Ana Sayfa Blog Sayfa 56

Alevi Soykırımı Derhal Durdurulmalı, TBMM Sorumluluk Almalıdır

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Arap Alevi örgütlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde yapmak istedikleri basın açıklamasına polis tarafından engel olunmasını Meclis’teki konuşmasıyla kınadı. Fırat, “En doğal ve en barışçıl gösteri, üstelik Meclisi göreve davet eden açıklama neden Meclis kapısında yapılamıyor; anlamak mümkün değildir” dedi.

Fırat, açıklamanın amacının Suriye’deki Alevi katliamına dikkat çekmek ve iktidarı sorumluluk almaya çağırmak olduğunu vurguladı. Arap Alevi temsilcileriyle birlikte Meclis Çankaya Kapısı önünde yapmak istedikleri açıklamaya izin verilmediğini belirten Fırat, katılımcıların madenci anıtı önünde toplanmak zorunda kaldıklarını ifade etti.

Fırat, Suriye’deki Alevi soykırımının derhâl durdurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin sorumluluk alması gerektiğini belirtti. “Daha fazla insanlar ölmesin, daha fazla çocuk yetim kalmasın, daha fazla aile yurdundan, evinden edilmesin; barışa, yaşam hakkına hep beraber sahip çıkalım” dedi.

Aslanın Gücü, Tilkinin Aklı: Machiavelli’nin Prensi ERDOĞAN YALGIN

Doğa; canlısı ve cansızıyla bir bütündür. İnsanlık tarihi dediğimiz olgu; insanlığın geçmişinin tasvirini bize anlatır. İnsanın; arkeoloji, antropoloji, genetik, dilbilim ve diğer disiplinler ile yazının icadından bu yana; hayvanlarla olan gizemli bir ilişkisi hep vardı. İnsan, doğanın bir parçası olarak “özel bir tür” olmaya başladığı halde bile, hayvanlarla kurduğu sembolik ilişkiye hep devam etmiştir.

Bu vesileyle; Toplulukların düşünsel, sanatsal ve maddesel yaşamına özgü olan özelliklerin tümü, doğadaki diğer canlılarla da yakın ilişki içerisinde olmuştur. Varoluşun başından beri İnsanlar; özellikle hayvanlar üzerinde yaptıkları gözlemlerle, elde ettikleri tecrübeler sonucunda İnsan ve hayvan türleri arasında özdeşlik bağlar, benzeşik yanlar bulmuşlardır.

Dolayısıyla Aslan ve Tilki; antik kültürlerin “güç” ve “akıl” ı nasıl konumlandırdığını temsil eden iki arketiptir. Hayvanlar aleminde Aslan ve Tilki, en çok göze çarpanlar arasında yer almaktadır. Gerek devlet-siyaset yönetiminde ve gerekse edebi eserlerde, Aslan ve Tilkinin yeri oldukça önemsenmiştir. Öyleyse Aslan’dan başlayarak Tilki’ye gidelim.

Aslan güçlüdür! Bu yüzden ormanların kralıdır. Mezopotamya’dan, İngiliz Kraliyetine kadar, Aslan, güç ve iktidarın sembolüdür. Aslan her çağda, devletlerin otoritesini ve gücünü yansıtmıştır. Bu gerçeklik; Aslan motifli arkeoloji buluntularda sıkça göze çarpmaktadır. Kükremeleri, yaklaşık 10 kilometrede duyulur. Gece görüşleri, insanlardan sekiz kat daha ileridedir. O; iyi bir et oburdur! Dahası, çok gaddar bir avcı olarak da bilinir.  Aslanın “erkeği,” “dişisi” sorulmaz! Zira Aslan, her koşulda yine aynı Aslandır..!

Bazı “yiğit, cesur ve güçlü” insanlara, mecazen “Aslan, Aslanım” diye hitap edilir.  Bunu duyan zayıf insan dahi, kendince sevinir, hatta böbürlenir. İşte bu tür insanların aklı ile,  Aslanın aklı aslında da paralellikler kurulur. Çünkü Aslan güçlüdür ve fakat, akılı kıttır.

Yani Aslanın tek bir eksiği vardır. O da akıldır. Dedik ya, Aslan güçlüdür, fakat akıllı değildir.  Peki Tilki öylemi dir? Hayır! Tilki, çelimsizdir ama akıllıdır. Elbette Tilki; Aslan gibi güçlü ve ormanların kralı değildir. Zaten akıllı bir Tiki, bu eksikliğinin farkındadır. Duruma göre, her koşulda aklıyla vaziyet alır.

Siyasi yönetimlerde Aslan-Tilki karşılaştırması hep yapılır. Hele Orta Doğu siyasetinde; Aslan-Tilki birlikteliği hep vardır. Tilki, bir nevi ormanı yöneten Aslanın baş danışmanıdır. Güçlü bir Aslan’ının yanında; istisnasız, akıllı bir Tilki bulunur. Ama her Tilkinin yanında, bir Aslana pek de ihtiyaç yoktur. O tüm sorunlarını aklıyla çözer. Öyle ya çağımızda; akıl, gücün tek yaratıcısı değil midir? Akıl, en büyük güçtür! Önce Akıl!

Aslan, gücü-kuvveti ve krallığı simgelerken; Tilki kurnazlığı, hileyi ve zekayı temsil eder. Mesela İtalyan Rönesans hareketinin önemli şahsiyetlerinden devlet adamı, askerî stratejist, modern siyasetin akıl danışmanı (!) ve edebiyatçı olan Niccolò Machiavelli (1469-1527); ölümünden beş yıl sonra basılan (1532) “Prens” adlı eserinde*, “bir hükümdarın hem “Aslan” gibi güçlü hem de “Tilki” gibi kurnaz olması gerektiğini anlatır. Machiavelli’nin bu eseri, Osmanlı  da ilk defa, Mehmet Şerif Paşa tarafından 1919 yılında tercüme edildi. Fakat kitabı, Cumhuriyet kadroları okudu.

Yani bu eserin içerik tasfiyeleri ışığında bir yönetici, hem Aslanın gücünü ve hem de Tiklinin aklını kendisinde bulundurmalıdır. Bundan dolayı tuzakları tanımak için Tilki olmak ve Kurtları korkutmak için Aslan olmak gerekliliğini önerir. Bu vesileyle özellikle Orta Doğu siyasetçileri, hep bu doğrultuda hareket etmişlerdir. Kendi iktidarları için; Aslanın gücüyle, Tilkinin aklını hep bir arada kullanmışlardır. Uzun yıllar, bu  alanda başarılı da olmuşlardır.

Ahlaka karşı menfaati, vicdana karşı tiranlığı önceleyen yaklaşımı benimsemek maksadıyla kullanılan Machiavellist düşünceye göre; “Bir yönetici, Aslan gibi güçlü olmalı ve tuzaklardan kaçınmalıdır. Tilki gibi kurnaz olmalı ve Kurtlara yem olmamalıdır” pratik düşüncesiyle hareket etmelidir.

Tarih boyunca  “Haksızlıklara ve kötülüklere güzellemeler dizdiği” için hep eleştirilen Machiavelli ismi; “Machiavellist yada Makyavelizim” terimleriyle anıldı. Siyasette; negatif-olumsuz anlamlarda kullanılan etik olmayan, politik ve psikolojik olguları tasvir eden bir terimdir. Bu terimler; Hayatın gerçekliğinden uzak, hakikatte na-hak olan “amaç için her yolu mubah gören” politikacının tutumunu yansıtır. Nitekim devletleri yönetenlerin tıpkı ormanların kralı Aslan gibi güçlü ve akıl danışacağı kurnaz bir Tilkiyle birlikte hareket etmesi gerektiği siyaseten uygulanmıştır. Yani Machiavelli ahlaki değil, “çıkar temelli” bir politika önerir.

Son bir not:

Fars siyasetinde ise “Tilki” yerine daha çok; “Çakal” benzetmesi kullanılır. Zira Çakal, Kurt ile Tilki arasında bir noktada durur. Mesela Kurt avlanır. Yemini yerken Çakal; bu menüyü, sahip olduğu Tilkinin o küçücük aklıyla uzaktan uzağa-gizliden gizliye seyreder. Kurt, doyup çekilince, Çakal, geride kalan artıklarla karnını doyurur. Ki elbette bu yönüyle Tilki; Çakal’dan üstündür.

Bu yüzden Çakal, siyasal sembolizmde daha eleştirel ve aşağılayıcı bir metafordur.
Buna karşın Tilki’nin aklı, kendisine ait doğal hakkıdır. Çakal’ın kurnazlığı, başkasının emeğinden arta kalanı kapma refleksidir. Ezcümle: “Acaba” diyorum; “hayvanlar, bir nevi insanların aynası mıdır?”

 

Kaynak:

  • Niccoló Machiavelli “Prens’in Açıklanmış Sırları İle İktidâr” Hazırlayan: İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı Altuntaş, 2012.
  • Machıavelli (1993)“Prens” İtalyanca’dan çeviren Nazım Güvenç, Anahtar Kitabevi.
  • Görsel: Machiavelli’nin Prens’i: Etik ve Güç Arasındaki Çatışma | Kitap İncelemesi – Kitap ve Seyahat

 

 

Cemevi’nde Alevilik Dersleri: BAT Kadınlar Kurulu’ndan Önemli Buluşma

BAT Kadınlar Kurulu, dün Berlin’deki Cemevi’nde Alevilik Dersleri buluşması düzenledi. Etkinlikte, BAT ARU Koordinatörü Erdal Çağlar tarafından Alevilik Dersleri’nin tarihçesi ve Almanya’daki güncel durumu hakkında kapsamlı bir sunum gerçekleştirildi. Programa yoğun katılım sağlandı ve katılımcılar bilgilendirici içeriklere büyük ilgi gösterdi.

Çağlar, sunumunda Alevilik Dersleri’nin tarihsel gelişimini, Berlin’deki okullardaki uygulamaları ve Cemevi bünyesinde yürütülen çalışmaları güncel verilerle paylaştı. Derslerin okullara giriş süreci, hukuki ve kurumsal boyutları detaylı bir şekilde ele alındı.

Toplantı boyunca aileler, çocuk gelişimi, iletişim, davranış yönetimi ve toplumsal farkındalık konularında merak ettikleri soruları doğrudan yöneltme fırsatı buldu. Bu etkileşim, buluşmanın sadece bilgilendirici değil, aynı zamanda katılımcıların aktif rol aldığı bir platform olmasını sağladı.

Çok sayıda canın ilgi gösterdiği bu toplantı, pedagojik açıdan olduğu kadar yol erkânı bakımından da önemli bir fırsat sundu. Katılımcılar, Alevi inancının çocuklara aktarımında izlenecek yöntemler üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Etkinlik, toplumda birlik, dirlik ve yol bilincinin pekişmesine katkı sunan kıymetli bir hizmet olarak öne çıktı. BAT Kadınlar Kurulu, bu tür çalışmaların artarak devam edeceğinin altını çizdi.

Turan Eser Anma Etkinliği, Moselle AKM’de Duygusal Anlar Yaşattı

Moselle Alevi Kültür Merkezi (AKM), merhum Turan Eser’i anmak için anlamlı bir etkinlik düzenledi. Yoğun katılımın olduğu program, dostluk ve vefa duygularını pekiştirirken, Alevi kültürüne ve toplumsal hafızaya katkı sunan Eser’in anısını yaşatmayı amaçladı.

Etkinliğe, Moselle AKM Eşit Başkanları Oğuzhan Acer ve Ezgi Gül’ün yanı sıra, FUAF Eşit Başkanları Semra Ayyıldız ve Erhan Aydın, Turan Eser’in eşi Hatice Eser ve oğlu Oğuzcan Eser, Metz Belediye Başkan Yardımcısı Ferit Burhan ile Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (FUAF) önceki başkanları katılarak bu anlamlı günü onurlandırdı.

Programda, Eser’in Alevi kültürüne olan katkıları vurgulandı. Turan Eser’in öncülüğünde hazırlanan Aşık Veysel ve Hacı Bektaş Veli belgeselleri izleyicilere sunuldu. Bu belgeseller, Eser’in kültürel mirasa olan bağlılığını gözler önüne serdi ve katılımcılar arasında derin bir duygu birliği yarattı.

Etkinlik boyunca, Eser’i tanıyan dostları onunla ilgili anılarını paylaştı. Eser’in çalışkanlığı, inancı ve Alevi öğretisine duyduğu bağlılık, katılımcılar tarafından sevgi ve saygıyla anıldı. Etkinliğin sonunda, Turan Eser’in anısına lokma dağıtılarak program sona erdi.

AKM’de Alevi Kültürü İçin Yeni Bir Dönem: Yönetim Kurulu Görev Dağılımı Belli Oldu

15. Genel Kurul Toplantısı’nı 16 Kasım 2025 tarihinde gerçekleştiren Alevi Kültür Merkezi (AKM), yeni Yönetim Kurulu’nun görev dağılımını kamuoyuna duyurdu. Yeni dönemde, yönetimin hem kurumsal çalışmaları büyütmesi hem de yol erkânı temelinde hizmetleri güçlendirmesi hedefleniyor. AKM Yönetimi, ilk toplantı sonrası belirlenen görev dağılımıyla birlikte birlik, rızalık ve hizmet anlayışını ön plana çıkaracaklarını vurguladı.

Yeni Yönetim Kurulu’nda Başkan olarak Haydar Selami, Başkan Yardımcısı olarak Mahmut Aktan, Sekreter olarak Elena Kütük, Sekreter Yardımcısı olarak Emrah Yorulmaz, Sayman olarak Sevgi Akpınar ve Sayman Yardımcısı olarak Murat Akpınar görev alacak. Faaliyet Kolları Sorumlusu olarak ise Yeliz Karataş belirlendi.

Bina sorumlulukları Remzi Koçak, Yaşar Polat ve Gazi Polat’a verilirken, Sosyal Medya Sorumlusu olarak Özge Suslu görevlendirildi. İnanç Kurulu’nda da Ahmet Tatlıer’in görev alacağı duyuruldu. Bu süreçte, inanç çalışmalarının yol erkânı çerçevesinde sürdürülmesi ve cem hizmetlerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.

AKM Yönetim Kurulu, yeni yönetimle birlikte hizmetlerin daha da güçleneceğine inandıklarını belirterek, tüm canlara katkı ve destekleri için teşekkür etti. Açıklama, “Aşk ile” ifadeleriyle son buldu.

Alevi Kurumları’ndan ÇERAĞ’a Sert Tepki: “Amacından Saptı!”

Alevi kurumları, İstanbul Anadolu Yakası’nda oluşturulan ÇERAĞ platformunun kuruluş amacından saptığını belirtti. Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından yapılan ortak açıklamada, platformun imzacı kurumlar nezdinde yok hükmünde olduğu vurgulandı. Açıklamada, bazı bileşenlerin Alevi toplumunun rızalığı dışında hareket ettiği ve devletin Alevilik alanına yönelik kurumsal müdahaleleriyle ilişki geliştirdiği ifade edildi.

2018 yılında kurulan ÇERAĞ platformunun amacı, Alevi toplumunun hak mücadelesinde ortak hareket etmek ve kamu kurumlarıyla ilişkilerde ortak bir ses yaratmaktı. Ancak, son dönemde bazı kurumların bu amaca aykırı tutumlar sergilediği belirtildi. Özellikle, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na karşı yürütülen ortak mücadelenin yerini, bazı bileşenlerin bu kurumla gizli görüşmeler yapması aldı.

Açıklamada, bu tür gizli görüşmelerin Alevi toplumunun birlik ve dirliğini zedelediği vurgulanarak, bazı temsilcilerin kendi başlarına hareket ederek karar almaya başladıkları eleştirisi yapıldı. Alevilerin hak taleplerini kabul etmeyen, cemevlerini ibadethane olarak tanımayan ve devletle işbirliği içinde olan yapıların Aleviler açısından yok hükmünde olduğu ifade edildi.

Sonuç olarak, ÇERAĞ platformunun kuruluş amacına aykırı hareket etmesi nedeniyle görevini yitirdiği ve ortak açıklama imzalayan kurumlar nezdinde artık geçerliliğinin kalmadığı duyuruldu. Bu durum, Alevi toplumunun hak mücadelesindeki birlikteliği zedelememek adına son derece önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Suriye’de Alevilere yönelik katliam, Meclis önünde kınandı.

Ankara’da, Suriye’de Alevilere yönelik artan katliam haberlerine karşı protesto düzenlendi. Meclis Çankaya Kapısı önünde bir araya gelen Alevi kurumları, “Suriye’de insanlık katlediliyor” ve “Alevi halkı yalnız değildir” sloganları attı. Hatay, Adana, Mersin ve Ankara’dan katılanlar, iktidarı bu soykırıma son vermeye çağırdı.

Kurumlar adına açıklama yapan Sabahat Aslan, Suriye’deki soykırıma dikkat çekerek, AKP hükümetinin derhal harekete geçmesi gerektiğini ifade etti. Gazeteci Musa Özuğurlu ise, Alevilere yönelik sistematik bir katliamın sürdüğünü belirterek, Alevilerin yaşam haklarının yok edilmesine yönelik baskılara dikkat çekti.

Özuğurlu, Suriye’deki Alevilerin rejimle bağlantılı olmadığını vurguladı ve iktidarın bu durumu bildiğini, katliamların durdurulması için acilen harekete geçmesi gerektiğini belirtti. Gazeteci Güven Boğa, Alevilerin barışçıl bir halk olduğunu ve yok edilme çabalarına karşı direneceklerini ifade etti.

Protesto sırasında, Alevi toplumu olarak inanç özgürlüklerine ve eşit yurttaşlık haklarına vurgu yapıldı. Eylemciler, Suriye’de yaşananların sadece Alevilere değil, tüm insanlığa karşı bir tehdit olduğunu dile getirdi.

Alevilerin Mehmet Abisi Hakka Yürüdü

Alevi toplumunun sevilen emekçilerinden Mehmet Karaman, 29 Kasım 2025’te Almanya’nın Köln kentinde hakka yürüdü.

11 Eylül 1960 doğumlu Karaman, yaşamının bir bölümünü DEM TV ve IMC TV geçirdi.. Yayıncılığın görünmeyen yükünü omuzlayan Karaman, emeği ve dostluğuyla her zaman yol arkadaşlarının yanında oldu. Çalışkanlığı, sadeliği ve yol dostluğuyla onu tanıyan herkesin “Mehmet Abi”si oldu.

Mehmet Karaman, 3 Aralık 2025’te, kendi ata topraklarında Kürecik Kepez’de hakka uğurlanacak.

Ailesine, dostlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Devr-i daim olsun, toprak incitmesin.

 

Alevi Toplumu Nereye? ŞÜKRÜ YILDIZ

Özellikle son dönemde sosyal medya platformları üzerinden birbirine hakaret eden, birbirlerini aşağılayan, birbirlerini tanımayan ve birbirlerinin hukukuna saygı duymayan cümleler ile kelimelerin havada uçuştuğu bir dönemden geçiyoruz. Alevilerin birbirlerine karşı gösterdiği bu kadar tahammülsüzlüğü, başka gruplara, başka kesimlere ve kendilerine saldıranlara karşı aynı ciddiyetle örgütleyemediklerini ve aynı kararlılıkla üzerine gidemediklerini görüyoruz.

Alevi hareketinin en başarılı çalışmalarından bir tanesi deprem döneminde yaşandı. Biz tüm yayınlarımız kesip, kesintisiz 40 gün boyunca deprem özel yayınlar yaptık. Bu süreç içerisinde tüm alanları, tüm hareketleri ve Alevi kurumlarının yapmış olduğu tüm çalışmaları takip etmeye çalıştık. Depremin ilk haberi geldiğinde, devlet ya da yardım kuruluşları bölgeye ulaşamamışken Avrupa’dan –Fransa’dan, Almanya’dan– giden gençler herkesten önce deprem bölgesine ulaştılar ve ellerinden geldiği kadar orada bir can ve nefes olmaya çalıştılar. Bu durum, Alevi gençlerinin örgütlü refleksinin ne kadar güçlü olabileceğini de bir kez daha gösterdi.

Biz de bu dönem içerisinde Alevi hareketinin dayanışmacı ruhunu ve elindeki kısıtlı imkânların bile nasıl devreye sokulduğunu gördük. Depreme mağduru Alevilerin yanı başında kendi kurumlarını görmüş olması büyük bir dayanışma, büyük bir birliktelik ruhu ve büyük bir güven yarattı. MARDEF’in çalışmaları, FEDA’nın çalışmaları, Alevi Birlikleri Federasyonu’nun ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun yürüttüğü çalışmalar ile tek tek derneklerimizin yaptığı çalışmalar, örgütlülüğe ne kadar ihtiyaç duyduğumuzun ve bunun vazgeçilmez olduğunun açık bir resmi olarak önümüze koydu.

Ama ne yazık ki son dönemlerde bunun üzerinden yürütülen tartışmalar, bu çalışmaların gölgesinde verilen iktidar kavgaları ve iktidardakilerin kendi alanlarını koruma sevdaları, Alevi toplumuna daha derin bir acı yaşatıyor. Sizin umudunuzu bağladığınız, geleceğe dair bir şeyler yapmasını beklediğiniz kişilerin sosyal medyanın en dibinde birbirlerine laf yetiştirdiklerini ve Alevi değerlerini hiçe saydıklarını rahatlıkla görebiliyoruz. Bu da toplumda büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Eskiden beri Alevi hareketi içerisinde böyle tartışmalar olurdu. Bir dönemler –yanlış hatırlamıyorsam 90’ların sonları, 2000’lerin başı– AABF içerisinde yine tartışmalar yaşanmıştı. Zülfikar Yalçıkkaya o dönemlerde, sosyal medya yokken, fakslarla tüm derneklere ve medyaya açıklamalar gönderirdi. Yöneticilerin ekonomik çıkar sağladığına dair eleştiriler yapılırdı. Bu eleştirilerin muhataplarından biri de Turgut Öker’di. Tartışmalar üzerine toplantılar, paneller bile yapılmıştı.

Teknolojinin pahalı olduğu dönemlerde alınan küçük bir cihaz bile büyük tartışmalara neden olurdu. A3-A6 formatında baskı yapan pahalı bir makinenin alınması günlerce kavga konusu olmuştu. Kimisi bunun dinleme cihazı olduğunu iddia eder, kimisi ise verilen paranın akıbetini sorgulardı. Sonra Mozaik şirketi kuruldu, ticaretten anlamayan bir topluluk bu işi yürütemedi ve şirket battı. Yine aynı şekilde “kim yedi, ne yapıldı” tartışmaları sürdü.

Maraş’ta ve Terolar’da insanlar direnişe geçmişken, direnişin kendisi ve sonuçları konuşulacağına yardımların nereye gittiği üzerinden kavgalar yürütülüyordu. Alevi hareketi içerisinde olmaması gereken bu tartışmalar, olsa bile bu boyutuyla gündeme getirilmesi sadece birilerini dövmek için zaaf ve yanlışların kullanılması anlamına geliyor, bu da Alevi toplumuna hiçbir şey kazandırmadı ve kazandırmaz.

Hem bu iddiaların sahiplerinin hem de karşısında duranların durumu ciddiyetle ele alması gerekiyor. Bu öyle sokakta harcanacak veya Alevi toplumunun değerlerinin herhangi bir gerekçeyle kullanılacağı bir konu değildir. Bu kurumlar Alevilerin emekleriyle, gözyaşlarıyla yaratılmış kurumlardır, Madımak ve Gazi katliamlarının ardından oluşmuş kurumlardır. Dolayısıyla bu kurumlara daha ciddi yaklaşmak ve yaptıklarını daha ciddi değerlendirmek gerekir.

Alevi kurumlarında yürütülmesi gereken tartışma, “kim ne yedi, ne içti” değil, “Alevi toplumu için neyi örgütleyebildik, neyi örgütleyemedik?” tartışmasıdır. Bugün yürütülmesi gereken en temel meselelerden biri Suriye’de yürütülen katliamdır. Bu katliam karşısında Alevi örgütleri çaresiz kalmış ve beceriksizce hareket etmektedir. Tartışılması gereken budur. Bu katliam karşısında nasıl bir örgütlenme mümkündür? Hangi adımlar atılmalıdır?

Bizim konuşmamız gereken, Türkiye’de çocuklarımızın maruz kaldığı asimilasyon iken, biz bambaşka tartışmalarla oyalanıyoruz. Devlet tarafından kurulan Cem Evi Başkanlığı gibi oluşumların, gelecekte Alevi kurumlarını nasıl etkileyeceği ortadayken, biz bunun karşısında irade oluşturamazken kendi içimizdeki kavgaları merkeze yerleştiriyoruz.

Türkiye’nin geleceğinin tartışıldığı, “yeni yüzyıl” diye ifade edilen bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte Alevilerin esamesi okunmuyor. Bizimkiler ise “sen misin beni temsil eden, ben miyim seni temsil eden” kavgasında. Kusura bakmayın, devlet nezdinde, iktidar nezdinde ve gelecek yüzyıl tartışmalarında hiçbirimiz temsilci olarak görülmüyoruz. Alevilerin geleceğe dair beklentileri kimse tarafından konuşulmuyor.

Herkes gibi Aleviler de geleceğe dair beklentilerini güçlü biçimde ortaya koymalıdır. Bugün toplumsal işbirliğine baktığınızda, kendini ifade etmekte en zorlanan topluluklardan biri Alevilerdir. İktidar medyası yüzlerce televizyon ve dergi ile üzerimize baskı kurarken, muhalefet adı altında bizleri birileri avlarken, biz sanki bu baskı yetmiyormuş gibi kendi aramızda da “kim kiminçisi, kim hangi partiden” tartışmasına giriyoruz.

Alevilerin geleceğe dair umutlarını bu kavgalarla, bu çekişmelerle tüketmeyin. Alevi hareketi zaten zor ayakta duruyor. Bu yapıları daha güçlü kılmanın yolunu ve birlikte yürüyebileceğimiz yolları bulmamız gerekiyor. Ama ısrarla çatışmanın örgütlendirildiği, gerginliğin yükseltildiği ve birlikte hareket etme kültürünün yok edildiği bir sürece tanıklık etmek istemiyoruz.

Alevi hareketinin en zor dönemlerinde bile toplumdan bu kadar uzaklaşılmamıştı, tabandan bu kadar kopulmamıştı, Alevilik değerlerine bu kadar yabancılaşılmamıştı.

Bu nedenle tüm sorunlarımızı çözecek bir Alevi bakış açısının hepimizde egemen olması gerekir. Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Alevilerin sorunlarını çözmek konusunda izlediğimiz yolların farklı olması bizi ayrıştırma gerekçesi haline getirmemelidir. Biz bu farklılıklarımızla zenginiz, bu farklılıklarımızla güçlüyüz. Aksi halde Yezid’in sofrasındaki, Muaviye’nin sofrasındaki insanlara dönüşürüz.

Bu nedenle herkesin kendine bir kez daha aynayı tutması ve “Benim çıkarım mı, yoksa toplumun çıkarı mı?” sorusunu vicdanıyla cevaplaması gerekiyor.

Alevi Pirleri ile Semavi Dinlerin Ruhani Önderleri Arasındaki Fark KENAN KÜÇÜK

Semavi dinlerde ibadetler, haham, papaz veya imam gibi ruhani önderler aracılığıyla yürütülür. Bu görevliler, kutsal kitaplara ve yazılı kurallara dayanır, ibadetin biçimini ve anlamını belirler. Bireyin rızası çoğu zaman sorulmaz, ibadet topluca ve kurallar çerçevesinde yapılır. Alevilik ise bu yapıdan tamamen farklıdır. Pir, gönülden ve rızalık temelinde rehberlik eder, hizmeti, sorumluluk bilinci ve Hakikat arayışıyla yürütür. Pir, Yol’un sahibi değildir; Yol’a canların rızasıyla hizmet eder. Semavi dinlerde otorite merkezden gelirken, Alevilikte rehberlik gönülden, Hakikat’ten ve yaşam deneyiminden doğar.

Aleviliğin erkanları ve ritüelleri, öbür dünyada cennete gitmek için değil, bu dünyada barışı, kardeşliği, adaleti ve doğayla, canlılarla uyum içinde yaşamayı sağlamak için uygulanır. Cemler, ziyaretler ve doğayla kurulan ritüeller, sadece ibadet değil, Yol’un öğretilerini ve Pir’in rehberliğini deneyimlemenin yollarıdır. Dağlar, nehirler, ağaçlar ve kutsal mekanlar, Hakikati hissedebildiğimiz ve rızalıkla yaklaştığımız alanlardır. Semavi dinlerde ibadetler daha çok ritüel ve kurallara dayanır, Alevilikte ise yaşamın kendisi rehberdir.

Alevilik, başkasını taklit ederek değil, kendi özünü, kendi değerlerini ve kendi erkanını yaşayarak anlam kazanır. Başka bir inancın ritüelleriyle kendini örtmek, takiyeye başvurmak, kişinin hem Yol’dan hem de kendi özünden uzaklaşmasına yol açar. Pir, talibini Hakikate yönlendirir; ama bu yönlendirme gönül ve rızalık temelindedir. Alevi Yol’u, bireyin özgür iradesi ve sorumluluğu ile yaşanır, taklit veya dışarıdan kopya ile değil.

Alevilikte iyi insan olmanın ölçüsü yalnızca ibadet değildir, yaşamın tamamı bir bütün olarak değerlendirilir. İyiyi, güzeli, adaleti ve barışı yaşatmak, insanları incitmemek, doğayı hor görmemek, canlıya kıymamak ve dünyayı daha yaşanır hale getirmek Yol’un temel amaçlarındandır. Semavi dinlerde ibadet çoğunlukla öbür dünyaya yönelik düzenlerken, Alevilik bu dünyada Hakikati yaşamak için erkan ve ibadeti uygular. Bu bağlamda Alevilik, çağa uyum sağlayan, sorgulamayı ve sorgulanmayı kabul eden özgür bir inançtır.

Cem erkanı gönül birliği ve rızalık temelinde yürür. Pir, ceme başlamadan önce tüm taliplerden rızalık alır, kadın, erkek, zengin veya fakir fark etmez, herkes eşittir. Küskünler ve dargınlar, gönül birliği oluşmadan aynı meydana oturamaz. Semavi dinlerde ibadetin katılımı bireyin hazır olmasına bağlı olsa da, ibadet biçimi ve yönetimi merkezi otoriteye bağlıdır. Alevilikte ise erkan, gönül ve rızalık ile yaşanır, bu, Yol’un adalet ve barış anlayışının temelidir.

Aleviliğin özgünlüğü, başkalarını taklit etmeden, kendi nefesini, kendi erkanını, Pir’in rehberliğini ve kendi Hakikat arayışını yaşamasında ortaya çıkar. Takiyeye başvurmak veya kendini farklı göstermek, kişinin hem Yol’dan hem de kendi özünden uzaklaşmasına neden olur. Semavi dinler, bireyi belirlenmiş kurallara uymaya yönlendirirken; Alevilik bireyin Hakikat arayışını, özgürlüğünü ve sorumluluğunu yaşamasına izin verir.

Alevilik, çağın gereklerine uygun olarak değişimi, yeniliği, sorgulamayı ve sorgulanmayı kabul eder. Katı dogmalara bağlı kalmaz, yaşam içinde olgunlaşmayı ve Hakikati aramayı esas alır. Semavi dinlerde dogmalar sabittir ve değişmez; Alevilik ise değişime ve yenilenmeye açıktır, çağın koşullarına göre Yol’u yorumlar.

Tüm dinler kendi içinde değerlidir, herkes kendi inancını özgürce yaşayabilir. Alevilik ise hiçbir dine bağlı değildir. Kendi özgün inancı, dünya görüşü ve erkan anlayışıyla varlığını sürdürür. İnsan, doğa, rızalık, adalet ve Hakikat, Alevi Yol’unun merkezindedir. Her can bu yolculukta bir tercih yapmak zorundadır: Ya Alevi olmanın sorumluluğunu üstlenir, Yol’un erkanını ve Hakikatini yaşar, ya da görmek istediği inancın içinde yolunu seçer.

Bu tercih kimseyi küçültmez, kimseye üstünlük kazandırmaz. Önemli olan, kişinin kendine ve yaşadığı inanca karşı dürüst olmasıdır. Hakikat, ancak özüne sadık olanda tecelli eder, takiyede değil. Yol, özgürlükle, sorgulamayla ve yaşamın içinde Hakikati aramakla yürünür.
Hakikat delilinin ışığı, özüne sadık kalanda parlar, takiyede değil.

alevi haber ağı