Ana Sayfa Blog Sayfa 419

Av. Kertiş: Tecrit bireysel değil, toplumsal bir sorun

ÖHD’li Leyla Kaplan Kertiş, İmralı tecridinin ‘bireysel bir tecrit değil toplumsal bir sorun’ olduğunu belirtti

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük tecrit, iki yılı aşkın bir süredir devam eden aile ve avukat görüş yasağı ile birlikte haber alınamama haline dönüştü. Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Leyla Kaplan Kertiş, İmralı’da uygulanan tecrit politikasını Mezopotamya Ajansı’na değerlendirdi.

Tecrit bireysel değil toplumsal

Kertiş, ÖHD olarak sürekli Öcalan ile görüşme talebinde bulunduklarını ancak bu taleplerine henüz olumlu bir cevap alamadıklarını söyledi. Öcalan’a uygulanan durumun bir tecrit durumu ve insanlık dışı muamele olduğuna dikkat çeken Kertiş, “Bu tecridin bireysel olduğunu düşünmüyoruz. Bunun toplumsal bir sorun olduğunu düşünmekteyiz. Öcalan’ın kasti bir şekilde toplumla bağının kesilmesi amaçlanmaktadır. Kürt halkı ve avukatlarıyla iletişimi engellenmektedir. Bu da aslında siyasi bir amaçtır. Gerek iç hukuk mevzuatında gerek uluslararası hukukta hiçbir karşılığı bulunmamaktadır” dedi.

Sistematik bir tecrit altında

Disiplin cezaları gerekçesiyle aile ve avukat görüşü ile iletişim haklarının engellenmesinin hak ihlali olduğunu vurgulayan Kertiş, “Birleşmiş Milletlerin asgari standart kurallarında, ‘Kısıtlamalar veya disiplin yaptırımları hiçbir koşulda işkenceye varan bir ağırlıkta olamaz’ deniliyor. Yani bu kısıtlamalar ve disiplin yaptırımlar olabilir ama bunun uygulaması işkenceye varmaması gerekir. Bu uygulama sistematik bir işkenceye dönüşmüştür. Disiplin cezaları gibi bahanelerle Sayın Abdullah Öcalan’ın ailesi ve Kürt halkıyla bağının koparılması amaçlanmaktadır. Aslında Sayın Öcalan tutuklandığından bu yana sistematik bir tecrit altındadır” diye belirtti.

Tecride karşı mücadelelerini sürdüreceklerini belirten Kertiş, seçimden sonra gelecek yönetim kim olursa olsun öncelikli taleplerinin Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması olacağını söyledi.

KAYNAK/MA

 

#Kertiş #Tecrit #bireysel #değil #toplumsal #bir #sorun

Şên köyünün suları seçimden sonra kesildi

Seçimden sondan Xizan’a bağlı Şên köyünün suları kesildi. Yurttaşlar, suyun kesilmesini seçim sonuçlarına bağlıyor

Bêdlis’in Xîzan (Hizan) ilçesine bağlı Şên köyünün suları günlerdir akmıyor. Köyün yakınındaki dereden su taşıyan köylülerin başvuruları ise yanıtsız kaldı. Yetkili mercilere başvuru yapmalarına rağmen günlerdir köydeki su sorunun çözülmediğini belirten köylüler, seçim nedeniyle “cezalandırıldıklarını” ifade ediyor. Su kesintisi aynı zaman köyde yaklaşık 80 öğrencinin okuduğu köy okulunu da etkiliyor. Günlerdir su verilmeyen okulda, öğrenciler hijyenik olmayan bir ortamda eğitim görüyor.

Köyün sandık sonuçları

Köyde günlerdir su kesintisi nedeniyle dereden su taşıyarak temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan köylüler, seslerinin duyulmasını istiyor. Köyde yaşayan yurttaşlar, sularının kesilmesinin nedenin ise AKP ve Tayyip Erdoğan’a oy vermemeleri olduğunu söylüyor. 14 Mayıs genel seçimlerinde köyden Kemal Kılıçdaroğlu’na 169 oy, Tayyip Erdoğan’a ise 18 oy çıktı. Yine köyden Yeşil Sol Parti’ye 105, AKP’ye 10 ve İYİ Parti’ye 77 oy çıkmıştı.

BEDLÎS

#Şên #köyünün #suları #seçimden #sonra #kesildi

Depremzedelerden çağrı: Değişimden yana oy kullanın

Semsûrlu depremzedeler ‘Komşularımız bizi enkazın altından çıkardılar. Ancak yanımızda devleti görmedik’ diyerek değişimden yana oy kullanacaklarını söyledi.  

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirdiği değişiklikle 14 Mayıs seçimlerinde yüzde 50 artı bir oy oranının elde edilmemesiyle 28 Mayıs’ta ikinci tur seçimleri gerçekleştirilecek. Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde binlerce cay kaybının ve ağır bir tablosuyla karşı karşıya kalan Semsûrlular da 28 Mayıs’ta gerçekleştirilecek ikinci tur seçimlerini bekliyor.

MA’dan Mahmut Altıntaş’a konuşan depremzedeler, deprem sonrası yaşadıkları mağduriyeti anlatarak, değişimden yana oy kullancaklarını söyledi.

Konteynerde bekliyoruz

Depremde evinin büyük bir bölümü yıkılan ve 3 ayı aşkındır çadırda kalan Yusuf Akgül, deprem sürecinde devlet yetkililerini yanlarında görmediklerini belirtti. Halkın dayanışma ile kendilerine yardım eli uzattığının altını çizen Akgül, şunları söyledi: “3 aydır bir konteyner bekliyoruz, hala ortada yok. Depremzedelerin çoğu enkaz altında kaldı, günlerce kimse müdahale etmedi. Birçok akraba ve yakınımızı müdahale olmadığı için enkaz altında ölüme terk ettik, yardım olsaydı kurtulabilirlerdi.”

Kılıçdaroğlu’na oy verelim

28 Mayıs seçimlerinde değişimden yana oy kullanacağının altını çizen Akgül, “Artık bu iktidarın gitmesini istiyoruz. 22 yıldır AKP iktidarı var, artık istemiyoruz. Ekonomik kriz var, geçimimizi sağlayamıyoruz. Semsûr halkına çağrımdır; gelin el ele verelim ve oyunuzu Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yana kullanın. Eğer Kılıçdaroğlu da iyi bir performans sergilemezse, onu da değiştiririz” şeklinde konuştu.

Artık yeter

Depremde binlerce kişinin enkaz altında kaldığını hatırlatan Hıdır Çekim, 28 Mayıs’ta oy kullanacak yurttaşların depremi unutmaması gerektiğini belirtti. Kendilerini enkaz altında ölüme terk eden iktidara oy vermeyeceklerini vurgulayan Çekim, “22 yıldır devleti yönetiyorlar. Artık yeter, değişsinler. Depremde günlerce yardım alamadık, halkımız elini vicdanına koysun” ifadelerini kullandı.

Değişimden yana oy

Depremde çocukları ile birlikte enkaz altında kalan Müslüm Ersönmez, depremde eşinin hayatını kaybettiğini söyledi. Depremde kurtulan çocuğunun sakat kaldığını dile getiren Ersönmez, “Günlerce hastanede kaldık. Komşularımız bizi enkazın altından çıkardılar. Ancak yanımızda devleti görmedik. Bu rejimin değişmesi için ikinci turda oyumuzu Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yana kullanacağız. Bu rejim değiştiğinde, her açıdan durumumuz iyileşecek. Semsûr halkına çağrım; birlik olun, depremi unutmayın ve oyunuzu değişimden yana, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yana kullanın” diye seslendi.

SEMSÛR

#Depremzedelerden #çağrı #Değişimden #yana #kullanın

Mêrdîn ve Şirnex’te ev baskınları: 12 kişiye gözaltı

Mêrdîn’in merkez Artuklu, Kerboran ilçeleri ile Şirnex’in Hezex ilçesinde sabah saatlerinde birçok eve baskın yapıldı. Baskınlarda 12 kişi gözaltına alındı

Mêrdîn’in Artuklu ilçesi Saraçoğlu Mahallesi’nde yapılan ev baskınında aynı evden Ramazan, Agit ve Heja Kalkan isimli 3 kardeş ile Hividar ve Berivan Taş isimli iki kardeş gözaltına alındı. Yine Fırat Akar ile Rojhat Altaş da Artuklu ilçesinde gözaltına alındı.

Amed’e götürülecekler

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından HDP Gençlik Meclisi’nin kongresine ilişkin başlatılan bir soruşturma kapsamında gözaltına alındıkları öğrenildi. Gözaltına alınan kişilerin, Amed’e götürüleceği belirtildi.

17 kişi hala gözaltında

Kerboran’da (Dargeçit) ise Merve Oğuz ile ismi öğrenilemeyen 1 kişi daha gözaltına alındı. Gözaltının Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan bir soruşturmadan kaynaklı olduğu belirtildi.

Öte yandan Mêrdîn’de dün farklı bir soruşturma kapsamında yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan 17 kişinin Jandarma’daki ifade işlemleri ise sürüyor.

Hezex’te de ev baskınları

Şirnex’in (Şırnak) Hezex (İdil) ilçesinde yapılan ev baskınlarında ise Civan Karaviş, Ümit Geçgel ve Yusuf Kargol isimli gençler gözaltına alındı. Gözaltına alınan 3 kişinin ilçe emniyet müdürlüğüne götürüldüğü belirtilirken, gözaltı gerekçesi öğrenilemedi.
Öte yandan kentte gözaltı sayısının artabileceği belirtildi.

 

HABER MERKEZİ

#Mêrdîn #Şirnexte #baskınları #kişiye #gözaltı

Erdoğan faşizminden kurtulmak

Mesele ezilenler için Kılıçdaroğlu’nun kazanmasından çok Erdoğan’ın tek adamlığına son vermektir. Ve yine ülkeyi yaşanılmaz kılan mafya devletini güçsüzleştirmek ve kendi örgütlü alanlarını büyütecek mevzileri tekrar kazanma isteğidir

Cem Şahin

Seçimler çok aleni bir şekilde göstermiştir ki; faşizmin temel motivasyonu ırkçılığın kurumsal bir cevvallikle savunulması toplumda her şeyin üstünde bir karşılık buluyor. Boş tencerenin iktidarları devirmesi klişesi Erdoğan iktidarının oluşturmuş olduğu kutuplaşma politikalarını berhava edememiş, her türlü kriz dinamiğine rağmen Erdoğan mağlup edilememiştir. Krizin büyükşehirlerde daha belirgin hissedilmesinin sonucu olarak erimiş oylar Orta Anadolu ve Karadeniz’in genelinde belirleyici olamamış ve büyükşehirlere göre krizden daha az etkilenen kesimler tüm kötü gidişata rağmen mevcut iktidarın istikrar söylemlerine kanarak bir kez daha AKP’ye oy vermişlerdir.

Ekonomik krizin yoksullar cephesinden keskin bir şekilde deneyimleniyor olması dahi AKP iktidarını devirmeye yetmemiştir. Milliyetçi hamaset Türkiyeli solcular için ucuz bir seçim yatırımı olarak görülmesine rağmen Türkiye’de azımsanmayacak bir kitle için hala en geçerli akçe olduğunu bir kez daha kanıtlamış durumdadır. Güçlü bir demokrasi ve sınıf mücadelesinin olmayışı ülke halklarını iki keskin kampa ayırmış, her kamp kendi karşıtını alaşağı edecek pratikler üzerinden seferber edilmiştir. Faşizmin ve ırkçılığın doğrudan devlet eliyle muktedir kılındığı bir ülke olan Türkiye, Erdoğan’ın önümüzdeki seçimleri alması sonucu çok faşist katı ve daha ırkçı bir ülkeye savrulma tehlikesi ile karşı karşıya.

Buna karşı en örgütlü toplumsal güç olan Kürt Özgürlük Hareketi tek adam diktasına kaybettirmek için olağanca gücüyle kitlesini mobilize etmiş, AKP Kürdistan’da tarihinin en az oyunu almıştır. Faşizmin en koyu halini her dönem deneyimlemiş bir halk olan Kürtler hem kendi halkı hem de diğer halklar için etik-politik tavrını dün olduğu gibi bugün de en cesur haliyle ortaya koymaktan geri durmamıştır. Sağcı faşizmin tüm kriminalize etme çabalarına karşın ülke geleceğini faşizme teslim etmemek, daha demokratik ve yaşanılır bir ülke için direnmek Kürtler için başat görev addedilmiştir.

İkinci turun kaderini belirleyecek statüye erişildiği düşünülen ırkçı sağcılar ise Kürtler başta olmak üzere ülke mültecileri, kadınlar, LGBT-İ kimlikler ve diğer ezilenlerin hayatını doğrudan etkileyecek olumsuz kararlar üzerinden bir pazarlığa girişmiş, bu retoriği sahiplenmek ve icrasını yapmak sözü verecek olan ittifakı destekleyeceğini beyan etmiştir. Millet İttifakı’nın adayı Kılıçdaroğlu da bu söylemin tahakkümüne angaje olarak ve dahi mülteciler aleyhine billboardlar hazırlatarak ırkçı faşizmin kampına milliyetçi pozlar kesmeye başlamıştır. Lakin çok iyi bilinmektedir ki bu ülkenin kallavi ırkçıları varken kimse Kılıçdaroğlu’nun ırkçı tertibatına inanç geliştirmez.

Bu itibarla Kılıçdaroğlu ırkçılık ve muadili ideolojilerden kurtulmak isteyen milyonlarca insanın da ondan uzaklaşmasını sağlar. Ki Kürtler ve diğer ezilen kimlikler bunun başında gelmektedir. Çünkü Türkiye’deki ezilen kesimler nihai bir çare yaratmayacak olmasına rağmen Kılıçdaroğlu’nu Erdoğan faşizminden kurtulmak için bir şans olarak görmektedir. Mesele ezilenler için Kılıçdaroğlu’nun kazanmasından çok Erdoğan’ın tek adamlığına son vermektir. Ve yine ülkeyi yaşanılmaz kılan mafya devletini güçsüzleştirmek ve kendi örgütlü alanlarını büyütecek mevzileri tekrar kazanma isteğidir. Bu motivasyonla ikinci tura giden seçimler her şeye rağmen Erdoğan faşizmine son vermek için yaratılan sinerjinin başarılı bir şekilde sonlanmasını hedeflemeli, tüm ırkçı söylemlere karşın demokrasi güçleri kendi dilini olağanca gücüyle topluma ulaştırmayı tartışmalıdır.

Hepimizin ihtiyacı olan şey demokrasi, barış ve daha eşit bir dünyanın kurulması arzusudur. 3. Yol gerçek bir seçenek olarak tüm bu ırkçı ve faşizan pazarlığın içinden gerçek bir alternatif olarak örgütlenmeyi beklemektedir.

#Erdoğan #faşizminden #kurtulmak

Timsah gözyaşlarıyla yok edilen biyoçeşitlilik

Bundan 31 yıl önce BM’de 200 ülke biyoçeşitliliği koruma adına bir anlaşma yaptı. Son yüz yılda canlı türlerin en az yüzde 20’si soykırıma uğrarken, günümüzde canlı soykırımı büyüyerek devam ediyor

Yusuf Gürsucu

Türkiye’de kayıtlarda yer alan 1624 koruma bölgesi mevcut. Bunların yüzde 76’sı doğal sit alanı olarak işaretlenmiş. Ancak koruma statülerinde yapılan değişikliklerle doğal sit alanlarında dahi her türden faaliyet (maden,enerji,turizm vb.) yapmak mümkün hale getirimiş durumda. İşaretlenmiş olan 1624 koruma bölgesi Türkiye yüzölçümünün yüzde 4’üne denk gelirken, dünya ortalaması yüzde 13 olması doğaya ve biyoçeşitliliğe verilen önemin önemli bir göstergesi. 2004 yılından bu yana Meclis’e 4 kez getirilen ‘Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu’ tasarısı en son 2021 yılında da Meclis’e gelmiş ancak tepkiler üzerine komisyondan Meclis gündemine getirilememişti. Yeni yasama döneminde iktidarın Meclis gündemine taşıyacağı yağmacı yasalar arasında ilk sıralarda yer tuttuğunu belirtmek gerekiyor.

Suya yazılan anlaşmalar

Türkiye’de sermaye çıkarları her şeyin üstünde görülmesi ve 100 yıllık Cumhuriyet döneminde yürütmenin sermaye yanlısı olanların elinde bulunması doğal yaşamın yok edilme sürecine bağlanmasına neden olmuştur. Her iktidar timsah gözyaşları dökerek 1992 yılında BM’de kabul edilen ve 200 ülke tarafından 22 Mayıs tarihinde imzalanan Biyoçeşitlilik Sözleşmesi gününü her yıl kutlamaktan geri kalmamaktalar. BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 15. Taraflar Toplantısı (COP15) geçtiğimiz yıl (2022) Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi’nin katılımıyla Kanada’nın Montreal kentinde gerçekleşti. Zirvede yapılan anlaşmada, 2030 yılına kadar küresel ısınma da 1,5 derece hedefi baz alınarak, kara ve denizlerin yüzde 30’u korunacak ve yine aynı tarihe kadar her yıl 30 milyar dolar finansman sağlanması üzerine anlaşıldığı duyurulurken, bu bağlamda herhangi bir gelişme ise yaşanmış değil.

COP16 2024’te Antalya’da

Biyoçeşitlilik Sözleşmesi’ni (CDB) onaylamayan ABD ve Vatikan hariç yaklaşık 200 ülke, dünyanın ekosistemlerinin yok edilmesini durdurmak için anlaşırlarken, 2024 yılı COP16 toplantısının Antalya’da yapılacak olması dikkat çekici. Bu yıl Tarım ve Orman Bakanlığı 22 Mayıs etkinliklerini seçimler nedeniyle gerçekleştiremedi. Bakanlık yaptığı açıklama ile günü kurtarmaya çalışırken, “Biyoçeşitliliğin sürdürülebilirliği ve geliştirilmesine yönelik önemli adımlar atan Türkiye” iddiasıyla 2024 yılı COP16 toplantısı hatırlatıldı. Açıklamada ‘biyokaçakçılıkla mücadele kapsamında’ 21 ülkeden 156 kişiye 5,6 milyon idari para cezası uyguladıkları belirtilerek, “Biyokaçakçılık vakaları özellikle Doğu Karadeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu ile Akdeniz Bölgelerinde yoğunlaştığı” belirtildi.

Kaçakçılığa gerek kalmadı

Bakanlık açıklamasında, “Son beş yılda başta orkide (salep) türleri olmak üzere yumrulu ve soğanlı bitki türleri, yabani buğday, kelebekler, böcek türleri, engerek türleri, semender türleri, turna gagası, kara kaplumbağası, meşe sürgünleri, defne, sandal ve bazı mantar türlerinin yurt dışına kaçırılmak istendiği tespit edildi” denildi. Açıklamanın bir sonraki paragrafı ise kaçakçılığa artık gerek kalmadığını gösteriyor: “Aynı zamanda, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımına hizmet edecek envanter ve izleme çalışmalarının ulusal düzeyde gerçekleştirilmesi, biyolojik çeşitliliğe ilişkin veri tabanları oluşturulması yanı sıra pek çok proje de hayata geçirildi. Bu projelerle ülkemizin biyolojik çeşitliliğindeki ‘nice cevherler’ gün ışığına çıkarılacak.”

Her şey sermaye için

Eski adıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan ve Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından aynı kurum eliyle, ‘biyolojik çeşitliliğin kayıt altına alınarak bu bilgilere erişimin düzenlenmesi’ amacıyla yürütülen çalışma tüm Türkiye coğrafyasında tamamlandı. Yürütülen çalışmanın amaçlarından biri olan, ‘uluslararası patent uzmanlarına’ açılması biyoçeşitliliğin gen ve tohum şirketlerinin emrine verileceğini açıkça gösterirken, sözünü ettikleri ‘nice cevherleri’ ortaya çıkarıp ticari metaya dönüştürülme süreci başlatıldı.

Planlı yağma

Görev yaptığı ilçe ve illerde, özellikle kırsal kalkınma iddiasıyla birçok altyapı projesini AB fonlarıyla hazırlayan, bugün Çorum Vali yardımcısı olan Hakan Kubalı, Samsun’da Vali Yardımcılığı yaptığı günlerde biyolojik çeşitliliğin kayıt altına alınarak bu bilgilere erişimin düzenlenmesine yönelik çalışma için, “Sahip olduğu tabii kaynaklar bakımından oldukça zengin bir ülke olan Türkiye’nin, biyolojik çeşitliliğin ekonomiye kazandırılması ve genetik kaynaklarımıza dayalı sınai mülkiyet haklarından ülkemizin faydalanmasına katkıda bulunulması hedeflenmekte” olduğunu belirtmişti. Biyoçeşitliliğin tespiti ve kayıt altına alınarak sınai mülkiyete konu edilen, bitki ve hayvanların sermaye yağmasına sunulacağı açıkça ifade edilmekte.

Tüm değerler paraya endeksli

TBMM Tıbbi Aromatik Bitkiler Komisyonu Başkanı AKP’li İbrahim Aydın ise Ekim 2019’da Hatay’da yaptığı bir açıklamada, dünya ekonomisinde tıbbı ve aromatik bitki hacminin 115 milyar dolar olduğunu belirten, “Bizim ülkemizde ise 500-600 milyon dolardan bahsediliyor. Biz diyoruz ki; bunları iyi bir şekilde değerlendirirsek 2023 yılında, buradan 5 milyar dolar gelirimizin olması gerekiyor” sözleri dikkat çekiciydi. 2023 yılında olduğumuz bu günlerde 5 milyarın birilerinin cebine taşınıp taşınmadığını bilmiyoruz, ancak bildiğimiz tek şey yaşamın her nüvesinin ticari bir meta olarak piyasalaştırılıyor olmasıdır.

Soykırımın kısa özeti

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı ‘Hükümetler Arası Bilim- Politikası Platformu’ tarafından (IPBES) 2020 yılında bir rapor hazırlandı. 1 milyon hayvan ve bitki türünün yok olma tehlikesi altında olduğu belirtilen rapordaki ayrıntılar ürpertici. 1900’den bu yana, kara kökenli türler en az yüzde 20 oranında soyu tükendi. Amfibi türlerinin yüzde 40’tan fazlası, resif mercanların neredeyse yüzde 33’ü ve deniz memelilerinin 3’te 1’inden fazlası ise yok olma eşiğinde veya büyük bir tehlike altında. 16. yüzyıldan bu yana en az 680 omurgalı tür ise yok edildi. Bu süre içerisinde tarım ve hayvancılık için kullanılan evcil memeli türlerinin ise yüzde 9’u 2016’da tükendi. Bunlarla birlikte 1000 türün daha tehlike altında olduğu raporda yer alırken, raporun hazırlandığı 2020’den bu yana geçen 3 yılda yok oluşun çok daha fazla geliştiği ön görülmekte.

Kapitalizmin neden olduğu yıkım

Raporda yok oluşa neden olan 5 faktörün, toprak ve su kullanımındaki değişiklikler, türlerin aşırı avlanması, iklim değişikliği, çevre kirliliği ve istilacı yabancı türler olarak sıralanırken bu durumun kapitalizmin bitmek bilmez üretimlerinden kaynaklı olduğu biliniyor. 1980’den bu yana 2 kat artan sera gazı salınımlarının etkisiyle sıcaklıklar arttı. Karasal ortamların 3’te 1’i ve deniz ortamlarının yüzde 66’sı değişime uğradı. Dünyadaki karasal bölgelerin 3’te 1’inden fazlası ve tatlı su kaynaklarının neredeyse yüzde 75’i sanayi,enerji, tarım ve hayvancılığa tahsis edilirken büyük bir kuraklık ve dolayısıyla susuzluk yaşanmaya başlandı. Arazilerin bozulması nedeniyle küresel arazi yüzeyindeki üretkenlik yüzde 23 azalırken, küresel ekinler tehlike altında. Kıyı habitatı kaybı ile birlikte sel ve kasırgalardan dolayı 300 milyona yakın insanın yaşamı tehdit altına girdi. Plastik kirliliği 1980’den bu yana 10 kat arttı, endüstriyel tesislerden yılda 300-400 milyon ton ağır metal, çözücü, zehirli atık ve diğer atıklar dünya sularına akıtılıyor ve bu nedenle okyanuslarda 400 den fazla ‘ölü bölge’ oluştu.

#Timsah #gözyaşlarıyla #yok #edilen #biyoçeşitlilik

Adana’da gençler gözaltıları yürüyüşle protesto etti

Adana’da gençler yaptıklarıyla yürüyüşle Mersin merkezli soruşturma kapsamında gerçekleştirilen gözaltıları protesto etti

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nden (Yeşil Sol Parti) Adana Gençlik Meclisi, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “sanal medya paylaşımları”gerekçesiyle yapılan gözaltıları yürüyüşle protesto etti.

Seyhan ilçesine bağlı Gülbahçe Mahallesi’nde bir araya gelen gençler ara sokaklarda yürüyüş yaparak sık sık “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.

Mersin merkezli soruşturma kapsamında gerçekleştirilen gözaltılara tepki gösteren gençler, “Devleti kendi çıkarları doğrultusunda kullanan faşist blok, gözaltılarla Kürtleri yıldıracaklarını sanıyorlar. Ama bunlar nafile çabalardır” dedi.

ADANA

 

#Adanada #gençler #gözaltıları #yürüyüşle #protesto #etti

Sanatçılardan ‘Sandığa Sarıl’ kampanyası

Aralarında ünlü isimlerin olduğu çok sayıda sanatçı paylaştıkları videolarla, ‘Demokrasi, özgürlük, adalet için sandığa sarıl’ çağrısı yaptı

28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur milletvekilleri seçimi için aralarında Haluk Bilginer, Mehmet Günsür, Vahide Perçin, Ece Uslu, Sinan Tuzcu gibi isimlerin yer aldığı sanatçılar çektikleri videolarla “Sandığa sarıl” çağrısında bulundu.

Geleceğimiz için…

Sanatçılar “Sandığa Sarıl” kampanyası kapsamında sandık güvenliğine dikkat çekerek yurttaşları sandıkları korumaya davet etti. Yapılan paylaşımlarda, “Hak, hukuk adalet için 28 Mayıs’ta oyumu verip sandığıma sarılıyorum. Sizin için önemli olan neyse oyunuzu verip sandığınıza sarılın. Demokrasi, adalet, özgürlük ve geleceğimiz için 28 Mayıs’ta sandığa sarıl” çağrısı yaptı.

HABER MERKEZİ

#Sanatçılardan #Sandığa #Sarıl #kampanyası

2 yıl boyunca çocuğa tecavüz eden failler yine tutuklanmadı

Berwarî’de bir kız çocuğuna 2 yıl boyunca sistematik olarak tecavüz eden faillerin duruşması ertelenirken, failler tutuksuz yargılanmaya devam etti

Sêrt’in (Siirt) Berwarî (Pervari) ilçesine bağlı Ozim (Gümüşören) köyünde 2 yıl boyunca B.Ş. isimli çocuğa sistematik olarak tecavüz eden 65 yaşındaki Hüseyin Tapar ve 35 yaşındaki Abdulhamit Şermet hakkında açılan davanın ilk duruşması Siirt 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Fail Hüseyin Tapar’ın kimlik tespitiyle başlayan duruşmada fail ilişkin belirtilenleri reddederek “Ben Mersin’de belediyede çalışıyordum, emekli olduktan sonra köyüme geldim ve ev yapıyordum. Abdulhamit Şermet benim inşaatımda çalışıyor. B.Ş. de bana yemek getiriyordu. Abdulhamit ve Serhat Şermet’in B. ile samimi olduğunu gördüğümde uyardım. Bundan sonra Abdulhamit artık bana selam vermedi, söylediklerimden dolayı bana tepki gösterdi” diyerek kendisine iftira atıldığını iddia etti.

Fail, Mersin’de iken Abdulhamit Şermet tarafından kendisine ses kaydı gönderildiğini ve bunları mahkeme heyetine verdi.

İfadede adı geçmesin istedi

Daha sonra konuşan B.’nin babası Abdulcelil Ş. ise, kızının 2 yıl tecavüze maruz kaldığını belirterek, “Birgün Abdulhamit evimize geldi ve Hüseyin kızınızı taciz ediyor dedi. Daha sonra ben Hüseyin ve Abdulhamit’i eve getirdim olayı anlattım. Ama ikisi de kabul etmedi. Hüseyin, Abdulhamit’te 10 bin lira vermiş, ifadesinde adını geçirmesin diye. Hem Hüseyin hem de Abdulhamit uzun süre kızımı tecavüze maruz bırakmış. Fotoğrları ile tehdit etmişler. Kızım sürekli ağlıyordu ve geceleri bağırıyordu” dedi.

Taciz yıllardır sürüyor

Daha sonra konuşan B.’nin annesi Rahime Ş. de ortada bir miras davası olmadığını belirterek, faillerin kendilerini kurtarmak istediklerini söyledi.
Ailenin avukatı Hacı Arsu da B.’nin ifadesinin yeniden alınmasını isteyerek, “B. Yıllardır sistematik bir şekilde tacize uğramış. Travmadan dolayı ifadesini açık bir şekilde veremiyor. B.’nin pedagog eşliğinde tekrar dinlenmesi ve ifadesinin alınması gerekiyor” dedi.

Duruşma ertelendi

Ailenin avukatlarından Seher Özalp de failin çelişkili ifadelerle kurtulmak istediğini dile getirdi. Sêrt Barosu’nun davaya müdahil olma talebi mahkeme tarafından reddedildi. Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme fail Tapar’ın tutuklanmasını reddederek, Abdulhamit Şermet’in duruşmada hazır bulundurulması, yeni tanıkların ve ses kaydının dinlenmesi için duruşmayı 5 Ekim’e erteledi.

SÊRT

#yıl #boyunca #çocuğa #tecavüz #eden #failler #yine #tutuklanmadı

Mor Dayanışma: Sandıklarda geleceğimize birlikte sahip çıkalım

Mor Dayanışma üyesi kadınlar 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur Cumhurbaşkanlığı seçimi için çağrıda bulunarak, ‘Sandığa git, Erdoğan’ı gönder. Sandıklarda müşahit olalım, oylarımıza, hayatımıza, geleceğimize birlikte sahip çıkalım’ dedi

Mor Dayanışma İzmir, 28 Mayıs’ta yapılacak 2’nci tur Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin Karşıyaka’da basın açıklaması gerçekleştirdi. İZBAN durağı önünde bir araya gelen kadınlar, kadın düşmanı siyasete karşı Karşıyaka Çarşı’da yürüyüş düzenledi.

Yürüyüşün ardından grup adına açıklamayı yapan Mor Dayanışma üyeleri Didar Gül ve Rozana Urkun, herkesin 14 Mayıs’ta gerçekleşen seçimin demokratik ve şeffaf bir seçim olmadığının farkında olduğu vurguladı.

AKP-MHP iktidarına kaybettireceğiz

Tüm hilelere rağmen AKP-MHP ittifakının oylarının düştüğü belirtildi. 21 yıllık iktidarın yenilgiyi kabul etmemek için türlü hileye başvuracağının belirtildiği açıklamada, “İnatla, isyanla, mücadele ile defalarca kazandık, tüm yasaklara rağmen sokaklarda olduk, yaşamlarımızı savunduk, kadın düşmanlarının karşısına dikildik, hesap sorduk, itaat etmedik. Şimdi irademizi büyütme, öfkemizi değişime yönlendirme vakti! Yaşam hakkımıza göz diken, LGBTİ+’lara nefret saçan, gençliği geleceksizleştiren, milyonlarca emekçiyi açlığa iten, bizleri enkaz altında bırakan Yeniden Refah Partisi, Hizbullahçı HÜDA-PAR gibi partileri meclise taşıyarak kadın düşmanlığını pekiştiren AKP-MHP iktidarına kaybettireceğiz” denildi.

Sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz

Kadınların, yaşamlarını birkaç erkeğin alacağı kadın düşmanı kararlara bırakmayacağı kaydedilen açıklamada yapılan çağrıda, “Sandığa git, Erdoğan’ı gönder. Sandıklarda müşahit olalım, oylarımıza, hayatımıza, geleceğimize birlikte sahip çıkalım. Biz kadınlar buradayız! Umudumuz örgütlü sosyalist feminist mücadelemizde. Her zaman olduğumuz gibi, bundan sonra da haklarımız için mücadele etmeye, birbirimize sahip çıkmaya ve sokaklarda sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz” diye belirtildi.

İZMİR

#Mor #Dayanışma #Sandıklarda #geleceğimize #birlikte #sahip #çıkalım