Ana Sayfa Blog Sayfa 540

Tek vekil o da Yeşil Sol’a

Parlamentoya tek vekil gönderecek olan Dersimlilerin kararı şimdiden Yeşil Sol Parti’den yana. 14 Mayıs’ta Yeşil Sol Parti ile Dersimliler özel savaş politikalarına karşı da zaferini ilan etmek istiyor

Selman Çiçek

Baharın gelişi ile yeşillenen Dersim’in dağlarına doğru yol alırken bir yanımızda eşsiz güzelliği, gürül gürül ama bir o kadar da hırçın ve asi Munzur suyu akıyor. Bu yıl bol yağan yağışlarla birlikte debisi de artan Munzur suyunun akışı o kadar şiddetli ki bize 14 Mayıs’ta halkların özgürlüğe akışını hatırlatıyor. Asi Munzur ve görkemli Dersim dağlarının eşsiz manzarası ile Dersim’e seçimin nabzını tutmak için yol alıyoruz.

Dersim’i bir vekil temsil edecek

Gerek Türkiye ve Kurdistan illerine gerekse de yurt dışına en fazla göç veren Dersim azalan nüfusundan kaynaklı yıllardır Meclis’e iki vekil gönderirken bu yılki seçimde bir vekil gönderecek. Kürt ve Alevi kimliğinden dolayı devletin imha ve inkar kıskacında olan Dersim, yıllardır uygulanan özel savaş politikaları ile adeta insansızlaştırılmaya çalışılıyor. Bölgenin temel geçim kaynağı olan tarım arazileri baraj ve HES’lerle yok ediliyor. Hayvancılık ise askeri operasyon gerekçesi ile ilan edilen yasak bölgeler yüzünden yok edilirken işsizlik ve yoksulluk ilk göze bir durum oluyor.

İnkarın dili afişlerde

Her şeye rağmen direngenliğini koruyan Dersim’in merkezi olan ve halk dilinde Mameki olan merkeze doğru yol alıyorum. Yol boyunca birçok partinin afişlerini görüyorum. Bunların en ilginci AKP’nin astığı afişler oluyor. Bölgede sadece devletin resmi gücü olan AKP, astığı afişlerde yine inkarın dilini kullanmış. Halkın Dersim olarak benimsediği bir kenti büyük puntolarla Tunceli yazmak inkara devam ettiğinin de itirafı gibi olmuş. AKP’nin sadece devlet güçleri ile var olduğu kentte yarış CHP ve Yeşil Sol Partisi arasında geçiyor.

Ortak mücadele iradesi

Kent merkezinin en işlek noktalarından biri olan Sanat Sokağı’nda gezdiğimizde ve insanlar ile sohbete koyulduğumuzda aslında iki parti arasında geçen yarışın galibinin şimdiden belli olduğunu görüyoruz. Bu galip ise Yeşiller Sol Partisi… Yani özcesi Dersim halkının seçimi şimdiden belli. Bizi bu sonuca iten nedenlerden bir tanesi, Yeşil Sol Parti adayı Ayten Kordu’nun ortak bir irade tarafından seçilmiş olması. Yıllardır AKP iktidarının politikalarından usanan Dersim halkı, Alevi kurumları ve devrimci demokrat güçlerin ortak iradesi, iktidardan kurtuluşun adresi olarak Yeşil Sol Parti’yi gösterdi. Uzun yılların ardından Dersim’de ortaya çıkan bu ortak irade çok önemseniyor. Bu ortaklığın sadece bir AKP karşıtlığı olmadığı emek, demokrasi ve özgürlük için ortak mücadele ihtiyacından doğduğunun altı çiziliyor.

Dersim kadın vekil istiyor

İkinci bir husus ise Dersim halkının kararı doğrultusunda tek adayın kadın olması isteğiydi. Yeşil Sol Parti’nin kadın vekil aday göstermesindeki neden halkın bizzat bu talepte ısrar etmesi sonucu oldu. Tek vekilin kadın olması, Dersim’in direngen yapısının Sakine Cansız, Aysel Doğan ve nice kadınların ruhundan geldiğine inanılan kentte bir kadının Dersim’i daha iyi temsil edeceği düşünülüyor. Bu nedenle Yeşil Sol Parti’nin aday gösterdiği Ayten Kordu, uzun yıllar kadın mücadelesinde yer alması, kadın özgürlük mücadelesinde aktif rolü neden ile öne çıkıyor.

Sonuç kesin gibi

CHP’nin gösterdiği aday Hüsniye Karakoyun ise halk tarafından ilgi görmedi. Kendi partisinden bile tartışılan Karakoyun, kadın haklarından uzak Dersim’in temel dinamizmini oluşturan devrimci geleneklere karşıt duruşu ile tartışılıyor. Bu nedenlerden dolayı CHP’li aday kendi partisi içerisinde bile tercih edilmiyor. Karakoyun karşısında Kordu’nun daha çok benimsediği kentte 14 Mayıs’ta ipi göğüsleyeceği kesin gözü ile bakılıyor. Hatta seçimin büyük fark ile kazanılması hiç de şaşırtıcı olmayacak.

Dersim zafere hazırlanıyor

Kordu’nun zaferini temsil eden bir diğer emare ise büro açılışlarının miting havasında geçmesi ve halkın gösterdiği ilgi. Açılan her büro açılışına yüzlerce yurttaşın katılması, açılışların mitinge dönmesi Dersim halkının 14 Mayıs’ta kararını şimdiden ilan ettiğini gösteriyor. Yine Kordu’nun başta Dersim’in köylerinde olmak üzere gittiği her yerde ilgi ile karşılanması, adeta bir vekil olarak karşılaması bu ilanın bir başka yüzü. Yıllardır başta CHP olmak üzere birçok iktidarın inkar ve imha politikaları ile yüz yüze kalan Dersim halkı, kendi vekilini seçerek bu imha ve inkar politikalarının da kökünü kazımak istiyor. Yıllardır yürütülen mücadele ile bu politikaları büyük oranda gerileten Dersim halkı 14 Mayıs ile bu mücadeleyi zafer ile taçlandırmak istiyor.

24 Haziran’da ne olmuştu?

Kentte 24 Haziran 2018 seçimlerinde 56 bin seçmen oy kullanırken bu oyların 28 bin 409’unu HDP alırken 14 bin 606 oyu ise CHP almıştı. AKP ve MHP iktidarın 11 bin oy aldığı kentte HDP ve CHP birer vekil çıkardı. Kentte AKP ve MHP’nin kayıt dışı seçmenler üzerinden bir hile yapma endişesi var. Bu nedenle tedbirin elde bırakılmadığı kentte özellikle sandık güvenliği için şimdiden birtakım önlemler alındı. Düzenli olarak sandık görevlilerin eğitildiği kentte oylar titizlikle koruncak.

#Tek #vekil #Yeşil #Sola

Yürü bre Hızır Paşa senin de çarkın kırılır…

Pir Sultan’ın hemşehrisi Yeşil Sol Parti İstanbul adayı Çiçek Otlu ile seçimi konuştuk. Meclis’te Yeşil Sol Parti’nin daha fazla ağırlığının olması, sözünü daha fazla söylemesi, daha etkili olması için oradaki vekil sayımızın 100 olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. O nedenle Yeşil Sol Parti’ye oy istiyoruz

Hüseyin Kalkan

Pir Sultan “Sizde Şah diyeni öldürürlerse/Ben de bu yoldan Şah’a giderim” diyordu. Çiçek Otlu, tıpkı onun gibi gece gündüz halkı için yürümüş. Bu yol bazen hapishanelerden geçse de işkencehanelere uğrasa da bir an duraklamamış. Bugün mücadeleyi başka bir boyuta taşımak için yollara düşmüş. Bazen bir mahallede bazen bir fabrikada bazen tekstil atölyesinde yoksullarla, emekçilerle bir araya geliyor. Yeşil Sol Parti’nin programını anlatıyor. Neden güçlü bir grubun gerektiğini açıklıyor. Bu koşuşturma arasında bize de bir söyleşi kadar zaman ayırıyor. Söyleşimi-ze AKP-MHP iktidarının kadın politikalarını tartışarak başlıyoruz. Otlu, iktidarın neden kadınlara bu kadar düşman olduğunu, neden kadınlardan bu kadar korktuğunu şu cümlelerle anlatıyor: “AKP-MHP erkek egemen iktidarı uzun zamandır kadını ev kölesi yapmaya çalışan, kadını kuluçka makinası olarak gören bir anlayışa sahipti. AKP iktidara geldikten sonra kendi ‘Kutsal aile’ anlayışına göre bir aile oluşturmak için çalışıyor. Önce kadının iş yerindeki kreş hakkını aldı. Daha sonra kürtaj hakkını elinde aldı. ‘Kadını yaşatır’ dediğimiz İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Kendisi bakımından politik-İslamcı bir aile yapısını oluşturmak için, kadını ev kölesi yapmak, ev hizmetçisi yapmak amaçlı yürüttüğü bu politikada kendisine ittifak arıyor. Kendisine politik taban konsolide etmek istiyor. Bu erkek egemen iktidarını daha fazla kurumsallaştırıp iktidarının sürekliliğini sağlamaya çalışıyor. Yeniden Refah Partisi ve HÜDA PAR ile kurulan ittifakın nedeni budur. Bunun ismi kadınlar tarafından çoktan konuldu. Bu bir Taliban ittifakıdır. Kadına hiçbir yaşam hakkı tanımayan, sokağa çıkarken bile eşinden izin alması gereken, ev dışında hiçbir hayat hakkı tanımayan, kadını ev kölesi yapan bir anlayış var. 6284 sayılı yasanın değiştirilmesi isteniyor. Bu tamamen kadına yönelik şiddetin, kadına yönelik katliamların meşru görülmesi anlamına gelir. Çok duş alıyordu, kahvaltıyı geç hazırladı gibi bahanelerle işlenen kadın cinayetlerinin, toplumsal cinsiyet rolünü yerine getirmemesinden dolayı işlenen cinayetleri meşru gören erkek yargı tarafından cezasız bırakılacaktır. Bu ittifak kadını ev kölesi yaparken, kadının mezarının hazırlayan, kadına şiddeti artıran bir ittifaktır. Bu ittifaka itiraz etmek gerekiyor. Çünkü şunu da görüyoruz, özellikle 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL sonrası sokakta olması, kendi hak ve özgürlükleri için mücadele etmesi, bir kadın bilincinin oluşması, Rojhilat’ta jin, jiyan, azadî sloganını yükselten mücadele kadınlarının kendi hak ve özgürlüklerinden vazgeçmeyeceğini, kadınların eve tıkılmayacağını göstermiştir. Bu ittifak karşısında da geri adım atmayacağız. Örgütlülüğümüz yüksek, bilincimiz yüksek, mücadelemiz de yüksek olacak.”

Değiştirme isteği

Çiçek Otlu, hayat pahalılığından en çok kadınların, çocukların ve gençlerin etkilendiğini söylüyor. Otlu, bu nedenle kadınların ve gençlerin mücadelede daha istekli ve coşkulu olduğunu beliriyor. Otlu şunları ekliyor: “Seçim kampanyası sırasında şu ana kadar gördüğümüz en çok gençler ve kadınlar kendi geleceklerini değiştirmek konusunda istekliler. Birçok kadın şunu görmüş durumda; kadın cinayetleri inanılmaz bir şekilde artmış. Yoksulluğun ve hayat pahalılığının getirdiği ekonomik şiddetin mağduru da en çok kadınlar. Depremden sonra yeniden yaşamı kurmak da kadınların omzunda kaldı. Toplumsal cinsiyet rolleri daha zorlaşıyor, ev işleri daha da artıyor ve ağırlaşıyor. Çocuk, yaşlı bakımı daha fazla ve inanılmaz bir işsizlik var kadınlar bakımından. Kadınlar AKP-MHP rejiminde kendileri bakımından bir gelecek göremiyorlar. Bir değişim göremiyorlar. Bu yüzden de gittiğimiz çeşitli semtlerde ve temas ettiğimiz değişik toplumsal kesimlerde ilk soru ‘Kadınlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?’ oluyor. Onlara Yeşil Sol Parti’nin kadın beyannamesindeki ana çizgileri, ana ilkeleri anlatmaya çalışıyoruz. Kadına yönelik şiddetle ilgili planlarımızı anlatıyoruz, kadın ve çocuk yoksulluğunu önlemeye dair planlarımızı anlatıyoruz. Bu işsizliğini nasıl çözülebileceğine dair planlarımızı anlatıyoruz. Olumlu tepkiler alıyoruz. Kadınların geldiği bir bilinç düzeyi var. Kadınlar artık bu erkek egemen rejimi ya da ev köleliğini gerçekte istemiyorlar. Yaşamlarına bu kadar karışılmasını, giyim kuşamlarına bu kadar karışılmasını reddeden bir kadın kitlesi var.”

‘Yeşil Sol herkesin partisi’

Otlu çok değişik kesimlere gittiklerini ve çok farklı kesimlerden destek aldıklarını belirtiyor. Otlu, gençlerin gelecek kaygısının yaygın olduğunu ve değişim istediklerini belirtiyor ve şunları ekliyor: “Değişik kesimlere gidiyoruz. Bazen ev toplantıları, bazen esnaf ziyaretleri, pazarda bildiri dağıtımları ya da değişik köy-yöre derneklerine gidiyoruz. Oralarda kendini eski ülkücü olarak tanımlayan bazı insanların bile artık değişim zamanı dediğine tanık oluyoruz. Kesinlikle eşitlik ve özgürlüğü savunan Yeşil Sol Parti’ye oy vereceğini, değişim için bir şans vermek gerektiğini söyleyen insanlara rastlıyoruz. Azeriler, Çorumlu Türk Alevler de artık kendilerini Yeşil Sol Parti’de gören çok geniş bir kesimi görüyoruz. Emek sömürüsüne hayır diyen, cins eşitliğini savunan, işçi sınıfının bu topraklarda daha güçlü olmasını savunan kesimlerle karşılaşmaya başladık. Herkes artık yeter bunlar gitsinler, şimdi değişim zamanı diyor. Bunu en çok söyleyenler, yoksullar, ezilenler, kadınlar ve gençler. Özellikle gençlerde kuvvetli bir değişim isteği var. Çünkü bu rejimde geleceksiz olduklarını düşünüyorlar. Okullarını bitirseler bile bir iş sahibi olamayacaklarını düşünüyorlar. Bizi epey sevindiren, motive eden geri dönüşler var. Toplumda gördüğümüz en belirgin şey AKP-MHP’nin nefret dili kullanması, ayrımcı, eril bir dil kullanması toplumda inanılmaz bir tepkiye yol açmış durumda. Rejimin bu dille yoksulluğu, hayat pahalılığını örtmeye ve iktidarlarını sürdürmeye çalıştığının herkes farkında. Bizi en çok sevindiren de herkes çok bilinçli oy kullanmak gerektiğini söylüyor. Stratejik oy kullanmak gerektiğini söylüyor. Sahada olumlu bir hava var.”

Erdoğan gidecek!

Yeşil Sol Parti’nin Meclis’e güçlü bir şekilde girmesinin önemli olduğunu belirten Çiçek Otlu, bunun hem etkili bir muhalefet için, hem halkın lehine kararların çıkması için gerekli olduğunu belirtiyor. Otlu şunları söylüyor: “Biz Yeşil Sol Parti’nin 100 vekille Meclis’te temsil edilmesini istiyoruz. Emek ve Özgürlük İttifakı’ndayız ama vekillik seçiminde özellikle Yeşil Sol Parti’ye verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir tek oy bile kıymetli. Bu Meclis’te Yeşil Sol Parti’nin daha fazla ağırlığının olması, sözünü daha fazla söylemesi, daha etkili olması için oradaki vekil sayımızın 100 olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. O nedenle bütün çalışmamızı buna yönelik yapıyoruz. Kapı kapı dolaşırken, pazarlarda bildiri dağıtırken sadece Yeşil Sol’a oy istiyoruz. Bunun da stratejik olduğunu düşünüyoruz. Kürt sorununun Meclis’te çözülmesi meselesine gelince. Kılıçdaroğlu’nun söylediği önemli ama Kürt sorunu sadece Meclis’e sığacak bir sorun değil. Oradaki konuşmalarla, orada dile getirmekle çözülemeyeceği belli. Kürt ulusunun kendi statüsünün olması gerekiyor. Anadilinin hayatın her alanında kullanması gerekiyor. Ayrı bir ulus olmaktan kaynaklı bütün taleplerinin yerine getirilmesi gerekiyor. Bu konularda adım atılırsa Kürt sorununun çözülme-sine bir adım yaklaşılmış olunur. Savaş ve inkar politikası, işgal politikasının son bulması gerekiyor. Bunlar önemli, bu üç ana eksende adımlar atıldığında Kürt sorununda demokratik çözüm olabileceğin inanıyoruz biz. Hava bu faşist şefin tekrar iktidar olamayacağı doğrultusunda. Bütün gözlemlerimiz bu yönde. Bu yönde büyük bir inancımız var. Büyük bir coşku ile çalışmalarımız sürdürüyoruz. 15 Mayıs sabahında 7 Haziran 2015 sabahındaki gibi siyasi bir zaferle uyanacağımızı, bu konuda bir kazanım sağlayacağımızı düşünüyoruz.”

Halkın gündemi

Otlu, kampanya çalışmaları sırasında halkın temel sorunları dile getirdiğini ve bunlar için çözümleri sorguladığını belirtiyor ve şunları ekliyor: “Halkımızın çok çeşitli sorunları var. Seçim çalışmalarında gittiğimiz yerlerde en çok tartıştığımız meselelerden birisi yerel yönetimlerin işlevlerinin artırılması oluyor. Yoksulluk ve hayat pahalılığı en belirgin sorun. İnsanların barınma hakkından yoksun olması, asgari ücretin 8 bin 500 lira olduğu bir yerde kiraların 8 bin lira olması en büyük sorunları. Bunların nasıl çözüleceği en önemli tartışma konusu. İşsizliğin nasıl ortadan kaldırılacağı çok soruluyor. Kürt ulusunun hak ve talepleri nasıl savunulacak, kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair sorular geliyor. Ve Alevi sorununa dair çok değişik sorunlar geliyor. Benim seçim çalışması yürüttüğüm bölge hem Kanal İstanbul’un yapılacağı bölge hem de deprem riski olan bir bölge. Kentsel dönüşüm ve depreme dayanıklı evlerin yapılması en merak edilen konu.”

‘Sandıklara sahip çıkın!’

Bitirirken Çiçek Otlu’nun bir çağrısı var. Yeşil Sol Parti’nin sandık görevlisi bulundurma hakkı olmadığını söyleyen Otlu, herke-si sandık müşahidi olmaya ve sandıklara, oylara sahip çıkmaya çağırıyor: “Seçimlerde Yeşil Sol Parti’nin sandık görevlisi olma hakkı yok. Bizim sadece sandık müşahidi olma hakkımız var. O yüzden seçime giderken halkımızı görev almaya çağırıyoruz. Sandıkların korunması, herkesin oyunu en demokratik biçimde kullanması, oylarını rastgele nedenlerle geçersiz sayılmaması için sandık güvenliğinin sağlanması gerekiyor. İkinci bir şey de halkımızı kendi güvenliği için örgütlenmeye çağırıyorum. Başka bir çağrım da şu: Önümüzdeki hafta 1 Mayıs. İşçi sınıfı kendi taleplerini alanlarda dile getirmeli. Cumhur ve Millet İttifakı’na karşı kendi sesini duyurmalı. Gençlerin, kadınların 1 Mayıs’ta alanlarda olması gerektiğini düşünüyorum.”

Devrim için bir yaşam

“Coğrafya kaderdir” derler ya, sanki kimlik kaderdir desek daha doğru olur. Bu topraklarda ne olarak doğduğun gelecekte ne olacağını belirliyor. Çiçek Otlu anlatırken bunları düşünmeden edemiyoruz. “1973 Yıldızeli Sivas doğumluyum. Türk Alevi’si, işçi-emekçi bir ailenin çocuğu-yum. 1990’lı yıllarda özellikle 2 Temmuz Sivas Katliamı, Özgür Ülke’nin bombalanması ve devrimcilerin evlerde infaz edilmesi sonrası devrimci saflara katıldım. Bir süre Atılım Gazetesi’nin muhabirliğini yaptım, daha sonra da Hacettepe Üniversitesi Beytepe kampüsünde Kütüphanecilik öğrencisiyken Özgür Gençlik saflarında mücadeleyi örgütledim. 1995 Kasım’ında gözaltına alındım ve 10 yıl cezaevinde kaldım. Hapishane yaşamımda da Ulucanlar, Sakarya gibi hapishanelerde kaldım. 1996 ve 2000 yıllarında ölüm orucu eylemlerine katıldım. 19 Aralık Katliamı’na ve direnişine tanıklık ettim. Daha sonra da tahliye oldum. 2005-2010 yılları arasında da Emekçi Kadınlar Derneği Genel Koordinatörlüğü’nü yaptım. Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) kurulmasıyla da genel başkan yardımcılığı yaptım. Ankara, İzmir, İstanbul gibi değişik kentlerde çalıştım, Ankara ve İstanbul’da il başkanlığı yaptım. 2016 yılında da ESP Genel Başkanlığı yaptım. 2021 yılında SKM sözcülüğünü üstlendim. Halen SKM Genel Sözcülüğü’nü sürdürüyorum, ESP MYK’sinde görev alıyorum. Aynı zamanda Sosyalist Kadın Dergisi’nin editörlüğünü yapıyorum. 2005-2023 yılları arasında da 5 kere tutuklandım ve 5 yıl hapishanelerde tutuklu kaldım.”

Otlu’nun yaşamına ve ailesine dair anlattıkları bu topraklarda Alevi olmanın tıpkı Kürt olmak gibi başlı başına bir mücadele gerektirdiğini gösteriyor: “Bir Alevi kimliği ile büyütüldük. Benim birçok akrabam Sivas’ta yaşıyordu. Sadece 90’lardaki Sivas Katliamı değil; 80’lerde Maraş, Tokat, Çorum’da yaşanan Alevi katliamlarına paralel olarak Sivas’ta birçok olay meydana geldi. Evlere işaretler kondu. İş yerleri, kahveleri tarandı. Aleviler, Sivas’tan göçe zorlandılar. Göç ettikleri yerlerde Alevi kimliklerini gizleyerek yaşamak zorunda kaldılar. 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda köylülerimi ve okul arkadaşlarımı kaybettim. Bu katliamlardan dolayı bir korku yaşandı ama bunun yanı sıra bir yüzleşme de yaşanmış oldu. Ondan sonra cemevleri ve Alevilere ait sivil toplum kuruluşları oluşmaya başladı. Benim çevrem de ve ailem de bu gelişmelerin dışında kalmadı.”

#Yürü #bre #Hızır #Paşa #senin #çarkın #kırılır

Akkuyu NGS ve yakıt çubukları!

Bir avuç sermaye ve çıkar çevresi dışında hiç kimseye yararı olmayan nükleer santral ısrarı sürüyor. Akkuyu’ya nükleer yakıt çubukları getirilmesi birçok kentte kitlesel gösterilerle protesto edildi

Yusuf Gürsucu

Nükleer endüstri, 26 Nisan 1986 tarihinde Çernobil Nükleer Santrali’nde yaşanan patlama sonrası, nükleer enerjinin geleceğini etkilememesi adına ölü sayısını yangını söndürmeye çalışan itfaiyecilerle sınırlayıp 30 civarında olarak duyurmuştu. Diğer yandan Uluslararası Nükleer Savaşa Karşı Doktorlar Birliği (IPPNW) binlerce tasfiyecinin ölmüş olduğunu açıklamıştı. IPPNW, 2006’da hazırladığı raporda 10 bin kişinin tiroit kanseri olduğunu ve 50 bin vakanın daha görüleceğini belirtiyordu. Çernobil, Avrupa’da 10 bin sakat doğuma ve 5 bin ölü doğuma neden olurken bazı Sovyet kaynakları da 25 bin tasfiyecinin öldüğünü belirtti.

Türkiye’nin değil Rusya’nın!

Türkiye’de sermayenin iktidarı olan AKP’nin Rusya ile yaşadığı girift ve bireysel çıkarlara dayalı ilişkinin meyvesi olarak dayatılan Akkuyu Santrali için nükleer yakıt tankının yerleştirilmesi nedeniyle tören düzenlenmesi bu konuda geri dönülmez bir pozisyon yaratma amacı taşıyor. Türkiye ile Rusya arasında 2010’da yapılan devletlerarası anlaşmaya göre, santralin yapımı ve 20 yıl boyunca işletme hakkı Rusya Nükleer Atom Kurumu olan Rosatom’da olacak. 20 yılın ardından da Akkuyu’nun hisselerinin yüzde 51’inin yine Rosatom’da kalacak olması dikkat çekici.

15 yılda 36 milyar dolar ödenecek!

Türkiye’de 103 bin MW gücü aşan elektrik üretim kapasitesi olmasına karşın bu kapasitenin ancak ¼’ünün kullanılabiliyor olması Akkuyu’nun Türkiye’nin enerji ihtiyacı için kurulmadığını göstermeye yetiyor. 15 yıl boyunca en az 35 milyar 568 milyon dolar, santral enerji üretmese bile 5 bin MW elektrik üretiyormuş gibi ödenecek. 2025 yılında üretime geçeceği belirtilen santralden 2040 yılına kadar alınacak elektriğin kilovat saat ücretinin 12.35 sent (dolar) olması ise açık bir soygun olarak kayıtlara geçmiş durumda. Nükleer karşıtı mücadele yürüten örgütlenmeler, yeni bir Çernobil olabilecek Akkuyu’da süren santral inşaatını ve yakıt çubuğu getirilmesini protestolarla karşıladı.

Nükleer santrallerin atıkları!

Çernobil ve Fukuşima’da yaşanan nükleer santral felaketleri nükleer santrallere neden karşı olmamız gerektiğini çok net ortaya koyarken nükleer santral atıkları ise en az patlamaların yarattığı zararlar kadar yaşamı zehirliyor. Nükleer atıkların imhasına yönelik bugüne kadar hiçbir çözüm üretilebilmiş değil. Nükleer atıkların tehlike seviyeleri düşük, orta ve yüksek dereceli olmak üzere üç seviyede ele alınıyor. En tehlikeli olan da nükleer santralde enerji elde edilmesi için kullanılan yakıt çubuklarının özelliğini yitirmesinden sonra ortaya çıkan atıklardan oluşuyor.
Bu atıkların yarılanma ömürleri 250 bin yıla kadar çıkmaktadır. Bulundukları yerde radyasyon ve ısı enerjisi yayarken etrafındaki canlıların DNA’sının bozulmasına neden olur. Bu da çeşitli sağlık problemlerine ve özellikle kanser gibi vakalara yol açar. Kullanılmış yakıt çubukları en az 5 ya da 10 yıl soğutma havuzları içinde bekletilmek zorundadır ancak bu bekleyiş sürecinin ardından radyasyon etkisi azalmamaktadır. Havuzda durdukları sürece etrafına radyasyon yaymaya devam ederken atıklar havaya, suya ve toprağa karışarak patlamadan daha büyük problemlere neden olmaktadır.

Fukuşima’da kirlilik sürüyor

Adana Ekoloji Platformu ve Adana Nükleer Karşıtı Platformu, Çernobil faciasına dair Abidin Dino Parkı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamaya yurttaşların yanı sıra Yeşil Sol Parti, HDP, İHD, Yeşil Sol Parti Adana milletvekili adayları Tülay Hatimoğulları ve Ferhat Kabaiş de destek verdi. Adana Ekoloji Platformu ve Adana Nükleer Karşıtı Platformu adına açıklama yapan Çağla Özgençtürk, Çernobil faciasında yüz binlerce insanın öldüğünü yüz binlercesinin ise aşırı radyasyona maruz kalarak hastalanıp acı çektiğini dile getirdi.

200 milyar harcandı, sonuç yok

Özgençtürk, “Çernobil’in ardından Fukuşima nükleer felaketi geldi. 180 km uzakta, denizde meydana gelen depremin yarattığı tsunami dalgaları nükleer santrali bastı ve iki ünitede çekirdek erimesinin başlaması önlenemedi. Japon hükümeti ve kurucu şirketin bütün gayretlerine ve şu ana kadar 200 milyar dolar harcanmasına rağmen Fukuşima’da halen durum kontrol altına alınamadı. Nükleer santral macerasının bugün geldiği nokta yukarıda özetlemeye çalıştığımız bu iflas durumudur. Söküm ve tasfiye masrafları kuruluş masrafları kadar yüksek olan bu güvenilmez, kirletici ve pahalı işten demokrasi ile yönetilen ülkeler artık vazgeçmiş durumdalar.

Nükleer füzyon başlatıldığında çok yüksek ısı ve radyasyon yayılır. Isıyı belli seviyede tutmak için suyla soğutma uygulanır. Ancak Mersin kıyılarında deniz ısısının yüksek olması, santrallerin soğutulmasına yetmeyeceği bilim insanlarınca belirtilmiştir.

‘Nükleere inat yaşasın hayat’

Mersin Nükleer Karşıtı Platformu (NKP) Özgecan Aslan Parkı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya çevre örgütlerinin yanı sıra Yeşil Sol Parti, HDP, TİP, EMEP, SYKP, Sol Parti ve sivil toplum kuruluşları ile çok sayıda yurttaş destek verdi. “Nükleer santral istemiyoruz”, “Mersin Fukuşima olmasın” pankartlarının taşındığı eylemde “Akkuyu Çernobil olmayacak”, “Nükleere inat yaşasın hayat”, “Yakıtını da al git”, “Ülkemiz nükleer çöplük olmayacak” dövizleri taşındı. Basın açıklaması öncesi alanda bulunanlar tarafından “Nükleer Santral Karşıtı İnsan Zinciri” oluşturuldu.

‘Maliyet halka ödettirilecek’

NKP Sözcüsü Osman Koçak yaptığı basın açıklamasında, “Atık yakıt çubukları Akkuyu’da bekletilerek radyasyonunu oraya salması sağlanacak. Daha sonra Rusya’ya taşınarak içindeki kullanılabilir uranyum ve plütonyum alındıktan sonra kalan atıklar tekrar Türkiye’ye geri gönderilecek, nihai olarak Ankara Polatlı Avdanlı köyündeki alana depolanacaktır. Akkuyu’nun radyasyonla kirletilmesi yetmiyormuş gibi nükleer kirlilik Anadolu’nun ortasına da bulaştırılacak ve saklanma maliyeti de halkımıza ödettirilecektir” dedi.

‘Geçit vermeyeceğiz’

Ardından söz alan Yeşil Sol Parti Mersin milletvekili adayı Perihan Koca ise “Tam da Çernobil’in yıl dönümünde bize yeni bir yıkım ve katliam projesi olarak nükleer yakıt müjdesi veriyorlar. Doğa düşmanı politikalara ve ölüm tehdidine rağmen sermaye politikalarının çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapıyorlar. Yakıtın gelmesi bizim açımızdan bir katliam zeminini açacak noktalardan biri olacak. Bu nedenle nükleer yakıta da Mersin’in nükleer çöplük haline getirilmesine de geçit vermeyeceğiz” diye belirtti.

Beşiktaş’ta kitlesel eylem

İstanbul Nükleer Karşıtı Platform, hem Çernobil nükleer kazasının 37. yıl dönümü hem de 27 Nisan günü Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne resmi statü verileceği açıklamalarıyla ilgili Beşiktaş’ta bir basın açıklaması düzenledi. Fatoş Nergiz Cırnaz’ın okuduğu basın açıklamasında, “Çernobil nükleer felaketinin üzerinden tam 37 yıl geçti. Çernobil nükleer faciası sonrası radyasyon etkileri tüm Rusya’ya yayıldıktan sonra Marmara, Batı Trakya, Edirne, Doğu ve Batı Karadeniz Bölgelerimize yayıldı.
Sağlık Bakanlığı o süreçte kanser artışının olmadığını açıklasa da halk sağlığı uzmanları; kadın göğüs kanserleri lösemi, tiroit hastalıklarındaki artış hızının radyasyona bağlı olduğunu açıkladı. B.M. Dünya Sağlık Örgütü’nce kabul edilip onaylandı” denildi.

‘Seçim propagandası’

Açıklamanın devamında ise şunlar yerler aldı: “Üniversitelerdeki bilim insanlarına Çernobil konusunda açıklama, araştırma yapma yasağı getirildi. Aslında geçmişte ve günümüzde yaşanan tüm insani ve çevresel felaketlerde gerçekler hükümet yetkilileri, karar vericiler, lobiler sayesinde karartıldı ve gizlendi. Bütün bu gerçeklere rağmen ülkemizde 50 yıldır ‘nükleer enerji sevdası’ sürmektedir.
Bütün uyarılara ve itirazlara rağmen AKP iktidarı tarafından yapımına devam edilen Akkuyu Nükleer Santrali’ne Çernobil felaketinin yıl dönümünden bir gün sonra 27 Nisan’da nükleer yakıt çubuklarının getirileceği açıklandı. Proje tam tamamlanmadan, tesis aktif hale gelmeden yakıt çubuklarının Akkuyu’ya getirilmesinin bir seçim propagandası olduğunu çok iyi biliyoruz.”

#Akkuyu #NGS #yakıt #çubukları

Korku

Surlara poster asmaya* kadar hayal gücünü çalıştıran, kendi seçim çalışmalarını devletin tüm imkânlarını kullanarak yürüten AKP-MHP bloku, seçim takviminde son yirmi güne girdiğimizden beri yargı ve güvenlik aygıtını iyiden iyiye devreye sokmaya başladı

Selin Nakıpoğlu

25 Nisan sabahının ilk saatlerinde Diyarbakır merkezli yirmi bir ilde Yeşil Sol Parti’nin seçim kampanyalarına katılan gazeteciler, avukatlar, sanatçılar ve eşbaşkan yardımcısı, MYK üyesi gözaltına alındı.

Gözaltına alınan kişi sayısı bugün itibariyle 128 ancak hakkında yakalama kararı çıkarılan 200’den fazla insan olduğu biliniyor.

Ne tesadüf ki, gözaltına alınanların hepsi seçim kampanyasını yürüten ekibin içinde. Çünkü 18 gün sonra seçim var ve Cumhur İttifakı tarafında işler iyi gitmiyor. Esas korku Yeşil Sol Parti’ye verilecek oylar çünkü AKP-MHP bloku, iktidarlarına son verecek en temel gücün Emek ve Özgürlük İttifakı’na verilecek oylar olduğunu biliyor.

Muktedirin kazanabilmesi için ilk yapması gereken şey ittifakın en büyük partisi olan Yeşil Sol Parti’yi olabildiğince devre dışı bırakmak. Gaye, 14 Mayıs seçimlerini âdil ve eşit bir ortamda yaptırmamak. O yüzden seçime yani halkın iradesine yönelik baskılar her geçen gün artıyor. Örneğin, gözaltına alınan yirmi dört avukat seçim günü ve gecesi sandık güvenliği hususunda görev almasın diye devre dışı bırakılmaya çalışılıyor.

25 Nisan’da Diyarbakır Barosu saldırıları kınayan bir açıklama yaptı. ‘Meslektaşlarımızla ilgili sürecin takipçisiyiz’ başlıklı açıklamada; yakalama ve gözaltı işlemlerindeki usulsüzlükleri kaleme alarak, adil yargılanma hakkı çerçevesinde tüm hakların ivedi olarak sağlanması çağrısında bulundu. Ne yazık ki bu çağrıya kulak veren sadece 33 baro oldu. Örneğin, üye sayısı 60 bini bulan İstanbul Barosu bu metni imzalamadı. Yönetim kurulu olarak bir açıklama da yapmadı. Tıpkı Muğla Barosu gibi. Sahi, bu hukuksuzluk ve zorbalık umurunuzda değil mi? Yoksa işine gelince mi adalet?

Başta mensubu olduğum İstanbul Barosu olmak üzere başlarını kuma gömen tüm baroları protesto ediyorum. Hepimizin malumu olduğu üzere bütün bunlar daha önce başlamış bir sürecin parçası. HDP’nin kapatılması talebiyle AYM’de açılan dava ile başlayan anti demokratik süreç, Yeşil Sol Parti’nin seçim stantlarının polis kuşatması altına alınmasına kadar ilerledi. Ve bu olağanüstü koşullarda seçime doğru koşar adım gidiyoruz.

Surlara poster asmaya* kadar hayal gücünü çalıştıran, kendi seçim çalışmalarını devletin tüm imkânlarını kullanarak yürüten AKP-MHP bloku, seçim takviminde son yirmi güne girdiğimizden beri yargı ve güvenlik aygıtını iyiden iyiye devreye sokmaya başladı. Seçime doğru giden ve hukukun üstünlüğü ilkesinin hâkim olduğu bir ülkede; en kritik bakanlıklar olan İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı’nın tarafsız olarak iş ve işlemler yapması gerekmekteyken gelin görün ki bizde durum tam aksi. Seçim güvenliğindeki en mühim bakanlıklardan olan İçişleri Bakanı, aynı zamanda milletvekili adayı ve partili cumhurbaşkanının kampanyasını yürütüyor.

Böylesine adaletten uzak bir seçim kampanyası örülürken iki gün içinde yine ve yeniden anla-şıldı ki, AKP-MHP bloku 14 Mayıs’a kadar tüm tuşlara basacak. Korkuyu bilerek büyütüyorlar. Muhalefeti sıkıştıracak taktiklere başvuracakları da aşikâr. Seçimi kazanmak için her türlü yola başvurabileceklerine dair 25 Nisan’daki çarpıcı örnek varken, Millet İttifakı’nın bu saldırılara tepkisiz kalmayacağına inanıyorum. Halkın iradesine yönelik saldırılara karşı kendi gücümüze inanarak hep birlikte karşı durmaktan başka çaremiz yok.

AKP-MHP blokundan kurtulma konusunda herkes aynı samimiyete sahip ise, bu oyunları birlikte boşa çıkarmalıyız. Çünkü bu saldırılar tek adam yönetimine karşı olan, hatta Cumhur İttifakı içinde olmayan bütün partilere ve halka yönelik olarak yapılıyor. Saldırıların, seçim sürecini provoke etme amaçlı girişimlerin başlıklarından biri olarak devreye sokulduğu açık.

AKP-MHP bloku, başta Yeşil Sol Parti’ye, sivil toplum örgütlerine, toplumsal dinamiklere ve muhalefete saldırmaya devam edecektir. Çünkü tarihinin en büyük seçim yenilgisinin arefesinde.

Baskıların, hukuka aykırı işlemlerin tepemizde dolaştığı bir iklimde önümüzde iki seçenek var: Bu zihniyetin devamından yana mıyız? Yoksa karanlığın içinden çıkabileceğimiz bir düzleme geçmek mümkün mü?

Mümkün.

Demokrasinin, huzurun, barışın, özgürlüğün, baharın gelişini engelleyemeyecekler.

 

* https://bianet.org/bianet/siyaset/277539-surlar-a-asilan-erdogan-posterinin-gercek- ol-dugu-teyitlendi

#Korku

Sancar’dan yurt dışındaki seçmenlere: Haydi sandığa, oylar Yeşil Sol’a

Yayınlanan video ile yurt dışındaki seçmenlere seslenen HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, ‘Haydi sandığa, oylar Yeşil Sol’a’ dedi

Seçime Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) adıyla girecek olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, yurt dışında yaşayanlara seslendi.

Yurt dışındaki seçmenler için bugün oy kullanma sürecinin başladığını hatırlatan Sancar, sandığa gidilmesi çağrısı yaptı.

HDP’nin resmi sanal medya hesabından “Kullandığın oy sesindir, iradendir. Oyunu kullan, birlikte değiştirelim” notuyla paylaşılan videoda sançar, şunları dile getirdi: “Yurt dışında yaşayan değerli halkımız, hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Türkiye’nin kader seçimlerine sayılı günler kaldı. Sizler için oy kullanma işlemi 27 Nisan’da başlıyor. Yurt dışında en çok oy alan ikinci partiyiz ve desteğinizle birinci parti olmayı hedefliyoruz. Ancak yurt dışında seçime katılma oranı maalesef düşük. Her iki seçmenden sadece bir tanesi sandık başına gidiyor. Bu seçimlerde her bir oyun ne kadar önemli olduğunu hepimiz farkındayız.

Birlikte değiştireceğiz

Kullanacağımız her oy hem bizlerin Meclis’te daha yüksek oranda temsil edilmesin hem de bu baskıcı tek adam rejiminden kurtulmamızı sağlayacak. 9 Mayıs’a kadar size en yakın temsilcilikte, 14 Mayıs’a kadar da gümrük kapılarına oylarınızı kullanabilirsiniz. Oy kullanma tarihleri ülkelere göre değişiyor. Bu tarihleri yüksek seçim kurulunun sitesinde ve Yeşil Sol Parti Seçim İşleri sosyal medya hesaplarından kontrol edebilirsiniz. Bu tarihsel sorumluluğu yüreği demokrasiden yana atan tüm yurttaşlarımızdır, hepimizindir. Haydi sandığa, oylar Yeşil Sol’a. Buradayız birlikte değiştireceğiz. Dîsa em, dîsa serkeftin, hep birlikte başaracağız.”

HABER MERKEZİ

#Sancardan #yurt #dışındaki #seçmenlere #Haydi #sandığa #oylar #Yeşil #Sola

İsviçre’de 3 noktada 42 sandık kurulacak

İsviçre’de 29 Nisan -7 Haziran tarihleri arasında Bern, Cenevre ve Zürih’te toplamda 42 sandık kurulacak

İsviçre’de yaşayan seçmenler 29 Nisan – 7 Mayıs tarihleri arasında oylarını kullanacak. Seçime yönelik Emek ve Özgürlük İttifakı da çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İsviçre Seçim Koordinasyonu yayınladığı bildiriyle seçim çalışmalarının sonuna geldiklerini, İsviçre’de 29 Nisan’da oy verilmeye başlanacağına vurgu yaparak tek hedeflerinin 7 Mayıs’a kadar İsviçre’deki seçmeleri sandığa taşımak olduğunu ifade etti.

Bern, Cenevre ve Zürih’te sandıklar kurulacak

Türkiye için oy kullanacak seçmen sayısının 105 bin 821 olduğu İsviçre’nin Bern, Cenevre ve Zürih kentinde toplam 42 sandık kurulacak. Hafta içi 12, hafta sonu 14 sandığın kurulacağı Zürih’te kayıtlı seçmen sayısı 69 bin 141.

200 müşahit görevli

Yeşil Sol Parti sandıklar için 200 müşahit görevlendirdi. Yeşil Sol Parti’nin hedefi seçimde oylarını yüzde 50 arttırmak. Seçmenleri sandığa taşımak için Basel, Solothurn, Luzern, Aarau, St.Gallen, Fribourg, Biel, Lozan ve Winterthur’da araç kaldıracak. İsviçre’de en fazla seçmen potansiyeline sahip olan Basel Kanton’unda Yeşil Sol Parti seçim koordinasyonu her gün Claraplatz meydanında stant açıyor. 29 Nisan’dan itibaren her gün otobüslerle insanları Zürih’deki oy verme merkezine taşıyacaklar.

28 Nisan’da final mitingi

Seçim çalışmaları kampsamında İsviçre’nin Basel kantonunda 28 Nisan’da Halkların Demokratik Partisi (HDP) Avrupa temsilcisi Faysal Sarıyıldız ve eski HDP milletvekili Besime Konca’nın da katılacağı bir miting organize ediliyor. Basel merkez tren istasyonunun karşısında bulunan De-Wette Park’da saat 17.00 başlayacak olan mitinge yönelik çalışmalarda sürüyor.

‘Sandığa gidip oyunuzu kullanın’

Lozan Seçim Koordinasyonu’nda yer alan Hüseyin Torun “Geçmiş seçim çalışmalarından deneyimlerimizle çalışma takvimi oluşturarak Emek ve Özgürlük İttifakı içerisinde yer alan bileşenlerle kısa zamanda bir seçim koordinasyonu oluşturduk” dedi. Lozan bölgesinin oy verme işlemlerini Cenevre’de yapılacağını dile getiren Torun Lozan’ın bağlı olduğu Vaud kantonunda seçmenlerin dağınık olması nedeniyle kent, bölge ve mahalle komisyonları oluşturduklarını ifade ederek “İlk etapta ülkeden yeni gelen insanları ve çeşitli sebeplerle kaydı silinenleri konsolosluklara yönlendirerek 250’ye yakın yeni seçmenin kayıt işlemini gerçekleştirdik” şeklinde konuştu.

İsviçre’ye yeni gelen hala mülteci kampında kalan Ömer Rızvanoğlu da gidip seçmen kaydını yaptıranlardan. Rızvanoğlu “Halkların özgürlüğü için gidip seçmen kaydımı yaptırdım ve bu seçimde oy kullanacağım. Avrupa’da yaşayan herkese çağrım var. Sandığa gidip oyunuzu Yeşil Sol Partiye verin” dedi.

Önceki seçimler

İsviçre de 2018 seçimlerinde kayıtlı seçmen sayısı 98 bin 929, seçime katılım oranı yüzde 49.5. 2018 seçimlerinde HDP 19 bin 683 oy olarak ittifaklardan daha fazla oy almıştı. Yeni kayıtlarla seçmen sayısı yüzde 14 artmış durumda.

HABER MERKEZİ

#İsviçrede #noktada #sandık #kurulacak

Dünya çapında kadın çalıştayına hazırlık

Tunus’ta devam eden çalıştayda, kadın çalışmalarının ele alındığı çalıştayların dünya çapında gerçekleşmesi tartışıldı

Tunus’ta başlayan kadın çalıştayı devam ediyor. Dört gün sürmesi beklenen çalıştayda, dünya çapında kadın çalıştayının düzenlenmesi konusunda tartışmalar yürütüldü. Toplantının Ekim’de gerçekleşmesi bekleniyor.

NÛJINHA’nın haberine göre toplantıda kadınların sorunları ve önündeki engeller tartışılacak.

HABER MERKEZİ

#Dünya #çapında #kadın #çalıştayına #hazırlık

Güzel Günler Çok Yakında.

Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Alevi’ başlıklı video açıklaması yoğun ilgi gördü. Twitter platformunda en çok izlenen videolardan biri oldu. Konuşma sistematik olarak ayrımcılığa uğrayan, inanç kimlikleri asimile edilmek istenen Aleviler için önemliydi. Türkiye’yi kutuplaştırıcı atmosferden çıkarma yolunda yeni bir başlangıca çağıran bir konuşmaydı. Burada egemen güçlerce kullanılan tabu yıkılmış, kamusal alanda eşitlikçi bir paradigmanın daha somut ifadesi olan tavır sergilemiş oldu. İnkâr yerine kabul, ayrımcılık yerine tanıma ve hak eşitliği beklentisi pratik karşılığını bulacaktır. Kılıçdaroğlu’nun video açıklamasına gösterilen ilgi, gelen tepkilerin ekseriyetinin olumlu olması toplum kesimleri nezdinde çözüm beklentisinin diri olduğunu gösterdi. Bir arada yaşamı farklı kimliklere saygı çerçevesinde yaşamsallaştıran bir ülke olacağız. Dinleri, mezhepleri, dilleri, milliyetleri birbirine karşı kullanmak isteyen, faşizan politikalardan beslenen ve özelde Alevilere negatif yaklaşımı körükleyen bağnaz anlayışa artık yeter demeliyiz. Alevi bir aileden gelen, inanç kimliğini gizlemeden ifade eden ve seküler değerlere sıkı sıkıya bağlı bir kişi elbette Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olabilir. Gerekli liyakat, beceri ve vizyon sahibiyse ülkeyi gayet iyi yönetir, kapsayıcı ve kucaklayıcı olur. Kılıçdaroğlu tam da en geniş kesimlerin aradığı yönetim şekline uyan bir profil çizmektedir. Adaletin tesisi, hukukun üstünlüğünün anayasal olarak garanti altına alınması, sosyal devlet olunabilmesi ve halkın siyasete katılımında söz ve karar gücü haline gelmesi Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesine bağlıdır.

Kılıçdaroğlu’nun Kürtler başlıklı videosu da helalleşme doğrultusunda paradigma değişimine işaret etti. Ülkenin ötekileri Kürtler ve Aleviler kendilerini her yurttaş gibi eşit hissettiği ölçüde toplumsal barış kurumlaşabilir. Tekçi ezber ve dayatmalarla bir yüzyılı daha kaybedemeyiz. Kürtler ve Alevilerle sorunlarını çözen bir ülke olabilirsek yeni yüzyılı anlamlı kılabiliriz. Kimsenin kimliğinden dolayı ötekileştirilmediği, kimlikler üzerinden kutuplaştırıcı siyaset mühendisliğine geçit verilmediği koşulları hep birlikte yaratabiliriz. Kılıçdaroğlu bu noktada diğer politik aktörlerden farklı ve değişim içeren bir pratik göstermektedir. Nefret kusan dil kullanan politikacı tipini ülke olarak sırtımızdan atmalıyız. Karanlıktan aydınlığa çıkışın yolu değişimi içselleştirmekten geçer. Mevcut iktidar her açıdan bir yük halini aldı. Tek adam rejimine son verecek ve çoğulcu demokrasiyi hakim kılacak kişi Kılıçdaroğlu’nun kendisidir. 14 Mayıs günü, on yıllardır mücadele eden, haksızlıklara boyun eğmeyen milyonlarca ‘ötekinin’ birikimi sayesinde cumhuriyeti demokrasi ile taçlandıracağız. ‘Eğri zamanda doğru yerde durabilen’ Alevisi Sünnisi, Türk’ü Kürt’ü ile halkımız kötü gidişata ‘dur’ diyecektir. Devlet mekanizmasını, yargı kurumunu ve güvenlik aygıtlarını kirli ilişkilerden, mafyatik ağlardan temizlemek için ‘hak, hukuk, adalet’ diyen Kılıçdaroğlu ile omuz omuza yürüyeceğiz. Devlet adamlığı tecrübesi olan, ülke ve halk sevgisi aşikar, birleştirici güç Kemal Kılıçdaroğlu bu çarpık düzene son verecektir. ‘Eline, beline, diline sahip olma’ düsturu ile yetişen, ‘ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ bilinciyle hareket eden ve ‘zalimlerle uzlaşmamayı erdem sayan’ kültürel değerlerle kişiliğini oluşturan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye için bir fırsattır. ‘Alevi’ Kılıçdaroğlu hak ve hakikatin sözcüsüdür. Yalan, riya, kin ve kibir kaybedecek, hakikatin sesi kazanacaktır. Çürüyen ve çürüten merkez siyaset, popülist sağ eksen miadını doldurdu. Ötekisi olmayan bir toplum düzenine doğru ilerlerken yüzlerce yıllık ezberler bozuluyor, şablonlar geçirsizleşiyor. Halklar ve inançlar bahçesi Anadolu yeniden umudu müjdeliyor. Kılıçdaroğlu’nun Twitter’da 100 milyondan fazla kez izlenen ‘Alevi’ paylaşımının gösterdiği üzere halkımız ayrımcılıktan, kul hakkına girilmesinden fazlasıyla rahatsızlık duyuyor. Haram lokmayla ‘har vurup harman savuran’ siyasal iktidarın gitmesini istiyor.

Güzel günler çok yakında. Ne mutlu ‘çocuklarımızın geleceği için değişim’ diyenlere…

27/04/2023

 

Sakık: Önümüzdeki seçim yüzyılın hesaplaşması olacak

Ege Ağrı Kültür Federasyonu’nun İzmir’de düzenlediği buluşmaya katılan Yeşil Sol Parti Agirî Milletvekili adayı Sırrı Sakık, önümüzdeki seçimin yüzyılın hesaplaşması olacağını söyledi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Ege Ağrı Kültür Federasyonu’nun Karabağlar’da bulunan Mustafa Necati Kültür Merkezi’nde düzenlemiş olduğu buluşmaya katıldı. Buluşmaya Yeşil Sol Parti Agirî Milletvekili adayları Sırrı Sakık, İzmir Milletvekili Adayı Erhan Morkoç, Yeşil Sol Parti yöneticileri, Barış Anneleri ve çok sayıda Agirî’li yurttaş katıldı.

Yapılan buluşmada söz alan Yeşil Sol Parti Agirî Milletvekili adayı Sırrı Sakık, önümüzdeki seçimin yüzyılın hesaplaşması olacağını söyledi. Agirî’de Cumhuriyetin ikinci yüz yılına giderken yüz yıllık Cumhuriyetle hesaplaşılacağını belirten Sakık, “Agirî’den size selam getirdim. Agirî bölgenin en diri kentidir. Kadını, genci herkes hesap sorma peşinde. Zindanlara girenlerin, gurbete gidenlerin dönmesi için mücadele ediyorlar. Buradan da büyük bir rüzgar bekliyoruz. Burası olmasa Muş’un, Amed’in, Agirî’nin gücü yetmez. Ege’den kazanım rüzgar esmeli. Bu seçimde hiç vekil çıkarmadığımız yerlerden vekil çıkaracağız. Ege’de de Aydın, Muğla, Manisa’dan vekil çıkaracağız. İkinci yüz yılı biz inşa edeceğiz” dedi.

İzmir’de diğer partilerde Kürt yok

Buluşmada konuşan Ege Ağrı Kültür Federasyonu Başkanı İsmail Kaya da “İzmir’de 500 bine yakın Ağrılı var. Yeşil Sol Parti dışında diğer siyasi partilerinde Ağrılıları aday göstermesini isterdik. Maalesef diğer partilerde sadece hemşerilerimiz değil Kürt tırpanını net bir şekilde gözlemledik. İzmir’de diğer partilerin listelerinde Kürtlere denk gelemedik. Ya da Kürtlüğü ile arasına mesafe koyan kişiler gördük. Bu nedenle Yeşil Sol Partiyi burada görmek bizim için güzeldi. Önümüzde ki seçim sürecinin iyiliklerle dolu bir yol olmasını diliyorum” diye konuştu.

Yapılan konuşmaların ardından katılımcıların sorduğu sorularla devam etti.

HABER MERKEZİ

#Sakık #Önümüzdeki #seçim #yüzyılın #hesaplaşması #olacak

Emek ve Özgürlük İttifakından muhalefete: Suskunluk faşizmi büyütecektir

Gözaltı ve tutuklamalara ilişkin açıklama yapan Emek ve Özgürlük İttifakından açıklama: Gün susma günü değil, faşizme karşı birleşme ve hep birlikte ses çıkarma günüdür

Emek ve Özgürlük İttifakı, Amed merkezli gözaltı ve tutuklamalara ilişkin yazılı açıklama yaptı. “Gün susma günü değil, faşizme karşı birleşme ve hep birlikte ses çıkarma günüdür” başlıklı açıklamada, 25 Nisan’da 21 kentte yapılan “siyasi kumpas operasyonlarıyla” siyasetçiler, özgür basın çalışanları, avukatlar ve sanatçıların gözaltına alındığı hatırlatıldı.

Seçimi etkilemeye dönük

Açıklamada, “Bu siyasi operasyon, 14 Mayıs seçimlerinin sonuçlarını etkilemeye dönük bir Saray darbesidir. Kaybedeceğini gören AKP-MHP iktidarının polisleriyle, savcılarıyla, hakimleriyle giriştiği seçim kampanyasının bir ayağıdır. Yalanlarla, gerçekle alakası olmayan uyduruk ifadelerle gerçekleştirilen bir kumpastır. Halkımızın iradesinin sandığa yansıması için canla başla çalışan siyasetçilerimizi etkisiz kılma, halkın haber alma hakkı için yoğun emek veren özgür basını susturma, avukatları sandık güvenliğinden alıkoyma amacıyla yapılmıştır” denildi.

‘Sanatçılar susmayacak’

Amed Şehir Tiyatrosu ve sanatçılar kayyum atandığı ilk andan itibaren halkın iradesinin gasp edilmesine karşı canla başla mücadele ettikleri ifade edilen açıklamada, “Halkımızın onurlu evlatlarıdır. Sahnesiyle, sazıyla, sesiyle mücadele eden sanatçılar susturulmak istenmektedir. Dün olduğu gibi bugün de sanatçılar susmayacak, toplumun sesi olmaya devam edecek. 14 Mayıs seçimlerine giderken kararlı zafer adımlarımız Saray ve şürekâsını tir tir titretmektedir. Ancak korkunun ecele faydası yoktur” diye belirtildi.

Muhalefete: Suskunluk faşizmi büyütecektir

Açıklamanın devamı şöyle: “Bunlar AKP-MHP iktidarının son çırpınışlardır. Bu siyasi kırım operasyonları beyhude çabalardır. Emek ve Özgürlük İttifakı büyüyerek yoluna devam ediyor. Faşizm kaybediyor, halklar ve emekçiler kazanacak. Saray rejiminin seçimleri etkilemeye dönük bu darbesine özgürlüklerden ve demokrasiden yana olan herkes karşı çıkmalıdır. Bütün muhalefete sesleniyoruz; Her suskunluk faşizmi daha da büyütecektir. Gözaltındaki arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Siyasi kırım operasyonuyla gözaltına alındıktan sonra tutuklanan gazeteci Abdurrahman Gök’ün dediği gibi: Faşizm yenilecek, hiç merak etmeyin. Bu faşizan düzen defolup gidecek. Kahrolsun faşizm, yaşasın özgür basın!”

HABER MERKEZİ

#Emek #Özgürlük #İttifakından #muhalefete #Suskunluk #faşizmi #büyütecektir