Ana Sayfa Blog Sayfa 548

14 Mayıs; son değil başlangıç

14 Mayıs seçimleri demokrasi ve özgürlük güçleri açısından bir son değil bir başlangıçtır. Bu zor ve zulüm düzenine dur diyerek demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir yaşamı, demokratik cumhuriyeti inşa etmenin başlangıcı olacaktır.

Sebahat Tuncel

Bir seçimi daha zindanda karşılıyoruz. Sizler dışarıda, bizler içeride. Türkiye’de yaşanan zor ve zulüm düzenine dur demek, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir yaşamı inşa etmek için Yeşil Sol Parti ile yol açmak için mücadelemizi sürdürüyoruz. Demokrasi, eşitlik, özgürlük, adalet ve barış mücadelesi yürütenler olarak halkımıza, kadınlara, gençlere, çocuklara güzel bir gelecek hazırlamak için emek harcıyoruz. Her koşulda halkımızın, kadınların, özgürlük mücadelesine katkı sunmayı bir görev ve sorumluluk olarak görüyoruz. Ahmed Arif’in söylemi ile “Zaten yaptığımız ne ki? Kimsenin karnından açlığı, ayağından yalınlığı ve sırtında çıplaklığı kalmasın diye ömrümüzden bir parça vermek”. Devrimcilerin, sosyalistlerin, feministlerin yapması gereken bedel ödemesi gerekirse de halkımıza dayatılan köleliğe, sömürüye, açlığa, yoksulluğa zor ve zulüm düzenine dur demek ve güzel, özgür ve eşit bir geleceği inşa etmek için halkımıza öncülük etmesidir. Bu hem insani, hem vicdani, hem de ahlaki ve politik bir sorumluluktur, görevdir.

Faşizmin duvarlarını yıkacağız

Halklarımızın sandık başlarına giderek oy kullanması, Yeşil Sol Parti’yi güçlü bir şekilde parlementoya göndermesi yeni bir başlangıca vesile olacaktır. Daha çok çalışalım. Sizler dışarıda bizler içeride faşizmin duvarlarını yıkacağız

Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal, ekonomik krizden çıkışın sağlanması, depremde yerle bir olan kentlerin yeniden kurulması, depremzedeler ile dayanışmanın büyütülerek, onların hayatı yeniden kurmalarının sağlanması, Kürtlerin özgürlük sorununun çözümünden ekolojik sorunlara, kadın özgürlüğünden işçi emekçilerin eşitlik özgürlük mücadelesine kadar geniş bir yelpazede siyasal, toplumsal sorunların çözülmesi için inisiyatif almak ve siyasetimizi güçlendirmek açısından 14 Mayıs seçimleri önemli bir dönemeç olacaktır. Mevcut gidişattan rahatsız olan ve güzel günlerin, özgür, demokratik günlerin özlemini duyanların bu süreçte çok yoğun çalışması gerekir. Elbette bizler de koşullarımız doğrultusunda dışarıda büyük umut ve coşku ile yürütülen çalışmalara katılmaya çalışıyoruz. Sizler dışarı da bizler içeride faşizmin duvarlarını yıkacağız.

Onların hikayesi yok, bizim var

Düzen partilerinin halklara anlatacak yeni bir hikayesi kalmadı. O yüzdendir ki hep eskiyi anımsayarak, eskiden medet umarak iktidarda kalmayı veya iktidara gelmeyi planlıyorlar. Cumhur ve Millet ittifaklarının seçim vaatlerine baktığımızda birbirine çok benzer olduğu görülmektedir. Tabi bunda şaşırılacak bir durum yok çünkü her iki blok da aynı kaynaktan, erkek egemen-kapitalist sistemden besleniyorlar. Köklü demokratik değişimlerden ziyade reform yapmayı, neo-liberal politikalar çerçevesinde ekonomik programlar yapmayı vaad ediyorlar. Bu Türkiye’de yaşanan rejim krizini, ekonomik, siyasi krizi aşmak için yeterli değildir. O açıdan Emek ve Özgürlük İttifakı’na, Yeşil Sol Parti’ye daha çok sorumluluk düşmektedir. Halkların eşitliği, özgürlüğü, ekolojik ve demokratik bir sistemi, demokratik cumhuriyeti geliştirme stratejini toplumsallaştırarak 14 Mayıs’taki seçimlerde parlementoya güçlü girmesi Türkiye halklarının geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Belirttiğim gibi sistem partilerinin halklara anlatacak yeni bir hikayesi yok. Ancak bizlerin, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın, Yeşil Sol Parti’nin halklarımız ile birlikte yazacağı ve anlatacağı bir hikayesi var.

Kendi kaderini belirleme

Seçim sürecinde en çok tartışılan konuların başında Kürt sorunu gelmektedir. Cumhur İttifakı’nın, AKP-MHP faşist iktidarının 2015’ten bugüne geliştirdiği Kürt düşmanı politika Türkiye’yi ekonomik, siyasi krize sürüklemiştir. Binlerce yıllık ekonomik, siyasi, kültürel geleneği olan, Ortadoğu’nun en kadim halklarından olan Kürtlerin 21. yüzyılda hala varlığının ortadan kaldırılmaya çalışılması, dil, kimlik ve kültür haklarını kullanarak kendi kaderini kendisi belirleme istem ve taleplerinin “terörizim” kıskancında tartışılması sorunu çözümsüz bırakmaktadır. Herkesin kabul etmesi gereken Kürtler bir halktır ve her halk olduğu gibi kendi varlığını, kimliğini, kültürünü, dilini koruması ve kendi geleceğini belirleme hakkı vardır. Sorun bu hakların yok sayılması ve Kürt halkının her talebinin “terör”, şiddet alanına sıkıştırılmasıdır. Kürt halkının özgürlük için, eşitlik için yürüttüğü mücadele direniş, inkar politikasını boşa çıkarmış olsa da Cumhur İttifakı’nın imha ve asimilasyon politikalarını güncelleyerek sürdürmesi, Kürtler üzerinden toplumu kutuplaştırması içeride ve dışarıda yürüttüğü politikalarda Kürt karşıtlığını esas alması Türkiye’de anti-demokratik, hukuksuz, kirli, karanlık, özgürlüklerin ortadan kaldırılmasına yol açmıştır. Bu politika sadece Kürtlere değil tüm Türkiye halklarına büyük zarar vermiştir. 14 Mayıs seçimleri halklarımızın eşitliği, kardeşliği ve özgürlük temelinde bir arada yaşama iradesinin güçlenmesi açısından da önemli bir tarihtir.

Kadınların gücü

14 Mayıs seçimlerinin sonucunun nasıl olacağını belirleyecek olanlardan birisi de kadınlardır. AKP-MHP başta olmak üzere Cumhur İttifakı içinde yer alan faşist blok en çok kadınları hedef almaktadır. Cinsiyetçi, milliyetçi, dinci ve militarist politikalar kadınlara, ayrımcılık, şiddet, sömürü ve kölelik olarak dönmektedir. Kadına yönelik şiddetin, kadın katliamlarının artması ile iktidarın kadın düşmanı politikaları doğrudan bağlantılıdır. Kadın özgürlüğünü stratejik ele alan, kadın-erkek eşitliğini yaşamın her alanında hayata geçiren, eş başkanlık ve eşit temsil sağlamayı önüne hedef koyarak siyasetteki erkek egemenliğini ve cinsiyetçiliği aşmayı hedefleyen Emek ve Özgürlük İttifakı, Yeşil Sol Parti, kadınlar ile birlikte kadınlar için de yeni yaşamı inşa etmeyi vaad ediyor. O nedenle kadınları kendi geleceğini, kendi elleri ile Yeşil Sol Parti’de şekillendirmeye çağırıyoruz.

Tekçilik herkesi vuruyor

Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı yapısı, tekçi, milliyetçi bir yaklaşım ile ortadan kaldırılmaya çalışılarak herkesi Türk-İslam kimliğine sıkıştırma politikası bu ülkede sadece Kürtlerin değil Ermenilerin, Rumların ve daha birçok halkın büyük trajediler, acılar yaşamasına neden olmuştur, olmaktadır. “Farklılıklar zenginliğimizdir” söylemi bir maske olarak kullanılarak farklı halkların zenginliklerine el koymanın, farklı kimlik, inanç ve kültürlerin zorla asimile edilmesine araç yapılmaktadır. Türkiye’deki bu tekçi, milliyetçi, dinci, cinsiyetçi politika savaş nedeni ile Türkiye’ye gelmek zorunda kalan göçmenlere karşı ayrımcı, ırkçı yaklaşımlara da zemin olmaktadır. Düzen partilerinin hep bir ağızdan “Göçmenleri göndereceğiz” sözü tabanda göçmenlere karşı ayrımcılığa, ırkçılığa, şiddete yol açmaktadır.

İki blok da krizi çözemez

Yine bu süreçte yaşanan en temel sorunlardan birisi ekonomik sorunların nasıl çözüleceğine dair vaatlerdir. Neo-liberal kapitalist ekonomik düzen içerisinde ekonomik krizin çözümü mümkün değildir. Her iki blok da esasta rantın nasıl ve kimler tarafından paylaşılacağı üzerinden tartışma yürütmektedir. Ekonomik yaşamın dışına itilmiş başta kadınlar, gençler ve geniş toplumsal kesimlerin ekonomik hayata nasıl dahil olacağı, sömürü düzeninin nasıl son bulacağı, işçilerin, emekçilerin insanca, onurlu bir yaşamı emeğinin karşılığını alıp alamayacağı, milyonlarca işsizin yaşamını nasıl sürdüreceğinden ziyade, ekolojik, katılımcı, üretime dayalı, demokratik bir ekonomik yaşamdan ziyade tüketici, iktidara bağımlı, kölelik ve sömürü düzenini süreklileştirecek bir ekonominin sorunları çözmek bir yana durumu daha da derinleştireceği ortadadır.

Kavramların muğlaklaştırılması

Bu sistemin en belirgin özelliği ise toplumsal bazı konuları, kavramları bilerek isteyerek muğlaklaştırması, kavramların anlamlarının değiştirilmesi, altının boşaltılmasıdır. Sağ-sol kavramları, demokrasi, barış, özgürlük, hak, eşitlik, adalet ve birçok kavram iktidar tarafından örgütlü yalanların parçası haline getirilmiştir. Otoriter, totaliter rejimler kendisini ancak yalan üzerinden var edebilirler zaten. Ancak unuttukları şey halkların, kadınların, hakikat arayışı ve mücadelesi bu yalanları er ya da geç açığa çıkaracaktır.

Yeni bir başlangıç

Bu süreçte merkezi otoriter, tekçi rejimlerin nasıl büyük bir felakete yol açtığını 6 Şubat 2023 Maraş merkezli yaşanan 2 büyük depremde çok acı bir şekilde deneyimledik. Evet depremi engellemek mümkün olmayabilir ancak depremin yol açtığı yıkımları, kayıpları engelleyebilirdik. Fay hatlarını, dere yataklarını yapılaşmaya açan, kentleri demokratik, ekolojik, ekonomik, kültürel bir yaşam alanı olarak değil daha çok nasıl para kazanırız, kâr elde ederiz diye planlıyorlar. Sürekli imar afları ile rant düzenini süreklileştirenler bir doğa olayının büyük felakete dönüşmesinden, yüz binden fazla insanın ölmesinden, kentlerin yerle bir olmasından asıl sorumlusudur. Merkeziyetçi politikalar ile yerel yönetimlerin felç edilmesi, yerel demokrasinin ve yerelin özgünlüklerine göre hizmeti acil durumlarda ortadan kaldıran AKP-MHP faşist iktidarının başkanlık rejiminin yol açtığı felaketlerin hesabını sormak için 14 Mayıs bir fırsattır. 14 Mayıs sadece iktidarın değişmesine yol açmayacak, merkeziyetçi, otoriter, tekçi ve kendisini toplum üzerinde zorla, devlet şiddeti ile var eden tek adam rejimine de dur demek açısından önemli bir tarih. Tüm bu başlıklar ve daha sıralayabileceğimiz pek çok soruna karşı Emek ve Özgürlük cephesinin, Yeşil Sol Parti’nin pekiştirdiği cevaplar ve seçim vaatleri Türkiye’de güçlü bir başlangıç yapmanın yolunu açacaktır. 14 Mayıs seçimleri demokrasi ve özgürlük güçleri açısından bir son değil bir başlangıçtır. Bu zor ve zulüm düzenine dur diyerek demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir yaşamı, demokratik cumhuriyeti inşa etmenin başlangıcı olacaktır. Bu başlangıcın güçlü olabilmesi halklarımızın sandık başlarına giderek oy kullanması Emek ve Özgürlük cephesini, Yeşil Sol Parti’yi güçlü bir şekilde parlementoya göndermek ile mümkün olacaktır.

İstanbul’da kazanmak

İstanbul seçimleri bu bağlamda önemli bir yer tutmaktadır. İstanbul sadece İstanbul değildir. İstanbul’da kazanmak tüm Türkiye’de ve Kurdistan’da kazanmak demektir. İstanbul Türkiye’deki 81 ilin temsili edildiği çok kimlikli, çok kültürlü ve çok inançlı yapısının temsil edildiği önemli bir kenttir. İstanbul’da yaşayan halkımızın hem İstanbul’daki adaylarımızın seçilmesi hem de kendi illerindeki adaylarımızın seçilmesi için ikili bir çalışma yürütmesi önemlidir. İstanbul’da kazanmak tüm Türkiye’de kazanmaktır.

Kürt halkının cevabı

14 Mayıs seçimleri biz Kürtler açısından halkımıza dayatılan zor ve zulüm düzenine, tecrit politikalarına, kayyım siyasetine, siyasi soykırım operasyonlarına karşı da güçlü bir cevap olacaktır. AKP-MHP-Ergenekon İttifakı’nın hem içeride hem dışarıda yürüttüğü Kürt düşmanı savaş politikalarına karşı halkımızın sandıkta güçlü bir cevap vererek Türkiye halkları ile Ortadoğu halkları ile barış içinde bir arada yaşamanın yolunu açacağına inanıyoruz.
Sonuç olarak 14 Mayıs bir son değil yeni bir başlangıç yapmanın tarihidir. Halklarımızın 15 Mayıs sabahı güzel bir güne uyanacağına inanıyoruz. 14 Mayıs öncesi, 1 Mayıs’ta işçiler, emekçiler alanlarda bu düzene dur demek, işçilerin, emekçilerin hak ettiği özgürlük mücadelesini yükseltmek için haykırdılar. Bu vesile ile 1 Mayıs İşçi ve Emekçilerin Bayramı’nı kutluyorum.

Her ne kadar deprem nedeni ile buruk bir Ramazan Bayramı geçirmiş olsak da halkımızın geçmiş Ramazan Bayramı’nı da kutluyoruz.

Kandıra F Tipi Cezaevi

#Mayıs #son #değil #başlangıç

AKP’den bıkan Çewlîg değişim istiyor

İktidarların uzun yıllardır din örtüsü ile toplumu ayrıştırıldığı Çewlîg’de, halk AKP’den bıktığı için değişim isterken, bu değişimin en büyük öncüsü ise Yeşil Sol Parti

Selman Çiçek

Seçime 11 gün kala Kurdistan’ın en çok merak edilen illerinden biri de Çewlîg (Bingöl). 80 darbesinde anayasa referandumuna karşı ezici bir çoğunlukla hayır oyu veren tek il Çewlîg oldu. Referandumdan sonra özel savaş politikalarının derinlemesine ve genişlemesine bazen sinsice bazen de açıkça uygulandığı özel bir bölge oldu. Uzun yıllar boyunca Ergenekon gibi özel savaş yapılanmalarının pilot bölge seçtiği Çewlîg’de uygulanan savaş ve ekonomik politikalar sonucu halk büyük oranda göçe zorlandı. 80 darbesi sonrası yaşadıkları baskı sonucu onbinlerce yurttaş Avrupa’ya gitmek zorunda kalırken, kalan yurttaşların bir kısmı ise korucu olmaya ve iktidarlara oy vermeye zorlandı.

Din istismar edildi

Coğrafyası büyük oranda dağlık olan Çewlîg, bölgede yaşanan savaştan en fazla nasibini alan kent konumunda. Halkın temel geçim kaynağı olan hayvancılık savaştan kaynaklı neredeyse bitmek üzere. Diğer Kurdistan şehirleri gibi Çewlîg halkı da büyük bir ekonomik krizle ve açlık politikalarıyla karşı karşıya bırakılmış durumda. Bu açlık politikaları yüzünden Çewlîk halkının birçoğu göç etmek zorunda kalırken, kalan yurttaşlar ise mevcut iktidarlara mecbur bırakıldı. Açlık, baskı ve zulme uzun yıllar tanıklık eden kentte birçok ayrıştırıcı politika da devreye konuldu. Kurmanç, Kurmançki, Alevi ve Sünnilerin bir arada yaşadığı kentte, halklar uzun yıllar birlikte yaşamanın güzel bir örneğini yaşasa da iktidarların ayrımcı politikalarından dolayı Çewlîg muhafazakâr bir kimliğe büründü. Siyasal İslamcıların uyguladıkları politikalar ile Çewlîg’te din uzun yıllar istismar edilse de son yıllarda özellikle gençlerde bu istismara karşı bir direnç görülmektedir.

Dil üzerinden ayrıştırma

Yine benzer bir ayrıştırma dil üzerinden geliştiriliyor. Kürtçe’nin Kirmançki lehçesi “Zaza” dilinin “Kürtçe değil ayrı bir dil” söylemleri ile Kürtlerin birliğini hedef alan politikaların devreye konulduğu Çewlîg’te 14 Mayıs’ta halklar sandığa giderken; açlığı, ayrıştırıcı politikaları dayatanlar ile özgürlük ve birlikteliği savunanlar arasında bir tercihte bulunacak.

Kürt özgürlük çizgisi

Kürt siyasal hareketinin filizlendiği kentlerden biri de olan Çewlîg’te son dönemde Kürt özgürlük çizgisinde olan partilere dönük bir ilgi söz konusu. Özellikle tekrarlanan 7 Haziran seçimlerinde mevcut iktidarın aldığı oy oranına yakın bir oy alan HDP, ikinci vekili kıl payı kaçırdı. Seçim nabzını almak için geldiğimiz kentte, gözle görülür bir seçim atmosferini görmek mümkün değil. Kent merkezinde gezdiğimizde daha çok Yeşil Sol Parti’nin çalışmalarını gözlemliyoruz. AKP’nin ise çalışmalarını daha çok gizli yaptığı, uzun yıllardır kentte yaptığı dini istismar politikasını bu seçimde de yaptığını gözlemledik. AKP’nin seçim çalışmasını Çewlîg’in sorunlarını çözme üzerinden değil de “Diyaneti kapatacaklar, LGBTİ savunuyorlar” söylemi üzerinden yaptığını gözlemledik.

Halk AKP’den bıktı

Kentte AKP’nin adaylarına karşı bir öfkenin de olduğunu gözlemledik. Uzun yıllardır kentte aynı kişilerin vekil olduğu ve bu insanların kentin hiçbir sorununa çözüm olmadığı konuşuluyor. Özellikle AKP’nin 1. sıra adayı Feyzi Berdibek’in kentin sorunlarını çözmekten çok kendi ailesini zenginleştirdiği ve ayrıcalık tanıdığı konuşuluyor. AKP’nin diğer adayları ise yıllardır iktidar partilerini kapı kapı dolaşan, vekilliğin babadan oğula geçtiği, kentin hiçbir sorununa ilgisi olmayan adaylar.

Gençlerin tercihi Yeşil Sol

Yeşil Sol Parti adayları ile Organize Sanayi Bölgesi’nde bir tekstil fabrikasını ziyaret ediyorum. İşçilerin hepsi genç kadınlardan oluşuyor. Adaylara karşı büyük ilgileri var. Hemen hemen hepsi tercihlerinin Yeşil Sol olacağını söylüyor. Kentte özellikle gençlerin büyük çoğunluğunun tercihi Yeşil Sol Parti olacağı söyleniyor. Fabrikanın sahibi ile seçimi konuşuyoruz. Yaklaşık 30 yıl önce ekonomik sebeplerden dolayı İstanbul’a taşınmış. 30 yıl sonra ise kentine yatırım için bir fabrika yapmış. Kenti daha gelişmiş bir yer olarak hayal ederek geldiğini ama kente geldikten sonra 30 yıl önce bıraktığı kent gibi gördüğünü söylüyor. İktidar olanların kentin gelişmesi için tek bir adım atmadığını söylüyor. 14 Mayıs’ta Çewlîg’in yıllardır sağ eğilimleri tercih etmesinden dolayı umutlu olmadığını ancak Yeşil Sol Parti’nin bazı dengelerin değiştireceğine inanıyor.

Çewlîg değişim şart

Yeşil Sol Parti’nin 1. sıra adayı Ömer Faruk Hülakü, iki dönem Çewlîg’de baro başkanlığı yaptı. Uzun yıllardır Çewlîg’deki hak ihlallerine karşı hukuk mücadelesi veren Hülakü, zaman zaman ölüm tehditleri alsa da bu mücadelesini hiçbir zaman bırakmadı. Çewlîg halkı için bir şeyler yapma anlayışı ile hep hareket ettiğini söyleyen Hülakü, vekilliğin önemli olmadığını, önemli olan kentin özgürlük ve demokrasi istemini açığa çıkarmak olduğuna dikkat çekti. Kentin uzun süre AKP’den yana tercih yapsa da bu dönemde halkın AKP’ye karşı büyük bir tepkisi olduğunun altını çizen Hülakü, “Herkes bitkin durumdadır. Kentte geçmiş seçimde aşiretçilik boyutu vardı. Ama insanlar artık bu dengelerden çok kendi sorunlarını düşünüyor. İnsanlar artık iktidarın gerçekliğinin farkına vardılar. Ülke bir kaosa sürükleniyor. Ülkede bir değişim şart olduğu kadar Bingöl’de dedeğişim şart” dedi.

Yurtseverlik duygusu güçlü

Yeşil Sol Parti 2. sıra adayı Cemille Turhallı Balsak, Çewlîgli bir avukat. Uzun yıllar hukuk mücadelesi yanında dil üzerinde de çalışan Balsak, Xwebun gazetesinde de Kirmançki yazılar yazıyor. Çewlîg’in Kurdistan’ın en güzel doğaya sahip illerinden biri olduğunu belirten Balsak, bu coğrafyanın direngenliği, coşkusu ve asiliğinin her daim olduğunu ama son dönemde iktidar politikalarından dolayı kutuplaştığını söyledi. Din örtüsü altında toplumun bölünmeye çalışıldığına da dikkat çeken Balsak, kentte halen şeyhlerin etkisinin olduğunu ancak bu seçimde bu etkinin kırılacağını çünkü kentte güçlü bir yurtseverlik duygusu olduğunu söyledi. Kentin diğer sorunlarına da değinen Balsak, “Var olan iktidara karşı bir öfke ve tepki var. Yerel kaynakları güçlü olan bir şehir. Bu kaynakları ihraç edebilecek bir potansiyeli bile var. Bizim bu halkın öz kaynaklarını belli sermayelere değil de halka götürmek gibi projelerimiz var” sözlerini sarf ederek Yeşil Sol olarak halkın değişim taleplerine cevap olacaklarını söyledi.

İnsanlar değişim istiyor

Yeşil Sol Parti’nin 3. sıra adayı ise kentte uzun süre öğretmenlik yapan Faruk Aris. 28 yıllık eğitimcilik yapan Aris, Eğitim Sen Bingöl Başkanlığı görevini de üstlendi. Aris, bir parti ve toplumun siyasetinin güçlü olmadığı takdirde sorunların da çözülmeyeceğine inandığını, sorunların çözümü için siyaset alanına atıldığını söyledi. Çewlîg’in değişime yakın bir noktada olduğunu söyleyen Aris, “Şu an Yeşil Sol Parti birinci parti gibi duruyor. İnsanlar değişim istiyor. Bizlerin bunun için çalışmamız lazım. Halen iktidar partisi burada güçlü ise bunda en çok bizim payımız var. Daha güçlü çalışmamız gerekiyor. Çok olumlu tepkiler alıyoruz. Bizler bu güzel havayı kalıcı hale getirmek istiyoruz. Bu tepkilere cevap olmak istiyoruz” diye konuştu.

 

 

#AKPden #bıkan #Çewlîg #değişim #istiyor

‘Gazeteci, renklerin üzerine çekilen siyah boyayı kazır’

Sîdar bana dönerek, “Gazeteci, renklerin üzerine çekilen siyah boyayı kazır” demişti. Küçücük yaşımla ne demek istediğini hiç anlamama rağmen anlamış gibi yaparak gözlerinin içine gülümseyerek bakmıştım. Aslında Sîdar Özgür Basın emekçilerinin ortaya koyduğu direniş ve mücadeleyi, bir çocuğa kendince en güzel anlatabileceği şekliyle anlatmıştı

Dilan Bebleşin

2001 yılı yazında evimizde tatlı bir telaş vardı. Telaşın sebebini öğrenmem çok sürmedi. Mutfakta bir karınca gibi oradan oraya koşturan nenem eve ‘gazetecilerin’ geleceğini söylemişti.

Heyecanımız kapının zilinin çalmasıyla daha da artmıştı. Kapıyı açtığımızda karşımızda bir kadın ve bir erkek, gülen gözlerle bize bakıyordu. İsimlerinin Eylem ve Sîdar olduğunu sonradan öğrendiğim bu iki güleç insan Özgür Basın emekçileriydi.

Birbirleriyle koyu bir sohbete dalmıştı evdeki herkes. Bense bir köşede boyalarımla kâğıda bir şeyler çizmekle meşguldüm. Ancak gözlerim yanlarında getirdikleri ve hayatımda hiç görmediğim ekipmanlarında takılı kalmıştı. O dikkatli izleyişim Eylem’in gözünden kaçmamıştı. Elindeki ses kayıt cihazını göstererek kullanmak isteyip istemediğimi sordu. Biraz utanarak biraz da izin alma isteğiyle anneme doğru dönmüştüm. Annem başını sallar sallamaz bir solukta kendimi yanına atmıştım.

O sırada Sîdar boyalarımı kullanıp kullanamayacağımı sordu. Hiç düşünmeden kullanabileceğini söyledim. Eylem bana büyük bir özenle ses kayıt cihazının nasıl kullanılacağını anlatıyordu ki onlara, “Gazeteciler ne iş yapar?” diye sordum. Sorum karşısında şaşkına dönen Eylem’in imdadına Sîdar yetişti.

Beni yanına çağıran Sîdar’ın elinde resim defterimden bir sayfa vardı. Sayfayı siyah pastel boya ile boyamıştı. Bana, “Sayfada hangi renkleri görüyorsun?” diye sordu. Tereddüt etmeden sadece siyah rengini gördüğümü söyledim. Dikkatli bakmam gerektiğini ve sayfanın siyah olmadığını söylüyordu. Oysa sayfa baştan aşağı siyah renkle boyanmıştı. İnatla siyah demeyi sürdürüyordum. Ardından eline bir kürdan alarak siyaha boyanmış kâğıda adımı kazımaya başladı. İsmim, rengarenk şekilde kâğıdın üzerindeydi. Sîdar kâğıdı önce tüm renklerle rastgele, ardından da tamamen siyah renge boyamıştı.

Sîdar bana dönerek, “Gazeteci, renklerin üzerine çekilen siyah boyayı kazır” demişti. Küçücük yaşımla ne demek istediğini hiç anlamama rağmen anlamış gibi yaparak gözlerinin içine gülümseyerek bakmıştım. Aslında Sîdar Özgür Basın emekçilerinin ortaya koyduğu direniş ve mücadeleyi, bir çocuğa kendince en güzel anlatabileceği şekliyle anlatmıştı.

O zamanlar çok anlayamasam da onca yıl geçmesine rağmen Özgür Basın’a yönelik her saldırıda hakikati duymaktan rahatsız olanların siyah boyalarla renkleri kapatmak istediğini düşünürüm. Sîdar da metaforu da Özgür Basın’a dair aklıma kazınmış tek hakikat ölçüsüdür.

Renkleri yok etmek isteyenler hakikatin izinde yürüyemez. Bugün, Güneşimizi karartamayanların hakikatimizi de karartamayacakları ve renklerimizin yaşamı inşa iddiamızın kararlılığını ortaya koyduğu, gökyüzümüzün mavisi, güneşimizin sarısı, ağaçlarımızın yeşili ve döktükleri kanlarımızın kırmızısı kadar nettir. Hakikatin rengini yalnızca direnenler bilir.

Özgür Basın emekçilerine yönelik hiç bitmeyen siyasi soykırım operasyonlarıyla renklerimizi siyaha boyamak isteyenlerin yüzlerine daha yüksek sesle haykırmakta fayda var: Özgür Basın Susturulamaz!

#Gazeteci #renklerin #üzerine #çekilen #siyah #boyayı #kazır

Êlih Yeşil Sol’dan Yanıltıcı propaganda uyarısı

Yeşil Sol Parti Êlih İl Örgütü, CHP’nin kentte yürüttüğü ‘Her evden 4 oy Yeşil Sol’a, 1 oy CHP’ye’ propagandaya karşı uyarıda bulunarak, ‘Sadece Cumhurbaşkanlığı pusulasında Kemal Kılıçdaroğlu ismini destekliyoruz’ açıklaması yaptı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Êlih İl Örgütü, CHP Batman İl Başkanlığı’nın kente milletvekilliği seçimi için yürüttüğü “Her evden 4 oy Yeşil Sol’a 1 oy CHP’ye” propagandaya dair yazılı açıklama yaptı. Seçime sayılı günler kala tüm siyasi partilerin bu yönlü çalışmalarını hızlandırarak saha çalışması yürüttüğüne dikkat çekilen açıklamada, “Son dönemlerde Batman’da karşımıza sık sık çıkan ve yoğun şikayetlere sebep olan bir husus doğrultusunda bu açıklamayı yapma gereği duyuyoruz. Partimizin ve bileşeni olduğumuz Emek ve Özgürlük İttifakının seçimlerde takınacağı tutum parti organlarımız tarafından sık sık kamuoyuyla paylaşılmasına rağmen CHP Batman İl Yönetimi saha çalışmalarında halkımıza yanıltıcı propaganda yapmaktadır” ifadelerine yer verildi.

Yeşil Sol Parti’nin ülke yönetimine talip olduğu belirtilen açıklamada, “Kürt siyasal hareketinin en güçlü kalelerinden Batman’da halka kendi programından ve vaatlerinden ziyade ‘CHP Yeşil Sol Parti ile ittifak yaptı, seçimlerde beraber hareket ediyoruz, Yeşil Sol Parti Batman’da 4 milletvekili çıkarıyor her evden bize 1 oy verin. 5. milletvekilini biz çıkaralım’ tarzı gerçeği yansıtmayan ve manipülatif söylemleri ısrarla devam ettirdiğini üzülerek görmekteyiz. Yeşil Sol Parti olarak bu ülkenin yönetimine talibiz ve bunu mutlaka başaracağız. Bunun için de bugün Meclis’te de olabilecek en güçlü milletvekili grubuyla temsil edilmek en büyük amacımızdır. Bu kapsamda Batman’da da 5 milletvekilliğini kazanmaktır, kazanacağımızdan da hiçbir şüphemiz yoktur” denildi.

‘Sadece Cumhurbaşkanlığı için Kılıçdaroğlu’nu destekliyoruz’

AKP iktidarını göndermek için mücadele yürütüldüğü vurgulanan açıklamada, “Bizim CHP ile hiçbir ittifakımız yoktur, biz ülkeye kan kusturan Erdoğan rejiminin yıkılması adına sadece Cumhurbaşkanlığı pusulasında Kemal Kılıçdaroğlu ismini destekliyoruz. Bizim yolumuz Üçüncü Yol’dur. Bizim yolumuz halkların seçeneksiz olmadığını haykırdığımız yoldur. Bizim yolumuz başta Kürt halkı olmak üzere tüm halklara barışı, adaleti ve özgürlüğü getirecek olan Emek ve Özgürlük İttifakıdır. Bizler Kürt siyasal hareketinin köklü geleneğinden gelenler olarak en ağır şartlarda bile mücadele etmekten geri durmadık, durmayacağız” diye belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Êlih #Yeşil #Soldan #Yanıltıcı #propaganda #uyarısı

Yeşil Sol’dan Cizîr’de büyük miting hazırlığı

Cizîr’de yurttaşlar 9 Mayıs’ta yapılacak büyük Botan mitingine oluşturulan konvoyla davet edildi

Şirnex’in Cizîr (Cizre) ilçesinde 9 Mayıs’ta Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın katılımıyla Newroz alanında “Dîsa Em” şiarıyla yapılacak miting öncesi çalışmalar başlatıldı. Şirnex Yeşil Sol Parti adayı Ayşegül Doğan ile HDP ve Yeşil Sol Partisi yöneticilerinin katılımıyla ilçede kitlesel olarak oluşturulan konvoy ile halk, yapılacak mitinge davet edildi. Halk konvoya yoğun ilgi gösterirken ortaya renkli görüntüler çıktı.

Konvoy ardından kitle Yeşil Sol Parti Cizîr ilçe binasının önünde toplandı. Burada kitleye seslenen Şirnex Yeşil Sol Parti adayı Ayşegül Doğan herkesi yapılacak mitinge ve 14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek genel seçimlerde oy kullanmaya davet etti.

Coşkunun hiç eksik olmadığı etkinlik, zılgıt ve alkışlarla son buldu.

HABER MERKEZİ

#Yeşil #Soldan #Cizîrde #büyük #miting #hazırlığı

Edirne’de Yeşil Sol Parti standına saldırı

Edirne’de Saraçlar Caddesi üzerinde stant açan Yeşil Sol Partililer bir grubun saldırısına uğradı. Saldırıda 3 kişi yaralandı

Edirne’nin en işlek caddelerinden biri olan Saraçlar Caddesi üzerinde stant açan Yeşil Sol Partililer bir grubun saldırısına uğradı. Seçim çalışmaları için Saraçlar Caddesi’nde stand açan Yeşil Sol Partilileri gören bir grup, parti standında bulunan görevlilere saldırdı.

Saldırı ihbarını alan polis ekipleri olay yerine çok sayıda çevik kuvvet destek ekibi ve ambulans sevk edildi. Yaşanan saldırıda 3 kişi yaralanırken, olayla ilgili olduğu belirlenen 5 kişi gözaltına alındı. Yeşil Sol Partililer ise yaşanan saldırıyı kınayarak açtıkları standı kaldırıp bölgeden ayrıldı. Olayı gören esnaf ve vatandaşlar ise gördüklerini anlattı.
Polis ekiplerinin olayla ilgili soruşturma başlattığı öğrenildi.

2 kişinin kolu kırıldı

Yeşil Sol Parti Edirne hesabından yapılan paylaşımda 5 kişinin gözaltına alındığını, biri milletvekili adayı 2 partilinin ise kollarında kırıklar olduğu aktarıldı: “5 kişi gözaltına alınmıştır. İçlerinde milletvekili adayımız ve bir 60 yaşında kadın arkadaşımızın kolları iki yerden kırılmıştır.”

#Edirnede #Yeşil #Sol #Parti #standına #saldırı

Buldan: Sen sandıktan çıkmayacaksın ama Selahattin cezaevinden çıkacak

Kocaeli mitinginde konuşan Buldan, Erdoğan’ın ‘ben iktidarda olduğum sürece Selo cezaevinden çıkmayacak’ sözlerine işaret ederek, ‘Sen 14 Mayıs’ta sandıktan çıkmayacaksın ama Selahattin de, Figen de, Gültan da, Sebahat da, Ayla da o cezaevinden çıkacaklar’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), seçim çalışmaları kapsamında Kocaeli’nde miting gerçekleştirdi. Yahyakaptan Arasta Park’ta gerçekleştirilen mitinge, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın yanı sıra Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı Cengiz Çiçek, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ve milletvekili adayları katıldı.

Miting, Mezopotamya Kültür Merkezi’nin (MKM) seslendirdiği şarkılar ve katılan binlerin tutuştuğu halaylarla coşkulu başlarken, Yeşil Sol Parti bayraklarıyla arama noktalarından geçen Barış Anneleri de alandaki heyecana katıldı. MKM’nin sahne performansının ardından Yeşil Sol Parti Kocaeli İl Eş Başkanları ve milletvekili adayları halkı selamladı.

Gergerlioğlu: Korku dolusunuz ama kurtulamayacaksınız bu halktan

İlk olarak konuşan Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Hepiniz 14 Mayıs’ta çok daha mutlu olacaksınız. 14 Mayıs’ta iki ortak çok üzülecek. Konuştuğu zaman ha bire küfreden iki ortak. Kim bunlar” diye sorarken, mitingdeki binler tek bir ağızdan, “Erdoğan ve Bahçeli” diye karşılık verdi.

Gergerlioğlu şöyle konuştu: “Herhalde bizim çalışmamızdan çok rahatsız olmuşlar ki vekilinizi cezaevine attılar ama biz yine oradan çıkarak yola devam ettik. Bunu, ‘direnmek yaşamaktır’ sihirli cümlesiyle yaptık. Bizim yükselişimizi hazmedemiyorlar. ‘Siyasi darbe’ dedi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. Bugün Kocaeli Adliyesi’nden suç duyurusunda bulunduk. Ne yapacaklarını bilemez haldeler. Herkes şunu iyi bilsin ki O suç işleri bakanına 14 Mayıs’ta bu halkı cevabını verecek. Kokuşmuş bir düzenleri var. Kendi arkadaşlarını bile satıyorlar. Biz ise bu ülkede barıştan, huzurdan, kardeşlikten başka bir şey istemiyoruz. Korku dolusunuz ama kurtulamayacaksınız bu halktan.”

Çiçek: Biz irademize sahip çıktıkça bunlar yenilecektir

AKP-MHP iktidarının seçim çalışmalarına kamu görevlilerini dahil etmesine tepki gösteren Cengiz Çiçek, “Sahaya Şırnak’ta AKP’nin Valisi indi. AKP’ye bağlı imamlar indir. Camilerde AKP propagandası yapıyor. Sahaya yargı mensupları indi. Amed’de gazetecilere, avukatlara, demokratik siyaset mücadelesi veren arkadaşlarımıza operasyonlarla saldırıyorlar ama biz 15 Mayıs’ta özgürlük halayına duracağız. Biz savaş politikaları diyoruz, onlar diyor ki terör, bölücülük. Bu ülkenin en büyük bölücü partisi AKP-MHP iktidarıdır. En büyük düşmanlaştırıcısıdır. Biz irademize sahip çıktıkça bunlar yenilecektir. Kadınların özgürlüğü, Kürt halkının statüsü, Alevilerin eşit yurttaşlık talebi için, sürgündeki dostlarımızla kucaklaşmak için doğanın hakkı için emeğin hakkı için, faşizm karşısında Dîsa Em. Serkeftin” dedi.

Darbeci zihniyetinizle sandığa gömüleceksiniz

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tek adam rejiminin son bulması için aday çıkarmadığını ifade eden Ercüment Akdeniz şöyle konuştu: “Şimdi tutturmuşlar, siyasi darbe. Bu tarihi siz belirlediniz. Bu bakan Soylu aynaya bakarak konuşuyor. Sizler kayyım rejimiyle siyasi darbeleri başlattınız. Kocaeli’de bilim insanları akademisyenleri 7-8 yıl süründürdünüz. Sizler Diyarbakır’da Kürt gazetecilere, vekil adaylarına operasyon çektiniz ama darbeci zihniyetinizle sandığa gömüleceksiniz. Biz emperyalizmle mücadele ediyoruz diyorlar. Buna kargalar güler. Bunlar 6’ncı filoya secde duranlardır. Bunları 14 Mayıs’ta hep birlikte hak ettikleri yere tarihin çöplüğüne göndereceğiz. Yerli Milli diyorlar, TOGG diyorlar. TOGG ne anlar açın halinden. Burada Ford fabrikası var. İşçiler, ‘Bütün ömrüm boyunca çalışsam bir TOGG araba alamam’ diyor. Türk-Kürt işçisini yabancı şirketlerde açlığa mahkum ediyorlar. Yoksulun sırtından doyan doyana düzeni yarattılar. Bu düzene hep beraber dur diyeceğiz”

Buldan: Kocaeli’ne bir milletvekili yetmez

Kocaeli Kandıra Cezaevi’nde tutuklu bulunan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Nurhayat Altun ve Edibe Şahin’e selam göndererek başlayan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan konuşmasına şöyle devam etti: “Sizlerin bu coşkusunun, bu kararlı duruşunuzun ve bu moralli birlikteliğinizin 14 Mayıs tarihinde yapılacak seçimlerde de aynı coşkuyla, moral ve kararlılıkla sandıklara yansıyacağından hiçbir şüphemiz yok. Kocaeli halkına bu konuda güveniyoruz. Ama Kocaeli’ne bir milletvekili yetmez, sizin daha çok temsilciye ihtiyacınız var. Arzu arkadaşımız ve diğer arkadaşlarımızı da, Kocaeli’den çok sayıda temsilcimizin meclise gitmesi gerekiyor.

Ağacın altına mührünüzü vurun

Şimdi Yeşil Sol Parti, bugün Türkiye siyasi arenasında belki çok fazla bilinmeyen ama bu dönem, bu süreç içerisinde HDP’nin yerine HDP milletvekillerinin Yeşil Sol listesinde girdiği yeni bir dönem. Yeşil Sol’u herkes soruyor, niye Yeşil Sol diyorlar. Çünkü AKP ve MHP’nin HDP’ye kurduğu kumpas davaları sonucu bizler sizleri temsilcisiz, seçeneksiz bırakmamak için seçimlerde alternatifsiz bırakmamak için milletvekillerinin sıralamasını yaptık ve başvurumuz yaptık. 14 Mayıs tarihinde bütün halkımız Yeşil Sol’un altına mührünü vuracak. Elinize oy pusulasını aldığınızda direkt ağacı görün, başka partilere hiç bakmayın, ağacın altına mührünüzü vurun ki bunlar gitsin. Bunlar gitsin diye bizler Yeşil Sol’u Türkiye’nin her yerinde büyüteceğiz ve birinci parti haline geleceğiz. AKP-MHP iktidarını bir tabela partisi haline getirmek boynumuzun borcudur, size söz veriyoruz.

‘Halklarının yalanlara karınları tok’

Bu ülkeyi 21 yıldır yönetiyorlar. Şimdi verdikleri vaatleri, söylediklerini duyduğumuzda zannedilir ki muhalefetteler, ülkeyi biz yönettik. İlk defa iktidara gelecekmiş gibi yeni yeni sözler veriyorlar. Ama artık Türkiye halklarının yalanlara karınları tok. Hiç kimse verdikleri sözlere kulak asmıyor. Milletin, vatandaşın geçim derdinden, yoksulluktan, sefaletten haberi olmayan bu iktidara cevabı elbette 14 Mayıs tarihinde olacak.

‘İnsanların elinde TOGG alacak paraları yok

Bugün Türkiye halklarının açlıkla ve sefaletle mücadele ettiğini görüyoruz. Onların TOGG dediği arabaları almaya vatandaşın gücü yetiyor mu? Yetmiyor. Patates soğan diyoruz, onlar, ‘Biz TOGG diyoruz, onlar patates soğan’ diyorlar. Elbette ki patates soğan diyeceğiz çünkü insanların evinde tencereler kaynamıyor. İnsanların elinde TOGG alacak paraları yok. Onlar Saray’dan bütün ülkeyi toz pembe gördükleri için, herkesin aynı standartlarda yaşadıklarına inandıkları için insanlara vaatleri de yalandan başka bir şey değil. Kaybedeceklerini anladılar, farklı farklı yöntemlere başvuruyorlar. Birçok yerde provokasyona girişiyorlar. Biz asla provokasyonlara gelmeyeceğiz, seçim günü dahil hiçbir oyuna mahal vermeyeceğiz. Onlar bu oyunu bozmak isteyebilirler. Görüyorlar, her yerde büyük bir birlik beraberlik var ve bundan büyük bir rahatsızlık duyuyorlar. Duysunlar çünkü onları göndereceğiz, onları tarihin çöplüğüne göndereceğiz.

Yolsuzluğun da duble yolunu yaptılar

Elbette ki kazanacağız, onlar kazanmak için yalan söylemeye başladılar. Şimdi övündükleri tek şey duble yollar, ülkede yapmış oldukları duble yollar. Oysa yolsuzluğun da duble yolunu yaptılar, hırsızlığın duble yolunu yaptılar. Bütün bunları yaparken de 2023 seçimlerinde bir kez daha iktidara gelmek için eskiden yaptıkları şeyleri yeni yeni gündeme getirmeye çalışıyorlar.

100 milletvekiliyle anahtar bir parti olma hedefi

İstediğiniz kadar yalan söyleyin, vaatler verin. Türkiye kararını verdi. İşsizi de, çiftçisi de, kadını da, genci de, Kocaeli de, Hakkari de, Van da, İzmir de, İstanbul da, herkes kararını verdi; sizi gönderecek! Operasyonlar yapıyorlar, bizi zayıflatmayı hesaplıyorlar kendilerince zannediyorlar ki Yeşil Sol’dan ya da HDP’den 10-20 kişiyi cezaevine göndersek bu parti ayaksız, başsız kalır çalışamazlar. Biz bir gideriz bin geliriz, milyonlar olarak geliriz. Gözaltına alınan arkadaşlarımın yerine milyonlarca insan gönüllü olarak gelir, çalışır. Meclis seçimleri çok önemli. Biz Türkiye genelinde 100 milletvekili hedefledik. Bu 100 vekil sizlerin temsilcisi olarak parlamentoya girecek ve anahtar rol üstlenecek. Şimdiye kadar HDP milletvekilleri mecliste Türkiye halklarının sesi oldu. Alevi’nin, Süryani’nin, Ermeni’nin, kadının, gencin sesi ve sözü oldu. Şimdi 100 milletvekiliyle anahtar bir parti olma hedefiyle parlamentoya gidiyoruz.

Erdoğan Selo’ya takmış

Cumhurbaşkanlığı seçiminde faşizmi geriletmek için oy kullanacağız. Cumhurbaşkanlığı seçiminde vereceğiniz oy faşizmi geriletmek için olacak. Ya aydınlığı ya karanlığı, ya demokrasiyi seçeceğiz ya faşizmi, ya savaş politikalarından yana ya da barış politikalarından yana oy kullanacağız. Ben inanıyorum ki, halkımız demokrasiye, adalete, huzura güvene olan ihtiyacından dolayı aydınlığı ve demokrasiyi seçecek. Artık Tayyip’in dediği hiçbir şeyi duymayın, görmeyin. Şimdi kaç gündür bir şeye takmış. Neye takmış? Selo’ya takmış. Yatıyor kalkıyor, ben iktidarda olduğum sürece Selo cezaevinden çıkmayacak diyor. Yahu sen 14 Mayıs’ta sandıktan çıkmayacaksın ama Selahattin de, Figen de, Gültan da, Sebahat da, Ayla da o cezaevinden çıkacaklar. Halkımızın gücüyle seçimlerde elde ettiğimiz başarıyla çıkacaklar, sen sandıkta kalacaksın. Bu ülkeyi bu hale getiren tek adam olarak tarihe geçeceksin. Biz mücadele verişimizle, halkların gücüyle bir kez daha tarih yazacağız. Siz kapattınız, biz büyüdük. Engellediniz büyüdük, kaç partimizi kapattınız siyaset dışı kaldık mı? Hayır! HADEP’i kapattınız DEHAP ile geldik. Onu kapattınız BDP ile geldik. HDP kapatma davasını açtınız, Yeşil Sol ile geldik. Demokrasilerde alternatifler çok.”

HABER MERKEZİ

#Buldan #Sen #sandıktan #çıkmayacaksın #ama #Selahattin #cezaevinden #çıkacak

Gazetecilere tutuklama talebi

Gözaltındaki gazeteciler Sedat Yılmaz ve Dicle Müftüoğlu’nun da aralarında bulunduğu 15 kişi tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

Ankara Merkezli soruşturma kapsamında 15 kentte düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan, aralarında Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu ve Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Sedat Yılmaz’ın bulunduğu 19 kişiden 15’i tutuklama talebiyle Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi.

Yılmaz’ın kardeşi Filiz Yılmaz savcılık ifadesini ardından serbest bırakılırken, Hasan Özhan, Evin Özbek ve Suat Karagöz adli kontrol tedbiri talebiyle hakimliğe sevk edildi.

Gazeteci Müftüoğlu, Yılmaz ve Yılmaz’ın eşi Selma Yılmaz tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilenler arasında.

Savcılık Müftüoğlu’nun ifadesini almadı

Gazeteci Yılmaz, Filiz Yılmaz, Abdurahman Tanyeli İsmail Adanmış ve Cevdet İsmailoğlları savcılıkta ifade verirken, Müftüoğlu ve 14 kişinin ifadeleri emniyette alınan ifadeler üzerinden değerlendirildi.

Tutuklama talebi

Gazeteciler Sedat Yılmaz ve Dicle Müftüoğlu ile Selma Yılmaz, Cahit Kanbay, Cihan Güneş, Ramazan Debe, Erol Balcı, İsmail Adanmış, Cahit Ablay, Mahmut Doğu, Devran Ak, Abdurrahim Tanyeli, Şemsettin Toprak, Mehmet Emin Yıldırım ve Cevdet İsmailoğulları

HABER MERKEZİ

#Gazetecilere #tutuklama #talebi

Sancar sanatçılarla buluştu: Her alanda renkleri çoğaltmak için yola çıktık

Ankara’da sanatçılarla bir araya gelen Sancar, otoriter sistemlerin sanatı hedef aldığını belirterek “Her alanda renkleri, sesleri çoğaltıp özgür ve eşit bir düzende bir arada yaşatmak için yola çıktık’ dedi

Halkaların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) milletvekili adayları, yayıncıların sorunlarını dinlemek ve partisinin kültür sanat alanına katkı sunmaları amacıyla Mülkiyeliler Birliği’nde sanatçılar ve yayıncılar ile bir araya geldi.

Buluşmaya, HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Ankara milletvekili adayları Emirali Türkmen, Ercan İpekçi, Ruken Dilara Zaf, Bülent Kaya, Hatice Göz, Akın Atauz ve Zişan Kürüm’ün yanı sıra çok sayıda yazar, şair ve oyuncu katıldı.

‘Sanatın var olabilmesi için özgürlüklere ihtiyacı var’

Ankara’da kültür-sanat, yayın dünyasıyla bir araya gelmenin çok anlamlı olduğunu söyleyen Sancar, “Türkiye’nin sanat ve yayıncılık alanında yaşadığı sorunları uzun uzadıya anlatmama gerek yok. Bunu doğrudan deneyimleyerek anlarsınız. Baskı ve yasak ortamı giderek yoğunlaştı. Son yıllarda artık had safhaya vardı diyebiliriz. Sanatın var olabilmesi için özgürlüklere ihtiyacı var. Özgürlüklerin yolunu açmak da sanat alanındaki mücadelede en önemli hedeflerden biridir. Otoriter sistemlerin de en temel hedeflerinden biri özgürlükleri bastırmak, sanatı, yayıncılığı olabildiğince zayıflatmaktadır. Ne kadar çok fazla baskı uygulanırsa toplumda sesler ve itirazlar o kadar çok kısılır diye bir beklenti içindeler. Baskılar arttıkça buna direniş de yükseliyor. Ankara’da ve Türkiye’nin dört bir yanında özgürlük, demokrasi için mücadele eden sanatçılar bu dönemde de aynı iradeyi gösterdiler, mücadeleden geri durmadılar. Bizler de kendileriyle her alanda birlikte olmaya çalıştık. Çünkü özgürlük ve demokrasi mücadelesi bir bütündür” diye konuştu.

‘Asimilasyoncu politikalar kültürü ortadan kaldırır’

Toplumsal hayatın her sahasında bütünlüğü sağlamadan demokrasiye ve özgürlüğe ulaşmanın da mümkün olmadığını belirten Sancar, şunları söyledi: “Bu iktidarın AKP-MHP blokunun her alanda uyguladığı politikalar, en başta toplumu nefessiz bırakmaktadır. Nefes borularının en önemlilerinden biri olan kültür sanatın da bu baskıların hedefinde olması son derece doğaldır. Normaldir, anlaşılırdır. Ne kadar az ses, ne kadar cılız ses çıkarsa o kadar başarılı olabilecekleri inancıyla hareket ediyorlar. Biz de biliyoruz ki toplumun nefes alabilmesi için mücadeleyi her alanda büyütmek ve nefes kanallarını genişletmek zorundayız. Kültür sanat alanında yaşanan sorunlar çok büyük özgürlüklerin yokluğu bunun başlıcası. Asimilasyoncu politikalar bu toplumdaki çok kültürlü yapıyı ortadan kaldırma ve tek kültürlü tek anlayışı egemen kılma projesinin devamıdır.”

‘Her alanda renkleri çoğaltmak için yola çıktık’

İktidarın yaşam tarzlarına varana kadar her safhada tekçi anlayışı temel politikası haline getirdiğini vurgulayan Sancar, “Oysa kültür sanatın gelişebilmesi için özgürlükçü bir yaşam kadar çoğulcu ve eşitlikçi bir düzen de kaçınılmaz. Vazgeçilmez bir şarttır, bir ihtiyaçtır. Son zamanlarda özellikle seçimlere doğru gidilirken bu tekçi anlayış, homojenlik getirici anlayış, farklı sesleri bastırma arayışı iyice yoğunlaştı. Biliyorsunuz yakın zamanda Diyarbakır merkezli çeşitli illeri kapsayan operasyonlar düzenlendi. Özgür basını hedef alan bu operasyonlar aynı zamanda sanatçıları da kapsadı. Muhalefetle birlikte toplumsal mücadelenin içinde yer alıyorlar ve demokrasi, barış, özgürlük mücadelesine katkı sunuyorlar. Kendi alanlarında kendi açılarından bu emekli bu çabayı kesintisiz sürdürüyorlar. Özgür basını ve sanatçıları hedef almak bizler için şaşırtıcı değil. Sanatı olmayan, neşesi olmayan, gelecek umudu olmayan bir toplum yarattıklarını da hedeflerine kolayca ulaşabileceklerdir. Varlıklarını daha uzun süre devam ettirebileceklerdir. Oysa biz her alanda renkleri çoğaltmak, sesleri çoğaltmak ve bütün bunları özgür ve eşit bir düzende bir arada yaşatmak için yola çıktık. Bu amaç için çalışma yürütüyoruz” ifadelerini kullandı.

Savaş politikaları

Sancar, devamında şunları aktardı: “Özellikle ekonomik krizin yayın dünyasına ayrıca büyük engeller çıkardığını, hatta ciddi darbeler indirdiğini biliyoruz. Demokrasiyle ekonomi, özgürlükle, savaş politikaları, birbirleriyle iç içe geçerler ve bunu Türkiye en iyi deneyimleyen ülkelerin başında geliyor. Evet, demokrasinin yokluğu, tek adam yönetimi aynı zamanda kaynakların yandaşa, sermayeye ve savaşa aktarılmasını kolaylaştırıyor. Bu da toplumu yoksul ulaştırıyor. Hayat pahalılığı arttıkça yoksulluk derinleşiyor. Yoksulluk derinleştikçe elbette daha fazla, daha ağır yaralar açılıyor. Bir yandan da savaş politikalarına yatırım sürekli artıyor. Ülkenin önemli kaynaklarının önemli bir bölümü savaş politikalarına aktarılıyor. Savaş politikaları hem otoriter baskıcı rejimi yerleştirmenin bir aracı bir gerekçesi olarak kullanılıyor hem de toplumu yoksul ulaştıran özgürlüklerinden mahrum bırakan bir sonuç doğuruyor.

‘Politikalarımızı masa başında belirlemiyoruz’

Sorun alanlarının tamamını bir arada görmek ve bütün bunlarda çözümü birlikte üretmek bizim temel sorumluluğumuzdur. Biz, Yeşil Sol Parti olarak politikalarımızı masa başında belirlemiyoruz. Bütün alanlarda ilgili kesimlerin aktörleri ve özneleriyle sürekli diyalog ve istişare içinde olmaya gayret ediyoruz. Bu buluşmanın da temel amacı hem Ankara merkezi hem de bütün Türkiye’ye dönük olarak kültür, sanat ve yayıncılık alanında birlikte neler yapabileceğimizi karşılıklı konuşmaktır.”

Türkmen: Siyasal temsilci değil omuzdaş olmak isterim

Ankara milletvekili adayı Türkmen ise “Ankara’da sizlerin fikirlerini önerilerini birlikte yapacağımız çalışmaları en iyi bir biçimde nasıl temsil ederim endişesiyle konuşuyorum. Çünkü size mahcup olmak istemem. Sizin yanınızda aldığım öğrendiğim her şeyi en iyi biçimde toplumla paylaşmak isterim. Toplumun bir siyasal temsilcisi değil omuzdaşı olmak isterim. Çünkü biz bu sokaklarda bir omuzdaş olarak hep mücadele ettik. Şimdi parlamentoda kitapları yaratanların, tiyatroyu oynayanların bu sokaklarda sanatı güçlendirmek için şarkılar söyleyenlerin toplumsal taleplerini en doğru bir biçimde parlamentonun kürsüsünden bütün dünyaya ve bütün bu coğrafyaya anlatma derdiyle karşı karşıya olduğumu biliyorum” diye konuştu.

Ankara’nın uzun süredir kuşatma altında olduğunu söyleyen Türkmen, “Artık kent olma kimliğini kaybetmiş durumda Ankara. 14 Mayıs bir sayfanın kapanma tarihi olmasını istiyoruz. Evet, 14 Mayıs’ta bu tek adam rejimini göndermek ve hep birlikte yeniden Ankara’nın parklarında, tiyatro salonlarında, kitap fuarlarında sözlerimizi ve mısralarımda güçlü bir biçimde söyleyeceğimiz bir Ankara kurmak istiyoruz” ifadelerine yer verdi.

HABER MERKEZİ

#Sancar #sanatçılarla #buluştu #alanda #renkleri #çoğaltmak #için #yola #çıktık

Asrın Hukuk Bürosu: Tecrit sisteminin magazinsel ele alınması kabul edilemez

Asrın Hukuk Bürosu, Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen tartışmalara dair yaptığı açıklamada, 25 aydır ağır tecrit koşullarının sürdüğünü vurgulayarak, ‘Sn. Öcalan’ın kendisini ifade etme olanaklarının bulunmadığı bu koşullarda, tecrit ve haber alamama gerçeğini göz ardı etme veya perdeleme anlamına gelecek spekülatif tartışmaların doğru olmadığını düşünüyoruz’ dedi

Asrın Hukuk Bürosu, sona yaklaşan seçim sürecinde PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinden tartışma yürütülmesine dair açıklamada bulundu. Yapılan açıklamada, oy hesapları adına tarafların ciddi bir şekilde manipülasyonlara başvurduğunun gözlemlendiği belirtilerek “Sn.Öcalan’ın durumunun kabul sınırlarını zorlayan şekilde dezenformasyonlara konu edilmesi, durumun ilk elden muhatapları olan biz avukatları tarafından bazı hususları kamuoyunun bilgisine sunmayı zorunlu kılmıştır” ifadelerine yer verildi.

Açıklamanın devamında Abdullah Öcalan’ın mutlak tecrit koşullarında tutulduğu ve 25 aydır kendisinden haber alınamadığı vurgulanarak şu bilgiler aktarıldı:

  • Öcalan’dan ve yanında tutulan diğer 3 müvekkilimizden 25 Mart 2021 tarihinden sonra HİÇBİR ŞEKİLDE haber alamıyoruz. Bu tarihte kardeşiyle gerçekleştirdiği telefon görüşmesi yarıda kesilmiş olup görüşmeye devam edilememiştir. Bu kesintinin nedeni tarafımızca bilinmemektedir.
  • Bu tarihten sonra İmralı’da tutulan müvekkillerimizin tutulma koşulları, maruz kaldıkları muamele ve sağlık durumları hakkında hiçbir bilgiye sahip değiliz.

 

  • Kamuoyuna sunulduğu gibi disiplin cezaları seçim sürecine özgü olmayıp tecrit sisteminin belirgin araçlarındandır. 2016 öncesinde hava muhalefeti, koster bozuk gibi gerekçelerle sürdürülen mutlak tecrit, 21 Temmuz 2016 tarihinden 14 Eylül 2018 tarihine kadar OHAL kararları ile bu tarihten sonra da aralıksız hem disiplin cezaları hem de İnfaz Hakimliğinin kısıtlama kararları devreye konularak sürdürülmüştür.

 

  • 5275 sayılı yasanın 66/3 maddesi gereğince “hükümlüler altsoy, üstsoy, eş ve kardeşlerinin ölüm, ağır hastalık, salgın hastalık veya doğal afet hâllerinde, kuruma ait telefon ve faks cihazından derhâl yararlandırılırlar.” Buna rağmen Öcalan ve diğer müvekkillerimiz aile bireylerinin değil hastalıkları, vefatları durumunda dahi bu haktan yoksun tutulmuş, 6 Şubat tarihinde yaşanan depremde bile bu yasak hali esnetilmemiştir.

 

  • 14 yıl boyunca yalnızca tek kanallı radyo kullanmasına izin verilen Öcalan bütün mahpusların kullanımında olan televizyona ancak 2013 yılında erişim sağlayabilmiştir. Ve fakat televizyon kanallarında kısıtlama yapıldığı ve gazetelerin 40 gün gecikmeyle verildiği Mayıs 2018 tarihli İl cezaevi izleme kurulu raporlarına da yansımıştır.

 

  • Öcalan 16 Şubat 1999 tarihinden 17 Kasım 2009 tarihine değin geçen 10 yıl 9 ay boyunca Ada Hapishanesinde tek başına tutulmuş; bu tarihten sonra İmralı Hapishanesine beş müvekkilimiz daha sevk edilmiştir. Daha sonra bu mahpuslar değişmiş olsa da gelinen son aşamada CPT’nin 2016 ve 2019 raporlarına yansıdığı üzere haftada yalnızca 6 saat bir araya gelen müvekkillerimiz, geriye kalan zamanın tümünü hücrelerinde yalnız geçirmektedirler.

 

‘Sağlık durumundan endişeliyiz’

Kuruluşundan itibaren gerek ruhen gerek bedenen zamana yayılı bir çürütmeyi hedefleyen, tutulma koşullarının işkence oluşturduğu AİHM kararları ve CPT raporları ile de teyit edilen İmralı Tecrit Sisteminin bu denli magazinsel ele alınmasının kabulü mümkün değildir. Tekraren vurgulamak durumundayız ki 25 Mart 2021 tarihinden bu yana Öcalan’dan haber alamamaktayız. Avukatları ve ailesinin tüm başvurularına ve çabalarına karşı Öcalan ve İmralı’da bulunan diğer üç müvekkilimizin yaşam koşullarından ve sağlık durumundan haberdar değiliz. Bu durum bizleri ve tüm toplumu tedirgin etmektedir.”

‘Tartışmalar Öcalan’ın bilgisi ve katkısı dışındadır’

Açıklamada son olarak şu sözlere yer verildi: “Bu koşullar altında, tüm topluma haber alamama durumunun ve ağır tecrit koşullarının sürdüğünü, tüm bu tartışmaların Öcalan’ın bilgisi, katkısı ve katılımı olmadan sürdüğünü belirtmek isteriz. Doğru ve olması gereken, Öcalan’ın avukatlarıyla acilen görüşme olanağının sağlanmasıdır. Hukuk ve asgari bir etik anlayışı da bunu gerektirmektedir. Öcalan’ın kendisini ifade etme olanaklarının bulunmadığı bu koşullarda, tecrit ve haber alamama gerçeğini göz ardı etme veya perdeleme anlamına gelecek spekülatif tartışmaların doğru olmadığını düşünüyoruz.

Herkesin bu hassasiyeti gözeterek gereken duyarlılığı sergileyeceğine inanıyoruz. Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız. ”

HABER MERKEZİ

#Asrın #Hukuk #Bürosu #Tecrit #sisteminin #magazinsel #ele #alınması #kabul #edilemez