Ana Sayfa Blog Sayfa 506

Gayet tabi kudretlidir durumumuz

Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili adayı motokurye işçisi Mehmet Timurtaş’la konuştuk: Bence Yeşil Sol güzel sonuç alacak. Gayet tabi kudretlidir durumumuz. Bunu moral için söylemiyorum. Sahada görüyorum. Bunlar insanların yüreklerini yaktılar. İnsanlarımızı enkaz altında bıraktılar. Yeşil Sol bunların hesabını Meclis’te soracak

Hüseyin Kalkan

O bir işçi önderi, anlattıklarından anlıyoruz bunu. Gururlu, onurlu ve kudretli bir işçi önderi. Konuştukça her bir söylediği yerli yerine oturuyor. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul 1. bölge milletvekili adayı Mehmet Timurtaş’tan söz ediyoruz. Kendisi bir motokurye, yüksek tehlikeli bir iş olan bu iş kolunda çalışan işçilerin örgütlenmesi ve hakları için her mücadelenin içinde yer almış, kamuoyunun dikkatini bu insanlara çekilmesi için önemli işler başarmış. Timurtaş, motokurye iş kolunda verdiği mücadeleyi şöyle anlatıyor: “Ben Mehmet Timurtaş. Siirt Eruh doğumluyum. 1989 Temmuz 26 doğumluyum. Evliyim, iki kızım var. 1994 yılında Kürt köylerinin yakıldığı dönemde İstanbul’a geldim. Motokuryeyim, 2007’den beri motokuryelik yapıyorum. Sendikacılık da yapıyorum. Turizm Eğlence Hizmet İşçileri Sendikası’nın (TEHİS) motokurye sözcüsüyüm. 2021’de katıldım TEHİS’e. Daha önce başka bir sendika vardı, orada örgütlenme alanındaydım. Şimdi motokuryeleri Meclis’te temsil etmek için aday oldum. Uzun yıllar motokuryelik yaptım. Meclis’te bir motokurye olmasını istedik. Aday gösterildim partim tarafından.”

Motokuryeleri gündemleştirdi

Mehmet Timurtaş adaylık sürecini şöyle anlatıyor: “Ben zaten uzun zamandır alanlardaydım. Getir alanlarındaydım, Trendyol alanlarındaydım, Yemek Sepeti alanlarındaydım, bütün eylemlerin bire bir içindeydim. Bütün hak arayışlarında vardım. Kar, fırtına demeden çalıştık. Mesela kar olurdu. Biz çalışmaya devam ederdik. Bununla ilgili ilk videoyu ben çektim. Aşağı yukarı 8 milyon izlenme oldu. Videoda halkımızdan rica ediyorum, yarın kıtlık olacakmış gibi sipariş vermeyin diyordum. Hatta karda ücret talep etmiştik. Çünkü motokurye çalışmadığı gün ücret almıyordu. Karın yağdığı günler ücretli izinli sayılmasını talep ettik. Onu da gerçekleştirdik. Böyle bir mücadele sürecimiz oldu.”

Bitmeyen sorunlar ve mücadele

Timurtaş, motokurye iş kolunu ve burada çalışanlarla ilgili hemen her meseleyi biliyor, her sorunla uğraşmış. Bunları şöyle özetliyor: “Şunu söyleyeyim: Resmi rakamlar Türkiye çapında 200 bin motokuryenin olduğunu söylüyor. Ama biz bunun çok çok üstünde olduğunu biliyoruz. Mesela Yemek Sepeti’nde 50 canımız çalışıyorsa bunun üçü sigortalı, diğerleri sigortasız çalıştırılıyor. Geriye kalanlar esnaf kuryeye döndü. İnsani şartlarda çalışmıyorlar. Esnaf kurye bir taşıma şirketi olarak gözüktüğü için, işçi sayılmadığı için bunlar sigortalı değil. Esnaf kurye kulağa işçiden daha iyi şartlara sahipmiş gibi geliyor, ama kuryeler içinde en çok ezilenler bunlar. Sigortalı olmadıkları için iş almak için şirket kurmak zorunda kalıyorlar. Bunların sigortası yok, senelik izin yok, haftalık izni yok, kıdem tazminatı yok. Oluşabilecek meslek hastalıkları fonundan yararlanamıyorsun. Böylelikle çok rahat işten çıkarabiliyorlar ve kılık kıyafetimizden tutun yememiz, içmemize, motorun amortisörü, vergisi, hatta ve hatta biz muhasebeci tutmak zorunda kalıyoruz, çünkü bizim gelir giderimiz olduğu için fatura kesmek zorundayız. Esnaf kuryeyi uzun uzun anlatmaya gerek yok, tek bir kelime ile anlatılabilir. Esnaf kuryelik, patronların emekçilere tüm sorumlulukları yıkmanın adıdır. Hiçbir sosyal güvencesi yok. Kaza yapıyoruz mesela, bazen ölümlü kaza oluyor bunlar, sakatlanmalar oluyor. Eskiden sigortalı çalıştığımızda iş kazası tutanağı tutuyorduk, rapor alıyorduk iyileşme döneminde ücret alabiliyorduk. Maalesef bu esnaf kuryelik döneminde bu haklar elimizden alındı.”

Esnaf kuryelik bir dayatma

Mehmet Timurtaş, esnaf kuryeliğin bir dayatma olduğunu söylüyor. Patronlar bu yolla sigorta primi başta olmak üzere birçok ödemeden kurtuluyor ve işçilerin doğal haklarını da yasal yoldan gasp etmiş oluyor. Motokuryelerin milletvekili adayı Timurtaş bu sistemi şöyle anlatıyor: “Tabii dayatıyorlar, dayatıyorlar. Zaten birçok esnaf kuryeyi tazminatsız bir şekilde işten çıkardılar. Mobbing uyguladılar iş bıraksınlar diye, depolarını değiştirdiler. Alanlarda gördük bunu, hız yapmaya zorluyorlardı. Taciz ediyorlardı. Mesela rotmars diye bir internet uygulaması vardı. Mesela sen kapıda 6 dakika değil, 7 dakika beklediğin zaman seni arıyordu. ‘Kardeşim neden 7 dakika bekliyorsun orada? Haydi çabuk ol’ diyordu. Doğru değil ama bazı motokuryeler kaldırımdan bundan dolayı gidiyor, bazı motokuryeler ters yönde bunun için gidiyorlar. Bizim insanlara özel bir garezimiz mi var? Neden ters yönde gidelim? Neden kaldırımdan gidelim? Asla. Ama maalesef patronlar üç kuruş daha fazla kazansınlar diye hem halkımızı hem emekçileri riske atıyorlar. Bizim reddettiğimiz, kabul etmediğimiz en temel meselelerden biri de budur. İnsani bir düzen getirmek istiyoruz. Bu insani bir düzen değil ki. İnsan onuruna yakışan bir çalışma sistemi değil ki. Bu tabiri kullandığım için çok özür dilerim ama bizi tazı atına benzetiyorlar. Bize bonus koymuşlar, eskiden sigortalı çalıştığımız zaman iki buçuk, üç kilometrede sınırlı bir alanda çalışıyorduk. Şimdi bütün sorumluluklar motorun yağından giysiye kadar her şey bizlere ait olduğu için 11 kilometreye kadar bölgeler açmışlar ve bize bonus koyuyorlar ki daha hızlı gidelim, daha çok paket atalım diye teşvik ediyor. Ölümler de bundan kaynaklı. Çünkü günlük 30-35 tane kota koyuyor. Senin o kotayı geçebilmen için hız yapman gerek. O kotayı yakalamadığın takdirde senin para kazanman söz konusu bile olamaz. Zaten sigortalıya göre bütün sorumluluklar sana ait olduğu için sen para kazandığını sanıyorsun ama öyle değil. Çünkü sana bir paket başı ücret veriyor, hiçbir hakkın yok. Ekstra bir bonus koymuş, kota koymuş, sen bunu yakalayabilmek için saatini uzatıyorsun, hız yapıyorsun. Az önce belirttim, 14-15 saat çalışan insanlarımız var.”

Puanlı ölüm

Bu iş kolunda ölümlü iş kazalarına dair haberlere sık sık rastlarız. Timurtaş’ın anlattıkları bu kazaların nedenini açıklıyor: “Bu patronların oluşturduğu bir sistem. Ne kadar hızlı gittiğinize, ne kadar zamanda siparişi teslim ettiğinize bakılarak puan veriliyor ve ücret de ona göre belirleniyor. Bunun için de motoru hızlı sürmen gerekiyor. Bu da doğal olarak kazaya ve can kaybına neden oluyor. Biz bu hız puanının kaldırılmasını talep ediyoruz. En öncelikli talebimizdir.”

AKP’lilerden de destek

Mehmet Timurtaş, aday olduktan sonra sahada güzel tepkiler aldığını söylüyor. Kendisine gelen bazı mesajları benimle paylaşıyor. O zaman neden gururlu ve kudretli olduğunu anlıyoruz. Timurtaş sahada aldığı tepkileri şöyle anlatıyor: “Sahada güzel tepkiler görüyorum. Gerçekten bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Ben alanlarda emekçilerin, meslektaşlarımın yanında olduğum için, onlar benim yaklaşımımı bildikleri için, nasıl sevgi dolu olduğumu bildikleri için beni bağırlarına bastılar. Beni MHP’lisi de bağrına basıyor. Beni AKP’lisi de CHP’lisi de bağrına basıyor. İYİ Partilisi de bağrına basıyor. Bu çok sevindirici, çok onur verici bir durum. Hepsi beni mücadele alanlarından tanıyor. Bana gelen bir mesajı size okumak istiyorum: ‘Ülkücü bir babanın oğlu olarak söylüyorum bunları. Mehmet Timurtaş’ın üye olduğu parti umurumda bile değil. Benim umurumda olan bu adam Meclis’e gidince benim hakkımı gözetecek mi, beni koruyup kollayacak mı, 12 saat çalışıyorum, kazandığım üç kuruş parayı haksız yere benden almalarına göz yumacak mı? Ona bakıyorum. Bu adamı az da olsa tanıdım ve güveniyorum. Hakkımızı savunacağına inancım tamdır. Beyler bu siyasi bir mesele değil, şahsi bir mesele. Meclis’te şimdiye kadar bizim için iyi olan bir yasa çıktı mı, çıkmadı…” Bu beni çok onore etti.

Alanda ‘Mehmet bana ilk kez HDP’ye oy verdireceksin’ diyenler oluyor. Şaka ile karışık tabii. Bunlar daha çok AKP seçmeni. Tanıyorum. Sohbet de ediyoruz.”

Erdoğan kaybedecek

Timurtaş, seçim sonucundan emin. Şunları söylüyor: “Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüzde yüz kazanacağından eminim. Çünkü insanları depremde enkaz altında bıraktılar. Çünkü insanları yoksulluk sınırında bıraktılar. Halkımız artık öyle bir noktaya geldi ki kiralarını bile ödeyemiyorlar. Ve ben Süleyman Demirel’in bir sözünü hatırlatmak istiyorum. Diyordu ki rahmetli, ‘Tencerenin devirmeyeceği bir iktidar yoktur.’ Bunlar bu halkın tenceresini boşalttılar. Sen bu halkın cebini yakarsan bu halk da seni yakar.”

Ekonomi öne çıkıyor

Mehmet Timurtaş her gün sahada olan, her gün insanlarla yüz yüze olan bir aday. O yüzden sahanın nabzını iyi tutuyor. “En çok ekonomik meseleler ön plana çıkıyor. Bu da çok normal. Çünkü birileri 110 odalı saraylarda yaşarken, günlük masrafı 18 milyon iken ejder meyvesi, manda yoğurdu yerken birinin evine yarım kilo kıyma bile almaması kolay atlanacak bir mesele değil. Durum bu olunca ekonominin ön planda olması gayet normaldir. Halkımızın önceliği budur. Biliyorsunuz, ‘Ver başkanlığı gör etkiyi’ demişlerdi ama, onu derken euro 4 liraydı, şu an 21 lirayı geçti. Hiç de dedikleri gibi olmadı. Çok çok kötüye gittik. Ekonomik olarak uçurumdayız. Bir çocuğa süt alamamak ne kadar kötü. Marketlerde bebek mamaları kilit altında. Alarm takmışlar, alarm, alarm!.. Bundan daha acı bir tablo olur mu? Geçtim soğanın 30 lira olmasını, bir bebeğin temel yiyeceğini bir anne baba alamıyorsa, gerisini konuşmak beyhude. İnsanlar mamaya dahi ulaşamıyorsa hangi ekonomiden bahsedebiliriz. Hem çok pahalı olduğu için hem en çok çalınan mamul olduğu için alarm takmışlar.”

Yeşil Sol kudretlidir

Kendisine ne kadar güveniyorsa, Yeşil Sol Parti’nin alacağı sonuca da o kadar güveniyor, Timurtaş, “Nasıl bir sonuç alacaksınız?” şeklindeki sorumuzu şöyle yanıtlıyor: “Bence güzel sonuç alacak. Gayet tabii kudretlidir durumumuz şu an. Bunu kendimize moral için söylemiyorum. Sahada görüyorum. İnsanların yüreklerini yakmayacaklardı. İnsanların cebini yakmayacaklardı. Bunlar insanların yüreklerini acıttılar. İnsanlarımızı enkaz altında bıraktılar. Bunlar unutulacak şey mi? Kendilerinin verdiği rakamlara göre 55 bin insanımız öldü. İsteselerdi polisi, askeri yığar enkazı bir günde kaldırırlardı. Her şeye güçleri yetiyor da buna mı yetmedi! Bilerek ve isteyerek insanları enkaz altında bıraktılar. Çok açık söylüyorum.”

Asimilasyondan vazgeçin!

Kürt sorununun çözülmesi için anadil hakkının tanınmasının şart olduğunu söylüyor Mehmet Timurtaş. Bunun sadece TRT Kurdi’de üç beş stran söylenmesi ile sınırlı bir durum olmadığını belirtiyor. Ve şunları ekliyor: “Öncelikle anadil hakkının tanınması şart. İnsanın içine doğduğu dil reddedilebilir mi? Allah’ın yarattığı bir dil reddedilebilir mi? Bunu Kürt olduğum için söylemiyorum. Bir İngiliz’i bile anadil hakkından yoksun bırakmak doğru değil. Biz yıllardan beri Mezopotamya’da yaşıyoruz. Kardeşlik birkaç tane Kürtçe türkü söylemek değil TRT Kurdi’de. Anadilimizde eğitim görmek istiyoruz. Ve bu bir lütuf değil, bir haktır. Madem birlikte yaşamak istiyorsak inkar ve asimilasyon oyunlarından vazgeçmeniz gerekir. Bu halkı asimile edemezsiniz.”

Sorunu Meclis’e taşıyacağım

Adaylık için kuvvetli bir gerekçesi var Mehmet Timurtaş’ın. Motokuryelerin sorunlarını Meclis’e taşımak. Gerekçesini ve taleplerini şöyle sıralıyor: “Zaten sıkıntılarımız çok. Motokurye alanlarında çalışma koşulları çok zor. Özel kıyafetler gerekiyor. Yine motorların iyi olması gerekiyor. Bunun gibi birçok sorunumuz var. Motokuryeler olarak bizim 11 tane talebimiz var. Milletvekili adayıyım, ama kendimi motokuryelerden ayrı tutmuyorum. Uzun süre motokuryelik yaptım. Motokuryelerin sesini Meclis’e taşımaya karar verdik. Biz TEHİS olarak motokurye meslektaşlarımızla birlikte 11 talep oluşturduk.

Taleplerimiz şöyle:
1- Motokuryelik yüksek tehlikeli iş sınıfına alınsın.
2- Esnaf kuryelere haftalık ve senelik ücretli tatil hakkı tanınsın.
3- Puanlama sistemi kaldırılsın.
4- Hız baskısı olmasın, işletmeler denetlensin.
5- Güvenceli ve sigortalı çalışma koşulları hayata geçirilsin. Kayıt dışı çalışma ortadan kaldırılsın.
6- Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılsın.
7- İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret verilsin.
8- Ceza sistemi kaldırılsın.
9- Esnaf kuryeler ‘işçi’ sayılsın. İşçilerin faydalandığı tüm haklardan yararlansın.
10- Uzun ve zorunlu çalışma süreleri kısaltılsın.
11- Mesleki yeterlilik sertifikası patron tarafından işçiye ücretsiz tahsis edilsin.”

#Gayet #tabi #kudretlidir #durumumuz

Buldan: AKP’nin devraldığı Kenan Evren dönemi bitmiştir artık

Ağrı Patnos Derneği’nde halkla bir araya gelen HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 14 Mayıs’ta Türkiye’nin karanlık ile aydınlık arasında tercih yapacağını söyleyerek ‘Onların devraldıkları Kenan Evren dönemi bitmiştir artık’ dedi

Yeşiller ve Gelecek Sol Parti (Yeşil Sol) Halkların Demokratik Partisi (HDP), Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Pendik Kavaklıdere’de bulunan Ağrı Patnoslular Derneği’nde halkla bir araya geldi. Buluşmaya, HDP İstanbul İl Eşbaşkanları Ferhat Ecu, Ağrılılar Derneği başkanı Abdullah Yıldız, Patnos Dernekleri Federasyonu Başkanı Taner Kargı, Doğu Güneydoğu Dernekleri Federasyonu (DGDDF) Başkanı Ercan katıldı.

Halk Buldan’ı alkış ve zılgıtlarla karşıladı. Ağrı Patnos Derneği’ne sığmayan kitle sokağa taştı. Bunun üzerine Buldan, konuşmasını dernek önünde yaptı.

‘14 Mayıs’ta bu karanlığı yaratanlar kaybedecek’

14 Mayıs tarihinde yapılacak seçimin Türkiye’nin tarihini değiştireceğini dile getiren Buldan, otoriter rejimin halka reva gördüğü baskıyı, şiddeti, inkarı reva görenlere 14 Mayıs’ta iyi bir ders vereceklerinin altını çizdi. 14 Mayıs tarihinde bu karanlığı yaratanlar ve bu kumpasları kuranalar kaybedecek. Türkiye’de demokrasi, özgürlük ve bir değişim dönüşümü isteyenler kazanacak. 21 bir yıldır AKP-MHP’nin yaptıkları haksızlık ve hukuksuzlukları biliyoruz. Bize kumpas kuranlara karşı, Yeşil Sol Partiyle gireceğimizi ve seçimlerde Yeşil Sol’un bayraklarını, rüzgarını Türkiye’nin her yerinde dalgalandırmaya hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum” dedi.

‘Sen sandıklarında çıkamayacaksın’

“İktidarda kumpas çoksa bizim de mücadelemiz ve direnişimiz var” diyen Buldan sözlerine şöyle devam etti: “Hangi yolu kapattılarsa biz bir yol bulduk. Çünkü biz bir gider bin geliriz. Aynı zamanda milyonların oluruz. Her seçim gaz ve mazot çıkaranlar bu seçimde mazot ve gaz çıkarma yalanlarıyla Türkiye kamuoyunu kandırmaya çalışıyorlar. Bir slogan bulmuşlar ‘doğru zaman doğru adam diye’ buradan bunu söylüyoruz; evet zaman doğru ama yanlış. Şimdi de ağızlarına dolamışlar biz olduğumuz sürece Selo dışarı çıkamayacak. Sen sandıklarında çıkamayacaksın ki.”

‘Aydınlık ya da karanlık arasında bir tercih yapacağız’

14 Mayıs seçimlerinin demokrasi ve faşizm arasında bir tercih olduğunu sözlerine ekleyen Buldan, “Aydınlık ya da karanlık arasında bir tercih yapacağız. Ben inanıyorum ki Türkiye halkları seçimini demokrasiden, eşitlikten ve özgürlükten yana kullanacak. Bu değişim ve dönüşümle birlikte Yeşil Sol Partiyi Türkiye partisi yapacağız AKP’yi de bir tabela partisi yapacağız. Kayyum 14 Mayıs tarihin bir darbe olarak nitelendiren iktidar kayyum ve siyasetçileri cezaevlerine atarak darbe yaptıkları için kafaları sadece darbeye çalışıyor. Onların devraldıkları Kenan Evren dönemi bitmiştir artık. Bu ülkenin artık Kenan Evrenler de Tayyip Erdoğan’a da tahammülü kalmamıştır” dedi.

HABER MERKEZİ

#Buldan #AKPnin #devraldığı #Kenan #Evren #dönemi #bitmiştir #artık

İstanbul ve Ankara’da Dersim Tertelesi anması

İstanbul ve Ankara’da Dersim Tertelesi’ne ilişkin açıklama yapıldı. Açıklamada ‘Biz Dersimliler hiçbir şeyi unutmadık. Hiçbir şeyi affetmedik. Arşivler açılsın ve Dersim ismi iade edilsin. Dersim halkından resmi olarak özür dilensin’ denildi

Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF), Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) ve Dersim Araştırmaları Merkezi, Dersim’e dönük 4 Mayıs 1937’te başlatılan terteleye ilişkin Kadıköy’de bulunan Rıhtım Meydanı’nda protesto eylemi düzenledi.

Eyleme, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eş Sözcü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Turgut Öker, Cengiz Çiçek, Hasan Cemal, Cemil Güngören ve çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı. Eylem, katledilenlerin anısına saygı duruşu ile başladı.

‘Kara gün’

DEDEF Yönetim Kurulu üyesi Sebahat Babayiğit, “Kendini unutma” diyerek, sözlerine başladı. 4 Mayıs’ı “kara gün” olarak nitelendiren Babayiğit, “Dersim 37-38, ‘birlik beraberliğimizi nasıl kurduk’ hikayesinin en kanlı sayfasıdır. Gerçek bir birlik ve beraberlik Dersim 37-38 ile yüzleşmeden, onarmadan mümkün değildir. Dersim 37-38 sadece Dersimlilerin değil ülkemizde yaşayan herkesin sorunu olmalıdır. Bu sebeple Dersim’de devlet eliyle yaşatılan bu tertele bu güne kadar yalan perdesi ile üstü örtbas edilmek istendi. Bu yalan perdesini yırtıp atmak Türkiye halklarının ortak çabasıyla ancak mümkündür. Devletin olanaklarını ellerinde bulunduran bugünkü siyasilerin ileri demokrasi adına yapacakları en büyük iyilik, Dersim dosyasını siyasi malzeme olarak kullanmadan, Dersim’in önemli kara kutusu olan dosyayı açıklamasını sağlamaktır” diye konuştu.

‘Resmi olarak özür dilensin’

Türkiye’nin resmi olarak özür dilemesi gerektiğini belirten Babayiğit, “Dünyada pek çok örneği vardır. Bu sebeple kurumsal olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi geçmişte yaptığı bu hatayı, bir kanunla düzeltmeli ve çıkarılacak bir kanunla taleplerimizi yerine getirmelidir. Biz Dersimliler hiçbir şeyi unutmadık. Hiçbir şeyi affetmedik. Arşivler açılsın ve Dersim ismi iade edilsin. Dersim halkından resmi olarak özür dilensin. Ailelerinden alınan, evlatlık alınanlar açıklansın. Mezar yerleri açıklansın. Kızılbaş inancına özgürlük tanınsın. Dersim’de doğanın talanına yol açacak projeler iptal edilsin” diye belirtti.

‘Yok etmek istedikleri bu hak ve hakikatin kendisiydi’

Daha sonra söz alan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili adayı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Kürtçe’nin Zazaca lehçesi ile sözlerine başladı. 4 Mayıs’ı kara gün olarak gördüklerini belirten Uçar, “Şu soruyu sorarak başlamak gerekiyor; 4 Mayıs’ta gerçekleşen bu tertele, bu katliam bu ülkeye ve halklarına ne sağladı? Geldiğimiz aşamada, yaşamın bütün alanlarına bu devletin üzerinde yükseldiği tekçilik, bu teklemeye başlamış durumda. Alevilerin inançları, alevlerin yaşadığı bütün mekanlar bizim açımızdan ve toplum açısından bir hak ve hakikate tekabül ediyor. Yok etmek istedikleri bu hak ve hakikatin kendisiydi. Geldiğimiz aşamada başaramadıklarını söylemek gerekiyor. Katliamda yitirdiğimiz bütün canların ruhu Munzur’da, Dersim’in dağlarında ve Dersim’in ziyaretlerinde. Buradan kaybettiğimiz, yitirdiğimiz herkese sessimiz ulaşsın diyoruz. Sizin kavganız, mücadeleniz bu gün başta Dersim halkı olmak üzere bütün Türkiye toplumuna sahipleniyor. Dersim’in hakkı, hakikati yerini buluncaya kadar bu mücadele devam edecek” ifadelerini kullandı.

‘Alevi önderlerimizin mezarları açıklansın’

Katliamı gerçekleştirenlerin de travma yaşadığını ifade eden Uçar, “Birçok belgesel çekildi, araştırma yapıldı. Bu katliama ortak olanlar bile uzun süre travma yaşadı. Dolasıyla geldiğimiz aşama Türkiye, giydirilmek istenen tekçilik gömleği, en çok Dersimlilerin mücadelesi ile yıkılmış durumda. Türkiye’de yaşayan bütün haklar ve inançlar, bize dayatılan tekçiliğe karşı mücadele yürütüyor. Biz kayıp kızlarımızın akıbetini, biz Alevi önderlerimizin mezarlarını, akıbetinin açıklamasını talep ediyoruz. Alevi halkının mücadelesi bizim mücadelemizdir” diye konuştu.

Daha sonra eyleme katılanlar oturma eylemi düzenledi. Bu esnada sanatçılar da katliam sonrası yakılan ağıtları seslendirdi. Sonrasında ise denize karanfiller bırakıldı.

Ankara

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Ana Fatma Cemevi’nde Dersim Soykırımı’na yönelik anma programı gerçekleştirdi. Soykırımda yaşamını yitirenleri anmak üzere dara durulması ile başlayan program, ardından çera uyandırma ile devam etti. Çera uyandırmanın ardından DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak soykırıma ilişkin açıklama yaptı.

Alevilerin mücadeleyi yükseltmek zorunda olduğunu söyleyen Karabudak, “Mezarsız, kefensiz yatanlarımızı bir kez daha saygı ile anıyor, devirleri daim olsun. Direnişiniz mirasımızdır!” dedi.

Alevi Piri yazdığı şiiri okudu

Karabudak’ın ardından Alevi Piri ve yazar Seyfettin Elaldı söz aldı. “Dersim Destanı” adlı şiir kitabını yazan Elaldı: “Yazdığım destanın yazarı ben değilim. Bu destanın yazarı o dönemi yaşayan tanıklardır.Ben sadece sözcükleri bir araya getirdim” dedi. Elaldı, konuşmasını ardından yazdığı “Dersim Destanı” adlı şiiri okudu.

Ankara Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği ise, şube bürosunda anma töreni düzenledi. Anmaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Ankara 1’inci Bölge Milletvekili adayları Selma Gürkan, Bülent Kaya ve Hatice Göz, Partizan, İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Açıklamada Konuşan Dersimliler Derneği Şube Başkanı Çiğdem Camkıran, 4 Mayıs’ın Dersimliler İçin kara gün olduğunu vurguladı.

Demokrasinin inşasının ölçüsünün kazanımlar olduğu söyleyen Selma Gürkan da, “Bu yüzden Biz demokratik Türkiye’yi tarif ederken demokratik haklar ve özgürlüklerle tarif ediyoruz. Türkiye tarihi açısından acıları da yaşadığımız bir tarihe sahibiz. Bu yaraların kabuk bağlaması için de bir tarihle yüzleşmesi gerekir. Biz demokrasi mücadelemizin parçası olarak gördük bu hesaplaşmayı” diye belirtti.

“Dersim 35-38’i soykırımdır” diyerek söze başlayan Kemal Bülbül şunları söyledi: “Bu askeri harekat Kürtlere, Alevilere ve dünya insanlığına karşı işlenmiş bir suçtur. Günümüzde Dersim’de yatak odaları izlenmekte, alınan nefes dinlenmektedir fakat buna rağmen hala kaybedilen Gülistan Doku bulunamamıştır. Çünkü devlet kendi kaybetmiştir. 1935’te çıkan Tunceli kanunu 1940’ta kalkacağı belirlenmiş olmasına rağmen yürürlükten kalkmamıştır. Dersim, Kürdistan hatta Türkiye bugün Tunceli Kanunu ile yönetilmektedir.”

HABER MERKEZİ

#İstanbul #Ankarada #Dersim #Tertelesi #anması

Cihan Aymaz anmasında kaçırılan gençlere işkence yapıldığı ortaya çıktı!

Kadıköy’de ırkçı saldırıyla katledilen sokak müzisyeni Cihan Aymaz’ın anıldığı etkinliğe katılan ve ardından kaçırılan Yeşil Sol Parti İstanbul Gençlik Meclisi üyesi Aydın Koçuk ve Muhammet İkto’ya polislerin işkence yaptığı ortaya çıktı

Dün, Emek ve Özgürlük İttifakı, 03 Mayıs günü Kadıköy’de ırkçı bir saldırıyla katledilen sokak müzisyeni Cihan Aymaz’ı anlam için Kadıköy Rıhtım’da basın açıklaması düzenledi. Anmaya katılan Yeşil Sol Parti İstanbul Gençlik Meclisi üyesi Aydın Koçuk ve Muhammet İkto, kimliği belirsiz kişilerce sivil araçlara bindirilerek kaçırıldı. Irkçı hakaretler ve söylemlerle kendilerine işkence yapılan Koçuk ve İkto, Kadıköy İskele Karakolu’na getirildi. Burada  kamerası olmayan odaya götürülerek dakikalarca işkence yapılan Koçuk ve İkto, Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’ne götürüldü. Sağlık muayenesinden geçilirken Koçuk ve İkto, ardından Kadıköy İlçe Karakolu’na götürüldü.

Bugün Kartal Anadolu Adliyesi’ne çıkarılan Koçuk ve İkto, nöbetçi mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

HABER MERKEZİ

#Cihan #Aymaz #anmasında #kaçırılan #gençlere #işkence #yapıldığı #ortaya #çıktı

Amed’de tutuklanan avukat sayısı 4 oldu

Amed merkezli soruşturma kapsamında ifade veren 5 avukattan Şerzan Yelboğa, tutuklandı. Yelboğa ile birlikte tutuklanan avukat sayısı 4’e çıktı

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açık tanık Ümit Akbıyık’ın ifadeleri doğrultusunda seçim öncesi Amed merkezli 21 ilde aralarında gazeteci, siyasetçi, sanatçı ve avukatların da ivil bulunduğu operasyon kapsamında hakkında gözaltı kararı bulunan 216 kişiden 145’i, 25 Nisan’da gözaltına alındı. 145 kişiden 51’i “örgüte üye” oldukları gerekçesiyle tutuklandı, 94’ü serbest bırakıldı.

Soruşturma kapsamında haklarında gözaltı kararı bulunduğunu öğrenen avukatlar Bahar Oktay, Fırat Yıldız, Muhittin Muğuç, Şerzan Yelboğa ve Adile Salman ifade vermek için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gitti.

Avukatlardan Oktay, Yıldız, Muğuç ve Salman adli kontrol tedbiri Yelboğa ise tutuklanma istemiyle mahkemeye sev edildi.

Mahkeme, Yelboğa hakkında tutuklama, kararı verdi. Mahkeme, Yıldız, Muğuç ve Salman’ı adli kontrolle, Oktay’ın ise herhangi bir tedbir uygulanmaksızın serbest bırakılmasına karar verdi.

Soruşturma kapsamında avukat Serhat Hezer, Burhan Arta ve Özüm Vurgun tutuklanmıştı, Şerzan Yelboğa ile birlikte tutuklu avukat sayısı 4’e çıktı.

Soruşturma kapsamında 25 Nisan’dan bu yana 52 kişi tutuklandı, 98 kişi serbest bırakıldı.

HABER MERKEZİ

#Amedde #tutuklanan #avukat #sayısı #oldu

Cumartesi Anneleri davası: Suç işleyen biz değil emniyettir

Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde darp edilerek gözaltına alınan ve haklarında dava açılan Cumartesi Anneleri/İnsanlarının duruşması görüldü. Anneler ‘Orada işlenen suçu biz değil emniyet görevlileri işlemiştir. Yargılanması gerekenler onlardır’ dedi

Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü dolayısıyla 30 Ağustos 2022 tarihinde Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda gerçekleştirmek istedikleri basın açıklamasına polisin saldırması sonucunda gözaltına alınan 14 Cumartesi Annesi / İnsanı hakkında, “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere katılarak ihtara rağmen dağılmama” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması görüldü. Küçükçekmece Adliyesi 1’inci Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma, salonun küçük olması nedeniyle 3’üncü Ağır Ceza duruşma salonuna taşındı.

Duruşma öncesi adliye önü yüzlerce polis tarafından kalkanlarla ablukaya alındı. Cumartesi Anneleri’nin hazır bulunduğu duruşmaya, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keski ile çok sayıda hukukçu ve emek meslek örgütü temsilcisi katıldı. Ayrıca insan hakları savunucuları, kayıp yakınları ve siyasetçilerin de aralarında bulunduğu kalabalık bir grupta duruşmayı izledi

Gazetecilerin salona alınması

Salonda yer olmadığı gerekçesiyle birçok gazeteci duruşmaya alınmadı. Avukatlar, gazetecilerin duruşma salonuna alınmasını talep etti. Avukatların talebini kabul eden mahkeme başkanı, gazetecilerin salona alınmasını istedi. Söz alan avukat Eren Keskin, gazetecilerin alınmadığı salonun sivil polislerle dolu olduğuna dikkat çekti. Bunun üzerine “güvenlik” nedeniyle sivil polislerin salonda olduğunu söyleyen hakime Keskin,“Güvenlik sorunu zaten yok bu salonda. Korku yaratıyorlar, dışarıda sanki büyük operasyon varmışçasına polis yığını var. Polis devleti mi hukuk devleti mi buna bugün yargıçlar karar verecek” sözleriyle yanıt verdi.

Ardından gazetecilerin duruşmaya alınmasına, sivil polislerin de dışarı çıkartılmasına karar verildi.

‘Oğlum gözaltında kaybettirildi’

Daha sonra kimlik tespitiyle duruşma başladı. Yargılananların tümüne evli ve çocuklarının olup olmadığının sorulduğu duruşmada, Yıldız’ın, “Neden çocuğun var mı diye sormadınız” sorusu karşısında mahkeme başkanı soruyu yöneltti. Yıldız ise, “Oğlum 28 yıl önce gözaltında kaybettirildi” yanıtı verdi.

‘Suçu biz değil emniyet işledi’

Ardından yargılananların savunmaları alınmaya başlandı. İlk olarak savunma yapan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Anayasal toplanma ve gösteri hakkımızın kaymakamlık yasağı gerekçesiyle hukuka aykırı şekilde yasaklanması ve hiçbir delil olmadan hazırlanan iddianame ile bu hukuk ayıbına derhal son verilmesini talep ediyorum. Açıklamalarım savunma değil beyan niteliğindedir. Orada bir suç işlenmiştir. Ancak bunu biz değil emniyet görevlileri işlemiştir. Yargılanması gerekenler onlardır” diye belirtti.

‘Galatasaray Meydanı hafıza meydanına dönüştü’

Yoleri, konuşmasını Cumartesi Anneleri’nin onlarca yıldır kesintisiz sürdürdüğü mücadelesini anlatarak sürdürdü. Yoleri, “Biz kimiz? Kaybedilen yakınlarının bitmeyen, isyanla harmanlanan hikayesini iki cümleyle anlatabilmek doğru değil” dedi. 1995 yılında başlayan eylem ve mücadelelerinin 700 hafta boyunca sürdüğünü dile getiren Yoleri, 700’üncü haftada maruz kaldıkları polis şiddeti ve gözaltı, AYM kararı ve tüm bunlara rağmen yalnızca Galatasaray Meydanı değil Dersim’de bir eylemde de yasakla karşılaştıklarını paylaştı. Eylemlerinin tamamının yasakla bastırılmaya çalışıldığının altını çizen Gülseren, Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda sürdürdüğü mücadelenin ise meydanı bir hafıza mekanına dönüştürdüğünü vurguladı. Gülseren, “Yasak kararı orada da bugünkü davada da gerekçeden yoksundur” ifadeleriyle AYM kararını hatırlattı.

Zorla Kaybedilenler Günü’nde hukuksuzluk

30 Ağustos 2022 tarihli Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde de bir hukuksuzlukla karşı karşıya kaldıklarını ve şu anda mahkemede olduklarını söyleyen Yoleri, “Biz basına duyurarak gittik kimsesizler mezarlığına. Cumartesi Anneleri, İHD ile birlikte gözaltında kaybedilen Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un da kasten kimlikleri saklanarak ‘kimsesiz’ olarak defnedildiği saptanan Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’ndaki mezarlara, mezarsız kayıplar adına karanfil bırakarak güne ilişkin düşüncelerimizi kamuoyu ile paylaşmak istedik. 11 saat gözaltında tutulduk, ters kelepçelendik, temel ihtiyaçlarımız karşılanmadı. Biz suç işlemedik ama bize karşı suç işlendi” diyerek, hukuksuz yargılamaya son verilmesi ve beraat kararı verilmesi talebinde bulundu.

‘Mücadelemiz sonuca ulaşacak’

Duruşmadan ayrılması gerektiği için söz alan avukat ve Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili adayı Öztürk Türdoğan, hakikat ve adaletin birbirinden ayrılamaz iki kavram olduğunu belirtti. Türkdoğan, “Hakikat ortaya çıksın diye adalet arayan insanların yargılanması kesinlikle kabul edilemez. Bugün bu davayı dünya izliyor. BM Raportörü çağrı yaptı ‘İnsan hakları savunucuları yargılanamaz’ diye. İnanıyorum ki hakikat ve adalet mücadelemiz sonuca ulaşacak. Beraat talep ediyorum” diye belirtti.

‘Anayasal hakkımı kullandım’

Eyleme Cumartesi Anneleri ile dayanışmak için katılan ve yargılananlar arasında yer alan insan hakları savunucusu Aynur Ergül, şunları belirtti: “İnsan hakları savunucusuyum. Yakınlarını kaybedilenlere destek olmak üzere oradayken, polisler bir anda etrafımızı sardı, dağılmamıza alan da açılmadı. Anayasal, demokratik, vicdani hakkımı kullandım. Yargılanması gereken biz değil, bizi gözaltına alanlardır.”

Yargılananlardan Derya Deniz de, “Ben de insan hakları savunucusuyum. Kimsesizler Mezarlığı’nda barışçıl toplanmamızı gerçekleştirmeye çalışırken ters kelepçeyle gözaltına alındım. Suçlamaları kabul etmiyorum. Kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi. Türkan Acar da, insan hakları savunucusu olduğunu ve bir anne olarak eylemde yer aldığını söyledi. Acar, “İnsanların oraya çiçek bırakma hakları var. Cumartesi Anneleri’ni sonuna kadardestekliyorum, kalbim onlarla” diye belirtti.

‘Ellerimle teslim ettim’

1995 yılında 19 yaşındaki oğlu Murat Yıldız’ı, “bir suçtan arandığını” söyleyen polislere kendi elleriyle götürdüğünü ve bir daha da bulamadığını belirten Cumartesi Annesi Hanife Yıldız, “Murat Yıldız’ın annesiyim. 19 yaşındaki oğlumu 1995 yılında ikinci ayın 23’ünde kendi ellerimle İzmir Asayiş Müdürlüğü’ne teslim ettim. Oğlumun polislerin elinden kaçtığını iddia ettiler. 5 yıl da davasını sürdüm. Oğlumu kendi ellerimle götürdüğüm adaleti istiyorum. Vicdan diye bir şey kalmamış kimsede, 28 yıldır yaşadıklarımıza birkaç saattir tahammül bile edemiyorsunuz. Herkesin vicdanına bırakıyorum ama kimsede vicdan da kalmamış. Sadece oğlum değil herkes için adalet hakkı arıyorum. Her yerde karşılarına oğlumun adıyla çıkıp hakkını arayacağım” ifadelerini kullandı.

‘Haklı ve meşru bir eylemdir’

15 Şubat 1995 tarihinde gözaltında işkenceyle katledilen ve ısrarlı aramalar sonucunda Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda cenazesi bulunan Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç, “O dönemde mezarlık çalışanları ‘Bizi geceden ararlar, iki kişilik yer açın derler, üç kişilik yer açın derler, sivil polisler gece gelir gömerler’ demişti. 28 yılı geride bıraktık, çeyrek asrı aştı mücadelemiz. Bizim Galatasaray Meydanı’nda başlattığımız eylem sayesinde o güne kadar sayısı sürekli artan gözaltında kayıpların azaldığını gördük. Haklı ve meşru bir eylemdir” dedi.

Duruşma ertelendi

Beyanların ardından ara karar açıklandı. Cumartesi Anneleri ve insanları hak savunucularının avukatları, savunmalarını dosyaya sunulan görüntüler mahkemece izlendikten ve iddia makamının esas hakkındaki mütalaasını sunduktan sonra yapacağını bildirdi. Kamera kayıtlarının izlenmesi için gerekli hazırlıkların yapılmasına karar verilirken, görüntülerdeki konuşmaların çözümlemelerinin de yapılması belirtildi. Bir sonraki duruşma, 26 Mayıs’a ertelendi.

Röportaja polis ablukası

Adliyeden ayrıldıkları esnada, gazetecilerin Cumartesi Annesi Hanife Yıldız ile Cumartesi İnsanı Ali Koç’tan adliye karşısında röportaj alması nedeniyle çok sayıda polis abluka uyguladı. Yıldız ve Koç’un Küçükçekmece Kaymakamlığı’nın “yasak” kararı gerekçesiyle görüş vermesini engelleyen polisler, avukatların tepki göstermesi üzerine ablukayı kaldırmak zorunda kaldı. Ardından Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları adliyeden ayrıldı.

HABER MERKEZİ

#Cumartesi #Anneleri #davası #Suç #işleyen #biz #değil #emniyettir

Wanlı gençler şölende buluştu

Wan’da Yeşil Sol Partili gençler gençlik şöleninde buluştu. ‘PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi kıracağız’ diyen gençler, 14 Mayıs’ın önemine de dikkat çekti

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Wan Gençlik Meclisi, kent merkezinde bulunan bir düğün salonunda “Dîsa ciwan, dîsa serkeftin” şiarıyla gençlik şöleni düzenledi. Şölene, yüzlerce genç, Yeşil Sol Parti milletvekili adayları ve il yöneticilerinin yanı sıra çok sayıda kurum da destek verdi.

Şölen, demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına yapılan saygı duruşu ve “Çerxa Soreşê” marşı ile başladı. Wan Barış Annesi Perişan Aslan ve Annesi Zekiye Kaya birer konuşma yaptı. PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkat çeken anneler “Gençler geleceğimizdir, umudumuzdur” mesajı verdi.

‘Az konuşacak, çok direneceğiz’

Yeşil Sol Parti Gençlik Meclisi Sözcüsü Azad Ferhan ise, “’Genç başladık, genç başaracağız’ şiarıyla çıktığımız bu yolda, ya özgürce yaşanacak ya da hiç yaşanmamış sayılacak. Tarih bile göstermiştir ki, gençliğini kaybeden toplumlar yok olmuştur. Biz Yurtsever Kürt gençliği olarak az konuşacak, çok direneceğiz. Bu ülkeye demokrasiyi getireceğiz. Dicle’nin ve Fırat’ın özgürce akmasını, ‘Demokratik Modernite’yi’ hayata geçireceğiz. PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi kıracağız” ifadelerini kullandı.

‘Tarihimizi bilmek zorundayız’

Wan Yeşil Sol Parti adayı Havin Kiye de şöyle konuştu: “14 Mayıs seçimleri biz gençler için çok önemlidir. Kürtçe’nin üzerindeki baskılar başta olmak üzere Kürt halkı üzerinde bir baskı devam etmekte. AKP-MHP ittifakı gençler üzerinde özel politikalar devreye koyarak gençler madde bağımlılığı ve fuhuş politikaları kıskacında. Yine ekonomik olarak gençleri yurt dışına göçe zorlamakta. Bu politikalara karşı biz gençlerin her anını araştırmaya, eğitime vermesi gerekir. kim olduğumuzu, tarihimizi bilmek zorundayız. Bizler tarihimizi öğrendikçe, araştırdıkça mücadelemiz güçlenecektir.”

Konuşmaların ardından sanatçı Azad Bedran’ın çaldığı parçalarla gençler halaya durdu. Çekilen halayların ardından şölen son buldu.

WAN

#Wanlı #gençler #şölende #buluştu

Alevi kurumlarından Dersim’le yüzleşme çağrısı

Dersim Tertelesi’nin 86’ncı yıldönümünde kitlesel açıklama yapan Alevi kurumları, katliamlarla yüzleşme çağrısı yaparak ‘Seyit Rıza ve arkadaşlarının halen mezarlıkları belli değil torunları mezarları başında mum yakmak istiyor’ dedi

Dersim Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde Dersim Tertelesi’nin 86’ncı yıldönümüne ilişkin Seyit Rıza Meydanı’nda açıklama yapıldı. Açıklamaya, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Dersim il ve ilçe örgütleri temsilcileri, kent milletvekili adayı Ayten Kordu, Amed vekil adayı Azad Barış, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed İl Eşbaşkanı Gülistan Atasoy, Amed eski Baro Başkanı Cihan Aydın, Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ile Musa Kulu ile Pirler, Alevi dedeleri katıldı.

Katliamlar devam ediyor

Açıklamada platform adına basın metnini Emek Partisi (EMEP) İl Başkanı Ergin Tekin okudu. Katliamın tarihçesine değinen Tekin, günümüzde de katliamların devam ettiğini belirterek, “Emperyalist ülkeler işgal etmek istedikleri, yok etmek istedikleri bölgelere dair raporlar hazırlıyor. Demokrasi, eşitlik ve özgürlük vaatlerini kendi hegemonyasını ve çıkarlarını korumak üzere bir katliam vesilesi yapıyorlar. Sonuçta tarihsel bir savaş argümanıdır bu onlar için. Kimi yerlere ‘demokrasi götüreceğiz’ söylemini kullanıp, bu raporlardan hareketle, kimi yerlerde kimyasal silahlarla katliamlar yapıyorlar” dedi.

Tekin, devamında taleplerini şu şekilde sıraladı:

“* Resmi özür dilensin,

* Dersim 1937/38/39 sürecine dair bütün arşivlerin ve hakikatin tamamı kamuoyuyla paylaşılsın,

* Katledilenlerin yakınlarının itibarlarını ve haklarını iade eden resmî bir açıklama yapılsın,

* Kayıpların (çocuk-kadın-yaşlı) nerede oldukları araştırılsın, öldürülenlerin kimliklerinin tespiti için araştırma yapılsın,

* Dersim ismi ve eski yerleşim yeri isimleri geri verilsin,

* Seyit Rıza ve idam edilenlerin mezar yerleri açıklansın,

*Dersim Katliamı ‘Soykırım’ olarak tanınsın.”

‘Türkiye Dersimlilere yaptıklarıyla yüzleşsin’

Daha sonra söz alan Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Özkan Tacer, “Yüz yıl geçmesine rağmen henüz Dersim’le ilgili bir söz edinmedi. Bu ülkede bizi katledenler aynı anlayışla devam ediyorlar. Birçok kadim halk iktidarlar tarafından katliama uğratıldı. Kürt ve Alevi ayrımı yapmadan bizi yok edenlere karşı topyekün mücadele etmeliyiz. Türkiye de Dersimlilere yaptıklarıyla yüzleşsin. Ankara’ya sesleniyoruz, Dersim’in sesini duyun, o kara kutuyu açmanız lazım. Halklarla yüzleşin. Seyit Rıza ve arkadaşlarının halen mezarlıkları belli değil torunları mezarları başında mum yakmak istiyor” diye konuştu.

DAD adına konuşan Zeynel Kete de, katliamın tarihçesini hatırlatarak, “Herkese diyoruz, bugünü unutmayın, çocuklarınıza anlatın. Onları asla unutmayacağız, yolları yollarımız. Bu toplum evlatlarıyla sınan bir toplamdır. Seyit Rıza da öyleydi. Bizim için zindan da bir dar ağacı da birdir. Unutmayacağız, unutturmayacağız” diye belirtti.

‘Yüzleşmeye cesaretleri yok’

Pis Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, “Bu katliamlarla yüzleşmekten kaçındılar. Zihniyet değişmediği sürece de yüzleşmeyecekler. Tarihin üzerine beton döken zihniyetin yüzleşmeye cesareti olamaz. Bunu gerçekleştiren bizim mücadelemiz olacak. Bu dağların her bir noktasında katliam yaşandı, hangi birini sayalım. Biz Dersim’in acısıyla diğer kentlerin acısını birleştiremediğimiz için böyle oldu. Dersim’e seferler olabilir ama asla zaferler olmayacak. Bundan sonra da akın akın buraya geleceğiz” dedi.

‘Yeterince duyuramadık’

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ise Dersim Katliamı’nı yeteri kadar duyuramadıkları için özür dileyerek, “Katliama karşı Dersim’de eksikliğimizi özrünü dilemeye geldik. Diğer katliamlarla verilen mücadele Dersim’de eksik kaldı. Bundan sonra her yıl 4 Mayıs’ta tıpkı Maraş, Sivas gibi Dersim soykırımını da anlatmak için mücadele edeceğiz” şeklinde konuştu.

‘Unutmayacağız

Son olarak söz alan vekil adayı Ayten Kordu da şunları söyledi: “Bugün o zamanın Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararın kara günü. Katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Dersim’in diline inanınca yapılan saldırı, bugün de yapılıyor. Tarihsel bir süreçteyiz, tarihsel rolümüz var. Hep beraber tek adamı devireceğiz. Öncelikle Dersim ismini iade edilmesi için çalışacağız. Dersim ismi iade edilmeli, Seyit Rıza’nın mezarı bulunmalı, kayıp kızların akıbetleri belirtilmelidir. ‘Hakikatle Yüzleşme Komisyonu’ oluşturulmalı. Bu talepleri haykırmaya devam edeceğiz. Hep birlikte mücadeleyi yürütmeye devam edeceğiz. Hep birlikte değiştireceğiz. Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.”

Konuşmaların ardından kitle Seyit Rıza Meydanı’ndan Munzur’a yürüdü. Yürüyüş sırasında bir yurttaş yol boyunca katliamı anlatan ağıtlar yaktı. Yürüyüşün sonunda mumlar yakıldı, dualar edildi, Munzur’a karanfil bırakıldı.

HABER MERKEZİ

#Alevi #kurumlarından #Dersimle #yüzleşme #çağrısı

Şirnex’te gözaltına alınan çock tutuklandı

Silopiya’da gözaltına alınan gençler serbest bırakılırken, bir çocuk tutuklandı

Şirnex’in Silopiya ilçesine bağlı Nur, Cumhuriyet ve Barbaros mahallelerinde dün özel harekat polisi tarafından eş zamanlı ev baskınları yapılmıştı. Baskınlarda Mehmet D. Rıdvan D., Ozcan K. Umut O. ile toplam 7 kişi Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlatmış olduğu bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan gençler bugün emniyetteki ifadeleri ardından adliyeye getirildi.

Savcılıkta ifadeleri alınan 6 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, 15 yaşındaki Umut Ö. adlı çocuk ise tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkeme de “örgüt propagandası” yaptığı gerekçesiyle aynı taleple tutukladı.

HABER MERKEZİ

#Şirnexte #gözaltına #alınan #çock #tutuklandı

İade kararı verilen Ayaz için Cenevre’de görüşme

İsviçre Demokratik Kürt Konseyi, Kıbrıs’ta tutuklanan ve hakkında iade kararı verilen Kürt siyasetçi Kenan Ayaz’ın serbest bırakılması için Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği’yle görüştü

Almanya’nın talebi üzerine Kıbrıs’ta tutuklanan ve hakkında iade kararı verilen Kürt siyasetçi Kenan Ayaz’ın serbest bırakılması talebiyle İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği’nde bir görüşme gerçekleştirildi. İsviçre Demokratik Kürt Konseyi (CDK-S) adına aralarında siyasetçi Yurdusev Özsökmenler, CDK Cenevre Eşbaşkanları Mehmet Latif Çelebi ve Tuba Yılmaz ile CDK-S dışilişkiler adına Ramazan Baytar’ın yer aldığı heyet, Kıbrıs Cumhuriyeti Daimi Temsilciliği Yardımcısı Andrea Petranyi ile yaptığı görüşme sonrası Ayaz’ın serbest bırakılması taleplerinin yer aldığı dosyayı teslim etti.

‘Politik faaliyetler suç değil’

Yapılan görüşmeye ilişkin bir açıklama yapan Yurdusev Özsökmenler, “Görüşmede, haksız bir tutuklamanın olduğunu sayın Andrea Petranyi’ye ileterek Kenan Ayaz’ın serbest bırakılması gerektiği talebimizi ilettik” dedi. Avrupa’da ve Kıbrıs’ta yaşayan göçmenler ve Kürt toplumunun bu tutuklamaya ilişkin rahatsızlığını dile getirdiklerini söyleyen Özsökmenler, “Kenan Ayaz’ın politik faaliyetleri gerekçe gösterilerek suçlanmış. Ancak bu politik faaliyetlerinin hiçbirinin terörizm sayılamayacağını ve Avrupa kanunlarının da bu faaliyetlerin yer alabileceğine yönelik hükümlerin yer alabileceğini aktardık. Son olarak 9 Mayıs’ta Kıbrıs Yüksek Mahkeme’sinde görülecek olan karar duruşmasında Ayaz’ın koşulsuz serbest bırakılması kararının alınması gerektiğini ilettik” diye konuştu.

Ayaz için BM ofisi önünde eylem

Öte yandan yarın Cenevre’de bulunan Birleşmiş Milletler (BM) ofisi önünde Ayaz, için eylem düzenlenecek. Eyleme ilişkin açıklama yapan İsviçre Demokratik Kürt Konseyi (CDK-S) ve İsviçre Kürt Kadınlar Birliği (YJK-S) katılım çağrısında bulundu. Yapılan çağrıda Ayaz’ın uzun yıllar Kürt siyaseti içinde yer aldığı İsviçre’de yaşayan Kürtler tarafından yakından tanındığı dile getirildi. Açıklamada, “Türk devletinin baskısı ile Almanya’nın bu baskıya boyun eğen tavrına karşı Kıbrıs Cumhuriyeti Kenan Ayaz’ı tutuklayarak Almanya’ya iade kararı almıştır. Kürt siyasetini terörize etme çabası içerisinde olan bu tutumu kabul etmeyeceğimizi bir kez daha dile getiriyoruz. Yarın BM önünde Kenan Ayaz’ın özgürlüğünün sağlanması talebiyle düzenlenecek olan eyleme başta Kürdistanlılar ve dostlarımız ile tüm demokratik çevreleri katılmaya çağırıyoruz” diye belirtildi.

HABER MERKEZİ

#İade #kararı #verilen #Ayaz #için #Cenevrede #görüşme