Ana Sayfa Blog Sayfa 53

Suriye ve Rojava’nın geleceği MEHMET ALİ CELEBİ

Küresel ve bölgesel güçler doğrudan ya da dolaylı olarak oyun bozmaya/kurmaya, dizayn etmeye çalışır. Ancak daima belirleyici olan sahadaki özgürlük motivasyonu, etnografik, sosyolojik, devrimci direnç noktaları olur. Bunu Suriye’de de göreceğiz. Suriye yeni tarihini halklar federasyon ya da konfederasyon olarak yazacaktır.

Suriye’nin başkenti Şam, 8 Aralık 2024’te düştü. Baas rejiminin son ismi Beşar Esad yönetiminin 27 Kasım-8 Aralık arasındaki savaşta 12 günde yıkılması, Esad’ın Moskova’ya kaçması ve HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesinin üstünden bir yıl geçti. Nereye gelindi? Suriye ve Rojava nereye gidiyor?

HTŞ, SMO koalisyonu, Kuvvet El Cebel El Türkmen, Sultan Murad Tugayı gibi bileşenleri Halep’ten saldırıya başladığında kimse ne olacağını kestiremiyordu. Herkes tv, ajanslardan izliyordu.

HTŞ, 7 Aralık’ta akşama doğru Humus’ta El-Karyatayn’i alıp kente giriş yaptı, Humus ile Şam arasında Sa’sa, 26. Tümen, El-Müşrife bölgesi ve köylerini, Humus merkezini tamamen denetime alıp Şam’a dayandı. 8 Aralık’ın ilk saatlerinde HTŞ Şam’da Assal el-Verd, Yabrud, Flita, el-Nasıriye, Artuz, Saydnaya Hapishanesi’ni almıştı. Şam’a ilk giren Güney Operasyon Odası, devlet yönetim binalarını 06:15 gibi ele geçirmişti. Rusya Beşar Esad’ı Hmeymim Havaüssü üzerinden kaçırmış, sistem tamamen çökmüştü. HTŞ geldikten sonra Güney Operasyon Odası akşama doğru devlet kurumlarından çekilerek komutayı ve dümeni bırakıp yeniden Dera’ya dönmüştü. HTŞ 8-9 Aralık’ta da Dêrazor’ın Fırat Nehri güneyi kısmını, el-Meyadin ve Ebu-Kemal hattını ele geçirmişti.

Çarpıcı bir şey daha vardı; HTŞ de SMO da İsrail’in 1967’den beri çıkmadığı Golan’a dokunmuyordu. Fırsat yaratmak isteyen TSK-SMO ortak güçleri kantonları hedefe koymuştu. Tişrîn ve Qereqozaq’a saldırıp Kürtlerin ve sosyalist enternasyonalistlerin kalbinde sembol yeri olan Kobanê’ye yürümeye çalışacaktı. Rojava: Ortadoğu Rönesansı kitabında şu ifade hatırlatılabilir: “HTŞ-SMO, daha Halep‘e girip büyük moral kazanmadan, savaşın ikinci gününden itibaren Minbic‘ten Til Rifat‘a koridor açılabilseydi, belki de tarih sayfalarında daha yeni bir denklem yazılabilirdi.” (Rojava: Ortadoğu Rönesansı/Çelebi Mehmet Ali /S. 464/Vesta Yayınları) Minbic’ten Til Rifat’a DSG tarafından bir koridor açılamadığı için Minbic de Til Rifat da SMO’nun kontrolüne geçmişti. SMO; TSK’nin Suriye’de kurduğu üslerden tank, obüs desteği, savaş uçağı, SİHA desteği alıp Til Rifat’tan sonra Minbic’e saldırmıştı. Efrîn’den göçertilen Kürtlerin de dönüş için kamplarında kaldığı DSG kontrolündeki Til Rifat 1-2 Aralık’ta güneyden de kuşatıldı. 2 Aralık’ta Til Rifat işgal edildikten sonra hedef Minbic oldu. 4-5 Aralık 2024’te Minbic’i kuzeyden ve batıdan ablukaya almışlardı, 9-10 Aralık’ta kenti ele geçirmişlerdi. Türkiye, SİHA’larla Eyn İsa gibi yerleri de bombalayarak gözdağı veriyor, dikkatlerin ve desteğin Minbic alanına akmasını önlemeye çalışıyordu. Sadece Fırat Nehri’nin doğusunda Gire Spi’nin 30 km güneyinde Eyn İsa’ya bağlı El-Musteriha köyüne 8 Aralık gece yarısına doğru SİHA saldırısında 6’sı çocuk 12 sivil hayatını kaybetmişti.

Şam’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na geçen Muhammed Colani diye bilinen Ahmed Şara; BMGK, ABD, Rusya, İran, Türkiye gibi ülkelerin “terör listesi”ndeydi, ABD başına 10 milyon dolarlık ödül de koymuştu. Meşrulaştırma görevi AKP hükümetine verildi. 22 Aralık 2024’te Hakan Fidan Şam’a giden ilk bakan oldu ve imaj için kravat takmış Şara ile poz verdi. Ardından diğer ülkeler sıraya girdi. Ticaret koridorları ve Akdeniz enerji denklemi önemliydi. Mültecilerin geri gönderme beklentisi de büyümüştü. Ukrayna Savaşı nedeniyle Rusya’ya karşı yeni bir rol biçilen Türkiye ve Suudi Arabistan yönetimlerinin kapitülasyon vaatleriyle para iştahı kabarınca Trump, Riyad’ı ziyaret ederken Erdoğan ve Selman’ın talepleri üzerine 14 Mayıs 2025’te Şara ile de görüşmüştü. Trump 10 Kasım’da da arka kapıdan aldığı Şara ile görüşmüş, 23 Nisan töreni gibi Şara’yı masasının kenarına alıp poz verdirmişti. Bu iklim içinde mültecileri başlarından atmak isteyen, Rusya’ya alternatif koridorlar ararken Levant enerji denklemi ve ticaret koridorlarını yeniden şekillendirmek isteyen İngiltere, Almanya, Fransa, İsrail ve ABD gibi ülkelerin yıpratma-istihbarat-teşvikleriyle ve yol vermeleriyle; Körfez ülkeleri ve Türkiye’nin desteğinde HTŞ-SMO rejimi mayalanmıştır. Beyaz Saray, Ankara, Riyad, Katar ve Londra’nın korumasında Ahmed Şara üzerinden bir yönetim oluşturulmuştur.

Suriye’de kim hangi pozisyonda?

Ticaret-enerji koridorları: Ticaret koridorlar her zaman önemli olmuştur; katliamlar olmuştur, ülke, krallık, imparatorluk yükseltir, geriletir veya çökertirdi. Osmanlı’nın en parlak yükselişinde belirleyici faktörler arasında İstanbul’u alıp ‘ipek yolu’nu denetime alması, Mısır’ı alıp baharat yolu ile Doğu Akdeniz ticaretinde söz sahibi olması vardır. Osmanlı’nın gerileyip yıkılışı da dine ağırlık verip üretimden kopmasının yarattığı ekonomik-siyasi ayaklanmalar, İstanbul’un düşüşü sonrası ticaret yolu arayan Avrupa ülkelerinin 1492’de Kristof Kolomb marifetiyle Amerika kıtasına ulaşıp işgali ve Ümit Burnu yolu üzerinden yeni ticaret koridoru oluşturmasıyla olmuştur. Suriye de enerji denklemleri, ticaret koridorları hesapları içinde. Bu nedenle küresel ve bölgesel güçler Suriye’yi mücadele arenası yapmaya devam edecek.

HTŞ/Şara: 1946’da kurulan Suriye’yi 78 yıl sonra teo-faşist bir iktidar bloku ele geçirdi. Türkiye’deki gibi “şekli” bir cumhuriyet-demokrasisi imajı verildi. HTŞ ve etrafındaki cihadist yapılar tek tip mezhep isterken, komplo, entrika, cinayet, katliam, despotizm, anlamına gelen Emevi-Devlet İslamı modelini benimsemiştir. Şara, HTŞ’yi 29 Ocak 2025 itibariyle feshetmiş gösterip seçimsiz olarak kendisini cumhurbaşkanı ilan etmiştir. Dine ve tek etnisiteye dayalı, Müslüman dışındakilerin cumhurbaşkanı olamayacağını içeren bir anayasa ilan edilmiştir. Şara, ekim ayında kontrolündeki bölgelerde garabet bir seçim yapmış; 210 sandalyeli meclisin üçte birini yani 70 parlamenteri kendisi belirlemiş, meclisin kalan üyelerini belirlediği 6 bin delegeye yaptırmıştır. Yavuz’un, Kanuni’nin Şehülislamları olan Kemalpaşazade İbn-i Kemal, Mehmed Ebusuud gibi isimler nasıl ki Kızılbaş Kürtleri, Kızılbaş Türkmenleri katletme fetvaları verdiyse, Suriye’de Nusayrilere, Dürzilere, Kürtlere karşı Şam, İdlib, Halep, Humus gibi yerlerde camilerde, paylaşılan videolarda cihad çağrıları yapılmıştır. Sahil kentlerinde Alevilere yönelik işgal-pogrom yapılmıştır. Şam’da tek mezhep havuzu oluşturmak için Ceremana bölgesinde Dürzilere pogrom yapılmıştır. Şam’da Alevilerin evleri işaretlenmiş, evleri basılmış, göçe zorlanmıştır. Süveyda’da Dürzilere karşı işgal-pogrom gerçekleşmiştir. Halep’i de stereotipleştirmek için Kürt mahalleleri Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye saldırılar olmuştur. Şam, Halep, Humus gibi kentlerde yaşayan Hristiyanlar kiliselerde katledilmiştir. Şam’daki Mar Elias (Aziz İlyas) Rum Kilisesi katliamı gibi.
Suriye’de 61 yıllık Baas Partisi diktatörlüğü söz konusuydu. Baas rejiminin 54 yılında Esad hanedanlığı vardı ki halklar için ülke hapishaneydi. Son bir yılda Suriye’de sadece iktidar ideolojisi değişmiş, işkence, cinayet, katliamlar tekrarlanmış. HTŞ-SMO döneminde buna Nusayrileri (Alevi), Dürzileri, Hristiyanları, Kürtleri mezhepçi-ırkçı pogromların cenderesine hapsetme de eklenmiştir. .

Rojava’ya saldırı hazırlığı

Rojava: 19 Temmuz 2012’de başlayan Rojava Devrimi ise yaklaşık 14 yaşında. Yani Suriye’nin nasıl yönetileceği tartışmaları yapılırken, bütün halkları kapsayan, dil, kültür, inanç dayatmasına karşı eşitlik içeren Toplumsal Sözleşmesi olan Rojava deneyimi söz konusu. Rojava-Şam arasındaki 10 Mart 2024 mutabakatının tamamlanması için AKP-Şara ittifakı dayatmalarda bulununca ciddi ilerleme sağlanamadı.
HTŞ müzakere yürütürken DSG yönetimine sözler veriyor. Ancak Rojava askeri ve siyasi temsilcileri verilen sözleri kabul edilen hakikatlerin yazılı hale getirilmemesini eleştiriyor. Şara yönetimi bir yandan müzakere sürdürürken bir yandan da Rojava’ya saldırı hazırlığı yapıyor. Suriye’den konuştuğum iki kaynak Rojava’ya saldırı için hazırlıklar olduğunu söyledi. Bir kaynak Suriye ordusu çatısına alınan SMO’nun saldırı hazırlığının belirgin olduğunu kaydederken Rakka, Dêrazor, Tabka gibi temas hatlarına ağır silah yığınağı yapıldığını söyledi. Kaynak “Hazırlık yapıyorlar. Epeydir hazırlık yapıyorlar. Birçok bölgede İHA’lar uçmaya başladı. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye de takviye yapıyorlar” dedi. Mezhepçi, üniter, tek ulus dayatmasına karşı Kürtler ortak hareket edecekken ENKS’nin de KDP isteğiyle Şam ile görüşmeleri sürdürdüğünü de söylediler. Bir kaynak “Gidiş gelişleri yoğunlaşmış. ‘Şam’la ilişkilenin, Şam hükümetinde yer alın’ dediğine ilişkin bilgi var” dedi. Diğer kaynak ise KDP, ENKS’nin Hakan Fidan ile Roj Peşmergeleri konusunda, entegrasyon çerçeveli pazarlık yaptığına dikkat çekti. ENKS’ye bağlı Mişel Temo, Selahattin Tugayı, SMO ile birlikte Efrîn’e girmişti. KDP kamplarındaki Roj Peşmergeleri bir dönem Rojava’ya sokulmak istenmişti. Ermeniler, Asuri-Süryani-Keldaniler, HTŞ’ye yanaşmayan Araplar ise hem YPG, YPJ, hem DSG içindeki çocuklarıyla geleceklerini komünlerde, kantonlarda görüyor. Kantonlar dışındaki seküler Araplar da, Nusayriler (Araplar), Dürziler, Museviler, Rumlar da kantonların başarısına bakıyor.

Jeostratejik planlama

Türkiye: Suriye’deki askeri-istihbarat birlikleri Şara döneminde genişletildi. Bu bir nevi “Lebensraum” gibi olmuştur. I. Dünya Savaşı’nda kaybettikleri itibar, nüfuz ve toprakları yeniden almak, sosyalist yükseliş dalgasını kırmak için sermeye blokunun desteklediği Hitler liderliğindeki Naziler, farklı ülkelerde yani Almanya sınırı dışındaki Almanların merkezle birleşmesini içeren Lebensraum, yani ‘yaşam alanı’ diye stratejik motivasyon çerçevesi çizmiştir. Ortadoğu Nazilerin yayılma içeren, ele geçirilecek alanlara Alman yerleştirme odaklı Lebensraum stratejisine benzer şekilde Türkiye-AKP hükümeti, (15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası MHP, BBP, Hizbullah’ın mayaladığı Hüda Par koalisyonda) etnik-dini faşizm mayalı yapılar ve hükümet; Suriye, Irak, İran eksenli Lebensraum stratejisini benimsemiş, Osmanlı’nın tıpkı Almanya gibi I. Dünya Savaşı’nda kaybettiği toprakları, itibarı geri alma stratejisini öne çıkarmıştır. AKP şemsiyeli koalisyon iktidar meşruiyeti sağlamak için de ümmet-Hilafet yolu kisvesini kullanmayı seçmiştir. Bunun için vize kolaylıkları sağlayarak dünyanın farklı ülkelerinden cihadistlerin uçaklarla, gemilerle İstanbul, Antep gibi yerlere gelip Suriye’ye geçmeleri sağlanmıştır. Şara dönemine yani Aralık 2024 sonrasına bakıldığında Türkiye, jeopolitik ağırlığını din-mezhep üzerinden daha fazla kullanmıştır. Suriye’ye akan cihadistler Dürzilere, Alevilere yönelik jenosid geliştirmiştir. Halep, Hama, Humus, Şam, Ghab Ovası ile sahil kentleri Lazkiye, Tartus, Banyas’ta demografik yapıyı homojenleştirme, farklı kesimleri yıldırarak göçerme ve Arap ve Türk kemeri hedeflenmiştir.

Kuzey ve Doğu Suriye kantonlarını da ortadan kaldırmak için Şara adına kritik başkentlerde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT ekibi üzerinden yoğun lobicilik yapılmıştır. HTŞ-SMO ile Türkiye’nin ortak kara harekatı yapabilmesi için ABD’den sık sık izin istenirken, İsrail’le de barışmak için diplomasi kanalları zorlanmış, Trump yönetimine AKP hükümeti olarak Hamas’ı silahsızlandırmada rol alma sözü dahi verilmiştir. Hesaplara göre jeostratejik planlama şu şekilde kotarılacaktı: Rojava kantonlarına kuzeyden hava ve karadan TSK girecek, doğuda Irak ordusu ve KDP sınıra ördüğü duvarların yakınına askeri güç yığacak ve geçişleri önleyecek. İdlib, Hama, Humus, Şam ve Fırat Nehri’nin güneyindeki Dêrazor hattında HTŞ-SMO harekete geçecek. Rojava’da DSG bünyesindeki Arap aşiretler koparılıp Kürtler, Süryaniler, Ermeniler yalnız bırakılacak. Kara ve havadan kıskaca alınan DSG, YPG, YPJ yok edilmeye çalışılacak. Kuzeyden basınçla Kürtler, Süryaniler, Ermeniler en az 30 kilometre güneye kadar sürülecek. Böylece Baas rejiminin Arap Kemeri oluşturmaya çalıştığı, katliam, asimilasyona rağmen tamamen başarılı olamadığı kuzey kentlerinden 30 km’lik derinlikte Türk ve Arap kemeri oluşturulacak. Suriye ve yakın çevrede federasyon süreçleri ve konfederasyon süreçleri bu plan-harekatlarla berhava edilmiş olacaktı. İzin için, paraya ve ihalelere önem veren Trump’ın iknası sağlanmaya çalışılacaktı. Suriye’de ABD şirketlerine devasa alanlar açılacağı vaadi bu çerçeveliydi. Büyük paralarla yolcu uçakları alımı anlaşmaları, ABD’den Türkiye’ye doğalgaz sevki anlaşmaları yapılıyordu. Devasa bütçelerle savaş uçakları alımı sözleri veriliyordu. Rusya’ya karşı AB’nin güvenlik-askeri harcama programı SAFE’ye katılım başvurusu yapılıyordu. İran’a karşı Türkiye’nin jandarma karakolu olarak kullanılması sözleri veriliyordu. Karadeniz’de Rusya karşıtı denklemlerde kullanılıyordu.

Güneyde tampon bölge

ABD, Rusya, İsrail: ABD, AB ülkeleri Suriye’nin jeostratejik pozisyonuna bakıyorlar. Trump, Türkiye ve Suriye’deki cihadist akımları Rusya, İran, Çin’e karşı vurucu güç olarak kullanmaya çalışırken İsrail’in rahatı için de dengeler kurmaya çalışıyor. ABD, İngiltere, Almanya, Türkiye, Danimarka; Suriye enerji, su-tarım alanlarına göz dikmiş durumda. İsrail, Şam’ın güneyinde Dera ve Süveyda ile çevresine ağır silah konuşlandırmayı engellemiş durumda. İsrail, Kuneytra ile Golan’dan sonra Şara döneminde yerleştiği Hermon Dağı’nın ötesine de ilerleyecek. Suriye ile müzakere yapıp Şam’ın güneyinde kurduğu tampon bölgeyi yasal statüye kavuşturmaya çalışacak. Şam’ın 15-20 km etrafında devriye atan İsrail, zaman zaman Şam ve çevresini vuracaktır. İsrail Türkiye’nin de orta Suriye ve Şam’ın güneyine yerleşmemesi için saldırılar düzenlemekten sakınmaz. Yüzyılda büyük fırsat yakaladığı düşüncesindeki İsrail, bölgede kalıcılaşır. Mezhepçi politikalar Suriye’yi dış müdahalelere açık hale getirirken Türkiye de mezhepçi mayalanmada ısrar ederse dış saldırılara açık hale gelebilir. Çünkü geleceğin bahanelerinden biri mezhepçi cihadizm olacak görünüyor. Rusya ve İran ise Suriye denkleminden düşmüş durumda ve sahaya dönme girişimleri sonuç vermedi. Suriye’deki sıçrama dayanağını kaybeden Rusya, Mali’de de dramatik sonuçlar yaşayabilir.

Şu bir hakikat ki küresel ve bölgesel güçler doğrudan ya da dolaylı olarak oyun bozmaya/kurmaya, dizayn etmeye çalışır. Ancak daima belirleyici olan sahadaki özgürlük motivasyonu, etnografik, sosyolojik, devrimci direnç noktaları olur. Bunu Suriye’de de göreceğiz. Suriye yeni tarihini halklar federasyonu ya da konfederasyonu olarak yazacaktır.

Alevi Kimliği ve Tarihi: Tekke ve Zaviyeler Kanunu Konferansı

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Gadev Alevi Akademisi’nin 2025 yılı üçüncü konferansının “100. Yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu ve Aleviler” başlığıyla 14 Aralık 2025 Pazar günü gerçekleştirileceğini açıkladı. Konferans, saat 13.00’te Garip Dede Dergâhı Vakfı Arif Sağ Konferans Salonu’nda düzenlenecek ve çevrimiçi katılım imkanı da sunulacak.

Etkinlikte, Cumhuriyet’in Alevilere yönelik politikalarının Osmanlı’dan kopuş mu yoksa süreklilik mi olduğu, Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun Alevi-Bektaşi topluluklara etkileri ve bu yasanın Hacı Bektaş Dergâhı’na yansımaları akademik bir bakış açısıyla ele alınacak. Programda çeşitli akademik sunumlar yer alacak.

Konferansa katılmak isteyenlerin kayıt yaptırması zorunlu olacak. Kayıt işlemleri, görsel üzerindeki QR kodu veya internet üzerinden bağlantı yoluyla gerçekleştirilebilecek. Son başvuru tarihi 13 Aralık 2025 olarak belirlenmiştir.

Konferans detayları şu şekildedir:

  • Tarih: 14 Aralık 2025 Pazar
  • Saat: 13.00
  • Yer: Garip Dede Dergâhı Vakfı – Arif Sağ Konferans Salonu
  • Adres: Fatih Mah., Dışkumsal Göl Kenarı No:8/B, Küçükçekmece / İstanbul
  • İletişim: 0212 541 43 16
  • Web: www.gadev.org.tr

“Suriye’de Alevilere Yönelik Soykırım: Diyarbakır’da Protesto”

Suriye’de Alevilere Yönelik Katliamlar İçin Diyarbakır’da Basın Açıklaması

Suriye’de Alevilere yönelik artan katliamlar ve sistematik saldırılara dikkat çekmek amacıyla Diyarbakır’da basın açıklaması düzenlenecek. “Suriye’de soykırım var, Aleviler katlediliyor” sloganıyla yapılacak açıklama, 6 Aralık Cumartesi günü saat 15.00’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi önünde gerçekleştirilecek.

Yapılacak basın açıklamasında, Suriye’de Alevi toplumuna yönelik saldırıların ve zorla yerinden edilmenin giderek arttığına dikkat çekilecek. Açıklamada, uluslararası kamuoyunun ve Türkiye’deki demokratik kurumların konuyla ilgili sorumluluk alması gerektiği vurgulanacak.

Etkinlikle, hem Suriye’de yaşanan hak ihlallerine karşı güçlü bir ses yükseltilmesi hem de Alevi toplumuna yönelik saldırılara karşı dayanışmanın artırılması hedefleniyor. Organizasyon, tüm halkı ve demokratik kamuoyunu 6 Aralık Cumartesi günü yapılacak basın açıklamasına katılmaya davet ediyor.

Cemevi Başkanlığı, ‘gri pasaportlu dede’ arayışında!

Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Hızır ve Muharrem Oruçları kapsamında yurt dışına gönderilmek üzere “gri pasaportlu dedeler” arayışına girdi. Bu ilan, sosyal medya hesapları üzerinden duyuruldu.

Geçmişte Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Alevi pirleri ve dedelerine Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde “hizmet” vermeleri için gri pasaport verilerek görevlendirme yapılmıştı. Şimdi ise bu görev, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na devredildi.

Yeni duyuruda, 2026 yılı Hızır ve Muharrem oruçları için yurtdışına gönderilecek inanç önderleri arandığı belirtildi. Duyuruda, gri pasaport ve ödeme kolaylıkları gibi vaatler sunulurken, talebin Avrupa’daki Alevi topluluğundan geldiği iddia edildi.

Alevi toplumu için inanç önderlerinin yurtdışındaki etkinliklerde yer alması, kültürel ve dini bağların güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Urfa’da Alevi, Dürzi ve Ermeni Halklarına Yönelik Saldırılara Tepki Zamanı

Urfa’da, Alevi, Dürzi ve Ermeni topluluklarına yönelik artan saldırılara karşı basın açıklaması yapıldı. Urfa Emek ve Demokrasi Platformu tarafından Novada Park AVM önünde düzenlenen açıklamada, uluslararası kamuoyuna bu saldırılara sessiz kalmamaları çağrısı yapıldı. Açıklamaya DEM Parti Urfa Milletvekili Ferit Şenyaşar ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Basın açıklamasında konuşan Demet Aykut, Lazkiye, Ceble ve Humus’taki Alevi ve Ermeni nüfusunun yaşadığı bölgelere yönelik saldırıların ciddi şekilde arttığını belirtti. Aykut, yerleşim alanlarının hedef alındığını, zorla göç ettirmelerin yaşandığını ve ibadethanelerin zarar gördüğünü ifade etti. Bu saldırıların savaş suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Aykut, kadınlar ve çocukların kaçırma, cinsel şiddet ve zorla evlendirme gibi ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldığını dile getirdi. Uluslararası toplumun sessizliğinin bu saldırıları daha da büyüttüğünü söyleyen Aykut, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere tüm insan hakları mekanizmalarını acil sorumluluk almaya çağırdı.

Açıklamada, Alevi, Ermeni ve Dürzi topluluklarına yönelik saldırıların derhal sonlandırılması, uluslararası yargı mekanizmalarının işletilmesi ve yerinden edilen halkların güvenli bir şekilde geri dönüşünün sağlanması gibi talepler kamuoyuyla paylaşıldı. Ayrıca, Türkiye’nin de dahil olduğu bölge ülkelerinin çatışmaları sonlandıracak bir tutum alması gerektiği vurgulandı.

Cemevi, gri pasaportlu dede arayışında!

Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Hızır ve Muharrem Oruçları için yurtdışına gönderilmek üzere ‘gri pasaportlu dedeler’ arayışına girdi. Bu konuda sanal medya hesaplarından bir ilan paylaşan başkanlık, inanç önderi olarak görev alacak kişilerin Avrupa’daki Alevi topluluklarına hizmet etmesini amaçlıyor.

Geçmişte Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Alevi pirleri ve dedeleri için gri pasaport verilerek benzer görevler üstlenilmişti. Şimdi ise bu sorumluluk, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yürütülüyor.

İlanda, 2026 yılı Hızır ve Muharrem oruçları için yurtdışına gönderilecek dedelere gri pasaport, ödeme kolaylıkları ve Avrupa’da görev alma imkanları vaat ediliyor. Duyuruda, bu talebin Avrupa’daki Alevi topluluklarından geldiği ifade ediliyor.

Bu gelişme, Alevi toplumu içinde inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık konularında önemli tartışmalara yol açabilir. Alevi dedelerinin yurtdışında görev alması, topluluğun yurtdışındaki varlığını güçlendirebilirken, aynı zamanda siyasi ve toplumsal boyutları da beraberinde getirecektir.

Suriye’de Alevilere yönelik soykırıma karşı İzmir’de güçlü protesto yürüyüşü

Karşıyaka Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarını yoğun yağmur altında düzenlediği yürüyüşle protesto etti. Yürüyüş, uluslararası kurumlara sorumluların tespit edilmesi ve sivillerin korunması için acil harekete geçme çağrısıyla yapıldı. Karşıyaka İZBAN durağı önünden başlayan eylem, katılımcıların “Suriye’deki Alevi Katliamını Durdurun” pankartı açarak, “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP” sloganları eşliğinde Karşıyaka İskelesi’ne kadar devam etti.

Yürüyüşteki açıklamayı Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şube Eş Başkanı Fırat Dikmen yaptı. Dikmen, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların geçen yıl Aralık ayında başladığını ve bu durumun soykırım boyutuna ulaştığını ifade etti. HTŞ’nin iktidara gelmesiyle birlikte Alevilere yönelik toplu katliamlar, suikastlar ve kadınların kaçırılması gibi insanlık dışı eylemlerin arttığını belirtti. Bu süreçte binlerce Alevinin yaşamını yitirdiğini vurguladı.

Dikmen, Alevi toplumunun hedef alınmasının, faşizan bir siyasetin ürünü olduğunu söyleyerek, HTŞ’nin bu cinayetleri “kontrol dışı güçler” şeklinde belirsiz ifadelerle açıklamaya çalıştığını ifade etti. Ancak, bu yapıların bir yıldır devam eden katliamların birinci derecede sorumlusu olduğunu vurguladı.

Protesto sırasında, Suriye’deki savaşın dinci, milliyetçi ve cinsiyetçi politikalar yerine demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü politikalarla sonlandırılması gerektiği belirtildi. Uluslararası örgütler ve insan hakları kurumlarından, katliamların araştırılması ve sivillerin korunması için acil adım atmaları istendi. Ayrıca, dünya halklarına Alevi toplumu ile dayanışma ve katliam karşısında ses çıkarma çağrısı yapıldı.

Yoğun yağmur altında gerçekleşen eylem, katılımcıların alkışları ve sloganlarıyla son buldu.

Dortmund’da Maraş, Cezaevleri ve Roboski İçin Anma Düzenlenecek

Almanya’nın Dortmund kentinde, toplumsal hafızada derin iz bırakan 1978 Maraş Katliamı, 2000 Cezaevi operasyonları ve 2011 Roboski’de yaşamını yitirenler için anma etkinliği düzenlenecek. Etkinlik, 14 Aralık 2025 Pazar günü saat 13.30’da gerçekleştirilecek.

DAKME Alevi Kültür Merkezi tarafından organize edilen programda, insan hakları ihlalleri ve toplumsal travmaların hatırlatılarak adalet talebinin büyütülmesi amaçlanıyor.

Etkinlikte, panelistler Şükrü Yıldız ve Hüseyin Bulut konuşacak. Programın moderatörlüğünü Zeynep Ovayolu üstlenecek. Anma kapsamında, DAKME Müzik Topluluğu’nun ağıtlar seslendireceği ifade edildi.

Organizatörler, anmanın; “demokrasi, insan hakları, eşit yurttaşlık ve hafıza mücadelesinin” bir parçası olduğunu belirterek tüm duyarlı kesimleri katılıma çağırdı.

Etkinlik Bilgileri:
Tarih: 14 Aralık 2025
Saat: 13.30
Adres: Körnebachstr. 18, 44143 Dortmund
Düzenleyen: DAKME Alevitisches Kulturzentrum e.V.

Suriye’de Alevilere Yönelik İnsanlık Suçu ve Türkiye CELAL FIRAT

0

Suriye’de tüm dünyanın gözünün önünde, insanlığın vicdanını derinden yaralayan ağır bir katliam yaşanmaktadır. Bu yaşananlar spontan bir şiddet değil; planlı, örgütlü, sistematik bir yok etme politikasıdır. İnsanlar topluca katledilmekte, diri diri yakılmakta, teslim olanlar infaz edilmektedir. Kadınlar kaçırılmakta, kaybedilmekte; işkenceye, tacize, tecavüze uğramaktadır. İnsanlar yurtlarından sürülmekte; evlerine, topraklarına ve hafızalarına el konulmaktadır.

Bu vahşet yalnızca Alevilerin yoğun olduğu sahil bölgeleriyle sınırlı değildir. Suriye’nin birçok şehrinde ve kırsalında aynı acımasızlıkla sürdürülmektedir. Arap Alevilerin kutsal mekânları, türbeleri, ziyaretgâhları bombalanmaktadır. Bu mekânlarda hizmet eden insanlar infaz edilmektedir. Düşmanlaştırıcı, aşağılayıcı, nefret yüklü söylemler Alevilere yaşam hakkı tanımamaktadır.

Bu yaşananların adı açıktır: Boğucu bir kuşatma biçiminde ilerleyen, insanlık suçudur. Suriye’deki Alevi katliamı, tarih boyunca biriktirilmiş nefretin, ötekileştirmenin ve inanç temelli düşmanlığın en çıplak tezahürüdür.

Bu saldırılar yalnızca Suriye’de yaşayan Alevilere değil; Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında yaşayan Alevi topluluklarına da büyük bir acı ve endişe yaşatmaktadır. Çünkü biz bu coğrafyanın hafızasına kazınmış acıların tanığıyız.

Bu katliamı meşrulaştırmak amacıyla kullanılan “BAAS artığı” gibi ifadeler, hakikatin çarpıtılmasından başka bir anlam taşımamaktadır. Geçmişin siyasal hatalarının faturası Alevilere çıkarılamaz, çıkarılmamalıdır. Alevileri suçlayan her söylem, bu katliama zemin hazırlamakta; fay hatlarını aktifleştirmekte ve vahşeti meşrulaştırmaktadır.

Daha vahimi ise şudur: Suriye’de Alevilere yönelik yürütülen bu yok etme politikasının, ülkemizde de belirli çevrelerce karşılık bulduğunu acı bir şekilde görmekteyiz. Sosyal medyada Alevilere yönelik nefret söylemi, hedef gösterme girişimleri, katliam çağrıları büyük bir hızla artmaktadır.

Bu nedenle soruyoruz: Şam yönetimiyle yoğun diplomatik temaslarda bulunan Türkiye, Suriye’deki bu katliam karşısında neden sessizdir? Bu sessizlik bir onay anlamına mı gelmektedir? Alevilerin katledilmesini çağrıştıran paylaşımlarla ilgili neden etkin soruşturmalar başlatılmamaktadır? Neden nefret söylemi ve şiddete teşvik edenler korunmakta ya da görmezden gelinmektedir?

Biz Aleviler; Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Çorum’a ve Sivas’a uzanan acı bir tarihin evlatlarıyız. Zorunlu göçlerin, sürgünlerin, sistematik asimilasyon politikalarının muhataplarıyız. Bu nedenle biliyoruz ki bugün kullanılan söylemler, yapılan hedef göstermeler tesadüf değildir. Bu söylemler bir uyarı, bir mesaj niteliğindedir.

Suriye’deki Alevi katliamının Türkiye’de meşrulaştırılması, alkışlanması veya cezasız bırakılması; ülkemizdeki tarihsel nefretin köklerini bir kez daha görünür kılmaktadır. Bu nefret yalnızca Alevileri değil; bu ülkenin barışını, demokrasisini, birlikte yaşama iradesini tehdit etmektedir.

Bu nedenle bir kez daha altını çizmek istiyorum: Alevilere yönelik nefret, ayrımcılık ve katliam; bu toprakların en derin, en çok görmezden gelinen adaletsizliklerinden biridir. Bu adaletsizlik giderilmeden Türkiye’de kalıcı barışın sağlanması mümkün değildir.

Acil olarak atılması gereken adımlar şunlardır:

  1. Hükümetin, Suriye’de Alevilere yönelik katliamın durdurulması için derhal diplomatik girişim başlatması,

  2. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden oluşturulacak bir heyetin bölgeye giderek yerinde inceleme yapması,

  3. Arap Alevilerin görünürlüğünün artırılması ve haklarının korunması için etkin diplomatik mekanizmaların işletilmesi,

  4. Alevilere yönelik nefret söylemi, hedef gösterme ve şiddete teşvik içeriğine karşı etkin soruşturmaların açılması,

  5. Alevileri tanımlamaya, dönüştürmeye, kontrol altına almaya yönelik tüm asimilasyon politikalarından vazgeçilmesi,

  6. Tüm inanç grupları arasında eşitlik, adalet ve karşılıklı güvene dayalı bir ilişkinin inşa edilmesi gerekmektedir.

Bugün Suriye’de Alevilere yönelik yürütülen bu yok etme politikası bizlere bir kez daha göstermiştir ki; hakikatle yüzleşmeden, adaleti sağlamadan, eşitliği toplumsal bir güvence altına almadan bu ülkeye barış gelmeyecektir.

Alevi toplumu, yüzyıllardır yaşadığı acılara rağmen hâlâ barıştan, adaletten, insanlık onurundan yana olmaktan vazgeçmeyecektir. Nerede bir insan katlediliyorsa, nerede insanlık onuru ayaklar altına alınıyorsa; Aleviler orada olmaya devam edecektir.

Ve herkes bilmelidir ki, biz kendi hakikatimizden vazgeçmeyeceğiz. Nefretin ve ayrımcılığın karşısında eğilmeyeceğiz. Yetmiş iki milletin kardeşliği temelinde barışı, adaleti ve birlikte yaşamı inşa etmeye kararlıyız.

Aşk ile.

Menemen’de Alevi soykırımına karşı kitlesel yürüyüş düzenlendi

Menemen Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de devam eden Alevi soykırımını protesto etmek amacıyla kitlesel bir yürüyüş düzenledi. Yürüyüş, Menemen İZBAN durağı önünden başlayarak “Suriye’de Alevi Katliamı Var Sessiz Kalma” pankartı eşliğinde gerçekleştirildi. Katılımcılar, “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP” ve “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” gibi sloganlarla seslerini duyurdu.

Platform adına açıklama yapan Gamze Yentür, 10 Aralık 2024 tarihinden itibaren Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik sistematik saldırıların arttığını belirtti. Yentür, “Bu ülkenin vicdanlı insanları olarak, katliamın gölgesinde yaşam savaşı veren Alevilerin yanında olacağımızı bir kez daha haykırıyoruz. Suriye’de kan dökülmesine seyirci kalmak, tüm Alevileri tehdit etmektedir” diye konuştu.

Yentür, Suriye’de başta Aleviler olmak üzere farklı inanç ve kimliklere yönelik işlenen suçlar için acil soruşturma başlatılmasını, sivillerin korunması ve güvenli bölgelerin oluşturulması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, saldırılardan sorumlu gruplara yönelik ekonomik ve diplomatik yaptırımlar uygulanması çağrısında bulundu.

Açıklamada, Maraş, Sivas ve Suruç katliamlarının benzer zihniyetin ürünü olduğunu hatırlatan Yentür, bu olayların cezasız kalmasının toplumda derin yaralar açtığını ifade etti. Geçmişte yaşanan acıların unutulmaması ve adaletin sağlanması gerektiğini belirten Yentür, “Susmayacağız! Alışmayacağız! Unutmayacağız! Affetmeyeceğiz!” diyerek sözlerini tamamladı.