Ana Sayfa Blog Sayfa 51

Celal Fırat: ‘Kardeş dediğiniz bir halkın haykırışlarını duymamak kimseye bir şey kazandırmayacaktır

PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, Suriye’ye ilişkin Meclis’te yaptığı konuşmada barış vurgusu yaparak “Bu Meclisin görevi toplumu ayrıştırmak değil, birleştirmektir; inançları karşı karşıya getirmek değil, yan yana getirip yaşatmaktır” dedi. Fırat, Suriyeli Kürt ve Alevilerle olan akrabalık ilişkisine de değinerek “Cihatçı karanlık yapılar hiçbir zaman bizim akrabamız olmadı, olmayacaktır” sözlerini ekledi.

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de HTŞ tarafından sürdürülen saldırılara ilişkin Meclis Genel Kurulunda söz aldı. Fırat, yüzyıllardır Orta Doğu’da din adına büyük acılar yaşandığının altını çizdi.

Suriye’de din ulemaları tarafından savaşa dair çağrı yapıldığını hatırlatan Fırat, “Oysa insanlığın ortak vicdanında adalet, merhamet en temel değerdir. Hiçbir kutsal söz, masum bir canın katledilmesini, bir kadının onurunun çiğnenmesini, bir çocuğun öldürülmesini meşrulaştıramaz. Şunu da açıkça söylemeliyiz: Din, şiddetin gerekçesi olamaz, inanç insanı incitmenin aracı olamaz” dedi.

“SAVAŞIN DİLİ GÜÇLENİRSE HERKES KAYBEDER”

Milletvekili Fırat, bütün etnik grupların, inançların beraber yaşayabilecekleri bir Suriye’ye destek olunması gerektiğini söyleyerek şu konuşmayı yaptı:

“Kan, gözyaşı yüzyıllardır o topraklarda eksik olmadı, artık hep beraber buna “Dur!” diyelim. Bunun da koşulu herkesin kimliğine, diline, inancına değer verip sahip çıkmakla mümkündür; bunu da hep beraber başarabiliriz.

Hemen yanı başımızda büyük acılar yaşanıyor, bu halkımızın da yüreğini yakıyor çünkü oradakiler akrabalarımız. Türkiye ve bize düşen de yeni düşmanlıklar üretmek değil, diyalog kanallarını açık tutmak, komşu halklarla karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler kurmaktır. Unutmayalım ki, güvenlik yalnızca askerî yöntemlerle değil, adaletle, eşitlikle, karşılıklı anlayışla anlaşılır. Bu coğrafyada barışın dili güçlenirse herkes kazanır, savaşın dili güçlenirse herkes kaybeder.

Türkiye’de iç barışı tesis etmeye çalıştığımız bugünlerde “kardeş” dediğiniz bir halkın haykırışlarını duymamak kimseye bir şey kazandırmayacaktır, tam tersine herkese acılar yaşatacaktır. Suriyeli Kürtler ve Aleviler bu ülke halklarının da akrabalarıdır. Cihatçı karanlık yapılar hiçbir zaman bizim akrabamız olmadı, olmayacaktır.

Biz Alevilerde bir söz vardır. ‘Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak.’ O söz yalnızca bir kelime değil, bütün insanlığa ait bir vicdanın çağrısıdır.

Kerbelâ’dan beri bildiğimiz çok temel bir hakikat vardır:

Zulüm kimden gelirse gelsin, yapılırsa yapılsın zulme ‘Dur’ der ve adalet kimlik sormaz. Bugün Orta Doğu’da, Kürtler, Ezidiler, Aleviler, Hristiyanlar aynı acıyı yaşıyor, aynı göç yollarına düşüyor, aynı toprakta çocuklarını toprağa veriyor.

Bu vicdan mıdır, bu adalet midir? Bu Meclisin görevi toplumu ayrıştırmak değil, birleştirmektir; inançları karşı karşıya getirmek değil, yan yana getirip yaşatmaktır.

“MAZLUMUN OLDUĞU YERDE DURALIM”

DEM Partili Fırat, nefret dilinin büyük acılara yol açacağını vurgulayarak Meclis Genel Kuruluna şu sözlerle seslendi:

“Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Roboski’de, Halepçe… Bu acıların bir daha yaşanmaması için dilimize, üslubumuza hep birlikte dikkat etmeliyiz. İnanç öldürmek için değildir, yaşatmak içindir, inanç bölmek için değil, birleştirmek içindir. Yaratıcının adı şiddetin değil, merhametin yanında anılmalıdır.

Âşık Veysel’in bir dörtlüğüne hep beraber kulak verelim:

“Yezit nedir, ne kızılbaş

Değil miyiz hep bir kardaş

Bizi yakar bizim ataş

Söndürmektir tek çaresi.’

‘Bizim davamız insanlık davasıdır.’ der Âşık Veysel. Hızır ayına girdiğimiz bugünlerde mazlumun yanında durmak, darda kalana yetişmek, zulmün karşısında susmamak gücü değil hakkı gözetmek Hızır olmanın özüdür. Alevi yolunda Hızır aklın, vicdanın, merhametin ortak sesidir. Bir kapıyı çalarken erdem, bir lokmayı paylaşırken adalet, haksızlık karşısında cesarettir.

Esas olan, insanın kendi içindeki sağduyuyu diri tutmasıdır. Hızır, en çok insanın insana iyi olabildiği yerdedir, vicdanındadır. Biz de mazlumun olduğu yerde duralım diyorum. Bu ülkenin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey öfke değil sağduyu, ayrışma değil ortak akıldır. Sorunları bağırarak değil konuşarak, düşmanlaştırarak değil birlikte muhabbet ederek çözebiliriz. Birliğe, adalete, insan onuruna dayanan ortak akıl etrafında buluşmak artık bir tercih değil zorunluluktur. Hızır hepimizin yardımcısı olsun.”

PİRHA/ANKARA

Kaynak: pirha.org

Zeynel Kete: Suriye’de Aleviler ve Kürtler varlık mücadelesi veriyor!

Zeynel Kete, Suriye’de Aleviler ve Kürtlerin varlık mücadelesi verdiğini ifade ederek, mevcut krizin halkların iradesine dayanmayan ulus-devlet anlayışından kaynaklandığını belirtti. Suriye’de son dönemde derinleşen çatışmalar, özellikle Alevilerin ve Kürtlerin güvenlik ve varlık sorunlarını yeniden gündeme getirdi. Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılar, Alevi yerleşimlerinde de kaygıları artırıyor. Uluslararası güçlerin müdahalesiyle şekillenen savaş ortamı, halkların birlikte yaşama umudunu zorlarken, çok kimlikli toplumsal yapılar ağır bir baskı altına alınıyor.

Kete, Suriye’de yaşananların yüz yıllık ulus-devlet anlayışının iflasını gösterdiğini ifade etti. Bu devletlerin halkların demokrasi mücadelesiyle değil, Batılı hegemonik güçlerin çıkarları doğrultusunda şekillendirildiğini vurguladı. 2011 sonrası Suriye’de Alevi iktidarına karşı yürütülen savaşın, Alevi varlığına yönelik açık bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Alevilerin, bu süreçte ciddi bir güvensizlik ve yok sayılma riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

Rojava’da ortaya çıkan demokratik toplum modelinin Orta Doğu için tarihsel bir anlam taşıdığını vurgulayan Kete, bu modelin hegemonik güçleri rahatsız ettiğini kaydetti. Kürtlerin, Alevilerin ve diğer kimliklerin bu model içinde kendini ifade edebildiğini belirten Kete, bu durumun komünal değerlerin yok edildiği bir dönemde son derece kıymetli olduğunu ifade etti. Baskılara rağmen bu halkların kendi öz güçleriyle var olma iradesinden vazgeçmeyeceğini dile getirdi.

Kete, kaos ve savaş politikalarının bilinçli olarak derinleştirildiğini, bunun hem bölgesel yeniden dizayn projelerine hem de iç siyasette otoriterleşmeye hizmet ettiğini belirtti. IŞİD’in gerçekleştirdiği katliamlar ve Türkiye’nin desteklediği silahlı grupların çatışmalara dâhil olmasının düşündürücü olduğunu vurguladı. Türkiye’de barış ve demokratik toplum perspektifinin tartışıldığı bir dönemde, kaosun derinleştirilmesinin otoriterleşmeyi ve dış tehdit söylemleriyle toplumun denetim altına alınmasını amaçladığını ifade etti.

Kete, kadın özgürlükçü paradigmanın Orta Doğu’da güçlü bir toplumsal karşılığı olduğunu belirterek, bu paradigmanın halklar tarafından içselleştirilmesini engellemeye yönelik uluslararası bir projenin yürütüldüğünü ifade etti. Kadın özgürlükçü paradigmaların, barış ve demokratik toplum anlayışı ile güçlü bir toplumsal meşruiyete sahip olduğunun altını çizdi.

Rojava’da Kürt halkına yönelik saldırılar acilen son bulmalı!

Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Şam Geçici Hükümeti ve ona bağlı cihadist çetelerin Rojava halkına yönelik saldırılarını protesto etti. Sanat Sokağı’nda yapılan basın açıklamasında, saldırıların durdurulması çağrısı yapıldı. Açıklamada, Rojava halkı ile dayanışma içinde olunduğu ve direniş mesajı verildi. Sloganlar atılarak, Rojava’nın savunulması gerektiği vurgulandı.

Platform adına açıklama yapan DEM Parti İl Eş Başkanı Özcan Ateş, Şam rejiminin saldırılarının Rojava’da kurulan eşitlikçi ve özerk yönetime yönelik büyük bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Ateş, bu saldırıların kadınların öncülüğünde gerçekleşen toplumsal örgütlenmeleri hedef aldığını ve sivilleri doğrudan tehdit ettiğini ifade etti. Saldırıların, Kürt halkına karşı yürütülen bir savaşın parçası olduğunu kaydetti.

Ateş, Suriye Geçici Hükümeti’nin toprak bütünlüğü savunusunun, azınlık haklarını yok sayan bir yaklaşım olduğunu vurguladı. Golan Tepeleri’nin işgali gibi durumlardan bahsederek, bu söylemlerin gerçekte Suriye’nin toprak bütünlüğü ile ilgisi olmadığını dile getirdi. Rojava halkının yanında olduklarını ve mücadelelerine devam edeceklerini açıkladı.

DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da basın açıklamasında yer alarak, Rojava halkının yalnız olmadığını belirtti. Çete saldırılarının sadece Rojava’ya değil, tüm halklara yönelik bir tehdit olduğunu vurguladı. Kordu, insanlık suçuna karşı ortak bir ses çıkarılması gerektiğini ve eşit özgür bir yaşam için mücadelenin süreceğini ifade etti.

Erçe: Suriye’de Alevi ve Kürtlerin kaybı, insanlığın kaybıdır!

PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına sert tepki gösterdi. Erçe, bu gerici güçleri destekleyenleri hedef alarak, “Irkçı ve faşist zihniyetinize lanet olsun. Bu zehirli şoven anlayış, gözlerinizi kör etmiş, vicdanlarınızı kurutmuş” ifadelerini kullandı.

Erçe, Suriye’de hakları ve kimlikleri için mücadele eden halkların terörist olarak damgalanmasına karşı çıkarak, “Eli kanlı selefi çeteleri kahraman ilan eden anlayışınıza lanet olsun. Özgürleşmenin simgesi olan heykeli yıkan elleriniz kopsun” dedi. Bu durumun, insanlığın kaybetmesi anlamına geldiğini vurguladı.

Suriye’nin farklı etnik ve inanç gruplarının bir arada yaşadığına dikkat çeken Erçe, “Aleviler, Kürtler, Araplar ve diğer halklar iç içedir. Dışarıdan getirilen canilerin kazanması, emperyalizmin ve faşizmin zaferidir” şeklinde konuştu. Erçe, Suriye’de Alevi ve Kürtlerin kaybetmesinin, kadınların ve bilimin de kaybetmesi demek olduğunu belirtti.

Son olarak, “Halkları birbirine kırdıranlara lanet olsun. Emperyalizm, faşizm ve her türlü gericiliğe karşı durmak zorundayız” diyerek, antiemperyalist mücadele veren halklara destek verdi. Erçe, eşit yurttaşlık mücadelesinin önemine vurgu yaparak, halkların eşitliği için mücadele etmeye devam edeceklerini ifade etti.

EY TÜRK HALKI…! NECATİ ŞAHİN

Askerini yakan
Polisini vuran
Sana düşman
Binlerce İŞİD’li
Serbest…
Yolda
Geliyorlar …
Sana
Da…

EY TÜRK HALKI…!

İktidarın HTŞ’ye,
HTŞ İŞİD’e yol verdi.
Binlerce İŞİD’li
Serbest
Yolda
Geliyorlar…
Sana
Da…

EY TÜRK HALKI…!

Suruç,
Sultanahmet,
Taksim,
Reina,
Gaziantep,
Balçova,
Yalova
gibi katliamlar
tekrar olmasın diye
Ne yapıyorsun Sen…?

HTŞ Cihadistlerini alkışlıyorsun Sen…!

Yakışıyor mu Sana…?

Binlerce İŞİD’li
Serbest
Yolda
Geliyorlar…
Sana
Da…

EY TÜRK HALKI…!

Sen de rahat rahat dolaşasın diye;
İŞİD’e karşı
Toprağa düşen
15 Bin Kürt kızının,
Kürt delikanlısının
Kanı
Boynundadır
Senin
De…

Devlet Bahçeli dedi ya:
“Kürdün kanı Türke;
Türkün kanı Kürde
Haramdır…”

EY TÜRK HALKI…!

Suriyeli Kürt de,
Suriyeli Alevi de
Akrabadır Sana…

HTŞ Akreptir Sana…

EY TÜRK HALKI…!

Suriye’de
Kürde sıkılan kurşunu
Alkışlıyorsun ya…

Sitemim vardır
Sana
Da…

Necati Şahin
20.01.2026

ABF İnanç Kurulu Antalya’da Alevi inancını güçlendiren toplantı yaptı!

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) tarafından Antalya’da düzenlenen bölge toplantısında, Alevi kurum temsilcileri ve Yol yürütücüleri bir araya gelerek inançlarına dair sorunları tartıştı. Toplantıya Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi ev sahipliği yaptı. ABF Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu ve Halit Cilvez’in katılımıyla gerçekleştirilen toplantı, Arzuman Ocağı evlatlarından Şehriban Mutluer’in çerağ uyandırmasıyla başladı.

Toplantıda, Alevi Yol’unun korunması, asimilasyon politikalarına karşı ortak tutum geliştirilmesi ve genç kuşakların inançla bağlarının güçlendirilmesi konuları ele alındı. Türkiye’deki Alevilik çeşitliliğine vurgu yapılarak, “Yol bir, sürek bin bir” anlayışının önemi belirtildi. Alevi erkânlarının özüne dönmesi gerektiği ifade edilerek, ‘Yol Erkân Kurulu’ oluşturulması önerildi.

Devletin Alevi inancına müdahalesinin tartışıldığı toplantıda, Aleviliğin Hanefilik içinde bir yorum olarak sunulmasının kabul edilemeyeceği vurgulandı. Cemlerin düzenli ve sürekli yapılmasının, Aleviliği bir arada tutan temel unsur olduğu belirtildi. Ayrıca, gençlerin Alevi kurumlarına katılmamasının sebepleri üzerinde durularak, gençlere ulaşacak yeni yöntemler geliştirilmesi gerektiği dile getirildi.

Öneriler arasında, gençlere Aleviliği anlatmak yerine uygun dil ve yöntemler kullanılması, Alevi kaynaklarının oluşturulması ve Alevi Akademileri’nin kurulması gibi maddeler yer aldı. Toplantı, Uryan Hızır Ocağı evlatlarından Kenan Akbaba’nın çerağ sırlaması ile sona erdi.

Ahlaki Üstünlük HASAN AYDIN

Kürtler bugün büyük bir komployla karşı karşıyadır. Büyük güçlerin ve özellikle Türkiye’nin örgütlemek istediği ihanet, dünden beri ahlaksız bir biçimde sürdürülüyor. Bu, yalnızca askeri bir hesap değil, aynı zamanda vicdanı hedef alan bir saldırıdır.

Savaşın sonucunu zaman gösterecek. Kazanıp kazanamayacaklarını güç dengeleri belirleyecek. Fakat savaş dediğimiz şey sadece “kim kazandı?” sorusu değildir. Asıl soru şudur, Kim, hangi yerde durdu?

Kürtler, bütün kuşatılmışlıklarına rağmen bir şeyi kaybetmedi. Onurlarını. Birlikte mevzi aldıkları insanları arkadan vurmadılar. Tam tersine, savaşın en sert anlarında bile dünyaya şunu gösterdiler. Güç eldeyken bile zulme dönüşmemek mümkündür.

Bu kanıtlandı. Kürtler, güç ellerindeyken kimseye katliam ya da soykırım dayatmadılar. Bu tutum bir “propaganda” değil, bir halkın derin adalet duygusudur. Bugün Kürtlerin elindeki en büyük kazanım, tam da buradadır. Ahlaki üstünlük.

İhanet ise insanın düşebileceği en iğrenç çukurdur. Üstelik çoğu zaman “siyaset” diye meşrulaştırılır, “çıkar” diye süslenir. Oysa ihanetin hiçbir gerekçesi yoktur. İhanet, yalnızca hedef aldığı kişiyi değil, ihanet edeni de çürütür.

Bu yüzden asıl kaybedenler Kürtler değildir. Savaşı kaybedebilirler, ama insanlıklarını kaybetmediler. Asıl kaybedenler, vicdanlarını ve ahlaklarını kaybedenlerdir.

Kürtler İçin Yeni Bir Süreç Başlıyor ŞÜKRÜ YILDIZ

Kürtler için yeni bir süreç başlıyor. Suriye’deki güncel güç dengeleri, Hayat Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ),TC’nin desteği ile yükselen hegemonik kontrolü ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) geri çekilmesiyle birlikte, Rojava Devrimi’nin örgütlemek istediği seküler-demokratik toplumsal modelin Ortadoğu gerçekliğinde şimdilik yaşama imkanının ne kadar sınırlı olduğunu gösterdi. Bu coğrafyada demokrasi, kadın özgürlüğü ve halkların eşitliği gibi değerler, sadece baskı rejimlerinin değil, savaş ekonomisinin, mezhepçiliğin, milliyetçiliğin ve uluslararası çıkar hesaplarının hedefi haline getirildi.

Bu tablo, “halkların kardeşliği” fikrinin son yıllarda aldığı darbelerin belki de en ağır olanını oluşturdu. Bugün Kürtlerin, Türklerin ve Arapların derin bir şekilde ayrıştığı, Alevilerin, Dürzilerin ve Sünnilerin birbirine artık güvenmediği, toplumların içe kapandığı, kimliklerin dikenleştiği yeni bir dönemin kapısı aralanıyor.

Suriye gerçekliği göz önüne alındığında, Kürt güçlerinin yıllardır sırtlandığı insanüstü toplumsal sorumluluğun sonuna gelinmiştir. Kürtler yalnızca kendi varlıklarını savunmadı, aynı zamanda Ortadoğu’nun cehenneminde bir “başka yaşam ihtimali” kurmaya çalıştı. Kadın özgürlüğü, laiklik, yerel demokrasi, halkların eşitliği ve birlikte yaşam fikri, sadece bir siyasi program değil, aynı zamanda kanla ve bedelle örülmüş bir toplumsal iddia olarak yükseldi. IŞİD’e karşı 12 000’den fazla şehit verildi, bu savaşın yükü taşındı, fakat tüm bunların sonunda “denge” adı verilen masalarda yalnızlaştırıldı.

Mart 2025 ve Ocak 2026 ateşkesleri sonrasında yaşanan gelişmeler, bu yalnızlaştırmanın somut belirtisi oldu. SDG, Fırat’ın batısındaki bölgelerden çekilmek zorunda kaldı, Halep mahalleleri, Tabka, Deyr Hafir gibi alanlar cihatçıların kontrolüne geçti. Türkiye destekli SNA saldırıları sonucunda yüz binlerce Kürt yerinden edildi. Petrol sahaları ve sınırlarda HTŞ’nin etkisinin genişlediği görüldü. Rojava özerklik alanı ciddi biçimde daraldı. Entegrasyon süreci, Kürtleri “kazanan” konumdan “entegre edilen” mağduriyetine taşıdı.

Fakat görünen o ki, bu coğrafyada “daha iyi bir hayat” mümkün olana değil, daha güçlü olanın çıkarına izin veriliyor. Rojava, yalnızca silahlı saldırılarla değil, uluslararası pazarlıklarla, devlet akıllarıyla ve çıkar ittifaklarıyla kuşatıldı. ABD’nin desteği azaldı, entegrasyon baskısı arttı, Kürtler hem savaşın yükünü taşıdı hem de askeri gücünü kaybetmeye zorlandı.

İnsani değerlerin dünyada itibarsızlaştırıldığı bir çağda, Rojava devrimcileri onurlu bir duruş sergilemişlerdir. Yenmek-yenilmek üzerine kurulu iktidar mantığını, mezhepçi ve milliyetçi körlüğü aşan bir örnek bırakmışlardır. Bu örneğin değeri, askeri haritalarla ölçülemez. Bugün Rojava deneyimi darbe alsa da hiçbir güç, bu devrimin etkilerini tamamen ortadan kaldıramayacaktır. Çünkü Rojava, yalnızca bir “bölge” değil, bir hafıza, bir direniş dili, bir toplumsal umut mirasıdır.

Bu rüzgar, yıllara yayılacak bir halklar mücadelesinin kapısını aralamıştır. Bu toprakların insanlık değerleriyle yeniden buluştuğu, eşitliğin ve özgürlüğün yeniden önemsendiği zamanların mücadele geleneğine ideal bir örnek olarak yazılacaktır.

Ancak aynı zamanda acı bir gerçek daha vardır. Kürtlerin yalnızlaştırılması, özellikle Türkiye’de birçok kesimin “gerçek yüzünü” bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Solcu, sağcı, dinci, ateist… Kendini hangi sıfatla tarif ederse etsin, geniş toplumsal kesimlerin önemli bir bölümü Rojava gerçeği karşısında ya suskun kalmış ya da düşmanca bir tutum almıştır. Özellikle Kemalist-ulusalcı kesimlerin, “laiklik” iddiasına rağmen, sahada fiilen cihatçı yapılarla aynı hedefe kilitlenmiş olması tarihsel bir utanç, ikiyüzlülüklerinin fotoğrafı olmuştur.

Bu yaşananların sonuçları itibarıyla, Kürtler içinde İslamcı ve milliyetçi eğilimlerin güçlenmesi olasılığı son derece yükselmiştir. Çünkü sürekli saldırı altında kalan, yalnızlaştırılan ve ihanete uğradığını hisseden bir toplumda, evrensel ve kapsayıcı siyaset yerine daha içine kapanan, daha sertleşen, daha kimlik merkezli yönelimlerin kuvvetlenmesi kaçınılmazdır.

Seküler Kürt yapılanmasının geriletilmesi tek başına “dert” değildir. Asıl yıkıcı olan, kendini seküler ve laik diye tanımlayan kesimlerin Kürtleri cihatçı zihniyetle birlikte linç etmesi, Kürt toplumunda çok daha derin bir kırılma yaratacaktır. Çünkü bu, yalnız bir siyasi tutum değil, Kürt halkına dönük tarihsel inkarın modern bir tekrarıdır. “Eşitlik” diyerek dışlayanların, “laiklik” diyerek düşmanlaşanların açtığı yara, sıradan bir siyasi gerilim değil, kuşaklar sürecek bir kırılmanın habercisdir.

Kürtler açısından bakıldığında Rojava deneyimi darbe almış olabilir. Fakat Kürtlerin dünyasında çok daha büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Yokluk dünyasından varlık dünyasına geçiş gibi tarihsel bir kırılma. Esad rejimi döneminde, 1962 nüfus sayımıyla 120 000 Kürt “yabancı” olarak kaydedilmiş, 300 000’i tamamen kayıtsız bırakılmıştı. Bu insanlar mülk edinemiyor, oy kullanamıyor, eğitim ve sağlık hizmetlerinden mahrum kalıyordu. Kürtçe yasaklıydı, okullarda, medyada, resmi işlemlerde kullanılamıyordu. Newroz yasaktı, Kürt isimleri bastırılıyordu. 2004 Kamışlı isyanında onlarca Kürt öldürülmüştü. Kürt bölgeleri petrol zengini olsa da bu kaynaklardan yararlanamıyordu, rejim petrolü merkezileştirmişti. Kürtler “ikinci sınıf vatandaş” olarak görülüyor, kimlikleri inkar ediliyordu.

Kimlikleri dahi inkar edilen, adı bile yasaklanan bir halk, kendi coğrafyasında, kendi dilinde, kendi kültürel değerlerini koruyarak bir yaşam kurma iradesini göstermiştir. Bu süreç şimdi yeni bir evreye giriyor. Kürtler bundan sonra, taşıdıkları ağır “bölgesel sorumluluk” yükünün sınırlarına gelmiş durumdadır. Bu yüzden daha fazla kendi varlığını merkeze alan, kendi güvenliğini, geleceğini ve toplumsal sürekliliğini önceleyen bir yaklaşımı örgütlemeleri beklenmelidir. Bu bir geri çekilme değil, tarihsel olarak bastırılmış bir halkın, yeni dönemin gerçekliği içinde kendini yeniden kurma çabasıdır.

Ve ne olursa olsun şu kesin, Rojava devriminin bıraktığı örnek, Ortadoğu’nun kirli savaş düzenine karşı insanlık onurunu savunan bir hat olarak kalacaktır. Bugün kaybettirilmeye çalışılan şey yalnızca bir bölgenin statüsü değil, halkların eşit ve özgür yaşayabileceği fikridir. O fikir kolay yenilmez. Çünkü hafızaya yazılmıştır. Çünkü bedelle mühürlenmiştir.

Bu nedenle Kürtler bugün darbe almış görünse bile, hakikat şudur. Kimliksizleştirilmiş Kürtlerden, kendi dilini, kültürünü ve kolektif iradesini taşıyan yeni bir Kürt gerçekliği doğmuştur. Ve bu gerçeklik, kısa vadeli askeri dengelerle silinmeyecek kadar güçlü bir tarihsel iz bırakmıştır.

Kürtler açısından iki adım ileri bir adım geri atılmıştır. Varlığını bir kez haykırmış, dilini bir kez özgürce konuşmuş bir halk yürüyüşü, Kürtlerin özgürlüğe yürüyüş hikayesi devam etmektedir…

Şara’nın Berlin ziyareti protesto edildi: Avrupa’da eylem çağrısı!

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanları Huri Kabayel ve Şahin Polat, Suriye geçici hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın 19 Ocak’ta Almanya’ya yapacağı ziyarete karşı protesto eylemleri düzenleyeceklerini duyurdular. Avrupa genelinde, özellikle Berlin’deki eylemlerle ilgili çağrı yapan FEDA, Kürt, Alevi ve insan hakları kuruluşlarıyla birlikte hareket edecek.

Şahin Polat, Ortadoğu’daki çatışmaların ve yaşanan katliamların halkların geleceğini tehdit ettiğini belirterek, eşitlik ve ortak yaşam temelinde bir düzenin kurulması gerektiğini vurguladı. Rojava modeli ve Halep hattındaki gelişmelere dikkat çeken Polat, bu süreçte öz savunmanın önemine de değinerek, Alevilerin kendi savunmalarını hazırlamaları gerektiğini ifade etti.

Huri Kabayel ise, Ahmed El Şara’nın Berlin ziyaretinin halklara ve inançlara yönelik bir darbe olduğunu dile getirdi. Halep’te yaşananların ardından Rojava’nın hedef alındığını belirten Kabayel, bu saldırıların kadın kazanımlarını da tehdit ettiklerini vurguladı. Kabayel, uluslararası kamuoyunun sessizliğine tepki göstererek, yaşananları “soykırım” olarak nitelendirdi ve birleşme çağrısında bulundu.

FEDA Eşbaşkanları, bu vesileyle Avrupa’daki tüm toplulukları Berlin’de ve diğer şehirlerdeki protestolara katılmaya davet ederek, dayanışmanın önemine dikkat çekti. Yaşananların unutulmaması ve halkların birlikte hareket etmesi gerektiğinin altını çizdiler.

Bahar Coşkun: Vicdanın Sesi, Birlik Yürüyüşü ile Yükseldi

Gütersloh Alevi Kültür Merkezi Başkanı Bahar Coşkun, OWL bölgesinde 20’den fazla kurumun ortak çağrısıyla düzenlenen “Vicdanın Sesi Birlik Yürüyüşü”nde insanlığın güçlü bir duruş sergilediğini belirtti. 1000’in üzerinde katılımcının yer aldığı yürüyüş, farklı kimliklerin ve kültürlerin bir araya gelerek dayanışma içinde yürüdüğü anlamlı bir etkinlik haline geldi. Türk, Kürt, Arap ve Alman halklarının omuz omuza yürüdüğü bu etkinlikte “Hepimiz kardeşiz” duygusu yaşatıldı.

Yürüyüş, din, dil ve ırk ayrımı gözetmeksizin insanların zulme karşı birlikte durabileceğini gösterdi. Katılımcılar, “İnsanlık yenecek”, “Direnmek özgürlüktür” ve “Yan yana, omuz omuza” sloganlarıyla ortak vicdanın sesini yükseltti. Özellikle Colani rejimi altında işlenen zulümler, katılımcılar tarafından güçlü bir şekilde protesto edildi.

Bahar Coşkun, bu birlikteliğin önemine dikkat çekerek, “Birlik olduğumuzda güçlüyüz. Dayanışma, zulme karşı en güçlü duruştur. İnsanlık kazanacak” dedi. Gençlerin etkinliğe gösterdiği duyarlılığın ve sorumluluk almasının, gelecekteki mücadele için umut kaynağı olduğu vurgulandı.