Ana Sayfa Blog Sayfa 495

Bağcılar’da bir depoya kayıtlı ‘sahte seçmen’ çıktı

Bağcılar’da bulunan bir aile apartmanının deposuna kayıtlı ‘sahte seçmen’ kaydı çıktı. Kaydın iptali için müracaat eden yurttaşlar muhalefeti uyardı

Türkiye’de 14 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlere sayılı günler kala “sahte seçmen” kayıtları ortaya çıkmaya başladı.

MA’dan Esra Solin Dal’ın haberine göre İstanbul’un Bağcılar ilçesine bağlı Fevzi Çakmak Mahallesi’ndeki 2004 sokakta bulunan bir aile apartmanın bodrum katındaki depoda, sahte seçmen kayıtlarına rastlandı. Deponun sahibi olan ve aynı apartmanda yaşayan M.C. isimli yurttaş, muhalefet partilerini sahte seçmen kayıtları konusunda uyardı.

Muhtarın haberi yok

Binanın 1998 yılında yapıldığını ve aile apartmanı olduğunu aktaran M.C., bugüne kadar binaya kiracı dahi alınmadığını belirtti. Binanın bodrum kısmını da depo olarak kullandıklarını aktaran M.C., yaşananları şöyle anlattı: “Bundan 5-6 gün önce Fevzi Çakmak Mahalle Muhtarı tarafından evimize çemen kağıdı bırakılmış. Ben bizim seçmen kağıtlarını alırken, fazladan iki tane çemen kağıdı olduğunu gördüm. Önce yanlış bırakıldığını düşündüm, fakat adrese bakınca bizim evin bodrum katına kayıtlı olduğunu gördüm. Ayrıca mesken olarak görülüyordu, daire olarak değil. Bunun üzerine mahalle muhtarına gittim ve durumu aktardım. Muhtara, haberi olup olmadığını sordum. Muhtar ‘Benim haberim yok. Ben sadece dağıtmakla mükellefim’ dedi.”

2018’de kayıt yapılmış

Depoya bırakılan seçmen kağıtlarını alarak Bağcılar İlçe Nüfus Müdürlüğü’ne başvurduğunu aktaran M.C., “Müdüre kayıtlı kişilerin ne zaman kayıt edildiğini, kimler tarafından kaydedildiğini, isimlerini öğrenmek istediğimi sordum. Nüfus Müdürü ‘İsim falan veremem yasak’ dedi. Ondan sonra teyit amaçlı ‘bu insanlar sağ mı, ölü mü bilmiyoruz, bana bir irtibat numarası verin, arayayım’ dedim. ‘Numara veremem, tapuyla gelmeniz lazım’ dedi. Ertesi gün tapuyu alarak gittim, bu seferde ‘bilgi almak istiyorsan arşive git’ denildi. Arşive gittim ve bu kişilerin kimler olduğunu ve ne zaman kayıt yaptırdıklarını öğrenmek istediğimi sordum. Arşivdekiler de ‘kimin bunları kayıt yaptığını söyleyemeyiz, 2018 yılında kayıt yaptırdıkları görünüyor’ dediler” şeklinde aktardı.

Muhalefete çağrı

Depoya kayıtlı olan kişiler hakkında hiçbir şekilde bilgi verilmemesinin kendisini kaygılandırdığını sözlerine ekleyen M.C., “Bu düpedüz oy çalmaktır. Çünkü bu kişilerin akıbetini bilmiyoruz. Hiçbir şekilde bilgi verilmedi. Bunlar depremde kaybettiklerimiz insanlar da olabilir, pandemi de kaybettiklerimiz de olabilir. Muhalefet partilerinden talebim ise bu konunun üzerine düşmeleri ve varsa başka dairelerdeki sahte seçmenleri de tespit ederek sandık güvenliğini sağlamalarıdır. Şehirde bunlar yapılmaya başlandı ise köyleri ve kırsal yerleri düşünemiyorum. Bu seçimde herkes sandığa sahip çıkmalı” ifadelerini kullandı.

İSTANBUL

#Bağcılarda #bir #depoya #kayıtlı #sahte #seçmen #çıktı

CHP afişlerinin olduğu kıraathaneye saldırı

Buca ilçesinde CHP’nin seçim afişlerinin asıldığı bir kıraathaneye saldırıldı, CHP’li Sevda Erdan Kılıç, ‘Savcı Sayan ve beraberindeki 30 kişi yaptı’ dedi

İzmir’in Buca ilçesinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) seçim afişlerinin asıldığı bir kıraathaneye saldırıldı.

CHP Buca İlçe Örgütü tarafından Çamlıkule Mahallesi’ndeki bir kıraathaneye asıldığı bildirilen afişlere gerçekleştirilen saldırıyla ilgili görüntüleri sanal medya hesabından paylaşan CHP’li eski vekil Barış Yarkadaş, “Provokatörler bu kez İzmir Buca’da ortaya çıktı. Bir grup alçak, CHP’nin seçim afişlerinin olduğu bir kahvehaneye saldırdı” ifadelerini kullandı.

CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç gelişmelere dair bilgileri TELE 1’de katıldığı bir programda paylaştı. Kılıç; “Buca’da bir kıraathane. Genel Başkanımız’ın afişleri asılı. Savcı Sayan ve beraberindeki 30 kişi otobüsten inmişler ve kıraathanedekilere saldırmışlar. 5 kişi gözaltında” dedi.

İZMİR

#CHP #afişlerinin #olduğu #kıraathaneye #saldırı

Yüksekdağ: Özgür basınla dayanışmayı yükseltelim

HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, tutuklu gazetecilerle dayanışma mesajı paylaştı

Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, tutuklamalara karşı özgür basınla dayanışmanın yükseltilmesi çağrısı yaptı.

Yüksekdağ’ın sanal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Mezopotamya Ajansı, Jinnews ve özgür basın emekçilerine yönelik tutuklamalar gerçeğin ve direncin ışığını karartamaz. Özgür basınla dayanışmayı yükseltelim. Bir yandan manipülasyon kazanını kaynatıp diğer yandan halkın doğru, gerçek haber alma kaynaklarına saldırıyorlar” ifadeleri yer aldı.

İSTANBUL

#Yüksekdağ #Özgür #basınla #dayanışmayı #yükseltelim

Gül bahçesini birlikte kuralım

Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar ile seçim izlenimlerini konuştuk: Hem Emek ve Özgürlük İttifakı hem Kürt Özgürlük ve Demokrasi İttifakı olarak mücadelenin ana ekseni bu iktidarın değişmesidir

Hüseyin Kalkan

Yeşiller ve Gelecek Sol Parti’nin (Yeşil Sol) Eşsözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, siyasetin içine doğan insanladan biri. Lise öğrenimi bitirdikten sonra Kürt siyasetinin içinde yer almış, ismi durmada değişen hemen hemen her Kürt partisinde yer almış. Son günlerde ise oradan oraya koşuyor. Bazen bir ilde, bazen bir ilçede, bazen de bir belde de etkinliklere katılıyor. Uçar, heyecanlı ve mutlu, bu heyecan ile sahanın coşkusunu söyleşiye taşıyor. Önümüzdeki seçimin önemini konuşarak başlıyoruz söyleşiye. Çiğdem Kılıçgün Uçar, bu konu ile ilgili olarak şunları belirtiyor: “14 Mayıs seçimlerinin Türkiye açısından kurucu bir özelliği var. Hem Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. yüzyılına giriyor olması hem mevcut iktidarın ulus devlet paradigmasındaki bütün inkarcı ve tekçi politikalarına baktığımızda herkes açısında 14 Mayıs seçimleri çok önemli bir hale geldi. Hem geçtiğimiz yüzyılın muhasebesi bağlamında çok kıymeti var, hem yakın dönem için çok kıymeti var. İnsanlar siyasete dahil olmak istiyorlar. Kendi yaptıkları üzerinde bu iktidarın gitmesini ve bunun üzerinde yeni bir Türkiye istiyorlar. Bu hem Türkiye açısından böyle hem Kurdistan açısından böyle. Dolayısıyla 14 Mayıs seçimleri bizim açımızdan toplumun en çok sahiplendiği seçim konumunda. Tabi seçime doğru giderken ciddi operasyonlarla karşı karşıyayız. Bu operasyonlar seçim sürecine bağlantılı olmakla birlikte sadece seçimlerle sınırlayamayız. Seçimden önce de hem parti çalışanlarımıza, hem sanatçılara, hem basın çalışanlarına, hem hukukçulara yönelik gözaltılar yaşandı. Biat etmeyen herkese yönelik operasyonlar sürüyor. Bu operasyonların seçim sürecinde yaşanması aynı zamanda seçim sürecine bir müdahale. Özellikle avukatların ve Özgür Basın emekçilerinin gözaltına alınması doğrudan seçim süreci ile ilgili. Seçim ve sandık güvenliği ile doğrudan ilgili. Biz zaten bir basın ambargosu ile karşı karşıyayız. Bizim haberlerimizi gören bir Özgür Basın var. İktidarın seçim güvenliği ile ilgili yapabileceği her türlü hamleyi açığa çıkarmakla kendini sorumlu gören bir basın var. Dolayısı ile Özgür Basın emekçilerine yönelik bu saldırı hem seçim öncesi olması vesilesiyle hem de Özgür Basın’ın mevcut iktidarın politikalarını ifşa eden yönü açısından baktığımızda, iktidarın bir anlamda seçime yönelik kendi güvenliğini alma operasyonları olarak görmek mümkün. Ama tabi bu operasyonlar karşısında hukukçular, Özgür Basın geleneği, sanatçılar, demokrat siyasetçiler çok hazırlıklılar. Emin olun özellikle demokratik siyaset açısından söyleyeyim, tutuklanan tüm arkadaşlarımızın yerine görev alan onlarca arkadaşımız oldu.”

Toplumsal değişim talebi

Seçim kampanyasının güçlü bir biçimde yürüdüğünü söyleyen Çiğdem Kılıçgün Uçar, Kurdistan’da ve Türkiye’de sürece güçlü bir katılım gözlemlediklerini belirtiyor: Uçar kampanya ile ilgili şu noktaların altını çiziyor: “Yeşil Sol Parti seçim arifesinde yeni bir isim olarak görüldü ama HDP’nin bileşeni olarak, seçim süreçlerini HDP ile birlikte karşıladık. Demokratik siyasete müdahale, kayyum rejimi ile iradeye baskı, hem Kürt halkının, Alevilerin, kadınların yaşamış olduğu saldırılar karşısında çok uzun bir süredir toplumun ciddi bir değişim talebi açığa çıktı. Bu değişim talebinin ana aksı bu siyaset müdahale etmek ve dahil olmaktı. O yüzden kampanya güçlü yürüyor. Hem Emek ve Özgürlük ittifakı olarak, hem Kurdistan’da Kürt Özgürlük ve Demokrasi İttifakı olarak mücadelenin ana ekseni bu iktidarın değişmesidir. Bu iktidarın yerine mücadele alanlarında özgürlük, eşitlik, demokrasi adına mücadele veren her kesimin kurucu olduğu yeni bir dönemi kurgulamaktır. O yüzden aslında çok sahiplenen bir seçime, çok sahiplenen bir kampanya ile çalışmayı yürütüyoruz. Kurdistan’daki tablo şöyle; halkı artık bir beklenti durumundan çıkıp bu seçim sürecinde ve değiştirmede bir irade olma durumuna geldiğini gözlemledik. Batıda da durum böyle. Türkiye sahasında da emek hareketinin, kadın mücadelesinin çok ciddi kazanımları var. Kürt halkının yine metropollarda çok ciddi mücadelesi var. Bu mücadele öyle gözüküyor ki 14 Mayıs seçimlerini belirleyen formül olacak.”

AKP kadınları ve gençleri hedef aldı

Uçar, kadınların ve gençlerin kampanya sürecinde büyük bir coşku ile önplana çıkmalarının nedenini şöyle değerlendiriyor: “Yirmi yıllık AKP-MHP iktidarı döneminde en çok hedef alınan kadınlar ve gençler oldu. Kadınların bütün kazanımları gasp edildi. Kadınları mümkün olduğu kadar siyasetin dışında tutmaya çalıştılar. Kadın katliamları en yüksek seviyesine çıktı bu dönemde. Bizim yürüttüğümüz çalışmalarda hem eş başkanlık sistemi ile her alanda temsiliyet toplumsal cinsiyete duyarlılık bakımından aslında biz çok önplandayız. Bu da kadınları biraz daha Yeşil Sol Parti safında bir araya getirdi. Gençler açısından çok ciddi bir farklılık var. Çünkü bugün ilk defa oy kullanacak gençler AKP iktidarı dışında bir iktidar deneyimlemediler. Ama gördükleri şey kendilerine dayatılan bir geleceksizlik. Burdan bakıldığında gençlerin de demokratlaşma ve siyasete bir müdahaleleri söz konusu. Biz gençlerle bir araya geldiğimizde ‘Size gül bahçesi vaat etmiyoruz. Ama gül bahçesini gelin birlikte kuralım’ diyoruz. Bu söylem olumlu karşılık görüyor.”

En coşkulu seçim

“Tek adam rejiminin Türkiye’de hiçbir soruna çözüm bulamadığı tam tersine çözümsüzlüğü getirdiği bilgisi çok toplumsallaştı” diyen Uçar, bu nedenle halkın değiştirmek için büyük bir coşku ile seçime hazırlandığını belirtiyor ve şunları ekliyor: “Çok coşkulu. 2015 seçimlerinin coşkusunu aşan bir tablo ile karşı karşıyayız. Şimdi 2018 yılında cumhurbaşkanlığı sistemi ile inşa edilen tek adam rejimi daha çok sosyalistlerin, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, gençlerin daha çok baskı görenlerin karşı çıktığı karşı, durduğu bir sistemdi. Ama depremle birlikte başka bir gerçekliği yaşadık. Yani tek adam rejiminin Türkiye’de hiçbir soruna çözüm bulamadığı tam tersine çözümsüzlüğü getirdiği bilgisi çok toplumsallaştı. O yüzden aslında toplumun tüm kesimleri ile iktidar bu seçimde karşı karşıya geliyor. Coşku burdan geliyor. AKP iktidarının gönderilebileceği bilgisi ve kabulu çok güçlü. Mesela biz iki gün önce Maraş’taydık. Elbistan ve Pazarcık’ta. Depremin en ağır vurduğu bölge. Hatay hakeza öyle. İlk kez gittiğimizde insanlar zılgıtlarla, halaylar dahil oldular. Bu deprem döneminde devletsizlik haline toplumun bir müdahalesi oldu. Gerçekte yeni bir yaşam inşa etmişler ve birçok konuda kendilerinin dahil olduğu gerçek ortak bir dayanışma ile yeni bir hayatın kurulabileceğini deneyimledikleri için, bu dayanışmanın adresinin Yeşil Sol Parti olabileceğine dair çok ciddi bir kabulleri var. Bu ister istemez coşkuya yansıdı. Yine Hatay’da 1 Mayıs’ta ortaya çıkan tablo çok kıymetli. Erdoğan deprem bölgesine gittiğinde helallik talebinde bulundu. Helallik vermediler. Hatta şunu söylediler: ‘Ne hakkımız ne oyumuz size helal değil.”

‘Gelin ve bir daha gitmeyin’

“Gelin ve bir daha gitmeyin”… Bir çocuk söylüyor bunları Şirnex’te. Uçar bunu aktarırken, kampanyanın duygusunu aktarmış oluyor. Sahadaki bazı gözlemlerini şöyle aktarıyor: “Doğubeyazıt’ta bir kız çocuğu yanımıza geldi. ‘Bizi atacak mısınız?’ dedi. Ben anlamadım soruyu. ‘Nereye atıyoruz’ dedim. ‘Bizi Suriye’ye atacak mısınız’ dedi. 7-8 yaşındaki kız çocuğu partiyi bilir bilmez ona bir şey diyemeyeceğim. Ama bir siyasi gündemi var geleceğine dair. Yerinden yurdunda kopup gelmiş bir ailenin çocuğu, buna dair bir şey sordu. Cevap verdik. Sonra öğrendik, AKP’liler orada Yeşil Sol Parti iktidara gelirse, Suriyelileri, Suriye’ye geri gönderecekler diye propaganda yapıyorlar. Bunu takiben çocuk bu soruyu soruyor. Sekiz yaşındaki bir çocuğun gündemine böyle giren bir iktidarla karşı karşıyayız. Şırnak’ta yine küçük bir çocuk coşkuyu görünce çok mutlu olmuş belli. Geldi yanıma ‘Bir daha gelecek misiniz’ dedi. ‘Geleceğim’ dedim. ‘Ama bu sefer gitmeyin’ dedi. Talepte bulunduğu ben değilim. Talepte bulunduğu o coşkuyu yaratan irade. Bunlar beni çok etkiledi. Çocuklar bile siyasal gündemin bir parçası ve artık mutlu, huzurlu, özgür ve eşit bir yaşama dair ses çıkarıyorlar. Bunlar çok kıymetli.”

Kadınların kurduğu yeni hayat

Uçar, kadın bir siyasetçi olarak sahada kadınlardan nasıl bir ilgi gördüğünü şu sözlerle özetliyor. Bunun sadece bir özet olduğunu vurgulamadan edemiyor: “Deprem bölgesinden başlayayım. Deprem bölgesinde kadınlar bir sınavdan başarı ile çıktılar. İktidar ne kadar kadınları yok saysa da, bu böyle. İktidar ne kadar siyaset dışına itmeye çalışsa da, kadınlar çok ciddi bir dayanışma ile yeni bir hayat kurmuşlar. Bu hayatı da Yeşil Sol Parti’den çok uzak tarif etmiyorlar. Bizim politikalarımızın kadın çalışmalarına sirayet ettiği, aynı zamanda kadın mücadelesinin de bizim politikalarımızı belirlediğini gördük. Sadece kadınlar değil, her yerde. Bu seçime damgasını vuran slogan ‘Jin, Jiyan, Azadî’. ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sloganı Kurdistan coğrafyasının bir sloganı ve birçok şeyi ifade ediyor. Sadece kadınların özgürlüğü değil, ciddi bir toplumsal özgürlüğe, ciddi bir direnişe tekabül ediyor. ‘Jin, Jiyan, Azadî’yi toplumsallaştıracağımız, tam da yaşamsallaştıracağımız bir sürecin eşiğindeyiz.”

Yüzde 1 zenginleşiyor

Çiğdem Kılıçgün Uçar, kampanya sürecinde sahada ortaya çıkan talepleri şöyle özetliyor: “İki sorunla karşı karşıyayız. Biri Kürt sorununda dayatılan çözümsüzlük, diğeri ise ekonomik kriz meselesi. Hem Türkiye’de hem Kurdistan’da gittiğimiz her yerde bizimle diyalog kuran herkes ‘Gerçekte sorun çözülebilecek mi’ diye soruyor, merak ediyor. Çocuklarımızı görebilecek miyiz? Ölümler bitecek mi? Kürt sorunu konusunda demokrasi mümkün mü? Birincisi bu, ikincisi Türkiye’nin her yeri ekonomik eşitsizlik anlamında çok aynılaştı. Yani yüzde 99’un yoksulluğundan yüzde 1’in nemalandığı ve zengileştiği bir süreci yaşıyoruz. Çok ciddi bir farkındalık var. Yine Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde etkinliğe patates soğan fiyatları damgasını vurmuştu. Gençler bizi ‘Patates, soğan güle güle Erdoğan’ sloganı ile karşıladı. Dolayısı ile her iki sorunun çözümü konusunda ciddi bir beklenti var. Bu sorunların çözümünde de Yeşil Sol Parti’nin gerçekten de bir çözüm üretebileceği konusunda bir inanç oluşmuş durumda. Halk bu yükümlülüğü bize vermiş durumdalar. Biz de gerek beyannamemizde gerek sahada bunun sözünü verdik. Birlikte değiştireceğiz. Hedefimiz Meclis’e güçlü girmek ve durumu değiştirmek.”

Meclis bir adres ama tek adres değil

Seçimlerden sonra oluşacak Meclis’in Kürt sorununun çözümünde bir adres olacağını belirten Çiğdem Kılıçgün Uçar, Kürt sorunu ile ilgili parametreleri şöyle açıklıyor: “Türkiye 2013-15 yılları arasında çok ciddi bir şey keşfetti aslında. Çözülemez denilen Kürt sorununun çözümü en çok toplum tarafından sahiplenilmişti. Mesela katıldığımız Newroz kutlamalarında toplumda çok güçlü bir çözüm iradesi gördük. Bunu sadece Kurdistan için söylemiyorum, Türkiye de öyle. Niye? Ekonomik bakımdan en refah içinde yaşadığımız döneme tekabül ediyor. Cenazelerin gelmediği ve ayrıştırıcı siyasetin hiçbir yerde karşılık bulmadığı bir deneyimdi. Bugün iktidar kendisini Kürt sorununun çözümsüzlüğü üzerinden var ediyor ama insanlar şunu soruyor: ‘Dün öyle değildi. Bir araya geldiniz konuştunuz. Sorunu çözebileceğinizi iddia ettiniz. Bugün değişen ne?’ Bu çözümden vazgeçen iktidar aklının kendisi. Ve çözümün gerçekleşmeyeceği konusunda toplumda bir algı yaratmaya çalışıyor. Bizim açımızdan Meclis kıymetli yerlerden birisi. Elbette Kürt sorunu çözülebilir. Meclis’te sadece milletvekilleri olmayacak aslında, geldikleri yerlerin talepleri, istekleri olacağı için, biz bu Meclis’i biraz kurucu Meclis olarak tarif ettiğimiz için önceliklerinden birisinin Kürt sorununu çözmek olduğunu düşünüyoruz. Meclis bir adres ama tek adres değil. Esas muhatapların bu sürecin içinde olması kaçınılmaz bir başlık. Ve toplumun kendisinin de bu sürecin içinde olması lazım. Açık söyleyeyim. 2013-15 aralığında Kayserili vatandaşlar, Yozgatlı vatandaşlar bu sorun artık çözülmelidir diyebilmiş olsaydı belki de Meclis’te çıkacak ses daha güçlü bir sese dönüşecekti. Bu yüzden biz Türkiye’de yaşayan bütün halkların da bu sorunun çözümü konusunda muhatap olduğunu düşünüyoruz. Dolayısı ile Kürt sorununda gerçek muhataplar hem toplumun kendisi bir ayağı da Meclis olmak üzere üçünün demokratik dinamikleri esas alan bir ortaklaşmasıyla çok mümkün olduğunu biliyoruz. Çünkü deneyimlediğimiz bir süreç var.”

Kürt sorununda sahiplenme

Kürt siyaseti, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini deklare etti. Bu açıklamadan sonra Kılıçdaroğlu’nun Kürt şehirlerinde yaptığı mitingler hem daha coşkulu hem daha kitlesel olmaya başladı. Uçar, bu gelişme ile ilgili şunları söylüyor: “Seçime giderken bazı iddialarda ortağız. En büyük ortaklığımız da tek adam rejiminin değişmesi üzerine. Bu iddia üzerinde CHP ve Millet İttifakı’nın tutumu ne kadar gerçekçi olursa sahiplenme de o kadar hayat buluyor. Çünkü şöyle, 2015 seçimlerinde açığa çıkan bir tablo vardı ve gerçekten başka bir Türkiye tarif etmişti, gerçekleşebilseydi. Yarım kaldı. Bu süreçte CHP, Türkiye’de HDP ile birlikte oluşan demokratik dinamikleri sahiplenmedi, tam tersine zayıflayan bir HDP’nin CHP’yi güçlendireceğini düşündüler. Olmadı. Tam tersine belki HDP daha güçlenmiş olsaydı bugün yaşadığımız tek adam rejimini görmeyecektik. Bugünkü tutumlarını -özellikle CHP için söylüyorum- kaybettiğimiz demokratikleşme döneminin dair bir özeleştirisi olduğunu düşünüyorum. Ama tek adam rejimine kaybettirme iddiası ister istemez ortaklaştırıyor. Hem Kurdistan’da hem Türkiye’de oy verme eylemi ile tek adam rejimine bir mesaj veriyorlar. Değişeceksin. İkincisi Kürt sorununun çözümü konusunda da aslında bir beklenti ifadesidir. Bu karşılanmanın güçlü olması. Halk ‘Kürt sorunu konusunda sorumluluk alacaksanız, biz de sizin yanınızdayız.’ Bunun göstergesi olduğunu düşünüyorum. Bu tablonun bir bütün olarak Türkiye’ye yansıyor olması da ilk turda tahmin ediyoruz ki onlara kaybettirecek. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın desteklediği aday kazanırsa yeni bir sürecin kapısı açılacak.”

#Gül #bahçesini #birlikte #kuralım

Mersin Seçim Güvenliği Platformu’ndan provokasyonlara tepki

Mersin Seçim Güvenliği Platformu, seçim provokasyonlarına tepki göstererek, yetkilileri ‘kullandıkları kışkırtıcı dili terk etmeye’ çağırdı

22 sendika ve sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu Mersin Seçim Güvenliği Platformu, yaklaşan 14 Mayıs seçimleriyle beraber, siyasi partilere yönelik giderek artan seçim provokasyonlarına tepki göstermek amacıyla basın toplantısı düzenledi.

Platform adına açıklamayı yapan Eğitim-Sen Şube Başkanı Mahmut Sümbül, seçim çalışmaları sürecinde yurt içi ve yurt dışında giderek artan saldırıların toplumdaki kaygıları arttırdığına işaret etti.

Sümbül, meydana gelen saldırıları hatırlatarak, “Yakın zamanda Mersin’de ‘Kılıçdaroğlu Gönüllüleri’ adlı bir grubun seçim çalışması sırasında saldırıya uğraması, Tarsus’ta Yeşil Sol Parti seçim aracına yönelik bıçaklı-sopalı saldırı girişimi ve Çay Mahallesinde Hüda-Par seçim çalışması sırasında yaratılmak istenen tehlikeli ve provoke edici silahlı saldırı ve sonrasına yapılan asılsız haberler bu kaygılarımızı daha da arttırmaktadır” diye belirtti.

Ayrıca İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Erzirom mitinginde uğradığı taşlı saldırıya da değinen Sümbül, saldırının hemen ardından iktidarın saldırıya ilişkin açıklamalarını kınadıklarını belirtti. Sümbül, yetkilileri kullandıkları ayrıştırıcı, kışkırtıcı dili terk etmeye ve saldırılara son verilmesi için gerekli önlemleri almaya davet etti.

MERSİN

#Mersin #Seçim #Güvenliği #Platformundan #provokasyonlara #tepki

58 depremzede çocuk bakanlık kuruluşlarında

Depremde enkaz altından çıkarılan fefakatsiz çocuklardan 2’sinin kimliğinin bilinmediğini açıklayan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 58 çocuğun bakanlık kuruluşlarında olduğunu açıkladı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 6 Şubat’ta meydana gelen Mereş merkezli depremlerde enkaz altından çıkarılan refakatsiz çocuklarla ilgili açıklama yaptı.

Bakanlığın sanal medya hesabından yapılan açıklamada, enkaz altından çıkarılmış refakatçisi olmayan bin 914 çocuğun kayıt altına alındığı belirtildi. Başvurucuların kimlik kontrolü ve doğrulaması sonrasında bin 823 çocuğun ailesine teslim edildiği ifade edilen açıklamada, 22 çocuğun hastanelerde tedavilerinin devam ettiği aktarıldı.

Tedavisi tamamlanan 58 çocuğun bakanlık tarafından kuruluş bakımına alındığı belirtilen açıklamada, “Çocuk bakım kuruluşlarında olup kimliği henüz bilinmeyen 2 çocuğumuz bulunmaktadır. Kayıtlarımızda olan 11 çocuğumuz hastanede tedavisi devam ederken vefat etmiştir. Ayrıca Aile Bilgi Sistemi Afet Yönetim Çocuk Modülüne yapılan ihbarlar üzerinde yapılan çalışmalar neticesinde 546 çocuğumuzun vefat ettiği tespit edilmiştir” denildi.

ANKARA

#depremzede #çocuk #bakanlık #kuruluşlarında

Yeşil Sol Hatay’da: Sorulacak hesabımız var

Dörtyol’da halk buluşmasında konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, ‘Yeni dönemi inşaaya geliyoruz’ derken SYKP Eş Genel Başkanı Canan Yüce ise ‘Sorulacak hesabımız var’ vurgusu yaptı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Canan Yüce, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Riha (Urfa) Milletvekili Ayşe Sürücü’nün katılımıyla Hatay’ın Dörtyol ilçesi Mezbaxane Mahallesi’nde halk buluşması gerçekleştirdi.

Buluşmanın olduğu yerde “Sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır”, “Yüreten sensin kudretine şükürler olsun”, “Tüm renkleriyle direnen annelere bin selam” pankartı ve “Özgür basın susturulamaz” dövizi açıldı.

Buluşmada konuşan milletvekili adayı Kerem Nalbant, “Bizi zindanlara tıklamakla susturacaklarını sandılar. Dönün bizim tarihimize bir bakın, ne kadar Cumhurbaşkanı, Genel Kurmay Başkanı eskittiğimize bakın, sizi de eskiteceğiz tarihin çöp sepetine gömeceğiz. Mutlaka kazanacağız” dedi.

SYKP Eş Genel Başkanı Canan Yüce ise şöyle konuştu: “Hatay’da bir deprem felaketi yaşadık. Komşularımızı, akrabalarımızı, yakınlarımızı enkaz altında kaybettik. Bu iktidar bizleri bu enkazın altında yalnız bıraktı o yüzden sorulacak çok büyük hesabımız var” diye konuştu.

EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ise, çiftçilerin yaşadıklarına değindi. Amanoslar’da kurulan taş ocakları, Burnaz Sahili’ndeki termik santrali hatırlatan Başkavak, iktidarın halka verecek vaadinin olmadığını söyledi.

‘Depremin hesabı 14 Mayıs’ta sorulacak’

“Jin jiyan azadi” sloganlarıyla sokaklarda olduklarını ve bu iktidarı sandıklara gömeceklerini söyleyen HDP Riha Milletvekili Ayşe Sürücü de, “Hatay halkı bu yapılanları unutmayacak. Depremin hesabını 14 Mayıs’ta soracak” ifadelerinde bulundu. Oğlunun kemiklerinin kargoyla temsil edildiği ve geçtiğimiz günlerde Amed’te yapılan operasyonlarda tutuklanan Halise Aksoy’u hatırlatan Sürücü, yaşananların hesabının sandıkta sorulacağına işaret etti.

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride de değinen Sürücü, “5 Nisan 2015’ten bu yana Sayın Öcalan üzerindeki tecrit artmış durumda. 2 yıldır Sayın Öcalan’dan haber alınamıyor. Tecrit politikalarından vazgeçin, İmralı’nın kapısını, barışın kapısını açın” dedi. Sürücü konuşurken binler hep bir ağızdan “Selam selam İmralı’ya bin selam” sloganları attı.

Son olarak konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, halkı 3 dilde selamladı.

Uçar’ın konuşmasından bazı başlıklar şöyle:

“İktidarın deprem vesilesiyle yaşatmak istediği acıyı azaltan, bu iktidarın yokluğunda yeni yaşamı inşa eden halkı selamlıyoruz. Bu görüntü iktidara dert olsun. 6 Şubat’ta tüm Türkiye büyük acıya ortak oldu, sadece iktidar olmadı. Depremde elinde avucunda bir şey olmadığı halde deprem bölgesine akın eden halkımız. Diğer tarafta deprem sonrası masa başında hesap yapan iktidar. Çadır satmanın hesabını yaptılar. Kızılay rant peşinde koşup çadır sattı. Yetmedi halkın kendi imkanlarıyla gönderdiği yardımlara el koydular. Yetmedi HDP’nin yardım yerlerine kayyım atadılar. Bizler o kadar çokuz ki ortak yaşamın nasıl olduğunu anlatmış olduk. Kızılay’a yeni atama olmuş dostlar. İttifak yaptıkları kadın dostları, eksi Hizbullahçı iki kişiyi Kızılay’a müdür yapmışlar. O Kızılay başkanını kazandığımız ilk gün görevden alacağız. Depremi yaşayanlar orada olacak.

Bir AKP Türkiye’si yaratmak istiyorlar, Recep Tayyip Erdoğan da başında olmak istiyor ama tabi ki izin vermeyeceğiz. Ülkeyi savaş ülkesi haline getirdiler. Silah tüccarlarına söz verdikleri için iktidarda kalmak istiyorlar, 5’li çetelere, kadın düşmanı tarikatlara verdikleri sözleri tutmak için, doğamızı katleden yabancı şirketlere söz verdikleri için iktidarda kalmak istiyorlar. Bizim de sözümüz var. Direnen arkadaşlara, sürgüne giden arkadaşlarımıza, annelere, kadınlara, emekçilere var sözümüz. Bütün direnen halkımızla birlikte yeni dönemi inşa etmeye geliyoruz.

‘Onurlu barışı birlikte sağlayacağız’

AKP-MHP iktidarının 2014 yılında aldığı Çöktürme Planı’nı herkes bilir. Demokrasi mücadelesi verilen kesimlere bu yüzden saldırılar yaptılar. Kayyım atadılar bir daha belediye alamaz dediler, bir daha aldık. Binlerce demokratik siyaset gönüllüsü genç ve kadın bizlerle. Bizler karşısında çöken tek adam rejimin kendisi, AKP-MHP iktidarının kendisi oldu. Kaybedeceklerini anladıklarından MHP lideri Balıkesir’de şöyle bir cümle kuruyor: ’14 Mayıs seçimlerinde bunlar alsalar alsalar müebbet hapis cezası alırlar yada vücutlarına mermi alırlar’ diyor. 2015 yılından beri AKP-MHP iktidarı bu iktidar giderse devlet elden gidiyor diyorlar. Devlet elden gitmiyor. Giden bir devlet var o da Devlet Bahçeli’nin kendisi.

Barışa verdiğimiz sözü birlikte inşa edeceğiz, tecrit siyasetine son vereceğiz. Onurlu barışı birlikte sağlayacağız. Sloganımız ‘Reyna ma’ yani birlikte değiştireceğiz. Gençlerle, kadınlarla birlikte değiştireceğiz. Onlar gidecek biz kazanacağız. Hepimizin yolu açık olsun.”

Konuşmaların ardından buluşma alkışlarla son buldu.

HATAY

#Yeşil #Sol #Hatayda #Sorulacak #hesabımız #var

Gözlemcileri engellenen OECD’den Ankara’ya tepki

OECD, seçimleri izlemek için görevlendirilen gözlemcilerden ikisinin Ankara tarafından engellenmesine tepki gösteren gösterdi

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) Parlamenter Meclisi, 14 Mayıs seçimlerini izlemek için görevlendirdiği gözlemcilerin Türkiye tarafından reddedilmesine tepki gösterdi.

“Uluslararası gözlem misyonunun çalışmalarını olumsuz etkileyebilecek bu önlem bizi hayal kırıklığına uğrattı” denilen açıklamada, Türkiye’nin parlamenterlerin “siyasi görevleri kapsamındaki açıklamalarına” dayanarak gözlemci bileşimi üzerinde etkide bulunamayacağı ifade edildi.

OECD, 14 Mayıs seçimlerini izlemek için 400’e yakın temsilci gönderirken, buna ek olarak Parlamenter Meclisi 100’ü aşkın yetkiliyi gönderiyor.

Danimarkalı Kızıl-Yeşil İttifakı Milletvekili Soren Sondergaard ile İsveçli Sosyal Demokrat Parlamenter Kadir Kasırga’nın Ankara’ya seyahat etmelerine izin verilmedi.

Danimarkalı vekil, geçen hafta yaptığı açıklamada geçmişte Demokratik Suriye Güçleri’ni (DSG) ziyaret ettiği gerekçesiyle Ankara tarafından engellendiğini belirtmişti.

Sondergaard, “İslam Devleti ile savaşan Demokratik Suriye Güçleri’ni ziyaret ettiğimi tamamıyla doğrudur” dedi ve bundan “gurur duyduğunu” sözlerine eklemişti.

OECD’nin Ankara nezdinde resmi bir şikayette bulunduğunu belirten Danimarkalı vekil, “Bir ülke gözlemci görevi gören parlamenterleri seçemez. Bu Türk seçimlerine bir gölge düşürür, zaten şimdiden seçimleri kontrol altında tutmak istediklerini gösteriyor” demişti.

Ankara, 2018 seçimlerinden önce de biri Alman, biri İsveçli iki parlamenterin ülkeye girişini engellemişti.

İSTANBUL

#Gözlemcileri #engellenen #OECDden #Ankaraya #tepki

Katledilen Cihan Aymaz Kürtçe şarkılarla anıldı

İstanbul’da ‘ırkçı saldırı sonucu katledilen müzisyen Cihan Aymaz anısına Alsancak’ta Kürtçe şarkılar söyleyen TEHİS üyeleri, ‘Kapitalist sistemin kölesi olan çeteleşmiş zihniyetten hesap soracağız’ dedi

İstanbul Kadıköy Rıhtım’da Kürtçe şarkı söyleyen sokak müzisyeni 30 yaşındaki Cihan Aymaz, 2 Mayıs akşamı “Ölürüm Türkiyem” şarkısını söylemesini isteyen ırkçı saldırgan Mehmet Caymaz’ın saldırısında katledildi.

Turizm, Eğlence ve Hizmet İşçileri Sendikası (TEHİS), Cihan Aymaz için İzmir Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Em te ji bir nakin, hayatımız” , “Emeğimiz sanatımız, değersiz değil. Irkçı saldırılara karşı susmuyoruz” pankartı açıldı.

Eylemde katledilen müzisyenlerin isimlerinin okunmasının ardından “Burada” diye haykırıldı.

Basın metnini okuyan TEHİS İzmir Temsilcisi Okan Kılınç, Aymaz’ın sanatını icra ederken ırkçı faşist bir saldırı sonucu katledildiğini belirterek, “Aynı şekilde öldürülen Onur Şener’in katillerinin henüz ceza almamasının bu cinayetlerin önünü açtığını biliyoruz. Sahne emekçilerine karşı nefret ve şiddet kültürünün öldürdüğü Regaip Vatansever, Sarp Öztürk, Onur Şener, Zehra Bayır ve daha nice müzisyenlerin acılarını hala yüreklerimizde hissederken Cihan Aymaz’ı da aynı şekilde kaybetmemiz bizlerin öfkesini büyütüyor” dedi.

‘Hesap soracağız’

Müzisyenlerin sürekli şiddetin hedefinde olduğunu vurgulayan Kılınç, “Sahne aldıkları mekanlar da patronlar tarafından dövülen, emeklerinin karşılığını alamayan, enstrümanları kırılıp gasp edilen, sigortasız çalıştırılan müzik emekçileri çeteleşmiş zihniyetin her zaman hedefi haline geliyor. Ölümlerin, tehditlerin ve tacizlerin mağduru olan müzik emekçileri katillerini tanıyor biliyor. Kapitalist sistemin kölesi olan çeteleşmiş zihniyetten hesap soracağız” ifadelerini kullandı.

Açıklama Aymaz anısına Kürtçe şarkılar söylenmesiyle son buldu.

İSTANBUL

#Katledilen #Cihan #Aymaz #Kürtçe #şarkılarla #anıldı

246 isimden ortak metin: Onurlu bir yaşam için oyum Yeşil Sol Parti’ye

Aralarında akademisyen, hukukçu, sanatçı, gazeteci, yazar ve insan hakları savunucularının da bulunduğu 246 kişi, ‘Onurlu Bir Yaşam ve Özgür Gelecek İçin Oyum Yeşil Sol Parti’ye’ açıklaması yaptı

Aralarında akademisyen, hukukçu, sanatçı, gazeteci, yazar ve insan hakları savunucularının da bulunduğu 246 kişi, 14 mayıs seçimlerinde Yeşiller Sol Gelecek Partisi’ne (Yeşil Sol Parti) oy vereceğini açıkladı.

Kültür Park’ta bulunan İzmir Sanat’ta düzenlenen basın toplantısında, “Onurlu Bir Yaşam ve Özgür Gelecek İçin Oyum Yeşil Sol Parti’ye!” başlıklı metin kamuoyuyla paylaşıldı.

Toplantıya HDP’li yöneticilerin yanı sıra Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, İzmir 1 ve 2’inci Bölge Milletvekili adayları ve çok sayıda yurttaş katıldı.

‘Faşizan rejimi püskürtmek istiyoruz’

Toplantıda konuşan Akademisyen Nilgün Toker, faşizm koşullarında seçim ortamına gidildiğini belirterek, “Epeydir söylüyoruz. Bu ülke bir olağanüstü hal ilanından beri olağanüstü halin olağanlaştırıldığı bir süreç yaşanıyor. Ben faşizan diktatörlük diyorum. Biz faşizan baskı altında bir seçime gidiyoruz. Bu şu demek; demokratik, çoğulcu bir yarışın mümkün olduğu bir seçim ortamında değiliz. Biz bu seçimlerle faşizan bir rejimi püskürtmek istiyoruz. Biz faşizme teslim olmamış insanların bu teslim olmayışı faşizme galip gelerek göstermek istedikleri bir seçime giriyoruz. Bu ablukayı kaldırmanın birleşmekten başka yolu yoktur dedik. Birleştik. Yeşil Sol Parti’de ifade edilen barış adalet, isteyenlerin, insan haklarının her türlü devletin referansı olma talebinin her türlü bedelini ödemiş olanların iradesidir. O yüzden oylarımız Yeşil Sol Parti’ye” dedi.

Akademisyen Zerrin Kurtoğlu da, “Onurlu Bir Yaşam ve Özgür Gelecek İçin Oyum Yeşil Sol Parti’ye” başlıklı imza metnini okudu.

Kamuoyu ile paylaşılan metin şu şekilde:

“*Demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü yeni bir Anayasa’nın eşit katılım ve müzakere yoluyla yurttaşlar tarafından yapılabilmesi için,

*Kuvvetler ayrılığını tam olarak sağlamak, denge ve denetleme mekanizmalarını etkili hale getirmek ve bağımsız ve tarafsız yargı için,

*Merkezi vesayete son vererek güçlü bir yerel demokrasiyi inşa etmek için,

*Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümü için,

*İşsizliğe, yoksulluğa, esnek ve güvencesiz çalışmaya, emek sömürüsüne ve iş cinayetlerine dur demek için,

*Seçmen iradesini yok sayan, bir yönetim biçimi haline gelen kayyım rejimine son vermek için,

*Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) yoluyla gerçekleştirilen hak gasplarını ve ayrımcılığı sonlandırmak, haklara sahip olma hakkı için,

*Erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümüne son vermek, toplumsal cinsiyet eşitliğini tesis etmek için,

*Toplumsal, kültürel ve siyasal alanda LGBTİ+’lara yönelik her türlü eşitsizlik ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak için,

*İnanç ve vicdan özgürlüğü, inançların çoğulluğu ve eşit yurttaşlık için,

*Mülteci düşmanlığına dayalı ırkçılıkla mücadele ederek ülkede yaşayan herkesin yaşam hakkını savunmak, eşit ve birlikte yaşamı güvence altına almak için,

*Canlılar arası hiyerarşik bir düzenin olmadığı, canlı cansız tüm varlıkların bir arada yer aldığı bir ekosistem içinde yaşayabilmek için,

*Çoğulcu bir siyasal sistemde yerel demokrasi, demokratik ve ekolojik toplum, cinsiyet eşitliği, özgürlük ve insan hakları ilkelerini esas alan Demokratik Cumhuriyet’i inşa etmek için,

* Emekçilerin, kadınların, Ermenilerin, Alevilerin, Kürtlerin, Türklerin, Êzidîlerin, Çerkeslerin, Romanların, Müslümanların, Boşnakların, Lazların, Yahudilerin, Hristiyanların, Gürcülerin, Süryanilerin; bu ülkede yaşayan tüm halkların ve inançların, LGBTİ+’ların, mültecilerin ve göçmenlerin, çocukların, gençlerin, yaşlıların, engellilerin, inananların, inanmayanların, tüm ezilen kimliklerin, akan-akmayan derelerin, anadilinde konuşamayanların; yani özgür yeni yaşamın kolektif sesi oldukları için oyum Yeşil Sol Parti milletvekili adaylarına. Kısacası onurlu bir yaşam ve özgür gelecek için oyum Yeşil Sol Parti’ye”

‘Her oy bizim için çok önemli’

Etkinlikte söz alan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Akın ise, bugün verilen imzanın başarı hikayesi için verildiğini belirterek, barışın sesinin İzmir’den yükselmesini umduğunu söyledi.

Akın devamla, “Bu seçim bizim için bir fırsat. Gerçekten Türkiye kaderinin değiştirilmesi için bir fırsat. Sadece Türkiye değil bölgede de önemli bir seçimdir. Gerçekten Türkiye’nin değil dünyanın tarihinde bu seçim önemli bir rol üstlenecek. 17 Partinin temsiliyetini sağlıyoruz. Becerebilirsek 15 Mayıs’ta daha güzel günlerin kapısını aralamaya bir irade koyacağız. Her oy bizim için çok önemli” dedi.

Akın son olarak, 12 Mayıs’ta Gündoğdu Meydanı’nda saat 17.30’da yapılacak Yeşil Sol Parti mitingine de çağrıda bulundu.

İZMİR

#isimden #ortak #metin #Onurlu #bir #yaşam #için #oyum #Yeşil #Sol #Partiye