek istediklerini belirten Kurdistan, kaynatılmış yoğurt projesi ile hem mahalledeki kadınlara destek olmaya çalıştıklarını hem de ambargoya karşı kendi üretimlerini sağladıklarını söyledi. Şam hükümetinin çıkardığı engellere de değinen Kurdistan, “Rejimin çıkardığı engellemelerden dolayı yaptığımız yoğurtları büyük zorluklarla buraya ulaştırıyoruz.  Şam hükümetinin kurduğu kontrol notlarından birçok aramadan geçiriliyoruz. Bu mahalleye yaptığımız yoğurtları geçirinceye kadar büyük zorluklar yaşıyoruz. Ancak halka yardım etmek için bunu yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

Haber: Mîdye Miqted/Jinnews

#Şam #hükümetinin #ambargosunu #üreterek #kırıyorlar

Hakim polislerin mahkemeye geleceğini düşünerek az ceza vermiş!

Nisêbîn’de ulusal kıyafet giyen biri çocuk iki kişiyi darp eden polislere verilen para cezasının ertelemesine ‘sanıkların geleceği’ gerekçe yapıldı

Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesine bağlı Dicle Mahallesi’nde, 31 Aralık 2022 tarihinde ulusal kıyafet giyen 16 yaşındaki B.K. ile 18 yaşındaki Hüseyin G.’nin, özel harekat polisleri tarafından darp edilmesine ilişkin görülen davada kararını veren Nusaybin 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi, sanıklara “Görevi kötüye kullanmak suretiyle silahla yaralama” suçlamasından en alt ceza sınırı uygulayarak 18’er bin lira para cezası verdi.

Ceza düşürüldükçe düşürüldü

Ardından cezada indirime giden mahkeme, cezayı her bir mağdur yönünden 7 bin 500 lira olarak belirleyerek, her bir sanığın cezasını 15’er bin lira para cezasına çevirdi. Mahkeme ardından bu cezayı 20 taksit ile ödenmesine karar verse de, Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı ile cezayı 5 yıl erteledi.

Polislerin ekonomik durumu yokmuş

Mahkemenin indirim gerekçesi ise pes dedirtti. Buna göre mahkeme kararının gerekçesinde, “cezanın sanıkların geleceği üzerindeki olası etkilerini” dikkate alarak, indirim yapıldığını belirtti. Mahkeme, cezanın alt sınırdan uygulanmasına ilişkin ise, “sanıkların ekonomik ve sosyal durumunu” gerekçe gösterirken, “Sanıkların kişiliği göz önüne alındığında yeniden suç işlemeyecekleri hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluşması” diyerek, HAGB uygulanmasına karar verildiği belirtildi.

Ayrımcılık suçudur

Mahkemenin kararını değerlendiren Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mêrdîn Şube Eşbaşkanı Av. Lokman Emen, iki ismin giydikleri kıyafetlerden dolayı darp edildiğini sanıkların da kabul ettiğine dikkat çekerek, “Yöresel kıyafetler insanın kimliğidir. Bir kimliğin suç olarak ya da şüphe nedeni olarak görülmesi açıkça nefret ve ayrımcılık suçudur. Mahkeme bilerek bunu bağlamından koparmaya çalıştı. Sadece sonuç endeksli yaklaşıldı ve öyle karar verdi” ifadelerini kullandı.

100 yıldır işlenen bir suç

Sanıkların olayın başından itibaren tutuklanması gerektiğini ancak buna rağmen tutuklama kararı verilmediğini kaydeden Emen, “Bu karar 100 yıllık bir devlet politikasının son örneği maalesef. Bugün de Ankara JİTEM davasında verilen karar bunların bir silsile olduğunu gösteriyor. Düşman hukuku uygulanıyor. Ceza Kanununun kendisi uygulansa… Ortada ikircikli bir yapı var. Bir Türkiye’de bir de bölgede uygulanan hukuk var. İkinci aşaması ise Kürtlere, ötekileştirilen sınıflara karşı uygulanan hukuk ile diğer sınıflara uygulanan hukuk var. Kimlik farkı var. 100 yıldır Kürtlere karşı işlenen suçlarda açık bir şekilde cezasızlık politikası var” diye belirtti.

Haber: Ahmet Kanbal / MA

#Hakim #polislerin #mahkemeye #geleceğini #düşünerek #ceza #vermiş

Güney : Oy kişiye değil, rejimi değiştirme meselesidir

’20 yıldır başımızda çöreklenmiş bu otoriter rejimin devamlılığına karar verip vermeme seçimi’ diyen siyaset bilimci Atilla Güney, ‘Güçlü bir irade ve katılımla bu seçimlerde oy kullanılması gerekiyor’ dedi

Türkiye’de tarihi olarak nitelendirilen 14 Mayıs seçimleri geride kalırken, kadınlara yönelik politikaları ile gündeme gelen Cumhur İttifakı bileşenlerinden HÜDA-PAR ve Yeniden Refah Partisi, Meclis’te koltuk sahibi oldu. Seçim kararının Resmi Gazetede yayınlanmasının ardından Mart ayında başlayan maraton, 14 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 50 artı bir oy oranının elde edilmemesiyle ikinci tura uzadı. Milyonlarca seçmen, yarın bir kez daha sandığa giderek, Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile Cumhur İttifakı adayı Tayyip Erdoğan arasında tercih yapacak.

Siyaset bilimci Atilla Güney, 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerine dair Mezopotamya Ajansı’dan Dilan Akyol’a konuştu.

 ‘İttifaka uyulmadı’

Geçmiş 14 Mayıs seçim sonuçlarına bakıldığında ittifak siyasetinin anlamlı ve doğru bir strateji olmadığını belirten Güney, seçim sonuçlarına göre ideolojik olarak farklı kulvarlarda olan toplumsal tabanların ortak ittifak altında bir karşılığının olmadığını ifade etti. Millet ittifakına bakıldığında parti tabanları arasındaki uyuşmazlıkların seçim sonuçlarına yansıdığını kaydeden Güney, “İYİ Parti’nin seçim sonuçlarına baktığımızda milletvekili seçimlerinde kendi partisine verip cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise Kemal Kılıçdaroğlu’na vermediğini gözlemledik. Her 10 İYİ Partili seçmenden 4’ü Sinan Oğan’a oy vermiş. Seçimlerde Millet İttifakı’na baktığımızda pazarlıktan öteye gidememişler. En başından beri Millet İttifakı’nı oluşturan partilerin hiçbir şekilde ittifaka uymayacaklarını söylemiştim ve seçim sonuçları doğrulamış oldu” diye anlattı.

‘İkinci tur pazarlık ittifakı’

Oy pusulasında bulunan 26 partiden 20’sinin ırkçı, milliyetçi ve faşizan anlayışa sahip olduğunu vurgulayan Güney, “Seçim sonuçlarına baktığımız da her iki ittifakın içerisindeki milliyetçi oylar çok fazla. Ne yazık ki seçmenin yüzde 60’ı milliyetçilik ve Irkçı bir zihniyetle hareket ediyor. Son günlerde yaşanan mülteci karşıtlığı ve nefret söylemleri bunun göstergesi. Ülkenin bu kadar ekonomik ve toplumsal geleceğe yönelik sorunları varken kalan adayın da yabancı düşmanlığı üzerinden propaganda yürütmeleri korkunç bir şey. Bunu kimse onaylamıyor. İkinci turda yüzde birlik dilimlerle bir adayın seçimi kazanacağı maratona dönüşmüş durumda. Birinci turdaki ittifak anlayışından çok daha gayri ahlaki bir pazarlık ve ittifak anlayışı sürüyor. Tabanla lider arasında örtüşme görmüyorum. Zafer Partisi’nden CHP’ye gelecek oylar belli değilken bu mülteci karşıtlığı söylemler sosyalistler ve Emek ve Özgürlük İttifakı açısından bir kırgınlık yaratmış durumda” dedi.

‘Oy kişiye değil, rejimi değiştirme meselesidir’

Güney, son günlerde tartışılan boykot meselesine ilişkin ise şunları ekledi: “Bu işin bir kişiye oy verme meselesi olmadığını bir rejim değiştirmek olduğunu bilmemiz gerekiyor. 20 yıldır başımızda çöreklenmiş bu otoriter rejimin devamlılığına karar verip vermeme seçimi. Birinci turda Kılıçdaroğlu’na veren sol sosyalist ve Yeşil Sol Parti kitlesinin büyük bir kısmının yine ikinci turda Kılıçdaroğlu’na oy vereceğini düşünüyorum” dedi.

‘Kürtler toplumsal tabanla ittifak yaptılar’

Güney, “Bu seçimde oy alma bazında bakıldığında en yara alan partilerden biri Yeşil Sol Parti oldu. Bunun daha uzun zamanda tartışılacak toplumsal temel nedenleri var. Bunu seçimlerden sonra konuşmak tartışmak gerekiyor. Bütün bu eleştirilere rağmen bu seçimde izlenilen stratejinin çok doğru bir strateji olduğunu düşünüyorum. Kendi adaylarıyla girselerdi, bu kadar oy kaybedilir miydi tartışması yürüyor. Bu oy kaybının salt bu seçim sürecinde izlenen stratejiyle alakalı değil, tam tersine aday çıkarmamak çok doğru bir stratejiydi. Varsayalım ki Yeşil Sol Parti birinci turda kendi adayıyla çıktı. Bu durumda birinci turda Erdoğan’ın çıkma ihtimali çok yüksek olacaktı. O zamanda Türkiye’de sol demokrat cenahı Kürt seçmenini suçlayacaktı, ‘bu rejimi siz ayakta tutuyorsunuz’ diye. Yeşil Sol Parti bu süreçte çok doğru bir strateji izledi. Kürt seçmeni yapılan bütün pazarlıkları ellerinin tersiyle iterek toplumsal tabanda bir ittifak yaptılar. Bunun bir rejim meselesi olduğunu düşünerek oy vermiş. CHP’yle bir taban yakınlaşması var. 2019 seçimlerinde de benzer şeyler yaşandı. HDP ve CHP seçmenin gündelik yaşamda gündelik siyasal mücadelede bir ortaklaşma içerisine girdiğini gördük. Özellikle Kürt seçmeni partinin alacağı kararları kendisine dikte edilen bir emir komuta zinciri içerisinde değil kendi refleksi ve siyasal bilinciyle hareket ettiği için böyle bir karar alıyor” diye konuştu.

 ‘Biz Kürtler olarak hata yapmadık’

Ülkede siyasal bilinci en yüksek ve politik saiklerle hareket eden seçmen tabanını Kürt seçmeni olduğunu ifade eden Güney, “Bu Pazar günü de benzer bir refleksle onca yanlış bilgiye rağmen sandığa gidileceğini düşünüyorum. Özellikle son birkaç gündür boykot çağrıları yapan sahte hesaplar, trollere rağmen HDP tabanın büyük bir kısmının sandığa gideceğini düşünüyorum. Biz Kürtler olarak hata yapmadık. Bu seçimin sandık ve oy oranlarına bakıldığında tek kaybedeni Yeşil Sol Parti görünüyor ama özgürlük demokrasi ve toplumsal yaşamın geleceği açısında bu seçimin tek kazananı Yeşil Sol Parti ve Kürtler. Seçim sonuçları ne olursa olsun, Pazar günü kim kazanacak olursa olsun Kürtler bu seçimlerde Türkiye demokrasisinin, Türkiye toplumunun özgürleşmesinin temel toplumsal teminatı olduğunu bir kere daha bize ve dünyaya göstermiş oldu” şeklinde konuştu.

 Oy kullanma çağrısı

Güney, Türkiye’yi ekonomik anlamda ciddi bir yıkım beklediğini ifade ederek, “Seçim atmosferine girildiğinden bu yana özellikle enflasyon döviz kurları artışında üzerinde seçimden dolayı bir baskı uygulanmış durumda, Pazartesi’den itibaren bir patlamayla karşı karşıya kalabiliriz. Bütün bu karamsar tabloya rağmen bu ekonomideki kötü gidişe rağmen yine de 14 Mayıs’taki güçlü irade duruşunu 28 Mayıs’ta da devam ettirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu seçim kimin kazanacağı değil, boykot ya da sandığa gitmeme çağrılarına kulak asılmaması gerektiği, güçlü bir irade ve katılımla bu seçimlerde oy kullanılması gerekiyor.”

MERSİN

 

 

#Güney #kişiye #değil #rejimi #değiştirme #meselesidir

‘Kürt halkı gelip oyunu kullanmalı’

Wanlılar, 28 Mayıs’ta oy kullanma çağrısı yaparak ‘Bu ucube sistemi değiştirelim’ dedi. İstanbul’dan çağrı yapan Yeşil Sol Parti vekili Özgül Saki ‘Erdoğan’ı göndermek bir eşlik’ dedi

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirdiği değişiklik ile 14 Mayıs seçimlerinde yüzde 50 artı bir oy oranının elde edilmemesiyle ikinci tura kalan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bir gün kaldı. Yarın sandık başına gidecek olan milyonlarca seçmen, Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile Cumhur İttifakı adayı Tayyip Erdoğan arasında tercih yaparak, 13’üncü Cumhurbaşkanını belirleyecek.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) Wan’da gerçekleştirdiği halk buluşmasına katılan yurttaşlar, 28 Mayıs seçimlerinde oy kullanma ve sandıklara sahip çıkma çağrısı yaparak, “Bu ucube sistemi değiştirelim” dedi.

İstanbul’da ise çağrı yapan Yeşil Sol Parti Milletvekili Özgül Saki, Erdoğan’ı göndermenin bir eşik olduğunu ifade etti.

Wan’dan seslendiler

Sandıklara giderek düzeni değiştirme çağrısı yapan Abdülkerim Yıldırım Çakar, “Bu faşist ve faşizan düzeni irademizin üstünden kaldıralım. Özgür olalım artık, bu baskı ve zulüm çatısı altından kalkalım. Ülkede çoklu krizin sebebi mevcut hükümettir. Herkes var gücüyle el ele verip, bu faşist düzeni yıkmalı. Oyumuza, sandığımıza ve varlığımıza sahip çıkmalıyız. Kazanacağız ve başaracağız” diye konuştu.

Söz bitti

Her bir oyun önemine vurgu yapan Abdurrahman Balbal, “Oy kullanarak ancak bu zalimler yönetimden çekilir. Kürt halkı gelip oyunu kullanmalı. Bizim oyumuzla bu zalimler ve bu sistem değişmelidir. İlk seçimin nasıl alındığını hepimiz biliyoruz. Şimdi sözün bittiği yerdeyiz. Bunlarda ne adalet ne ahlak ne usul ne de Allah korkusu var. Sözde kendilerini dindar gösteriyorlar, fakat dinle bir alakaları yok. Onların bahsettiği din İslam dini değil. Onların dini zulüm dinidir. Eğer insanlar sandığa gidip oylarını kullanmazsa, Kürtler de Türkler de büyük sıkıntılar yaşayacak. İnsanlardan rica ediyoruz, herkes sandığa gitsin” şeklinde konuştu.

İstanbul’dan çağrı

Yarın gerçekleştirilecek oylama için İstanbul seçmenini sandık başına gitmeye çağıran Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul Milletvekilli Özgül Saki, değişimin önemli bir eşik olacağını vurguladı.

Kadınlara çağrı

Saki, tüm kadınlara Meclis’teki eril çoğunluğa karşı sandık başına giderek oy kullanma çağrısında bulundu. Seçim sonuçları beklentilerin altında olsa da mücadeleye devam edeceklerinin altını çizen Saki, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 14 Mayıs seçimlerine göre daha farklı bir sonuç alacaklarını söyledi. Meclis’te sağ ve milliyetçi bir ittifak oluştuğuna dikkat çeken Saki, “22 yıllık AKP iktidarı artık siyasi bir parti konumunda değil, bir çıkar ve rant örgütü olduğu için varlık, yokluk savaşı veriyordu. Bu yüzden iktidar seçim sürecinde her türlü usulsüzlüğü mubah gördü. Baskı, gözaltı, yalan dolan her şeyi seçim faaliyeti yaptı. Buna karşılık sol muhalefet cephesinde yeterince bir hazırlık yapılmadı ve halkta yeterince bir güven duygusu yaratılmadı. ‘Nasıl olsa gidecekler’ gözüyle bakılması bizi bu sonucu götürdü” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Kürt #halkı #gelip #oyunu #kullanmalı