Ana Sayfa Blog Sayfa 50

Alevi Kurumlarından TBMM’ye Çağrı Suriye’de İnsani Koridor Açılsın!

0

Türkiye Büyük Millet meclisinin” mesem projesi”  Stajyer öğrencilere taciz vakası gibi daha büyük sorunları var dükkan kapanmıştır! Yasama, yürütme, yargı organları işlevini yitirmiştir! Konuşmak zuldür bu saatten sonra! ancak usul yerini bulsun! güvendiğin padişahın, fiske vuruşuyla yıkılır bir gün!

Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Arap Alevi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri ve Adana Alevi Platformu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda Alevi kurumu ve demokratik kitle örgütü, Suriye’de Alevi toplumuna yönelik ağır hak ihlallerinin araştırılması ve insani yardım koridoru açılması talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ortak başvuru yaptı.

Toplam 40 kurum ve kişinin imzasının yer aldığı başvuruda, Suriye’de Alevilere yönelik katliam, zorla yerinden etme, mülkiyet hakkı ihlalleri, cinsel şiddet ve diğer ağır insan hakları ihlallerinin sistematik biçimde sürdüğü vurgulandı!

Alevi Sivil Toplum Kuruluşlarının Ortak Talebi

TBMM Başkanlığı’na hitaben yapılan açıklamada, Suriye’de Alevi toplumuna yönelik uzun süredir devam eden ağır ihlallerin tespiti ve değerlendirilmesi amacıyla Meclis bünyesinde bir Araştırma Komisyonu kurulması yönündeki girişimlerin desteklendiği ifade edildi. Alevi kurumları, kurulacak komisyonun çalışmalarına katkı sunmak üzere ellerinde bulunan bilgi, belge ve saha deneyimini paylaşmaya hazır olduklarını da kamuoyu ile paylaştı.

Araştırma Komisyonu Kurulması Talebi

Açıklamada, Suriye’de Alevilerin yaşadığı bölgelerde görülen şiddet, zorla göç, mülke el koyma, cinsel saldırı, sistematik yok etme ve benzeri ağır ihlallerin hem ulusal hem de uluslararası insan hakları normları çerçevesinde incelenebilmesi için acilen bir Araştırma Komisyonu kurulması talep edildi. Bu kapsamda DEM Parti tarafından TBMM’ye sunulan araştırma komisyonu önerisinin olumlu karşılandığı ve geniş bir siyasal uzlaşıyla hayata geçirilmesinin gerekli olduğu vurgulandı.

İnsani Yardım Koridoru Talebi

Alevi kurumlarının ikinci temel talebi ise Suriye’deki Alevi sivillere yönelik insani yardımların güvenli, düzenli ve kesintisiz şekilde ulaştırılabilmesi için Türkiye üzerinden geçecek bir insani yardım koridorunun ivedilikle tesis edilmesi oldu. Bu adımın, uluslararası insancıl hukuk ilkeleri doğrultusunda insani bir yükümlülük olduğunun altı çizildi.

Dayanışma Ve Ortak Sorumluluk Vurgusu

Açıklamada, Suriye’de Alevi toplumuna yönelik ağır saldırıların durdurulması için insan hakları kurumları, akademik çevreler, inanç toplulukları ve tüm sivil toplum aktörleri dayanışmaya ve işbirliğine davet edildi. Meclis’te temsil edilen ve edilmeyen tüm siyasi partilerin söz konusu komisyon sürecine destek vermesinin hayati önemde olduğu vurgulandı.

Yaşanan insanlık trajedisinin yalnızca Alevi toplumunun değil, insan haklarına saygıyı esas alan tüm insanlığın ortak sorumluluğu olduğu ifade edildi. Kapsayıcı ve sürdürülebilir bir dayanışma mekanizmasının oluşturulmasının, hem geçmişe hem de geleceğe karşı ortak bir sorumluluk olduğu dile getirildi.

TBMM’ye Çağrı

Alevi kurumları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin insan haklarının korunması ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda gerekli değerlendirmeyi yapacağına olan inançlarını da açıklamada vurgulayarak, konunun takipçisi olacaklarını ifade etti.

İmzacılar Arasında Yer Alan Kurumlar Kurumlar

Açıklamaya imza atan kurumlar arasında şu ve kuruluşlar yer aldı:
Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Arap Alevi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri, Adana Alevi Platformu, Akdeniz Sosyal Yardımlaşma Vakfı, Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı, Samandağ Cemevi Derneği, Hatay Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği, Alevi Düşünce Ocağı, Arap Alevi Kültürünü Araştırma Yaşatma ve Geliştirme Derneği, 6 Şubat Sosyal Kültür Dayanışma Derneği, Ehlen Dergisi, Karayusuflu Mahallesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ve Samandağ Kalkındırma Derneği

Açıklamaya ve çok sayıda yerel dernek ile gazeteci, araştırmacı yazar ve insan hakları savunucusu da imza attı.

Toplumsal Demokratik Alevi Hareketi’nde İnsan İlişkilerinin Önemi Üzerine HASAN SUBAŞI

Alevilik, insan ilişkilerinin doğruluk, dürüstlük, adalet ve rızalık üzerine kurulmasını zorunlu kılar. Çünkü bu yolun kadim öğretisinde rızasız lokma yenmez ve dergâha eğri odun sokulmaz.

Bu ilkesel anlayış doğruluğun; özü sözü bir olmanın; eğrilikten, hileden, ikiyüzlülükten uzak durmanın örgütsel hayattaki somut karşılığıdır. Alevi örgütlülüğünün kadrolarını belirleyen bu değerler olmalıdır. Çünkü bu değerler olmadan güven kurulamaz, güven olmadan kolektif öznenin taşıyıcısı olan yönetici ve kadrolar arasındaki ilişki doğru temeller üzerinde inşa edilemez.

Toplumsal Demokratik Alevi Hareketi’nin kadroları arasında kurulan bağlar, kişisel yakınlıklardan veya keyfi tercihlerden değil, programın, tüzüğün ve ilkelerin belirlediği ortak zeminden beslenmelidir. Mücadelenin yönünü, ilişkilerin niteliğini ve paylaşımın ahlaki boyutunu belirleyen şey modern toplumun dayattığı ilişkiler değil; Aleviliğin binlerce yıllık temel değerleri ve etik kodları olmalıdır. Bu nedenle herhangi bir Alevi yöneticisinin veya kadrosunun, yolun değerlerinden uzaklaştığı anda kendisini tüketim toplumunun, sömürü düzenlerinin ve bireyci yaşam tarzının çürütücü etkisinden koruyabilmesi mümkün değildir. Yol, kendi ahlakını terk edenleri korumaz; onları dağınık ilişkilerin, kişisel hesapların ve dünyevi kaygıların ağına bırakır.

Alevi özgürlük mücadelesi içinde gelişen yoldaşlık, duygusal bir yakınlık değil; yolun sözünü birlikte taşıma, yükü birlikte omuzlama ve mücadeleyi birlikte örme iradesidir. Bir canın eksilmesi tüm yapının eksilmesi, bir canın güçlenmesi tüm yapının güçlenmesi anlamına gelir. Tarihsel Alevi hareketinden bugüne aktarılan yol yoldaşlığı, kişisel rekabeti dışlayan, kolektif kazanımı merkeze alan, nefsin değil ilkenin belirlediği bir ilişkidir. Bu nedenle Alevi mücadelesindeki insan ilişkilerinin gücü, bireylerin karakter özelliklerinden değil; Alevi yol değerlerinin ve bizi örgütsel bir yapı içinde bir araya getiren programın, tüzüğün ve örgütsel prensiplerin içselleştirilmesinden doğar.

Bütün bu değerlerin tarihsel en yüksek ifadesi ise Pir Sultan Abdal’ın duruşunda hayat bulur. Pir Sultan Abdal, ikrarından dönmeyerek; rızasız lokmaya el sürmeyerek; eğri odunla dergâhına girmeyerek; yalandan, iftiradan, riyadan uzak durarak, Alevi yolunun değerlerini canıyla savunarak; yol taliplerini kaderin insafına terk etmeyerek yol ve dava insanı olmanın en güçlü temsilcisi olmuştur. Onun Hızır Paşa karşısındaki direnişi bireysel bir cesaret değil; yolun değerlerine, yoldaşlarına ve ikrarına bağlı olan taliplerine duyduğu sarsılmaz bağlılığın ve Aleviliğin zalimin önünde diz çökmeme anlayışının tarihsel zirvesidir.

Bugün Toplumsal Demokratik Alevi Hareketi’nin kadroları arasındaki her doğru ilişki, her rızalık temelli bağ, her ilkeye, doğruluğa, dürüstlüğe, sahiplenmeye ve dayanışmaya dayalı yoldaşlık; Pir Sultan Abdal’ın bu büyük mirasının çağımızdaki örgütsel karşılığıdır. Biz biliyoruz ki Alevilikte yol, ikrarına bağlı olan yolun yoldaşları ile yürünür. İkrara dayalı yol kardeşliğini içselleştiren yönetici ve kadroların ağırlıkta olduğu örgütsel yapılarda yol dışı insan ilişkileri kendisine çok fazla yaşam hakkı bulamayacağı gibi, yaşanan sorunlar da Alevi yol değerleri temelinde sürece yayılmadan, zamanında mutlaka çözülür.

Sözün Sözü

Toplumsal Demokratik Alevi Hareketi, ancak bu değerlere sadık kalarak ileriye doğru hamleler yapabilir. Bu değerlerden kopuş başladığında hareketin sorunlar yumağıyla, çeşitli iç çatışmalarla ve düzen kaynaklı örgüt içi iktidar mücadeleleriyle karşı karşıya kalması kaçınılmaz olur. Çünkü bu kopuş, hareketi yürüten yönetici ve kadrolar arasındaki insan ilişkilerinin bozulmasına yol açan her türlü olumsuzluğun ve kötülüğün gelişmesi için güçlü bir zemin oluşturur. Bundan dolayı, örgütsel yapılarımızın içinde insan ilişkilerini mutlaka Alevi yol değerleri temelinde kurmalı ve bu temelde geliştirmeliyiz.

Yol değerlerimizin olduğu yerde de mutlaka sorunlar yaşanır; ancak bu sorunlar ne örgütsel yapılarımızı tahrip edecek nitelikte olur ne de sorunların örgütsel ortamlar dışına taşınmasına yol açar. Kimse, sorunlarının çözümü için düzen içi mekanizmaları devreye sokma yönelimi içine girmez. Yaşanan sorunları örgütsel ortamlarda ve toplumsal dar olarak gördüğümüz genel kurullarda çözmeyi esas alır. Çünkü Alevi yol değerlerine bağlılık, kurumsal ortamların dışındaki hiçbir arayışa ve yönelime müsaade etmez!

Pir Sultan Abdal’ın yola ve yoldaşlarına duyduğu sadakat sürdükçe, Alevi özgürlük mücadelesi de aynı hakikatle yol almaya devam edecektir.

Şimdi ilkeli temelde yolda birlik olma zamanı.

alevi haber ağı

Dâr’a Duruş: Sözün Bedeli, Hakk’ın Didâr’ı DENİZ YILDIZ

0

“Hakk’ın divanında Cem meydanında Dâr didâr olmak.” Bu çağrı, yola gelen her canın en zorlu yüzleşmesidir. Zira can, dara durduğunda bilir ki; yola verilen İkrar ağır, ama nefis zayıftır. Cem erkânında, Mürşidin ve cemaatin huzurunda dara çekilmek, kişisel sözünün muhasebesidir. Nefsine yenilen, iktidar peşinde koşan canın zihninde, tutulmayan her söz vebal olur. Dâr, işte o ağır yükü gönüllü olarak Meydana indirmektir.

Ayaklar mühürlü, kollar çaprazdır; gönül mühürlüdür . Bu, sadece bir duruş değil; Mansûr’un yürüdüğü yolda, kendi kusurunun acısını yaşayan bir aşığın canını kurban etmeye hazır olmasıdır. Bu eylem, içimizdeki zayıflığı yener ve dışarıdaki tüm zulme karşı büyük bir direnişi başlatır.

Dâr, ikrarın yüküyle, özünle ve benliğinle yüzleşip teslim olmaktır. Hepimiz bir sözle dünyaya geldik. Ama nefsine yenik düşenlerin zihninde, o sözler ağır bir vebal olarak kalır.
Kendi kusurlu hâlini kabul etmek, yapılan hatayı ve karakter zayıflığını fark etmek, kişi için en büyük işkencedir. Ulularımız der ki: Ne ararsan kendinde ara. Bulduğun o yükle, Dâr’ın Meydanına dikilmek zorunludur. Kusursuzluk yalnızca Hakk’ındır; sırra erenler bunu bilir.

Dâr, sadece bireyin yükünü hafifletmez. O, aynı zamanda tarihin yükünün de direğidir. Çünkü can, kendi kusuruyla yüzleşme disiplinini kazanınca, dış dünyanın zulmüyle savaşma gücünü bulur.

Hakikat aşkına Dâr’a yürüyenler zinciri, zalime biat etmeyerek canını feda eden Kerbela’da İmam Hüseyin’in duruşu ile başladı. “Ene’l-Hak” diyen Mansûr ve sözü uğruna derisi yüzülen Nesîmî ile devam etti . Bu direniş; Pir Sultan Abdal’ın sözünde, Alişer ve Zarife Hanım’ın dağlardaki mücadelesinde, nihayet Dersim’de Seyit Rıza’nın direğe yürüyüşünde keskinleşti. Pir Sultan’ın dediği gibi: “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.”

Bu tarihi zincir, Dâr’da inşa edilen teslimiyet ruhunun iktidara boyun eğmediğini gösterir. Türkiye’de yaşananlardan sonra şimdi Suriye’de, Ortadoğu’da Alevilerin uğradığı katliamlar, sadece fiziksel bir yıkım değil, bu direniş ruhunu hedef alır. Zira Dâr’a duran, canını feda etmeyi göze alandır. Kişisel zayıflığıyla yüzleşebilen can, toplumsal felaketin ağırlığı altında ezilmez; bilakis, ikrarıyla direnişin ta kendisi olur ve Hakk’ın yüzünde görünmeyi seçer.

Dâr didâr olmak, nefs ile Hakk arasında bitmeyen bir sözleşmedir. Bu, sadece Cem’deki bir ritüel değil, tarihin her anında nefsin ve zulmün karşısında dimdik bir duruştur. Ayakların mühürlendiği, kalbin teslim olduğu o Meydan; Kerbela’dan bugüne uzanan zorlu yolun tek kaidesidir.

Ancak bugün, bu direniş zincirini miras alan bizler, ikrarımızın gereğini yeterince yerine getiremiyoruz. Dâr’ın felsefesi ortadayken, kendi konfor alanımızda, toplumsal felaketlere ve adaletsizliğe karşı mücadele etmeme zafiyetini gösteriyoruz. Zulmün gölgesinde dilsizleşmeyi, hafızayı silmeyi ve sinmeyi tercih ediyoruz.

Zira ancak kendi içindeki yükü Dâr’a indirmeyi göze alan can, dışarıdaki zulmün karşısında canıyla ve ikrarıyla dimdik durma cesaretini bulur. Sırra erenler bilir ki, bu yol; düşmekten değil, düştükten sonra kalkıp direğe dönmekten ibarettir. Bizler, geçmişin acı yükünü taşıyanlar olarak, hafızalarımızı taze tutmalı ve günümüzdeki eylemsizlik hastalığını yenerek, hak ve hakikat aşkına direnmeye devam etmeliyiz.

Maraş Katliamı’nda Unutmadık! Alevi Kurumlarından Kadıköy’de Ortak Açıklama

Maraş Katliamı’nın 47. yılı dolayısıyla Alevi kurumları, 17 Aralık 2025 tarihinde Kadıköy İskele Meydanı’nda ortak bir basın açıklaması gerçekleştirecek. Bu açıklama ile, 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta Alevi yurttaşlara yönelik gerçekleştirilen ve devletin bilgisi ve gözetimi altında gerçekleşen katliamda hayatını kaybedenler anılacak. Aynı zamanda, katliamın gerçek faillerinin ortaya çıkarılmaması ve cezasızlık politikalarına karşı adalet talep edilecek.

Etkinlik, Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin çağrısıyla düzenleniyor. Açıklamada, Maraş Katliamı’nın Alevilere yönelik tarihsel saldırı zincirinin en ağır halkalarından biri olduğu vurgulanacak ve devlet arşivlerinin açılması, cezasızlık politikasının son bulması gibi talepler dile getirilecek.

Alevi kurumları, katliamların yalnızca geçmişe ait olmadığını, günümüzde de inkâr ve asimilasyon politikalarının bir sonucu olduğunu belirtiyor. Bu nedenle, toplumsal hafızanın korunması ve ortak mücadelenin önemine dikkat çekiyorlar. Tüm halkı ve demokrasi güçlerini bu ortak hafıza ve adalet çağrısına katılmaya davet ediyorlar.

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı’na Destek Bursu

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, maddi imkânları kısıtlı öğrencilerin eğitimine destek olmak için Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı ile dayanışma içerisinde olduğunu duyurdu. Federasyon, bu doğrultuda sağlanan 6 bin 180 Euro’luk katkının gençlerin eğitim yolculuğuna umut olacağını vurguladı.

Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı, eğitim alanındaki eşitsizlikleri azaltmayı hedeflediğini belirterek, üniversitelerde öğrenim gören başarılı ama maddi olanakları sınırlı öğrencilere burs sağladığını ifade etti. 2015 yılında oluşturulan burs fonu sayesinde bugüne kadar yüzlerce öğrenciye destek sunulduğu aktarıldı.

Federasyonun açıklamasına göre, burs desteği 2015-2016 eğitim döneminde 24 öğrenciyle başlamış ve 2024-2025 döneminde 238 öğrenciye ulaşmıştır. 2025-2026 eğitim döneminde ise toplamda 203 öğrenciye burs verileceği belirtildi. Ayrıca, özellikle kız öğrencilerin burs olanaklarından daha fazla yararlandırıldığına dikkat çekildi; bu yıl burs alan öğrencilerin yüzde 73’ü kız, yüzde 27’si erkek öğrencilerden oluşmaktadır.

6 Şubat depremlerinin yarattığı yıkımın ardından dayanışma ağlarının güçlendirilmesi gerektiği vurgulanarak, eğitim ortamının çocuklar ve gençler için psikososyal iyileşme sağladığı ve yoksullaşmanın etkilerini azaltmada önemli bir rol oynadığı ifade edildi.

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, sağlanan burs desteğinin anlamına dikkat çekerek, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı’na özverili çalışmaları için teşekkür etti. “Emekleriniz Hakk katında kabul olsun. Aşk ile” ifadeleriyle dayanışma mesajı iletildi.

İktidar, Suriye’deki katliamı durdurma gücüne sahip ama neden harekete geçmiyor?

Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Suriye’de Alevilere yönelik süregelen katliamlara dikkat çekerek, Türkiye’nin bu durumu durduracak güce sahip olduğunu vurguladı. Akpınar, “Cumhurbaşkanı, MİT Başkanı ya da Dışişleri Bakanı bir telefonla bu katliamları durdurabilir” ifadelerini kullandı.

Suriye’de yaşananların insani ve ahlaki açıdan kabul edilemez olduğunu belirten Akpınar, “Emperyalizmin hizmetindeki İŞİD anlayışını kınıyoruz. Bu durum, Ortadoğu’daki mazlum halkların bedel ödemesine neden oluyor” dedi. Akpınar, Alevi toplumunun sesinin duyulduğunu ancak hiçbir somut adım atılmadığını ifade etti.

CHP ve DEM Parti’ye çağrıda bulunan Akpınar, bu partilerin Suriye’deki soykırıma karşı daha fazla inisiyatif alması gerektiğini söyledi. Ayrıca, Türkiye’deki Alevi toplumunun, son 40 yıldır Kürtlere gösterdiği duyarlılığı, Suriye’deki Alevilere de göstermesini beklediklerini belirtti.

Alevilere yönelik katliamların devam etmesine rağmen Türkiye’nin yetkililerinin bu duruma kayıtsız kaldığını vurgulayan Akpınar, “Suriye’de yaşananlara karşı üç maymunu oynuyorlar” dedi. Akpınar, Hristiyanlar, Ezidiler, Kürtler ve Türkmenler dahil olmak üzere hiçbir halkın ezilmemesi gerektiğini ifade etti.

Son olarak, Akpınar, Suriye’deki bir diktatörlüğün sona erdirilmesi gerektiğini ve yeni bir diktatörlüğün başka inançları veya toplulukları ezmesini istemediklerini belirtti. Alevi toplumu olarak Suriye’de yaşanan katliamlara karşı mücadele vermeleri gerektiğini vurguladı.

Alevi soykırımına karşı grev 4. gününde: Mesyaf ve Hama’da dükkanlar kapalı

Alevi Soykırımına Karşı Grev 4. Gününde: Mesyaf ve Hama’da Dükkanlar Kapandı

Suriye’de Alevilere yönelik soykırım uygulamalarına dikkat çekmek amacıyla başlatılan grev, 4. gününde etkisini sürdürüyor. Mesyaf ve Hama’da dükkanların kapalı olduğu gözlemlenirken, Humus’ta ise okul müdürlerinin devamsız öğrencileri okuldan atmakla tehdit ettiği bildiriliyor.

HTŞ’nin Suriye’deki kontrolü ele geçirmesiyle Alevi toplumu üzerindeki baskı ve katliamların artması, bu grevin önemini artırdı. Şeyh Gazel Gazel’in “Suriye Devrim Kutlamalarına katılmayın, 5 gün boyunca grevde olun” çağrısı, toplumsal bir karşılık bulmuş durumda.

Özellikle Alevi nüfusunun yoğun olduğu Mesyaf ve çevresindeki köyler ile Hama’nın doğu ve batı kırsalında, grev nedeniyle sokakların sakin olduğu ve dükkanların kapalı kaldığı ifade ediliyor. Suriye İnsan Hakları Gözlem Merkezi’nin verilerine göre, birçok öğrenci de eğitim kurumlarına gitmiyor.

Diğer yandan, Humus’ta yerel kaynaklardan alınan bilgilere göre, bazı okul müdürleri devamsız öğrencileri okuldan atmakla tehdit ediyor. Bu durum, velilere de okul yönetimlerine bildirimde bulunmaları talimatını içeriyor. Alevi toplumunun yaşadığı bu baskılar, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerini daha da görünür kılıyor.

İnancımıza kayyım atamak ne demek? Kayyım zihniyetine son verin!

DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Hubyar Sultan Tekkesi’ne el koyma girişimini Meclis gündemine taşıdı. Fırat, bu durumu “İnanca kayyum atamak” olarak nitelendirerek Alevi toplumunun tepkilerine rağmen tekkenin bünyelerine alınmak istendiğini vurguladı. Yargıtay, Hubyar Sultan Tekkesi’nin köy tüzel kişiliğine ait olduğunu onaylamış olmasına rağmen, Vakıflar Genel Müdürlüğü yeni bir dava açarak bu kararı yok sayma çabasında.

Fırat, genel kurulda yaptığı konuşmada Aleviliğin bu toprakların kadim inancı olduğunu belirtti ve Alevilerin eşit yurttaş olarak görülmediğini ifade etti. Katliamlar ve sürgünlerin ardından bugün dahi eşitsizliklerin devam ettiğini belirten Fırat, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmadığını ve zorunlu din derslerinin sürdüğünü hatırlattı. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığını ve kutsal mekanlara el konulma girişimlerini eleştirdi.

“Vakılar Genel Müdürlüğü, Tokat Almus’taki Hubyar Sultan Tekkesi’ne el koymaya çalışıyor” diyen Fırat, Yargıtay dahil tüm mahkemelerin bu tekkenin Alevilere ait olduğunu belirttiğini fakat Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bu kararları görmezden geldiğini ifade etti. Fırat, “Bu kayyum zihniyetinden vazgeçin” diyerek çağrıda bulundu ve Hacı Bektaş Veli Dergahı ile diğer dergahların asıl sahiplerine iade edilmesi gerektiğini vurguladı.

Alevi kurumları, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılara karşı Meclis’i uyardı

Alevi kurumları, Suriye’de Alevilere yönelik artan saldırılar konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çağrıda bulundu. Bu çağrı, yaşanan olayların uluslararası boyutunun ve inanç özgürlüğü ile eşit yurttaşlık haklarının ihlali olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgusunu taşıyor.

Alevi kurumları, Suriye’deki Alevi toplumu üzerinde baskı yaratıldığına ve bu durumun uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmesi gerektiğine dikkat çekti. Yapılan açıklamalarda, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırıların yalnızca bir inanç grubuna değil, aynı zamanda insanlığa karşı işlenen bir suç olarak algılanması gerektiği ifade edildi.

Alevi toplumu, bu tür saldırıların durdurulması ve Suriye’deki Alevilere yönelik hak ihlallerinin sona erdirilmesi için Türkiye’nin güçlü bir duruş sergilemesi gerektiğinin altını çizdi. Meclis’e yapılan çağrıda, Alevi inancının ve kültürünün korunması adına gerekli adımların atılması talep edildi.

Alevi kurumları, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık haklarının tüm dünya üzerinde sağlanması gerektiğini bir kez daha vurgulayarak, bu konudaki duyarlılığın artırılması için toplumun tüm kesimlerini harekete geçmeye davet etti.

Barışın Ve Demokrasinin Toplumsallaştırılması   Aziz Tunç

0

DEM Parti İstanbul’da 6- 7 Aralık 2025 tarihinde son derece önemli bir   etkinlik gerçekleştirdi. “Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı” olarak adlandırılan bu konferans, düzenlendiği tarihsel moment, içeriği ve verdiği mesajlar itibarıyla büyük bir öneme sahiptir.

Barış ve demokratik toplum süreci başladığından beri barış isteyenler, başta Kürt halkı, kurumları ve önderliği sayın Öcalan olmak üzere, bütün güçler, bu sürecin toplumsallaştırılması gerektiğini ısrarla ifade ettiler. Çünkü sözkonusu barışın gerçekleşmesi demokrasiyi gerekli kılıyordu. Demokrasi ise ancak yeterince güçlü, örgütlü ve dinamik bir toplumsal basınçla gerçekleşebilirdi.

Bu gerçekten hareket eden DEM Parti, diğer Kürt dinamikleri ve bütün demokrasi güçleri, sayın Öcalan’ın belirlemesine uygun olarak, barışın ve demokrasinin toplumsallaştırılması için yoğun bir çaba göstermektedirler.  Bu amaçla DEM Parti tarafında Kürdistan’ın ve Türkiye’nin birçok yerinde binlerce halk toplantısı yapılmıştır.  Kadın hareketi Amed’de Ankara’ya barış yürüyüşü gerçekleştirmiştir.

Bu çalışmaların devamı olarak İstanbul’da DEM Parti tarafında belirtilen anlamlı organizasyon gerçekleştirilmiş ve sürece önemli bir katkı sunulmuştur.

Konferansa, benzer sorunları ve çözüm deneylerini yaşamış toplumsal kesimlerin temsilcileri, insanlığın mevcut kapitalist- emperyalist sistemden kurtulması için düşünce geliştiren, teorik çalışma yapan bilim insanları ve demokratik kurum temsilcileri davet edilmişlerdir. Dünyanın dört bir yanında, Türkiye ve Kürdistan’da gelen siyasetçiler, akademisyenler ve aktivistler, konferansa önemli ve değerli katkılar sunmuşlardır.

İki gün süren konferans, sayın Öcalan’ın gönderdiği barış ve demokratik toplum inşasıyla sosyalizmi yeniden kazanalım” başlıklı   mesajın okunması ile başlamıştır.

Bütün katılımcılar tarafında büyük bir coşkuyla karşılanan Sayın Öcalan’ın mesajı, konferansa yön veren temel metin rolü oynamış, konferans boyunca ve daha sonra, yoğun değerlendirmelere konu edinilmiştir.

Konferansa internet bağlantısıyla katılan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Eşbaşkanı ve Dış İlişkiler sorumlusu İlham Ehmed’in konuşması da büyük bir ilgiyle ve alkışlarla karşılanmıştır.

Ayrıca HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş’ın ve Figen Yüksekdağ’ın mesajları da anlamlı ve değerli bulunmuştur.

Bu konferansta hem genel toplumsal ve sistem sorunları bağlamında değerlendirmeler yapılmış hem de özel olarak, mevcut sürece katkı sunması için yaşanmış uluslararası deneylerden çıkartılan sonuçlar paylaşılmıştır.  Konferans hem teorik değerlendirmeler boyutuyla hem de pratik deneyimlerin aktarılması yönüyle, zengin bir içeriğe sahipti ve mevcut sürecin tartışmasıyla da somutlaştırılarak değerlendirilmiştir.

Ayrıca bütün katılımcıların mevcut barış ve demokratik toplum sürecini büyük bir inançla ve güçlü ifadelerle desteklemeleri önemliydi.

Konferansta “demokratik entegrasyon yasalarının çıkmasının ve umut hakkının tanınmasının” önemine yapılan vurgu ayrıca değerli bir belirlemeydi.

Bütün bunların yanında konferansta çıkartılması gereken temel sonuçlardan birisi, kalıcı barış ve demokratik toplum için, güvence mekanizmalarının oluşturulmasına yapılan vurgulardır.

Aktarılan deneylerin tamamında “barış ve demokratik toplum sürecinin güvence mekanizmalarının” önemine vurgu yapılması, bu noktaya dikkat çekilmesi öğretici ve anlamlıdır.

Öğreticidir çünkü yaşanan “barış ve demokratik toplum sürecinin” güvence mekanizması olmadan, yani toplumsallaşmadan, toplum sürece sahip çıkmadan   barışın kalıcı olmayacağı belirtilmektedir.

Anlamlıdır çünkü, Kürt dinamiklerinin bütün çabalarına rağmen, devlet sorunun bu boyutunu ıskalamaya çalışmaktadır.

Buna karşın toplum süreci sahiplendiğinde, benimsediği sürecin gerçekleştirilmesi için daha güçlü bir çaba ortaya koyacaktır.  Böylece sürecin hem gerçekleşme imkânı artacak hem kalıcı olması sağlanacaktır.

Bu anlamda yapılan bu konferans, sürecinin   toplumsallaştırılmasına büyük katkı sunarak süreci güçlendiren önemli bir çalışma olmuştur. Sürecin bir kez daha derli toplu biçimde kamuoyuna sunulması ayrıca değerli olmuştur.

Bu gelişmeler, Sayın Öcalan’ın geliştirdiği barış ve demokratik toplum sürecin başarılacağına dair algıyı güçlendirmiş, sürece güveni artırmıştır. Böylece   konferans, toplumun bütün kesimlerinde olumlu bir etki bırakmıştır. Sürecin toplumsallaşması denilen de budur.

Bütün bunlara rağmen, Kürtler ve demokrasi güçleri sürecin toplumsallaşması ve başarısı için yapılması gerekenleri yaparken, devlet tam tersi bir noktada hareket etmekteydi.

Önce sayın Öcalan’la TBMM üyelerinin yaptıkları görüşme tutanakları çarpıtılarak yayınlandı. Halbuki bu tutanakların tamamımın kamuoyuna sunulması, barış ve demokratik toplum talebinin toplumsallaşması için gerekli ve zorunludur.

Sonra konferansa davet edilmiş olan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Eşbaşkanı ve Dış İlişkiler sorumlusu İlham Ehmed’in konferansa fiziki katılımı engellendi, online katılımına izin verildi. Bu tutum TBMM komisyonun da Kürt annenin ana diliyle konuşmasına engel olunması gibi bir yaklaşımdır.  Devlet cephesindeki bu engellemeler, barış ve demokratik toplum sürecinin toplumsallaşmasını, dolayısıyla başarısını zorlaştırmaktadır.

Kürt halk önderi Sayın Öcalan’ı Mazlum Abdi’yi, İlham Ehmedi ve diğer Kürt yetkililerini suçlu göstermeye çalışarak Kürt halkının barışa sahip çıkması sağlanamaz, barış ve demokratik toplum süreci bu şekilde toplumsallaştırılamaz.

Dolayısıyla devlet bu şekilde davranarak süreci tıkamaktadır. Aynı şekilde devlet, elindeki yargıyı, kolluk gücünü ve başkaca imkânları kullanarak, süreci geliştirmek isteyen güçlere doğrudan uyguladığı manipülasyonlarla ve baskılarla, toplumun sürece dahil olmasını engellemektedir.  Dahası devlet bu yaklaşımla, toplumun süreçte uzaklaşmasını sağladığı gibi, süreç karşıtı güçlerin önünü açmakta, onların saldırmalarına, süreci sabote etmelerine zemin yaratmaktadır.

Özetle barış ve demokratik toplum sürecinin aksatılmasının nedeni Türk Devletinin demokratikleşmiyor/ demokratikleşmek istemiyor olmasıdır.

Buna karşın bu devasa engelleri aşmak mümkün ve zorunludur. Bunun için bütün demokrasi güçleri, örgütlü, kararlı ve sürekli bir mücadele programı ile hareket etmelidirler. Tek çözüm yolu barışın ve demokratik toplumun ezilenler tarafında gerçekleştirilmesidir. Nihayetinde barışa ve demokrasiye ihtiyacı olan ezilenler, bizleriz ve bu sorunu çözmesi gerekenlerde bizler olacağız.