Ana Sayfa Blog Sayfa 52

Suriye’de Alevi Soykırımına Karşı 5 Günlük Grev Başlatıldı!

Suriye’de Alevilere yönelik soykırım uygulamalarına dikkat çekmek amacıyla başlatılan beş günlük grev, birçok kentte yankı buldu. Şeyh Gazel Gazel’in çağrısıyla organize edilen grev, Alevi nüfusun yoğun olduğu sahil kentlerinde etkisini gösterdi ve yaşamı durma noktasına getirdi.

Cihatçı grupların kontrolü ele geçirmesinin ardından Alevi toplumu üzerindeki baskı ve katliamların artması, bu grevin önemini artırdı. Şeyh Gazel Gazel’in “Suriye Devrim Kutlamalarına katılmayın, 5 gün boyunca grevde olun” çağrısı, geniş kitleler tarafından karşılık buldu.

Tartus kentinin en işlek bölgelerinden Al-Areed Caddesi, sabah saatlerinden itibaren tamamen kapandı. Bu süre zarfında esnaf kepenk açmayarak grev çağrısına uydu. Lazkiye’de ise Sevra Bulvarı ve Cumhuriyet Caddesi’nde de benzer bir durum yaşandı; şehir genelinde “sessiz bir grev atmosferi” hakim oldu.

Grev, ekonomik faaliyetlerin yanı sıra sosyal yaşamı da etkiledi. Alevi bölgelerinde dükkânların kapanması ve sokakların boşalması, bu eylemin toplumsal bir tepki olarak ortaya çıktığını gösterdi. Alevi örgütleri ve diaspora temsilcileri, bu kolektif sesin tarihi bir dayanışma olduğuna vurgu yapıyor.

Protesto, yalnızca kutlamalara katılmama yönünde değil, aynı zamanda Alevilere yönelik saldırıların uluslararası kamuoyuna duyurulmasını amaçlıyor. Suriye’nin birçok bölgesinde devam eden grevin, önümüzdeki günlerde daha geniş katılımla sürmesi bekleniyor.

Datça’da Alevi dayanışması: Eğitime destek kermesi gerçekleştirildi

Datça’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Cemevi tarafından düzenlenen Eğitime Destek Kermesi, üç gün boyunca yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Kermeste, sıfır ürünlerden ev yapımı yiyecekler, kitaplar ve ikinci el eşyalar yer aldı. Stantlar, Datça halkının eğitime destek olma bilincini bir kez daha gözler önüne serdi.

Cemevi’ni dolduran ziyaretçiler, alışveriş yaparak ve bağışta bulunarak etkinliğe katkıda bulundu. Her yaştan katılımcının yer aldığı bu kermes, Datça’daki dayanışma kültürünün gücünü bir kez daha ortaya koydu. Etkinlik süresince, katılımcılar stantlardaki ürünleri inceleyip, vakıf üyeleri ve gönüllülerle sohbet etti.

Kermesin eğitime destek sağlamasının yanı sıra toplumda yardımlaşma ruhunu güçlendirdiği vurgulandı. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi, kermese katkıda bulunan tüm gönüllülere ve destek veren Datça halkına teşekkür etti. Elde edilen gelir, çocukların ve gençlerin eğitimine aktarılacak.

Alevi Soykırımı, AGADEKA’nın Suriye Konferansı’nda Yeniden Tartışıldı

AGADEKA tarafından düzenlenen Suriye Konferansı’nda, Alevi soykırımı konusu üzerine kapsamlı bir sunum yapıldı. Fenike Konseyi’nin katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte, Suriye ve genel olarak Ortadoğu’daki farklı halkların ve inanç topluluklarının karşılaştığı sorunlar, talepler ve ortak mücadele olanakları ele alındı.

Konferansa Suriye’den katılımcıların yanı sıra Kürt ve Süryani temsilciler de yer aldı. Her grup, kendi sorunlarını ve taleplerini dile getirirken, ortak çalışma olanakları üzerine fikir alışverişinde bulunuldu. AGADEKA’nın, Ermeni, Yunan, Süryani, Kürt, Ezidi, Dersim, Koçgiri ve Arap Alevilerinin bulunduğu çok bileşenli yapısının, farklı halklar arasında dayanışmayı güçlendirmeyi hedeflediği vurgulandı.

Fenike Konseyi’nin sunumunda, Nusayri/Hasibi topluluğunun tarihi, güncel talepleri ve Esad yönetimi ile geçmiş ilişkileri detaylı bir şekilde ele alındı. Ayrıca, Fenike ve Haran inanç kültürlerinin etkileri ile Yunan Helen dönemi arasındaki etkileşimler de kapsamlı biçimde incelendi.

Konferans, Alevi ve diğer inanç topluluklarının sorunlarına dikkat çekerek, bu gruplar arasındaki dayanışma ve ortak hareket etme çağrısını güçlendirmiş oldu.

“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, tehlikelidir” ERDOĞAN YALGIN

Çinli Üstat Konfüçyüs (MÖ.551-479); “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, tehlikelidir” dedi. Uğur Mumcu bu sözü; zamanın Türkiye şartlarında “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmayın” a çevirdi.

Bu iki örnek; aynı düşüncenin farklı coğrafyalarda, kültürlerde, farklı dillerde ve dönemlerde dile getirilmiş biçimleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ortak noktaları, “bilginin, fikirden önce gelmesi gerektiği“, yani bilgisizce konuşmanın, tartışmanın veya hüküm vermenin tehlikeli olduğuna yapılan vurgusudur. Bu sözün açılımlarına, kısaca bakalım: Sözün özü: “Bilgi olmadan fikir sahibi olmak tehlikelidir.“

Bu düşünceyi ilk savunan Üstat Konfüçyüs; Burada “gerçek bilginin; aklın rehberi olduğunu, yeni bir fikrin ise ancak bu bilgiye dayanarak açığa çıkarılabileceğini“ anlatılır. Yani “İnsanın, bir konu hakkında fikir, düşünce yürütmeden önce, o konu hakkında doğru, sağlam bilgiye sahip olması gerektiğini“ bize salık verir. Aksi halde bilgisizce bir fikri beyan eden insanın; ortaya atacağı fikir-i düşüncenin temelsiz olacağı gerçeğiyle karşı karşıya kalacağına dikkat çeker. Bu da ahlaki erozyona yol açar.

Uğur Mumcu, muhtemelen Üstat Konfüçyüs’ten devraldığı bu sarsıcı emir kipini  değiştirmişti. İlk defa Cumhuriyet Gazetesindeki 10 Ağustos 1992 günkü yazısında, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” diye sadeleştirerek, Konfüçyüs’ü kaynak göstermeden bunu halka mal etmeyi hedeflemişti. Fakat o yıllar, Türkiye’de; toplumsal sorunlar karşısında yanlış bilgiye dayalı düşüncelerin, ön yargıların, ön kabullerin gerçekmiş gibi hararetli fikirlerle manipüle edildiği zamanlardı. Aslında bu süreç, yoğunlaşarak günümüzde de maalesef hala devam etmektedir.

Sonuç ne olursa olsun Üstat Konfüçyüs’ün günümüzden 2500 yıl önce söylediği bu altın değerindeki söz, aslında bireyin ve toplumun uyması gereken ahlaki değerlerin bir düşünce sistematiğini alevlenmektedir. Bu da bize; fikir üretmenin ahlaki şartının bilgi edinmek olduğunu hatırlatır.

Buna eklemem gereken bir şey daha var. O da Konfüçyüs’ten en az 1000 yıl sonra, Kur’an’ın Âl-i İmrân Suresinin 66. Ayetinde kendisini göstermektedir. Zira Uğur Mumcu karşıtları, kendi yazılarında ve konuşmalarında bu sözün kaynağı olarak; Âl-i İmrân Suresini delil olarak göstermekteydiler.

Ayette “Siz ki, bir parça bilginiz olan konuda tartıştınız diyelim; hiç bir bilginiz olmayan şey hakkında nasıl oluyor da tartışmaya giriyorsunuz? Her şeyi Allah bilir, siz bilmezsiniz” diyor.

Buradaki en yalın anlamıyla Allah; insanlara, “azıcık bilgileri olan konularda bile tartışırken ölçülü olmaları, hiç bilmedikleri konuda ise iddia ve tartışmaya girmemeleri gerektiğini” hatırlatıyor. Buraya kadar doğru!

Ve fakat “Her şeyi Allah bilir, siz bilmezsiniz!” sonuç emri, çağımız dünyasında sanki yetersiz kalmaktadır. Yada bu alan; daha geniş bir anlam açılımıyla analiz edilmelidir. Zira dindar bilince göre olmasa da, Allah; “düşünsel ve eylemsel yetisini, insana aklıyla vermiş” ve insanı; “kendi iradesiyle baş başa bırakmıştır” genel kabulü, akli tecrübelerle sabittir.

Sonuç olarak:

Peki buradan geçip, kendi mahallemize gelecek olursak; Şu soruyu –tenzih edeceklerimizin dışında-  açık yüreklilikle sormamız gerekmez mi? Özellikle son 30 yıldan beri örgütlenen Aleviler, kurumsal kimlikleri olan yöneticiler, inanç önderleri, akil insanları vs. Üstat Konfüçyüs’ün  günümüzden 2500 yıl öncesinde söylediği; “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, tehlikelidir” sözüyle, kendi konumlarını yeniden gözden geçirip, sıfatlarını cam da değil; can da yüzleşerek, kendi hakikatlerini, kendilerine fısıldayabilirler mi?

Peki her hangi bir konu hakkında, yeterince bilgi sahibi olmadan, bu sosyal medya ağlarında mangalda kül bırakmazcasına, biri birilerine karşı ahkam kesmeleri doğru mu?

Alevilik inancının dil, tarih, coğrafyası hakkında hiç bir bilimsel okumadan, üzerine düşünüp tartışmadan, inanca ilişkin felsefi çözümlemeleri imani değil- akli düşünsel fikirle ele almamaları normal mi?

Evet! Her hangi bir konu hakkında etraflıca bilgi sahibi olmadan, gelişi güzel fikir beyan etmenin Üstadın da dediği gibi ne denli “tehlikeli” olduğunun bilinciyle hareket etmenin, inancın ahlaki değerlerine uygunluğu; tepe gözünden değil, gönül gözünden ırak tutulmamalıdır.

Tekrar etmek gerekirse: “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, tehlikelidir.” Tabir yerindeyse; işte o tehlikeli sularda yüzülmemelidir. Takdir sizindir.

Hak ile kalın!

Alevi inancında; uyuşturucu madde satmak, çete kurmak, fuhuş yaptırmak Düşkünlüktür! Düşkün olan bizden değildir!

0

Düşkünlük, Alevi-Bektaşi toplumunda, yol erkânına ve toplumsal kurallara aykırı davrananlar için uygulanan bir yaptırım sistemidir. Düşkünlük makamı ise, hem fiziksel bir mekân olarak düşkünlerin sorguya çekildiği ve yargılandığı yer, hem de manevi bir makam olarak düşkünlerin durduğu dardır!

Mevki, makam, koltuk için; Asimilasyona hizmet eden yezidin yanında yer alan bizden değildir!

Tam buradan Pirlere,dedelere, Analara soruyoruz DersimAlevi inancında önemli bir yere sahip olan ocaklar sisteminin merkezi; son on senedir yolundan uzaklaşan taliplerine, mürşitlerine neden hakikat Önderliği yapmıyorlar örneğin Kerbela Yasası’nda esnafları neden gezmiyorlar! içki içilmesini, et satılmasına, son ses halaylar ve müziklerle asimilasyoncu turizm sektörüne hizmet edilmesine, her şeyin pazarlanmasını niye engellemiyor, engellemek için bir çaba içerisine girmiyorlar ya da son on senede hızla değişim gösteren Dersim de şimdiye kadar madde satan/sattıran çetleşen/çeteleştiren fuhuş yapan/yaptıran yozlaşan/yozlaştıran Emevinin, Muaviyenin Yezid’in yanında saf tutan “Alevilere” bugüne dair neden tek bir söz söyleyip dara çekmediler? onların yapması gereken görevi biz Alevi gazeteciler olarak burada hatırlatalım düşkünlük nedir?

Tarihsel Arka Planı, Uygulama Neden ve Biçimleri

1. Toplumsal Düzeni ve Ahlaki Kuralları Koruma İhtiyacı

  • Köy ve Cem Topluluklarında Düzen Sağlama: Alevi topluluklarının tarihsel olarak daha çok köylerde ve kapalı toplum yapıları içinde yaşadığı dönemlerde, toplumsal düzenin ve ahlakın korunması hayati bir önem taşımıştır. Merkezi bir otoriteye bağlı olmayan, daha çok kendi iç dinamikleriyle yönetilen bu topluluklarda, bireylerin uyulması gereken kurallara uygun yaşamaları toplumsal barış için gereklidir. Düşkünlük makamı, bu ihtiyacı karşılamak için ortaya çıkmıştır.
  • Ahlaki ve Manevi Rehberlik: Düşkünlük makamı, aynı zamanda bireylerin manevi yolculuklarında rehberlik sağlamak ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirmelerine yardımcı olmak amacıyla şekillenmiştir. Alevilikte topluluk içinde yapılan hata ve suçların sadece bireysel değil, toplumsal sonuçları olduğuna inanılır. Bu nedenle, düşkünlük makamı bireyin sadece kendi hatalarını düzeltmesini değil, topluluğa zarar vermemesini de sağlar.

2. Alevi İnancında Cem ve Pir (Ana,Dede’nin) Rolü

  • Post nişanesi: Alevi topluluklarında hakikat önderleri, hem manevi hem de toplumsal ikrardır. cem törenlerini yönetir, topluluk üyelerine rehberlik eder ve onların ahlaki sorumluluklarını yerine getirmelerine yardımcı olur. Düşkünlük makamı:  Pir(dede,Ana) tarafından yönetilen ve topluluk üyelerinin yanlış davranışlarına karşı uygulanan bir cezalandırma mekanizmasıdır. Tarihsel olarak, pir düşkünlük kararını cem içinde alır ve bu karar topluluk tarafından da onaylanır.
  • Cem Erkanı ve Toplumun Onayı: Alevi topluluklarında, bireyler arasındaki anlaşmazlıklar, yanlış davranışlar ve ihlaller genellikle cem sırasında ele alınır. Cem erkanı, topluluk içindeki sorunların çözüldüğü, düşkünlük kararlarının alındığı ve topluluk üyelerinin birbirine karşı sorumluluklarını hatırladığı bir alan olarak işlev görür. Cem sırasında dede, bir bireyin düşkün olduğuna karar verdiğinde, bu karar topluluk önünde alınır ve topluluk tarafından onaylanır.

3. Düşkünlük Kararlarının Verilmesi

Düşkünlüğe Sebep Olan Durumlar: Tarihsel olarak, düşkünlük makamı topluluk içindeki ahlaki ve dini kurallara aykırı davranışlarda bulunan bireyler için uygulanırdı. Bu tür davranışlar, genellikle yalan söylemek, iftira atmak, hırsızlık yapmak, insan öldürmek, zina işlemek, dedikodu yapmak, musahiplik bağını bozmak, cem erkanına uymamak, eline-diline beline sahip olmamak ,çeteleşmek, çete kurmak ve bir çetenin üyesi olmak madde kullanmak ve satmak, fuhuş yaptırmak ve yapmak, toplumu yozlaştırtırmak asimilasyon politikalarına hizmet etmek, emevi’inin muaviyenin yezidin yanında yer almak, değerlerini satmak, kadına, çocuklara, hayvanlara şiddet uygulamak, yolunu i̇tikatini satmak, inancını pragmatist ve kötü niyetli siyasi emeller ve mevki ve makam kişisel maddi çıkarlar için kullanmak gibi ağır ihlaller olabilir. Bu tür ihlaller, bireyin düşkün ilan edilmesine sebep olur ve birey, topluluk tarafından dışlanır.

  • Topluluk Önünde İkrar Verme: Düşkünlük makamı tarafından verilen kararlar genellikle bireyin cem topluluğu içinde yaptığı hataları kabul etmesi ve bu hataları düzeltmeye yönelik ikrar vermesiyle sonuçlanır. İkrar, Alevi inancında önemli bir kavramdır; birey hatasını kabul eder, pişmanlık gösterir ve topluluk içinde yeniden kabul edilmek için bir yemin verir.

4. Düşkünlük Cezasının Türleri

  • Geçici Düşkünlük: Tarihsel olarak düşkünlük cezaları, bireyin hatasının büyüklüğüne göre değişiklik gösterebilir. Geçici düşkünlük cezası, daha hafif hatalarda uygulanır. Bu tür durumlarda birey, belirli bir süre cem erkanına katılamaz, topluluk içindeki sosyal etkinliklerden uzak tutulur. Birey, belirlenen süre sonunda pişmanlık gösterdiği takdirde tekrar topluluğa kabul edilebilir.
  • Sürekli Düşkünlük (Aforoz): Daha ciddi ihlallerde, birey süresiz olarak düşkün ilan edilebilir. Bu durumda kişi, topluluktan tamamen dışlanır. Sürekli düşkünlük cezası genellikle zina, hırsızlık ya da musahiplik bağını bozmak gibi Alevi inancında çok ağır kabul edilen hatalar sonucunda verilir. Sürekli düşkünlük, bireyin toplumdan manevi ve sosyal anlamda tamamen izole edilmesi anlamına gelir.

Düşkünlük Makamının;

Fiziksel Özellikleri

  1. Cem meydanındaki konumu
  2. Makamın sembolik düzenlenişi
  3. Kullanılan ritüel eşyaları
    • Düşkün taşı
    • Dâr ağacı (sembolik)
    • Çerağ

Manevi Özellikleri

  1. Makamın kutsallığı
  2. Hakk’ın huzurunu temsil etmesi
  3. Vicdani sorgulamanın yapıldığı yer olması

Düşkünlüğün Kaldırılması

Düşkünlüğün kaldırılması bir ayinle düzenlenir. Bu ayin sırasındaki temel unsurlar:

1. Tevbe ve Pişmanlık Süreci

  • Pişmanlık İfadesi: Düşkünlük kaldırma ayininde, düşkün ilan edilen kişi önce yaptığı hatayı kabul eder ve bu hatadan dolayı derin bir pişmanlık duyar. Alevilikte düşkünlük, bireyin cem erkanına, toplumsal kurallara ve ahlaki ilkelere uymadığını gösterir. Bu nedenle, düşkünlük kaldırılmadan önce kişi pişmanlığını açık bir şekilde beyan etmek zorundadır.
  • Tevbe Etme: Tevbe, kişinin hatalarını kabul edip, bir daha bu hataları yapmayacağına dair topluluk ve Allah huzurunda söz vermesi anlamına gelir. Tevbe, düşkünlükten kurtulmanın temel adımıdır. Kişi, hem içsel olarak hem de cem topluluğu önünde bu pişmanlığını dile getirir.

2. Düşkünlük Cezasının Süresi

  • Geçici ya da Sürekli Düşkünlük: Düşkünlük cezası genellikle bireyin işlediği hatanın büyüklüğüne göre belirlenir. Geçici düşkünlük cezası alan kişiler, belirli bir süre cem erkanına katılamazlar, ancak tevbe ve pişmanlık gösterdiklerinde yeniden topluluğa kabul edilirler. Sürekli düşkünlük cezası alanlar ise toplumdan tamamen dışlanır, ancak çok büyük pişmanlık ve ıslah belirtileri gösterdiklerinde dede ve cem tarafından yeniden kabul edilmeleri sağlanabilir.

3. Dedenin ve Cem Topluluğunun Onayı

  • Dedenin Rehberliği: Düşkünlük kaldırma ayini, dede (Alevi topluluğunun manevi lideri) öncülüğünde gerçekleştirilir. Dede, düşkün ilan edilen kişinin pişmanlığını ve tevbesini değerlendirir. Düşkünlük kaldırılmadan önce dede, kişinin hatalarını düzeltip düzeltmediğini, tevbesinin samimiyetini ve yeniden topluluğa katılmaya uygun olup olmadığını gözden geçirir.
  • Cem Topluluğunun Kabulü: Düşkünlük kaldırma ayini, sadece dede ve düşkün kişi arasında gerçekleşmez; cem topluluğu da bu sürece şahitlik eder ve düşkünlüğün kaldırılmasına onay verir. Bu, bireyin sadece manevi liderle değil, tüm toplulukla barışmasını sağlar. Topluluğun huzurunda kişinin hatalarını kabul etmesi ve pişmanlığını dile getirmesi, bu ritüelin en önemli parçalarından biridir.

4. İkrar ve Yemin

  • İkrar Verme: Düşkünlük kaldırma ayininde kişi, bir daha aynı hataları yapmayacağına dair Allah, dede ve cem topluluğu huzurunda ikrar verir. Bu ikrar, kişinin topluma yeniden kabul edileceğine dair söz vermesidir. İkrar, Alevilikte önemli bir kavramdır ve bu yeminle kişi, topluluğa olan bağlılığını, ahlaki sorumluluklarını ve manevi görevlerini tekrar üstlenir.
  • Topluma Yeniden Katılım Yemini: Kişi, topluma yeniden kabul edildikten sonra, cem erkanına katılma, toplulukla birlikte yaşama ve manevi sorumluluklarını yerine getirme sözü verir. Bu, kişinin toplumsal ve manevi hayatına yeniden başlamasını temsil eder.

5. Mum Yakma ve Dua

  • Mum Yakma: Düşkünlük kaldırma ayininde genellikle bir mum yakılır. Mum, Alevi inancında aydınlanma ve arınmayı simgeler. Kişinin hatalarını kabul edip tevbe etmesiyle birlikte, yeniden aydınlığa kavuşması ve manevi anlamda temizlenmesi simgelenir. Mum yakma ritüeli, kişinin karanlıktan (hatadan) çıkıp yeniden aydınlığa (doğru yola) döndüğünü ifade eder.
  • Dualar: Ayin sırasında çeşitli dualar okunur. Bu dualar, kişinin düşkünlükten kurtulması ve topluluğa yeniden kabul edilmesi için Allah’tan yardım istenen niyazlardır. Dua, kişinin tevbesinin kabul edilmesi ve Allah’ın affına mazhar olması için cem topluluğu tarafından edilen manevi bir dilektir.

Düşkünlük Kaldırma Ayininin Önemi

  • Manevi Arınma ve Yeniden Doğuş: Düşkünlük kaldırma ayini, Alevilikte bireyin manevi anlamda yeniden doğuşunu simgeler. Kişi, hatalarından arınarak temiz bir sayfa açar ve topluma yeniden kazandırılır. Bu, kişinin hem kendi manevi yolculuğunda hem de toplumsal hayatında yeni bir başlangıç yapmasını sağlar.
  • Toplumsal Barışın Sağlanması: Düşkünlük kaldırma ayini, Alevi topluluğunda barış ve düzenin sağlanması açısından da büyük önem taşır. Toplumdan dışlanan bireylerin yeniden kabul edilmesi, toplumsal huzurun ve uyumun devamı için gereklidir. Bu ritüel, topluluğun bireylere karşı olan affediciliğini ve merhametini de gösterir.
  • Toplumsal Dayanışma ve Birliktelik: Düşkünlük kaldırma ayini, topluluk içindeki dayanışmayı güçlendiren bir süreçtir. Kişinin hatalarını kabul etmesi ve topluluğun onu yeniden kucaklaması, Alevilikteki kardeşlik ve birlik değerlerini pekiştirir.

Düşkünlük Makamının Modern Alevilikteki Durumu

  • Modern Dönemde Azalan Uygulamalar: Tarihsel olarak Alevi toplumlarında çok önemli bir yer tutan düşkünlük makamı, modern zamanlarda daha az uygulanan bir mekanizma haline gelmiştir. Özellikle kentleşme, bireyselleşme ve toplumsal değişimler, düşkünlük makamının işlevselliğini zayıflatmıştır. Modern dünyada bireylerin dini ve sosyal sorumlulukları daha esnek hale gelmiş ve merkezi bir otorite yerine bireysel vicdan ön plana çıkmıştır.
  • Alevi Derneklerinde ve Cem Evlerinde Uygulamalar: Günümüzde bazı Alevi dernekleri ve cem evleri, düşkünlük makamını topluluk düzenini koruma amacıyla sınırlı şekilde uygulamaya devam etmektedir. Ancak bu uygulama, daha çok cem erkanına katılmama veya topluluk içindeki manevi sorumlulukları yerine getirmeme gibi hafif ihlallerde kullanılmaktadır. Ağır cezalar ve düşkünlük ilanları, modern Alevi toplumlarında daha nadir görülmektedir.

Bağlantılı Kavramlar

  • Dar
  • Musahiplik
  • Görülme
  • Rızalık
  • On İki Hizmet
  • İkrar

Kaynakça

  • Yaman, Ali (2012). “Alevilerde Sosyal Kontrol Kurumu: Düşkünlük”. Geçmişten Günümüze Alevilik I. Uluslararası Sempozyumu
  • Bozkurt, Fuat (2006). Toplumsal Boyutlarıyla Alevilik. İstanbul: Kapı Yayınları
  • Mélikoff, Irène (1993). Uyur İdik Uyardılar. İstanbul: Cem Yayınevi
  • Bal, Hüseyin (1997). Alevi-Bektaşi Sosyolojisi. İstanbul: Ant Yayınları
  • Üzüm, İlyas (2009). “Düşkünlük”. TDV İslam Ansiklopedisi, C. 10, s. 7-8
  • Ersal, Mehmet (2016). Alevilik: Kavramlar ve Ocak Sistemi. Ankara: Gazi Üniversitesi Yayınları
  • Korkmaz, Esat (2003). Ansiklopedik Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Kaynak Yayınları
  • Aksüt, Hamza (2012). Aleviler: Türkiye-İran-Irak-Suriye-Bulgaristan. Ankara: Yurt Kitap-Yayın
  • Kaygusuz, İsmail (1995). Alevilik İnanç, Kültür, Siyaset Tarihi ve Uluları. İstanbul: Alev Yayınları
  • Noyan, Bedri (1995). Bektaşilik Alevilik Nedir? İstanbul: Ant Yayınları

/sö



II.

Düşkünlük kurumu, geçmişte çeşitli nedenlerle ortaya çıkan suçların değerlendirmesini yapmak suretiyle, toplumsal düzenin sağlanmasında önemli bir rol üstlenmekteydi. Alevi toplumsal yaşamında “rızalık” konusu büyük önem taşımakta olup, Aleviliğin temel ibadeti olan Cem ibadeti, katılanlar birbirinden razı olmadan başlamaz, önce rızalık alınırdı.

Birbirleriyle konuşmayan, dargın olanlar Dede’nin huzurunda mutlaka barıştırılır, barışmayanlara çeşitli yaptırımlar uygulanırdı. Düşkün olan kişiler toplum tarafından dışlanır, hatta sürgün bile edilirlerdi.

Halk Mahkemesi olarak da nitelendirilen “Düşkünlük Meydanı” başka bir deyişle yargılama süreci kısaca şu şekilde işler:

A-  Haksızlığa uğrayan ve/veya buna şahit olanlar ve hatta vicdan azabı duyan suçlu kişi Dede’ye bu konuyu iletir. Bu konunun Dede’ye intikali, Cem sırasında olabileceği gibi Cem dışındaki bir ortamda da olabilir.

Düşkün kişi “Talip” veya “Dede”olabilir. Tek farkla ki; Dede’yi yalnızca kendisinin bağlı olduğu Dede (yani Pir’i) veya Pir’inin de bulunduğu Dedelerden oluşan bir kurul yargılar.

Düşkün ilan edilen Dede posta oturamaz, başka bir deyişle Dedelikten men edilir.

B-  Dede bu duyum üzerine konuyu Cem esnasında gündeme getirebilir veya konu yine olayın tarafları veya şahitlerince Cem meydanına getirilebilir. Meselenin Cem’e getirilmeksizin karşılıklı rızalıkla çözüldüğü durumlar da mevcuttur. Ancak genel kural, sorunun Cem’de çözülmesi şeklinde olmaktadır.

C-  Cem sırasında konunun tarafları dinlenir. Dede, Cem Erenleri olarak anılan Cem’in özellikle dedesoylu yaşlılarının ve hatta cemaatin de görüşüne başvurmak suretiyle, karar verir. Eğer Dede cemaate sorunla ilgili danışırsa talipler “Dilli başlı mıyım Erenler?” diyerek söz isterler ve Dede’nin oluruyla görüşlerini ifade ederler.

D-  Topluluk huzurunda Dede’nin açıkladığı karar kesindir. Nadir hallerde Dede karar vermekten kaçınarak konuyu Pîr’ine havale edebilir. Yine istisnai durumlarda düşkün, Anadolu’daki Alevilerin “Düşkün Ocağı”olan ve Erzincan’ın Ocak Köyü’nde bulunan “Hıdır Abdal Ocağı”na veya Hacıbektaş İlçesinde bulunan “Çelebiler”e yollanırlar.

Suçlanan kişi veya kişiler cezalandırılabileceği gibi affedilebilirler de. Verilen cezalar maddi veya manevi olabilir.

E-  Bazı hallerde sitemi kesilen (cezalandırılan) kişinin verilen karara uymadığı yani maddi-manevi cezasını yerine getirmemesi nedeniyle konu yeniden Dede’ye getirilebilir veya yukarıda belirtildiği gibi, iki üst makama yollanabilir.

Cezanın ağırlığına göre düşkünlük cezası toplumdan dışlanmaya kadar varabilir. Toplumdan dışlanan kişiyle ailesi dahil herkes ilişkiyi keser, Cem ve cemaatlere alınmaz. Kurban kesemez, kurban lokması yiyemez. Bazı bölgelerde bu toplumdan dışlanmışlık yıllar sürer. Ancak Dede’nin huzurunda toplanan cemaat affedilmeyi sağlayabilir.

Düşkünlük bir Alevi için çok büyük bir küçümsenme ve dışlanmayı beraberinde getirir. Düşkün’e ailesi dahi sahip çıkamaz; düşkünün musahibi de manevi açıdan topluluk önünde sıkıntılı durumdadır, çünkü onun yol kardeşi artık içinde yaşadığı toplumun dışladığı bir kişi olmuştur.

Kişinin işlediği “Yol”a aykırı her fiilin ayrı cezası veya karşılığı vardır. Düşkünlerin aldıkları bu cezalara Aleviler’de “sitem” de denilir.

Kaynakça

http://www.aabf-inanc-kurumu.com/bolge-inanc-kurullari-2012-2015/alevilikte-duskunluk/

 

Elif Keleş: Erkekler görünmez bir dayanışma içindeler “Kadın temsiliyeti var ama bağımsız değil”

0

ALEVİ KADINLAR ANLATIYOR-2

Bu yazı gazeteci Evrim kepenek´in  http://bianet.org adresindeki yazısından alıntıdır.

“Kadının kendi bütçesi yoksa başka bir ildeki toplantıya bile katılamıyor. Yerelde de, ulusal ölçekte de kadın örgütlenmesi böyle tıkanıyor.”

Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Sekreteri, araştırmacı–yazar Elif Keleş Ö., Alevi kurumlarında kadın olmanın ne anlama geldiğini, örgütlü yapılardaki görünmez erkek ittifaklarını ve kadınların önüne konan ekonomik–toplumsal engelleri bianet’e anlattı.

Keleş, Alevi toplumunun sözlü kültüründen, vicdan ve duygudaşlıkla yoğrulmuş değerlerinden beslendiğini söylüyor. Bu kültür içinde yetişmiş olsa da, Alevi kimliğini asıl görünür kılan dönüm noktasının 1993 Sivas Katliamı olduğunu belirtiyor:
“Öylesine derin bir acı ve öfke yaşadık ki, ‘Alevi olduğumuz’ duyuldu.”

Sivas’ın ardından toplumsal sorumluluk duygusuyla Alevi örgütlenmelerine dahil olan Keleş, amacının asimilasyon politikalarıyla yıpratılan Alevi inanç ve kültürünü koruyup sonraki kuşaklara aktarabilmek olduğunu söylüyor.

“Kadın temsiliyeti var ama bağımsız değil”

Alevi yolunun özünde yer alan “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde” anlayışına rağmen, bugünün örgütlülüğünün bu eşitlik mirasına yaklaşamadığını belirten Keleş, Bacıyan-ı Rum’un 13. yüzyıldaki ekonomik, politik ve sosyal gücünün bugünle kıyaslanamayacak kadar ileride olduğunu hatırlatıyor.

“Evet, sayısal olarak kadın temsiliyeti var; ama buna bağımsız bir temsiliyet diyemeyiz.”

Bu durumun yalnızca Alevi örgütlerinde değil, Türkiye’deki tüm sivil toplum yapılarında benzer şekilde yaşandığını söylüyor:
“Ekonomik ve politik olarak bağımsız olamamak, yukarıdan aşağıya işleyen dikey bir örgütlenme anlayışı… Sorun burada.”

“Kadın örgütlenmesi bağımsızlığını ilan etmeli”

Kadın örgütlülüğünün güçlenmesinin yolunun ekonomik bağımsızlıktan geçtiğini vurgulayan Keleş, Türkiye’de kadının hem toplumsal hem sınıfsal engellerle boğuştuğunu ifade ediyor:

“Kadının kendi bütçesi yoksa başka bir ildeki toplantıya bile katılamıyor. Yerelde de, ulusal ölçekte de kadın örgütlenmesi böyle tıkanıyor.”

Erkek egemen sistemin her aşamada bir “görünmez dayanışma ağı” ürettiğini söylüyor:

  • Panel ve söyleşilerde birbirini öne çıkarmak,
  • Ekonomik dayanışma,
  • Kurumsal alanlarda birbirini koruma…

“Erkekler, birbirlerini mikrofon tutarak bile görünür kılıyor. Birinin devrilmesi diğerinin iktidarını sarsar; motivasyonları bu.”

Kadınlarda ise aynı yatay dayanışma ağının henüz kurulamadığını belirtiyor:
“Kadın kadının yurdu olamamışken, bazen kurdu da olabiliyor.”

“Kadın örgütlülüğü sınıfsal bir alana sıkışmamalı”

Keleş, örgütlenmenin kimsenin ekonomik gücüne göre belirlenemeyeceğini vurguluyor:

“Bugün politik alanda var olabilmek, neredeyse ‘parası olanın hakkı’ gibi görülüyor. Bu toplum için değil, yalnızca belirli bir sınıfın kadınları için alan yaratır.”

Bunun önüne geçmek için somut önerileri var:

  • Kadın kooperatifleri ve dayanışma ağları kurulması,
  • Kadın işverenlerden girişimcilere uzanan geniş bir dayanışma mekanizmasının inşa edilmesi,
  • Tüm kurumlarda kadınların eşit temsiliyeti için pozitif ayrımcılık yapılması,
  • Kurumlarda mutlaka “Kadın Örgütlenme Bütçesi”oluşturulması.

Keleş’e göre ancak bu adımlarla kadınlar hem kendi kurumlarında hem toplumsal ve siyasal alanda gerçek bir söz hakkına sahip olabilir.

 

Alevilik Dersleri Veren Okul Sayısı 20’ye Ulaştı, Eğitimde Yeni Bir Dönem!

Berlin’deki Campus Efeuweg Grundschule’da, Alevilik derslerine katılan 9 öğrenci, ilk derslerine gülbenk ve deyişle başladı. Bu anlamlı etkinliğe, BAT-Cemevi ARU Koordinatörü Erdal Çağlar, BAT İnanç Kurulu üyesi İbrahim Kazımoğlu Dede, öğretmenler Afife ve Uğur Sürücü ile öğrenci aileleri katıldı.

Dersin başlangıcında ARU Koordinatörü Erdal Çağlar, öğrenci velilerine dersler hakkında bilgi verdi. Katılımcılara, ARU amblemli spor çantaları hediye edildi. Öğrencilere yönelik kısa konuşmalar yapan Afife Sürücü ve Uğur Sürücü, Alevilik derslerinin önemine vurgu yaptı. Uğur Sürücü, etkinlikte bir deyiş okudu.

İbrahim Kazımoğlu Dede, Alevilik derslerinin verilmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek, öğrencilere gülbenk sundu. Bu tür derslerin artarak devam etmesi için ailelerin desteklerine ihtiyaç duyuluyor.

Velilere çağrıda bulunan Çağlar, çocuklarının gittiği okulda Alevilik derslerinin verilmesini istiyorlarsa, okullarda dağıtılan seçmeli din/inanç dersleri kayıt formunda “Alevilik Dersleri” seçeneğini işaretlemeleri gerektiğini belirtti. Bu şekilde, Alevilik derslerinin yaygınlaşmasına katkı sağlanabileceği ifade edildi.

Pir Kureyş Baba Cemevi’ne izinsiz tabela, inancımıza saldırıdır!

Düzgün Bava Cemevi, Nazımiye Pir Kureyş Baba Cemevi’nde Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tabelasının izinsiz asılmasına sert tepki gösterdi. Açıklamada, bu tabelanın rızalık alınmadan yerleştirildiği ve yok hükmünde olduğu vurgulanarak, derhal kaldırılması gerektiği ifade edildi.

Açıklamada, Nazımiye Belediye Başkanı Emrah Tekin’in halkın bilgisi ve rızası olmadan bu tabela için harekete geçtiği belirtilerek, bunun Alevi inancına, ocaklara ve yol erkânına doğrudan bir müdahale olduğu kaydedildi. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Aleviliği sadece bir kültürel öge olarak ele alıp ibadethane statüsünü tanımadığına dikkat çekildi.

Düzgün Bava Cemevi, Nazımiye’nin kadim ocaklar ve yol erkânı açısından önemli bir yer olduğunu belirterek, bu tür müdahalelerin tarihsel bir sürecin parçası olduğunu vurguladı. Açıklamada, “Rızasız el, rızasız söz Yol’un ölçüsüne sığmaz. Bu tabela bir levha değildir; ikrarımıza suikasttır” denildi.

Talep edilenler arasında, asılan tabelanın derhal sökülmesi, Belediye Başkanı Emrah Tekin’in halktan özür dilemesi ve Alevi inancına yönelik müdahalelere karşı Dersim halkının, ocakların ve kurumların sorumluluk alması yer aldı. Düzgün Bava Cemevi, “Nazımiye teslim alınamaz. Yol satılmaz, rızalık gasp edilemez” ifadeleriyle açıklamalarını sonlandırdı.

Diyarbakır PSAKD: Suriye’de Kerbela’nın izleri derinleşiyor

PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Başkanı Ayfer Artan, Suriye’de Alevilere ve bölgedeki kadim halklara yönelik saldırıların arttığını belirterek uluslararası kamuoyuna acil çağrıda bulundu. Suriye’de on üç yılı aşkın süredir devam eden savaşta milyonlarca insanın yaşamını yitirdiğini, birçok insanın yaralandığını ve büyük bir kısmının mülteci konumuna düştüğünü vurguladı. Artan, bu savaşın en ağır yükünü ise kadınlar, çocuklar ve dezavantajlı kesimlerin taşıdığını ifade etti.

Artan, Aleviler, Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Hristiyanlar, Dürziler, Araplar, Türkmenler ve diğer inanç gruplarının sistematik katliamlara maruz kaldığını belirtti. Selefi–cihatçı yapıların, emperyalist güçler tarafından desteklendiğini vurgulayan Artan, HTŞ’nin Suriye’de yönetim konumuna geldiğini ve Alevilere yönelik ağır saldırılar gerçekleştirdiğini dile getirdi. Uluslararası kamuoyunun bu duruma sessiz kalmasını eleştirerek, Alevi canlara yönelik katliamların gözler önünde olduğunu ifade etti.

Artan, Suriye’de işlenen Alevi Soykırımı’nın yalnızca HTŞ’ye değil, bu yapıları destekleyen devletlere de ait olduğunu belirtti. Son günlerde Alevi ve Hristiyan mahallelerine yönelik saldırıların arttığını söyleyen Artan, tüm halkları dayanışmaya çağırdı. Dünya kamuoyuna seslenerek, hükümetlere baskı yapılması ve bu vahşete ortak olunmaması gerektiğini vurguladı.

Artan, Katil Colani hükümetine verilen desteklerin derhal sonlandırılması gerektiğini belirterek, bağımsız gözlemcilerin bölgeye alınması ve insani yardım koridorlarının açılması gerektiğine dikkat çekti. Alevi kurumlarının yardıma hazır olduğunu ifade eden Artan, Suriye’de yeni bir Kerbela yaşatıldığını söyledi ve zalime boyun eğmeyeceklerini belirtti.

Berlin’de Alevilik dersleriyle kültürel miras güçleniyor!

Almanya’nın Berlin kentinde Alevilik dersleri verilen okullara bir yenisi daha eklendi. Friedenauer Gemeinschaftsschule’da gerçekleştirilen ilk derste, öğrenciler gülbenglerle karşılandı. Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nin girişimiyle düzenlenen dersler, Alevi kültürü ve inancının genç nesillere aktarılmasını hedefliyor.

Dersin başlangıcında, Berlin Cemevi ARU Koordinatörü Erdal Çağlar, öğrencilere eğitim süreci hakkında bilgiler verdi. Çağlar, dersin katılımcılarına ARU amblemli spor çantaları hediye etti. Ardından öğretmen Evran Emre ve Alevi müzisyen Ali Eba Ballı, öğrencilere iki deyiş seslendirdi.

Deyiş dinletisinin ardından Derviş İsmail Canbaz Dede, öğrencilere gülbenk verdi. Canbaz Dede, Alevilik derslerinin yaygınlaşması ve daha fazla eğitim çalışması yapılması gerektiğine vurgu yaptı. Bu tür eğitimler, Alevi toplumu için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Berlin’deki Alevilik dersleri, toplumsal eşitlik ve inanç özgürlüğü açısından kayda değer bir gelişme olarak öne çıkıyor. Eğitimlerin, Alevi kimliğinin korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem taşıdığı ifade ediliyor.