Ana Sayfa Blog Sayfa 494

Yeşil Sol Parti’den Îdir’de coşkulu miting

Yeşil Sol Parti, Îdir’de binlerin katılımıyla miting düzenliyor. 

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Îdir belediye meydanında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve binlerce kişinin katılımıyla miting düzenliyor.

Alanın Yeşil Sol Parti bayraklarıyla süslendiği mitingde, konuşmalar yapılıyor.

Ayrıntılar geliyor…

#Yeşil #Sol #Partiden #Îdirde #coşkulu #miting

Eğitim Bir Sen üyesi öğretmenler AKP’ye oy istiyor!

Sandık kurullarına başkan olarak atandıkları belirtilen okul müdürleri ve Eğitim Bir Sen üyeleri, yasalara rağmen AKP adına seçim çalışması yürüterek oy istiyor.

Riha’nın Xelfetî (Halfeti) ilçesinde AKP’li Belediye Başkanı Şeref Albayrak, yanına aldığı İlçe Milli Eğitim Müdürü Müslüm Yıldırım ve Eğitim Bir Sen ilçe temsilcisi Mutlu Gül ile okul müdürlerinden Mustafa Şenel, Şenol Esen ve soyadı öğrenilemeyen Ömer adlı kamu çalışanıyla mahallelerde AKP için oy topluyor.

MA’dan Ömer Akın’ın haberine göre aynı zamanda bu ismi geçen kamu çalışanları, İlçe Seçim Kurulu tarafından ilçede kurulacak olan sandık kurullarına başkan olarak atandı.

Memurların siyasi parti çalışmalarına katılması yasak

Devlet memurlarının tabi oldukları yasakları belirleyen “Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını, zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar; görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar. Hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar” şeklindeki kanun maddesi ile kamu çalışanlarının sınırlarını belirtmesine rağmen, AKP’li yöneticiler kamu çalışanlarını kendi menfaatleri doğrultusunda saha da çalıştırıyor.

Eğitim Sen’den tepki

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Riha Şubesi Eşbaşkanı Mahmut Binici, kamu çalışanı olan ve aynı zamanda bir eğitim sendikası yöneticileri kişilerin iktidar partisi güdümünde sahada siyasi çalışma yürütmesinin yasalara aykırı olduğunu söyledi. Yasalarca tanımlanan bazı haklar ve kimi yasaklar olduğuna değinen Binici, “Ülkemiz açısından tarihi bir seçime giderken hepimizin yapması gereken iş ve işlemler var. Biz eğitimciler de eğitim camiasına gölge düşürmeyecek, bir eğitimcinin duruşuna yakışır bir şekilde, bu süreci yasal çerçevede yürütmelerini arzu ediyoruz” dedi.

Kabul edilemez

İlçe Milli Eğitim Müdürü, Eğitim Bir-Sen temsilcisi ve okul müdürlerinin AKP çalışanı gibi oy topladığına dikkat çeken Binici, “Seçimler yasalarımıza göre tarafsız, memurlarında bunu kamu adına yürütmesi gerekirken, bu kişiler iktidar partisinin bütün faaliyetlerine katılıyorlar ve köy köy gezerek propagandalarını yapıyorlar. Bu kabul edilemez” diye konuştu.

Sandık kurullarında Eğitim Bir Sen etkisi

“Siz tarafsız, katılımcı, şeffaf, özgürlükçü bir seçim vaat ediyorsunuz ama öbür taraftan seçimde sandık kurulu üyesini bir sendikadan özenle seçiyorsunuz” diyen Binici, “Bu kişiler birleştirme tutanaklarını, oy kullanma biçimlerini tayin edebilecek kişilerdir. Orada yapılan iş ve işlemler yanlışsa, itirazınız varsa bile sandık kuruluna yapacaksınız. Böyle oluşan bir sandık kuruluna yapacağınız bir itirazın anlamlı bir sonuç doğuracağına inanmıyoruz. Çünkü kişiler öncesinden bütün durumlarını, davranışlarını, kendi fikirlerini net olarak ortaya koymuşlardır. AKP adına köylerde, ilçelerde, mahallelerde, şurada burada faaliyet gösteren kişilerdir. Sadece bir partiden oluşmuş sandık kurulunu teşekkül etmişsiniz. Böyle bir durumda seçim güvenliğinden bahsetmemiz mümkün değil. Bizler KESK’e bağlı sendikalar bu önümüzdeki seçimlerin güvenli bir şekilde, yani bir kişi oyunu iktidar partisine veya başka bir partiye atıyorsa, o oy sandığa girdiği gibi aynı şekilde çıkmasını arzu ediyoruz” şeklinde konuştu.

RIHA

 

#Eğitim #Bir #Sen #üyesi #öğretmenler #AKPye #istiyor

Hareketli seçmen için çağrı: Hâlâ geç kalınmış değil

Marmara’da hareketli seçmen kayıtlarının 10 Mayıs’a kadar süreceğini belirten Hareketli Seçmen Komisyonu İl Eş Sözcüsü Uçar, ‘Hâlâ geç kalınmış değil, bir an önce gelip bize başvuru yapsınlar’ çağrısı yaptı

Türkiye tarihinin en kritik seçimi olarak değerlendirilen 14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekilli seçimlerine sayılı günler kalırken, siyasi partiler seçmeni sandığa taşıma çalışmalarını hızlandırdı.

Bu kapsamda 13 Nisan’da Hareketli Seçmen Komisyonu kuran Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul İl Örgütü, “Oy kullanmayan kalmasın” kampanyası ile çalışmalarını sürdürüyor. Mayıs ayının 12’si ile 13’ünde onlarca otobüsle seçmeni kaydı bulunan kentlere taşımayı planyan parti, kaydı İstanbul’a yakın kentlerde bulunan seçmenin ise yol masraflarını karşılıyor.

Yeşil Sol Parti Hareketli Seçmen Komisyonu Eş Sözcüsü Mehmet Uçar, kampanya kapsamında yürüttükleri çalışmalarda gelinen aşamayı aktardı.

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Ergin Çağlar’a konuşan Uçar, 13 Nisan’dan bu yana İstanbul’un 39 ilçesinin yanı sıra Marmara Bölgesi’ndeki Çanakkale, Tekirdağ ve Edirne kentlerinden de kayıtlar aldıklarını aktardı.

Şimdiye kadar 5 bine yakın seçmen kaydı aldıklarını kaydeden Uçar, “Son düzlüğe girdik çalışmalarımızda. Son kayıt tarihi 10 Mayıs. Son günlerde yoğun bir talep var. Halk bu seçimde oyunu kullanmakta kararlı” diye belirtti.

Özellikle Kurdistan kentlerinden çalışmak için gelen emekçilere ulaşmayı hedeflediklerini belirten Uçar, bu noktada ciddi seçmen bulunduğunu dile getirdi. Uçar, bu konudaki çalışmalarına ilişkin “Bunun için Dev Yapı İş Sendikası’ndaki arkadaşların yoğun bir emeği oldu. Onların da yapmış oldukları tespitlerle çok sayıda işçinin kaydı alındı. Ayrıca sivil toplum örgütlerinin desteğiyle de ciddi kayıtlar aldık” ifadelerini kullandı.

Depremzelere de ulaşıldı

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerden sonra göç etmek zorunda kalan depremzedeler için öncesinden çalışmalarına başladıklarını belirten Uçar, şöyle dedi: “Depremden hemen sonra gelen depremzedelerin kayıtları zaten elimizde vardı. Birçoğuna ulaştık tabi hepsine ulaşmak için çalışmalarımız devam ediyoruz.”

Henüz kayıt yaptıramayan seçmene de çağrı yapan Uçar, “Halen bu çalışmalarımızdan haberdar olmayan seçmenlerimizin olduğunu biliyoruz. Bugün çok sayıda telefon alıyoruz. ‘Geç kaldık’ gibi bir düşünceye girmesinler son güne kadar esneklik yapabiliriz, yeter ki kayıt yapmaya gelsinler. Seçmenler, ayın 12’si ile 13’ünde yola çıkacaklar. Seçmenimizi sadece sandığa göndermeyeceğiz, oylarını kullandıktan sonra da geri götüreceğiz. Bunun bilinmesi önemli. Bundan kaynaklı bir an önce gelip bize başvuru yapsınlar” çağrısında bulundu.

HABER MERKEZİ

#Hareketli #seçmen #için #çağrı #Hâlâ #geç #kalınmış #değil

Müşahitlere çağrı: Görev sandıkta başlayıp ilçe seçim kurulana kadar devam edecek

Yeşil Sol Parti Amed milletvekili adayı Av. Serhat Eren, müşahitlerin görevinin sandıkta başlayıp ilçe seçim kuruluna kadar devam ettiğinin altını çizerek müşahitlere çağrıda bulundu

Yeşil Sol Parti seçimlerde sandık güvenliğini gönüllü müşahitler üzerinden sağlayacak.

Yeşil Sol Parti Amed milletvekili adayı Avukat Serhat Eren, Yeşil Sol Parti adına sandık görevlisi olmak için Yüksek Secim Kurulu’na (YSK) başvuru yaptıklarını, ancak başvurularının reddedildiğini ifade ederek bu durum nedeniyle partilerinin müşahitliğini üstlenen yurttaşlara uyarılarda bulundu.

 Müşahitlerin hakları

Seçim gününde sandıkların güvenliğini yapan müşahitlere büyük görevler düştüğünü kaydeden Eren, “Müşahitler parti tarafından görevlendirilen kişilerdir. Oy verme sırasında herhangi bir engelleme, Sandık Kurulu Başkanlığı çağrısı olmadan sandık başına gelen kolluk kuvvetlerini dışarıya çıkartma, oy kullanımı sırasında açık oy kullandırma ya da buna teşebbüste bulunma gibi durumlar olduğunda müşahidin Sandık Kurulu Başkanlığı’na itiraz etme hakkı vardır. Yapılan şikayete rağmen, sorun çözülmüyorsa, mutlaka şikayetlerini sandık kurulu tutanak defterine yazdırmaları gerekiyor. Sandık kurulu başkanı da bu şerhi tutanağa yazmak zorundadır. Bu şerh yazılmazsa, şikayet eden müşahitlerimiz mutlaka ilçe seçim kuruluna derhal şikayet yapmalı. Aksi taktirde İlçe Seçim Kurulu, sandık kuruluna yapılmayan şikayeti dikkate almaz. O nedenle müşahidin en önemli görevi, şikayetlerini sandık kurulunun hazırda bulunduğu tutanağa şerh etmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

Eren, o gün oluşabilecek tüm hukuka aykırı durumlara karşı itiraza yetkili çok sayıda il ve ilçe yöneticisinin görevlendirdiği temsilciler olacağını kaydederek, “Aynı zamanda halkın kullandığı oyun sandığa yansımasını sağlamak için, Yeşil Sol Parti adına itiraza yetkili avukatlar da sahada olacaklar, sandık başlarında olacaklar” diye konuştu.

Tutanak alabilirler

Sandıklarda oy sayımının ardından müşahitlerin ve görevlilerin görevinin sona ermediğini söyleyen Eren, “Arkadaşlarımız sayım sırasında her bir oy için sandık kurulunun gözlem ve kararını kendisinin de değerlendirmesi gerekir. Özellikle oy sayımı bittikten sonra, kurulun sayımını ıslak imzalı tutanağa geçirmek gibi bir görevi var. Müşahit arkadaşlar oy sayımı yapıldıktan sonra ıslak imzalı tutanağa sayımların doğru geçirilip, geçirilmediğini de gözlemlemesi gerek. Islak imza tutanağı alındıktan sonra, ilçe seçim kurullarında elektronik ortama aktarılması gerekir. Özellikle elektronik ortama aktarıldığı sırada Yeşil Sol Parti adına görevlendirdiğimiz arkadaşların bu işlem esnasında da hem partimizin hem diğer partilerin oylarının doğru aktarılıp aktarılmadığını tespit etmek gibi bir görevi var” ifadelerini kullandı.

Sandık başından ayrılmayalım

Seçim gününde Yeşil Sol Parti’den görev alacak müşahitlere çağrı yapan Eren, “Özellikle müşahit arkadaşlarımız çok erken saatlerde görevli oldukları sandıklara gitmeleri gerekiyor. Her sandığın önceden belirlenmiş bir görevlisi var. Ancak belirlenen sandık görevlisi gelemediği takdirde orada bulunan müşahitlerin sandık görevlisi olma hakkı var ve bunu mutlaka talep etmeli. Bu nedenle müşahit arkadaşlarımız erken saatlerde görevli oldukları sandıklara gitsinler” dedi.

AMED

#Müşahitlere #çağrı #Görev #sandıkta #başlayıp #ilçe #seçim #kurulana #kadar #devam #edecek

Üretilmeyen elektriğin mart ayı bedeli 401 milyon

AKP iktidarı piyasa şartlarında çalışması zorlaştığı iddiasıyla elektrik şirketlerine 4 yıldır her ay yüz milyonlarca ödeme yapmayı sürdürüyor. Mart ayı ödemesi ise 401 milyon TL olurken, Sabancı Holding’in yağmadan aldığı pay 38 milyon TL oldu

Yusuf Gürsucu

Enerji santrallerine kapasite mekanizması adı altında 4 yılı aşkın süredir ‘Piyasa şartlarında ayakta kalmakta zorlandıkları’ iddiasıyla şirketlere her ay 250-350 milyon lira açıktan ödeme yapılırken, mart ayı desteği 401 milyon lira olarak açıklandı. Kapasite mekanizmasının uygulanma gerekçelerinden biri olan ‘şirketlerin ekonomik durumlarına yönelik destek olma’ maddesi dikkat çekici. Bu madde ile şirketlerin özelleştirme veya yatırım süreçlerinde bankalardan aldıkları borçlar da içerilmekte. 4 yıldır uygulanan kapasite mekanizması ile 2022 yılı sonu itibariyle halkın cebinden çalınıp sermayenin cebine toplam 13,2 milyar lira taşınırken 2023 yılı ilk üç ayında toplam soygun 14 milyar liraya ulaştı.

Bir ayda yüzde 80 artış

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ), 2023 yılı Mart ayına ilişkin ‘Kapasite Mekanizması Ödeme Listesi’ni yayınladı. 2023 Mart ayı için “piyasa şartlarında çalışması zorlaşan” ve bu mekanizma içinde yer alan 51 şirketten 43’üne Mart ayı için toplam 401 milyon 77 bin TL ödeme gerçekleştirilecek. Şubat ayı için kapasite mekanizması kapsamında 44 santrale 223 milyon 229 bin lira ödeme yapılmıştı. Şubat ayına göre mart ayında verilen destekteki artış oranı yüzde 79,67 artmış olması dikkat çekici. Kapasiteleri kadar enerji üretemeyen ve bu şirketlere verilen alım garantilerini nedeniyle destek verilen santrallerin 17’si kömür yakıtlı termik santral, 16’sı doğalgaz yakıtlı elektrik santrali ve 10’u hidroelektrik santrallerinden oluşuyor.

Bal tutan parmaklar

Mart ayında ödemelerden en yüksek payı doğalgaz yakıtlı elektrik santralleri alırken, bu santrallerden 14’üne toplam 284 milyon 709 bin TL kapasite ödemesi yapılacak. Bu santraller içinde en fazla destek ise sadece mart ayı için 36 milyon TL ile İzmir Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’ne (DKGÇS) ödenecek. Yine mart ayında kömürlü termik santrallerine toplam 80 milyon 41 bin TL ödeme yapılırken, mart ayı için en fazla destek Yeniköy-Kemerköy termik santrallerine 13 milyon 861 bin lira, Yatağan Termik santraline ise 9 milyon 658 bin TL ödeme yapılacak. Diğer yandan Sabancı Holdinge bağlı 3 santrale sadece mart ayı için üretmedikleri elektriğin bedeli olarak verilen destek miktarı 37 milyon 786 bin 346,08 lira olması soygundaki ortaklık boyutuna işaret ediyor. Yine en yüksek ödeme yapılan şirketlerden biri olan ve 5’li çete olarak anılan Limak Holding’e ait Lüleburgaz’da kurulu bulunan Hamitabat DGÇS’ye mart ayı için 29 milyon 048 bin 373,06 TL ödeme yapılıyor.

Çok boyutlu soygun

Doğalgaz üretim tesislerinin büyük oranda (çalışmadıkları) üretim yapamadıkları/yapmadıkları veya çok düşük düzeylerde üretim yapmış oldukları verilen desteklerin boyutundan anlaşılmakta. Termik santrallerin ve HES’lerin de kapasiteleri kadar üretim yapamadıkları yine yapılan ödemelerden anlaşılmakta. AKP iktidara geldiğinden bu yana HES’lerle başladıkları elektrik santrallerini destekleme işini termik, doğalgaz gibi santrallerle sürdürdü. Sonrasında JES, biyokütle gibi santraller ile GES, RES gibi ‘temiz enerji’ iddiası yapılan santraller ve nükleer santralleri desteklemeyi de kesintisiz sürdürüyor.

Kapasitenin hepsi kullanılmıyor

İktidarın övünerek yaptığı aktarımlarda 104 bin 352 MW enerji üretim kapasitesine ulaşıldığını açıklarlarken, bu ifadeler büyük bir soygunu ortaya koymakta. 2023 yılı Şubat ayında yaklaşık 24,6 MW kapasite kullanılmış olması üretim kapasitesinin 1/4’ünün bile kullanılmadığını göstermektedir. Türkiye’de aşırı arz fazlasının olduğu gerçeğini iktidara aday olan partilerden veya genel olarak tüm muhalefetten yeterli tepki ve teşhirin yapılmıyor olması dikkat çekici bir durum. Olası iktidar değişiminde bu durumun sonlandırılacağını gösteren herhangi bir açıklama yapılmazken, bu süreci ‘yeşil’ süslemelerle sürdürmek istediklerini açıkladıkları programlara bakınca anlaşılabilmektedir.

Kamusal soygun

Kamusal soygun çok boyutlu olarak sürerken, yerli veya ithal kömürlü santraller, doğalgaz çevrim santralleri ve hidroelektrik santrallerinin (HES) büyük bir kısmı bu yağmadan nemalanmaktadır. Diğer yandan ‘yenilenebilir enerji’ iddiasıyla süren farklı bir yağma süreci de ayrıca işletiliyor. ‘Temiz enerji’ iddiası ile hem kömürlü hem doğalgazlı hem de HES’lerle elektrik üreten Sabancı Enerji gibi şirketlerin her koşulda yağma pastasından büyük dilimler aldıkları ise net olarak görülmektedir.

#Üretilmeyen #elektriğin #mart #ayı #bedeli #milyon

AKP Şirnex Belediyesi’ni nasıl aldı?

Yerel seçimlerde 11 bin askerin Şirnex’e taşınmasını anlatan nüfus memuru Hekim Demir, dönemin valisi olan Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş ve AKP Milletvekili Rizgin Birlik’in talimatıyla seçim vurgunu yapıldığını söyledi

31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde seçmen taşıyarak seçimleri şaibeli hale getiren AKP, 14 Mayıs’a sayılı günler kala yeniden seçim hileleriyle gündemde.

AKP’nin savaş konsepti kapsamında 14 Mart 2016’da ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında devlet güçlerinin saldırıları sonucunda 7 mahalle haritadan silindi. Dönemin Şırnak Valisi olan Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş ile AKP Milletvekili Rizgin Birlik’in işbirliğinde, 31 Mart 2019 seçimleri öncesi haritadan silinen 7 mahallede yaşayan ve göç etmek zorunda kalan 11 bin yurttaşın yerine, 11 bin asker taşındı. Askerin kente taşınarak oy kullanması sonucunda, HDP’nin kalesi olan Şirnex Belediyesi iktidarı boyunca ilk kez AKP’nin yönetimine geçti. HDP’nin şaibeli seçime dair Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yaptığı tüm itiraz başvuruları sonuçsuz kaldı.

Şirnex Belediyesi’ni şaibeli bir şekilde AKP’ye kazandıran Aktaş ve Birlik’in bu planına tanık olan dönemin Şırnak İl Nüfus Müdürlüğü’nde Müdür Yardımcısı olan Hekim Demir, kaleme aldığı mektupla itiraf etti.

Valiye terfi

AKP’nin Şırnak Belediyesi’ni kazanmasının ardından Vali Mehmet Aktaş Emniyet Genel Müdürü olarak atandı. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Aktaş’ı PTT Yönetim Kurulu üyeliğine getirerek, çift maaş almasını sağladı. Aktaş ile birlikte bu planda yer alanlar ödüllendirilirken, İl Nüfus Müdürü Yardımcısı Hekim Demir, bir süre sonra rüşvet ve evrakta sahtecilik suçundan hakkında açılan soruşturma kapsamında tutuklandı, iş akdi fes edildi.

Seçim vurgunu

Demir, Aktaş’tan sonra Şırnak Valisi olan Ali Hamza Pehlivan’a yerel seçimlerde yapılan hileleri mektupla anlattı. Demir, mektubunda seçim kütüklerinde Vali Aktaş, AKP Milletvekili Rizgin Birlik ve AKP İl Başkanı İbrahim Halil Erkan’ın talimatıyla yerel seçimlerde “vurgun” yapıldığını söyledi. Demir, kentte ilan edilen sokağa çıkma yasağı sonrasında on binlerce kişinin farklı kentlere göç ettiğini hatırlatarak, TOKİ yapımının uzun sürmesi nedeniyle 11 bin seçmenin 2019 yerel seçimlerine kadar kente dönmediğini belirtti.

11 bin asker taşındı

Demir, seçim öncesi seçmen olarak taşınan kişilerin genellikle kolluk kuvveti olduğunu aktararak, mektubunda şunları anlattı: “Bunların adresleri Şırnak’ta olmamasına rağmen adresleri geçici olarak Şırnak’a taşındı ve oy kullanmaları sağlandı. Cizre’de görevli emniyet mensupları ve askeri personellerin tamamına yakını, Silopi ilçesinde görevli emniyet mensupları ve askeri personellerin tamamına yakını, İdil’e bağlı Okçu Köyü, Yüksek köyü ve bazı köylerde görev alan askerlerin tamamına yakını, Uludere Besta Taburu, Siyah Kaya ve Ballı üs bölgelerinde görevli askerlerin tamamına yakını, Şenoba Beldesinde bulunan Tugay Komutanlığındaki askerlerin çoğunluğu, Şırnak merkeze bağlı Balveren Milli Komando Taburu ile Milli Elmalı Üs Bölgesi ve Milli Karakolu, Kasrik Beldesine bağlı Akçay Tugay Komutanlığı, Akdizgin ve Görmeç karakollarında görevli askerlerin tamamına yakını, Şırnak merkeze bağlı Geçitboyu, Araköy, Dağkonak, Yeniaslanbaşar köyü ve Kaymakam Çeşmesi gibi köylerde bulunan karakol ve tugaylarda görev alan askerlerin tamamına yakınını adres beyan işlemleri gerçekleştirilmiştir.”

Demir, seçmen taşıma işlemlerinde adres beyanlarının yine kolluk kuvvetlerine ait misafirhanelere, polis evlerine, şube ve yurtlara yapıldığını belirtti.

AKP’lilerin talimatları

Demir, bütün işlemlerin dönemin Şırnak Valisi Mehmet Aktaş ile AKP Milletvekili Rizgin Birlik ve AKP’li yöneticilerin sıkı takibi ve talimatlarıyla yürütüldüğünü aktararak, “Hatta vali bizzat kurumumuzu ziyaret ederek, bu konuda bize sözlü telkinlerde dahi bulunmuştur” dedi.

Asker yurt dışı seçmen sayıldı

Gazeteci Cevheri Güven ise, Şirnex’te herhangi bir seçmen kaybının olmadığı, dolayısıyla Şirnex ve Colemêrg’de bütün askeri personelin yurt dışı seçmeni olarak belirlendiğini ve bunların hepsinin gümrük kapılarında AKP için oy kullandığını duyurdu. Güven, bu iddiasını da bir askeri yetkilinin kendisine gönderdiği belgeye dayandırdı.

Haber: Dilgeş Ruvanas /MA

#AKP #Şirnex #Belediyesini #nasıl #aldı

Bakanlık yasa tanımadı: İmralı’da tecrit yok!

Adalet Bakanlığı, İmralı’daki OHAL sonrası engellemeleri savunmak için hükümetin ‘Öcalan No.2’ kararındaki argümanları “AİHM’in tespitleri” olarak AYM’ye sundu. Avukatlar, bakanlığın tecridi meşrulaştırmak için AİHM kararını tahrif ettiğini belirtti

Uluslararası komplo sonucu 15 Şubat 1999 tarihinde Türkiye’ye getirilen PKK Lideri Abdullah Öcalan, 24 yıldır İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit altında tutuluyor. Avukatlar, 8 yıl içinde çeşitli ihlallere ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) çok sayıda başvuruda bulundu. Bu başvurulardan bir tanesi de darbe girişimi olarak nitelendirilen 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında Abdullah Öcalan’ın avukat, aile ve vasisi ile görüştürülmemesi, dışarı ile tüm iletişimin kesilmesinin yanı sıra pek çok ihlali barındıran hususa ilişkin yapılan başvuru oldu. AYM, 8 yıl aradan sonra bu ve diğer 22 başvuruya dair Adalet Bakanlığı’ndan 23 Ocak’ta görüş istedi. Bakanlık ise, 24 Mart’ta AYM’ye görüş bildirdi.

İmralı’da ihlal yokmuş

Adalet Bakanlığı, OHAL kapsamında yaşanan ihlallere ilişkin verdiği görüşte, OHAL ilanından bir gün sonra Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Öcalan’ın dışarı ile tüm iletişiminin kesilmesine dair talepte bulunduğunu, Bursa 1’inci İnfaz Hakimliği’nin ise aynı gün savcının talebini kabul ettiği ve yapılan itirazı değerlendiren Bursa 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1 Ağustos’ta itirazı reddettiğini belirtti. Daha sonra avukatların 27 Ekim 2016’da AYM’ye bireysel “İşkence yasağı”, “Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı”, “Adil yargılanma hakkı” ile “Etkili başvuru hakkının” ihlal edildiğine dair başvuruda bulunduğunu kaydeden bakanlık, görüşünde ise kötü muamele ve hak ihlallerinin olmadığını savundu.

Tecrit görülmedi!

Bir muamelenin Anayasa’nın 17’nci maddesinin üçüncü fıkrası (kötü muamele) kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması gerektiğini ileri süren bakanlık, İmralı’daki mutlak tecrit koşullarına rağmen bu eşiğe ulaşmadığını savundu. Bu eşiğin aşılıp aşılmadığının somut olayın özellikleri dikkate alınarak, değerlendirilmesi gerektiğini öne süren bakanlık, başvurunun yapıldığı 2016 yılından 2023 yılına kadar geçen sürede sadece 5 istisnai avukat görüşmesinin olması dışında telefon, aile ve vasi görüşmesi önündeki engeller ile Abdullah Öcalan’dan hiçbir şekilde haber dahi alınamamasını görmezden geldi. Bakanlık, bu durumun “Özel hayata saygı” kapsamına girdiğini ancak AYM’nin “kötü muamele” yasağına dair inceleme yapabilme ihtimaline karşı da “kötü muamele” iddiasına yanıt verdi.

Mahkeme yerine karar verdi

Avukat ve müvekkil görüşmesini düzenleyen “Vekaletname ibraz eden avukat, hükümlü müvekkili ile çalışma gün ve saatlerine her zaman görüşebilir” şeklindeki yasaya atıfta bulunan bakanlık, ancak avukatların Abdullah Öcalan’ın görüşlerini dışarıya taşıdığı ve bu konuda yargılandıklarını belirterek, yasada yer almayan gerekçelerle bunu gerekçelendirmeye çalıştı. Ayrıca ileri sürülen bu iddiadan yargılanan avukatların davasında henüz aleyhte bir karar çıkmaması ve kesinleşmiş bir hüküm olmamasına rağmen tecride gerekçe olarak göstermeye çalıştı.

Yıl aralığı çarpıtıldı

Adalet Bakanlığı, başvurunun yapıldığı tarihten itibaren engellenen tüm haklara dair yanıt vermek yerine 2013-2014 yıllarında Abdullah Öcalan’ın aile ve vasisi ile yaptığı görüşmeleri öne sürdü. Başvuru kapsamı OHAL sonrası kapsamlı engellemeler olmasına rağmen başvuruyu çarpıtan bakanlık, “Başvurucu anılan süreçte aile fertleriyle ‘birçok’ kez görüşmüştür” diyerek, yukarıdaki yıl aralığında yapılan görüşmeleri sundu.

Görüş engeline ‘makul’ yanıtı

Bakanlık, 2011 ve 2016 arasında yapılan başvuruların “Gemi bozuk” şeklindeki gerekçelerle engellenmesini “elde olmayan aksaklıklar” şeklinde değerlendirerek, bu gerekçe ile görüşlerin engellenmesini “makul” olarak savundu. Bakanlık, avukatların verilen disiplin cezaları ve diğer kararların zamanında kendilerine tebliğ edilmediği veya hiçbir şekilde tebliğ edilmemesi nedeniyle itirazda bulunamadıkları bu nedenle “Adil yargılama hakkı ve etkili başvuru hakkının” ihlal edildiğine dair beyanına ise kararların başvuruculara (Abdullah Öcalan ve diğerleri) iletildiğini ileri sürmekle yetindi. Ancak bu kararların avukatlara iletilip iletilmediğine dair görüş bildirmeyi ise es geçti.

Avukatlar yanıt verdi

Bakanlık görüşleri ardından AYM, 30 Mart’ta Asrın Hukuk Bürosu’ndan da OHAL kapsamında yapılan başvuru ve diğer 22 başvuruya ilişkin görüş istedi. Avukatlar da, 14 Nisan’da OHAL ile başlayan engellemeler ve sonuçlarına ilişkin AYM’e görüş iletti. Avukatlar, bu kapsamdaki yanıtlarında bakanlığın başvuruyu salt “Kötü muamele” ve “Özel hayatta saygı hakkı” kapsamıyla ele aldığı ve sınırlandırdığına işaret etti. “Adil yargılama hakkı” ve diğer anayasal hükümlerinin de ihlal edildiğinin tespit edilmesi yönünde başvuru yaptıklarını belirten avukatlar, “Adil yargılanma hakkının ihlal talebinin özel ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında eritilmek istendiği anlaşılmaktadır. Bakanlığın çıkarsadığı türden bir tespit yerinde değildir” diye belirtti.

Bakanlığı örneklerle yalanladılar

Bakanlığın yasal düzenlemeleri dikkate almadığına ve uymadığına dikkat çeken avukatlar, buna örnek olarak müvekkilleri ile her gün görüşme hakları olmasına rağmen bu haklarının 2011 yıllana kadar haftada bir kez ve bir saat ile fiilen sınırlandırıldığını paylaştı. Avukatlar, savcılığın ve idarenin bu fiili duruma dahi riayet etmediklerini belirterek, “Sayın Abdullah Öcalan, 27 Temmuz 2011’den itibaren sadece 5 avukat görüşmesi gerçekleştirmiştir. Yine 2014’den itibaren sadece 5 aile görüşü gerçekleştirebilmiştir. Arkadaşlarıyla görüştürülmesi hakkı ise ne yasal ne de fiili olarak tanınmıştır. Sayın Abdullah Öcalan 24 yılı aşkın süre boyunca yalnızca 2 telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir. Bu görüşmeler de olağan dışı nedenlerden ötürü yaşanmıştır. En son telefon görüşmesi olan 25 Mart 2021’den itibaren ise kendisinden hiçbir şekilde haber dahi alınamıyor” ifadelerine yer verdi.

AİHM işkence diyor

Abdullah Öcalan’ın 12 yıl boyunca en az 23 bin saat boyunca avukatları ile görüşme hakkının olduğunu ancak bu hakkın sadece 7-8 saatini kullanılabildiğini ayrıca 200’den fazla aile görüş hakkından ise sadece 5’nin gerçekleştiğine dikkat çeken avukatlar, Abdullah Öcalan’ın “ömür boyu” cezaevinde tutulmasına dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 18 Mart 2014’te verdiği karara da değindi. AİHM’in bu durumu işkence olarak tespit ettiğini belirten avukatlar, bu tespitin, kararın yürürlüğe girdiği 2002’den beri geçerli olduğunu, yani müvekkillerinin 20 yıldır resmen hükme bağlanmış işkence koşullarında tutulduğuna işaret etti.

Varsayım üzerine karar

Avukat ve aile görüşlerinin ile haberleşme hakkının engellemesine dikkat çeken avukatlar, mevcut koşulların “Özel hayata saygı” hakkı kapsamını aştığını, söz konusu ihlallerin ağırlık boyutunun işkence olduğunu bu nedenle bakanlığın görüşlerinin dikkate alınmaması gerektiğini belirtti. Avukatlar, “Bakanlık, İnfaz Hakimliği’nin kısıtlama kabul kararını, ‘dışarıyı olumsuz etkileyeceği’ varsayımları üzerine verdiğini ifade etmiştir. Oysaki bakanlık da bilmektedir ki mevzuatın herhangi bir yerinde veya yasa maddesinde bir varsayım üzerine kısıtlama kararının verilebileceği düzenlenmemiştir. Hiçbir yasal düzenleme, infaz hakimliği kararında olduğu gibi avukat, aile ziyaretleri ve her türlü haberleşme yollarının tamamen yasaklanması ve dış dünya ile tüm bağlarının koparılmasını mümkün kılmamaktadır. Böylesi süresiz, belirsiz ve toplu bir yasağı hiçbir mahkeme de kendiliğinden alamaz” diye belirtti.

Hakimlik yasayı ihlal ediyor

İnfaz Hakimliği kararının anayasal hükümleri ihlal ettiğini vurgulayan avukatlar, engellemenin salt OHAL gerekçesine dayandırılamayacağı ve aynı zamanda Anayasa’nın 13, 15 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15 ve 18’inci maddesine uygun davranılmadığına dikkat çekti. Avukatlar, şu ifadelerin de altını çizdi: “Bütün hakların süresiz ve belirsiz yasaklanamayacağı, 667 sayılı KHK’nin ise infaz hakimliği kararından bir gün sonra yürürlüğe girdiği, bu nedenle konu ve yürürlük tarihi açısından da başvurucu için geçerli olmadığı izah edilmiştir. İnfaz Hakimliği kararı esnasında yürürlükte olmayan bir KHK’ye itiraz mercii olan Ağır Ceza Mahkemesince sonradan dayanılmasının da hukuki öngörülebilirliği yoktur.”

Düzenleme yok

Avukatlar, hakimlik kararının 5275 sayılı yasanın 59’uncu maddesine dayandırıldığını ancak engellemeye konu edinen bu maddenin sonradan değiştiğini belirterek, değerlendirmenin mevcut hali yerine hakimliğin karar aldığı tarihteki hali ile değerlendirmesi gerektiğini ancak Bakanlığın şu anki halini esas alarak AYM’yi yanıltmaya çalıştığına dikkat çekti. Avukatlar, “Bakanlık, değerlendirmeyi Şubat 2018 tarihinde torba yasa ile yasalara yerleştirilen KHK düzenlemesine göre yapmaya çalışmaktadır. Ki bu durumun kendisi OHAL hukukuna aykırıdır. Bir KHK ancak OHAL ile ilgili ve OHAL süresi boyunca geçerli olabilir. OHAL bittikten sonra hükümsüz kalacak olan düzenlemelerin yasal hale getirilmesi Anayasa ve AİHS hükümlerine, sınırlama ölçütlerine aykırıdır. OHAL süresi boyunca, yani avukat görüşünün süresiz yasaklanması mümkün değildir. Zaten gerekçe yapılan 5275 sayılı yasanın 59/4. fıkrası avukat yasağını dair herhangi bir düzenleme barındırmamaktadır” diyerek, duruma açıklık getirdi.

Yine avukatlar, bir hükümlünün avukatları ile görüşmelerini yasaklayan herhangi bir düzenlemenin olmadığını, söz konusu maddenin yalnızca ziyaret esnasındaki belgelerin hakimlikçe incelenmesi veya görüş esnasında bir görevlinin bulunması hususunu düzenlendiğini belirtti. Bu sınırlı düzenleme ile ilgili olarak da avukatlar, “Ve elbette bunların mümkün olabilmesi için de öncelikle bir avukat görüşünün olması gerekmektedir. Yasal düzenleme, avukat yasağını düzenlememesine rağmen infaz hakimi yasanın hilafına süresiz bir avukat yasağı kararı vermiştir. Fakat bakanlık görüşünde; müdahalenin bu öngörülememe hallerine, kanuni olmama, orantılı ve ölçülü olmama durumlarına yönelik hiçbir cevaba veya açıklayıcı görüşe rastlanılmamıştır. Bundan dolayı da diğer görüşlerinin dikkate alınması kanunen mümkün değildir” ifadelerine yer verdi.

Tecride gerekçe

İşkence yasağına dair Anayasa ve AİHS’te yer alan hususlara dikkat çeken avukatlar, “Dolayısıyla özellikle darbe girişimi bahanesi ile orantılılık ve ölçülülük ilkelerine uymadan Sayın Abdullah Öcalan’ın dış dünyadan tüm bağlarının koparılması ve bunun aslında hiçbir hukuki öngörülebilirliğe, kanunilik ilkesine dayanmadan karara bağlanması sosyal ve duyusal izolasyona yol açmıştır” diye belirtti.

Tüm yasal ve anayasal düzenlemelerin ihlal edildiğinin altını çizen avukatlar, bu kararın siyasi olduğunu vurgulayarak, Abdullah Öcalan’a yönelik bu tutum nedeniyle yıllardır toplumun ekonomik, siyasal ve sosyal bir buhran ile karşı karşıya kaldığına da işaret etti.

AİHM kararı tahrip edildi

Avukatlar başvurusunda, bakanlığın tecrit ve işkenceyi meşrulaştırmaya çalıştığını ve bu doğrultuda “AİHM’in tespitleri” şeklinde yer verdiği tespitlerin Türkiye’nin “Öcalan No.2” kararındaki argümanlar olduğunu ve bu argümanların AİHM’in tespitleri gibi sunmaya çalışıldığına dikkat çekerek, bakanlığı teşhir etti. AİHM’in verdiği Abdullah Öcalan (No.2) kararı ile bakanlığın sunduğu kısımların birbiriyle uyuşmadığını belirten avukatlar, “İlgili karara yapılan atıflar orijinal kararla uyuşmamakta olup ileri sürülen argümanlara geçerlilik kazandırmak üzere kısaltılmış ya da tahrif edilmiştir” diyerek, bakanlığın referans aldığı argümanlar ile AİHM’in asıl tespitlerine yer verdi.

Aile de cezalandırılıyor

Hakimliğin OHAL’in hemen akabinde 21 Temmuz 2016’da aldığı kararın Şubat 2018 dönemine kadar sürdüğünü, ardından Abdullah Öcalan ile avukat ve aile görüş yasaklarının İnfaz Hakimliği kararı ile 6 aylık sürelerle alınmaya başlandığını aktaran avukatlar, 14 Eylül 2018 itibariyle de aile görüşlerinin disiplin cezalarıyla periyodik bir şekilde yasaklandığını ve bu disiplin cezalarının içeriğinin ise gizli tutulduğunu ve paylaşılmadığını başvuruda dikkat çekti.

Avukatlar, İnfaz Hakimliğince alınan avukat yasakları ile disiplin kurulunca alınan aile disiplin cezalarının ayrı bir cezalandırma yöntemi olarak ele alındığını kaydetti. Bu durumun sistematik bir “eziyet” ve “kötü muamele” aracına dönüştüğüne dikkat çeken avukatlar, görüşmelere engel olarak “Elde olmayan aksaklıklar” ile “Gemi bozuk” gerekçesinin öne sürülmesine tepki gösterdi. Avukatlar bu durumun hem Abdullah Öcalan’a hem de aile fertlerine yönelik bir cezalandırma yöntemi olduğuna işaret etti.

Her açıdan işkence

Avukatlar, devamında ise şunlara yer verdi: “Başvuruya konu karar neticesinde süresiz bir sosyal ve duyusal tecride yol açılmıştır. Bu mutlak iletişimsizliğin ve yasakların süresi, saiki, şiddeti, başvurucunun öznel tutulma koşulları, yaşı, sağlık durumları da mevcut koşulları ağırlaştıran unsurlardır. Dolayısıyla her açıdan işkence yasağının ihlali için aranan asgari şiddet eşiği uzun bir süredir aşılmıştır. Mevcut koşullar insanlık dışı bir muamele ile işkence arasında seyretmektedir.”

Avukatlar, istemleri doğrultusunda karar verilmesini talep etti.

Haber: Mehmet Aslan /MA 

#Bakanlık #yasa #tanımadı #İmralıda #tecrit #yok

109 yaşındaki Çam: Partimi ağacından tanıyorum, mührünüzü ağaca vurun

109 yaşındaki seçmen Zeynep Çam ‘Partimi tanıyorum, ağacın altına mührümü vuracağım. Mührünüzü ağaca vurun, meyvesini yiyelim’ diye seslendi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Xerpêt’te seçim çalışmalarına ara vermeden devam ediyor.

Xerpêt merkeze bağlı Yedi Göze köyünde yaşanan Yeşil Sol Parti seçmeni 109 yaşındaki Zeynep Çam partisini tanıdığını ifade ederken yurttaşlara oy çağrısında bulundu.

Resmi kayıtlara 1924 doğumlu olan Çam’ın, 1914 yılında doğduğu kimliği 10 yaşında çıkartıldı.

Torunlarım için oy vereceğim

MA’dan Şirvan Çil’e konuşan Çam, “Annem ve babam Kürt olduğu için, ben Kürt olduğum için oyum Yeşil Sol Parti’ye. Kürtler nereye, ben oraya” dedi. Çam, çocukluğundan bu yana yaşamının mücadele ve emekle geçtiğini ifade ederek, “Koçerdik biz, çiftçilik yaptım, hayvan sağdım, peynir, çökelek yaptım, hayvanlara baktım. Hep çalışarak geçti hayatım” diye belirtti. Baskılar nedeniyle yurtdışına çıkmak zorunda kalan torunlarının özlemiyle yaşayan Çam, torunları için de sandığa gideceğini belirterek, “Göremediğim torunlarım için de oyum Yeşil Sol Parti’ye ve Kürtlere” şeklinde konuştu.

Heyecan artıyor

Seçimler yaklaştıkça heyecanlandığını ifade eden Çam, “Kürtlüğüm, imanım, şerefim için her seçimde partimi bayraklarıyla karşıladım. Eskiden beri Kürtler için önemli günlerde alanlarda oldum. Keyif ve coşkuyla Newroz’a giderdim. Seçimlerde de partimiz geldi mi, bayraklarımızı alıp gelenleri karşılamaya giderdim. Bu yaşlı halimle Newroz’a gidecektim. Orada biri bana ‘teyze düşeceksin’ dedi. Onlara, ‘Kürtler düşmez’ dedim. Newroz alanına girdim, halay çektim” ifadelerini kullandı.

Partimi ağcından tanıyorum

“Yeşil Sol Parti’nin amblemini tanıyor musun?” sorusuna Çam, “Ağaç olmazsa bilmem ama partimi ağacıyla tanıyorum” diye belirtti. Çam, şöyle devam etti: “Seçim günü gidip kağıtta (pusulada) ağacın altına ‘evet’ mührünü vurup, zarfı sandığa atıp, geleceğim. Tabi ki Kürtlerin partisine oy vereceğim. Önceki seçimde oy kullanmaktan dönerken, yolda biri bana ‘ne yaptın?’ diye sormuştu. Ben de gidip ağacın altına mührümü vurdum, meyvemi yiyip geldim dedim, yine aynısını yapacağım. Ağaca mührümü vurup, meyvesini yiyeceğiz. Mührünüzü ağaca vurun, meyvesini yiyelim” diye seslendi.

XERPÊT

 

#yaşındaki #Çam #Partimi #ağacından #tanıyorum #mührünüzü #ağaca #vurun

Oy pusulaları bölgelere gönderildi

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde kullanılacak oy pusulalarının basımı tamamlanarak, bölgelerine gönderildi

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 14 Mayıs Pazar günü yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve 28’inci Dönem Parlamento Seçimleri için kullanılacak oy pusulalarının basımını ayrı ayrı tamamladı. 87 seçim çevresine göre basılan pusulalar, tüm bölgelere gönderildi. Ankara’da 3 ayrı matbaada basılan pusulaların basımı esnasında matbaa çalışanlarının yanı sıra YSK, PTT ve Devlet Malzeme Ofisi’nden yaklaşık 50 görevli de yer aldı.

ANKARA

#pusulaları #bölgelere #gönderildi

Diyar Galeria’da yıkımın sorumlusu tüm idare

Depremde çöken Diyar Galeria için hazırlanan ek bilirkişi raporunda, çökmenin tek bir nedeni olarak birçok kişi ve kurum kusurlu bulundu

Mereş merkezli depremden etkilenen Amed’de Diyar Galeria adlı sitenin 2 bloğunun çökmesine ilişkin istenen ek bilirkişi raporunda, çökmenin tek bir nedene bağlı olmadığı, birden çok etkenle ortaya çıktığına işaret edildi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında istenen ilk raporda, çökmede sorumluluk alanlarının belirtilmemesi ve bazı tespitlere açıklık getirilmemesi nedeniyle istenen ek bilirkişi raporunda, birçok kişi ve kurumun kusurunun olduğu tespiti yapıldı.

Kolonda kesme yok

Binanın ilk projesinde perde beton olmasına rağmen revize edilen ikinci projede perde betonun yer almadığı belirten ek raporda, enkazdan çıkarılan kolonlarda yeterli filizlerin bulunduğu, kolonlarda herhangi bir kesme ve eğilme çatlağının bulunmadığı, bütünlüğünü koruduğu kaydedildi.

Proje hatası var

Binada kullanılan betonun, 1995 yılında geçerli olan yönetmeliğe göre beton basınç testi yapıldığı, yapımda kullanılan beton mukavemetinin yapım yılı şartnamelerine göre düşük ve yetersiz kaldığı tespiti yapılan raporda, bir kısmı yıkılan ve bir kısmı ayakta kalan D Blok’ta binanın döşemelerinin kolon tarafından zımbalandığı, bunun sebebinin ise projenin nervür döşeme olarak seçilmesinden kaynaklandığı belirtildi. Bu durumun yapının stabilizesini yitirmesine neden olduğu kaydedilen raporda, bunun da proje hatası olduğu görüşüne yer verildi.

Zemin etitü eksik

Raporda, Diyar Galeria’dan çok sonra yapılan 3 bloklu ve çok katlı plazaların temelinin Galeria Sitesi’nin temelinden 4 metre daha derine indiğine, söz konusu işyerinin temel kazısı sırasında gerekli zemin stabilete önlemleri alınmadığından Galeria’nın temel altlarında zemin boşalmasına yol açacağı ve bunun deprem esnasında yıkıma sebebiyet verdiği vurgulandı.

Yönetmeliği hazırlayan kusurlu

Ek raporda, binanın çökmesinde kusuru bulunanların kusur oranlarının tespitine de yer verildi. Raporda, deprem yönetmeliğini hazırlayanlar yüzde 15, projenin mimarı, statik betonarme hesapların proje sorumluları, yapan ve onaylayanların tamamı sorumlu bulunduğu ve yüzde 20 kusurlu oldukları kaydedildi.

Müteahhit sorumlu

Alınan beton karot test sonuçlarına göre, proje yapımını üstlenen müteahhit ve firmaların tamamı, şantiye şefi, bina fenni mesulü ve sürveyanı yetersiz mukavemette beton imalatının olmasında sorumluluk sebebi olduğuna işaret edilen raporda, bunların sorumluluk oranlarının ise yüzde 20 olduğu tespiti yapıldı.

Temel atma da güvenlik yok

Galeria’nın yanında yakın zamanlarda yapılan 3 bloklu, çok katlı plazaların temelinin atılmasında gerekli zemin güvenliğinin alınmamasından dolayı bina yapımı ile ilgili projeyi uygulayan ve yapı denetimi yapanların da sorumluluğunun bulunduğu belirtilen raporda, yüzde 10 kusur tespiti yapıldı.

Kaynak: MA

#Diyar #Galeriada #yıkımın #sorumlusu #tüm #idare