Ana Sayfa Blog Sayfa 412

Timsah gözyaşlarıyla yok edilen biyoçeşitlilik

Bundan 31 yıl önce BM’de 200 ülke biyoçeşitliliği koruma adına bir anlaşma yaptı. Son yüz yılda canlı türlerin en az yüzde 20’si soykırıma uğrarken, günümüzde canlı soykırımı büyüyerek devam ediyor

Yusuf Gürsucu

Türkiye’de kayıtlarda yer alan 1624 koruma bölgesi mevcut. Bunların yüzde 76’sı doğal sit alanı olarak işaretlenmiş. Ancak koruma statülerinde yapılan değişikliklerle doğal sit alanlarında dahi her türden faaliyet (maden,enerji,turizm vb.) yapmak mümkün hale getirimiş durumda. İşaretlenmiş olan 1624 koruma bölgesi Türkiye yüzölçümünün yüzde 4’üne denk gelirken, dünya ortalaması yüzde 13 olması doğaya ve biyoçeşitliliğe verilen önemin önemli bir göstergesi. 2004 yılından bu yana Meclis’e 4 kez getirilen ‘Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu’ tasarısı en son 2021 yılında da Meclis’e gelmiş ancak tepkiler üzerine komisyondan Meclis gündemine getirilememişti. Yeni yasama döneminde iktidarın Meclis gündemine taşıyacağı yağmacı yasalar arasında ilk sıralarda yer tuttuğunu belirtmek gerekiyor.

Suya yazılan anlaşmalar

Türkiye’de sermaye çıkarları her şeyin üstünde görülmesi ve 100 yıllık Cumhuriyet döneminde yürütmenin sermaye yanlısı olanların elinde bulunması doğal yaşamın yok edilme sürecine bağlanmasına neden olmuştur. Her iktidar timsah gözyaşları dökerek 1992 yılında BM’de kabul edilen ve 200 ülke tarafından 22 Mayıs tarihinde imzalanan Biyoçeşitlilik Sözleşmesi gününü her yıl kutlamaktan geri kalmamaktalar. BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 15. Taraflar Toplantısı (COP15) geçtiğimiz yıl (2022) Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi’nin katılımıyla Kanada’nın Montreal kentinde gerçekleşti. Zirvede yapılan anlaşmada, 2030 yılına kadar küresel ısınma da 1,5 derece hedefi baz alınarak, kara ve denizlerin yüzde 30’u korunacak ve yine aynı tarihe kadar her yıl 30 milyar dolar finansman sağlanması üzerine anlaşıldığı duyurulurken, bu bağlamda herhangi bir gelişme ise yaşanmış değil.

COP16 2024’te Antalya’da

Biyoçeşitlilik Sözleşmesi’ni (CDB) onaylamayan ABD ve Vatikan hariç yaklaşık 200 ülke, dünyanın ekosistemlerinin yok edilmesini durdurmak için anlaşırlarken, 2024 yılı COP16 toplantısının Antalya’da yapılacak olması dikkat çekici. Bu yıl Tarım ve Orman Bakanlığı 22 Mayıs etkinliklerini seçimler nedeniyle gerçekleştiremedi. Bakanlık yaptığı açıklama ile günü kurtarmaya çalışırken, “Biyoçeşitliliğin sürdürülebilirliği ve geliştirilmesine yönelik önemli adımlar atan Türkiye” iddiasıyla 2024 yılı COP16 toplantısı hatırlatıldı. Açıklamada ‘biyokaçakçılıkla mücadele kapsamında’ 21 ülkeden 156 kişiye 5,6 milyon idari para cezası uyguladıkları belirtilerek, “Biyokaçakçılık vakaları özellikle Doğu Karadeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu ile Akdeniz Bölgelerinde yoğunlaştığı” belirtildi.

Kaçakçılığa gerek kalmadı

Bakanlık açıklamasında, “Son beş yılda başta orkide (salep) türleri olmak üzere yumrulu ve soğanlı bitki türleri, yabani buğday, kelebekler, böcek türleri, engerek türleri, semender türleri, turna gagası, kara kaplumbağası, meşe sürgünleri, defne, sandal ve bazı mantar türlerinin yurt dışına kaçırılmak istendiği tespit edildi” denildi. Açıklamanın bir sonraki paragrafı ise kaçakçılığa artık gerek kalmadığını gösteriyor: “Aynı zamanda, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımına hizmet edecek envanter ve izleme çalışmalarının ulusal düzeyde gerçekleştirilmesi, biyolojik çeşitliliğe ilişkin veri tabanları oluşturulması yanı sıra pek çok proje de hayata geçirildi. Bu projelerle ülkemizin biyolojik çeşitliliğindeki ‘nice cevherler’ gün ışığına çıkarılacak.”

Her şey sermaye için

Eski adıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan ve Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından aynı kurum eliyle, ‘biyolojik çeşitliliğin kayıt altına alınarak bu bilgilere erişimin düzenlenmesi’ amacıyla yürütülen çalışma tüm Türkiye coğrafyasında tamamlandı. Yürütülen çalışmanın amaçlarından biri olan, ‘uluslararası patent uzmanlarına’ açılması biyoçeşitliliğin gen ve tohum şirketlerinin emrine verileceğini açıkça gösterirken, sözünü ettikleri ‘nice cevherleri’ ortaya çıkarıp ticari metaya dönüştürülme süreci başlatıldı.

Planlı yağma

Görev yaptığı ilçe ve illerde, özellikle kırsal kalkınma iddiasıyla birçok altyapı projesini AB fonlarıyla hazırlayan, bugün Çorum Vali yardımcısı olan Hakan Kubalı, Samsun’da Vali Yardımcılığı yaptığı günlerde biyolojik çeşitliliğin kayıt altına alınarak bu bilgilere erişimin düzenlenmesine yönelik çalışma için, “Sahip olduğu tabii kaynaklar bakımından oldukça zengin bir ülke olan Türkiye’nin, biyolojik çeşitliliğin ekonomiye kazandırılması ve genetik kaynaklarımıza dayalı sınai mülkiyet haklarından ülkemizin faydalanmasına katkıda bulunulması hedeflenmekte” olduğunu belirtmişti. Biyoçeşitliliğin tespiti ve kayıt altına alınarak sınai mülkiyete konu edilen, bitki ve hayvanların sermaye yağmasına sunulacağı açıkça ifade edilmekte.

Tüm değerler paraya endeksli

TBMM Tıbbi Aromatik Bitkiler Komisyonu Başkanı AKP’li İbrahim Aydın ise Ekim 2019’da Hatay’da yaptığı bir açıklamada, dünya ekonomisinde tıbbı ve aromatik bitki hacminin 115 milyar dolar olduğunu belirten, “Bizim ülkemizde ise 500-600 milyon dolardan bahsediliyor. Biz diyoruz ki; bunları iyi bir şekilde değerlendirirsek 2023 yılında, buradan 5 milyar dolar gelirimizin olması gerekiyor” sözleri dikkat çekiciydi. 2023 yılında olduğumuz bu günlerde 5 milyarın birilerinin cebine taşınıp taşınmadığını bilmiyoruz, ancak bildiğimiz tek şey yaşamın her nüvesinin ticari bir meta olarak piyasalaştırılıyor olmasıdır.

Soykırımın kısa özeti

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı ‘Hükümetler Arası Bilim- Politikası Platformu’ tarafından (IPBES) 2020 yılında bir rapor hazırlandı. 1 milyon hayvan ve bitki türünün yok olma tehlikesi altında olduğu belirtilen rapordaki ayrıntılar ürpertici. 1900’den bu yana, kara kökenli türler en az yüzde 20 oranında soyu tükendi. Amfibi türlerinin yüzde 40’tan fazlası, resif mercanların neredeyse yüzde 33’ü ve deniz memelilerinin 3’te 1’inden fazlası ise yok olma eşiğinde veya büyük bir tehlike altında. 16. yüzyıldan bu yana en az 680 omurgalı tür ise yok edildi. Bu süre içerisinde tarım ve hayvancılık için kullanılan evcil memeli türlerinin ise yüzde 9’u 2016’da tükendi. Bunlarla birlikte 1000 türün daha tehlike altında olduğu raporda yer alırken, raporun hazırlandığı 2020’den bu yana geçen 3 yılda yok oluşun çok daha fazla geliştiği ön görülmekte.

Kapitalizmin neden olduğu yıkım

Raporda yok oluşa neden olan 5 faktörün, toprak ve su kullanımındaki değişiklikler, türlerin aşırı avlanması, iklim değişikliği, çevre kirliliği ve istilacı yabancı türler olarak sıralanırken bu durumun kapitalizmin bitmek bilmez üretimlerinden kaynaklı olduğu biliniyor. 1980’den bu yana 2 kat artan sera gazı salınımlarının etkisiyle sıcaklıklar arttı. Karasal ortamların 3’te 1’i ve deniz ortamlarının yüzde 66’sı değişime uğradı. Dünyadaki karasal bölgelerin 3’te 1’inden fazlası ve tatlı su kaynaklarının neredeyse yüzde 75’i sanayi,enerji, tarım ve hayvancılığa tahsis edilirken büyük bir kuraklık ve dolayısıyla susuzluk yaşanmaya başlandı. Arazilerin bozulması nedeniyle küresel arazi yüzeyindeki üretkenlik yüzde 23 azalırken, küresel ekinler tehlike altında. Kıyı habitatı kaybı ile birlikte sel ve kasırgalardan dolayı 300 milyona yakın insanın yaşamı tehdit altına girdi. Plastik kirliliği 1980’den bu yana 10 kat arttı, endüstriyel tesislerden yılda 300-400 milyon ton ağır metal, çözücü, zehirli atık ve diğer atıklar dünya sularına akıtılıyor ve bu nedenle okyanuslarda 400 den fazla ‘ölü bölge’ oluştu.

#Timsah #gözyaşlarıyla #yok #edilen #biyoçeşitlilik

Adana’da gençler gözaltıları yürüyüşle protesto etti

Adana’da gençler yaptıklarıyla yürüyüşle Mersin merkezli soruşturma kapsamında gerçekleştirilen gözaltıları protesto etti

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nden (Yeşil Sol Parti) Adana Gençlik Meclisi, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “sanal medya paylaşımları”gerekçesiyle yapılan gözaltıları yürüyüşle protesto etti.

Seyhan ilçesine bağlı Gülbahçe Mahallesi’nde bir araya gelen gençler ara sokaklarda yürüyüş yaparak sık sık “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.

Mersin merkezli soruşturma kapsamında gerçekleştirilen gözaltılara tepki gösteren gençler, “Devleti kendi çıkarları doğrultusunda kullanan faşist blok, gözaltılarla Kürtleri yıldıracaklarını sanıyorlar. Ama bunlar nafile çabalardır” dedi.

ADANA

 

#Adanada #gençler #gözaltıları #yürüyüşle #protesto #etti

Sanatçılardan ‘Sandığa Sarıl’ kampanyası

Aralarında ünlü isimlerin olduğu çok sayıda sanatçı paylaştıkları videolarla, ‘Demokrasi, özgürlük, adalet için sandığa sarıl’ çağrısı yaptı

28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur milletvekilleri seçimi için aralarında Haluk Bilginer, Mehmet Günsür, Vahide Perçin, Ece Uslu, Sinan Tuzcu gibi isimlerin yer aldığı sanatçılar çektikleri videolarla “Sandığa sarıl” çağrısında bulundu.

Geleceğimiz için…

Sanatçılar “Sandığa Sarıl” kampanyası kapsamında sandık güvenliğine dikkat çekerek yurttaşları sandıkları korumaya davet etti. Yapılan paylaşımlarda, “Hak, hukuk adalet için 28 Mayıs’ta oyumu verip sandığıma sarılıyorum. Sizin için önemli olan neyse oyunuzu verip sandığınıza sarılın. Demokrasi, adalet, özgürlük ve geleceğimiz için 28 Mayıs’ta sandığa sarıl” çağrısı yaptı.

HABER MERKEZİ

#Sanatçılardan #Sandığa #Sarıl #kampanyası

2 yıl boyunca çocuğa tecavüz eden failler yine tutuklanmadı

Berwarî’de bir kız çocuğuna 2 yıl boyunca sistematik olarak tecavüz eden faillerin duruşması ertelenirken, failler tutuksuz yargılanmaya devam etti

Sêrt’in (Siirt) Berwarî (Pervari) ilçesine bağlı Ozim (Gümüşören) köyünde 2 yıl boyunca B.Ş. isimli çocuğa sistematik olarak tecavüz eden 65 yaşındaki Hüseyin Tapar ve 35 yaşındaki Abdulhamit Şermet hakkında açılan davanın ilk duruşması Siirt 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Fail Hüseyin Tapar’ın kimlik tespitiyle başlayan duruşmada fail ilişkin belirtilenleri reddederek “Ben Mersin’de belediyede çalışıyordum, emekli olduktan sonra köyüme geldim ve ev yapıyordum. Abdulhamit Şermet benim inşaatımda çalışıyor. B.Ş. de bana yemek getiriyordu. Abdulhamit ve Serhat Şermet’in B. ile samimi olduğunu gördüğümde uyardım. Bundan sonra Abdulhamit artık bana selam vermedi, söylediklerimden dolayı bana tepki gösterdi” diyerek kendisine iftira atıldığını iddia etti.

Fail, Mersin’de iken Abdulhamit Şermet tarafından kendisine ses kaydı gönderildiğini ve bunları mahkeme heyetine verdi.

İfadede adı geçmesin istedi

Daha sonra konuşan B.’nin babası Abdulcelil Ş. ise, kızının 2 yıl tecavüze maruz kaldığını belirterek, “Birgün Abdulhamit evimize geldi ve Hüseyin kızınızı taciz ediyor dedi. Daha sonra ben Hüseyin ve Abdulhamit’i eve getirdim olayı anlattım. Ama ikisi de kabul etmedi. Hüseyin, Abdulhamit’te 10 bin lira vermiş, ifadesinde adını geçirmesin diye. Hem Hüseyin hem de Abdulhamit uzun süre kızımı tecavüze maruz bırakmış. Fotoğrları ile tehdit etmişler. Kızım sürekli ağlıyordu ve geceleri bağırıyordu” dedi.

Taciz yıllardır sürüyor

Daha sonra konuşan B.’nin annesi Rahime Ş. de ortada bir miras davası olmadığını belirterek, faillerin kendilerini kurtarmak istediklerini söyledi.
Ailenin avukatı Hacı Arsu da B.’nin ifadesinin yeniden alınmasını isteyerek, “B. Yıllardır sistematik bir şekilde tacize uğramış. Travmadan dolayı ifadesini açık bir şekilde veremiyor. B.’nin pedagog eşliğinde tekrar dinlenmesi ve ifadesinin alınması gerekiyor” dedi.

Duruşma ertelendi

Ailenin avukatlarından Seher Özalp de failin çelişkili ifadelerle kurtulmak istediğini dile getirdi. Sêrt Barosu’nun davaya müdahil olma talebi mahkeme tarafından reddedildi. Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme fail Tapar’ın tutuklanmasını reddederek, Abdulhamit Şermet’in duruşmada hazır bulundurulması, yeni tanıkların ve ses kaydının dinlenmesi için duruşmayı 5 Ekim’e erteledi.

SÊRT

#yıl #boyunca #çocuğa #tecavüz #eden #failler #yine #tutuklanmadı

Mor Dayanışma: Sandıklarda geleceğimize birlikte sahip çıkalım

Mor Dayanışma üyesi kadınlar 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur Cumhurbaşkanlığı seçimi için çağrıda bulunarak, ‘Sandığa git, Erdoğan’ı gönder. Sandıklarda müşahit olalım, oylarımıza, hayatımıza, geleceğimize birlikte sahip çıkalım’ dedi

Mor Dayanışma İzmir, 28 Mayıs’ta yapılacak 2’nci tur Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin Karşıyaka’da basın açıklaması gerçekleştirdi. İZBAN durağı önünde bir araya gelen kadınlar, kadın düşmanı siyasete karşı Karşıyaka Çarşı’da yürüyüş düzenledi.

Yürüyüşün ardından grup adına açıklamayı yapan Mor Dayanışma üyeleri Didar Gül ve Rozana Urkun, herkesin 14 Mayıs’ta gerçekleşen seçimin demokratik ve şeffaf bir seçim olmadığının farkında olduğu vurguladı.

AKP-MHP iktidarına kaybettireceğiz

Tüm hilelere rağmen AKP-MHP ittifakının oylarının düştüğü belirtildi. 21 yıllık iktidarın yenilgiyi kabul etmemek için türlü hileye başvuracağının belirtildiği açıklamada, “İnatla, isyanla, mücadele ile defalarca kazandık, tüm yasaklara rağmen sokaklarda olduk, yaşamlarımızı savunduk, kadın düşmanlarının karşısına dikildik, hesap sorduk, itaat etmedik. Şimdi irademizi büyütme, öfkemizi değişime yönlendirme vakti! Yaşam hakkımıza göz diken, LGBTİ+’lara nefret saçan, gençliği geleceksizleştiren, milyonlarca emekçiyi açlığa iten, bizleri enkaz altında bırakan Yeniden Refah Partisi, Hizbullahçı HÜDA-PAR gibi partileri meclise taşıyarak kadın düşmanlığını pekiştiren AKP-MHP iktidarına kaybettireceğiz” denildi.

Sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz

Kadınların, yaşamlarını birkaç erkeğin alacağı kadın düşmanı kararlara bırakmayacağı kaydedilen açıklamada yapılan çağrıda, “Sandığa git, Erdoğan’ı gönder. Sandıklarda müşahit olalım, oylarımıza, hayatımıza, geleceğimize birlikte sahip çıkalım. Biz kadınlar buradayız! Umudumuz örgütlü sosyalist feminist mücadelemizde. Her zaman olduğumuz gibi, bundan sonra da haklarımız için mücadele etmeye, birbirimize sahip çıkmaya ve sokaklarda sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz” diye belirtildi.

İZMİR

#Mor #Dayanışma #Sandıklarda #geleceğimize #birlikte #sahip #çıkalım

Üniversite yurdunda şüpheli ölüm: Aileye haber verilmeden otopsi yapıldı

Bitlis Eren Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi Habip Sivi’nin intihar ettiği iddia edildi. Aile ise iddiaya inanmayarak ikinci bir otopsi işlemi istedi

Bitlis Eren Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okuyan 22 yaşındaki Habip Sivi adlı öğrenci, 22 Mayıs’ta şüpheli bir şekilde hayatı kaybetti.

Aile ikinci otopsiyi istedi

Yurt Müdürlüğü tarafından Sivi’nin ailesine KYK Erkek Öğrenci Yurdu B Blok’ta intihar ettiğine dair bili verilirken ailes ise oğullarının intihar etmeyeceğini belirterek, kendilerine haber verilmeden yapılan otopsi raporuna itiraz etti. Ailenin itirazı üzerine savcılık yeni bir otopsi raporu hazırlanmasını talep etti.

Mezopotamya Ajansı’nda (MA) konuşan Sivi’nin dayısı Aydın Birtane ise olayın şüpheli olduğunu belirterek, “Böyle bir durum olamaz. Çelişkili şeyler söylüyorlar, müdür önce ‘Tek başınaydı kimse yoktu’ dedi daha sonra arkadaşları haber verdi. Olayın takipçisi olacağız” dedi.

Sivi’nin ölümüne ilişkin ikinci otopsi raporunun ise önümüzdeki hafta çıkması bekleniyor.

BEDLÎS

 

#Üniversite #yurdunda #şüpheli #ölüm #Aileye #haber #verilmeden #otopsi #yapıldı

Adana’da gözaltına alınanlar serbest bırakıldı

Adana’da Mersin merkezli operasyon kapsamında gözaltına alınan ve serbest bırakılan12 kişiye ‘Değer ailesi nedir? Yurtsever kimdir? Heyva Sor nedir?’ gibi sorular yönelttiği belirtildi

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, sanal medya paylaşımları ve Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği (Çukurova TUAY-DER) üzerinden cezaevindeki tutuklulara para gönderildiği gerekçesiyle başlattığı soruşturma kapsamında bu sabah saatlerinde Mersin, Ankara, Antalya, Adana ve İzmir’de yapılan ev baskınlarında 28 kişi gözaltına alındı.

12 kişiye gözaltı

Adana’da yapılan ev baskınlarında ise Adana’da 14 Ekim 2014’te bisikletle gazete dağıtımı yaptığı sırada DAİŞ’liler tarafından katledilen Azadiya Welat Gazetesi çalışanı Kadri Bağdu’nun eşi Şemsa Bağdu ile Murat Turgay, Ahmet Bulut, Feride Karavil, Ali Aydar, Remzi Alağaş’ın aralarında olduğu 12 kişi gözaltına alındı.

Gözaltında ‘Yurtsever kimdir?’

Gözaltına alınan 12 kişi emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakıldı. Emniyette ifadeleri alınan 12 kişiye; “Değer ailesi nedir? Değer ailesi kime denir? Yurtsever kimdir? Heyva Sor nedir? Avrupa’dan size para geldi mi? Siz şuanda ne görevdesiniz? Pişmanlık Yasası’ndan yararlanmak ister misiniz? Dağdaki çocuklarınızda haber alıyor musunuz?” gibi sorular soruduğu ve “örgüt propagandası yapmak” ve “finans” suçlaması yöneltildiği öğrenildi.

ADANA

#Adanada #gözaltına #alınanlar #serbest #bırakıldı

Direnişin sürdüğü Maxmur’da bir heyet etkililerle bir araya geldi

Maxmur’da Irak Ordusu ablukasına karşı direniş sürerken, bir heyet BM temsilcileri ve Irak yetkilileriyle bir araya geldi

Irak Ordusunun Maxmur Mülteci Kampı’na yönelik ablukası sürerken, Maxmur halkından oluşan bir heyet, Iraklı yetkililer ve Birleşmiş Milletler (BM) temsilcileriyle bir araya gelerek taleplerini iletti.

Heyet, kamp sakinlerinin taleplerin Iraklı yetkililer ve BM temsilcilerine iletti. Görüşmeden bir sonuç alınmazken, Irak Ordusunun ablukasına karşılık Maxmur halkının direnişi devam ediyor.

BM ve Irak yetkilileriyle görüşen heyet adına açıklamalarda bulunan Maxmur Demokratik Halk Meclisi Eşbaşkanı Yusif Kara, Irak devletinin hendek kazmakta ısrarlı olduğunu belirterek, “Buna karşı direnişimiz de görüşmelerimiz de devam edecek” dedi.

HABER MERKEZİ

#Direnişin #sürdüğü #Maxmurda #bir #heyet #etkililerle #bir #araya #geldi

Önder: Kilit aktör olma rolümüzü değiştirdiğini düşünmüyorum

İkinci tur Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair konuşan Yeşil Sol Parti Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, ‘Elbette en güçlü aktör ittifak olarak bir oy parti olarak 3-4 puan geriye düşmemizin bizim kilit aktör olma rolümüzü değiştirdiğini düşünmüyorum ‘ dedi

28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur Cumhurbaşkanlığı seçimleri için tüm partiler saha çalışmalarına devam ediyor. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nden (Yeşil Sol Parti) İstanbul milletvekili seçilen Sırrı Süreyya Önder, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Youtube kanalında seçin sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Sandığa gitmeme lüksümüz yok

Sandığa gitmemenin bir seçenek olduğunu ancak bunun kendi iradelerini yok saymak anlamına geldiğini ifade eden Önder, “Bir tutumdur. Tarihte de yeri vardır. Boykotun bizim kendi geleneğimizde de yapılmıştır bu. Ama şu anda bu lüks sayılacak bir tutum olur. Çünkü ne sonuç üreteceği baştan belli bir tavır takınmış oluruz. Bu sonuçta bizim açımızdan hangi seçenek galip gelirse gelsin bizim açımızdan olumlu hiçbir sonuç üretmeyecek bir seçenektir. Dolayısıyla belki de yapmayacağımız tercih etmeyeceğimiz tek seçenek olarak bunu görmek zorundayız” dedi.

Bu seçimden çıkaracağımız dersler var

Siyasal düzlemler söz konusu olduğunda böyle kestirimlerin yapılamaz olduğunu vurgulayan Önder, “Yani beş yıl mı, beş ay mı bunu öngöremezsiniz. Çünkü dünya demokratik düzlemine baktığımızda erken seçimlerle dolu vaktinden önce yapılan seçimlerle dolu. İşte en azından Yunanistan’a baktığımızda bunu görebiliyoruz. Hemen yanı başımızda bizim tarihimizde de var önümüzde. Sekiz ay sonra bir yerel seçim var. Bunu bir referanduma dönüştürmek. Buradan çıkaracağımız derslerle iktidar, iktidar blokuna ağır bir yenilgi yaşatmak, burada rüştünü ispat eden tek siyasal yapı olmanın ve avantajıyla bir söylem üstünlüğü kurmak, bir erdemliliğin altını çizmek, bu ittifak anlayışını gerekiyorsa gözden geçirmek gibi bir sürü şeyle bunu referanduma dönüştürdüğümüzde ve bu iktidar bloku ağır bir yenilgi aldığında kim beş yıllık bir ömür biçebilir” diye ifade etti.

En başta adalet geliyor

Yargı bağımsızlığı ve cezaevindeki tutuklulara değinen Önder şöyle konuştu: “Örneğin bizim arkadaşlarımızın cezaevinde boşuna yatıyor oluşunun ya da siyasi bir hınç alma duygusuyla yatıyor oluşunun altını kendisi çizdi. Dolayısıyla bu ağır bir sorumluluk aldı üzerine. Bunları yerine getirmek zorunda zaten bu ülkede değişim talebi de tam bu noktalarda en başta adalet adaletsizlikten şikayet alanında odaklanıyor. Kılıçdaroğlu’nun bir hiyerarşik olarak önce şunu yapacağı, sonra bunu yapacağı ya da bunu yapmayacağı gibi bir şey ben öngöremem ama kesinlikle adalet bahsinden başlaması gerektiğini düşünüyorum. Birincisi bu. İkincisi bu sistem artık bir aleni ve çok hoyratça bir yağma, talan düzenine dönüştü. Bu anlamda da bu halkın kaynaklarının öz kaynaklarının talanının önüne geçecek bir adım atmasını bekliyorum. Ondan sonrası gülistanlık olmayacak yine kendi egemen blokun kendi içinde iç çekişmeleri, çatışmaları devam edecek. Biz burada ne kadar aktör olabilirsek, ne kadar gelişmelerde insiyatif ve irade koyabilirsek o şekilde şekillenecektir diye düşünüyorum.”

Kilit rolümüz sürüyor

“Elbette en güçlü aktör ittifak olarak bir oy parti olarak 3-4 puan geriye düşmemizin bizim kilit aktör olma rolümüzü değiştirdiğini düşünmüyorum” diyen Önder sözlerine şöyle devam etti: “Hiçbir partilimizin de böyle düşünmemesi gerektiğini öneriyorum. Çünkü demokrasi tarihinde yok. Bizim gibi bunca zorbalığın altında kendisi için bir şey talep etmeden, senin toplumsal bütün bozucu alan taleplerini omuzuna alıp, bunun bedelini de çatır çatır bütün üyeleriyle, yöneticileriyle, seçilmişleriyle, ödeyebilen bir tek siyasi yapıyor.”

İSTANBUL

#Önder #Kilit #aktör #olma #rolümüzü #değiştirdiğini #düşünmüyorum

Erdoğan’ın açılışını yaptığı hastaneyi su bastı

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün açılışını yaptığı Defne Devlet Hastanesi’ni su bastı

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın önceki gün Hatay’da açılışını yaptığı Defne Devlet Hastanesi’ni su bastı. Hastane çalışanları yağmur sularını çekçeklerle dışarı çıkarmaya çalışırken görüntülendi.

Erdoğan eleştirenleri hedef almıştı

Erdoğan’ın katıldığı temel atma töreninde, küçük bir alana beton döküldüğü görülürken, gelen eleştiriler üzerine Erdoğan hastanenin açılışında, “Bir fotoğraf karesi üzerinden konuşanlar, daha sonra işin nasıl yürüdüğünü gördüklerinde bir tek söz bile etmediler” demişti.

TTB duyurdu

Türk Tabipleri Birliği (TTB) de sanal medya hesabından “TTB ve Hatay Tabip Odası, dün açılışı yapılan Defne Devlet Hastanesi’nde hekimler/sağlık emekçileri ve başhekimle görüştü, yaşanan sorunların çözümü üzerine fikir alışverişinde bulundu. Öte yandan hastanede inşaatın sürdüğü ve sadece poliklinik hizmeti verilebildiği gözlemlendi” açıklamasıyla paylaşıldı.

İnşaat sürüyor

TTB, hastanede inşaat çalışmalarının devam ettiğini gösteren bir de video paylaştı. Videoda, hastanenin poliklinikler dışındaki bölümlerinde inşaatın sürdüğü görüldü.

HATAY

#Erdoğanın #açılışını #yaptığı #hastaneyi #bastı