Ana Sayfa Blog Sayfa 520

Füzeye adını yazdıran Ergezen Bedlîs’ten aday oldu

Efrîn saldırıları sırasında füzelere adını yazdıran Muaz Ergezen’in AKP Bedlîs Milletvekili adayı olarak gösterildi. Halk Ergezen’e sandıkta cevap vereceğini söylüyor

Türkiye’nin 20 Ocak 2018’de Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adı altında olan güçlerle birlikte Efrîn kentine yönelik saldırılarında adını füzeye yazdıran Muaz Ergezen, AKP’nin Bêdlîs listesinden aday gösterildi.

Ergezen, saldırılar sırasında adının yazıldığı füzenin fotoğrafıyla birlikte, sanal medya hesabından şu paylaşımda bulunmuştu: “Afrin Bölgesine N60 A3 tankımızdan bir hatıra resmi. Aziz şehitlerimizin ruhu şad olsun. Vatan sağ olsun, birliğimiz daim olsun. Rabbim bu top mermisini ve askerimizin, tüm silah atışlarını isabet ettirsin, düşmanları kahreylesin.”

Halk tepkili

Ergezen’in Kürt düşmanı olduğunu söyleyen kent halkı, AKP’ye oy vermeyeceklerini söyledi. Bêdlîsli Selahattin Adıyaman, Kürt düşmanlığı yapan Ergezen’in Kürt kentinde aday olduğunu ifade ederek, “Elimizden geldiği kadar, onu bu kentte seçtirmeyeceğiz. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, biz Bedlîs halkı olarak Yeşil Sol Parti’nin 3 milletvekilini Meclis’e göndereceğiz” diye konuştu.

Kürt kanı üstüne siyaset

“Kürtler bu insanı rezil edip göndermelidir” diyen Ali Kartal adlı yurttaş, “Bu kent, Kürtlerin kentidir. 3 milletvekilinin 3’ünü de Yeşil Sol Parti çıkacaktır. Başarı biz Kürtlerin olacaktır. Bu dönem, Kürtlerin dönemidir. AKP adayı Ergezen Kürt halkının kanı üzerinde siyaset yapıyor. Kürtleri öldürüyor ama maalesef bazı Kürtler hala uyanmış değil. Kürtler artık uyansın. Bu tür insanların Kürt şehirlerinde artık aday olmasına izin vermeyelim. Bu bizim şehrimiz, Kürtlerin şehridir” dedi.

Kürtler bunu bilmeli

Ergezen’in adaylığına tepki gösteren ve kazanmasının ayıpsanacağını ifade eden Faysal Savaş adlı yurttaş, “20 yıldır Kürtler üzerinde büyük bir zülüm var. Binlerce Kürt çocuğu öldürüldü. Bu yüzden Kürtler bunun farkında olmalı. Her şey gözümüzün önünde. Tüm bunlara rağmen bazı Kürtlerimiz hala akıllanmıyorlar. 14 Mayıs’ta herkes oyunu kendisine ve iradesine versin. Eğer Ergezen utansaydı, bu memlekette aday olmazdı. Kürtler bunu bilip, ona göre davranmalıdır. Oy bizim şerefimiz, namusumuzdur” şeklinde konuştu.

Kürt düşmanlarını tanısınlar

HDP Tetwan İlçe Eşbaşkanı Murat Şahin, AKP’nin Kürt düşmanlığı yaptığını, aynı zihniyette olan insanları kentte aday gösterdiğini söyledi. Ergezen ile birlikte Şirnex Belediyesi’ne daha önce kayyım olarak atanan Turan Bedirhanoğlu’nun aday gösterilmesine dikkat çeken Şahin, “Kürt halkının iradesini hiçe sayan kişi ile Kürt düşmanlığı yapan bir kişiyi, Bedlîs’te aday göstermişler. Resmen Kürt halkıyla dalga geçiyorlar. Birinci sıradaki aday, Efrîn operasyonu sırasında füzelerin üzerine imza atarak, ‘Hedef yerini bulmuştur’ gibisinden naralar atarak, Kürt düşmanlığını yapan bir zihniyet. Bu kişiyi, Kürt halkının gözünün içine baka baka aday göstermişler. Bu zihniyet Kürtlere düşmandır. Halkımız bu zihniyeti tanısın, Kürt düşmanlarını tanısınlar” diye belirtti.

BEDLÎS

 

#Füzeye #adını #yazdıran #Ergezen #Bedlîsten #aday #oldu

AKP’nin seçim çalışanları: Vali, JİTEM sanığı ve korucu başları

Şırnak Valisi Osman Bilgin, Cizre Kaymakamı Nazlı Demir, JİTEM sanığı Kamil Atak ile birlikte Şirnex’te köy köy AKP’ye oy istiyor

Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlere sayılı günler kala Şirnex’te istediği karşılığı bulamayan AKP, devlet imkanlarını seferber etti.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) Botan’da gördüğü ilgi karşısında tedirgin olan AKP’liler, vali ve kaymakamlar ile korucuları devreye koydu. Çalışmaları kapsamında daha önce gittiği köylerde Şırnak Valisi Osman Bilgin’i arayarak seçmene dinleten AKP’li aday Arslan Tatar, umduğunu bulamadı.

Seçimlere sayılı günler kala Şırnak Valisi Osman Bilgin, ilçe kaymakamları, askeri yetkililer ve korubaşlarını yanına alarak, köy muhtarları üzerinden yurttaşlarla bir araya geliyor. Vali Bilgin, daha önce Şirnex’in Basa (Güçlükonak) ilçesinde yaptığı toplantıda muhtarları tehdit ederek, AKP’ye oy istemişti.

Mezopotamya Ajansı‘nda yer alan bilgiye göre, bu çalışma ile yetinmeyen Bilgin, Elkê (Beytüşşebap), Qileban (Uludere), Basa, Cizîr (Cizre), Silopiya (Silopi) ve Şirnex’te korucu başları ve üst düzey askeri yetkililerle toplantılar aldı.

Vali Bilgin, kentte Tahsin Çevik, Gundikêmelê beldesinde Edip Yıldız, Sait Sidar, Ahmet Alkış, Geçitboyu köyünde Abdurrahman Demir, Qileban’da korucubaşı Hazım Babat, Silopiya’nın Tilqebîn (Başverimli) beldesinde Medeni Tatar, eski belediye başkanı Hasan Tatar ve eski korucubaşı olan Emcet Tatar, Akyıldız köyünde Mehmet Sarboğa ile Cizîr’de Ahmet Kırmızıgül, Qileban’da korucubaşı Hazım Babat, Elkê’de korucubaşı Tahir Adıyaman ile AKP için seçim çalışması yürütüyor. Bu çalışmalara ilçe valileri, muhtarlar ve askeri yetkililer de katılıyor.

Vali Bilgin, Cizre Kaymakamı ve kayyumu Nazlı Demir ile 1990’lı yıllarda adı faili meçhul cinayetlerle anılan ve JİTEM davası sanığı Kamil Atak ile AKP’ye oy istiyor. Atak, Vali Bilgin’in yanı sıra kayyum Demir’in AKP için yürüttüğü tüm seçim çalışmalarına katılıyor.

Kayyum Demir’in yaptığı seçim çalışmaları, Cizre Belediyesi’nin sanal medya hesaplarından paylaşılması da dikkat çekti.

ŞIRNEX

#AKPnin #seçim #çalışanları #Vali #JİTEM #sanığı #korucu #başları

Nisêbin’de 9 mahallede sokağa çıkma yasağı

Mêrdîn’in Nisêbîn ilçesinin 9 kırsal mahallesinde askeri operasyon gerekçesiyle sokağa çıkma yasağı ilan edildi

Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesinin 9 kırsal mahallesinde askeri operasyon gerekçesiyle sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Valilik tarafından yapılan açıklamada, kırsal Tekağaç, Sapanlı, Mağaracık, Arpalı, Bahminin, Kaleli, Şekrin, Yol ve Güneli mahalleleri ve mezralarında saat 04.00’ten itibaren yasak ilan edildiği duyuruldu.

Kaynak: MA

#Nisêbinde #mahallede #sokağa #çıkma #yasağı

Gazeteci Müftüoğlu’nun gazetecilik faaliyetleri ‘suç’ oldu!

Ankara merkezli soruşturma kapsamında 4 gündür gözaltında tutulan DFG Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu’na, gazetecilik faaliyetleri, bu kapsamda yaptığı seyahatler ve telefon görüşmeleri soruldu

Ankara merkezli soruşturma kapsamında Amed’te gözaltına alınan ve Ankara’ya getirilen Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Sedat Yılmaz, Yılmaz’ın eşi Selma Yılmaz ve kız kardeşi Filiz Yılmaz, Cahit Kanbay, Cihan Güneş, Ramazan Debe, Erol Balcı, Evin Özbek, Rıdvan Aslan, İsmail Adanmış, Cahit Ablay, Mahmut Doği, Devran Ak, Hasan Özhan, Şemsettin Toprak, Abdurrahim Tanyeli ve Mehmet Emin Yıldırım’ın emniyet işlemleri tamamlandı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ifadesi alınan Müftüoğlu’na yöneltilen suçlamalar, Kobanê Davası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivistlerine yönelik açılan davalarda yer alan açık tanık Kerem Gökalp ve “K8Ç4B3L1T5” kodlu gizli tanık beyanlarına dayandırıldı.

Yürütülen soruşturma kapsamında Müftüoğlu, mesleki faaliyetleri, bu kapsamda yaptığı seyahatler ve arama-aranan kayıtlarıyla suçlandı. Yürütülen soruşturmada Müftüoğlu’nun Eşbaşkanı olduğu DFG ve editörü olduğu Mezopotamya Ajansı “yasadışı” olarak gösterildi.

Kendisine yöneltilen sorularda Mezopotamya Ajansı ile ilgili “sözde” ifadesine yer verilmesine tepki gösteren Müftüoğlu, “MA faaliyetlerine yasal olarak devam eden bir ajanstır. Ben de orada gazetecilik yapıyorum. Herhangi bir talimat doğrultusunda çalışmıyorum” dedi.

Müftüoğlu’na, mesleki faaliyetleri kapsamında 2017 yılında yapılan referandum seçimlerini takip etmek için gittiği Federe Kurdistan Bölgesi’ne seyahati soruldu.

Müftüoğlu’na 2013-2020 yılları arasında gerçekleşen arama- aranan kayıtları soruldu. Aradan uzun yıllar geçtiği için çoğu kişiyi hatırlamadığını ifade eden Müftüoğlu, diğerleri için ise meslektaşları ve haber kaynaklarıyla gazetecilik faaliyetleri kapsamında yapılan görüşmeler olduğunu kaydetti.

Ailesi ile para transferi de suç oldu

Müftüoğlu’na 2014-2020, 2013-2016 ve 2015-2020 yılları arasında Wan, Amed, Şirnex ve Adana’daki HTS kayıtları soruldu. Müftüoğlu, HTS kayıtlarında adı geçen birçok kişiyi tanımadığını, söz konusu kentlerde mesleki faaliyetleri nedeniyle bulunduğunu söyledi.

Müftüoğlu’na, kendisiyle birlikte gözaltına alınan çalışma arkadaşı Sedat Yılmaz ve eşi Selma Yılmaz ile Mezopotamya Ajansı çalışanları ve gazetecileri soruldu. Müftüoğlu’nun gazetecilerle ortak baz kayıtları da suçlama olarak yöneltildi.

Müftüoğlu’na, 2013 ile 2016 yılları arasında Yazı İşleri Müdürü olduğu Dicle Haber Ajansı’ndan (DİHA), İmtiyaz Sahibi olduğu dihaber’den yapılan para transferleri soruldu. Ayrıca MASAK raporları ile Müftüoğlu’nun ailesi ve gazeteci arkadaşları arasında yaptığı para transferleri suça konu edildi.

Suçlamaları reddeden Müftüoğlu, gazeteci olduğunu, 3 gündür mesleki faaliyetlerini yürütmesinin engellendiğini belirterek, “Kamuya açık, herkesin gözü önünde habercilik yapıyorum” dedi.

Kaynak: MA

#Gazeteci #Müftüoğlunun #gazetecilik #faaliyetleri #suç #oldu

Stand-Up gösterisi ‘Vik û Vala’ Sêrt’e izleyiciyle buluştu

Tiyatro oyuncusu Erdal Kaya, gelirinin depremzedelere bağışlanacağı Stand-Up gösterisi ‘Vik û Vala’ ile Sêrt’te izleyiciyle buluştu

Kürt tiyatro oyuncusu Erdal Kaya, Sêrt’te Stand-Up gösterisi “Vik û Vala” ile sevenleriyle buluştu. Gelirinin, deprem bölgesindeki yurttaşlara bağışlanacağı Stand-Up gösterisi için Sêrt Barosu Tahir Elçi Konferans Salonu’na gelen izleyiciler, salonu hınca hınç doldurdu.

Sêrt Barosu, İnsan Hakları Derneği (İHD) Sêrt Şubesi, Sêrt Tabip Odası ve kentteki birçok Sivil Toplum Örgütü’nün öncülüğünde düzenlenen gösteride sahne alan Kaya, büyük coşkuyla karşılandı.

Kaya, sergilediği performansla izleyenlerin büyük beğenisini toplarken, salon kahkahalarla yankılandı.

HABER MERKEZİ

#StandUp #gösterisi #Vik #Vala #Sêrte #izleyiciyle #buluştu

Riha’da Yeşil Sol gençkeri buluştu

Riha’da Yeşil Sol Parti Gençlik Meclisi’nin gençlik buluşması gerçekleştirdi

Yeşiller Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Gençlik Meclisi, Riha’da gençlik buluşması gerçekleştirdi. Gençlik buluşmasına Yeşil Sol Parti Riha milletvekili adayları, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Riha Milletvekilleri Ayşe Sürücü, Ömer Öcalan, Özgür Kadın Hareketi (TJA), Barış Anneleri İnisiyatifinin yanı sıra yüzlerce kişi katıldı.

Buluşmada Yeşil Sol Gençlik Meclisi adına konuşan Senem Eriş, “Bizler 20 yıllık faşist, erkek egemen AKP-MHP devletle büyüdük. Belki de en çok bizler maruz kaldık. Bu iktidar geleceksizlik, yoksulluk, açlık, Sefalet, işsizlik, tutsaklıklar, katliamlar, talanları getirdi beraberinde. Bizleri devletin özel savaş politikaları ile uyuşturan bir gençlik haline getirmeye çalıştı” dedi.

İktidarın özellikle emekçi, yurtsever mahallelerde uyuşturucu ve çeteleşmenin önünü açtığını kaydeden Eriş, “Gençleri, mücadeleden daha uzak yalıtık hale getirmek istediler. Arkadaşlarımızı zindanda tutsak ettiler, Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın üzerinde ağır bir tecrit uyguladılar. Yakın bir tarihte Maraş depremini yaşadık, orada ilk günden itibaren insanlara ulaşıp hayat kurtarmak yerine tüm imkânlarını kendi iktidarları için kullandıklarını gördük. Bütün bunların karşısında hatta tam karşısında Yeşil sol parti bizlere alternatif sunuyor, bizlere umut, özgür yarınlar sunuyor. Bizler yurtsever kürt gençleri olarak yeşil sol partide birleşeceğiz, örgütlü mücadelenin etrafında kenetleneceğiz. Bizler gençliğin gücünü seçim çalışmalarına taşıyacağız, bizler 14 Mayıs günü sandıklarımıza sahip çıkacağız, irademize sahip çıkacağız. Tabii bu süreçte bizleri provoke etmek isteyeceklerdir. Ama arkadaşlar biz onların türlü türlü oyunlarını biliyoruz. Bizler oyunlarına gelmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Konuşmaların ardından sanatçı Azad Bedran sahne aldı. Bedran’ın seslendirdiği şarkılarla halaya duran kitle, 15 Mayıs’ta yeni güne zaferle uyanacakları mesajını verdi.

HABER MERKEZİ

#Rihada #Yeşil #Sol #gençkeri #buluştu

Yurt dışında 700 bine yakın oy kullanıldı

YSK, şimdiye kadar yurt dışındaki seçmenlerden 697 bin 577’sinin oy verdiğini açıkladı

Yüksek Seçim Kurulu’nca (YSK), 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi kapsamında, yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı 3 milyon 416 bin 98 seçmen için oy kullanma süreci 73 ülkede ve 156 yerde yurt dışı temsilciliğinde 27 Nisan’da başladı.

700 bine yakın

YSK, yurt dışındaki seçmenlerden 697 bin 577’sinin oy kullandığını açıkladı. YSK, “Saat 21.00 itibarıyla yurt dışındaki seçmenlerden 644 bin 972’si yurt dışı temsilciliklerde, 52 bin 605’i gümrük kapılarında olmak üzere toplam 697 bin 577’si oy kullandı” dedi.

HABER MERKEZİ

#Yurt #dışında #bine #yakın #kullanıldı

Tek adamı gönderecek güç depremdeki irademizdir

Yeşil Sol Parti’nin Antep adayı Sevda Karaca, seçim çalışmalarını ve yol haritasını gazetemize anlattı: Yol haritamız, işçi sınıfın mücadelesi, kadınların ve gençlerin mücadelesi başta Kürt halkı olmak üzere tüm halkların eşit, özgür ve barış içinde yaşama mücadelesi

Nesli Şahiner

Gazeteci Sevda Karaca, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) Antep 1. sıra milletvekili adayı. 17 yıllık gazetecilik serüveninde sadece ezilen, sömürülen, şiddete ve baskıya maruz kalanların sesini duyurmadı. Aynı zamanda Mereş merkezli depremlerde, birçok platformda, kampanyada ve çalışmada bizzat yer aldı, mücadele verdi… 2007’de Evrensel gazetesinde mesleğe başlayan Karaca, 2010 yılından bu yana gazetenin kadın eki olarak yayımlanan Ekmek ve Gül dergisinin de editörü.

Adana’da tekstil işçisi bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen, Karaca, Antep’e de hiç yabancı değil. Başta emeği sömürülen, görünmezleştirilen işçi kadınların, gençlerin sesi olmak isteyen, halkların sınıfsal olarak aynı çarkın sömürüsüne maruz kaldığına dikkat çeken Karaca, yol haritasını paylaştı bizimle.

Antep’de oldukça yoğun geçen seçim çalışmalarının arasında konuşabildiğimiz Sevda Karaca, ‘Bizim mücadelemiz Kürtlerin acılarının nehir olup aktığı bir mücadele’ dedi.

  • Sevgili Sevda Karaca, şu anda neredesin ve neler yapıyorsun?

Antep’teyiz, mahalle mahalle dolaşıyoruz. Girip çıkmadığımız yer, dokunmadığımız insan kalmasın, istiyoruz. Daha çok emekçiyle, daha çok kadınla, daha çok gençle buluşmak için kapıları çalıyoruz, seçim büroları açıyoruz, halaylar çekiyoruz, toplantı yapıyoruz, dertleşiyoruz. Süremiz kısıtlı, günün her saatini değerlendirmek için azami çaba sarf ediyoruz.

  • Antep nasıl bir kent ve size ilgi hangi düzeyde?
Sevda Karaca

Antep benim tanımadığım bir şehir değil. Babam ve annem tekstil işçisi. Memleketin bütün tekstil kentlerinde 3-5 sene yaşadık. Antep de o kentlerden biri. Babam uzun yıllar burada bir fabrikada çalıştı, ben o dönemler üniversite öğrencisiydim. Benim üniversiteyi okumamı sağlayan ekmek parası bu şehirde kazanıldı. Ayrıca anneannem İslahiyeli, burada köklerimiz var yani.

Antep bu ülkenin en büyük sanayi kentlerinden biri. Nüfusun kabaca yüzde 75’i işçilerden ve ailelerinden oluşuyor. Bölgenin pek çok ilinden göç almış bir kent. Çok kültürlü bir emekçi kenti.

İlgi oldukça yoğun, her yerde neşeyle, coşkuyla karşılanıyoruz. Ülkenin haline bir öfke de gözlemliyoruz. 17 yıllık gazeteciyim, gittiğimiz her yerde gençlerle sohbet ediyorum, kadınlarla köşede, kenarda konuşuyorum. Burası aynı zamanda deprem felaketini yaşamış bir kent. Bu yüzden seçim coşkusundan daha çok, hayatı yeniden kurma duygusuyla geliyor kadınlar ve gençler. O yüzden halaylar bitmiyor, seçim bürosu açılışlarını, ev toplantılarını kimse bitirip ayrılmak istemiyor. Herkesin anlatacak çok şeyi var. Tabii önerilerle, değerlendirmelerle, eleştiri yapmamız gerekenlere ilişkin uzun uzun listelerle her yerde karşılaşıyoruz.

  • Kadınların, halkın ve gençlerin talepleri, beklentileri ne, paylaşıyorlar mı seninle?

Burjuva siyasetin genel bir karakteridir; özellikle seçim dönemlerinde insanların politikanın bir parçası haline gelmemesi için ilişkiyi hep edilgen bir ilişki olarak kurar. Halkın çeşitli kesimleri seçim süreçlerinde oy istenecek, oy verip işi bitecek edilgen bir nesne haline getirilir. Yüzünü Emek ve Özgürlük İttifakı’na dönmüş olan gençlerin ve kadınların, meselenin sadece sandığa gidip oy vermek olmadığı konusunda çok kadim, çok içsel bir bilgisi var. Mesela seçim çalışmalarımız sırasında şöyle sorularla hiç karşılaşmadık; ‘Ne vadediyorsunuz, Meclis’e gidince ne yapacaksınız?’ Hep çoğul dille, ‘Biz’ diliyle konuşan, ‘Şunu yapmamız lazım’, ‘Burayı kazanmamız lazım’ diyerek kendisini de işin bir parçası haline getiren bir tutum var. Bunu çok kıymetli buluyorum.

  • Meclis’e çözülmesi amacıyla hangi sorunları taşıyacaksın, bir yol haritan var mı?

Aslında bugüne kadarki mücadele geçmişimin bir devamı olarak görüyorum bu süreci. Meclis, mücadele rotamızın önemli bir uğrağı. Yol haritamız belli. Ben 16 yaşından beri örgütlü bir insanım, işçi sınıfının saflarında, gençlik mücadelesi içinde yer aldım ama beni ben yapan temel güç aslında işçi ve emekçi kadınların var olma mücadelesiydi. İşçi, emekçi kadınların var olma mücadelesinin örgütlerinden biri olan Ekmek ve Gül de benim ufkumu açtı, hedeflerimi belirledi. Ne yapmam gerektiğine ilişkin sorumluluğu o mücadelenin kendisi önüme koydu. Emekçi kadınların yaşam ve çalışma koşullarının ağırlığını bilmek bir sorumluluk yüklüyor; bu koşulların doğurduğu sonuçlarla mücadele etmenin araçlarını yaratma sorumluluğu. Kadın yoksulluğunun ve güvencesiz istihdam koşullarının nasıl ortadan kaldırılacağı sorumluluğu. 21 yıldır tüm AKP iktidarları, esnek ve güvencesiz çalışma dayatıp adına kadın girişimciliği dedi. Sosyal politika adı altında kadınları eve bağlama uygulamalarını derinleştirdi. Bu kadınlar için daha fazla borçlanma, daha fazla yoksulluk anlamına geldi. Bizim açımızdan Meclis tüm bu mücadele birikiminin araçlarından bir tanesi olacak.

Elbette bu seçimle oluşacak Meclis’in en önemli hedefi 21 yıldır inşa edilen tek adam yönetimini tüm unsurlarıyla birlikte göndermek. Bu noktada muhalefetteki diğer ittifaklardan çok farklılaşıyoruz. Biz ne restorasyon istiyoruz ne de yıkım politikalarının devamını istiyoruz. Biz restorasyon politikalarının geniş halk kesimlerinin sorunlarının çözmeyeceğini çok iyi biliyoruz. Kürt sorununun demokratik çözümü iddiasıyla yola çıktığını söyleyip daha da derinleştiren AKP’den kimsenin umudu yok.

Kısacası yol haritamız, işçi sınıfın mücadelesi, kadınların ve gençlerin mücadelesi başta Kürt halkı olmak üzere tüm halkların eşit, özgür ve barış içinde yaşama mücadelesi. Bunun için de temelde güvendiğimiz şey, Emek ve Özgürlük İttifakı’nda somutlanan mücadele birikimi.

  • Antep’te muhafazakar kesimlerin yanı sıra birçok karanlık erkek yapılar da var. Kadınlara yönelik şiddetin yoğun olduğu bir kent. Nasıl bir mücadele hattı gerekiyor?

Burası devlet tarafından kadınlar için adeta sokağa çıkılamayacak kadar güvensiz hale getirilen bir kent. Gerici ve hatta cihatçı çetelerin odağı haline getirilmek isteniyor

Yoksulluğun ve ekonomik krizin kadınlara şiddet olarak döndüğünü çok şekilde deneyimledik ve her yerde anlattık bunların sebep ve sonuçlarını. İhracat rekoru kıran bu şehirde de çok derin bir yoksulluk var. Antep’te kadınlar günde 10-12 saat, çuvalı 20 liradan fıstık ve ceviz kırıyor. Bu kadın yoksulluğunu özetler nitelikte. Ancak tek sebep bu da değil. Burası devlet tarafından kadınlar için adeta sokağa çıkılamayacak kadar güvensiz hale getirilen bir kent. Gerici ve hatta cihatçı çetelerin odağı haline getirilmek isteniyor. İç içe geçmiş bu sorunların tamamı kadınlar ve çocuklara şiddet olarak dönüyor. Bu nedenle de şiddeti ortadan kaldırmak için en önce bunlara karşı bir mücadeleye ihtiyacımız var. Yoksulluğa, kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırılmasına, kadınların evlere kapatılmasını arzulayan gericiliğe karşı mücadele etmek gerekiyor.

  • 2015’ten sonra ilk defa bu seçimde halklarda, kadınlarda ve gençlerde bir umut var. Sence bu yıl gerçekten tek adam rejimi gidecek mi, bu o seçim mi?

Göndereceğiz, buna kararlıyız. Zor bir seçim süreci olacak, çünkü halkın değiştirme iradesinin filiz verdiği, umuda dönüştüğü her noktada karanlık güçleri devreye sokmaya çalışacaklar. Biz bunun sinyallerini daha seçimin startının verildiği ilk gün, muhalefet partilerine yönelik saldırılarda gördük. Havada uçuşan kurşunlar, ne hikmetse seçim bürolarının camlarına denk gelen taşlar, HDP’li siyasetçilere, gazetecilere, sanatçılara yönelik operasyonlarda gördük. Bu sistematik yıldırma politikasının karşısında, her zamanki gibi bizim de bütün demokrasi güçleri olarak yan yana durmamız gerekiyor. Tek adamı gönderecek olan temel güç bizim deprem döneminde gösterdiğimiz iradedir. Çocuklar için okullarda bir öğün yemek kazanırken gösterdiğimiz iradedir. İstanbul Sözleşmesi’ni memleketin dört bir köşesinde herkesin kulağına küpe yapan mücadelemizdir. Bunları yapabilen irade eğer gerçekten de Emek ve Özgürlük İttifakı’nda buluşursa, gerçekten de bir siyasi irade olarak geniş halk kesimlerine umut verirse, hangi karanlık gücü devreye sokarlarsa soksunlar, bu iradenin karşısında duramazlar.

  • Ekonomik krizin, şiddetin, ayrımcılığın ve pek çok olumsuzluğun savaş politikalarıyla bire bir bağı var. Türkiye de savaş politikalarıyla yönetiliyor. Tek adam rejimi giderse sorunlar çözülüp barış sağlanabilir mi?

Antep’ten örnek vereyim; burada barış ve özgürlük mücadelesi ile yoksulluğa karşı mücadele o kadar iç içe ki. Antep’in en yoksul mahalleleri aynı zamanda ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı mahalleler. Mesela bütün o korkunç çalışma koşullarında, çocukların ciğerinin çürüdüğü atölyelerde Kürt çocukların çalıştığı gerçeği orta yerde duruyor. Antep kız çocuklarının lise düzeyinde eğitim alma oranının en düşük olduğu kentlerden biri ve eğitimden yoksun bırakılan, bir taraftan da gelecek umudu elinden alınan genç kadınların büyük çoğunluğu genç Kürt kadınları. Bütün bunların elbette ki savaş politikalarıyla göbekten bir bağı var. Savaş politikaları nedeniyle doğup büyüdükleri kentlerden göç eden halklar, bütün o savaş politikalarının ağırlığının bir sonucu olarak, buralarda büyük bir emek sömürüsünün çarkına girmek zorunda kaldılar. Kürt halkı barınmadan sağlığa, eğitimden sosyal haklara her türlü yoksunlukla bir hayat kurmaya çalışırken, varlığının, dilinin, siyasi iradesinin tanınması, barış ve demokrasi talebinin görülmesi mücadelesini de iç içe geçmiş bir biçimde verdi.

Antep’te de bu iç içeliği görüyoruz. Bu kenti marka şehir ilan edip, işçilerin canı pahasına ihracat rekoru kıranlar bir yandan da halklar onurlu bir barışın parçası haline gelmesin diye çok özel politikalar uyguluyorlar.

Açtığımız bir seçim bürosunda şu söz çok coşkuyla karşılandı; bizim mücadelemiz Kürtlerin acılarının nehir olup aktığı bir mücadele. Bu nehre Antep’in sokaklarından mülteci kadınların karşılaştıkları ayrımcılık da ekleniyor, Başpınar işçilerinin ölümüne çalıştırıldığı koşulların acısı da ekleniyor, Nizip caddesindeki atölyelerde 8-9 yaşında ciğerleri çürüyen çocukların acıları da ekleniyor ve biz Antep’te bu nehri çağlatmak zorundayız. Bunun için de barış talebiyle ekmeğin büyümesi talebinin iç içe geçtiğini bütün halklara anlatma sorumluluğumuz var.

Önümüzdeki dönem ya savaş politikaları en ağır biçimde yeniden gündeme gelecek ya da barış irademizin damga vuracağı bir dönem olacak. Yeni Anayasa tartışmalarından tutalım da Kürt sorununun demokratik çözümü için çok önemli tartışmalar bizi bekliyor.

AKP patronların ve en gerici güçlerin ittifakını kurarak, bu ülkenin sömürücülerini arkasına almaya, Kürt halkının hafızalarında domuz bağlarıyla, faili meçhullerle, işkencelerle anılan en karanlık güçleri, bugün kendisine ittifak ortağı haline getirmiş durumda. Karşı karşıya kaldığımız tablo, domuz bağlarıyla Kürt halkını öldürenlerle, buna karşı kendi iradesini ortaya koyma gücünü gösterenler arasında olacağı için, aslında seçim çok açık.

Ben bu süreçte aralarına nefret ve ön yargı tohumu ekilen, birbirine düşmanlaştırılan halklar arasında bir köprü kurulabileceğini düşünüyorum. Biz, Antep’in Kürt emekçileri ile Türk emekçilerinin aslında aynı nehirde yıkandığı gerçeğini ortaya koyabilecek bir ittifakız. Ortak dertlerin çözümünde kardeşleşmek, onurlu bir barışı birlikte talep etmek, neden herkes için önemli? Bu soruya hep birlikte yanıt verebilirsek, barışın önünü de açabiliriz. Emek ve Özgürlük İttifakı burada tarihi bir rol oynuyor, oynamalı da.

Göndereceğiz, buna kararlıyız. Tek adamı gönderecek olan temel güç bizim deprem döneminde gösterdiğimiz iradedir. Üzerimize kapatılmak istenen cehennem kapılarını açacağız

  • Son olarak; sandığa gidecek ve oy kullanacak seçmenlere ne söylemek istersin?

Bir kez daha vurgulamak isterim; biz bu seçimlerde özellikle kadınlar ve gençler için yaşanabilir, umut edilebilir, hayal kurulabilir bir ülke, eşit ve özgür bir ülkeyi birlikte kurmaya karar vereceğiz. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın, Antep’te bu kadar erkek, bu kadar patron, bu kadar din bezirganı, bu kadar kadın düşmanı, gençlik düşmanı listelerinin karşısında birinci sıraya bir kadın aday koymuş olması önemli ve sembolik değer taşıyor. Biz bu ülkenin kadınlarını, gençlerini hiçbir patronun, hiçbir tek adam namzetinin, hiçbir din bezirganının iki dudağı arasındaki kararlarının mağduru, edilgen nesnesi haline getirmeyeceğiz. Ben hem Antep’teki bütün kadın ve gençlere hem de bu ülkenin dört bir tarafındaki kadın ve gençlere şunu söylemek istiyorum; artık bizim kaybedecek hiçbir şeyimizi bırakmadılar. O yüzden biz kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar olarak, bu ülkenin halkları için, bu ülkenin çeşitli inanç grupları, bu ülkenin işçileri, emekçileri için ipleri elimize almak zorundayız. Üzerimize kapatılmak istenen cehennem kapılarını zorlayarak açacak olanlar, öncelikli olarak kadınlar ve gençlerdir. Ve birbirimize çok güveniyoruz. Buradayız!

#Tek #adamı #gönderecek #güç #depremdeki #irademizdir

240 bin ağaç ihale yoluyla katledilecek

Türkiye coğrafyasında doğal yaşam şirketlerin çıkarları uğruna katledilmeye devam ediliyor. Maden, enerji, inşaat vb. talan için ormanlar katledilirken, bu kez orman katliamı için ihale açılması dikkat çekici

Yusuf Gürsucu

Kapitalizm fıtratı gereği doğal yaşamı sermayeye hammadde deposu olarak görürken, ağaçları ise kereste olarak değerlendirmekte. Maden, enerji, endüstriyel tarım, endüstriyel kerestecilik vb. amaçlarla ormanlar katliamlara uğratılmakta. AKP iktidarı ormanların sermaye çıkarları için yok edilmesinin önündeki bütün yasal engelleri kaldırarak, yağmada büyük bir özgürlük alanı oluşturdu. Kampanyalar yapıp 1 milyon fidan diken iktidarı bu fidanların hiçbirinin yaşamıyor olması ilgilendirmezken, orman varlığının arttırıldığı yönündeki gerçek dışı iddialarını ise gerçek raporlar yalanlıyor. Diğer yandan Kürt coğrafyasının sömürgecilik anlayışıyla sömürüye tabi tutan iktidar, Şirnex ve birçok Kürt ilinde operasyon iddiasıyla ormanları yakarken, her gün binlerce ağaç korucular eliyle kesilip katledilerek satılıyor.

Bir yandan yakılarak katledilen ağaçlar diğer yandan yine rant amaçlı olarak devlet elyile ihale edilerek katliama uğruyor. Son ihale kararı ile 240 bin ağaç katledilecek.

24 dönümde 240 bin ağaç

AKP iktidarı seçimler yaklaştıkça giderayak büyük doğa katliamlarına imza atarken, sadece Antalya’da 240 bin ağacın katledilip kesilerek kereste ve inşaat şirketlerine peşkeş için ihaleye çıkıyor. 29 Nisan tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, Antalya’da 240 bine yakın dikili ağaç ihale yöntemiyle satışa çıkarılacak. Yayımlanan kararla Antalya Orman Bölge Müdürlüğü 16 ayrı ihale açtı. Toplamda 23 bin 364 metrekarelik alandaki 239 bin 621 ağaç ihaleyle satışa çıkarıldı. Yaklaşık 3 buçuk futbol sahası büyüklüğünde kesilecek ağaçlar için 10 bin 713 TL muhammen bedeli (tahmin edilen bedel) belirlendi. İhale ise 10 Mayıs’ta yapılacak. Ağaçların katledileceği alanın 24 dönüm bir yeri içeriyor olması inşaat rantı amacıyla alan açmak istendiği anlaşılırken, katledilen ağaçların müşterisi ise kereste tüccarları olacak.

Türkiye odun üretiminde lider

Eski Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürü ve AKP Ankara Milletvekili olan Nevzat Ceylan, Meclis’te Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey’i sert bir dille eleştirerek iktidarın katliamcı yüzünü sergilemişti. Ceylan konuşmasında, “Ülkemiz ormanlarının yüzde 40’ında üretim yapılıyor. Odun üretimi, ülkemizde 4 metreküpü aşıyor, hâlbuki dünya ortalaması 0,8 metreküp. Avrupa ortalaması 2,5; Kanada 0,47; Rusya 1,1 civarında üretim yapıyor. Ama biz onlardan fazla üretim yapıyoruz. Küresel iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ve dünyanın en önemli yüksek alanlarından olan ormanlarımızın maalesef küresel iklim değişikliğiyle ilgili yeterince bir politika geliştirilememiş ve klasik statükocu ormancılık faaliyetlerinin devam ettiğine de şahit oluyoruz” dedi. Bu sözler orman katliamlarının boyutunu işaret ederken, diğer yandan orman köylüleri yere yıkılmış bir kucak ağaç için traktörüne el koyulabilmekte veya cezaevlerine yollanabilmektedir.

Şirnex’te ağaç katliamları

AKP’nin iktidarının uygulamaya koyduğu politikalarla Kürt halkı üzerinde yoğun bir baskı kurulurken, bu baskıya benzer bir diğer baskı ise Kürt coğrafyasının genelinde ekolojik yıkımlarla sürdürülüyor. Türkiye’nin batı bölgelerinde yaşanan ekolojik yıkımlarda ayağa kalkanların büyük bölümünün bölgede süren yıkım karşısında sessizliğe bürünmeleri ve ormanların yakılıp kesilerek yok edilmesinin raporlarda yer tutmaması can sıkıyor. Bu duyarsızlık devletin sömürge hukukunu ortaya koyduğu politikalar sonucunda düşmanlaştırılan Kürtlerin, yaşadıklarına ve coğrafyalarına devletin gözüyle bakma alışkanlığının neden olduğu ise biliniyor.

Kürt coğrafyası sömürgeci anlayışla yerle bir edilirken, orman varlığı ise askerlerin korumasında korcular eliyle kesilip satılarak orman ekosistemi ortadan kaldırılıyor.

İktidarın paralı askerleri

İktidar bölgedeki işbirlikçileri eliyle orman kıyımları yaşatırken, her gün binlerce ağaç kesilerek katledilmektedir. Özellikle Cudi ve Gabar dağları ile Besta bölgesinde korucuları araziye süren TSK, ağaç kesimlerine yol vererek bölgenin doğal yaşamı ve ağaçlar yağmalanıyor. Yağmanınnın sürdüğü bölgelerde halkın bağ ve bahçelerine gidişlerini de engelleyen askerler, halka ait meyve ağaçları da dahil binlerce ağacı her gün keserek TIR’larla kent dışına taşıyıp satıldığı belirtiliyor.

Kesim bölgesine girmek yasak

Besta’da ağaç kıyımını sürdüren Şirnex’ın Qeliban ilçesinin Sêgirkê Beldesi’nden Hançer Timi sorumlusu Zübeyir Babat’ın, kendi bünyesinde bulunan korucular üzerinden talanı sistematik bir hale getirdiği belirtiliyor. Ağaç kıyımıyla Besta’da bulunan Qûrteka Pêşya ve Keniya Mîra bölgelerine giriş çıkışlar ise asker tarafından yasaklandı. Nêrweh’de bulunan askeri karakoldan izin alarak bölgeye gidebilen yurttaşlar ise karşılaştıkları talan karşısında şaşkınlık yaşıyorlar.

2 milyon hektar orman katledildi

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘devleti şirket gibi yöneteceğiz’ vurgusu gereği Çevre Bakanlığı tamamen şirket çıkarlarına hizmet eden bir duruma yöneltilirken, Adalet Bakanlığı da doğal olarak aynı pozisyona taşındı. Eskiden çok mu farklıydı diye soracak olursak elbette öz olarak pek farkları yok. Ancak 20 yıllık AKP iktidarıyla, kapitalist neoliberal restorasyon süreci halkın ve doğanın güdük kalmış haklarını ve çıkarlarını tamamen ortadan kaldırıp her değer sermayenin çıkarlarına bağlanmaya başlandı. ‘Orman Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ Nisan ayı başında Resmi Gazete’de yayımlandı. Karar özel ormanların imara açılması ‘yasal’ anlamda sağlanırken, diğer yandan tüm ormanlarda madencilik faaliyetlerinin önünde hiçbir engel kalmadı.

Ormanların kalbine açılan madenler orman ekosistemini yok ederken, bu yağma süreci yasalarla destekleniyor.

Ağaç ve doğa düşmanlığı

AKP iktidarı bugüne kadar 2 milyon hektara yakın ormanı maden, enerji, inşaatlar vb. faaliyet için şirketlere peşkeş çekti ve çekmeyi aralıksız sürdürüyor. Resmi Gazete’de yayınlanan kanunda, “Madencilik faaliyetlerinin ve faaliyetlerle ilgili her türlü yer, yol, bina ile tesislerin hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine (Kamu kurumlarına) ait ormanlarda veya özel ormanlarda yapılmak istenmesi halinde Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verilebilecek” deniliyor. İktidar ağaç ve yaşam düşmanı yüzünü attığı her adımda ortaya koyarken, bu yağmanın durdurulması çok acil bir durumu gösteriyor. Diğer yandan, Kaz Dağları Kirazlı’da onbinlerce ağaç katledilip altın madeni açma girişimi yüzbinlerin desteği ile durdurulması başarılırken, Akbelen Ormanları enerji şirketinin kömür ihtiyacı için katledilme girişimi ise halen sürüyor.

Sistematik katliam 20 yıl önce başladı

AKP iktidara geldiği ilk yıllarında orman arazileri için 2B adı verilen yağma planını ortaya koymuştu. 2003 yılında ‘2B arazisi’ olarak niteledikleri arazileri parası olan herkese satma işine soyundular. Bu amaçla Anayasanın 169. ve 170. maddeleri fiili olarak değiştirilmek istendi. 2B ile 25 milyar dolar gelir elde edeceklerini belirten iktidarın bu ilk orman yağma girişimi yargı kararıyla durduruldu. Ancak iktidar 2B’den asla vazgeçmedi. 15 Ocak 2009 tarihinde çıkarılan 5831 Sayılı ‘Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la 6831 sayılı yasanın orman kadastrosu çalışmalarını düzenleyen 7, 9 ve 45. maddelerini değiştirirken, yasaya Ek Madde 10 eklendi. Böylece 20 yıl önce, ‘2B arazilerinin’ satışı için gerekli altyapı oluşturulmuş oldu.

AKP, MHP ve CHP eliyle

19 Nisan 2012 tarihinde ise 6292 sayılı ‘Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi’ ile ‘Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’ çıkarılırken Anyasa’nın 170. Maddesine aykırılık içermesine karşın muhalefetin (CHP-MHP) desteği ile yasayı çıkarmayı başardılar. 20 Kasım 2012 tarihinde ‘Orman Kadastrosu ve 2/B Madde Uygulama Yönetmeliği’ni yürürlüğe koyarak ‘arazi’ satışlarına başlandı.

#bin #ağaç #ihale #yoluyla #katledilecek

Gazetecilerin yarın adliyeye sevk edilmesi bekleniyor

Ankara merkezli gözaltılarda aralarında gazeteci Dicle Müftüoğlu ve Sedat Yılmaz’ın da bulunduğu kişilerin ifade işlemleri bitti. Gözaltındakilerin yarın adliyeye sevk edilmesi bekleniyor

Ankara merkezli soruşturma kapsamında 15 ayrı kentte evlerine baskın yapılarak gözaltına alınan ve Ankara’ya getirilen Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Sedat Yılmaz, Yılmaz’ın eşi Selma Yılmaz ve kız kardeşi Filiz Yılmaz, Cahit Kanbay, Cihan Güneş, Ramazan Debe, Erol Balcı, Evin Özbek, Rıdvan Aslan, İsmail Adanmış, Cahit Ablay, Mahmut Doği, Devran Ak, Hasan Özhan, Şemsettin Toprak, Abdurrahim Tanyeli ve Mehmet Emin Yıldırım’ın ifadeleri Ankara TEM Şube’de alındı. Gazeteci Yılmaz, eşi ve kardeşi emniyette savunma yapmazken, gözaltında bulunanların bir kısmının ifade verdiği öğrenildi.

Gözaltında tutulan 17 kişi bu akşam da TEM Şube’de tutulmaya devam edecek. Gözaltındakilerin yarın Adliyeye sevk edilmesi bekleniyor.

HABER MERKEZİ

#Gazetecilerin #yarın #adliyeye #sevk #edilmesi #bekleniyor